55 Üyeli Afrika Birliği G20’ye Üye Oluyor: Tarih Kesinleşmedi

1,3 milyarlık nüfusu temsil eden 55 üyeli Afrika Birliği’nin G20’ye üye olacağı duyuruldu. Afrika Birliği’nin G20’ye ne zaman üye olacağıyla ilgili ise henüz kesin bir tarih verilmedi.

Avrupa Birliği’nin (AB) yanı sıra Türkiye’nin de dahil olduğu dünyanın en güçlü 19 ülkesini kapsayan G20, ekonomik iş birliği amacıyla kurulmuş olsa da, artık terörle mücadele, iklim değişikliği gibi küresel konuların da istişare edildiği uluslararası bir forum haline geldi.

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, dünyanın önde gelen 20 ekonomisinden oluşan Yirmiler Grubu’na (G20) Afrika Birliği’nin (AfB) de dahil edileceğini duyurdu. G20 zirvesi için gittiği Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de açıklamalarda bulunan Michel, AfB’nin katılımı konusunda üye ülkeler arasında fikir birliği oluştuğunu belirterek, “Bu iyi bir sinyal. Afrika Birliği’ni daimi üye olarak aramızda göreceğimiz için mutluluk duyuyorum” dedi.

27 ülkeden oluşan AB, şimdiye kadar G20 içinde birlik olarak yer alan tek üyeydi. 1963 yılında kurulan Afrika Birliği, kıtadaki uluslararası alanda tanınan tüm ülkeleri temsil ediyor ve 55 üyesi bulunuyor. Dünyanın en genç ve hızlı büyüyen nüfusuna sahip olan AfB ülkelerinde şu an 1,3 milyar olan nüfusun 2050 yılına kadar 2,5 milyara ulaşması bekleniyor. AB nüfusu ise 450 milyon dolayında.

AfB’nin üyelik tarihi kesinleşmedi

AfB’nin G20’ye ne zaman üye olacağıyla ilgili ise henüz kesin bir tarih verilmedi. Diplomatik kaynaklar, üyeliğin resmen ilanı için Brezilya’da gelecek yıl Temmuz ayında yapılacak G20 zirvesi ya da 2025’te Güney Afrika’da yapılacak zirve üzerinde durulduğunu belirtiyor.

AB’nin yanı sıra Türkiye’nin de dahil olduğu dünyanın en güçlü 19 ülkesini kapsayan G20, ekonomik iş birliği amacıyla kurulmuş olsa da, artık terörle mücadele, iklim değişikliği gibi küresel konuların da istişare edildiği uluslararası bir forum haline geldi. G20, özellikle Ukrayna savaşı döneminde Batı ve Rusya’nın birlikte dahil olduğu ve doğrudan bir araya geldiği az sayıdaki platformdan biri konumunda.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Batı Afrika Ülkesi Mali’de Çifte Saldırı: 64 Ölü

Afrika’nın sekizinci büyük ülkesi olan Mali’de düzenlenen saldırılarda 64 kişi hayatını kaybetti. 49 sivilin, 15 askerin hayatını kaybettiği saldırıları El-Kaide’ye bağlı cihatçılar üstlendi.

Mali, kuzeyde etnik Tuaregler tarafından yönetilen bir isyanın patlak verdiği 2012 yılından bu yana güvensizlikle mücadele ediyor.

Bölgedeki gerilim geçtiğimiz haftalarda, yıl sonuna kadar Mali’den ayrılacağı açıklanan BM barış gücü misyonunun Timbuktu yakınlarındaki iki üssü silahlı kuvvetlere devretmesinin ardından yeniden canlandı.

Batı Afrika ülkesi Mali’de dün Nijer nehri üzerindeki bir ordu üssüne ve bir yolcu teknesine cihatçıların yaptığı çifte saldırıda en az 64 kişi hayatını kaybetti.

France24’te yer alan habere göre, hükümetten yapılan açıklamaya göre, iki ayrı saldırı Nijer nehri üzerindeki Timbuktu teknesini ve kuzey Gao bölgesindeki Bamba’da bir ordu mevzisini hedef aldı.

Tekne üç ayrı roketle vurulurken, tahliye işlemlerinin yapıldığı teknede onlarca kişi sağ kurtarıldı.

