Erdoğan’dan “Kılıçdaroğlu” Yorumu: İnşallah Kendisine Gereken Koltuğu Vereceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Altı parti bir araya gelip güya seçim ittifakı kurdular. Amaç neydi, seçim ittifakının gereği olarak Cumhurbaşkanı adayını belirlemek ve milletvekili listelerinde çerçeve çizmek. Cumhurbaşkanı adayı dediğiniz kişi millete karşı söyleyecek sözü olan kişidir. Ben bir tane Başkan Yardımcısı atadığımda ‘nasıl yönetilecek’ demişti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Altılı Masa’nın etrafında toplananlara bir şeyler dağıtılacak. Yeteri sayıda başkan yardımcısı olması lazım. Zannediyor ki benim milletim gafil, bu asil millet bunları unutmaz gereğinin cevabını 14 Mayıs’ta verir.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Altılı koalisyon aylar boyunca Cumhurbaşkanı adayını belirleyemeden toplanır dağılırken, ‘Yıpranmasın diye açıklamıyoruz’ dediler. Bu toplantılarda öyle bir kavga çıktı ki demokrasi tarihimizde eşi benzeri yok. Nedeni ve nasılı bizi ilgilendirmeyen bu rezil kavganın ardından CHP’nin iki büyükşehir belediye başkanını da işin içine katarak zar zor adaylarını ilan ettiler.

Sonunda Bay Bay Kemal birilerini öne sürmek, arkasına saklanmak yerine karşımıza çıkacak, bizimle er meydanında yarışacak cesareti gösterdi. 14 Mayıs’a kadar altılı koalisyonun adayıyla demokratik şekilde yarışacak inşallah kendisine gereken koltuğu vereceğiz.” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Bu sabah Şanlıurfa ve Adıyaman’da yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Bakanlarımız, ekiplerimiz çalışmaları koordine etmektedir. Rabbim beterinden korusun. Türkiye 6 Şubat sabahına son bir asrın en büyük felaketiyle uyandı.

Türkiye 6 Şubat sabahına son bir asrın en büyük felaketiyle uyandı. Devlet ve millet olarak felaket haberini alır almaz deprem bölgesine koştuk.

Bakanlarımız felaketten birkaç saat sonra depremin vurduğu şehirlere ulaşarak çalışmaları koordine etmeye başladı.

AFAD’dan madencilere kadar ülkemizdeki tüm arama-kurtarma ekiplerini, 90 ülkeden gelen arama-kurtarma ekiplerini, belediyelerimizi, askerlerimizi, polislerimizi, jandarmamızı, bekçilerimizi, gönüllülerimizi ihtiyaç duyulacak kim varsa bölgeye yönlendirdik.

35 bini aşkın personeli bölgeye yönlendirdik. Her sınıftan 18 bin iş makinesiyle on binlerce kamyon ve TIR’la her türlü malzemesiyle ülkemizin ve milletimizin tüm imkânlarını seferber ettik.

Ancak yıkım öylesine büyüktü ki her binaya tek arama-kurtarma personeli göndersek hepsine yetişmek mümkün değildi.

Türkiye bu depremde dünyada bugüne kadar görülen en büyük arama-kurtarma ekibini bir araya getirmiştir.

Buna rağmen yıkıntılar altında kalan vatandaşlarımız ve yakınları serzenişlerinde sonuna kadar haklıdır. Acılarını yürekten paylaşıyor, kollarımızı ve kalbimizi kendilerine açıyoruz.

Bize düşen acıları paylaşmak, maddi kayıpların telafisini yapmaktır. Depremzede vatandaşlarımız da yeni bir gelecek kurma çalışmalarında yanımızda yer almaktadır.
Bu sevginin hakkını verecek, insanlarımıza mahcup olmayacağız.

Hep beraber Türkiye Yüzyılı’nın inşasını sürdüreceğiz. Ölenleri geri getirmek elimizde değil. Geride kalan vatandaşlarımızı hayata bağlamak için yapılacakların yapılmasının gayretindeyiz.

14 milyon insanımızın gıda ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak için hızlı ve etkin bir koordinasyon kurduk. Milletimiz asrın dayanışmasını gösterdi. Kurduğumuz tahliye köprüleri ve kendi imkanlarıyla 3 milyonu aşkın insanımız bölge dışına gitti.

Otelleri, misafirhaneleri, yurtları, boş evleri bu depremzedelerin barınmaları için hizmete açtık. Deprem bölgesinde kalan 2,4 milyon insanımıza da 433 bin çadırda ve kısa sürede sayıları 100 bine çıkacak konteynerlerde barınma imkanı sağladık.

Depremde hasar gören yol, su, elektrik, haberleşme altyapısını kısa sürede hizmet verebilir hale getirdik. Yolları trafiğe açık tutarak yardımların gelişini ve depremzedelerin tahliyesini kolaylaştırdık.

Bir hususun altını çizmek isterim. Geçtiğimiz günlerde deprem bölgesinde yaşarken, başka illere taşınan ve nüfus kayıtlarını oraya aldıran vatandaşlarımız için bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınladık.

Adres kayıtlarını gittikleri yerlere aldıran vatandaşlarımızın depremle ilgili haklarında kayba uğramayacaklarını güvence altına aldık. Oy kullanabilmeleri için ikamet kayıtlarını oraya aldırmaları gerekiyor.

Yıkılan şehirlerimizi 1 yıl içinde ayağa kaldırma sözümüz var. 1 yıl için de 391 bin konut, toplamda da 650 bin konut yaparak hak sahiplerine teslim etmeyi planlıyoruz.

Van, Bingöl, Elazığ, Malatya, İzmir depremlerinde, Bartın, Kastamonu, Giresun sel felaketlerinde bu konutları sahiplerine veren bir iktidarız.

Zemini sağlam yerlerde kuracağız yerleşim yerlerinin yanında tarihi ve kültürel dokuyu koruma altına alacak şekilde planlama yapıyoruz.

Şu anda kazmalar vuruldu, inşaatlar başladı. TOKİ’nin kurumsal birikimi ve inşaat sektörünün kapasitesi konutları yapmaya fazlasıyla yeterli.

20 yılda hizmete sunduğumuz 1 milyon 180 bin toplu konut ve 3,3 milyon kentsel dönüşüm projesi sözümüzü tutacağımızın teminatıdır.

Biz kentsel dönüşümden bahsediyoruz, ama siz kendinizi rantsal dönüşüm olarak tanımlıyorsunuz o ayrı konu.

Biz kendimizi asla ortada dolaşıp sadece konuşan, ezberlerini, kinleri tekrarlayan deprem turistleriyle kıyaslayamayız. İlk günden beri gündemimiz deprem yaralarının sarılması olacak diyoruz.

Birileri bu sözü yanlış anlamış. Biz Hatay’ıyla, Kahramanmaraş’ıyla, Malatya’sıyla deprem bölgesine insanlarımızla dertleşmeye, çalışmaları takibe, gereken talimatları vermeye gideriz. Bundan sonra da il ve ilçeleri ziyaret edecek, yapılan her işi yerinde göreceğiz.

Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’na tepki

Biz deprem bölgesine insanlarımızla dertleşmeye, tespitlerimiz doğrultusunda gereken talimatları vermeye gideriz. Bundan sonra da atılan her adımı bizzat yerinde görecek, depremzedelerle buluşmayı sürdüreceğiz.

Bu zatın seçim kampanyasını deprem yıkıntıları önünde yapmasını bir kenara bırakalım, gece gündüz orada çalışan bakanlarımıza, valilerimize iftira atmasına ne diyeceğiz. Yarısı yalan yarısı yanlış bir konuşma depremde evi yıkılan hangi kardeşimizin yüreğini rahatlatır?

Bu zatın söylediği yalanlar defalarca yüzüne vuruldu. Depremin sorumlusu kim sorusunu sorabilecek kadar hayattan kopuk birisine ne desek boş.

Bunların derdi ne bu ülke ne bu millet. Biz bir yılda şehirlerimizi ayağa kaldırmanın derdindeyiz. Tek başına bu tablo bile kimin nerede durduğunu göstermeye yeterlidir.

Bunların her işi aynı. Bir yıl önce 6 parti bir araya gelip seçim ittifakı kurdular. Toplandılar dağıldılar… Amaç seçim ittifakının gereği olarak aday belirlemek ve milletvekili listelerindeki işbirliğinin çerçevesini çizmek.

Seçim takvimi başlayınca cumhurbaşkanı adayı dediğiniz kişi millete karşı söyleyeceği olan kişidir. Kaç yardımcın olacak diye soruyorlar?

Ben bir tane başkan yardımcısı atadığımda ülke nasıl yönetilecek demişti. Birden 1500’e kadar başkan yardımcısı atanabilirmiş. Altılı masanın etrafında toplananlara bir şeyler dağıtılacak. Yeteri kadar başkan yardımcısı olması lazım.

Türkiye gibi pek çok gündemi olan bir ülkede bu sözün iki aya sığdırılması mümkün değil. Altılı masa toplanıp dağılırken yıpranmasın diye açıklamıyoruz dediler. Şimdi yardımcısını da yıpranmasın diye açıklamıyorlar. Topu taca atacak yer kalmayınca bu isimleri açıklamak için bir araya gelecekler.

