AK Parti Grubu, Genel Başkanları Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı Adayı Gösterdi

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) grubu, İsmet Yılmaz başkanlığında TBMM’de yaptığı toplantıda Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olarak gösterilmesine karar verdi.

Haber Merkezi / AK Parti Grup Başkanı İsmet Yılmaz konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Anayasa’nın 101’inci maddesine göre, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 7’nci ve 8’inci maddesine göre, Siyasi Partiler Kanunu’nun 27’nci maddesine göre ve Türkiye Büyük Millet Meclisi AK Parti Grup İç Yönetmeliği’ne göre Cumhurbaşkanımız, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bugün AK Parti Grubu tarafından Cumhurbaşkanı adayımız olarak bildirilmesine grup toplantısına katılan bütün milletvekillerinin oy birliğiyle karar verilmiştir” dedi.

İsmet Yılmaz, “Yüksek Seçim Kurulu’na ne zaman götürmeyi planlıyorsunuz?” sorusuna “Önümüzdeki hafta inşallah” yanıtını verdi.

AK Parti’de Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı için milletvekillerinden imza toplanmıştı.

Erdoğan, iki dönemdir cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmektedir. 10 Ağustos 2014 Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda 12. Cumhurbaşkanı seçildi. 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grubu da pazartesi günü toplanarak, daha önceden Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13. Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesi için grup kararı alacak.

İtiraz için 2 gün

Resmi Gazete’de yayımlanan seçim takvimine göre 28 Mart’ta Cumhurbaşkanı geçici aday listesi Resmi Gazete’de yayımlanacak ve saat 08.00 itibarıyla itiraz süreci başlayacak.

İtirazlar 29 Mart çarşamba günü saat 17.00’de sona erecek ve itirazlar Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından incelenmeye başlanacak.

Paylaşın

Esad’dan Erdoğan’la Görüşme İçin Suriye’den Askerlerin Çekilmesi Şartı

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme için ‘Suriye’den askerlerin çekilmesi’ şartını yineledi. Erdoğan ile görüşmeye hazır olduğunu ancak bunun için Türkiye’nin askerlerini Suriye’nin kuzeyinden çekmesini şart koşan Esad, Ankara’nın ‘terörizme verdiği tüm desteği kesmesi’ gerektiğini de söyledi. 

“Erdoğan’la bir görüşmenin gerçekleşebileceği tek senaryo bu” diyen Suriye Devlet Başkanı, “Suriye’deki savaşın nihai olarak sona ermesine yol açmayacaksa, böyle bir toplantının ne yararı olabilir?” ifadelerini kullandı.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, resmi ziyarette bulunduğu Moskova’da, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Şam-Ankara ilişkilerinin de masaya yatırıldığı görüşmenin ardından Rusya basınına açıklamalarda bulunan Esad, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme olasılığına ilişkin konuştu.

Esad, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olası bir görüşme için ‘Suriye’den askerlerin çekilmesi’ şartını yineledi. Erdoğan ile görüşmeye hazır olduğunu ancak bunun için Türkiye’nin askerlerini Suriye’nin kuzeyinden çekmesini şart koşan Esad, Ankara’nın ‘terörizme verdiği tüm desteği kesmesi’ gerektiğini de söyledi.

“Erdoğan’la bir görüşmenin gerçekleşebileceği tek senaryo bu” diyen Suriye Devlet Başkanı, “Suriye’deki savaşın nihai olarak sona ermesine yol açmayacaksa, böyle bir toplantının ne yararı olabilir?” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, Ukrayna savaşında Rusya’ya desteğini de yineleyen Esad, ‘Suriyelilerin çoğunun Rusya’nın Ukrayna operasyonunu desteklediğini’ dile getirdi.

Reuters’ın RIA Novosti’den aktardığına göre, “Suriye’deki Rus varlığını genişletmenin iyi bir şey olduğunu düşünüyoruz” diyen Esad, Rus ordusunun Suriye’deki varlığının ‘geçici ya da sadece terörle mücadeleye odaklı olmaması gerektiğini’ söyledi.

Suriye Devlet Başkanı, “Terörle mücadele günümüzün meselesi ama geçici bir mesele. Rus ordusunun herhangi bir ülkedeki varlığı geçici olmamalı” dedi.

Putin – Esad arasında gerçekleşen görüşmeye dair Kremlin’den yapılan yazılı açıklamada iki liderin ifadelerine yer verildi.

Putin, iki ülkenin sürekli iletişim halinde olduğunu ve iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerlediğini belirterek şöyle dedi: “Ortak çabalarımız sosyoekonomik ve iç siyasi durumun istikrara kavuşmasını mümkün kılıyor. Ancak Suriye halkı yıkıcı bir deprem gibi çok ciddi bir sorunla daha karşı karşıya kaldı. Tabii ki, bu durumu ağırlaştırıyor. Gerçek dostların yaptığı gibi biz de size destek olmaya çalışıyoruz.

Bildiğiniz gibi hem Acil Durumlar Bakanlığı’ndan hem de Suriye’de bulunan Silahlı Kuvvetlerden temsilcilerimiz de deprem yardım çalışmalarına katkı sağlıyor. Ancak her şeye rağmen ilişkilerimiz ilerliyor, ekonomi de dahil. Geçen yıl ticarette yüzde 7’lik bir artış kaydettik. Önümüzdeki yıl ülkelerimiz arasındaki diplomatik ilişkilerin 80’inci yılını kutlayacağız.”

Daha sık görüşmeliyiz

Esad da Moskova’da olmaktan mutlu olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Her iki taraftan farklı yetkililer sürekli görüşmeye devam ediyor. Ancak uluslararası arenada devam eden çeşitli değişiklikler nedeniyle, nasıl ilerleyeceğimizi anlamak için muhtemelen daha sık görüşmeliyiz. Öncelikle size ve Acil Durumlar Bakanlığı aracılığıyla faaliyet gösteren ve depremin ardından bize yardımcı olan Rusya Federasyonu’nun tüm bakanlıklarına teşekkür etmek istiyorum.

Farklı bakanlıklarımız arasında son üç gün içinde gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarından çok memnunum. Bunların son birkaç yılın en iyi toplantıları olduğuna inanıyorum. Bu sefer elde ettiğimiz sonuçların, finansal ve ekonomik bağlarımızı pratikte daha da geliştirmemize yardımcı olacağını düşünüyorum.”

Suriye Devlet Başkanlığı ofisinden yapılan açıklamada ise görüşmede iki liderin siyasi ve ekonomik gelişmelerin yanı sıra ikili ilişkileri, ortak iş birliğini, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldığı belirtildi. Ayrıca, iki liderin Ukrayna’daki “Rus askeri operasyonunu” da ele aldığı ve Esad’ın, Rusya-Ukrayna savaşında Moskova yönetimine desteklerini yinelediği ifade edildi.

Öte yandan ziyaret kapsamında Esad rejiminin Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ayrı görüşmeler gerçekleştirdi.