Mali’deki çatışmalar

Saldırıları, Mağrip El-Kaidesi’nin (AQIM) Sahel’den sorumlu kolu Cemaat Nusra el İslam ve Müslim (JNIM) üstlendi. Örgüt geçen ay Mali’nin kuzeyindeki tarihi kavşak şehri Timbuktu’yu abluka altına aldığını duyurmuştu.

Mali, kuzeyde etnik Tuaregler tarafından yönetilen bir isyanın patlak verdiği 2012 yılından bu yana güvensizlikle mücadele ediyor.

Cihatçılar, isyanlar birlikte Mali’nin merkezi, Nijer ve Burkina Faso’ya doğru harekete geçerek Sahel’de şok dalgaları yarattı.

Mali’nin kuzeyindeki bölgesel isyan, 2015 yılında isyancılar ve Mali hükümeti arasında imzalanan bir barış anlaşmasıyla resmen sona erdi.

Ancak 2020 yılında sivil hükümetin devrilmesi ve yerine bir cuntanın geçmesinin ardından bu kırılgan anlaşma zora girdi.

Bölgedeki gerilim geçtiğimiz haftalarda, yıl sonuna kadar Mali’den ayrılacağı açıklanan BM barış gücü misyonunun Timbuktu yakınlarındaki iki üssü silahlı kuvvetlere devretmesinin ardından yeniden canlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Fransa’da Okullarda “Abaya” Yasağı Kesinleşti

Fransa’da Danıştay, hükümetin abaya ve entari tarzı uzun elbiselerin laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle okullarda giyilmesini yasaklamasına ilişkin yapılan itirazı reddetti. Bu kararla, okullarda abaya yasağı kesinleşmiş oldu.

Fransa’da Eğitim Bakanı Gabriel Attal, yeni eğitim dönemi öncesinde laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle devlet okullarında abayanın yasaklanacağını açıklamıştı.

Bakan erkeklerin de “kamis” adı verilen uzun gömlekleri giymesinin yasaklandığını duyurmuştu. Bakan, yasağa gerekçe olarak ülkede geçerli olan laiklik ilkesini göstermiş, laiklik ilkesi gereğince devlet okullarından dini sembollerinin yerinin olmadığını belirtmişti.

Hükümet Sözcüsü Olivier Veran, 28 Ağustos’ta ülkedeki okullarda giyilmesinin yasaklanacağı abaya ve benzeri uzun elbiseler için “politik bir saldırı aracı” olduğu yorumunu yapmıştı.

Mahkemenin kararına göre, abaya yasağı özel hayata saygı, din özgürlüğü, eğitim hakkı ve çocuğun refahı haklarını ihlal etmediği gibi, ayrımcılık yasağı ilkesine de aykırılık teşkil etmiyor.

Fransa Danıştayı, okullarda abaya gibi tesettür giysilerinin daha fazla giyilmesinin “dini bir arka planı” olduğu değerlendirmesinde bulundu. Mahkeme, bunun öğrencilerin ifadelerinden anlaşıldığını vurguladı. Yüksek Mahkeme, yasanın devlet okullarında herhangi bir dine aidiyet göstergesi olan giysileri yasakladığına dikkat çekti.

Fransa’da 2004 yılında çıkan bir yasada devlet okullarında derslere dini simge ve objelerle girilmesi yasaklanmıştı. Bu kararın ardından okullarda baş örtüsü yasağı gelmişti.

Bundan sonra ne olacak?

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen talimatnameye göre, abaya giymekte itiraz eden öğrencilerin aileleriyle önce “diyalog süreci” başlatılacak, bunun sonucunda bu giysiyi giymek isteyenler ısrar ederse okuldan atılacak.

Danıştay’ın ilgili dairesi, hükümetin abaya ve entari tarzı uzun elbiselerin laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle okullarda giyilmesini yasaklamasına ilişkin yapılan itirazla ilgili önceki gün bir duruşma düzenlemişti.

Müslümanların haklarını savunan ADM Derneğinin yaptığı başvuruyu değerlendirmek üzere düzenlenen duruşma yaklaşık iki saat sürmüştü.

Yasak kararını temel özgürlüklere aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay’a götüren dernek, duruşmada birkaç ay önceye kadar abayanın “dinle ilgisi olmayan kıyafet” olarak kabul gördüğünü ve bu konuda derin bir tartışma olduğu yolunda savunma yaptı.

Bu yasak nedeniyle abaya giydiği için okula giremeyen öğrencilerin özel hayatının ve kişisel özgürlüğünün ihlal edildiğini savunan derneğin avukatı, bu öğrencilerin kıyafetlerinden dolayı “damgalandığı” görüşünü dile getirdi.