Bu toplantıda öyle bir kavga çıktı ki masanın altı üstüne geldi. Biri masadan kalktı, sonra tekrar oturdu veya oturtuldu.

Yapılan tehditlerin çetelesini tutanlar epeyce kalın bir dosya sahibi olmuşlardır. Bu rezil kavganın ardından CHP’nin iki büyükşehir belediye başkanını da işin içine katarak zar zor adaylarını ilan ettiler.

Erkenden açıklansa pek bir yıpranacak bir isim çıktı. Sonunda birilerinin arkasına çıkmak yerine er meydanına çıkma cesaretini gösterdi.

Demokratik bir şekilde yarışarak kendisine gereken koltuğu vereceğiz. EYT’lilerle ilgili kanunu çıkardık. Siyasette gerek yok ise de bu durum kendisine örnek olur diye düşünüyorum.

Türkiye’nin otomobili Togg. Ne diyordu? Fabrika yerinde. Türkiye’nin otomobili Togg yarından itibaren ön sipariş almaya başlıyor.

Yarın Türk Devletleri Teşkilatı toplantısını Ankara’da yapıyoruz. Cuma günü Finlandiya Cumhurbaşkanı geliyor, cumartesi Çanakkale’deyiz.

Deprem bölgesindeki imar ve ihya faaliyetlerini sürdürürken, 500 bin toplu konut, 50 bin işyeri projelerimizin kura çekimleri devam ediyor. Plan ve programdan sapmaya mahal vermiyoruz.

Gençlerimizin heyecanları ve umutları vizyonumuzun, programlarımızın ana taşıyıcısıdır. Hak, hakkaniyet ölçüleri içinde maddi kalkınmayı manevi ruhla teçhiz ederek hedeflerimize ulaşacağız.

Tüm kardeşlerimden 14 Mayıs’a kadar çalışmalarını bekliyorum. Herhangi bir kazaya asla meydan veremeyiz.

Önümüz Ramazan. Bu mübarek ayı hem bereket hem feyzinden istifade edeceğimiz hem de 85 milyon insanımızla gönül köprülerini güçlendireceğiz.

14 Mayıs’a birileri Necip Fazıl’a enteresan yakıştırmalar yapıyor. 14 Mayıs’a o veciz ifadesiyle pekleşerek, kenetlenerek hazırlanacağız.”

Paylaşın

HDP Bir Kez Daha AYM’ye Başvurdu: Savunma Seçim Sonrasına Bırakılsın

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, parti hakkında açılan kapatma davasının seçim sonrasına ertelenmesi talebini bir kez daha Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) iletti.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde açtığı davada yargılama süreci, 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabul edilmesiyle başlamıştı. AYM, HDP’nin sözlü savunması için önce 14 Mart tarihini kararlaştırmış, partinin 3 aylık erteleme talebini kabul etmeyerek, savunma tarihini 11 Nisan’a ertelemişti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’nun hazırladığı ve AYM’ye sunulan dilekçede, esasa ilişkin sözlü savunma için verilen 11 Nisan tarihinin seçim çalışmaları açısından en kritik tarihlerden biri olduğu belirtildi.

“Sözlü savunma yapacak eş genel başkanların da seçim çalışmaları kapsamında sahada olacakları yoğun seçim gündeminde, eş genel başkanlar ve onlara destek sunacak parti kurullarının ve uzmanların seçim gündeminden alıkonarak savunmaya odaklanmasının müvekkil parti aleyhine sonuç doğuracağı” ifade edildi.

Davanın seçim sonrasına bırakılması talebi “seçimlere müdahale edilemeyeceğine” ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuata ve bu konuda verilen kararlara dayandırıldı.

AYM’nin seçimlerin Anayasada tarif edildiği üzere; özgür ve eşit rekabet koşullarına uygun bir ortamda yapılmasına hakemlik yapması gerektiğine işaret edilen dilekçede sözlü savunma tarihinin ve kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması talep edildi.

Serbest seçim ilkesi vurgusu

Dilekçede şu ifadelere yer verildi: “YSK’nın açıkladığı seçim takvimi uyarınca aday listelerinin YSK’ya sunulması 9 Nisan 2023’e, listelerin kesinleşmesi de 19 Nisan 2023 tarihine denk gelmektedir. Dolayısıyla listelerin sunulması ve kesinleşmesinden sonra kapatma riski ve tehdidi müvekkil parti için telafisi güç ve mümkün olmayan sonuçlar yaratacaktır. Nitekim listeler kesinleştikten sonra muhtemel bir kapatma kararı verilmesi halinde parti bir bütün olarak seçimlere girmekten men edilmiş, bir bütün olarak milletvekili adaylarının seçilme hakkı ellerinden alınmış olacaktır.

Böylesi ağır tablo sadece parti için değil, aynı zamanda milyonlarca yurttaşın iradesinin parlamentoya yansımaması gibi demokrasi için ağır sonuçlara da yol açacaktır. Müvekkil partiyi ‘kırk katır mı, kırk satır mı’ şeklinde formüle edilebilecek ikilemde tercih yapmaya zorlamak hukuki güvenlik ve serbest ve yarışmacı seçim ilkelerini de ortadan kaldıracaktır.

Müvekkil parti aleyhine açılan kapatma davasının da parti temsilcileri (eş genel başkanları) tarafından 11 Nisan 2023’te yapılması kararlaştırılan sözlü savunmanın tarihinin 14 Mayıs 2023’te yapılacak seçimlerden sonraki bir tarihe ertelenmesini ve talebimizin temel gerekçesi olan seçim tarihi de gözetilerek mümkün olan en kısa zamanda karara bağlanarak tarafımıza tebliğine karar verilmesini talep ederiz.”

Paylaşın

Akşener’den Cumhur İttifakı’na “HÜDA PAR Ve Yeniden Refah” Tepkisi

Cumhur İttifakı’nın HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi ile görüşmelerine tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, “Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Sayın Erdoğan’ın, seçim beyannamesinde artık; Türkiye’nin, Şeyh Said isyanları nedeniyle, özür dilemesi, tazminat ödemesi var. Özerklik ve federasyon var. Anayasa’nın, ilk 4 maddesinin, değiştirilebileceği var. Andımızı zaten kaldırmışlardı ama, mesela artık; ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazılarının silinmesi de var” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Mesela; kadınlara ‘fıtratlarına’ göre, yaşama zorunluluğu var. Kadınlara zulüm var. Kadına yönelik şiddetin, önünün açılması var. Mesela; Cumhuriyet değerlerimize saldırı var, çok ulusluluk var, paralel eğitim kurumları var. Ez cümle, bu ülkenin birliğine, bekasına ve istikbaline yönelik, koskoca bir tehdit var. Bu vesileyle, uzunca bir süredir, elinde, vatanseverlik mezurasıyla, ortalıkta gezen arkadaşların, bu son gelişmeler karşısındaki, ibretlik sessizliklerini, tarihe not ediyor; Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın, ezber bozan, bu yeni vaatlerini, Büyük Türk Milleti’nin, takdirine sunuyorum”

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesine değinen Akşener “Bengisu’nun, Banuçiçek’in, Ayşe’nin gözyaşlarının hesabını sormazsam; haklarını aramazsam; Sinan Ateş’i unutursam, unutturursam; milletim bana hakkını, helal etmesin” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Bildiğiniz üzere dün, Tıp Bayramı’nı kutladık. Bundan tam, 104 yıl önce; 19 yaşındaki Hikmet Boran’ın ve tıbbiyelilerin, Millî Mücadelemize olan, inançlarını kutladık. Vatanımız için verdikleri, şanlı mücadeleyi kutladık.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den yükselen, o büyük cesareti kutladık. 14 Mart; Vatan sevgisini, sözle değil; görevlerini en iyi şekilde yaparak gösteren, tıbbiyelilerin bayramıdır.

Bu vesileyle; Kendini, vatanına ve milletine adayarak, ülkemizin bağımsızlık ateşini büyüten, Tıbbiyeli Hikmet’in, göğe kaldırdığı bayrağı, bugün devralan, tüm hekimlerimizin, 14 Mart Tıp Bayramı’nı, yürekten kutluyorum. İyi ki varsınız! İyi ki buradasınız!

Pandemide, yaklaşık 100’ü doktor olmak üzere, 600’ün üzerinde sağlık çalışanımız, hayatını kaybetti.

Ayrıca, son yıllarda kışkırtılarak, azdırılan, sağlıkta şiddet eğilimi nedeniyle, görevleri başında saldırıya uğradılar, öldürüldüler.

Ülkemizi derinden yaralayan, 6 Şubat depremlerinde ise, 94’ü doktor, 448 sağlık çalışanımızı kaybettik. 528 sağlık çalışanımız ise yaralandı.

Onlara reva görülen, tüm zorluklara rağmen, depremden sonra bile, görev yerlerini terk etmeyen; ülkemizin her şehrinden, tüm engellemelere rağmen, deprem bölgesine, vatan sevgisiyle koşan; doktorlarımızın ve sağlık çalışanı kardeşlerimizin, özellikle bu zor süreçteki çalışmalarını, takdirle izledik.