Paylaşın

“HDP Ve TİP Yol Ayrımında” İddiası

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenlerinden Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) seçimlere en az 41 şehirde kendi amblemleri ve adaylarıyla girmek istemesinin Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) rahatsızlık yarattığı öne sürüldü.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) taleplerinin Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından geri çevrilmesi halinde ittifaktan ayrılabileceğini iddia edildi.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, ‘HDP ve TİP yol ayrımında’ başlıklı yazısında HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel ile dün MYK’dan sonra Yeşil ve Sol Parti çatısı altında seçime girme kararı, TİP’le HDP arasındaki gerilim ve Kılıçdaroğlu’nun 18 Mart’taki ziyareti üzerine yaptığı görüşmeyi aktardı.

TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in HDP’yi kastederek “İstanbul’da yarışabiliriz” sözlerinin iki parti tabanını tartışmaya sürüklediğini belirten Saymaz, “Haliyle bu kriz HDP MYK’sının başat gündemiydi” dedi.

Saymaz’ın yazısında ilgili bölüm şöyle:

“14 Mayıs’ta seçime Emek ve Özgürlük İttifakı olarak mı, yoksa Yeşil ve Sol Parti çatısı altında mı gireceksiniz?

Sol-sosyalist güçler, demokrasi güçleri, Aleviler, demokratik İslam değerlerine inanan mütedeyyinler, kadınlar, bütün ötekileştirilmiş kimliklerin tarihsel ittifakta zafer sağlamaları, büyük başarı ile seçimden çıkmaları, güçlü parlamento oluşturmaları için tek parti çatısı altında girme kararı aldık.

Bu kararın bir de ek maddesi var. O da şu: Emek ve Özgürlük İttifakı düzleminde yürütülecek tartışmalar ve ittifakın selametini sağlayacak öneriler konusunda MYK eşbaşkanlarımıza yetki verdi.

Hangi çatı altında seçime gireceksiniz?

Bizim tercih edeceğimiz çatı Yeşil Sol Parti’dir. Ancak HDP’den vazgeçmiş değiliz. HDP davasına, savunma tarihine ve taleplerimizin mahkemece değerlendirilmesine bakacağız. HDP ile seçime girmek de bir seçenek olarak masada duruyor.

Yeşil Sol Parti veya HDP ile girme kararını neye göre vereceksiniz?

Partimizin kapatma davası sürüyor. Ona dair bir savunma tarihi verildi, biz de bazı itirazlar yaptık, süre istedik. O süreci görmemiz lazım.

AYM’den erteleme istemiştiniz, değil mi?

Evet, seçim sathına girdi eşbaşkanlarımız. Savunma konusunda zorlanacaklar. Tek çatı altında gireceğiz ama HDP’den mi, Yeşil Sol Parti’den mi, 10 gün sonra MYK’da belirleyeceğiz.

TİP “Belli yerlerde ayrı listelerle girelim” diyor. TİP ısrarcı olursa HDP’nin tavrı ne olur?

Biz ittifakın dağılmasını, herkesin durduğu yerde durmasını ve esnememesini yanlış buluyoruz. Herkesin bu tarihsel rolün farkında olarak, sorumluluğu doğru temelde taşıması gerekiyor.

Onları ikna etmek istiyorsunuz.

Belki ikna olma belki başka formüller bulma diyelim.

Cumhurbaşkanı adayı çıkarma kararınız netleşti mi?

Kılıçdaroğlu’nun 18 Mart’ta ziyaret talebi partimize ulaştı. Bu ziyaretten sonra kurullarımızın değerlendirmesi temelinde tavrımızı kamuoyuna deklerasyonla açıklayacağız.

Kılıçdaroğlu’ndan talebiniz olacak mı?

Taleplerimizi yüz yüze ileteceğiz. Talebimiz Türkiye’nin tümünün özgürlük talebidir.

Kılıçdaroğlu’nun kampanyasında sahnede olmak istiyor musunuz?

Destekleme kararı verirsek, aday çıkarmayarak destek veririz. Sahnede görünmek bizim işimiz değil. Zaten biz ayrı bir ittifakız, ayrı bir partiyiz.

AK Parti’nin Hüda Par ile ittifak ilişkisine girmesini nasıl yorumluyorsunuz?

AK Parti ve MHP’nin zayıfladığını, umudunu kaybettiğini ve süreci nasıl götüreceğine dair paniğe kapıldıklarını düşünüyorum. Samimi bir ilişki olmadığına dair görüşlerimiz var.”

Paylaşın

İYİ Parti Ve CHP Hangi İllerde Ortak Liste Çıkaracak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Millet İttifakı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan etmesiyle birlikte vekil listeleri merak konusu oldu.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) açıkladığı seçim takvimi uyarınca en geç 24 Mart günü siyasi partilerce ittifak modeli ve anlaşması imzalanmış olması gerekiyor. Ancak Millet İttifakı içerisinde vekil listesinde il il ve isim isim zor bir müzakere süreci yaşanıyor.

Altı siyasi parti arasında 4 Ocak’ta liderlerce kararlaştırıldığı üzere Genel Seçimler ittifakı modelini belirlemekle görevli Seçim İttifakı Komisyonu, henüz beşinci toplantısını yapmadı. Bu toplantı için gelecek hafta başında 20 Mart tarihi işaret edildi ancak bunun henüz kesinleşmediği vurgulandı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun edindiği bilgilere göre, Komisyon’un ilk toplantısını 26 Ocak’ta düzenlemesinin ardından son günlerde partiler arasında ikili düzeyde görüşmeler yapıldı. CHP ile İYİ Parti, ittifak dışında yüzde 7 ülke barajını aşabilmeleri konusundaki soru işaretleri nedeniyle diğer dört parti açısından Meclis’te nasıl temsiliyet sağlanacağını görüşüyor. Diğer dört parti, öncelikle CHP ve İYİ Parti’nin hangi illerde ortak liste çıkarmaya sıcak bakılacağını ikili görüşmede açığa kavuşturması gerektiği görüşünde.

38 ilden çok azında mı ortak liste olacak?

Önceki Genel Seçimler’de yani 24 Haziran 2018’de CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi (SP) ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı, milletvekili seçiminde illerde ortak liste oluşturmamıştı.

Demokrat Parti, Gültekin Uysal’ın Afyonkarahisar adayı olarak İYİ Parti’nin listesinde yer alması üzerine YSK’ya ayrıca liste sunmadı. CHP, İYİ Parti ve SP ise, ayrı ayrı 600 milletvekili aday listeleriyle Genel Seçimler’de yarıştı ancak ittifak protokolü YSK’ya sunulduğu için ülke barajı riski ortadan kaldırıldı. SP, sadece yüzde 1,34 oy almasıyla illerde vekil çıkaramamasına rağmen, CHP listesinde aday gösterilmiş iki isim ile TBMM’de sandalye etti. İYİ Parti ise, Millet İttifakı olmasa yüzde 9,96 oy oranıyla baraj altında kalacakken 43 milletvekili çıkarabildi.

Şimdi Millet İttifakı, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutakabatı” uyarınca Meclis’te anayasa değişikliği yapılabilmesini hedefliyor. Dolayısıyla Millet İttifakı’nın TBMM’de en az 301 sandalyesi olması amaçlanıyor. Ama bunun için 24 Haziran’da olduğu gibi 81 ilde ayrı listelerle yarışa girilmemesi gerektiği görüşü masada. 38 ilde ortak listeyle seçime girilmesi durumunda bunun TBMM’deki aritmetiğe olumlu yansıyacağına işaret eden çalışmaya rağmen İYİ Parti, pek çok ilde ortaklaşma yaklaşımına sıcak bakmıyor.