ADM Derneği avukatı Vincent Brengarth, Eğitim Bakanlığının “abayanın” ne tarz bir giysi olduğunu tam anlamıyla tarif eden bir belgesi olmadığını kabul ettiğini söyledi. Brengarth, “Bir şeyin dini nitelikte olup olmadığını belirlemek Eğitim Bakanlığının görevi değil.” ifadesini kullandı.

Abaya kıyafetinin dinle ilgisi olmadığını belirten Brengarth, Fransa İslam Konseyi’nin (CFCM) de bu görüşte olduğunu bildirdi.

Paylaşın

Çin’den Duyguları İnciten “Kıyafetlere Ve Konuşmalara” Ceza Verme Hazırlığı

Çin hükümeti, halkın ruhuna zarar veren ve halkın duygularını inciten, kıyafet ve konuşmalar da dahil, geniş bir yelpazedeki davranışları yasaklamaya hazırlanıyor.

Yasayı ihlal eden kişi 15 güne kadar cezaevine gönderilecek ya da 5 bin yuan’a kadar para cezasına çarptırılacak.

Hazırlık, sosyal medyada Çin yurttaşları arasında öfkeye yol açarken, kullanıcılar ulusun duygularının ne zaman incindiğini yetkililerin nasıl bileceğini sorguluyor. “Nalan lang yueyueyue” kullanıcı adlı Weibo üyesi “Çin ulusunun ruhunun güçlü ve dirayetli olması gerekmez mi” diye sordu.

Çin hükümetinin hassasiyetleri rencide eden kıyafetleri giyen kişileri cezalandırmak için yeni bir yasayı uygulamaya koymayı planladığı bildiriliyor.

Yasa teklifinde yapılacak değişikliklerin taslağına göre “Çin halkının ruhuna zarar veren ve Çin halkının duygularını inciten” kıyafet ve konuşmalar da dahil, geniş bir yelpazedeki davranışlar yasaklanacak.

Bloomberg’ün haberine göre ülkenin yasama organının daimi komitesi tarafından yayımlanan taslak, komitenin bu yıl kabul edilmesine öncelik verdiği tasarılar arasında sıralandı.

Yasayı ihlal eden kişi 15 güne kadar cezaevine gönderilecek ya da 5 bin yuan’a (yaklaşık 18 bin 300 TL) kadar para cezasına çarptırılacak. Öte yandan hükümetin hangi görüntüleri veya konuşmaları rencide edici olarak değerlendireceği belli değil.

Yasa taslağı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in iktidardaki 10 yılı boyunca yaklaşık 1,4 milyar nüfuslu ülkede muhalefeti bastırma çabalarını vurguluyor.

Habere göre geçen yıl Şanghay yakınlarındaki Suzhou kentinde bir kadın, kamusal alanda kimono (geleneksel bir Japon kıyafeti) giydiği için gözaltına alınmıştı.

Çinli yetkililer önceki aylarda konserlerde gökkuşağı tişörtleri giyen ya da üzerinde LGBTQ+ yanlısı semboller bulunan bayraklar dağıtan kişilere müdahale etmişti.

Yasa teklifi sosyal medyada Çin yurttaşları arasında öfkeye yol açarken, kullanıcılar ulusun duygularının ne zaman incindiğini yetkililerin nasıl bileceğini sorguluyor.

“Nalan lang yueyueyue” kullanıcı adlı Weibo üyesi “Çin ulusunun ruhunun güçlü ve dirayetli olması gerekmez mi” diye sordu.

Neden bir kostüm ona kolayca zarar verebiliyor?

2019’un önceki aylarında Hong Kong’daki demokrasi yanlısı protestolar sırasında Çin hükümeti, anakaradan finans merkezine yapılan siyah giysi ihracatına yasak getirmişti.

Protestocular, gösteriler sırasında üniforma olarak düz siyah tişörtler, pantolonlar ve ağız maskeleri kullanmıştı.

Pekin’in yasakladığı eşyalar arasında siyah tişörtlerle diğer giysiler, kasklar, şemsiyeler, telsizler, drone’lar, koruyucu gözlükler ve metal zincirler vardı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Brezilya’da Tropikal Kasırga: 36 Kişi Hayatını Kaybetti

Brezilya’nın güney bölgesinde etkili olan tropikal kasırgada 36 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Kasırgada, 1650 kişinin evsiz kaldığı ve 3 bini aşkın kişinin de geçici olarak güvenli yerlere gittiği duyuruldu.

