CHP’li Torun: Engelleri teker teker aşıyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’li belediyelere yönelik eleştirilerine yazılı bir açıklama ile cevap veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, açıklamasında “Belediyelerimiz kara propagandaları boşa çıkardıkça Erdoğan’ın güvendiği dağlara karlar yağıyor, dengesi bozuluyor, ne yapacağını şaşırıyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Açıklamasında “İstanbul’a ihanet eden, Ankara’yı parsel parsel satan bu zihniyetten belediyecilik dersi alacak değiliz. Belediyelerimizi karalamak için beş poşet çöpten medet umar hale gelmek, acizliktir” belirten CHP’li Torun’un yazılı açıklaması şöyle:

“Yerel seçim sonuçlarını bir türlü içine sindiremeyen Erdoğan, oyunu alamadığı vatandaştan intikam almak ve halkın oylarıyla göreve gelen belediyelerimizi karalamak için bin dereden su getiriyor. Bu sorunlu zihniyet; yeri geliyor; belediye başkanlarımız hakkında hukuksuz soruşturmalar başlatıyor, yeri geliyor bağış kampanyalarına el koyuyor, yeri geliyor kaynakları ve yetkileri tırpanlayarak belediyelerimizin elini kolunu bağlamaya çalışıyor. Ancak bizim belediyelerimiz, iktidarın önüne çıkardığı tüm engelleri, halkla birlikte teker teker aşıyor.

“Millet inim inim inlerken…”

Erdoğan, tüm bu baskılardan bir sonuç alamayınca, 30 yıl önceki görüntülerden medet umarak, ‘çöp, çukur, çamur’ iftirasına sığınıyor. Millet inim inim inlerken kafayı çöple bozan Erdoğan, grup toplantılarını videolu şovlara çevirmekten dahi geri durmuyor. Belediyelerimiz tüm kara propagandaları boşa çıkardıkça Erdoğan’ın güvendiği dağlara karlar yağıyor. Böyle olunca da dengesi bozuluyor, ne yapacağını şaşırıyor.

Artık belediyelerin kaynakları bir avuç yandaşa değil vatandaşa gittiği için Erdoğan’ın hırçınlığı da artıyor. Kendisine şunu söylüyoruz: İstanbul’a ihanet eden, Ankara’yı parsel parsel satan, Serik’te 500 bin liralık rüşvetin hesabını veremeyen, şehirlerimizi 25 yılda betona gömen bu zihniyetten belediyecilik dersi alacak değiliz. Erdoğan işi gücü bırakıp belediyelerimize saldıracağına; 10 milyonu aşan işsizimize yüzde 16’lara dayanan enflasyona, yoksulluğa mahkûm edilen vatandaşlarımızın derdine kafa yormalıdır.

“Siyaset üretemiyorlar”

Belediyelerimizi karalamak için beş poşet çöpten medet umar hale gelmek, acizliktir, siyaset üretememektir. Beş poşet çöp toplanır, temizlenir. Zaten kısa sürede temizlenmiştir. Erdoğan kısa sürede toplanan beş poşet çöpün peşine düşeceğine, 19 yılda ülkede yarattığı sorunları temizlemeye uğraşmalıdır. Ancak o sorunları çözmek de artık ülkeyi yönetmekten aciz olan bu iktidara değil bize nasip olacaktır.

Artık milletin gözünden ve gönlünden düşen bu iktidar, belediyelerimize saldırarak güç toplayacağı gafletine yenilmiştir. Erdoğan artık bu gafletten uyanmalı, belediyelerimizin yakasından düşmelidir. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar bizim rotamız, millete hizmettir. Milletimiz de kendi seçtiği belediye başkanlarını bu iktidara yedirmemiş ve yedirmeyecektir. Bu içi boş saldırılardan iktidara ekmek çıkmamış, çıkmayacaktır.”

Paylaşın

SP’den istifa eden Cihangir İslam, CHP’ye katıldı

Mart 2020’de Saadet Partisi’nden istifa eden Cihangir İslam, CHP’ye katıldı. İslam’a rozetini CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu taktı. Cihangir İslam’ın katılımıyla CHP’nin Meclis’teki sandalye sayısı 136’ya yükseldi.

Haber Merkezi / Cihangir İslam, “Metot ve görüş farklılıkları, bunun yanında vesayetten ari, özgürlükçü, demokratik, çoğulcu, eşitlikçi ve her kesimi kucaklayan bir anlayışın hakim olmasına dair inancım genel anlamda istifa gerekçelerimi oluşturmuştur” sözleriyle geçen yılın mart ayında Saadet Partisi’nden istifa etmişti.

CHP sıralarından seçimlere giren Cihangir İslam 2018 seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili seçilmiş vekil seçildikten sonra Meclis’te Saadet Partisi sıralarına geçmişti.

Cihangir İslam kimdir?

1959 yılında Sakarya’da dünyaya gelmiştir. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı ve Profesördür. İlkokulu Adapazarı Atatürk İlkokulunda, ortaokul ve liseyi TED Ankara Kolejinde bitirdi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anadolu Üniversitesi AÖF Felsefe Bölümü ve SUSEM İslami İlimler Programı mezunudur.

ABD Minnesota Üniversitesi, Kanada – Montreal McGill Üniversitesi ve ABD Minnesota Twin Cities Spine Center’da Omurga Cerrahisi ve Klinik Araştırma eğitimi aldı ve fellowship programlarını tamamladı. Mimar Sinan Üniversitesi Felsefe yüksek lisans öğrencisidir. Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Kafkas Üniversitesinde Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliği, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Şefliği yaptı.

Mazlumder, Saadet Partisi, Has Part, Adalet Zemini ve Hak ve Adalet Platformu kurucularındandır. Artı TV 45 + 45 Programı eş moderatörlüğü, Duvar gazetesi köşe yazarlığı yaptı. 100’ün üzerinde bilimsel çalışması yanında sosyal alanda yayımlanmış çok sayıda makalesi vardır. Çok iyi düzeyde İngilizce, orta düzeyde Almanca ve Arapça bilen İslam, 3 çocuk babasıdır.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu ve Destici’den ortak basın açıklaması

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Desteci ve beraberindeki heyeti kabul etti. İki lider toplantı sonrası ortak basın açıklamasında bulundu.

Basın açıklamasına “Sayın Destici ve arkadaşları bir ziyaret gerçekleştirdiler, son derece mutluyuz, bunu önce ifade etmek isterim.” ifadeleriyle başlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Siyasi partilerin Türkiye’nin sorunları konusunda bir araya gelmeleri, oturmaları, konuşmaları, çözüm üretmeleri, demokrasimiz açısından son derece değerlidir” dedi.

“Bizim bugünkü ziyaretimizin ana sebebi yeni anayasa konusu. Biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin artık yeni bir anayasa yapması gerektiği noktasında bir çağrıda bulundu.” ifadeleriyle basın açıklamasına başlayan BBP Lideri Destici ise, “Biz daha önce de ifade ettik, bu çağrıyı olumlu ve samimi bulduğumuzu ifade ettik.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Desteci ve beraberindeki heyeti kabul etti. İki lider toplantı sonrası ortak basın açıklamasında bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

“Sarayın memurları benim muhattabım değil. Dolayısıyla ona cevap vermeyi doğru bulmuyorum.

Şehitlerimiz hepimizin şehidi, bölücü terör örgütünü hep beraber kınamalıyız. Kullandığımız dil devletin diline uygundur, sarayın diline uygun değildir. Açarsanız Genelkurmay Başkanlığı’nın sitesini aynı şeyi der, ‘bölücü terör örgütü’ der. Aynı şeyi biz de kullanıyoruz.

Biz terör örgütünün reklamını yapmak zorunda değiliz, Türkiye’nin birliğinden, bütünlüğünden yanayız. Sayın Erdoğan’ın beni eleştirmesini onun açısından anlayışla karşılıyorum çünkü verilemeyecek hesabı var.

Ben soru sordum, kimseye hakaret etmedim. Ben sadece soru sordum. Ben sokaktaki vatandaşın sormasını istediği 5 soruyu sordum. Ben demiyorum; Erdoğan diyor, ‘başarısız olduk’ diyor.

Biz de sorumlusu kim diye sorduk? Meksika’ya gidip başka Türkiye’de başka konuşamazsınız. Orada siyasiler sorumluysa Türkiye’de de siyasiler sorumludur.