CHP ile İYİ Parti arasında ortak listeyle seçime girilecek iller açısından bazılarında sadece CHP ve bazılarında sadece İYİ Parti logosuyla yarışılması konusunda henüz uzlaşma sağlanamadı.

İYİ Parti’nin “seçmen profili” dikkate alınarak bazı illerde CHP logosuyla oy çokluğu elde edilemeyeceği görüşünü aktardığı söyleniyor.

CHP içerisinde geçmişte yeterince başarı sağlanamamış illerde o ildeki seçmen profiliyle örtüşecek “sürpriz aday ya da adaylar” üzerinde çalışıldığı vurgulanıyor.

Tek veya iki vekil için yarışılacak illerde mi ortak liste olacak?

Millet İttifakı’nda sonuçta 43 ilden çok daha fazlasında CHP ve İYİ Parti’nin kendi aday listeleriyle seçime girmek istediği öğrenildi. Bu nedenle 38 il değil ancak en az 10 ilde Millet İttifakı’nın ortak/tek listeyle aday gösterebileceği ihtimali gündemde.

Ortak listeyle parlamento seçimine girilmesi bakımından “hangi iller olabilir?” sorusuna yanıt olarak sadece tek ve iki milletvekili çıkarma hakkı olan iller işaret ediliyor. Bu kapsamda, YSK’nın güncel vekil dağılımına göre birer milletvekili çıkaracak Tunceli ve Bayburt’un yanısıra Meclis’te iki vekil ile temsil edilecek Artvin, Bilecik, Çankırı, Erzincan, Gümüşhane, Kırşehir, Sinop, Bartın, Ardahan, Iğdır ve Kilis illeri masada. Ancak bu 13 il konusunda uzlaşma henüz sözkonusu değil. Bu illerden en azından 10’unda ortak liste uzlaşması olabileceği konuşuluyor.

CHP ve İYİ Parti’nin görüşmelerinde ilerleme sağlanmasıyla birlikte ancak gelecek hafta başı yapılacak toplantıda Seçim İttifakı Komisyonu’nun artık karar alma aşamasına geleceği dile getiriliyor.

Karar İzmir’de altılı masa sonrasında mı şekillenecek?

Bu arada Millet İttifakı’nın liderlerince 19 Mart Pazar günü saat 17.00’de İzmir’de buluşulması öngörüldü. Eğer İzmir İktisat Kongresi kapsamında altılı masa toplantısı yapılabilirse “seçim ittifakı” üzerine de görüşme yapılabileceği ve dolayısıyla liderler tarafından Komisyon’a talimat verilebileceği aktarıldı.

Ardından Komisyon’un da YSK’ya sunulacak ittifak protokolü üzerinde çalışmasını hızlıca şekillendireceği kaydedildi.

Seçim İttifakı Komisyonu’nda, CHP Parti Örgütü ve Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, İyi Parti Yerel Yönetimler Başkanı Metin Ergun, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez, Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhan Yücel, DEVA Partisi Teşkilat İşleri Başkanı Sadullah Ergin ile Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün yer alıyor.

Paylaşın

Yüksek Seçim Kurulu, Partilerin İttifak Koşullarını Belirledi

14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ile 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri yaklaşırken, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçimlere katılma yeterliliğine sahip siyasi partilerin seçim ittifakı yapmalarına ilişkin usul ve esasları belirledi.

Haber Merkezi / Resmi Gazete’de yayımlanan kararlara göre, seçim ittifakı, YSK tarafından belirlenip ilan edilen seçimlere katılma yeterliliğini taşıyan siyasi partiler arasında yapılabilecek.

Kararlara göre, propaganda süreci cumhurbaşkanı seçimi için 31 Mart 2023 Cuma günü, milletvekili seçimi için ise 18 Mart 2023 Cumartesi günü başlayacak, 13 Mayıs 2023 Cumartesi günü saat 18.00’de sona erecek.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması durumunda ise propaganda süreci 15 Mayıs 2023 Pazartesi günü başlayacak, 27 Mayıs 2023 Cumartesi saat 18.00’de son bulacak.

İttifaklar

İttifak yaparak seçime katılma kararı alan siyasi partiler, genel başkanların imzalarını ihtiva eden ittifak protokolünü seçim takviminde belirlenen 24 Mart Cuma günü saat 17.00’ye kadar YSK’ya teslim edecek.

Bu tarih ve saatten sonra ittifaka yeni bir siyasi parti dahil edilemeyecek.

İttifak yapacak partiler, aday listelerinin teslim edilmesi için seçim takviminde ilan edilen süre gözetilerek 7 Nisan Cuma günü saat 17.00’ye kadar aynı usulle ittifak protokolünde değişiklik yapabilecek veya aynı süre içinde YSK’ye bildirimde bulunarak ittifaktan vazgeçebilecek.

İttifaktan vazgeçen siyasi partiler aynı gün saat 18.00’e kadar YSK tarafından ittifak içerisindeki diğer siyasi partilere bildirilecek.

Vazgeçme halinde, seçim ittifakı diğer partiler arasında devam edebilecek. İttifaktan vazgeçmenin bildirilmesini takip eden gün saat 17.00’ye kadar da ittifak protokolü değiştirilebilecek veya vazgeçebilecek.

İttifak yaparak seçime katılma kararı alan siyasi partiler, ittifak protokolünde oy pusulasında kullanılacak ittifak unvanını belirleyebilecek.

Siyasi Partiler Kanunu’na göre kullanılamayacak unvanlar, ittifak adının belirlenmesinde de kullanılamayacak, ittifak unvanı dışında işaret, amblem ve logo belirlenemeyecek.

Unvanı olmayan ittifakın birden fazla olması halinde ise bunlar YSK’ye başvuru sırasına göre numaralandırılacak. İttifak yapan siyasi partiler, kendi aday listelerini verecekler.

İttifaktaki partiler, ittifak protokolünü kanunlara aykırı olmadan ve YSK tarafından belirtilen ilkeleri dikkate almak suretiyle hazırlayacak.

Miting alanları ilçe seçim kurullarınca belirlenecek

Seçim zamanında, genel yollar üzerinde, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesisler ile ilçe seçim kurullarınca gösterileceklerden başka meydanlarda toplu olarak sözlü propaganda yapılamayacak.

Hangi meydanlarda toplu olarak sözlü propaganda yapılabileceği ilçe seçim kurullarınca belirlenecek.

İlçe seçim kurulunca, o seçim çevresi içindeki miting alanları 28 Nisan Cuma gününe kadar belirlenerek, seçime katılan adaylara yazılı olarak bildirilecek.

Adaylar, bildirimden itibaren 2 gün içinde yararlanmak istedikleri miting alanlarını ve süresini yazılı olarak ilçe seçim kuruluna iletecek.

Kampüslerde ve yurt dışında sözlü propaganda yasak

Karara göre; fakültelerin, öğrenci yurtlarının, teknik ve idari birimlerinin bulunduğu etrafı kapalı ve giriş çıkışların kontrollü yapıldığı üniversitelerin kampüslerindeki tüm açık ve kapalı alanlarda seçim propagandası ve seçim toplantısı yapılamayacak.

Yurt dışında ve gümrük kapılarında sözlü propaganda yapılamayacak.