Brezilya’da şiddetli yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda yılbaşından bu yana çok sayıda kişi hayatını kaybederken binlerce kişi de evsiz kaldı.

Brezilya’nın güney bölgesinde hafta sonundan bu yana etkili olan tropikal kasırgada ölü sayısı artıyor.

Rio Grande do Sul Bölge Valisi Eduardo Leite, düzenlediği basın toplantısında, tropikal kasırganın yol açtığı heyelan ve sellerde hayatını kaybedenlerin sayısının 28’e çıktığını açıkladı, “Görülmemiş iklimsel bir felaketle boğuşuyoruz” dedi.

Leite, arama kurtarma çalışmalarının Pardo Nehri Vadisi’nde yoğunlaştığını belirterek, ölü sayısının artma olasılığının bulunduğunu söyledi.

Reuters ise bu sabahki haberinde, kasırgada 36 kişinin hayatını kaybettiğini yazdı.

Yetkililer, Rio Grande do Sul bölgesinde 67 kasabanın şiddetli fırtına ve sellerden etkilendiğini, 1650 kişinin evsiz kaldığını ve 3 bini aşkın kişinin de geçici olarak güvenli yerlere gittiğini duyurdu.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, kasırga sebebiyle hayatını kaybeden kişilerin ailelerine başsağlığı dileğinde bulunarak, “Halka yardım etmek için her türlü gayreti göstereceğiz” demişti.

Brezilya’da şiddetli yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda yılbaşından bu yana çok sayıda kişi hayatını kaybederken binlerce kişi de evsiz kaldı.

Paylaşın

DSÖ’de Koronavirüs Endişesi: Yeni Varyant Ve Alt Varyantlar Yayılıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Ghebreyesus, Şu anda dünya çapında tek bir baskın virüs varyantı olmamasına rağmen Omikron alt varyantı EG.5’in yükselişte olduğunu belirterek, 11 ülkede yüksek mutasyona uğramış BA.2.86 alt varyantının yol açtığı bazı vakaların da tespit edildiğini söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, tespit edilen varyantların “Bulaşıcılıklarını ve potansiyel etkilerini değerlendirmek için yakından izlendiğini” sözlerine ekledi. Ghebreyesus, ayrıca, korona enfeksiyonu nedeniyle hastaneye başvurularda ve ölümlerdeki artışın bu salgının “kalıcı olduğunu ve bununla mücadele etmek için sürekli araçlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyduğunu” söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) önümüzdeki kış mevsiminde korona virüsü vakalarında küresel ölçekte artış kaydedilmesinden endişe duyulduğunu bildirdi. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus bugün internet aracılığıyla düzenlenen basın toplantısında dünya genelinde korona vakalarındaki artışla ilgili güncel verileri paylaştı.

Ghebreyesus, burada yaptığı açıklamada, ülkeler tarafından vaka sayılarına ilişkin tam olarak raporlama yapılmaması nedeniyle mevcut enfeksiyon seviyelerine dair sınırlı verilere ulaşıldığını ifade etti.

Ancak eldeki sınırlı veriler ışığında bile Covid-19 vakalarında gözle görülür bir artış tespit edildiğini vurgulayan Ghebreyesus, “Kış mevsimi yaklaşırken kuzey yarımkürede Covid-19 vakalarında endişe verici eğilimler görmeye devam ediyoruz” dedi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre şu anda dünya çapında tek bir baskın virüs varyantı olmamasına rağmen Omikron alt varyantı EG.5’in yükselişte olduğunu belirten Ghebreyesus, ayrıca 11 ülkede yüksek mutasyona uğramış BA.2.86 alt varyantının yol açtığı bazı vakaların da tespit edildiğini söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, tespit edilen varyantların “Bulaşıcılıklarını ve potansiyel etkilerini değerlendirmek için yakından izlendiğini” sözlerine ekledi.

Öte yandan, DSÖ Pandemik Korona Programı Başkanı Maria Van Kerkhove, ön verilerin mevcut korona aşılarının söz konusu varyantlara karşı yeterli koruma sağladığını gösterdiğini belirtti. DSÖ Başkanı Ghebreyesus, ise kendilerini daha çok hatırlatma aşısı yaptırmayan risk grubundaki kişilerin endişelendirdiğini söyledi.