“13 şehit var, bunu başarı diye yutturmaya çalışıyorlar”

Şimdi ben kalkıp da ordumuzu, Genelkurmay’ı, Silahlı Kuvvetler’i mi eleştireceğim? Onlar siyasetin emrindedir. Siyaset talimat vermiş onlar da gereğini yapmışlardır. En tepedeki kim? Erdoğan, sorumlusu da odur. 13 vatandaşımıza ‘esir’ diyor.

Siz ne zamandan beri bir terör örgütünü meşru muhattap olarak görüyorsunuz? Bunun üzerinde kim durdu? Erdoğan, ‘rehin’ lafını kullanmıyor, ‘esir’ lafını kullanıyor. Ben desem kim bilir ne olurdu? Akli bali olan herkes bilir ki; burada bir başarısızlık vardır. Bunu dillendiren de Sayın Erdoğan’dır.

Başarısızlığın faturasının talimatı verene kesilmesi gerekir. 13 şehit var, bunu başarı diye yutturmaya çalışıyorlar.

Ben millet adına soru sordum, niye bu sorulardan bu kadar alındılar onu da anlamıyorum. Hala cevabını almış değilim 5 sorunun cevabını Erdoğan’dan yine bekliyorum. Hakarete gerek yok. 5 sorunun cevabını bana değil millete verecek zaten.

Bu soruların yanıtını bulamadığım için 5 sorunun cevabını hâlâ bekliyorum. İster Erdoğan verir ister onun yetkilendirdiği biri verir.

Soruyorum ya siz İstanbul seçimlerinde gittiniz bölücü terör örgütünün ele başından mektup aldınız ‘bize destek ver’ diye. Kardeşim İstanbul seçimleri için destek istiyorsun da 13 kişiyi serbest bırakın diye bir çağrı mektubu, bir açıklama istemiyorsun?

Trump telefon etti papazı hemen bıraktın. Papazı verirken, ‘ben sana papazı hemen veriyorum sen de şu 13 tane arkadaşımızı bize iadesini sağla diyemez miydin? Ben bunu sorunca kızıyor.

Ne yaparsa yapsınlar inandığım yoldan, 13 şehidimizin hakkını hukukunu hayatımın son anına kadar savunacağım. Kendi ülkesi için hayatını veren insanların sorumluluğunu birilerinin üstlenmesi gerekiyor.

“Terörle mücadele hepimizin ortak meselesi”

BB Partisi Lideri Destici ise şunları ifade etti:

Bu sürecin başlayabilmesi için siyasi ortamın yumuşaması lazım. Meclis’teki bütün partilerin katılımıyla ortak bir siyasi partiler yasası hazırlanarak bu gerçekleştirilebilir.

Biz geçtiğimiz hafta İYİ Parti ve daha sonra Demokrat Parti’yi ziyaret ettik. Görüşlerimizi orada da belirttik. Biz CHP’nin sürece katkısını çok önemsiyoruz.

Terörle mücadele hepimizin ortak meselesi. Bu meselede en önemli sorumluluğumuz bir siyasetçi olarak bir ve beraber hareket etmektir. Asıl hedef alınması gereken evlatlarımızı kahpece öldüren terör örgütüdür.

Kınanması gereken PKK’dır. Bu üzüntülü hadisede bile gördük ki PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP bunu kınamaktan geri durdu. Bazen ağzımızdan sehven bazı ifadeler çıkabilir bunun peşine düşüldüğü zaman bizim aleyhimize de kullanılabilir.

Fotoğraflar: chp.org.tr

 

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a beş ‘Gara Operasyonu’ sorusu

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada Gara Operasyonu nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 5 soru yöneltti. Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında “Bu soruların cevabını millet  adına ondan bekleyeceğim.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, grup konuşmasında konuya ilişkin yaptığı açıklamalarından satır başları şöyle:

Gara şehitlerimiz var. 5-6 yıldır terör örgütünün tuttuğu erlerimiz. 5-6 yıldır ne yapıldı? 5-6 yıldır defalarca hatırlatılmasına karşın ne yapıldı? Şimdi bunların tamamı hayatını kaybetti. Şehitlerin ailelerinin bulunduğu evlere kor ateşi düştü. Hepimiz yanıyoruz, içimiz yanıyor. Bizim toplumumuzda şehitlerin ayrı bir yeri vardır. Bir tweet üzerinden kıyameti kopardılar. Hangi ahlak, bilgi, erdem, inanç… Emin olun anlamakta zorlanıyorum.

Aileler defalarca geldiler, her kapıyı çaldılar. Bana da defalarca geldiler. Malatya’da da geldiler. Arkadaşlarımızı görevlendirdik. Basın toplantıları yaptılar. Olaya iktidarın el atması gerektiğini söyledik. Bu çerçevede bir çaba harcayın dedik. Elimizden gelen her şey yapıldı. Basın toplantıları yapıldı. Çocukları terör örgütünün elinde olan ailelerle basın toplantıları yapıldı, soru önergeleri verildi. Her soru önergesi sıradan olayın özüne inmeyen “terör örgütleriyle mücadeleye yönelik keşif, operasyonel faaliyetler azim ve kararlılıkla devam etmektedir.” soru önergesinde bu yazıyor.

Şehit olan bu kardeşlerimizin öldüğü haberi geldi. Önce şunu düşündüm. Nerede, nasıl bu kardeşlerimiz şehit oldular. Bilgiler parça parça önümüze gelmeye başladı. Açıklamayı Malatya Valisi yapıyor. Niçin? Bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan bir kişi var, MSB koltuğunda oturan bir kişi var, İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan bir kişi var. Benzer bir durum İdlib’de olmuştu. Açıklamayı korkudan hiç kimse yapmıyor, Hatay Valisi yapıyor. Çünkü kusurlarını biliyorlar, eksikliklerini biliyorlar. Bir olay çok önemlidir.

Erdoğan “bir müjde vereceğim” dedi. Ama bunların tamamı şehit oldu. Açıklama yapmaktan korktular. Devleti yöneten birisi, “Çarşamba günü çok önemli bir şey yapacağım” diye bir açıklama yapmaz. Operasyonlar gizli yapılır, kimseye haber verilmez. Rahmetli Ecevit, terör örgütünün başındaki kişiyi alıp getirirken bile eşine haber vermemiştir. Devlet böyle yönetilir. Bırakın devleti bunlar bir köy bile yönetemezler. Her alanda ayrıştırdılar şehit üzerinden de ayrıştırıyorlar. Çok tehlikeli bir tutum bu.

Daha defnedilmemiş, yaralar tazeyken bunu yapıyorlar. Talimat üzerine yapıyorlar. Sarayın talimatı üzerine yapıyorlar. Ben üzülüyorum, içim acıyor. Şehitler gelmiş, daha cenazeler kalkmamış kavga ediyorlar, “sen-ben” kavgası mı bu? Kinle, öfkeyle devlet yönetilmez. Devlet bilgiyle, birikimle, sevgiyle yönetilir. Devleti yönetenler her türlü eleştiriye açık olmak zorundadırlar.

Erdoğan sanki bu olaylar hiç olmamış gibi beyefendi kahvaltıya gidiyor. Bir yaylaya kahvaltıya gidiyor. Rize’yle Trabzon arasında her 15 metreye bir polis dikiyorlar. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şey. Ya sen kendi vatandaşına güvenmiyorsun. Şikayeti görev yapan polisler söylüyor. Böyle bir garabet hiç yaşanmadı ve biz yaşıyoruz.

13 şehidimiz var umrunda bile değil. Sonra Rize kongresi. Bütün vatandaşlarımdan özellikle rica ediyorum, o kongreyi internetten izleyin. O gülüşmeler, o kahkahalar, o fıkralar… Ya 13 kişi hayatını kaybetti. Hangi ahlaka göre yapıyorsunuz siz bunu, hangi inanca göre yapıyorsunuz.

Güle oynaya kongre yapıyorlar. Şehit annesini telefonla bağlatıyorlar. Erdoğan’ın keyfi yerinde, anne ağlamaklı. Ders vermeye kalkıyor. Allah bu millete sabır versin. Bir şehit annesi ya. Onu propaganda malzemesi olarak kullanıyor. Şehitlere ne kadar yakın olduğunu anlatmak için kullanıyor. Oysa bütün Türkiye nasıl eğlendiğini, nasıl keyif içinde olduğunu görüyor. Askerlerimiz, polislerimiz, sivillerimiz hayatını kaybetmiş. Bırakın bu anne matemini yaşasın.