Öne çıkan diğer kurallar şöyle:

Oy verme gününden önceki on gün içinde yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayın araçları ile kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler, bilgi ve iletişim telefonları yoluyla mini referandum gibi adlarla, adayın lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyunu etkileyecek biçimde yayın ve herhangi bir surette dağıtım yapılamayacak.

Propaganda için kullanılan el ilanları ve diğer her türlü matbuat üzerinde Türk Bayrağı ve dini ibareler bulundurulamayacak.

Propaganda döneminin başlangıcından oy verme gününe kadar şehir içi veya şehir dışında, toplu taşıma amacıyla kamu hizmetlerinde kullanılan hava, kara, deniz ve raylı sistem taşıtlarındaki reklam yerleri ve araçlarında, propaganda içeren yayınlar yapılamayacak.

Paylaşın

“Kıbrıs Sorunu”nun Çözümü İçin Birleşmiş Milletler’den Yeni Adım

Akdeniz’in doğusunda bulunan Kıbrıs adasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Kıbrıs Rum Kesimi (Kıbrıs Cumhuriyeti) arasında yaşanan siyasi tabanlı sorun olarak tanımlanan “Kıbrıs Sorunu”nun çözümüne dair yeni bir adım atıldı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Siyasi İşler ve Barış İnşasından Sorumlu Yardımcısı Rosemary DiCarlo, AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile ayrı ayrı bir araya geldi.

İlk olarak Kıbrıs’ın göreve geçen ay gelen yeni cumhurbaşkanı Hristodulidis ile, Lefkoşa’nın Rumların yönetiminde bulunan güneyinde yer alan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görüşen DiCarlo, görüşme sonrasında, “Kıbrıs sorunu ile ilgili detaylı bir konuşmamız oldu. Burada sadece Genel Sekreter’in (Antonio Guterres), barışı destekleme yönündeki taahhüdünü yineleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Nikos Hristodulidis, daha önce yaptığı açıklamalarda, Avrupa Birliği’nin (AB) de müzakere masasında daha önemli bir rol ile oturması halinde, çerçevesi BM tarafından çizilmiş olan iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonu destekleyebileceklerini ifade etmişti.

Kıbrıs hükümetinin basın sözcüsü Konstantinos Letimbiotis ise, BM Temsilcisi DiCarlo’nun, müzakerelerin yeniden başlaması yönünde kararlı bir mesaj verdiğini dile getirerek, “Biz zaten müzakere masasında oturuyoruz ve Sayın Tatar’dan da, iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyona ulaşabilmek adına, samimi bir istekle müzakere masasına gelmesini bekliyoruz” dedi.

“Tatar ile iyi bir görüşme gerçekleştirdik”

Kıbrıs’ın Rum yönetimi ile görüşmelerini “mükemmel” olarak nitelendiren Rosemary DiCarlo daha sonra Lefkoşa’nın kuzeyinde Kıbrıslı Türklerin lideri Ersin Tatar ile bir araya geldi.

Bu görüşme sonrasında da gazetecilere kısa bir açıklamada bulunan DiCarlo, “Teknik komitelerin çalışması ve güçlendirilmesini ele aldık, Genel Sekreter’in Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedilmesine yönelik taahhüt ve kararlılığını ilettim” ifadelerini kullanarak, Tatar ile “iyi bir görüşme gerçekleştirdiklerini” belirtti.

Türkiye’de meydana gelen depremlerde hayatını kaybedenler için duyduğu derin ve samimi üzüntülerini Tatar’a ilettiğini bildiren DiCarlo, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedilmesine yönelik taahhüt ve kararlılığını da Tatar’a ilettiğini ifade etti.

Tatar’dan “egemen eşitlik” ve “uluslararası tanınma” koşulu

Ersin Tatar da, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Türk tarafının resmi müzakerelere geçebilmesi için egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tanınması gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs meselesinin aynı zamanda bölgesel bir mesele de olduğunu dile getiren Tatar, Doğu Akdeniz’de de istikrarın sürmesi, huzur ve barışın devamı için Türkiye’nin de garantör bir ülke olarak onayının önemli olduğunu , diğer yandan AB’nin Kıbrıs konusuna taraf olmasını asla kabul etmeyeceklerini söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Şanlıurfa’da Konuştu: Bu Nasıl Bir Devlet Yönetimidir?

Sel felaketinin yaşandığı Şanlıurfa’da konuşan CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, “Sorunları biliyoruz, ağır sorunların faturalarını sade vatandaş ödüyor bunu da biliyoruz. İnsanlar hayatlarını kaybetti bunu da biliyoruz. Şikayetler var onları da dinliyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir ülke iyi yönetilirse afetlere dirençli kentler oluşturulur. Bunları yaratmadığınız zaman siz bu ülkeyi neden, nasıl yönetiyorsunuz? Alt geçit yapmışlar. Bir pompayı getirmek için, suyu boşaltmak için saatlerce beklenir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Bütün bunların hepsini çözeceğiz.”

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu bugün sel felaketinin yaşandığı Şanlıurfa’ya gitti.

Burada açıklama yapan Kılıçdaroğlu, “Şanlıurfa’da kimse kendini yalnız hissetmesin. Biz buraya sadece Millet ittifakının genel başkanları olarak değil, Mayıs ayında kurulacak olan hükümetin temsilcileri olarak da geldik” dedi ve ekledi:

“Sorunları biliyoruz, ağır sorunların faturalarını sade vatandaş ödüyor bunu da biliyoruz. İnsanlar hayatlarını kaybetti bunu da biliyoruz. Şikayetler var onları da dinliyoruz.

Bir ülke iyi yönetilirse afetlere dirençli kentler oluşturulur. Bunları yaratmadığınız zaman siz bu ülkeyi neden, nasıl yönetiyorsunuz?

Alt geçit yapmışlar. Bir pompayı getirmek için, suyu boşaltmak için saatlerce beklenir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Bütün bunların hepsini çözeceğiz.

Kimse kendini umutsuz hissetmesin. Yeni bir anlayışları bunları çözeceğiz. Kim görevini yapıyorsa başımız üstüne, kim görevini yapmayıp da ölümlere yol açan olaylara ortam hazırlıyorsa ona da güle güle demek zorundayız.

Hepimiz gelişmelerin farkındayız. Allah nasip ederse bütün bu sorunları bir araya gelip çözeceğiz”.

Şanlıurfa ve Adıyaman’da can kaybı 14’e yükseldi

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerden Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya’da etkili olan sağanak yağış sele dönüştü.

Şanlıurfa’da 12, Adıyaman’da 2 kişi hayatını kaybetti. Kayıp 5 kişi için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

AFAD’dan yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte Adıyaman’ın Tut ilçesinde metrekareye 136 milimetre, Şanlıurfa’ya ise 111 milimetre yağış düştü.

Şanlıurfa’da Tandoğan Mahallesi’nde bulunan Yavuzlar Apartmanı’nın bodrum katındaki dairede 5 kişinin cansız bedenlerine ulaşıldı. Suriye uyruklu oldukları belirtilen bu kişilerin cansız bedeni otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

Abide Köprülü Kavşağı’nın alt geçidinden vinç yardımıyla bir hafif araç çıkarıldı. Araçta yapılan incelemede 2 kişinin cansız bedeni bulundu.