‘Yüz binlerce insanın korona nedeniyle…’

Ghebreyesus, korona enfeksiyonu nedeniyle hastaneye başvurularda ve ölümlerdeki artışın bu salgının “kalıcı olduğunu ve bununla mücadele etmek için sürekli araçlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyduğunu” söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, korona ölümlerinin şu anda Ortadoğu ve Asya’nın bazı bölgelerinde artış gösterdiğini, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde ise hastaneye yatışlar ve yoğun bakım ünitelerindeki doluluk oranlarının arttığını kaydetti.

“Şu anda yüz binlerce insanın korona nedeniyle hastaneye kaldırıldığını tahmin ediyoruz” diyen Van Kerkhove ise bu durumun yaklaşan kış mevsimi nedeniyle endişelerini arttırdığını söyledi. Van Kerkhove, soğuk kış mevsiminde daha fazla insanın kapalı alanlarda daha uzun süre vakit geçirdiğini belirterek, “Bu da korona gibi hava yoluyla bulaşan virüslere ortam sağlıyor” dedi.

Uzman, grip ve RSV virüslerinin de bu dönemlerde daha fazla yayıldığına işaret ederek, test ve aşılamanın önemine vurgu yaptı.

Paylaşın

Burkina Faso’da Silahlı Saldırı: 53 Güvenlik Gücü Yaşamını Yitirdi

Burkina Faso Genelkurmay Başkanlığı, güvenlik güçlerine yönelik gerçekleştirilen bir saldırıda, 17 asker ve ordu için gönüllü 36 sivilin öldüğünü, yaklaşık 30 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Yatenga eyaletindeki Koumbri kasabasında görev yapan birliğin iki yıldan uzun bir süre önce “cihatçılar” tarafından bölgeden zorla çıkarılan sakinlerin yeniden yerleştirilmesine yardımcı olmak üzere konuşlandırıldığı belirtildi.

2015 yılından bu yana Burkina Faso’daki saldırılarda 16 binden fazla sivil, asker ve polis öldü. Bu yılın başından bu yana ise 5 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. Ülkede şiddet olaylarından dolayı iki milyondan fazla insan yerinden edildi.

Burkina Faso’nun kuzeyinde isyancı bir grup tarafından düzenlenen saldırıda 53 güvenlik gücü hayatını kaybetti. Genelkurmay Başkanlığı, saldırıyı püskürtürken 17 asker ve ordu için gönüllü 36 sivilin öldüğünü, yaklaşık 30 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Saldırının ardından ordunun başlattığı operasyonda çok sayıda saldırganın “etkisiz hale getirildiği” ve savaş ekipmanlarının imha edildiği kaydedildi. Bölgede operasyonların halen devam ettiği bildirildi.

Yatenga eyaletindeki Koumbri kasabasında görev yapan birliğin iki yıldan uzun bir süre önce “cihatçılar” tarafından bölgeden zorla çıkarılan sakinlerin yeniden yerleştirilmesine yardımcı olmak üzere konuşlandırıldığı belirtildi.

Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) saldırıyı kınadı. Batı Afrika bloğu yaptığı açıklamada askerlerin ve sivil gönüllülerin ölümünü “şokla” öğrendiğini belirterek “terörist saldırıları” kınadı; “Burkina Faso halkıyla dayanışma içinde olduğunu” ifade etti.

Burkina Faso’da geçtiğimiz yıl, binlerce kişinin hayatına mal olan isyanı durdurmadaki başarısızlıklara duyulan öfkenin tetiklediği iki askeri darbe yaşandı. Afrika ülkesi ordunun iktidarı ele geçirmesinin ardından ECOWAS’tan uzaklaştırılmıştı.

ACLED adlı sivil toplum örgütüne göre 2015 yılından bu yana Burkina Faso’daki saldırılarda 16 binden fazla sivil, asker ve polis öldü. Bu yılın başından bu yana ise 5 binden fazla kişi yaşamını yitirdi.

Ülkede şiddet olaylarından dolayı iki milyondan fazla insan yerinden edildi. 26 Haziran’da Merkez-Kuzey eyaletinde düzenlenen üç saldırıda 71 kişi öldürüldü. Ağustos ayında ise Merkez-Doğu eyaletinde düzenlenen iki saldırıda beş polis ve yaklaşık 20 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer 7 Ağustos ve 1 Eylül tarihleri arasında 65’ten fazla isyancının etkisiz hale getirildiğini kaydetti.