Her ne kadar, iktidarın başı ve liyakatsiz ekibi, onların, bu büyük fedakârlıklarına karşı, büyük bir vefasızlık göstermeye, devam etse de; bu kötülüğün, artık sonuna geliyoruz.

Çünkü, o sene bu sene! 15 Mayıs’ta, “giderlerse gitsinler” diyenler çekip gidecek; doktorlarımız ise, baş tacı olarak kalacak.

Biz, sağlık ordumuzu ve sağlık mücadelemizi, memleketi yönetmekten aciz kadroların insafına, terk etmeyecek kadar, değerli görüyoruz. Bu kötü günler, elbette geçecek.

15 Mayıs’tan itibaren, mesleğinizi, hak ettiğiniz koşullarda yapacaksınız. Ayaklar altına alınmaya çalışılan itibarınızı yükseltecek, çalışma şartlarınızı, en yüksek seviyeye ulaştıracağız. Önlüğünüzün beyazına, asla ama asla, çamur bulaştırmayacağız. Hiç merak etmeyin. Çok az kaldı.

Sinan Ateş tepkisi

Adaleti kör, vicdanı sağır, kalbi taştan bu düzende; susanlardan olursam, sinenlerden olursam, korkanlardan olursam, milletim bana, hakkını, helal etmesin!

Bir yiğidin peşine, bin namussuz takılmışken; bir eşin yüreğine, ateşler düşmüşken; bir çocuğun yüzüne, hasret acısı vurmuşken; göz yumanlardan olursam, milletim bana hakkını, helal etmesin!

Bengisu’nun, Banuçiçek’in, Ayşe’nin gözyaşlarının hesabını sormazsam; haklarını aramazsam; Sinan Ateş’i unutursam, unutturursam; milletim bana hakkını, helal etmesin!

Bak Sayın Erdoğan; hani, göz göre göre yaptığın, her hatanda, her beceriksizliğinde, her iş bilmezliğinde çıkıp çıkıp, milletimizden, helallik istiyorsun ya…

İşte sana fırsat. İki güzel çocuğun, bir acılı annenin, ve yüreği yaralı bir milletin, helalliğini alma fırsatı… Hadi bakalım, Sayın Erdoğan. Ayşe Ateş kızımıza, söz veren sen değil miydin?

‘Ben bu işin peşine düşeceğim’ diyen, sen değil miydin? Bengisu’ya, Banuçiçek’e, söz veren sen değil miydin? Sözünden dönmek mertliğe sığar mı? Hani milletin adamıydın?

Hani cumhurun reisiydin? Haydi bakalım. O makamın, kendi kendine taktığın, o sıfatların, hakkını ver de, görelim bakalım.

Ama veremezsin. O sözleri tutamazsın. Çünkü her şey ortada. Gün ortasında, başkentin göbeğinde işlenen, bu cinayetin üstünden, tam, 3 buçuk ay geçti. Adalet, hâlâ yerini bulmadı. Açılan dava, bir milim bile ilerlemedi.

Suçluların gözaltına alınacağı yerde; adalet gözaltına alındı. Suçlulara kelepçe takılacağı yerde adalete kelepçe takıldı. Cinayetin failleri yakalandı.

Ama ona yardım ve yataklık edenler, serbest bırakıldı. Telefon kayıtlarında, tüm ilişki ağı ortaya döküldü. Katiller yakalandı. Ama emri verenler, serbest kaldı.

Sayın Erdoğan; arkandan dönen dümenler karşısında; bu kadar kifayetsiz olma! Adaleti gölgeleyenlere karşısında, bu kadar basiretsiz olma!

Mafyalar, simsarlar, uyuşturucu kaçakçıları karşısında; bu kadar aciz olma! Sen bu memleketin Cumhurbaşkanısın. Korkma! Bu cinayetin, asıl sorumluları kim, açıkla.

Bu suikastın planlayıcıları kim, açıkla. Sinan Ateş’in esas katilleri kim, açıkla. Eğer ki, bu milletten, gerçekten de helallik almak istiyorsan; bu kanı, yerde bırakma.

Bu haksızlığa, boyun eğme! Bu vicdansızlığa, sahip çıkma! Ben, adalet yerini bulana kadar, her konuşmamda, sana bu çağrıyı yapacağım.

Her konuşmamda, sözümü tutacağım. Her konuşmamda, sana, Sinan Ateş’i hatırlatacağım. And olsun, şart olsun ki; Sinan Ateş’i unutmayacağız, unutturmayacağız.

Çevrilmek istenen dümenleri, kabullenmeyeceğiz. Alçakların, elini kolunu sallayarak gezmesine, izin vermeyeceğiz. Gerçekler ortaya çıkana kadar, bu cinayetin, peşinde olacağız.

Buradan açıkça ilan ediyorum; Bugün, iktidarın başı, zafiyet içinde olabilir. Bugün, düzen, zalimlere hizmet ediyor da olabilir.

Bugün, Sinan Başkan’ın canına kıyanların, keyfi yerinde bile olabilir. Ama; bu alçaklıkta, eli olan, kolu olan, rızası olan, kim varsa, asla unutmasın ki; mayıslar bizimdir.

HÜDA PART açıklaması

AK Parti iktidarı ve bay kriz son dönemde, çok enteresan seçim manevraları yapmaya başladı. Kaybetme korkusuna kapıldıklarından olsa gerek, artık iyice saçmalıyorlar. Panik içerisinde, bir o yana, bir bu yana, savruluyorlar.

Ve her savrulmada, ilkesizliklerini, gözler önüne seriyorlar. Hatırlayın; 2019’da da tekrarlanan İstanbul seçimlerinin hemen öncesinde, benzer işlere girişmişlerdi. Seçim kazanmak için bula bula, terörist başına, sekreterlik yapmayı bulmuşlardı. Ama sonra ne oldu? İstanbul’u kaybettiler…

Biliyorsunuz; bekâmızın, sözüm ona, yılmaz savunucusu olan, Cumhur İttifakı’na, yeni üyeler katılıyor…. Ne diyelim, hayırlı uğurlu olsun. Allah tamamına erdirsin…

Bu yeni birliktelikler sonrasında, Sayın Erdoğan ve Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın seçim beyannamesine de artık, bazı yeni başlıkların, dahil olduğunu düşünebiliriz.

Mesela; her ne kadar henüz kendisinin adaylığı kesinleşmiş olmasa da; Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın, cumhurbaşkanı adayı Sayın Erdoğan’ın seçim beyannamesinde artık; Türkiye’nin, Şeyh Said isyanları nedeniyle, özür dilemesi, tazminat ödemesi var. Özerklik ve federasyon var.

Anayasa’nın, ilk 4 maddesinin, değiştirilebileceği var. Andımızı zaten kaldırmışlardı ama mesela artık ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazılarının silinmesi de var.

Mesela kadınlara ‘fıtratlarına’ göre, yaşama zorunluluğu var. Kadınlara zulüm var. Kadına yönelik şiddetin, önünün açılması var.

Mesela; Cumhuriyet değerlerimize saldırı var, çok ulusluluk var, paralel eğitim kurumları var. Ez cümle, bu ülkenin birliğine, bekasına ve istikbaline yönelik, koskoca bir tehdit var.

Bu vesileyle, uzunca bir süredir, elinde, vatanseverlik mezurasıyla, ortalıkta gezen arkadaşların, bu son gelişmeler karşısındaki, ibretlik sessizliklerini, tarihe not ediyor; Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın, ezber bozan bu yeni vaatlerini Büyük Türk Milleti’nin takdirine sunuyorum.

Ayrıca buradan; Cumhur İttifakı’nın bileşenlerine de seslenmek istiyorum. Ne diyor büyüklerimiz; ‘Eğreti ata binen, tez inermiş.’ Hiç merak etmeyin. Sizin için de aynısı olacak.

Şunun şurasında, sadece 2 ay kaldı. Giderayak, istediğiniz kadar yalpalayın. İstediğiniz kadar saçmalayın. İstediğiniz örgütü, devleti, oluşumu ittifakınıza katın. Korkunun ecele faydası yok. 2 ay sonra, tıpış tıpış gidecek, toptan emekli olacaksınız.

Siyasi tarihimiz, defalarca göstermiştir ki; milletin iradesinden, büyük güç yoktur. Söz de, hüküm de milletimizindir. Siz zaten, milletin vicdanında mahkûm oldunuz. 14 Mayıs’ta da milletin kararıyla, mağlup olacaksınız. Artık kaçış yok. O sene, bu sene!

Hepimizin, içini yakan, deprem felaketinin üzerinden, tam, 37 gün geçti. Bu 37 günde; nice hayatlar söndü. Nice hayaller tükendi. Nice acılar yaşandı. Sesini duyurmaya çalışanların, Derdine, derman arayanların yanında yaralara merhem olmaya gayret eden, nice iyi yürekli insanımız vardı.

STK’larımız vardı, belediyelerimiz vardı. Hükümetin başı ve arkadaşları, ortalıkta yoktu ama; tek yürek olmuş, koskoca bir millet vardı.