Adıyaman’daki sel felaketinde de Tut ilçesinde bir konteyneri su basması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden birinin 1,5 yaşında bir çocuk olduğu açıklandı.

AFAD, polis, jandarma ve belediye ekipleri, su baskını riski yaşanan çadırlarda tahliye çalışmalarını sürdürüyor.

Öte yandan Şanlıurfalılar su basan evlerini kendi imkanlarıyla tahliye etmeye çalışıyor.

Paylaşın

Kapatma Davası: HDP Seçim İçin Yol Haritasını Belirledi

HDP, AYM’ye bir kez daha kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması başvurusunda bulundu. Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) görülen kapatma davasının, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler öncesinde sonuçlanma olasılığına karşı Halkların Demokratik Partisi (HDP) izleyeceği yol haritasını belirledi.

Ancak, AYM’ye yapılan başvurunun sonucunun bir süre daha beklenmesi için kararın gelecek hafta kamuoyuna açıklanması benimsendi. Parti yönetimi, AYM’nin gelecek haftaya kadar başvuruyu sonuçlandırması veya herhangi bir karar almaması durumunda” ise Yeşil Sol Parti ile seçime girilmesi kararı aldı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, Cumhurbaşkanı adayı konusunda izlenecek tutum ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 18 Mart’ta HDP eş başkanlarıyla görüşmesinden sonra, ittifakta yer alan partilerin ortak deklarasyonuyla kamuoyuna açıklanacak.

HDP MYK, eş başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın başkanlığında partinin kapatma davası, cumhurbaşkanı adayı konusundaki tutum ve ittifak partilerinin parlamento seçimlerine nasıl gireceği konusunu görüşmek üzere toplandı.

MYK öncesinde AYM’ye başvuru: Kapatma, telafisi güç sonuçlar yaratır

HDP yönetimi MYK toplantısı öncesinde, parti yönetimi AYM’ye bir kez daha kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması başvurusunda bulunduğunu açıkladı.

Başvuru dilekçesinde milletvekili listelerinin sunulması ve kesinleşmesi sonrasında bir kapatma riskinin “telafisi güç ve mümkün olmayan sonuçlar yaratacağı” vurgulandı.

Dilekçede, sözlü savunma için verilen 11 Nisan tarihinin seçim çalışmaları açısından kritik bir tarih olduğu, savunmayı yapacak olan eş başkanlar, parti kurulları ve uzmanların seçim gündeminden alıkonarak, savunmaya odaklanmasının parti aleyhine sonuç doğuracağı ifade edildi:

“YSK’nın açıkladığı seçim takvimi uyarınca aday listelerinin YSK’ya sunulması 9 Nisan 2023’e, listelerin kesinleşmesi de 19 Nisan 2023 tarihine denk gelmektedir.

“Dolayısıyla listelerin sunulması ve kesinleşmesinden sonra kapatma riski ve tehdidi müvekkil parti için telafisi güç ve mümkün olmayan sonuçlar yaratacaktır.

“Nitekim listeler kesinleştikten sonra muhtemel bir kapatma kararı verilmesi halinde parti bir bütün olarak seçimlere girmekten menedilmiş, bir bütün olarak milletvekili adaylarının seçilme hakkı ellerinden alınmış olacaktır.

“Böylesi ağır tablo sadece parti için değil, aynı zamanda milyonlarca yurttaşın iradesinin parlamentoya yansımaması gibi demokrasi için ağır sonuçlara da yol açacaktır.”

Dilekçede sözlü savunmanın ve dava ile kararın seçim sonrasına bırakılması istendi.

HDP daha önce 14 Mart olarak belirlenen sözlü savunma tarihin, Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle ertelenmesini talep etmiş, AYM bu talebi yerinde bularak sözlü savunmayı 11 Nisan’a ertelemişti.

TİP’in ayrı liste kararı kabul görmedi: Ortak liste kararı alındı

MYK toplantısından sonra bir açıklama yapılmadı.

Edinilen bilgiye göre MYK toplantısında, partinin kapatılması olasılığına karşı seçenekler masaya yatırıldı.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP), güçlü olduğu bazı yerlerde kendi isim ve amblemi ile seçime girme talebi de ele alındı.

Bu öneriye HDP’nin destek vermediği biliniyor.

MYK toplantısında da, “hangi siyasi parti çatısı altında olursa olsun, ittifakta yer alan 6 siyasi partinin, tek bir parti çatısı altında ortak listeyle” seçime girme kararı alındı.

Ancak TİP’in ayrı liste ile seçime girme talebi konusunda ısrarcı olması ve bu konuda ittifakta sorun yaşanması olasılığına karşı, Buldan ve Sancar’a sorunun çözümü için yetki verildi.

‘Tek seçenek Yeşil Sol Parti’

Toplantıda, HDP’nin, kapatma olasılığına karşı, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından seçime girme yeterliliği onaylanan Yeşil Sol Parti listelerinden milletvekili adaylarının gösterilmesi benimsendi.

Ancak, AYM’ye yapılan başvurunun sonucunun bir süre daha beklenmesi için kararın gelecek hafta kamuoyuna açıklanması benimsendi.

Parti yönetimi, AYM’nin gelecek haftaya kadar başvuruyu sonuçlandırması veya herhangi bir karar almaması durumunda” ise Yeşil Sol Parti ile seçime girilmesi kararı aldı.

Bir HDP yöneticisi, partinin Yeşil Sol Parti ile seçime gideceğini açıkladı:

“Gelecek haftaya kadar dava sürecinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Ancak eğer bir cevap verilmezse veya dava seçim sonuna ertelenmezse, seçime tek çatı altında girme kararı aldık.

Tek çatı altında seçime girersek, tek alternatif Yeşil Sol Parti.

Eğer bu kararımız ittifakta bir soruna yol açarsa, eş başkanlarımız bu konuda yetkili olacak.”

Kılıçdaroğlu’nun ziyareti sonrası aday tutumu ortak deklarasyonla açıklanacak

MYK toplantısının sürdüğü saatlerde, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 18 Mart Cumartesi HDP Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar’ı, parti genel merkezinde ziyaret edeceği de netleşti.

9 Haziran 2017’de ilk kez HDP Genel Merkezi’ni ziyaret eden Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek verilip verilmemesi de toplantıda ele alındı.

Edinilen bilgiye göre toplantıda, cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki tutumun kamuoyuna açıklanması için Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Parti yönetimi, yapılacak görüşme sonrasında Kılıçdaroğlu’na destek verip vermeme konusundaki tutumunu, seçim takvimine göre cumhurbaşkanı adaylığı başvurusunun son tarihi olan 23 Mart’tan önce Emek ve Özgürlük İttifakı olarak ortak deklarasyonla kamuoyuna duyuracak.

Aday başvuruları 17-25 Mart arası alınacak

Toplantıda aday başvuru süreleri de görüşüldü. Buna göre, milletvekili aday başvuruları 17-25 Mart tarihleri arasında alınacak. MYK’da parti yönetimi Emek ve Özgürlük İttifakı’nın genişlemesine dönük girişimlerde bulunma kararı da aldı.