Ülkede Eylül 2022’de 34 yaşındayken darbeyle iktidarı ele geçiren İbrahim Traore, Temmuz 2024’e kadar cumhurbaşkanlığı seçimleriyle demokrasiye dönüş sözü verdi. Burkina Faso ordusuna yardım eden Fransız güçleri ise ocak ayında ülkeyi terk etti.

Traore geçen hafta bir Rus heyetiyle kalkınma ve askeri işbirliği konularında görüşmelerde bulundu. Dışişleri Bakanı Olivia Rouamba pazartesi günü Tahran’da Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile görüşmelerde bulundu ve İran ile “daha güçlü ikili işbirliği” umduğunu kaydetti.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

İngiltere Hükümeti, Wagner’i ‘Terör Örgütü’ İlan Etmek İçin Harekete Geçti

İngiltere hükümeti, paralı asker şirketi Wagner’i “terör örgütü” ilan etmek için yasa tasarısı hazırladı. Tasarı parlamentoda kabul edildiği takdirde El Kaide ve IŞİD gibi yasaklı bir örgüt haline gelecek olan Wagner Grubu’nun varlıkları da “terör örgütü varlıkları” kapsamına girecek ve bu varlıklara el konulabilecek.

Haber Merkezi / Wagner lideri Yevgeny Prigojin, Kremlin’e karşı ayaklandıktan sonra Belarus Lideri Lukaşenko’nun araya girmesi ile geri çekilmiş ancak daha sonra şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetmişti. Yevgeni Prigojin ve diğer üst düzey komutanlarla birlikte, 2020’de İngiltere tarafından yaptırım kapsamına alınmıştı.

İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman, İngiliz basınına yaptığı açıklamada# Wagner”i yasaklamak için attıkları adımın nedenlerini sıraladı.

“Putin Rusyası’nın ülke sınırları dışında kullandığı askeri bir araç” olarak tanımladığı Rus paralı asker şirketini “vahşi” ve “yıkıcı” olarak nitelendiren Braverman, “Putin rejimi kendi yarattığı canavarla ne yapacağı konusunda karar verirken, Wagner’in devam eden istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri sadece Kremlin’in siyasi hedeflerine hizmet etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Wagner’in Ukrayna, Orta Doğu ve Afrika’daki operasyonlarına işaret ederek, “Küresel güvenliğe tehdit oluşturuyorlar” ifadelerini kullanan İngiliz Bakan, “Bu nedenle onları terör örgütü olarak yasaklıyoruz ve Rusya’ya karşı yürüttüğü mücadelesinde de Ukrayna’ya elimizden gelen yardımı yapıyoruz” diye konuştu.

İngiltere’de ana muhalefetteki İşçi Partisi de bir süredir Wagner’in “terör örgütü” ilan edilmesini talep ediyordu. Dışişleri Bakanlığı ise Wagner’e karşı çeşitli yaptırımlar uygulamış, şirket yöneticilerinin varlıklarının dondurulmasına karar vermişti.

Wagner, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yanı sıra Suriye ve Libya ile Mali gibi Afrika ülkelerinde de kritik roller oynadı. Wagner savaşçılarına, cinayet ve işkence gibi suçlamalar yöneltildi.

ABD, 2020’de Wagner’in Libya başkenti Trablus etrafına mayın döşediğini açıklamıştı. Temmuz’da ise İngiltere Wagner’in Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde işkence ve infazlardan sorumlu olduğunu belirtmişti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, 2 Milyon Afgan’a Daha Gıda Yardımını Kesiyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), finansman açığı nedeniyle 2 milyon Afgan’a daha gıda yardımını keseceğini duyurdu. Kuruluş, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), önemli mali kesintiler nedeniyle bu ay Afganistan’daki 2 milyon gıdaya erişimi olmayan insanın daha öngörülen gıda yardımından çıkarılması gerektiği uyarısında bulundu.

Dünya Gıda Programı’ndan yapılan yazılı açıklamada, son mali kesinti ile birlikte bu yıl ülkede BM desteğinden mahrum kalacak kişi sayısının 10 milyona ulaşacağı kaydedildi.

Açıklamaya göre, yeni kesintilerle birlikte BM Gıda Programı, Afganistan’da temel gıda maddelerine ulaşamayan 15 milyon insanın yaklaşık sadece 3 milyonuna gıda yardımı sağlayabilecek.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

BM dışında birçok uluslararası insani yardım kuruluşları da Taliban’ın Ağustos 2021’de yönetimi ele geçirmesi ve ardından gelen ekonomik çöküşün ardından Afganlara gıda, eğitim ve sağlık desteği sağlamaya çalışıyor.