Milletimiz bu 37 gün içerisinde; Dar gününde, yanına kimlerin koştuğunu, gayet açık ve net olarak gördü.

Uzattığı eli, kimin tutuğunu gördü. İktidarın anlattığı masalların, nasıl da fos çıktığını gördü. Bay kriz ve arkadaşları, millet vicdanında bir kez daha mahkûm oldu.

Depremin olduğu, ilk günden itibaren, sahada vatandaşlarımızla birlikteydik. Yaşanan acılara, bizzat şahit olduk. Afet Koordinasyon Merkezi’mizin çatısı altında; arama kurtarma ekipleri kurduk, enkazdan insanlarımızı çıkarttık.

Bölgedeki ihtiyaçları tespit ettik, yardımlarımızı yönlendirdik. Vatandaşlarımızla birlikte oluşturduğumuz, yardım TIR’larımızı, depremzede kardeşlerimize ulaştırdık. Sahra hastaneleri kurduk.

Aşevleri kurduk. İYİ Kentler kurduk. Seyyar tuvaletler, hijyen malzemeleri götürdük. Açıkta kalan insanlarımızı, bölgeden tahliye ettik, konaklama sağladık.

Birçok arkadaşımız, hala deprem bölgesinde, çalışmaya devam ediyor. Hâlâ ihtiyaçlar tespit ve temin ediliyor.

Gençlik teşkilatlarımız, depremzede çocuklarımız için, motivasyon etkinlikleri düzenliyor. Nitekim ben de, geçtiğimiz hafta, yeniden deprem bölgesindeydim.

Ekrem Başkanımızla, Hatay’da, Mansur Başkanımızla da, Kahramanmaraş’ta belediyelerimiz üzerinden yapılan çalışmaları, yerinde inceledik.

Depremzede vatandaşlarımızla konuştuk, dertleştik. Çocuklarımızın yüzünü, biraz olsun güldürebilmek için uğraştık.

Bu vesileyle buradan; sadece iki büyükşehrimizin, belediye başkanları olarak değil, müstakbel Cumhurbaşkanı Yardımcılarımız olarak; Sayın Mansur Yavaş’a ve Sayın Ekrem İmamoğlu’na, teşekkür etmek istiyorum.

Onlar; sınırlı kaynaklarına rağmen; bir afet organizasyonun, nasıl yapılacağını, tüm Türkiye’ye gösterdiler.

Önlerine çıkan tüm engellere rağmen liyakatle çalışmanın, ne demek olduğunu, devlet ciddiyetiyle çalışmanın, ne demek olduğunu, cümle aleme gösterdiler. İşlerini zorlaştırmaya, adeta ant içen bir iktidara rağmen depremin yaralarını sarmak için, var güçleriyle çalıştılar, çalışmaya da devam ediyorlar.

Ayrıca; Ekrem ve Mansur Başkanlarımızın nezdinde, Afet bölgesinde canla başla çalışan, tüm belediye çalışanlarımıza ve gönüllülerimize de, bir kez daha, teşekkür ediyorum. Allah her birinizden razı olsun.

Geçtiğimiz hafta sonu söyledim, buradan da, bir kez daha, tekrarlamak istiyorum: Devlet, bütün imkânlarını, seferber etmediği sürece; 2023 yılına ait, Kamu Yatırım Programı’nı güncelleyip daha fazla kaynağı bölgeye aktarmadığı sürece; belediyelerin ve STK’ların üzerine, her geçen gün, daha fazla yük bindiren, bu model, sürdürülebilir değildir, olamaz.

Nitekim; devlet yönetmekten aciz, AK Parti iktidarının, birçok alanda, yüzüne fener tutulmuş tavşan gibi, ne yapacağını bilememesi; bakanların, kirli sakal bırakmaktan öteye gidememesi; en çok ihtiyacın olduğu zamanda, insanlarımızın yardımına koşulamaması; artık maalesef, etkilerini göstermeye başladı.

Artık insanlarımız için, sevdiklerini kaybetmenin, acısının yerini ne yazık ki; onları, göz göre göre kaybetmiş olmanın, öfkesi almaya başladı.

“Diri diri öldüler”

Mesela Hatay’da; kardeşi ve 3 aylık yeğeni dahil, ailesinden, tam 7 kişiyi kaybettiği için yüreği yanan bir abla dedi ki; ‘3 gün boyunca, ayaklarını öpmediğimiz kişi kalmadı. Gelen, ‘başkası gelecek’ dedi, gitti.

‘Ses dinleyin.’ dedim, onu bile yapmadılar. Kardeşimi enkazdan çıkarmadılar. Bebeğimizin sesini duyduk ama bir şey yapamadık. 4’üncü güne kadar neredeydiler? Kardeşimin hakkını istiyorum. Diri diri öldüler.

Mesela Kahramanmaraş’ta Eczacılar Birliği görevlisi bir kardeşim dedi ki; ‘8 seyyar eczaneyle, Kahramanmaraş’ta bir tane ilaçsız insan kalmadı. Bacıma oturup ağlayamadan, hizmetimize, sonuna kadar devam ettik.

Mesela; yine Kahramanmaraş’ta, bir esnaf kardeşim yanıma gelip, dedi ki; ‘Şehir merkezinde, çarşı esnafının hepsinin iş yerleri yıkıldı.

Hiçbir şey yapmıyorlar. 3500 esnaf olarak, milyonlarca liralık borcumuzla çare bekliyoruz.’

Ne var ki bay kriz ve arkadaşları; bu sesleri duymak yerine bizzat neden oldukları, bu büyük felaketi, seçim kampanyasına çevirmenin, peşine düşmüş durumdalar.

Artık bıkıp usandığımız, ucube siyaset algoritmaları ile belediyeleri ayrıştırıyor, hizmet etmek isteyene, zorluk çıkarıyorlar. ‘Burada bizim borumuz öter’ diyorlar. Yaralarımıza merhem olmaktansa, yaranın sebebi olan şirketlere, alelacele ihaleler açıyorlar.

Biz ise, her gün; iflas etmiş bir sistemin, felç olmuş bir bürokrasinin ve artık işlevini tamamen yitirmiş bir iktidarın, ürettiği yeni sorunlarla boğuşuyoruz.

Çünkü hiç kimse, sorumluluk almıyor. İlk gün söylediğimi, bir kez daha tekrar edeceğim: ‘Eğer bu iktidarda, gerçekten zerre merhamet, ciddiyet ve sorumluluk bilinci olsaydı, şimdiye kadar, birçok istifa olurdu.’ Ama bunlar, bırakın istifa etmeyi, gün geçtikçe, daha da arsızlaşıyor.

Milletin parasıyla, millete çadır satan, Kızılay Başkanı bile insan içine çıkmaktan utanacağı yerde; sımsıkı tutunduğu koltuğunda oturup, ‘Atatürk’ün emri ile İsmet Paşa’nın onayı ile yapılan, çadır satışları var’ diyor… Şu yüzsüzlüğe bir bakar mısınız?

Bir yandan Atatürk’ümüze ve İsmet Paşa’ya sövüp; Diğer yandan da ayakları taşa takılsa, yine onlara sığınan, şu iki yüzlülüğe bir bakar mısınız?

‘Biz bu işi batırdık, yapamadık. Şehirlerimizi önce mezara, sonra da, çaresizlik enkazına çevirdik. Özür diliyoruz. Hukuk önünde, hesap vermeye hazırız’ demeleri gereken yerde; utanmadan, sıkılmadan, beceriksizliklerine, iş bilmezliklerine ve arsızlıklarına kılıf arıyorlar. Yazıklar olsun.

Buradan, iktidar mensuplarına sormak istiyorum: Allah aşkına, neden aranızdan, tek bir kişi bile istifa etmiyor?

Bu yıkımın, beceriksizliğin ve ciddiyetsizliğin, tek bir sorumlusu yok mu? Aranızdan tek bir kişi bile, bu tavrı gösterecek, haysiyete sahip değil mi?

Madem her biriniz, işinizi bu kadar kusursuz yaptınız; o zaman neden, ülkemizde işler neden böylesine kötü bir halde? Madem hiçbir hatanız yok o zaman neden, Sayın Erdoğan hâlâ helallik isteme peşinde?

Bakın, rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun, çok güzel bir sözü vardır. Der ki ‘Makam, mevki, rütbe, unvan; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır…’

Peki şimdi, bunca acının ardından, sizin arkanızda, ne kalacak biliyor musunuz? Yandaşlarınıza, ihale verme peşinde, heba ettiğiniz yıllar kalacak. Beceriksizliğinizin sonucu olan, bir büyük felaketin, devasa enkazı kalacak.

Vicdanlarda açtığınız yaralar, neden olduğunuz, toplumsal yıkım kalacak. Ve emin olun ki hangi kampanyayı yaparsanız yapın; vicdan azabından kurtulsanız bile, tarihin azabından kurtulamayacaksınız. Tarihin azabından kurtulsanız da Allah’ın gazabından kurtulamayacaksınız.

Binlerce insanımızı yitirdiğimiz depremin, Türkiye için, bir milat olmasını sağlamak, bugün önümüzdeki en önemli görevdir.

Bir daha memleketimize böyle acıları yaşatmayacak, bir iktidar anlayışının tesisi, Türkiye’nin önündeki, en önemli ve acil görevdir.

O miladı, hep birlikte yaşamak ve yaşatmak da milletimize karşı hepimizin görevidir. Çünkü, hakkın sahibi millettir. Çünkü, sözün sahibi millettir. Çünkü, bu cennet memleketin, tek sahibi millettir.

Bugün, milletimizin, ülkemizin ve devletimizin, yeniden inşası için, yeni bir başlangıca ihtiyacımız var. Ayaklarımızı üzerine basıp, ileriye doğru atılacağımız, sapasağlam bir zemine ihtiyacımız var.

Hiçbir vatandaşımızın dışarıda bırakılmadığı, cebinde Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanı taşıyan herkesin, kendisini bu devlete ait hissettiği, memleketin tamamını kapsayan, güçlü bir zemine ihtiyacımız var. İşte o zeminin ismi İYİ Parti’dir.

Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, iyilik vardır. Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, merhamet vardır. Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, sorumluluk vardır. Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, ciddiyet vardır.

Bu iktidar; milletimizi kamplaştırarak, kutuplaştırarak, düşmanlaştırarak, ortak zeminimizi, parçalamaya çalıştı. Bu iktidar; sorumsuz söylemleriyle, akıldan yoksun politikalarıyla, keyfi kararlarıyla, milletimizin birliğini, beraberliğini, kardeşlik ruhunu, bozmaya çalıştı.

Ve maalesef bu iktidar, yıllardır; milletimizin, bölünmesinden, mahallelerimizin, ayrılmasından, devletimizin, partileşmesinden, millî ve manevi değerlerimizin, ucuzlatılmasından beslendi. Artık yeter! Biz, buna müsaade etmeyeceğiz.

Çünkü İYİ Parti; milletimizi, bütün renkleriyle, farklılıklarıyla, huzur içerisinde yaşatacak, bir siyasi merkezdir.

Çünkü İYİ Parti; kutuplaşmadan, düşmanlıklardan, nefret söylemlerinden, illallah eden, bütün vatandaşlarımızın, memleketimize duyduğu ortak sevgide, ortak hatıralarda ve ortak aidiyette buluştuğu, bir toplumsal merkezdir.

Çünkü İYİ Parti; Tüm ayak oyunlarının ve suni kavgaların karşısında her daim, milletten yana saf tutan, bir güven, denge ve itidal merkezidir. Çünkü İYİ Parti; barışın ve kardeşliğin merkezidir.

Çünkü İYİ Parti; devletimizin, adalet, ciddiyet ve merhamet merkezidir. Çünkü İYİ Parti; Cumhuriyet değerlerimizin, Devlet geleneklerimizin, Milli irademizin en büyük güvencesidir!

Biz dün neredeysek, bugün de oradayız. İnatla ve ısrarla, bugün de biz, hala buradayız. Yılmadan, yıkılmadan, dimdik ayaktayız.

Biz, milletin sesi olacağımıza söz verdik. Biz, millet iradesinin, temsilcisi olacağımıza söz verdik. Biz, aziz milletimize, bu seçimi mutlaka kazanacağımıza söz verdik. Yılmadık, direndik. Doğru bildiklerimizi söylemeye devam ettik. Tartıştık, kavga ettik. Sözümüzden dönmedik.

Nitekim; 6 Mart’ta da milletimizin önüne, bir çözüm yolu koyduk. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyenleri de Sayın Mansur Yavaş’ı destekleyenleri de Sayın Ekrem İmamoğlu’nu destekleyenleri de ortak bir yol haritasında birleştirdik.

Milletin iradesinin, ‘milletin ittifakında’ tecelli etmesini sağladık. Bu yol, birliğin yoludur. Bu yol istikbalin yoludur. Bu yol, milletin yoludur. Ve İYİ Parti gururla sunar: Bu yol kazanmanın yoludur.

Bugün, ittifakımız daha güçlü, kardeşliğimiz daha sağlamdır. Ve hiç kimsenin şüphesi olmasın ki; yanında dimdik duran, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş ile birlikte Türkiye’nin 13’üncü Cumhurbaşkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olacaktır.

21 yıldır, milletimizi nefessiz bırakan bir tipinin sonunda, artık cıvıl cıvıl bir şafağa uyanıyoruz. Ekonomiden eğitime, tarımdan turizme, adaletten özgürlüklere kadar tüm eksiklerimizi kapatmaya geliyoruz.

Türkiye’nin ne kadar zengin ve güçlü bir ülke olduğunu, tüm dünyaya göstermeye geliyoruz. Acı reçetelerin sonuna, iyileşmenin baharına geliyoruz.

Cumhuriyetin ikinci asrında, yepyeni bir başarı hikayesini, yazmaya geliyoruz. Huzuru ve umudu, yeniden yeşertmeye geliyoruz.

Ülkemizi kaplayan tüm kara bulutları, 14 Mayıs’ta dağıtmaya, 21 yıllık gecenin sonunda, güneşi doğurmaya geliyoruz.

“Biz geleceğiz ve her şey değişecek”

Eğer bugün, değişime dair bir umut varsa; bunun mimarı da, ustası da, kalfası da, çırağı da, İYİ Parti’dir, İYİ Partililerdir. Herkes gönlünü ferah tutsun. Bu son iki ay, Türkiye’nin engellenemez yükselişinin arefesidir.

Biz geleceğiz ve her şey değişecek. Biz geleceğiz ve gençlerimiz gülecek. Biz geleceğiz ve insanımız mutlu, ülkemiz güçlü olacak. Biz geleceğiz ve Türkiye iyileşecek. Türkiye yeniden, hukukun ve adaletin ülkesi olacak.

Hür ve zengin insanların ülkesi olacak. Huzurun ve mutluluğun ülkesi olacak. Bolluğun ve bereketin ülkesi olacak.

Milletimiz mutlu, devletimiz güçlü olacak. Güçlü, zengin ve mutlu bir Türkiye’yi inşa etmek için, ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Dinamik ve yetkin kadrolarımızla, Türkiye’yi hak ettiği yere çıkarma sorumluluğumuzun farkındayız. İşte 14 Mayıs, tam olarak, bu sorumluluğun, milletimizce tescilleneceği tarih olacak.

O kutlu gün geldiğinde söz de karar da yetki de yeniden aziz milletimizin olacak. Hiç merak etmeyin; Her şey çok iyi, her şey çok güzel olacak. Çünkü millet, haktan yana olacak. Çünkü millet, adaletten yana olacak. Çünkü millet, bizden yana olacak. Ve millet tarih yazacak.”

Paylaşın

Kapatma Davası Süren HDP, Yeşil Sol Parti’ye Taşınıyor

Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) kapatma davası süren Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında kadrolarını Yeşil Sol Parti’ye taşıma kararı alması bekleniyor.

Bu arada BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın da “HDP’nin bileşeni olarak seçimlere Yeşil Sol Parti üzerinden girme ihtimalimiz yüksek görünüyor” dedi.

12 Mart’ta seçim gündemiyle toplanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), seçim işlerini yürütmek üzere Merkez Yürütme Kurulu’na (MYK) tam yetki devri yaptı.

PM toplantısında seçim sürecinde kapatma davası süre giderken seçimlere Yeşil Sol Parti’yle girme eğiliminin güç kazandığı öğrenildi.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, HDP’nin, Çarşamba günü gerçekleştirilecek MYK toplantısında bu eğilimin netleşmesi bekleniyor.

HDP MYK, seçim gündeminin diğer odağı olan Cumhurbaşkanı adayı çıkarma konusunu da gözden geçirecek ve 16 Mart’ta toplanacak Emek ve Özgürlük İttifakı toplantısında ittifak partilerliye birlikte son kararını verecek.

HDP MYK’nin toplantısında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yanısıra milletvekili genel seçimlerine Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında ya da Yeşil Sol Parti’den tek liste olarak girme seçeneklerini de değerlendirerek karara bağlaması bekleniyor.

Bu arada BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın da “HDP’nin bileşeni olarak seçimlere Yeşil Sol Parti üzerinden girme ihtimalimiz yüksek görünüyor” dedi.

“HDP’nin temsiliyetini üstleneceğiz”

Emek ve Özgürlük ittifakı içerisinde bugüne kadar Yeşil Sol Parti de dahil altı partinin -ESP, DP, SYKP, DBP ve SODAP- HDP altında temsil edildiğini belirten Akın, “HDP’nin durumu böyle olunca o çalışma içerisinde HDP yerine Yeşil Sol Parti’nin ittifakın parçası olması ve temsiliyetini sağlaması söz konusu olacaktır diye düşünüyorum” dedi.

HDP’li adaylar, Yeşil Sol Parti listelerinde mi yer alacak?

Akın, HDP’li adayların Yeşil Sol Parti listelerinde yer alma olasılığı bağlamında “Seçim yasası ittifak olanaklarını veriyor ancak her partinin ayrı ayrı, seçim bölgesinde girdiği adaylıklarıyla sonuç alması gerekiyor. Her partinin kendi aldığı oyla, o bölgeden vekil çıkartma ihtimalini sağlaması gerekiyor.” dedi

Akın, “Teknik olarak bakıldığında tek partiyle girmenin avantajları [olduğu]” görüşünde. Ama “Emek ve Özgürlük İttifakı’nı da aynı zamanda kurmuş olduğumuz için, doğal olarak o partilerle de müzakere görüşmeleri yapıyoruz,” diyor.

Yeşil Sol Parti 2022’den beri hazırlanıyor

2012’de kurulan Yeşil Sol Parti, Ekim 2022’deki 2. Olağanüstü Kongresi’nde logosunu değiştirdi. Yeni logo, HDP’nin logosuna benzerliğiyle dikkat çekti. Kongrede Çiğdem Kılıçgün Uçar ile eş başkan seçilen Akın o dönem Medyascope’a yaptığı açıklamada, bu değişimde dört yıl önce alınan bir karar doğrultusunda hareket edildiğini söylemişti.

Yeşil Sol Parti’nin 2012’deki kuruluş kongresi, sonuç bildirgesinden

Bugün,

– İşçilerin, işsizlerin, emekçilerin, çiftçilerin, çevrecilerin, ekolojistlerin, kadınların, gençlerin, LGBT bireylerin ve bütün düzen muhaliflerinin ortak politik hattını örgütleyen; Kürt halkının, Alevilerin, Müslüman olmayan azınlıkların taleplerini ortaklaştıran, mücadeleyi bir öncelik hiyerarşisi gözetmeden birleştirerek geliştiren;

– Kişilerin yaratıcı potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri koşulların sağlandığı, çoğulcu, özgürlükçü, ekolojist, eşitlikçi ve dayanışmacı bir toplumsal yaşamı amaçlayan; yaşadığı hayatı ve geleceği sadece dar bir iktisat penceresinden tanımlamayan; insanı sermaye, insan emeğini ve doğayı meta ve kaynak olarak gören kapitalizmi kabullenmeyen;

– Kalkınma, gelişme, ilerleme gibi kavram ve olguları itirazsız kabullenmeyip “ne için?”, “kimin için?” diye sorgulayan; yaşamın her alanındaki iktidar ilişkilerine, her türlü ayrımcılık, sömürü ve tahakküme karşı çıkan;

– Küresel sorunlar karşısında küresel dayanışma ve enternasyonalizmin önemine inanan; kapitalizmin bir kader değil, insanların gücü, isteği ve mücadelesiyle aşılabilir bir düzen olduğunu mücadelesiyle gösteren;

– Mevcut toplumsal, siyasal, ekolojik, ekonomik ve kültürel sorunlara yönelik emek, kimlik ve ekoloji alanlarını temel alan somut politikalar geliştirecek ve bunları yaşama geçirme iradesi gösterecek sol ve yeşil bir muhalefet odağına ihtiyaç var.

İşte bu nedenlerle bizler, Eşitlik ve Demokrasi Partisi ile Yeşiller Partisi olarak, bu umut ve hayalleri paylaşanların da katılımıyla, umudumuzu büyütecek bir yolu birlikte yürümeye karar verdik.

Gücümüzü, yalnızca yaşadığımız toprakların tarihinde değil, insanlık tarihinde de benzer umutları yeşertmek için türlü fedakarlıklara katlanmış insanların yarattıkları gelenekler, mücadeleler, fikirler ve değerlerden alıyoruz.

Bizim gibi düşünen yüzbinlerce insan olduğunu biliyor, yolculuğumuzu onlarla birlikte ve büyüyerek sürdüreceğimize inanıyoruz. Bu inançla bir kez daha sesleniyoruz:

Başka bir dünya mümkün! Gelin sol ve yeşil bir geleceği birlikte, bugünden kuralım!

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Adıyaman Ve Şanlıurfa’yı Sel Vurdu: 10 Ölü

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerden etkilenen Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya’da etkili olan sağanak yağış sele dönüştü. Şanlıurfa’da 9, Adıyaman’da 1 kişi hayatını kaybetti.

Şanlıurfa ve Adıyaman’da kaybolanlar için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Şanlıurfa’da akşam saatlerinden itibaren etkisini sürdüren sağanak nedeniyle merkez Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü ilçelerinde çok sayıda sokak ve cadde su altında kaldı.

Karaköprü ilçesinde bulunan Akpiyar Deresi’nin bazı yerlerde taşması sonucu yan tarafından geçen 35 Metre Yolu’nda su birikintileri oluştu.

Adıyaman’ın Tut ilçesinde ise; bir bahçeye kurulan konteynerin suya kapılması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi kayboldu.

Adıyaman kent merkezinden geçen Eğriçay’ın taşması sonucu Atatürk Bulvarı’nda trafikte aksamalar yaşandı, cadde ve sokaklarda su birikintileri oluştu.

AFAD, polis, jandarma ve belediye ekipleri, su baskını riski yaşanan çadırlarda tahliye çalışmalarını sürdürüyor.

Malatya’nın Doğanşehir ilçesinde de derenin taşması sonucu sel meydana geldi. İlçe merkezindeki Vahap Küçük Meydanında bulunan çadırları ve ilçe merkezindeki evleri su bastı.

Maraş’ta sağanak yağış nedeniyle çadırkentleri su bastı.

“Dere yataklarından uzak durun”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yaşanan sel falaketine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bakan Soylu, “Buradaki çalışmalar valilerimiz, jandarma komutamız, bölge müdürlerimiz burada. Yollar açık, elektrik, su var. Tedbirlerimiz ve uyarılarımız devam ediyor. Dere yataklarının etrafında bulunmamak gerekir. Tüm tedbirleri ilgili yerlerde arkadaşlarımızın uyarısı var” dedi.

Adıyaman Valisi Numan Hatipoğlu, sağanağın etkili olduğu Adıyaman’ın Tut ilçesinde bir bahçedeki konteynerin suya kapılması sonucu 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 4 kişinin kaybolduğunu açıkladı.

AFAD ise; yaptığı açıklamada, “Bölgede meydana gelen aşırı yağışlar nedeniyle Adıyaman ilimizin Tut ilçesinde sel ve su baskınları meydana gelmiştir. Adıyaman, Adana, Kahramanmaraş ve Diyarbakır AFAD ekiplerimiz olay bölgesinde görevlendirilmiştir” dedi.

Şanlıurfa Valisi Salih Ayhan, Şanlıurfa’da da sel nedeniyle dört kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Habertürk’e konuşan Vali Ayhan, “Çok yoğun bir yağış aldı Şanlıurfa. Ortalama 50 kilogram yağış alırken, 200 kilogram yağış aldık. Ekipler sular altında kalan yerlere müdahale ediyor. Dört vefat var, ikisi itfaiye eri, altı kişi kayıp. Çevre illerden yoğun destek geldi. Vatandaşlarımız teraslara, yüksek yerlere çıktı. İş makineleri sahada. Olağanüstü bir durum söz konusu” dedi.

Vali daha önce yaptığı bir açıklamada ise Şanlıurfa’nın yıllık yağış ortalamasının 450 kilogram olduğunu söyledi.

Şanlıurfa’da yaşanan sel nedeniyle kentin simgesi Balıklıgöl taştı, çok sayıda ev ve araç su altında kaldı.

Kent merkezindeki köprülü Abide Kavşağı’nın altında araçlarıyla ilerlemeye çalışanlar ile itfaiye ekibinin de aralarında bulunduğu altı kişinin sel sularına kapıldığı belirtilirken, dalgıçlar bölgede arama kurtarma çalışması yapıyor.

Şanlıurfa’da dün akşam saatlerinde bastıran sağanak yağış hayatı olumsuz yönde etkilerken, sabah saatlerinde etkili oldu.

Sele dönüşen yağışlar nedeniyle kentteki çok sayıda sokak ve cadde su altında kaldı. Eyyübiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni su basarken kentte eğitime bir gün ara verildi.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş, Yeşil Sol Parti’yi İşaret Etti

Yeşil Sol Parti için destek çağrısında bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, parti amblemini paylaşarak, “Bu görselin renkli çıktısını alıp evde buzdolabı kapısına, oda kapılarına yapıştırın lütfen. Ne olduğunu bilmeyen kalmasın, lazım olacak :)” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP’nin olası kapatılma durumuna karşı B planı olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) için paylaşımda bulundu.

Demirtaş sosyal medya hesabı üzerinden parti amblemini paylaşarak “Bu görselin renkli çıktısını alıp evde buzdolabı kapısına, oda kapılarına yapıştırın lütfen. Ne olduğunu bilmeyen kalmasın, lazım olacak :)” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’ın paylaşımı şöyle:

Öte yandan BBC Türkçe’den Günce Akpamuk’a konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın süreçle ilgili, “Bizim temsiliyetimizi sağlayan HDP yerine, seçime eğer HDP girmezse -ki öyle bir olasılık yüksek- o zaman Yeşil Sol Parti olarak gireceğiz. Dolayısıyla ittifak içerisindeki pozisyonumuzu temsilen bütün bileşenlerimizi kapsayan bir yerde, Yeşil Sol Parti orada olacak” dedi.

Böylece olası bir yasaklamada Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), Yeşiller Sol Parti çatısında seçime girme formülü netleşti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a “Helallik” Tepkisi

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın helallik istemesine tepki göstererek, “Eğer bir helalleşme olacaksa anahtarı teslim edeceksiniz, ölen canlar için özür dileyeceksiniz” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, ayrıca, “Depremin üzerinden 37 gün geçti, hâlâ molozlar, enkazlar var. 180 milyon ton enkaz bir yerlere taşınacak. Asbesti düşünüyorlar mı acaba?” diye sordu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Hatay’da, Millet Buluşması’nda açıklamalarda bulundu.

Hatay depreminde hayatını kaybeden vatandaşların mezarlarını ziyaret ettiğini belirten Kılıçdaroğlu Hatay Büyükşehir Belediye Başkanımız mezara Türk bayraklarını ve Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin bayraklarını asmış. Ankara’dan bayrakların kaldırılması için talimat geldi” dedi.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

“Hayatımda hiçbir zaman bu kadar üzülmedim. Türk bayrağını indirin diyor, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın bayrağını indirin diyor. Hatay Büyükşehir Belediyesi başka bir devlete mi ait arkadaşlar? Emin olun önce inanmadım, böyle şey olmaz dedim. Ama bunun olur olmadığını görmek benim vicdanımda derin yaralar açtı. Asla kabul etmiyoruz.”

“Bayrağımıza sahip çıkmak namusumuzdur. Vatanımıza sahip çıkmak da namusumuzdur. Depremde hayatını kaybeden vatandaşların yattığı mezarlık da büyükşehir belediye başkanlığına aittir. Bir toplumu ayrıştırmak kadar tehlikeli bir şey yoktur.”

“Benim ahlakım da vicdanım da inancım da hiç kimseyi ötekileştirmeden herkesi kucaklamaya açıktır. Böyle bir tabloyla karşılaşacağımı hiç düşünmüyordum. Bir bakan telefon edecek indirin bayrakları diyecek! Ne günlere kaldık.”

İBB Başkanı İmamoğlu’na teşekkür

Türkiye’nin olağansütü bir dönem yaşadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu “50 bine yakın vatandaşımız hayatını kaybetti. Olağanüstü kararlar almak zorundasınız” diye konuştu.

CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanının depremlerin etkilediği kentlerde koordinatör olarak görev yaptı.ğını ifade eden Kılıçdaroğlu “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu da Hatay’da koordinatör olarak görev yapıyor. Kendisini hepinizin huzurunda yürekten teşekkür ederim” diye konuştu.

Depremin üzeridnen 37 gün geçtiğini belirten Kılıçdaroğlu “Hâlâ molozlar, enkazlar var. 180 milyon ton enkaz bir yerlere taşınacak. Asbesti düşünüyorlar mı acaba? Gerekli önlemler alınmadığı takdirde kentlerin kanser üreten bölgelere dönüşebileceğini düşünüyorlar mı acaba? Bir çevre mühendisiyle görüştüler mi acaba? Devleti yöneten kişi bütün ayrıntılar düşünmek zorundadır” dedi.

“Özür dileyeceksiniz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın helallik istemesini de eleştiren Kılıçdaroğlu “Eğer bir helalleşme olacaksa anahtarı teslim edeceksiniz, ölen canlar için özür dileyeceksiniz” dedi.

Kılıçdaroğlu daha sonra Suriye sınırına gitti.

Burada açıklama yapan Kılıçdaroğlu “Bu necip milletin alnına ırkçılık gibi kara bir leke sürmeden, Suriyeli kardeşlerimizi en geç 2 yıl içinde kendi anavatanlarına göndereceğiz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu şunları kaydetti:

“İran sınırını aşıp Türkiye’ye gelen Afganlıları da geldikleri İran’a geri iade edeceğiz. Bunu Suriye’nin de İran’ın da Afganistan’ın da bilmesini isteriz.”

“Açık ve net söylüyoruz. Arkamızda gizli bir hesap yok. Hiçbir ülkeye, hiçbir yabancıya karşı ön yargı yok. Ama biz kendi ülkemizde özgürce yaşamak istiyoruz. Kendi ülkemizin demografik yapısının değişmesini istemiyoruz.”

“Hududun namus olmasının temel gerekçesi, egemenlik sınırlarımızın belirlendiği alandır Hudut. O çizgilerin içinde kalan bizim egemenlik sınırlarımızdır. Bunu korumak da bizim namus borcumuzdur. Dolayısıyla, yol geçen hanına dönen sınır kapılarımızı kesinlikle Cumhurbaşkanlığımızda, tam tersini yapacağız, her sınır kapısı bizim namusumuz olacak.”

Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde kullanacağı tanıtım logosu da ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı. Logo Kılıçdaroğlu’nun konuşması sırasında arka planda yer aldı.

Paylaşın

HDP’li Semra Güzel Hakkında 7 Yıl 6 Aya Kadar Hapis İstemi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, eski HDP milletvekili Semra Güzel hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan 3 yıldan 7 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle iddianame düzenledi.

Semra Güzel, öldürülen PKK’lı Volkan Bora ile çekilen fotoğraflar ortaya çıktıktan sonra, 3 Eylül 2022’de İstanbul’da gözaltına alınmış 4 Eylül’de ise tutuklanmıştı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) tutuklu Diyarbakır eski milletvekili Semra Güzel hakkında, “resmi belgede sahtecilik” suçundan 3 yıldan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Güzel hakkında Ankara 3’ncü Sulh Ceza Hakimliği’nin dosyaları kapsamında yakalama kararı bulunduğu hatırlatıldı.

Güzel’in milletvekilliğinin 22 Aralık 2022’de TBMM Genel Kurulu 43’üncü birleşiminde alınan kararla düşürüldüğünün hatırlatıldığı iddianame, İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Yargılama

İddianameyi kabul eden İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, kovuşturma dosyasından Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nin yetkili olduğunu belirterek yetkisizlik kararı verdi ve dosyanın Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesini talep etti.

İddianamenin kabul edilmesi halinde Güzel’in yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.

Ne olmuştu?

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in 2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen PKK’lı Volkan Bora’yla çekildiği fotoğraflar 8 Ocak 2022’de ortaya çıkmıştı.

Fotoğrafların ardından Güzel hakkında 10 ve 12 Ocak itibari ile hazırlanan iki fezleke Adalet Bakanlığı’ndan Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmişti.

20 Ocak’ta Güzel hakkında hazırlanan fezlekeler nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dokunulmazlığının kaldırılması görüşmelerine başlanmıştı.

Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon tarafından oluşturulan Hazırlık Komisyonu’nda Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması yönündeki karar AKP, MHP, CHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla kabul edilmişti.

1 Mart’ta Meclis Genel Kurulu’nda yapılan oylamalarda Güzel’in dokunulmazlığı kaldırıldı ve böylece hakkındaki iddialarla ilgili yargı sürecinin önü açılmıştı.

Güzel, hakkında hazırlanan fezlekeler Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HDP Kapatma Davası’na da ek delil olarak sunulmuştu. Güzel, 3 Eylül 2022’de İstanbul’da gözaltına alınmış, 4 Eylül’de ise tutuklanmıştı.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Demokratik Dönüşümün Güvencesi Biziz

Partisinin haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Yeninin kurulması için demokratik ilkeler etrafında diyalog ve görüşme her defasında ilan ettiğimiz yöntemdir. Bu ilkeler etrafında birlikte hareket etmek, yeni bir gelecek etrafındaki herkesin halka karşı tarihsel sorumluluğudur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bizler sorumluluğumuz bilincindeyiz, herkesin de aynı sorumlulukla davranmasını bekliyoruz. Büyük barışın yolu HDP ile açılır, açılacaktır da. Demokratik dönüşümün güvencesi biziz, biz buradayız, hep birlikte başaracağız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Sancar’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu ülkenin kaynakları bütün yaraları sarmaya ve yeni bir inşaya yeter ama bu kaynaklar halk için, insan için, kentlerin sağlam kurulması için, sağlıklı barınma ihtiyaçları için kullanılmıyor. Evsiz kalan, vicdansızca artırılan kiralar karşısında çaresiz bırakılan depremzedelerin bu sorunların sorumlusu elbette bu iktidarın kendisidir.

Bu uyanık iktidar giderayak afet yeniden imar fonu adı altında bir fonla giderleri yine emekçi yoksul halkın sırtına yükleme arayışında. 21 yıldır topladığınız 38 milyar doları bulan deprem vergisini nereye harcadınız? Hesap vermekten kaçamayacaksınız. Bu talanın üstünü örtemeyeceksiniz. İzin vermeyeceğiz.

İki ay kaldı. 85 milyonun geleceğini kendi rant hırsına bağlayan bu iktidar düzeninden ülkeyi hep birlikte kurtaracağız. Dayanışmada başardığımız gibi, özgür, eşit, çoğulcu bir demokrasiyle beraber yeni yaşam alanlarımızı da inşa edeceğiz. Buna kararlıyız, irademiz ve gücümüz yeter. Birlikte yürüyeceğiz ve bu düzeni bu iktidarla birlikte mutlaka değiştireceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

“Bu güçle seçimleri de yeni bir başlangıcın miladı haline getirmeye kararlıyız”

Seçim sürecine yönelik hazırlıklarımız devam ediyor. Seçim tarihi ilan edildiği gün biz hazırız demiştik. HDP kurulduğu günden bu yana demokrasi ittifakı ve üçüncü yol siyaseti üzerinden var oldu. Demokrasi ittifakı çağrımız Emek ve Özgürlük İttifakı’na evrilmiş ve toplumsal ve siyasal olarak büyük karşılık görmüştür.

Attığımız her adımda ülkenin demokratik geleceğine bir tuğla koyuyoruz. 14 Mayıs seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla girmek için her türlü çabayı sarf etmeye devam ediyoruz. Kendi öz gücümüze ve halkımızın sonsuz güvenine sonuna kadar inanıyoruz. Bu güçle seçimleri de yeni bir başlangıcın miladı haline getirmeye kararlıyız.

Halkımızın her şart altında bize verdiği destek halkımıza karşı borcumuzdur. Bu ülkenin bütün halklarını eşit, özgür, demokratik bir düzende yaşatmak bizim boynumuzun borcu, tarihsel görevimiz ve sorumluluğumuzdur. Önümüzdeki seçimlerin önemini anlatmaya gerek yoktur.

İktidarın kendisiyle birlikte ülkeyi de uçuruma sürüklemesine izin vermeyeceğiz. En güçlü mücadele ortaklığını yaratma çalışmalarında çok yol aldık, daha da yol almamız gerekiyor. Biz sorumluluklarımızın farkındayız, değişimi ve dönüşümü ancak kendi öz gücümüzle başarabileceğimizin farkındayız. Politikalarımızı buna göre inşa ediyoruz.

“Demokratik dönüşümün güvencesi biziz, biz buradayız, hep birlikte başaracağız”

Bu seçimlerden en güçlü temsiliyetle çıkmak zorundayız. Yeni bir ülke, yeni bir yaşam kurmak istiyorsak parlamentoya ve demokratik siyasete en büyük desteği yaratmak için buradayız. Bunu yaratmak için de yeterince kaynağımız, umudumuz, gücümüz var. İşte biz bu hedefle yürüyüşümüzü sürdürüyoruz.

Sorunlarımızın çözümünü kişilere ya da liderlere dayanan yönetim anlayışıyla değil, hakları anayasal güvence altına alan, eşit yurttaşlık ilkesine dayanan güçlü bir demokratik sistemin yaratılmasıyla mümkün. Bu nedenle önümüzdeki seçimler baştan sonra yeni bir sistemin kurulması için imkan sunuyor bizlere.

Yeninin kurulması için demokratik ilkeler etrafında diyalog ve görüşme her defasında ilan ettiğimiz yöntemdir. Bu ilkeler etrafında birlikte hareket etmek, yeni bir gelecek etrafındaki herkesin halka karşı tarihsel sorumluluğudur.

Bizler sorumluluğumuz bilincindeyiz, herkesin de aynı sorumlulukla davranmasını bekliyoruz. Büyük barışın yolu HDP ile açılır, açılacaktır da. Demokratik dönüşümün güvencesi biziz, biz buradayız, hep birlikte başaracağız.”

Paylaşın

Karamollaoğlu: Cumhur İttifakı İçilemeyecek Bir Çorbaya Döndü

Cumhur İtitfakı’nda genişleme çabalarını değerlendiren SP Lideri Karamollaoğlu, “Benim gördüğüm, çaresizliğin ifadesi. Tayyip Bey, bunların hepsine karşı bir tavır sergilemişken, şimdi kırık dökük ne varsa toplama gayretine girdi. Bu netice verir mi, verir… Birkaç 100 bin oy artar ama kurtuluşa vesile olmaz” dedi ve ekledi:

“Herkese bir menfaat vererek, o çevrenin oyunu almak istiyor ama o çevre de bunu görüyor. (HÜDA PAR ile görüşmeler) Cumhur İttifakı içilemeyecek bir çorbaya döndü. Geçmişte birbirlerine karşı en ağır hakaretleri yapanlar şimdi kucaklaştı. Bunu Türkiye’yi düşünürek yaptıkları kanaatinde değilim, tamamen şahsi menfaatlerini düşünerek yapıyorlar.”

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Milliyet gazetesinden Hande Atılgan’ın sorularını yanıtladı. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

(Kılıçdaroğlu’nun adaylığının SP’de açıklanmasına yönelik eleştiriler) Bu yorumları yapan arkadaşları hayretle izliyorum. Erbakan Hoca da siyasete atıldığında ilk koalisyonu CHP ile kurdu. O gün söylenilenler bugün tekrar ediliyor. O ittifakı maalesef kendini diğerlerinden daha dindar, takva sahibi sananlar bozdu. Zaman geçti, çoğu Erbakan Hoca’dan özür diledi ama iş işten geçti.

“Güçlü Türkiye’yi önemsiyoruz”

CHP eski söylemlerini bütünüyle reddetti. Bundan dolayı da itibar kaybına uğramadı. Bu açılmadan dolayı biz de diyalog kurmayı önemsedik. Sayın Kılıçdaroğlu, Kudüs Mitingi’nde önemli bir konuşma yaptı. Erbakan Hoca’dan bize miras kalan bir sıralama var. Önce adalet, sonra güzel ahlak gelir. Güçlü Türkiye’yi önemsiyoruz. Bir, her sahada kendimize yeterli hale gelmeliyiz ki yarın dış politikadaki bir tutumumuzdan ötürü boğazımıza çökmesinler. İki kalkınmayı Türkiye’nin tamamında yapmalıyız, İstanbul’da ne varsa niye Diyarbakır’da olmasın… Üç, milli gelirin adil dağılımını istiyoruz.

(Liderlerin ortak dili tabana yansıyor mu?) Tabanda bazı reaksiyonlar var, maalesef eski alışkanlıklardan, geçmişte uygulanan ters politikalardan dolayı. Biri ‘yanlış yaptım’ deyip bir adım atarsa, biz de ona atarız. Tayyip Bey buna yanaşmıyor. Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi ilk defa böyle bir noktaya getirebilmek için ciddi bir adım attı. Onlar bu çabaları yapacaklar, biz olduğumuz yerde oturup topyekün ‘gelip Saadet’li olun’ diyemeyiz.

İttifak içi ittifak formülü.

(CHP’ye oy vermeye eli gitmeyenler gelsin diye mi?) Bu da var ama esasında toplumda AK Parti’den kopmuş yüzde 15’lik bir kesim var, güven arıyorlar. ‘Bunlar da iktidara gelebilir’ denilmeli. Bu 3’lü ittifak bunu sağlar diye umut ediyorum. Güçlü bir muhalefet olursa, eli CHP’ye oy vermeye gitmiyorsa, buraya gelir. Bunu ilk arkadaşlarımız (Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu) AK Parti’den ayrıldıktan ve siyasi pozisyonlarını belli bir şekilde devam ettirmek istemelerinin anlaşılması üzerine dillendirdim. En az 1,5 yıllık geçmişi var. Gerçekleştirebilirsek ciddi sıçrama yapabiliriz, hem siyasi partiler hem ittifak olarak.

Burada bir yığılma, bir kümelenme meydana gelir. Teklifi kendilerine götürdüm, 5-10 gün içinde karar verilmesi lazım. Millet İttifakı çatısı altında olacağız. Benim dediğim, onu biraz ileri taşımak. Gerçekleşirse, devrim mahiyetinde siyasi hamle olur. Tabandan çok daha farklı kesimlerden destek alacağımızı umut ediyorum.

‘Her lider kendi karar verecek’

(Akşener’in ‘liderler aday olmayacak’ açıklaması) Böyle bir karar alınmadı. Bu değişebilir. (Her lider kendi mi karar verecek?) Evet.

(Anketlere ilişkin) Son gelişmeler üzerine tereddütlü insan çok. Deprem faciası, gecikmeler ve Tayyip Bey’in tavrı… Sadece Adıyaman değil, deprem bölgesinin tamamından helallik dilemeli. Ne askerler ne AFAD girebildi; oradaki perişanlığın farkında değil Tayyip Bey. Millet karar verirken, iktidarın icraatta yaptığı hataları görmezden gelirse, vay halimize. Ama ben gördüğünü zannediyorum.

“Cumhur İttifakı içilemeyecek bir çorbaya döndü”

(Cumhur İtitfakı’nda genişleme çabaları) Benim gördüğüm, çaresizliğin ifadesi. Tayyip Bey, bunların hepsine karşı bir tavır sergilemişken, şimdi kırık dökük ne varsa toplama gayretine girdi. Bu netice verir mi, verir… Birkaç 100 bin oy artar ama kurtuluşa vesile olmaz. Herkese bir menfaat vererek, o çevrenin oyunu almak istiyor ama o çevre de bunu görüyor. (HÜDA PAR ile görüşmeler) Cumhur İttifakı içilemeyecek bir çorbaya döndü. Geçmişte birbirlerine karşı en ağır hakaretleri yapanlar şimdi kucaklaştı. Bunu Türkiye’yi düşünürek yaptıkları kanaatinde değilim, tamamen şahsi menfaatlerini düşünerek yapıyorlar.

Paylaşın