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Seçimlerden Sonra Türkiye’de Asrın Yargılanması Yaşanmalı

Katıldığı bir televizyon programında konuşan TİP Lideri Erkan Baş, “Türkiye’de asrın felaketini yaşıyoruz biz. İktidar asrın felaketidir. Ama çok olumsuzluktan bahsettik. Bir şeyi eksik bırakmayalım: Bu süreçte bir de hepimizin geleceğe umutla bakmasını sağlayan büyük bir dayanışma örgütlendi” dedi ve ekledi:

“Yurttaşlarımız deprem anı itibarıyla muazzam bir sorumlulukla harekete geçtiler ve biz bu ülkede asrın dayanışmasını örgütledik. Bakın kimse madencileri eleştiriyor mu memlekette? Herkes teşekkür ediyor değil mi? Madenci kardeşlerimiz inanılmaz çaba sarf ettiler yurttaşlarımızı kurtarmak için. Ben bu vesileyle o dayanışmayı örgütleyen tüm yurttaşlara teşekkür etmek istiyorum.”

Erkan Baş, konuşmasının devamında, “Ama şöyle bir denklem var: Asrın felaketini yaşıyoruz, asrın dayanışmasını örgütledik şimdi asrın yargılanmasını yaşayacak bu ülke. Seçimlerden sonra Türkiye’de asrın yargılanması yaşanmalı.

Bu süreçte sorumluluğu olan kim varsa tarafsız, adil, evrensel hukuk normlarının işlediği mahkemeler önünde hesap vermeleri gerekiyor. Bu da depremde yaşadığımız acılardan omuzlarımıza kalan bir sorumluluk. Bütün yurttaşlara söylüyorum: Hep birlikte asrın yargılanmasının önünü açmamız lazım. Seçimlere bu gözle bakmamız lazım.” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, FOX TV ekranlarında İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programına konuk oldu. Programda Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, Karagöz’ün sorularını yanıtladı.

Açıklamalarına 6 Şubat’ta meydana gelen Maraş merkezli depremlerde hayatını kaybeden yurttaşlara baş sağlığı dileyerek başlayan Erkan Baş, “Meselenin doğal afet kısmı engellenebilir bir şey değil. Sonuçta binlerce yıldır insanlar bunu yaşıyor. Ama üzücü olan şey şu: Binlerce yıllık insanlık tarihinin bilimsel birikimi var. Önlemler alınabiliyor ve biz bu can kayıplarını neredeyse sıfıra indirebilme şansına sahibiz. Ortaya çıkan tablo aslında sorumluluk taşıyan insanların sorumsuz davrandığını gösteriyor” dedi.

Programın devamında enkaz altında kalan ve 150 saatin ardından kurtarılan bir yurttaşın “Beni özel hastaneye götürmeyin, param yok” demesine ilişkin konuşan Baş, şu ifadeleri kullandı:

“150 saat sonra canını kurtarmış bir insanın aklına gelen ilk şeyin ‘Beni özel hastaneye götürmeyin’ diyor olması ülkemizin nasıl bir karanlıkta olduğunun en önemli göstergelerinden bir tanesi. Deprem olmadan önce biz şunu tartışıyorduk: Aslında tüm dünyada iki bakış var. Ya insanı merkeze alan bir hayat kuracaksınız ya parayı merkeze alan bir hayat kuracaksınız. Bunun dışında bir şey yok. Biz maalesef sadece ve sadece parayı temel alan bir anlayışla yönetiliyoruz.

Türkiye’de ekonomik sistem problemi var. Türkiye neoliberalizmin, kapitalizmin dünyadaki en tipik örneklerinden bir tanesi ve biz bunun acısını çekiyoruz. Yoksullukta, işsizlikte, enflasyonda, gündelik hayatımızda bunu hep hissediyoruz. Bir de bu mantığın daha uzun süreye yayılmış sonuçları var. Mesela eğitimin parayla alınıp satılan bir hale gelmiş olmasını hiçbir insanın kabul etmemesi gerektiğini düşünüyorum. İşte sağlık… Hayatınız söz konusu. Lanet olsun! Birileri sizin bu çaresizliğinizden para kazanmak üzerine bir sistem oluşturmuşlar. Kim bilir ablamız neler çekti o güne kadar. Kim bilir neler çekti ki o anda aklına ilk gelen şey bu oluyor.”

Erkan Baş, açıklamalarının devamında AKP iktidarının ve devlet kurumlarının deprem bölgesinde arama-kurtarma faaliyeti yürütme ve depremzedelerin ihtiyaçlarını giderme konusunda son derece eksik kaldığına dikkat çekti.

Konuşmasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarını hatırlatan TİP Genel Başkanı, şunları söyledi:

“Utanç verici! Bir aydır ne anlatıyor Süleyman Soylu? Süleyman Soylu bir aydır ‘Biz her şeyi yapıyoruz’ diyor. Oraya gönderilen yardımlara el konuluyor, orada dayanışma örgütlemek isteyen insanları bir tehdit unsuru haline getirmeye çalışıyorlar. Şimdi artık kendisi de bunu kabul etmek zorunda kalmış, ‘Buraya yardım gönderin’ diyor. İnsanlar oraya bir aydır yardım göndermek için ellerinden gelen her şeyi yaptı. Siz Kızılay’ın depolarındaki çadırları satarken insanlar çadır topluyorlardı, oralara göndermeye çalışıyorlardı. Siz gönderilen çadırlara el koyuyordunuz. ‘Devlet dışında kimsenin buraya müdahale etme hakkı yok’ diyordunuz.

99 depreminde de biz bunları yaşamıştık. ‘Nerede bu devlet?’ diye bir laf vardı. Şimdi bu insanlar ilk üç-beş gün haykırdılar. Beşinci gün artık insanlar şu hale geldi: ‘Hiç olmasa daha iyi.’ Hiç olmasa insanların gönderdiği yardımlar ulaşacak. Ama ‘mış’ gibi yapıyor. Varmış gibi yapıyor. Hem sorunları çözüyormuş gibi yapıyor hem de yardım etmek isteyen insanları engelliyor. Aradan 30 gün geçmiş, çıkıp yüzsüzce ‘Buraya yardım gönderin’ diyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Aradan bir aydan fazla zaman geçmiş hâlâ su sorunundan, çadır sorunundan bahsediyor insanlar.”

“Şimdi çıkmışlar ‘helallik’ istiyorlar!”

Programın devamında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘helallik’ istemesine de değinen Erkan Baş, şunları kaydetti:

“Deprem değil, yanlış yönetim anlayışı öldürdü bizim yurttaşlarımızı. Biz oraya ilk anda ulaşabilseydik bugün on binlerce insan hayatta olacaktı. Ama bu organizasyonları yapması gerekenler bunu yapmadığı için insanlarımıza ulaşamadığımız için enkaz altında hayatlarını kaybettiler. Şimdi çıkmışlar ‘helallik’ istiyorlar! Neyin helalleşmesi. Her şeyi bıraktım, 20 yılı bir kenara koydum. Şu insanların çektikleri acıların hesabını sormak hepimizin görevi. Düşünsenize bu insanlar yaşadıkları ömür boyunca evlatlarını sadece bir fotoğrafla görecekler ve bunun bir sorumlusu var. Çıkmışlar hâlâ pişkin pişkin açıklamalar yapıyorlar.”

Baş, şöyle devam etti:

“Bu 20 yıllık dönem ve sonrasında yaşadığımız dönem aslında şu anlama geliyor: Kanalizasyon patladı, berbat durumdayız, pislik içerisindeyiz. Hemen temizliğe girişmemiz lazım. Ama bunu yaparken şunu asla unutmayalım: Eğer sistemi değiştirmezsek yarın tekrardan aynı şeylerle karşı karşıya kalırız. O yüzden ikisini bir arada sürdüreceğimiz çok yoğun 60 günlük bir sürece girdik. Hepimizin yurttaşlık görevi ve sorumluluğu bu.”

Türkiye’nin şirket gibi yönetildiğini ve AKP’nin yurttaştan toplanan vergilerle kâr etmek için çabaladığını söyleyen Erkan Baş, “Siz devleti şirket gibi yönetirseniz yüz yılın üzerinde bir tarihi olan Kızılay’ı şirkete çevirirsiniz. Ben ilkokuldayken öğretmenimiz resim dersinde ‘çadır çizin’ dediğinde üzerine hilal çizerdik. Çadır demek Kızılay demekti bizim dönemimizde. Başka bir şey düşünülemezdi. Böyle bir kurumdan bahsediyoruz. Kapalı zarflarda paralar toplanırdı. Önemli olan sizin onun yüreğinizden kopmuş olmasıydı. Öğretmenlerimiz bizlere bunu anlatırdı” dedi.

Kızılay’ın ‘nasıl daha fazla kâr elde ederim’ diyerek yönetildiğine dikkat çeken Baş şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi 1950’den beri çadır üreten bir kurumdan bahsediyoruz, ben ilk anda anlayamamıştım. Sonra anladık ki Kızılay artık yardım anında yurttaşın yanına koşacak bir kurum olmaktan çıkmış. Kızılay artık para kazanması gereken Kerem Kınık gibileri üç-beş maaşla beslemesi gereken bir kurum haline dönüşmüş. Bana ne Kerem Kınık’ın kaç para kazanacağından. Gerçekten ben yurttaşın ihtiyaç anında yanında olacak bir Kızılay arıyorum. Devlet bu olmalıdır. Ama devleti şirkete çevirdiğinizde, devletin bütün mekanizmaları para kazanmaya odaklandığında bu iş bitiyor.”

“Seçimlerden sonra Türkiye’de asrın yargılanması yaşanmalı”

Programın geri kalan bölümünde Maraş’ta meydana gelen ve on binlerce yurttaşın hayatını kaybeden depremlerde sorumluluğu bulunan herkesin yargılanması gerektiğini söyleyen Baş, “Asrın felaketi AKP iktidarıdır. Biz asrın felaketini yaşıyoruz, asrın dayanışmasını örgütledik şimdi de asrın yargılanması yaşanmalı” dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş şöyle konuştu:

“Türkiye’de asrın felaketini yaşıyoruz biz. İktidar asrın felaketidir. Ama çok olumsuzluktan bahsettik. Bir şeyi eksik bırakmayalım: Bu süreçte bir de hepimizin geleceğe umutla bakmasını sağlayan büyük bir dayanışma örgütlendi. Yurttaşlarımız deprem anı itibarıyla muazzam bir sorumlulukla harekete geçtiler ve biz bu ülkede asrın dayanışmasını örgütledik. Bakın kimse madencileri eleştiriyor mu memlekette? Herkes teşekkür ediyor değil mi? Madenci kardeşlerimiz inanılmaz çaba sarf ettiler yurttaşlarımızı kurtarmak için. Ben bu vesileyle o dayanışmayı örgütleyen tüm yurttaşlara teşekkür etmek istiyorum.

Ama şöyle bir denklem var: Asrın felaketini yaşıyoruz, asrın dayanışmasını örgütledik şimdi asrın yargılanmasını yaşayacak bu ülke. Seçimlerden sonra Türkiye’de asrın yargılanması yaşanmalı. Bu süreçte sorumluluğu olan kim varsa tarafsız, adil, evrensel hukuk normlarının işlediği mahkemeler önünde hesap vermeleri gerekiyor. Bu da depremde yaşadığımız acılardan omuzlarımıza kalan bir sorumluluk. Bütün yurttaşlara söylüyorum: Hep birlikte asrın yargılanmasının önünü açmamız lazım. Seçimlere bu gözle bakmamız lazım.”

Erkan Baş, FOX TV ekranlarındaki programın devamında yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini değerlendirdi. Partisinin seçimlerde nasıl bir tutum alacağı üzerine konuşan Baş, “Millet İttifakı’nın ortak adayının tüm toplumun adayı haline gelmesi gerekir ki bu seçimi ilk turda kazanabilelim. Biz Türkiye İşçi Partisi olarak buna hazırız, buna açığız” dedi.

Baş, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’deki tüm muhalif kesimin adayına dönüşmesi gerektiğini belirtirken şu ifadeleri kullandı:

“Her seçimin bazı temel soruları vardır. Yurttaş temel sorulara yanıt verir oyuna göre. Biz bundan iki-üç yıl önce çıkarttığımız sonucu o gün itibarıyla kamuoyu ile paylaşmıştık. Sanıyorum bunu söyleyen ilk birkaç partiden biriydik. ‘Bir daha böylesine bir yenilgiyi yaşamamak için ders çıkartalım’ dedik. Çıkardığımız ders şuydu: 2018 seçimlerinde muhalefet çok adayla seçime gitti. O gün ilk defa yaşandığı için hepimiz öyle düşündük.

Kendimi de katarak söylüyorum. Kimseyi suçlamıyorum. ‘İkinci tur da var’ diye düşündüğümüzde muhalefet adayları arasında bir rekabet oluşuyor. ‘Kim ikinci tura kalacak?’ diye. Biz birbirimizden oy alıp öne çıkmalıyız ki ikinci tura kalalım. Ve süreç içerisinde sahaya indiğimizde gördüğümüz tablo burada bir problem olduğu çıktı. Muhalefetin iç rekabeti nedeniyle Tayyip Erdoğan ilk turda seçimi kazandı.

Biz buradan çıkardığımız dersle çağrıyı üç yıl önce yapmıştık: Ortak bir dert etrafında toplanalım ve bu seçimi ilk turda bitirelim. Geldiğimiz aşamada 2018’de üç ayrı adayla yarışan Millet İttifakı ‘Biz tek bir isimde ortaklaştık’ dedi. Bu olumlu bir şey, iyi bir şey, güzel bir şey. Fakat Türkiye Millet İttifakı’ndan ibaret değil. Orada yan yana gelmek kıymetsiz değil, önemli krizler atlattılar, iktidarın bütün bölme girişimlerine karşı yan yana durmayı başardılar. Bunlar güzel. Bizim çok konuda görüş farklılığımız olmasına rağmen bu gelişmeyi olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

Fakat yapılması gereken bir şey daha var. Nedir o adım; Millet İttifakı’nın ortak adayı tüm toplumun adayının haline gelmesi gerekir ki bu seçimi ilk turda kazanabilelim. Biz Türkiye İşçi Partisi olarak buna hazırız, buna açığız. Yıllardır söylediğimiz şeyde bir adım atıldıysa biz bundan vazgeçmeyiz. Burada atılması gereken bir küçük adım daha var artık. Kemal Bey Millet İttifakı’nın ortak adayı olarak diyecek ki; ‘Ben toplumsal muhalefetin adayı olmak istiyorum.’ Karar onun kararı. Eğer kendisi bu kararı verir, bunun gerekliliklerini yerine getirirse biz buna hazır olduğumuzu zaten ifade ediyoruz.

Cumhurbaşkanı adayı olan kişinin sendikaları ziyaret etmesi gerekir, meslek odalarını ziyaret etmesi gerekir, kadın örgütlerini, gençlik örgütlerini ziyaret etmesi gerekir. Bizim Türkiye İşçi Partisi’yle ilgili hiçbir talebimiz yok. Ama Türkiye işçi sınıfıyla ilgili, emekçilerle ilgili taleplerimiz var. Kanun tekliflerimiz var bizim. Türkiye’de işçiler Anayasal haklarını kullanamıyorlar. Niye kullanamıyorlar? Sendikal örgütlenmenin önüne fiili engeller, bürokratik engeller ve devlet gücü konuluyor ve işçi en temel özgürlüğünü kullanamıyor. Bunun önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.”

AKP’nin önümüzdeki seçimlerde tarihin en ağır yenilgisini yaşayabileceğine dikkat çeken Baş, “Ben bunu iktidar cephesine baktığımda da görüyorum. Artık eskisi gibi bir özgüvenleri yok. Korku başladı, telaş başladı. ‘Acaba kaybedecek miyiz?’ sorusunu sormaya başladılar” diye konuştu.

Baş şu ifadeleri kullandı:

“İki üç yıl öncesine gittiğimizde halka çok tepeden bakan, kibirli bir tavır hakimdi orada. Şimdi yavaş yavaş telaş kendisini hissettirmeye başladı. Şöyle cümleler kurulmaya başlandı: Mesela iki büyükşehir belediye başkanının, Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak adının geçmesine dair ‘Kazansalar bile yapamazlar’ diyorlar. Demek ki bunu onlar da görüyorlar.

İlk gelen anketler bu açıdan çok olumlu sonuçlar veriyor. Sadece anket üzerinden değerlendirme yapmak yetmez ama benim sokakta gördüğüm tabloyla önümüze gelen anketler arasında bir paralellik var. Bir heyecan var toplumda bunu sönümlendirmemek gerekiyor. 15 Mayıs sabahı bütün problemlerin çözüldüğü bir ülke olmaz. Bizim açımızdan mesele şu: 15 Mayıs sabahı Türkiye için yeni bir adım atacak mıyız atmayacak mıyız? Yolun sonu gözüktü, bu tarafta yola tosluyor bu memleket. Yeni bir kapıyı açabilecek miyiz açamayacak mıyız? Biz 15 Mayıs sabahı Türkiye’nin yeni bir yolculuğa başlayabileceği bir güne başlamak istiyoruz.”

“Toplumsal dönüşüme ihtiyacımız var”

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın aday çıkarıp çıkarmayacağı sorusuna yanıt veren Erkan Baş, “Biz depremden önce ortaya çıkan karışık tablo nedeniyle şöyle bir yönelime girmiştik: Yine bir Ekmeleddin İhsanoğlu vakasıyla karşılaşabiliriz.

Yine ‘kazanacak aday’ diye sunulan ve kazanması mümkün olmayan bir aday karşımıza çıkabilir. Son dakikada böyle bir krizle karşılaşmamak üzere Emek ve Özgürlük İttifakı da kendi hazırlığını yapmalı, gerekirse kendi adayını çıkartmalıdır. Aldığımız karar buydu depremden önce” dedi.

Deprem öncesinde bunun müzakerelerinin yapıldığını belirten TİP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Emek ve Özürlük İttifakı’nın en iyi kim temsil edebilir diye tartışıyorduk. Ama deprem her şeyi olduğu gibi o süreci de yeniden değerlendirmeyi gerektirdi. Depremden sonra yurttaşın iktidardan bir an önce kurtulma düşüncesi bizi yeniden değerlendirme noktasına zaten getirdi.

Önümüzdeki günlerde Emek ve Özgürlük İttifakı olarak görüşeceğiz. Ondan sonra bir yol haritası çıkartacağız. Biz bu meseleyi kapayalım ve Türkiye’nin ikinci yüz yılı nasıl eşitlikten, özgürlükten, herkesin kendisini mutlu ve güven içerisinde hissedeceği bir ülke olacağını arayalım.

Biz öyle bir ülke yaratmalıyız ki bir daha tarikatların, cemaatlerin, ırkçı düşüncenin toplumda kutuplaştırıcı bir siyaseti temsil eden unsurların bir daha karşılık bulamaması lazım. Bunu sadece AKP’yi yenerek sağlayamazsınız. Aynı zamanda toplumsal dönüşüme ihtiyacımız var.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Finlandiya’nın NATO Üyeliğinin Seçimler Öncesi Onaylanabileceği Sinyali

AK Parti Meclis Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, Finlandiya’nın NATO üyeliğinin seçimler öncesinde onaylanabileceği sinyali verdi.

Erdoğan, Finlandiya’nın NATO üyeliğine ilişkin soruya, “Süreç neyse o süreci işleteceğiz. Üstümüze düşen görevi yapacağız. Verdiğimiz sözü tutacağız. Cuma günü gelsin, Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşüp verdiğimiz sözün gereğini yerine getireceğiz” şeklinde yanıt verdi.

Erdoğan’ın açıklamaları öncesinde Reuters’in konuştuğu iki üst düzey yetkili de Türkiye’nin Finlandiya’nın NATO üyeliğini 14 Mayıs seçimlerinden önce onaylamayı planladığını söyledi.

Reuters’e konuşan Türk yetkililer TBMM kapanmadan önce Finlandiya’nın NATO üyeliği konusundaki oylamanın yapılmasının planlandığını ifade etti.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasındaki NATO görüşmeleri Ankara tarafından Stockholm’de Kur’an yakılması üzerine Ocak ayında askıya alınmıştı. “Üçlü Muhtıra” çerçevesinde kurulan “Daimi Ortak Mekanizma” toplantısının üçüncüsü, iki ay aranın ardından 9 Mart tarihinde Brüksel’deki NATO karargahında yapılmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, görüşmeler sonrası yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderilmesiyle ilgili adım atılmalı” dedi.

Kalın, İsveç ve Finlandiya’nın NATO sürecinin birlikte mi ayrı ayrı mı işleyeceği konusundaki hız, kapsam ve genel çerçevenin bu ülkelerin atacağı adımlara bağlı olduğunu söyledi.

İsveç, 2022’de “terörle mücadelede güvenlik güçlerinin alanını daha da açmak için” anayasada değişikliğe gitmişti.

1 Ocak 2023’de yürürlüğe giren anayasa değişikliklerinin ardından “terörle mücadeleyi ilgilendiren” birçok yasada da uyum çalışması yapılmıştı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Cuma günü iki günlük bir ziyaret için Türkiye’ye gelecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelecek olan Niinisto’nun gündeminde deprem sonrası yeniden inşa çalışmalarının yanı sıra “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik başvuruları” var. Niinisto’ya ziyaretinde Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto da eşlik edecek.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da dün Finlandiya’nın ülkesinden önce NATO’ya üye olması ihtimalinin arttığını kabul etmişti.

İki ülke, Temmuz ayında Litvanya’nın Vilnius kentinde yapılacak NATO zirvesine kadar ittifaka üye olmak istiyor.

Paylaşın