BM’nin kuruluşu, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

Son kesintilerin sayıları 1,4 milyonu bulan ve özellikle yeni doğum yapmış veya hamile kadınların sağlığına önemli zararlar vereceği uyarısında bulunan DGP, çocukların açlığa daha fazla sürüklenmesi nedeniyle önümüzdeki aylarda beslenme merkezlerine yönelik başvurularda önemli bir artış yaşanacağı saptamasında bulundu.

Açıklamada, önümüzdeki altı ay boyunca, ülkede 21 milyon kişinin asgari gıda ve beslenme ihtiyacını karşılamak için 1 milyar dolara ihtiyaç olduğu bildirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD Savunma Bakanlığı Duyurdu: Çin’e Karşı Robot Ordusu Kuruluyor

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Çin’in artan gücüne karşı koymak amacıyla iki yıl içinde binlerce otonom silah sistemini kullanmaya başlamayı planladığı duyuruldu. Replicator adı verilen programının 18 ila 24 ay içinde birden fazla alanda, binlerce otonom sistemi sahaya çıkaracağı ilan edildi.

Diğer bir deyişle geliştirilen robotik silahlar karada, denizde, havada ve uzayda görev alabilecek. Proje kapsamında geliştirilen robotların, öncelikli görevler uğruna riske atılabilecek kadar uygun maliyetli olması planlanıyor.

Replicator programı, hızla binlerce robot üreterek ABD’ye gelecekteki olası savaşları kazanmak için gerekli olduğu düşünülen sayıda mühimmat sağlayacak. Bunun yanı sıra ABD’li yetkililer, uzun vadede robotların seri üretimini kurumsallaştırmayı hedefliyor.

ABD Savunma Bakan Yardımcısı Kathleen Hicks, ABD ordusunun Çin’in artan gücüne karşı koymak amacıyla iki yıl içinde binlerce otonom silah sistemini kullanmaya başlamayı planladığını duyurdu.

Replicator adı verilen yeni proje, ordunun tüm birimleri için uygun fiyatlı sistemler üretmek amacıyla savunma ve diğer teknoloji şirketleriyle birlikte çalışmayı amaçlıyor.

Çeşitli derecelerde bağımsız çalışabilen askeri sistemler son 10 yılda giderek daha yaygın hale geldi. Ancak yorumculara göre ABD’den gelen bu son açıklama, “savaşan robotların çağının yaklaştığını” düşündürüyor.

Nitekim Hicks, pazartesi günkü konuşmasında, savaşların yürütülme biçiminin değiştirilmesine yönelik “acil ihtiyaçtan” bahsederek, Replicator programının 18 ila 24 ay içinde birden fazla alanda, binlerce otonom sistemi sahaya çıkaracağını ilan etti.

Diğer bir deyişle geliştirilen robotik silahlar karada, denizde, havada ve uzayda görev alabilecek. Proje kapsamında geliştirilen robotların, öncelikli görevler uğruna riske atılabilecek kadar uygun maliyetli olması planlanıyor.

Yetkililer program kapsamındaki cihazların tek kullanımlık olacak şekilde tasarlanmadığını ama birçoğunun kaybolması veya hasar alması durumunda maddi kaybın çok büyük olmayacağını söylüyor.

Projenin özellikle Çin’le rekabet amacıyla tasarlandığı düşünülüyor. Zira Çin’in insan gücünün yanı sıra daha fazla tankı, daha fazla gemisi ve füzesi mevcut.

Replicator programı, hızla binlerce robot üreterek ABD’ye gelecekteki olası savaşları kazanmak için gerekli olduğu düşünülen sayıda mühimmat sağlayacak. Bunun yanı sıra ABD’li yetkililer, uzun vadede robotların seri üretimini kurumsallaştırmayı hedefliyor.

Hicks, “Çin liderliğinin saldırganlığın risklerini dikkate almasını ve olası savaşlar söz konusu olduğunda ‘O gün bugün değil’ demesini sağlamalıyız” diye konuştu: Sadece bugün değil. 2027’de, 2035’de, 2049’da ve sonrasında da bu geçerli olmalı.