Şunu söylüyor “Oğlunuz şehit oldu siz bu şerefi yaşadınız.” Lafa bak. E o şeref en çok sana yakışıyor. Göndersene çocuklarını askere. Niye bedelli askerlik yaptırdın? Eğer sen böyle bir şerefi kabul etmek istiyorsan, yaşamak istiyorsan çocuklarına bedelli yaptırmazsın gönderirsin askere, Irak’a gönderirsin. Neden bu ülkede hep fakir fukaranın çocukları bedel ödüyor da varsılların çocukları bedel ödemiyor. Erdoğan’a beş soru soracağım. Bu soruların cevabını millet  adına ondan bekleyeceğim.

“Bu işin sorumlusu kim?”

Soru 1: Bölücü terör örgütünün tam 5,5 yıl elinde tuttuğu vatan evlatlarını kurtarmak için başbakan veya cumhurbaşkanı olarak ne yaptınız?

Soru 2: Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’dan seçimlerde size yardımcı olması için mektup dilenirken neden vatan evlatlarının serbest bırakılması için çağrı yapmasını istemediniz. İstanbul seçimleri sizin için 13 vatan evladından daha mı kıymetliydi?

Soru 3: Yıllarca dostum Trump diye böbürlenip durdunuz. Neden dostluğunuzu vatan evlatlarımızı terör örgütünün elinden kurtarmak için kullanmadınız. Bölgede Amerikalılar çok güçlü, senin de en yakın dostun Trump.

Soru 4: Daha önce benzer hadiselerde sorunun çözümünde büyük katkıları olmuş İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği ve Mazlum Der gibi ulusal insan hakları örgütleri ile Uluslararası İnsan Hakları Örgütlerinden terör örgütünün elinde tuttuğu evlatlarımıza zarar gelmemesi ve serbest bırakılmaları için en azından çağrıda bulunmak hiç mi aklınıza gelmedi?

Soru 5: Dün Rize’de yaptığınız açıklamalardan sınır ötesi operasyonun hedeflerinden birinin de şehit olan 13 evladımızın kurtarılması olduğunu ancak başaramadığınızı söylediniz. 13 vatandaşımızın kurtarılması amacıyla başlatılan operasyondaki başarısızlığı kim üstlenecek? Bu işin sorumlusu kim?

Kurtarma operasyonuna gidiyorsun bütün rehineler ölüyor. Akıl tutulması var burada. Gidiyorsun rehineleri kurtarmaya, bütün rehineler ölüyor. Korkudan hiç kimse açıklama yapmıyor, vali açıklama yapıyor.

Davulla zurnayla rehine mi kurtarılır Allah aşkına. Rahmetli Ecevit Kıbrıs çıkarmasını yaparken eşine bile haber vermemiştir. Bu davulla zurnayla harekat başlattık diyor. 13 şehidimizin sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır, kimse başka bir şey düşünmesin. Bu beş sorunun cevabını bekliyorum. Bu millet bekliyor.

Paylaşın

CHP’li Altay’dan ‘yeni anayasa’ yorumu: Amaç gündemi değiştirme

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Engin Altay, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yeni Anayasa tartışmalarının gündem değiştirme amaçlı olduğunu vurgulayarak, “Ucube sistem tıkandı. Erdoğan ucube sisteme yama arıyor. Bu sistem yama tutmaz” dedi. 

HABER MERKEZİ / Erdoğan’ın uygulamaları nedeniyle devletin çürüdüğünü, kamu görevlilerinin ‘parti militanı’ gibi çalıştığını söyleyen Altay, “Siyaset yapıyoruz, kendi aramızda polemik yaparız, ama devletin hepimizin devleti olduğunu hiç unutmayacağız. Devletin kılına halel gelmesi, millete halel getirir. Bu bilinçte olacağız. ‘Devlet çürürse millet çürür’ dedik. Geldiğimiz noktada, devlet adabı dediğimiz kavram yerle yeksan oldu. Tayyip Erdoğan istiyor ki devletten maaş alan herkes devlete değil Recep Tayyip Erdoğan’a biat etsin, itaat etsin. Maalesef, rektöründen dekanına, valisinden kaymakamına bir Erdoğan’a yaranma yarışı başlamış. Bu devleti çürütür” dedi.

Altay şöyle devam etti:

“Boğaziçi meselesi, öğrencilerin anayasadan kaynaklı haklarını kullanmalarının önünde ne engel vardı? Sen orantısız polis gücü kullanmak suretiyle ortalığı birbirine kattın? Bıraksaydın o çocuklar bağırsaydı, çağırsaydı, barışçıl şekilde ‘rektörü uygun bulmuyoruz’ deselerdi. Ne vardı? Boğaziçi’nden bir şey çıkarmak istedin sen. Türkiye’de demokrasi isteyenlerin tepesine çökmek için fırsata çevirmek istedin. Buna imkan vermeyeceğiz.

“Kini olanın dini olmaz”

Cevdet Kılıç… ‘Biz gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz’ diyor. Dekan ya dekan. Eşkıya gibi. Maganda gibi. Mafya gibi. Önce bu hadsize bir şey söyleyeyim: Bu bir kin mektubudur. Bu bir tahriktir. Bu bir tehdittir. Bu beyefendinin bilmesi gereken şudur: Kini olanın dini olmaz. AK Parti Grup Başkanvekili Bülent turan, bazı telefon görüşmeleri yaptı. Bu dekanla ilgili güya rektör bir soruşturma başladı. Hukukun üstünlüğüne inanan bir tane mi savcı yok? Allah’tan korkun, milletten utanmadığınızı biliyoruz. Bir yürekli savcı yoksa yazıklar olsun.

“Bunlardan vali olmaz”

Devlette çürüme aldı başını gidiyor. Amasya, Aksaray, Giresun, Kocaeli, Ordu, Sivas, Düzce… Bu valiler kimin valisi? Şöyle bir tweet atsa anlarım. ‘Devletimin yanındayım, milletimin yanındayım, bayrağımın yanındayım.’ Bir tık ileri gidiyorum. ‘Cumhurbaşkanımızın yanındayız’ı da anlayabilirim. Bu valiler Erdoğan’ın yanındayız diye AK Parti Genel Merkezi’nden heştek açılmış bir tweeti atıyorlarsa ben bunlara parti militanı derim. İstedikleri kadar hoplasınlar, çatlasınlar, patlasınlar. Bunlardan vali olmaz. Erdoğan’a tavsiyem şu: Valileri kongrede il başkanı yap olsun bitsin. Vatandaş da şaşırdı. Sayın Numan Kurtulmuş, üniversiteye gidiyor. Rektörün masasına oturuyor. İsmet İnönü, ilçe belediyesini ziyaret ediyor, mütevazi bir vatandaş edasıyla makama olan saygısıyla gereğini yapıyor. Bu çürümüş devlet. Bu saygın devlet. İşte asker, al bayrağa asker selamı duruyor. Peki bu kimin askeri? Bir elinde Erdoğan’ın siyasi sembolü Rabia bir elinde Bahçeli’nin siyasi sembolü bozkurt işareti yapan, devletin zırhlı aracının tepesindeki asker kimin askeri? Bu çürümüş devlet. Bu saygın devlet.

“Milletin derdi başka seninki başka”

Bugün geldin yine Meclis’e zırhlı araç, helikopterlerle. Korkma bir şey olmaz. Yanlış yapıyorsun, iyi yolda değilsin. Hep söyledim. Azminle çıktın, hırsınla batıyorsun. Gücünü kaybettin, gücünü kaybettikçe itibarını, kontrolünü kaybediyorsun. İtibarını kaybediyorsun, itibarını kaybedince nezaketini de kaybediyorsun. Hiçbir parti lideri senin kadar kaba ve yaralayıcı söz söylememiş. Sen de söyleme. Siyaset bugün var yarın yoksun. Hafızalarda, Erdoğan vardı, 19 yıl bize masal anlattı, zengin oldu çekti gitti, bize hayal sattı’ diyecekler. Millet ‘ekmek’ der, sen ‘başörtüsü’ dersin. Millet ‘iş’ der, sen Rabia yaparsın. Millet ‘borç’ der, sen ‘terörist’ dersin. Millet ‘soğuk’ der, sen ‘taciz’ dersin. Millet ‘aşı’ der, sen ‘bölücü dersin. Milletin derdi başka seninki başka. Yapma. Yanlış yoldasın. Yanlış yapıyorsun. Eski azimli Erdoğan ol başım üstüne, ama sen artık hırslı Erdoğan oldun. Hırs başta karar eyleyince, akıl baştan firar eder. Devletin başında da akılsız birinin olmasını istemeyiz.

“Millet ekonomi konuşuyor”

Anayasa değişikliğini gündeme getirdi. Ben de sana beş madde de çağrı yapacağım. Tarafsız ol. Anayasa Mahkemesi kararlarına uy, saygılı ol. Sistemi tahkim edecek hiçbir işin parçası olmayacağımızı bil. Güçlü parlamenter sisteme geçiş iraden varsa belki konuşuruz. Belki diyorum. Ucube sisteme yama arıyor Erdoğan. Bu sistem yama tutmaz. Anayasa değişikliği ile yama yapmaya düşünüyorsan o zor. Anayasa tartışmaları ekonomik çöküşü gizleme gayretine gerekli hizmeti yaratmadı. Millet ekonomi konuşuyor.

Tabii Anayasa tartışmaları Erdoğan’ın ekonomik çöküntüyü gizleme gayretine gerekli hizmeti yapmadı. Millet Anayasa konuşmuyor, biz de konuşmuyoruz. Millet ekonomi konuşuyor. Pazardan, çöpten toplanan yiyecekleri konuşuyor. Gece 12’de söndürülen doğalgaz kombisinin vanasını konuşuyor. Beyefendi Ay’a 2023’te sert, 2028’de yumuşak iniş yapacağını söyledi. 18 yılda uzay projeleri için 2 milyar harcanmış. 2021’de koyulan ödenek, bir buçuk milyar, 2022’de 1.4 milyar, 2023’te 1.7 milyar lira koymuş. 4,5 milyar lira para koymuş. Bu parayla Everest tepesine çıkarsınız, daha yukarı çıkamazsınız. ‘Ağam bizle eğlenir.’ Erdoğan’ın ay hikayesi böyle bir hikayedir.

“Senin derdin milletin şan ve şerefi değil”

CHP’nin itirazı ile kaç kanun teklifini geri çektiklerini, kaç maddeyi görüşülen tekliflerden çıkardıklarını, Erdoğan bilmez. Tavsiyem şudur; partinin grup başkanvekillerini arasın, ‘CHP itiraz ettiği için ve doğru bulunduğu için kaç madde çektik’ diye öğrensin. CHP olmasaydı bugün 900 km’lik Suriye sınırının bir bölümü İsrail’in elinde olacaktı. İyi mi olacaktı? Bu da CHP’nin direnişine rağmen, senin inadınla geçen, ama Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız başvuru neticesinde bir doğru iş daha. Çık, ‘ben devletin şan ve şerefi için şunu yapmak istedim, CHP engel oldu’ de. Senden özür dileyeceğim. Söz veriyorum. Meclis’te CHP’nin katkısıyla bir hafta içinde 67 tane kanun yasalaştı. Engelleyici tutum olsaydı bu olabilir miydi? Bence nankörlük ediyorsun. Çok uçurumun kenarından seni aldık. Kamu İhale Kanunu ilk çıktığında yanlışları sıraladık, biraz düzelttik, ama sen o kanunu 100 küsur defa değiştirdin. ‘Bu kanun varken beşli çeteye hizmet edemem’ dedin. Bin kere değiştirdin. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: CHP, devletimizin şan ve şerefi için milletimizin huzuru, refahı, mutluluğu için her vesileyle TBMM’de elini taşın altına koymuştur. Senin derdin milletin şan ve şerefi değil. Tekrar söylüyorum. Bize huzurun, refahına hizmet eden bizim engellediğimiz bir kanun teklifi gösterirsen senden ve milletten özür dileyeceğim.

Kongrelerin yapılma zarureti var. Biz de yaptık. Sosyal mesafeye uyuldu. Başarılı, örnek bir kurultay yaptık. Bir fire de olmadı. COVİD rahatsızlığına da rastlanmadı. Beyefendi, kurultay yapıyor. ‘El ele tutuşun da görelim’ diyor. ‘Hay maşallah tıklım tıklım doldurmuşsunuz…’ Salgında bu söylenecek laf mı ya? Sokakta ceza yazıyorsun. Bilim Kurulu’na çağrı yapıyorum. Ben AK Parti kongreleri yapılmasın diyemem. Ama Bilim Kurulu’nun parti kongrelerinin sosyal mesafeye uygun yapılmasıyla ilgili çerçeveyi çizmeleri lazım. Ben bir suç duyurusunda bulunacağım. Savcıları göreve çağıyorum. Erdoğan’ın kongrelerle ilgili yaptığı, taksirle işlenmiş bir suçtur, başkalarının sağlığına zarar vermek. İnsanlara ‘el ele tutuşun’ demek, tıklım tıklım dolmasına teşvik etmek suç değil midir? Erdoğan bence TCK’nın 86’ncı maddesine göre ama hadi bilinçli değil diyelim TCK’nın 89’uncu maddesine göre taksirli yaralama suçunu işliyor.

“Zambiya daha fazla para ayırdı”

’Erdoğan Hazine esnafın ve milletin emrinde. 51 milyar sosyal koruma kalkanında para harcadık’ demiş. Vallahi billahi yalan. ‘Yalan söylüyor’ desem tazminat davası açacak. Olan benim 10 bin lirama olur. Erdoğan yanlış söylüyor, çarpıtıyor. Türkiye, esnafına günde 33 lira, çalışamayana da 47 lira veriyor. Doğrudan destek olarak Türkiye’nin verdiği para, 8.5 milyar liradır. 2 buçuğu da IBAN’dan, milletten gelen. Geri kalan borçtur, borç. Kimi sayarsan say, 8 milyarın dışında bunların ortaya koyduğu rakamların tümü, borçlandırmaktır, faizlendirmektir. Almanya güya bizi kıskanıyormuş. Esnafına 15 bin Euro doğrudan para verdi. Almanya, GSMH’nin yüzde 11, Kanada yüzde 14 buçuğunu ayırdı. Çok fakir Zambiya yüzde 2.1’ini ayırdı. Türkiye, Almanya yüzde 11.3’ünü ayırırken Türkiye yüzde 1.1’ini ayırdı. Zambiya daha fazla para ayırdı. Milletin gözünün içine baka baka dalga geçiyorsun.

“Milletvekilimiz görevinin başına gelecek”

Enis Berberoğlu’nun durumu hakkında gelen bir soru üzerine Engin Altay şu yanıtı verdi: “Az önce kendisiyle görüştüm. Meclis Başkanlığı’na 14. Ağır Ceza’dan yazı bekliyoruz. Hem UYAP üzerinden Adalet Bakanlığı’na gönderdiğini biliyoruz. Adalet Bakanlığı bunu Cumhurbaşkanlığı Prensipler Dairesi’ne gönderecek. Daire, fezleke olarak Meclis’e gönderecek. Ayrıca mahkeme, Meclis’e de bir karar örneğini yolladı diye biliyoruz. Ne hikmetse PTT; ayçiçeği ve zeytinyağı sattığı için evraklar geç geliyor. Yarım saat öncesinde Meclis’e gelmiş değildi. Meclis Başkanı ile de telefon görüşmesi yaptım. Gelir gelmez Genel Kurul’da okunacak ve milletvekilimiz görevinin başına gelecek.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Bu zihniyetle sorunlar çözülemez

Partisinin genel merkezinde haftalık basın toplantısına gündeme dair açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, yeni anayasa tartışmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu, açıklamasında “1921 Anayasası’nın ruhu esas alınmalıdır.” vurgusunu yaptı.

HABER MERKEZİ / SP Lideri Karamollaoğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün açıklamalarını değerlendirerek “1921 Anayasası’nın ruhu, ruh çağırmakla gelmez! Ancak ciddi bir zihniyet değişikliği ve bu ruhtan aldığımız ilhamla geleceğe emin adımlarla yürüyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanının açıklayacağını duyurduğu müjdeler konusunu da değerlendiren Karamollaoğlu; Türkiye’nin ve insanımızın faydasına olan her türlü adımı destekleyeceğini vurgulayarak, “Yeter ki son zamanlarda umutsuzluğa, karamsarlığa, ekonomik sıkıntılara gark olmuş milletimize, son günlerde ihtiyaç duyduğu güzel haberler verilsin. Yeter ki toplumumuzda kısır çekişmelere neden olan, insanımızı yoran, bıktıran kutuplaşmaya bir son verilsin!” dedi.

Gazetelerin son zamanlarda atmış olduğu manşetleri de değerlendiren Karamollaoğlu, “Son 5 yılda 1370 kişinin intihar ettiği bir ülkede alışveriş önerisi adı altında millete fakirlik, çaresizlik aşılanmakta.” ifadelerini kullanarak “Bu zihniyetin oluşmasına sebep olanlar, ‘Geçinemiyoruz!’ diyen vatandaşa, ‘Al, keyif çayı iç!’ diye cevap verenlerdir.” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu’nun basın toplantısında yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle;

“Son günlerde ülkemizin en önemli meselesi olarak anayasa değişikliği gündeme getirildi. Anayasa önemli bir konu elbette ama bu değişikliği gerçekleştirecek çoğunluğu bile olmayan iktidarın, bunu bir numaralı gündem maddesi yapması aslında bizi biraz şaşırttı.

Daha doğrusu şaşırtmadı, çünkü gündemi değiştirmek iktidarın bir numaralı meselesi. Son zamanlarda bütün dikkatlerini gündemi değiştirmeye odakladılar.

Bugün burada ruhunu I. Meclis’in çeşitliliğinden, mayasını Mehmet Akif’in Çanakkale Destanı ile İstiklal Marşı’ndan, omurgasını 1921 Anayasası’ndan alan, ihtilaflarımızı ayrılık vesilesi görmeyen, farklı inanma ve düşünme imkanını Allah’ın lütfu olarak bilen bir anlayışın önemini vurgulayarak basın toplantımıza başlamak istiyorum. Biz inanıyoruz ki

-Kendisi için istediğini başkası için de isteyen Müşfik Bir Toplum,

-Milletinin tüm fertlerini eşit gören Hadim Bir Devlet,

-Adil bir düzeni en temel hedef olarak gören Siyasal Bir Mekanizma,

-Evrensel hukuk normları ve demokrasiyi, kendi kadim birikimi ile harmanlayarak içselleştirmiş ve bunları geliştirmeye kararlı yeni bir Ortak Anlayış,

Yeniden Büyük Türkiye’yi kuracaktır. Bu minvalde atılacak anayasa çalışması adımlarına her zaman destek vereceğimizi belirtmek isterim.

“Zihniyet değişikliği şart”

Sn. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül Bey’in; yeni bir toplumsal sözleşmenin, 1921 Anayasası ruhuyla taçlanacağına inandıklarını söylemesini değerli buluyorum. Ama unutulmamalı ki 1921 Anayasası, ortak bir mutabakatın ürünüdür.

Türkiye, o gün savaş şartlarında ve binbir zorluğa göğüs gerildiği bir ortamda böylesine ortak bir mutabakatı sağlayabilmişken, ardından gelen sürecin bugüne dek hüsran olduğu ise açıktır.

Bu sebeple yeni anayasa için 1921 ruhu ortaya konacaksa I. Meclis’in ruhu, Türkiye’de tekrar diriltilmelidir. Peki, nedir I. Meclis’in ruhu?

  1. Meclis ruhu; farklılıkların düşmanlık sebebi sayılmadığı, ülke menfaatlerinin siyasi menfaatlerden üstün tutulduğu ve tam bağımsızlık yolunda emin adımlarla yürümenin adıdır. Bugüne geldiğimizde ise 1921 Anayasası’nın ruhu, ruh çağırmakla gelmez!
  2. Ancak ciddi bir zihniyet değişikliği ve bu ruhtan aldığımız ilhamla geleceğe emin adımlarla yürüyebiliriz.

“Toplumun güzel haberlere ihtiyacı var”

Sn. Cumhurbaşkanı pazartesi günü, bugün akşam yapacağı konuşmasında bazı güzel haberler vereceğini açıklamıştı. Hakikaten milletimizin her bir ferdinin güzel haberler almaya çok ihtiyacı var.

Umut ediyoruz ki Sn. Erdoğan, milletin beklentilerine denk düşecek ve insanımıza bir nebze de olsa nefes aldıracak müjdeleri kamuoyuna açıklar.

Bizim, Saadet Partisi olarak bu konuda hiçbir kompleksimiz yoktur. Milletin hayrına olacak ve yüzlerin gülmesine vesile olacak her adımı destekler, takdir ederiz.

Yeter ki son zamanlarda umutsuzluğa, karamsarlığa, ekonomik sıkıntılara gark olmuş milletimize, ihtiyaç duyduğu güzel haberler verilsin.

Yeter ki toplumumuzda kısır çekişmelere neden olan, insanımızı yoran, bıktıran kutuplaşmaya bir son verilsin!

Yeter ki her gün bir başka kesimin ve yüz binlerce insanın mağdur edildiği, KHK’larla insanların sorgusuz sualsiz işinden atıldığı bu çarpık adalet anlayışına son verecek; hukukun üstünlüğünü esas alan düzenlemelerin müjdesi verilsin!

Biz isteriz ki bu müjdeler, toplumun her bir kesiminin kanayan yarasına merhem olsun!

Açıklanacak pakette:

-İşsizliği azaltacak, istihdamı artıracak müjdeler olsun!

-Artan hayat pahalılığı ile mücadele etmekte zorlanan emeklilerimize ve açlık sınırının dahi altında bir ücretle evini geçindirmeye çalışan milyonlarca asgari ücretli çalışanlarımıza, toplu sözleşme dönemlerinde esirgenen zamlara dair müjdeler olsun!

-Aylardır ekmek teknesi kapalı olan esnaflarımıza ve artık toprağını işleyemez hale gelen, haciz üstüne hacizle perişan olan çiftçilerimize; hibe, faizsiz kredi, kira, mazot ve gübre desteği gibi somut desteklerle devletin yardım elini uzatacağına dair müjdeler olsun!

-Başta öğretmen kardeşlerimiz olmak üzere atama bekleyen tüm meslek gruplarına yıllardır beklediği müjdeli haber verilsin!

-Her yeni güne zam üstüne zam haberleriyle uyanan insanımıza, enflasyonu azaltacak ve artan hayat pahalılığına çare olacak müjdeler verilsin!

-Yıllardır alın teri döküp elde ettiği emeklilik hakkı kendilerine verilmeyen EYT’lilere, üniversiteyi bitirip omuzlarında binlerce liralık kredi borcuyla ‘diplomalı işsizler’ kervanına katılan KYK borçlusu gençlerimize dair müjdeler olsun!

-Eskilerin tabiriyle yıllarca dirsek çürüttüğü halde bir yerlerde dayısı olmadığı için hakkı gasp edilen gençlerimize, bundan sonra işe alımlarda liyakatin esas alınacağına dair bir müjde verilsin!

-Tüketime, borca ve bir avuç insanı zengin etme anlayışına dayalı yatırım anlayışına son verecek; üretime, istihdamı artırmaya, kaynaklarımızı verimli kullanmaya, gelir dağılımında adaleti tesis etmeye dayalı ve toplumun tümünün yararını gözeten yatırım müjdeleri verilsin!

-İsrafa ve yolsuzluğa artık dur diyeceklerine ve bundan sonra kamu malına yetime sahip çıkar gibi sahip çıkacaklarına dair somut adımları içeren güzel haberler verilsin!

Sn. Cumhurbaşkanının açıklayacağı müjdelerin, toplumun birlik ve beraberliğine katkı sunmasını, yeni suni tartışmalara sebep olmak yerine milletin gerçek gündemi olan ekonomik dar boğaza çare olmasını temenni ediyoruz. Emin olun bütün bunları hiçbir oy kaygısı gütmeden söylüyorum.

Cumhurbaşkanının bugün açıklayacağı hususlar, milletimizin beklentilerine karşılık versin, insanımızın derdine derman olsun. Samimi olarak ifade ediyorum ki söylediğim bu hususlar dikkate alınarak açıklamalar yapılırsa oy kaybeden iktidar yeniden oy kazanacak bir duruma gelecektir ve bu bizi asla üzmez. Çünkü milletin derdi ile ilgilenildiği görülecektir.

“Bu zihniyetle sorunlar çözülemez”

Bakın, bunu ifade ederken çok üzülüyorum ama geçim sıkıntısı nedeniyle, son 5 yılda 1370 kişinin intihar ettiği bir ülkede alışveriş önerisi adı altında millete fakirlik, çaresizlik aşılanmakta. Eskiden gazeteler çanak çömlek verirdi, şimdi ise fakirlik rehberi veriyor!

Peki, şimdi soruyorum; bu hodgam, şımarık, duygusuz tavır gücünü nereden alıyor? Bu zihniyet gücünü “Evimize ekmek götüremiyoruz.” diyen vatandaşa; “Al, keyif çayı iç!” diyenlerden alıyor!

“Bu ülkede yoksulluk, sorun olmaktan çıktı.” diyenlerden alıyor!

Gençlerimizin, çiftçimizin cebindeki 3 – 4 bin liralık telefonu milletimize çok gören zihniyetten alıyor!

Çiftçilerimiz, alması gereken desteği alamadığı gibi bir de en temel ihtiyacı olan tarım aletlerinin haczedilmesiyle karşı karşıya bırakılıyor.

Çiftçilerimiz sorunlarını dile getirip; “Mahvolduk, çiftçinin problemleri var.” dediğinde “Cebinde Iphone var, o halde senin sorunun yok.” denilebiliyor.

Kıymetli arkadaşlar;

Çiftçinin borcunu ve sıkıntısını dertlenmek yerine, cebindeki telefonu hesap edenlerin bu yaklaşımı ile Türkiye’nin sorunlarının çözülebilmesi mümkün değildir.

UCM Filistin kararı

Basın toplantımıza, bir konuya daha temas ederek son vermek istiyorum.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, aslında beklenmedik bir karar aldı.  Mahkeme, Filistin topraklarında işlenen savaş suçları için yetkili olduğunu ilan etti.

Bu doğrultuda 1967’den sonra işgal edilen Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs bölgelerinin de çalışma alanları dâhilinde olduğunu açıkladı. Bu kararı olumlu bir gelişme olarak değerlendirdiğimizi ifade etmek isterim.

İsrail’in yıllardır bölgede tüm insanlığın gözü önünde pervasızca gerçekleştirmiş olduğu zulümlerin,  insan hakları ihlallerinin ve savaş suçlarının ortaya çıkarılarak, sorumluların uluslararası mahkemelerde yargılanma sürecinin gerçekleştirilmesi en büyük temennimizdir.

Bundan daha öte olması gereken ise, bir an evvel İsrail zulmünün ve işgalinin tamamen son bulmasıdır.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan ve GP Lideri Davutoğlu’ndan ortak açıklama

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu ziyaret etti. İki genel başkan arasında yaklaşık 1,5 saat süren görüşmeye Babacan’a DEVA Partisi genel başkan yardımcıları Sadullah Ergin, İdris Şahin, Burak Dalgın ve Elif Esen eşlik etti. Gelecek Partisi heyetinde ise genel başkan yardımcıları Nedim Yamalı, Selim Temurci, Ayhan Sefer Üstün ve Serap Yazıcı yer aldı.

HABER MERKEZİ / DEVA lideri Babacan, Gelecek Partisi lideri Davutoğlu’nu partisinin genel merkezinde ziyaret etti.  Görüşmenin ardından Babacan ve Davutoğlu, ortak basın açıklaması düzenledi.

İktidar değişmediği müddetçe yönetim zihniyetinin değişmeyeceğini vurgulayan Babacan, basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Partili cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte hukukun üstünlüğü ilkesi kalmadı. Türkiye Cumhuriyeti, hukuk devleti niteliğini kaybetti. Anayasanın bağlayıcı bir metin olarak kabul edilmediği bir ülkede hukukun üstünlüğünden de hukuk devletinden de bahsedilemez.

Problemlerin büyüdüğü gerçeğini kendi seçmeni de görmesine rağmen Sayın Erdoğan’ın ‘bana saldırıyorlar’ demesi bir konsolidasyon hissi oluşturabiliyor. Boğaziçili öğrenci diyor ki ‘rektör istifa etsin’. Cumhurbaşkanı ise Cuma namazından sonra çıkıp, ‘Beni istifa etmeye zorluyorlar’ diyor. Propaganda makinesinin düğmesine basıyor. Bu oyunlara kimsenin kanmaması lazım. Asıl yapmaları gereken işi yapamadıkları için tartışmaları sürekli farklı noktalara çekiyorlar. Laf üretmekte mahirler ama peynir gemisi lafla yürümüyor.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı birdenbire anayasa gündemi ortaya attı. Zaten kendilerinin açıklaması ile ertesi gün küçük ortağın açıklamasını yan yana koyduğunuzda bu işin bir yere gitmeyeceğini görüyorsunuz. ‘Yeni anayasa’ diyor, küçük ortak her zaman olduğu gibi çerçeveyi çiziyor. Güçler ayrımına ve yargının bağımsızlığına inanan bir zihniyet var mı? Bunları sorgulayınca oradan bir şey beklemek mümkün olmuyor.

‘Propaganda makinesi bakkalı, marketi suçlu gösteriyor’

Propaganda makinesi, vatandaşlara yoksulluğa alışmaları için ne yapmaları gerektiğini öğretmeye başladı. ‘Yoksulluk vatandaşların kaderidir, buna sabredeceksiniz’ diyorlar. Markette nasıl alışveriş edileceğini öneriyorlar. Bu, hükûmetin bir itirafıdır. İnatla sürdürülen yanlış para politikalarının sonucunda hem kur hem de enflasyon arttı. Bunun sorumlusu sayın Erdoğan ve ortakları olduğu halde, hayat pahalılığının suçlusu olarak marketleri gösteriyorlar. Bazen pazarcı esnafı, bazen bakkal, bazen market, bazen de Boğaziçili öğrenci terörist ilan ediliyor. Propaganda makinesi artık böyle çalışıyor.

Devletin sahip olduğu basın kuruluşları bu ülkenin sorunlarıyla ilgilensin. TRT, 84 milyonun kullandığı elektrikten pay alıp, tek bir partinin propaganda aygıtı haline geldi. Bu adil değildir, hukuka aykırıdır. Kendilerine bir an önce çekidüzen vermeleri lazım. Anadolu Ajansı ve TRT’nin yöneticileri bundan sonraki dönemdeki meslek itibarlarını lütfen dikkate alsınlar. Bu iktidar ilelebet devam etmeyecek.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde çok ciddi insan hakkı ihlalleri var. Bazı uluslararası çalışmalarda soykırım tanımı yapılıyor. Sayın Erdoğan ve Bahçeli’nin bunu görmezden gelmesini hayretler içinde izliyoruz. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde işler hangi noktaya geldi de iki ortak sessiz? Mazlumların yanında olmalıyız. Şu andaki yönetim çok daha küçük meseleleri büyütüp farklı algılara sebep olurken, dünya çapında önemli bir meselede niçin susuyor? O ülkeyle olan ikili ilişkilerde bilmediğimiz farklı yönler mi var? Ya da çıkıp ‘Burada bir insan hakları ihlali görmüyoruz’ deyin.

İnsanın annesinin konuştuğu dili konuşması, bu dili öğrenmesi ve dilin yaşatılması temel bir insan hakkıdır. Kimse anadili üzerinden topluma fitne tohumları atmasın. Bu ülkeyi kimse bölmeye, parçalamaya kalkmasın. Her bir vatandaşımızın annesinin konuştuğu dili konuşması, öğrenmesi, yaşatması ve geliştirmesi en doğal hakkıdır.”

“Bütün bu yaşananlar derin bir krizi ortaya koyuyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “yeni anayasa” açıklamasına, “Gündem değiştirme çabasıdır, burada samimiyet görmüyoruz, iklim oluşturma çabası görmüyoruz” diyen Davutoğlu’nun basın açıklamasında öne çıkan açıklamaları söyle;

“Son dönemde bütün partiler arasında yakın temasın artmış olması sevindirici. Ama iktidar partileri kendileri dışında kimseyle görüşmemekte ısrar ediyor. Diğer partiler arasında son derece artan bir görüşme trafiği var, memnuniyet duyuyoruz.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştirmekle yetinmemiş, güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili bir çalışma yapmıştı heyetlerimiz, kamuoyuyla paylaşmıştık ve partilerden randevu talep etmiştik. DEVA Partisi yoğun bir kongre trafiği içindeydiler, çünkü Türkiye’de her an seçim kapıyı çalabilir. Bugün Genel Başkanı ağırladık, hem geçmiş olsun hem hayırlı olsun ziyaretinde bulundular. Bizim geçmiş olsun Covid değil, Selçuk Bey ve gazetecilere yönelik saldırılar nedeniyle bize geçmiş olsun dediler.

Görüşmemizde ana gündem maddemiz güçlendirilmiş parlamenter sistemdir. Genel Başkan da görüşlerini ve çalışmalarını lütfettiler, bundan sonra sadece bu konuda değil diğer alanlarda da Gelecek ve DEVA Partisi’nin daha sık görüşmesi ve ortak önerilerle kamuoyunun gündeme gelmesi konusunda mutabık kaldık, ikili bazda temaslar artacak.

(Yeni anayasa) Gündem değiştirme çabasıdır, burada samimiyet görmüyoruz, iklim oluşturma çabası görmüyoruz. Ülke gündeminin yasaklarla boğulduğu dönemde suni bir ümit uyandırmak isteniyor…

(Takvim gazetesi) iktidar yandaşı gazetenin, Türk basın ve ahlak tarihine büyük bir rezalet olarak geçecek baş sayfası. Bunu çerçeveletmek ve Erdoğan ve Bahçeli’ye göndermek lazım, mesulleri sizsiniz diye.

Gerçek gündem, kendi görüşlerini ifade eden ve toplantı gösteri yapan öğrencilere, kitleye terörist suçlamasında bulunarak terör kavramının içini boşaltmaktır. Bütün bu yaşananlar derin bir krizi ortaya koyuyor. Biz bütün partilerle temasımızı sürdüreceğiz.

(Dış politika) Bir vizyon ve zihniyet meselesidir. Bugün özellikle ABD Trump’tan Biden dönemine geçerken, bütün yatırımını Trump’a yapan bir dış politika anlaşının itibar argümanları olamaz. Avrupa bir gün düşman oluyor, Biden bir gün sohbet edeceği bir muhatap, diğer gün Türkiye’ye her an müdahale eden bir dış mihrak oluyor. Maalesef Türkiye, Erdoğan’ın psikolojisine uygun bir şekilde uluslararası ilişkilerde dalgalı bir seyir takip ediyor.  Kaybeden Türkiye oluyor. İddialı ve itibarlı bir Türkiye inşa edecek altyapıya sahiptir Türkiye.

(Erdoğan’ın yanındayız kampanyası) Ülkenin Cumhurbaşkanının iki günde bir ‘yanındayız’ kampanyasıyla ayakta kalmaya çalışması en büyük zaaftır. Böyle bir destek kampanyasına ihtiyacı olmaz, görevini yapar, iki günde bir yanındayız kampanyaları yapılması zaaf göstergesidir. Niye sık sık yapılıyor, buna ihtiyaç var? Dikkatler başka yöne çekilmek isteniyor ve koruma saiki oluşturulmak isteniyor.

Vali iktidar partisinin değil, kamunun görevlisidir. Bu tür kampanyalara valilerin katılması da zaaftır. Cumhurbaşkanlığı makamı valiliğin desteğine ihtiyaç duyuyorsa kendilerini tartışmaya açmışlar demektir. Görevlerini yapmalarını isteyebilir, kendisine saygısı varsa beni destekleyin diyemez, demez. Bu liderlik zaafıdır. Önce sistem değişimi, ardından da zihniyet değişikliği gerekiyor, biz bunu yapacağız.

(Erdoğan’ın ve Soylu’nun LGBTİ+’ları hedef göstermesi) İktidar ve Cumhurbaşkanı bütün BOUN camiasının ortak meselesi olarak başlayan tepkiyi, toplumun bir kesimi tarafından olumsuz şekilde algılanacak düşüncesiyle bir gruba mahkum ettiriyor, herkesi onun içine sokuyor. Haklı taleplerin gözardı edilmesinin önünü açıyor. Biz Gelecek Partisi olarak aile değerlerini esas alan bir anlayışa sahibiz ama TC vatandaşları kanun önünde ve bu anlamda anayasa hakları bakımından hepsi birbirine eşittir, görüş beyan etmesi konusunda da baskı altına alamaz. İktidara düşen, o üniversitenin iklimi gözetilerek toplumsal barışı sağlayarak iç dokusunda tepkilere sebep vermektense makul bir çözümün yolunu arar.

Türkiye’nin acil bir hukuk reformuna, hukuku tahsis edecek hukuk yönetimine ihtiyaç vardır. Arınç’ın açıklaması durumu doğru tasvir ediyor. Bu sebeple biz bazı yerlerde değiliz, bizim neden iktidarın içinde olmadığımızın tespiti Arınç’ın sözlerinde gizli.

TRT ve AA’nın tek görevi var bugünlerde, yolsuzluklar, yoksulluklar konusunda mazur gösterecek döküman arıyorlar. Bunu Japonya’da aramışlar, yanlış yapmışlar, Türkiye’nin Japonya’yla kıyaslanamayacağını herkes biliyor. Türkiye’nin enflasyon, işsizlik oranları Japonya’yla değil Afrika ülkelerini andırır hale geldi. Mardin’deydim, Seydişehir Pazarı’ndaydım, Yalıhöyük’teydim, kadınlar geride kalan pazar malzemelerini toplamaya çalışıyorlardı. Hepsinde feryat var. Birileri saraylarda bu feryatları duyamaz hale geldi, biz duyuyoruz. Bütün bunlar acziyet, tükenmişlik ve erken seçimin de işaretleridir, her zamankinden daha hazır olacağız. “

Paylaşın

Elazığ’ın Anıtsal Tarihi Mezarları “Türbeler”

Elazığ, tarihi yapıları ve doğal güzellikleri ile gezilip görülmesi gereken kentler sıralamasında ilk sıralarda yer almaktadır. Elazığ’a yolu düşen hemen herkesin görmesi gereken yapılar arasında türbeler ve mescitlerde önemli bir yer tutmaktadır.

Haber Kaos ekibi olarak Elazığ il sınırları içinde bulunan türbeleri ve mescitleri sizler için derledik.

Arap Baba Mescidi ve Türbesi

Selçuklu hükümdarlarından IV. Kılıçarslan’ın oğlu, III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında H. 678 yılında inşa edilmiştir.

Minaresi dıştan türbe ile mescidin tam orta kısmına gelen bölümde yapılmıştır. Kapısı mescidin içindedir. Kaidesi alttan beş sıra taş üstünde alçı ve sıva izi görülen ve hemen hiçbir Selçuklu Mescidinde bulunmayan, emsalsiz sırça bordürlüdür.

Mescit kare planlıdır. Selçuk üçgenleri ile kubbeye geçilir. Kubbe içinin kornişlerinin çinili olduğu bilinmektedir. Korniş ve çinilerle düzenlenen mihrabın üst kısmı, beş dişlidir. Büyük kemeri vardır. Arabesk plament ve su yolludur.

Türbenin alt kısmında ise Mumyalı bir ceset mevcuttur. Halk arasında Arap Baba diye anılır. Arap Baba ile ilgili çeşitli rivayetler anlatılmaktadır.

Ahi Musa Mescidi ve Türbesi

Türbede, Fatih’in neslinden gelen mücahit Ahi Musa Hervi (Herdi)’ye ve yakınlarına ait olduğu sanılan 4 mezar bulunmaktadır.

Bunlardan en uzun mezarın Ahi Musa’ya, diğerlerinden birisinin bu zattan sonra gelen ‘Esseyid Hasan’a, üçüncüsünün de ‘Seyid Ahmed’e ait olduğu rivayet edilmektedir. İlk giriş mescit kısmına olup, türbeye geçiş mescit içerisindendir.

Ahi Musa Mescidinin varlığı Harput’ta Ahiliğin varlığını göstermesi açısından önemlidir. Türbe 2012 yılında restore edilmiştir.

Alacalı Mescit

Harput’un Ağa Mahallesi’ndedir. 1202-1204’te Artuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Dikdörtgen planlı, küçük bir yapıdır.

Duvarlar kesme taş ve ağaç hatıllı moloz taştandır. İki renkli taş mimarisi ilginçtir. Mihraba dik iki geniş kemer, ana mekanı üç nefe bölmektedir. Mihrap, mermer mukarnas frizlidir.

Üç bölümlü ahşap tavanın kalem işleri ilginçtir. Geometrik örgü ve yıldız motifleriyle bezeli tavanda al, kara, lacivert renkler kullanılmıştır. Minaresi giriş kapısının üstündedir. Şerefeye dek ak-kara taşlarla dama biçiminde örülmüştür.

Elazığ kısa tarihi

Elazığ, Dogu Anadolu da Tarihi Harput Kalesinin bulundugu tepenin eteginde kurulmus bir sehirdir. Deniz seviyesinden 1067 metre yükseklikte bulunan sehir hafif meyilli bir zemin üzerindedir. Elazığ ın yerlesim yeri olarak tarihi yeni olmakla beraber bölgenin tarihi oldukça eskidir. Bu nedenle Elazığ tarihini, Harput un tarihi ile birlikte ele almamız gerekir.

Mevcut tarihi kaynaklara göre Harput’un en eski sakinleri M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Doğu Anadolu’ya yerleşen Hurrilerdir. Yine tarihi kayıtlara göre Hurrilerden sonra bölgenin Hitit hakimiyeti altına girdiğini görmekteyiz. Çok uzun sürmeyen Hitit hakimiyetinden sonra M.Ö. 9. Asırdan itibaren Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular Harput’ta uzun süre hüküm sürmüştür.

Bugün bile tarihi heybetiyle ayakta duran Harput Kalesi Urartu devrinin izlerini taşımaktadır. Kale’de kaya içine oyulmuş merdivenler, tünel ve hücrelerle su yolu bulunduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 9. Asırdan beri bu kalesiyle müstahkem mevkii olarak bilinen Harput, 4000 yıllık bir maziye sahiptir. Harput isminin ilk hecesi olan Har, taş (kaya) anlamına, son hecesi olan put (berd) ise kale anlamına gelmektedir. Günümüz Türkçe’si ile Taş Kale anlamını taşımaktadır.

Harput’un tarihini derinliğine incelediğimizde, M.S. 1. asırdan 3. asra kadar, zaman zaman Romalıların siyasi ve askeri nüfuzunda kaldığını görmekteyiz. Ancak Romalıları Anadolu’dan çıkarmak için uzun ve çetin mücadeleler yapan Pontus Kralı Mithradates devrinde ve ondan sonraki zamanlarda bir takım eller değiştirdiği de bilinmektedir. Bununla beraber, Miladi 3. asırda, İmparator Dioclatianus zamanından itibaren Harput bölgesi tamamen Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır.

Daha sonra Sasanilerle, Bizanslılar arasında devam eden harplerde daima ihtilaf hududu olarak görülen ve zaman zaman Sasanilerin, zaman zaman Bizanslıların hakimiyetine girerek el değiştiren Harput’ta Bizans hakimiyetinin ilk devresi 7. asrin ortalarına rastlar. Ancak Hz. Ömer zamanında Suriye ve Irak’ı ele geçiren Arapların 7. asrin ortalarına doğru Harput ve çevresini de zapt ettiklerini görüyoruz. Bu şekilde başlayan Arap hakimiyeti, 10. asrin ortalarına kadar devam etmiştir. Romalılar devrinde olduğu gibi, Araplar devrinde de Harput’ta etkin bir ize rastlanmamıştır. Bölge, daha çok Bizans ve Arap siyasi ve askeri gücünün gövde gösterilerine sahne olmuştur.

Harput’un Bizanslıların hakimiyetine ikinci defa geçişi 10. asra rastlar. Bizanslıların İslam alemine karsı giriştikleri büyük seferlerin ilk hedefi daima Harput olmuştur. Nitekim, ilk taarruzda Bizanslılar Harput’u ele geçirmişler ve burada bir vilayet teşkilatı kurarak kaleleri tahkim etmişlerdir. Bizans tarihinde Harput, bugünkü söyleyişe çok yakın olarak “Harpote” diye geçmektedir. Aslında Harput bölgesi de “Mesopotamia” olarak adlandırılmaktadır. Harput’ta Bizans hakimiyeti aşağı yukarı 11. asrin sonuna kadar devam etmiştir.

Harput ve çevresi, 26 Ağustos 1071 Malazgirt muharebesinden sonra kesin olmamakla beraber 1085 yılında Türklerin eline geçmiştir. Bu ise Selçuklular devrine rastlamaktadır. Harput’un ilk Türk hakimi Çubuk Bey’dir. Çubuk Bey, burada diğer Selçuk ümerası gibi Selçuklu Sultanına bağlı olmak şartıyla bir Hükümet kurmuştur. Kendisine oğlu Mehmet Bey, halef olduğu içindir ki, Harput tarihinde bu devire “Çubukoğulları Devri” denir. Çubukoğulları ve onlarla birlikte gelen Türkmenlerin Harput halkının ecdadını teşkil ettiğine şüphe kalmamıştır.

Harput’un Türkler tarafından alınmasına kadar sadece müstahkem bir kale hüviyetinde kalan bu yer, Türklerle beraber büyüyen bir şehir haline gelmiştir. Çubukogulları devrinden sonra Harput’ta “Artukoğulları Devri” baslar. 12. asrin ilk yıllarında başlayan bu devir, 1234 yılına kadar devam etmiştir. Artukoğullarının, Türkmenleriyle beraber Doğu Anadolu’ya gelip yerleşmelerinden sonradır ki bir kolda Harput’a gelmiştir. Bunlara bu sebeple “Harput Artukluları” denmektedir.

Artukoğulları devrinde; adı hala Harput ve Elazığ’da anılan Belek (Balak) Gazi’nin Harput’un yetiştirdiği en ünlü Türk Fatihi olduğu bilinmektedir. (1965 yılında Harput Turizm Derneği tarafından Belek Gazi’nin, at üstünde güzel bir heykeli yaptırılmıştır.) Onun en önemli hizmeti, Haçlı seferleri sırasında görülmüştür. Selahattin Eyyubi ile mukayese edenler bile olmuştur. (Tarihçiler son araştırmalar ışığında Balak Gazi’nin asil isminin “Belek Gazi” olduğunu ifade etmektedirler.)

Balakgazi’den sonra 1185 yılına kadar Harput’ta yine Artukoğullarından gelen Prensler, hüküm sürmüşlerdir. Bunlardan Fahrettin Karaaslan’ında Harput tarihinde unutulmaz yeri ve eserleri vardır. Karaaslan 1148-1174 yılları arasında Harput’ta hüküm sürmüş ve burada bulunan Ulu Camiyi yaptırmıştır.

1234 yılında Harput’ta Artık Hanedanının hakimiyeti son bulur ve Harput Selçuklu Hanedanına ilhak olunur. Selçuklular devrinde Harput, bir Subaşı tarafından idare edilmiş ve bu devirde ” Arap Baba Camii “ve bitişiğindeki türbe hariç önemli bir eser bırakılmamıştır.

Anadolu Selçuklularının bölgedeki hakimiyeti sona erince, 14. asırda Harput’ta bir müddet İlhanlıların daha sonra da Dulkadiroğulları’nın hüküm sürdüklerini görüyoruz. Uzun sürmeyen Dulkadiroğluları devrinden sonra da Harput, 1465 de Uzun Hasan tarafından raptedilmiş ve 40 yil kadar Akkoyunlular’ın idaresinde kalmıştır. Akkoyunlular’dan sonra 1507 yılında Harput, Sah İsmail’in idaresine geçmiştir. 1516 yılında Çaldıran muharebesi’nden sonra Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiştir.

Osmanlı İdaresine geçen Harput, başlangıçta Diyarbakır Eyaletine bağlı bir sancak halinde teşkilatlandırılmıştır. 1530 tarihli bir kayda göre Harput’ta o zaman 14 Müslüman, 4 ermeni mahallesi vardı. Kamus-ül-a’lam’a göre ise 19. Asrin sonlarında Harput’ta 2670 ev, 843 dükkan, 10 cami, 10 medrese, 8 kütüphane ve kilise, 12 han ve 90 hamam bulunmakta idi.

Yukarıda tarihi devirlerinden kısaca bahsettiğimiz Harput, birbirine benzeyen sebeplerle tarihe karışan birçok eski Türk şehirleri gibi nihayet terkedilmiş ve yerini bugünkü Elazığ’a bırakmıştır. Bugünkü Elazığ, II. Mahmut zamanında, 1834 yılında sark vilayetlerinde ıslahata ve devlet otoritesini yeniden kurmaya memur edilen Reşit Mehmet Pasa zamanında halk arasında ” Mezra ” denilen şimdiki yerine kurulmaya başlanmıştır.

Ayni yıl içinde (1834) hastane, kışla ve cephane binaları yapılmış Vilayet Merkezi Harput’tan buraya nakledilmiştir. Bu nakilde Harput’un artık bir hudut şehri olmaktan çıkması, ana yollara sapa kalması, bilhassa kış mevsiminde ulaşım güçlüğü ve mezranın güzel bir şehir kurulmasına elverişli bulunmaması rol oynamıştır.

Yeni kurulan şehir önceleri eyalet ve bilahare vilayet merkezi olmuş, bir ara Diyarbakır vilayetine bağlı bir Sancak haline gelmiştir. 1875’de Müstakil Mutasarrıflık, 1879’da da tekrar vilayet olmuştur. Osmanlı devletinin son yıllarında Malatya ve Dersim Sancakları da buraya bağlanmış 1921’de bu iki sancakta Elazığ’dan ayrılmıştır.

Sultan Addulaziz’in tahta çıkısının 5. yılında Hacı Ahmet İzzet Pasa devrinde buraya tayin edilen Vali İsmail paşanın teklifi ile 1867 yılında “Mamurat ül -Aziz” adı verilmiştir. Fakat telaffuzu güç olduğundan halk arasında kısaca “EL AZİZ” olarak söylenegelmiştir. Atatürk’ün 1937 yılında şehire teşrifleri sırasında “Azık İli” anlamına gelen “ELAZIK” adı verilmiş, bu isim daha sonra “ELAZIĞ”a dönüşmüştür.

Paylaşın