Hicks ayrıca, Pentagon’un Çin tehdidine karşı binlerce drone satın alacağını da ifade ediyor. Hicks, “Çin ordusunun kalabalığına kendi kalabalığımızla karşılık vereceğiz. Ancak bizimkine hazır olmak, onu vurmak ve yenmek zor olacak” diyor.

ABD bu hamleyle çok sayıda otonom sistemini birlikte sahaya süren ilk ülke olabilir. Ancak diğer ülkelerin de onu yakından takip etmesi bekleniyor. Hem yapay zeka hem de savaş uçağı üretiminde büyük güce sahip olan Çin ve Birleşik Krallık (BK) da önemli birer aday.

Nitekim yakın zamanda yapay zekanın tehlikelerini özgürce tartışabilmek için Google’daki görevinden ayrılan Geoffrey Hinton, “korkutucu” robot askerlerin savaş tehdidini artıracağını öne sürmüştü.

ABD Savunma Bakanlığı’nın “robot askerler yapmayı seveceğini” iddia eden Hinton, gerçek insan birliklerini kaybetme tehlikesi olmayan droidlerin daha küçük ulusların güvenliği için bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı.

The New York Times Daily podcast’inde konuşan 72 yaşındaki teknoloji gurusu, “ABD Savunma Bakanlığı robot askerler yapmak istiyor. Bu robot askerler oldukça korkutucu olacak” demişti.

Robot bilimindeki hızlı ilerlemelerle birlikte yapay zekanın yakında dünya çapındaki modern ordulara büyük avantajlar sağlayabileceği, askeri personelin, pilot ve mühendislerin yerini alacağı düşünülüyor.

Bu alandaki en iddialı atılımlardan biri BK ordusunda yaşanıyor. Britanyalı general Nick Carter, 2030’a kadar BK ordusunun dörtte birinin robotlardan oluşacağı görüşünde: 30 bini robot olmak üzere 120 bin kişilik bir ordumuz olabileceğini düşünüyorum, kim bilir?

ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley de martta yaptığı açıklamada 15 yıl içinde orduların, donanmaların ve hava kuvvetlerinin önemli bölümlerinin robotik olacağına inandığını söylemişti.

“Savaşın karakteri sık sık değişir” diyen Milley, şöyle eklemişti: Bu teknolojilerin tümü aynı anda birleşiyor ve hepsi önümüzdeki 10 veya 15 yıl içinde meyvelerini verecek.

Avustralya’daki Griffith Üniversitesi’nden Peter Layton, The Conversation’daki yazısında robot silahlar alanındaki son atılımları değerlendirdi. “Her türlü görev için her yerde robotlar kullanılıyor” diyen araştırmacı, “Askeri robotlar artık zamanı gelmiş bir fikir” diyor.

Ancak araştırmacının aktarımına göre, yakın gelecekte piyasaya sürülecek robot silahların hemen hepsi insanların kontrolünde olacak.

Son gelişmeleri takiben, uluslararası örgütler ve düzenleyici kurumlar da gözlerini robotik silahlara çevirdi. Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), bu alanda çalışmalar yapan kurumlardan.

15-19 Mayıs 2023’te ICRC bünyesindeki Ölümcül Otonom Silah Sistemlerine ilişkin Hükümet Uzmanları Grubu, son gelişmeleri değerlendirmek üzere toplanmıştı.

Grup, otonom silah sistemleriyle ilgili bağlayıcı olmayan sınırlamalardan oluşan bir taslak hazırlamıştı. Bu taslağın yeni uluslararası kuralların temelini oluşturabileceği düşünülüyor. Ancak otonom silahların yol açtığı insani, hukuki, etik ve güvenlik kaygılarını etkin biçimde ele almak için daha spesifik ve pratik düzenlemelere ihtiyaç duyulacak.

BM Güvenlik Konseyi de yapay zekanın uluslararası barış ve güvenliğe yönelik potansiyel tehditlerine ilişkin ilk toplantıyı 18 Temmuz’da gerçekleştirilmişti. Toplantıda otonom silahlar önemli bir başlıktı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, bu ay BM’nin konuyla ilgili olası girişimlerini hazırlamak üzere yapay zeka alanında uzman bir danışma kurulu atamayı planlıyor.

Guterres, temmuzda yaptığı açıklamada, “Bilim insanları ve uzmanlar, yapay zekanın insanlık için nükleer savaş riskiyle aynı düzeyde varoluşsal bir tehdit olduğunu ilan ederek dünyayı harekete geçmeye çağırıyor” demişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın