İran’da “İslami Giyim” Kurallarını Sertleştiren Düzenleme Meclis’ten Geçti

İran’da katı giyim kurallarını ihlal edenlere yeni cezalar getiren yasal düzenleme, 201 milletvekilinden 34’ünün “hayır” oyuna karşılık 152 “evet” oyla meclisten geçti. Düzenleme, din adamlarından oluşan Anayasa Koruma Konseyi’ne gönderilecek.

Geçen yıl Eylül ayında Jina Mahsa Amini’nin İslami kurallara uygun giyinmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra ölümü ülkede yoğun protestolara yol açmış, kültür, sanat ve spor dünyasından da pek çok ünlü göstericilerle dayanışma göstermişti.

Yasa özellikle kamuoyunda tanınan ünlü kişilere sert cezalar öngörüyor. Bu kişiler yasayı ihlal durumunda 15 yıla kadar meslekten men cezası alabilecek, mal varlıklarının onda birini bulan bölümüne el konabilecek. Ünlüleri hedef alan bu düzenlemenin, kadın hakları için düzenlenen protesto gösterilerine destek veren tanınmış kişilere gözdağı amacı taşıdığı düşünülüyor.

İran Meclisi, kamuya açık yerlerde zorunlu başörtüsü yasası ihlallerine karşı para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve adli işlem öngören yasanın deneme amaçlı 3 yıl süreyle uygulanmasını onayladı.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, yargının önerisi üzerine hükümet tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin imzasıyla Meclis’e gönderilen, “İffet ve Başörtüsü Kültürünün Desteklenmesi” yasa tasarısı oylamaya sunuldu.

Tasarı, Meclis’te hazır bulunan 201 milletvekilinden 34’ünün “hayır” oyuna karşılık 152 oyla kabul edildi. 7 milletvekili de çekimser oy kullandı. Yasanın 3 yıl süreyle deneme uygulamasına girmesi kararı alındı.

Yasanın yürürlüğe girmesi için son olarak Meclis’ten geçen yasalar hakkında nihai incelemeyi yapan Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) tarafından da onaylanması gerekiyor.

Hangi yaptırımlar öngörülüyor?

İran’da geçen yıl Jîna Mahsa Amini gösterileri sonrasında yaygınlaşan zorunlu başörtüsü kurallarına yönelik ihlallere karşı koymak için hazırlanan tasarıya göre, başörtüsü kuralına aykırı hareket eden kadınlar ilk aşamada kısa mesaj ve benzeri yöntemlerle uyarılacak.

Uyarıyı dikkate almayan ve başörtüsü kuralını yeniden ihlal edenler için para cezası verilecek.

Ceza bir ay içinde ödenmezse para cezası otomatik olarak kişinin banka hesabından kesilecek.

Herhangi bir nedenle cezaların tahsilinin mümkün olmaması halinde ise söz konusu kişinin tüm banka ve kredi kuruluşlarını kapsayacak şekilde banka kartı çıkarma ve yenileme dahil her türlü bankacılık işlemi yapması yasaklanacak. Cezalara itiraz ise 10 gün içinde yapılabilecek.

Dördüncü kez ihlal halinde para cezasının yanı sıra yargı tarafından söz konusu kişi hakkında dava açılması ve gerekli görülmesi halinde tutuklanması öngörülüyor.

Kanuna aykırı hareket eden işletmeler ise yaptırım düzenlemesi kapsamında geçici süreyle mühürlenebilecek ve devlet tarafından sunulan vergi muafiyetlerinden men edilebilecek.

Sosyal, siyasi, kültürel, sanatsal veya sportif faaliyetlerde bulunan kişilerden yasaya aykırı davrananlar hakkında ihlal sayısına göre, para cezası, mesleki faaliyetlerden men ve son aşamada hapis cezası istemiyle dava açılabilecek.

Paylaşın

ABD – İran Arasında 6 Milyar Dolarlık Tutuklu Takası

Beyaz Saray, İran’da tutuklu bulunan 5 ABD vatandaşının serbest bırakıldığını bildirdi. İran’ın Güney Kore’de bloke edilen 6 milyar dolarlık varlıkları Katar’daki banka hesaplarına yatırıldı. ABD Başkanı Biden, “Beş masum Amerikalı nihayet evlerine dönüyor” açıklamasını yaptı.

İran’ın serbest bıraktığı, ABD’li tutuklular arasında Siamak Namazi, Emad Sharqi, Morad Tahbaz bulunuyor. Üçü geçen hafta hapisten çıkartılarak ev hapsine alınmıştı. Diğer ikisinin ise isimleri açıklanmadı. Beşi de hem İran hem ABD vatandaşı.

Tahran’ın serbest bıraktığı 5 ABD’li, Doha’ya götürülmek üzere arabulucu Katar’ın gönderdiği bir uçakla İran’dan ayrıldı. Kendilerine Katar’ın büyükelçisinin de eşlik ettiği bildirildi. Aynı zamanda ABD’nin haklarında af kararı çıkarttığı 5 İran vatandaşından ikisi de Katar’a uçtu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani, iki İran vatandaşın ülkelerine dönecekleri, ikisinin ABD’de kalmaya devam edeceği, birinin de üçüncü bir ülkede bulunan ailesinin yanına gitmek istediği bilgisini paylaştı.

Sözcü Kanaani, ayrıca İran’ın Güney Kore’deki dondurulmuş mal varlığının serbest bırakıldığına işaret ederek, “İnşallah bugün bu mal varlıkları tamamen İran hükümeti ve milleti tarafından kontrol edilmeye başlanacak” dedi.

Bu arada tutuklu takası için İran’ın dondurulan varlığını serbest bırakan Biden, Cumhuriyetçilerin sert eleştirilerinin hedefinde.

Cumhuriyetçiler, İran’ın Ortadoğu’daki Amerikan askerlerine artan oranda tehdit oluşturduğunu, Biden yönetiminin ise takas anlaşmasıyla İran ekonomisini canlandırdığını iddia ediyor.

Biden yönetimi yetkilileri ise takası savunuyor, Biden’ın takasın hemen ardından İran İstihbarat Bakanlığı ile eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad hakkında yaptırım kararı aldığına dikkat çekiyor.

“Bedelini ödetmeye devam edeceğiz”

ABD Başkanı Biden, takas anlaşması konusunda, “İran’da hapsedilen beş masum Amerikalı nihayet evlerine dönüyor” açıklamasını yaptı, bu anlaşmayı mümkün kılan Katar, Umman, İsviçre ve Güney Kore’ye katkılarından dolayı teşekkür etti.

ABD vatandaşlarını İran’a seyahat etmemeleri konusunda uyaran Biden, ayrıca yıllar önce İran’da kaybolan ABD vatandaşı ve eski Federal Soruşturma Bürosu (FBI) çalışanı Bob Levinson’un akıbeti konusunda Tahran tarafından hâlâ bilgi beklediklerini vurguladı.

Biden, beş Amerikalının ülkelerine dönüşlerine sevindikleri bir anda aynı zamanda dönemeyenleri de hatırlamak istediklerini söyleyerek, İran’a bölgedeki provokatif eylemlerinin “bedelini ödetmeye devam edeceklerini” kaydetti, Ahmedinejad ve İran İstihbarat Bakanlığı hakkında alınan yaptırım kararına işaret etti.

Mahkum takası anlaşması

ABD ve İran medyasında yer alan haberlerde, İran’ın Güney Kore’de dondurulmuş 6 milyar dolarının serbest bırakılması karşılığında iki ülkenin tutuklu takası yapacağı bilgisi paylaşılmıştı.

Beyaz Saray, 10 Ağustos’ta, İran’da tutuklu 5 ABD vatandaşının cezaevinden çıkarılıp ev hapsine alındığını doğrulamıştı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri de ABD ile yürütülen tutuklu değişimine ilişkin müzakerelerde yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, İran’ın dondurulmuş varlıklarının ve ABD’de tutuklu bulunan çok sayıda İran vatandaşının serbest bırakılacağını kaydetmişti.

İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Ferzin, 12 Ağustos’ta, Güney Kore’de dondurulan varlıklarının blokajının kaldırıldığını açıklamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe, DW Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’den “Üçüncü Dünya Savaşı” Uyarısı

ABD merkezli CBS televizyonuna konuşan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Üçüncü Dünya Savaşı uyarısında bulunarak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Adolf Hitler ile karşılaştırdı.

Haber Merkezi / Volodimir Zelenskiy, Rus halkının dünya kamuoyunda saygısını yitirdiğini savundu. Rus toplumunun Putin tercihini eleştiren Zelenskiy, “Onu seçtiler, bir kez daha seçtiler ve ikinci bir Hitler yarattılar” ifadelerini kullandı.

“Ukrayna düşerse, gelecek on yılda ne olacak?” sorusunu yönelten Zelenskiy, Rusya’nın Polonya’ya kadar gelmesi durumunda, Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkacağını söyledi. Zelenskiy, bu nedenle de Putin’in durdurulması veya bir Dünya Savaşı’nın tetiklenmesi konusunda dünyanın karar vermesi gerektiğini vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin BM Genel Kurul görüşmelerine katılmak üzere Pazartesi günü Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York kentinde olması bekleniyor. Salı günü başlayacak görüşmelere 140’tan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanları katılacak.

Çarşamba günü de BM Güvenlik Konseyi’nin oturumuna katılacak olan Zelenskiy, Ukrayna’ya yönelik savaşın başlamasından bu yana ilk kez Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile karşılaşabileceği belirtiliyor.

Volodimir Zelenskiy kimdir?

25 Ocak 1978 tarihinde Ukrayna’nın güneyindeki Kryvy Rih kentinde Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Bir süre Moğolistan’da yaşayan Zelenskiy ailesi, yıllar sonra Kryvy Rih’e geri döner. Volodimir’in babası Kiev Ekonomi Üniversitesi’ne bağlı bir fakültede görev aldı.

Volodimir Zelenskiy, 2003 yılında okul arkadaşı Olena Siyashko ile evlendi. Çiftin bu evlilikten Oleksandra adında bir kız çocuğu ile Kyrylo isimli 2013 yılında doğan bir erkek çocuğu var. Kryvy Rih Ekonomi Enstitüsünde hukuk okuyan Zelenskiy kariyerini farklı bir kulvarda sürdürdü.

Kolej eğitimi aldığı dönemde komedyenlik ve tiyatro faaliyetlerine ilgi duymaya başlayan Zelenskiy, 1990’lı yılların sonunda kurulan Kvartal 95 Studio adlı platformun başına geçti. Bu dönemden sonra birçok oyun ve performansın başaktörü oldu.

2000’li yılların başında Zelenskiy, başında bulunduğu oluşum ile yaşadığı sorunlar sonrası pozisyonunu kaybetti. Kısa süre sonra Ukrayna’nın önemli televizyon kanallarının ilgisiyle karşılaşan Zelenskiy’nin artık ülke çapında ün salan bir isim olma yolundaydı.

“2015 yılında ilk gösterimi yapılan “Halkın Hizmetkarı” isimli dizide tesadüfen devlet başkanı karakterini canlandıran Zelenskiy’nin rolü gerçek oldu.

Zelenskiy, televizyon şovu ile önemli bir sükse yakaladı ve bu başarısı sonrası ismi Ukrayna seçimleri için potansiyel adaylardan biri olarak dolaşmaya başladı. Zelenskiy’nin avukatları 2017 yılında Halkın Hizmetkarı adlı parti için resmi başvuruyu yaptı.

Zelenskiy, 1 Ocak 2019 tarihinde çıktığı bir televizyon programında devlet başkanlığı seçimlerine gireceğini duyurdu. 21 Ocak’ta Halkın Hizmetçisi Partisi resmi olarak Zelenskiy’i seçimlere aday gösterdi. Zelenskiy, seçimlere aday olduktan hemen sonra anketlerdeki ilk yerine aldı.

Devlet başkanı dahil dokunulmazlıkların kaldırılması, yolsuzlukla mücadele, Zelenskiy’nin seçim vaatleri arasındaydı. Vaatleri Ukrayna halkında karşılık buldu. Oyların yüzde 73’ünü alarak ipi göğüsledi. 41 yaşında Ukrayna’nın 6’ncı Devlet Başkanı oldu.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Macaristan’dan Süreci Geciktirme Sinyali

NATO üyeliği bekleyen İsveç’e Budapeşte’den “olumsuz” haber geldi. Parlamento Başkanı ve  iktidardaki Fidesz Partisi’nin kurucularından Laszlo Kover, Macaristan’ın İsveç’in NATO’ya katılma teklifini onaylaması gerektiğinden “emin olmadığını” belirtti.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre; Sürecin daha da gecikebileceklerinin sinyalini veren Kover’in yorumları, Macaristan Dışişleri Bakanı’nın geçen hafta İsveçli mevkidaşına yazdığı ve bazı İsveçli siyasetçilerin Macar hükümetine yönelik “önyargılı ve haksız” suçlamalarına ilişkin endişelerini bir kez daha dile getirdiği mektubun ardından geldi.

İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline tepki olarak geçen yıl NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliği için başvurmuş ve ittifak üyelerinin çoğu bu başvuruyu hızla onaylamıştı.

NATO üyeliği için Türkiye ve Macaristan’ın onayını bekleyen İsveç’e Budapeşte’den “olumsuz” haber geldi. Ülkede bir televizyon kanalına konuşan Parlamento Başkanı ve  iktidardaki Fidesz Partisi’nin kurucularından Laszlo Kover, Macaristan’ın İsveç’in NATO’ya katılma teklifini onaylaması gerektiğinden “emin olmadığını” belirterek, sürecin daha da gecikebileceğinin sinyalini verdi.

Macaristan’ın onayı, İsveçli siyasetçilerin Macaristan’ın demokratik açıdan gerilediğine dönük açıklamaları dolayısıyla Temmuz 2022’den bu yana parlamentoda bekletiliyor.

Kover’in yorumları, Macaristan Dışişleri Bakanı’nın geçen hafta İsveçli mevkidaşına yazdığı ve bazı İsveçli siyasetçilerin Macar hükümetine yönelik “önyargılı ve haksız” suçlamalarına ilişkin endişelerini bir kez daha dile getirdiği mektubun ardından geldi.

İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline tepki olarak geçen yıl NATO üyeliği için başvurmuş ve ittifak üyelerinin çoğu bu başvuruyu hızla onaylamıştı. Ancak Türkiye ve Macaristan henüz İsveç’in başvurusunu onaylamadı ve her iki ülke de bu konudaki tutumlarını yakından koordine ettiklerini açıkladı.

Stockholm, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın temmuz ayında düzenlenen NATO zirvesinde vaat ettiği gibi TBMM’nin ekim ayında yeni yasama dönemi için toplanmasının ardından Ankara’nın üyeliğini onaylamasını umut ediyor.

Macaristan parlamentosu bu ayın sonunda yeniden toplanacak ancak İsveç’in onayına ilişkin bir tartışma ve oylamanın gündeme gelip gelmeyeceği henüz belli değil.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Türkiye ve Macaristan’daki onay süreçlerinin tamamlanması sonrasında Finlandiya Nisan ayında 31’inci üye olarak İttifak’a katılmış, ancak Türkiye ve Macaristan’ın İsveç konusundaki çekinceleri sürmüştü. Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için tüm İttifak üyelerinde hükümetlerin onayının ardından meclis onayının da bulunması gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine yönelik itirazını kaldıracağını duyurmuştu.

İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü onaylayacak yerin TBMM olduğunu vurgulayan Erdoğan, onayın Ekim ayına yetişip yetişmeyeceğiyle ilgili bir soruya, “Şimdi bizim iki aylık bir meclis tatili var. Tabii Ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil.

Zira birçok uluslararası sözleşmeler var birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Tabii bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak. Ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek hedefimiz” demişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, üç aylık aranın ardından mesaisine 1 Ekim Cumartesi günü yeniden başlayacak.

Paylaşın

Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinisto: Ukrayna Savaşı Avrupa’nın Sorunu

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini Avrupa ve NATO için “uyandırma zili” olarak niteleyen Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Ukrayna savaşının aslında bir Avrupa sorunu olduğunu, bütün Avrupalıların bunu anlaması gerektiği görüşünü dile getirdi.

Niinisto, savaşın ne kadar süreceği, nasıl biteceğini ya da yeniden barış sağlandığında hayatın nasıl olacağını kestirmenin oldukça zor olduğunu ifade etti.

Finlandiya’nın 1939 yılında Rusya ile giriştiği “Kış Savaşı” ve bazı topraklarını terk etmek zorunda kaldığı 2. Dünya Savaşı’na atıfta bulunan Niinosto, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, savunmalarına gereken önemi vermedikleri gerekçesiyle Avrupa ülkelerinin büyük bir hata yaptığını savundu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin bir nükleer savaşa dönüşebileceği uyarısında bulundu. Helsinki’de The New York Times gazetesinin sorularını yanıtlayan Niinisto, Avrupa ​​liderleri ve vatandaşlarından, Rusya’nın ‘savaşı tırmandırma tehlikesi’ konusunda kayıtsız kalmamalarını istedi.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, savaşın uzun süreceği öngörüsünde bulunan Niinisto, çatışmaların nükleer silah kullanımı da içinde olmak üzere beklenmedik yollara sapabileceği uyarısında bulundu.

Niinisto, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini Avrupa ve NATO için “uyandırma zili” olarak niteledi. Finlandiya Cumhurbaşkanı, Ukrayna’nın işgalinin aslında bir Avrupa sorunu olduğunu, bütün Avrupalıların bunu anlaması gerektiği görüşünü dile getirdi.

Finlandiya’nın 1939 yılında Rusya ile giriştiği “Kış Savaşı” ve bazı topraklarını terk etmek zorunda kaldığı 2. Dünya Savaşı’na atıfta bulunan Niinosto, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, savunmalarına gereken önemi vermedikleri gerekçesiyle Avrupa ülkelerinin büyük bir hata yaptığını savundu.

Savaş daha geniş bölgelere yayılabilir uyarısı

NATO üyeasi Romanya’ya düşen bir Rus İHA’sına dikkat çeken Niinosto, savaşın daha geniş bölgelere yayılabileceği uyarısında bulunarak, “Çok hassas bir durumdayız. Küçük şeyler bile büyük sorunlara yol açabilir ve daha da kötüsü başımıza gelebilir. Bu kadar büyük ölçekli bir savaşın riski de fazla ve maalesef nükleer silahların kullanılma riski çok büyük.” dedi.

Niinisto, savaşın ne kadar süreceği, nasıl biteceğini ya da yeniden barış sağlandığında hayatın nasıl olacağını kestirmenin oldukça zor olduğunu ifade etti.

Ukrayna savaşının bitmesiyle ilgili senaryolara değinen Finlandiya Cumhurbaşkanı, Ukrayna’da barış sağlansa bile Rusya’nın yeni bir savaş çıkarmamasını sağlamanın Avrupa’nın en büyük büyük çıkarı olacağını vurguladı ve “insanlar için barıştan daha değerli bir şey yok” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Libya’daki Sel Felaketinde Bilanço Ağırlaşıyor: 11 Bin 300 Ölü

Libya’nın doğusunda yer alan Derne kentinde özellikle etkili olan sel felaketinde ölü sayısı 11 bin 300’e yükselirken, 10 bin 100 kişi ise halen kayıp. Açıklamada arama ve kurtarma çalışmalarının devam etmesi nedeniyle bu rakamların artmasının beklendiği belirtildi.

Yoğun yağışlar Derne yakınlarındaki iki barajın yıkılmasına neden olmuş ve 125 bin kişinin yaşadığı liman kentini sular altında bırakmıştı. Sel sonrasında kent sokaklarının metrelerce çamur altında kaldığı görülmüştü. Libya’nın El Beyda, El Marc, Susa ve Rahat kentlerinin de selden etkilenen bölgeler arasındaydı.

Libya, uzun süre ülkeyi yöneten Albay Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilip öldürülmesinden bu yana siyasi kaos içinde. 2014’ten bu yana iki rakip kuvvet tarafından farklı bölgeleri idare edilen ülkede Bingazi yönetimi ülkenin doğusunu kontrol altında tutuyor. Ancak uluslararası kabul edilen Trablus yönetimi de selden etkilenenlere yardım için harekete geçti.

İlk olarak Ege’de oluşan Daniel Fırtınası, Türkiye’de Marmara Bölgesi’nin batısı ve Trakya’da etkili olmuştu. Eylül’de Ege ve Trakya’da etkisi olan fırtınada Türkiye’de 8, Yunanistan’da 15, Bulgaristan’da da 4 kişi öldü. Yunanistan’da afetin yaralarını sarma çalışmaları halen devam ediyor. Tropik fırtınanın Mısır’a doğru ilerlediği kaydediliyor.

Libya’nın doğu kesimlerinde etkili olan Daniel kasırgası sonrasında meydana gelen sel felaketi nedeniyle ölenlerin sayısı artıyor. Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nden (OCHA) yapılan açıklamaya göre, sadece liman kenti Derne’de 11 bin 300 kişi sel felaketi nedeniyle hayatını kaybederken, 10 bin 100 kişi ise halen kayıp.

Açıklamada arama ve kurtarma çalışmalarının devam etmesi nedeniyle bu rakamların artmasının beklendiği belirtildi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, 4 bin civarında ölünün kimliğinin belirlendiği ifade edilmişti.

Ülkenin kuzeydoğusunda bulunan ve selden en fazla etkilenen Derne’de, halk sağlığını tehdit edici durumlar çıkmasından endişe ediliyor. Cumartesi gününe kadar sağlık merkezlerine 150 ishal vakası geldiği aktarılırken, ülkedeki Hastalıklarla Mücadele Merkezi bunların sebebinin kirli içme suyu olduğunu belirtti. Merkez aynı zamanda selden etkilenen bölgelerde en az bir yıllık bir olağanüstü hâl ilan edilmesi çağrısında bulundu.

Libya’da yeni tehlike

DSÖ’ye göre, sadece Derne’de 35 bin kişi evlerini kaybederken, OCHA, yerinden edilmiş binlerce insanın başka yerlere göç etmesi nedeniyle, ülkede yıllarca süren iç çatışmalardan kalan kara mayınları ile patlayıcı mühimmatla temas etme riskinin arttığını söyledi. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi de sellerin kara mayınlarını başka bölgelere de taşıdığını belirtti.

DSÖ, Cumartesi günü Bingazi’ye 29 ton tıbbi yardım malzemesi gönderildiğini, bunların içerisinde kronik hastalar için hayati önemde olan ve ayrıca salgınlarda kullanılabilecek ilaçlar, acil ameliyatlarda kullanılabilecek malzemeler ve ceset torbaları olduğunu açıkladı.

Açıklamada, bu malzemelerle 250 bin civarında insanın tedavi edilebileceği, malzemelerin Derne’deki hastaneler ve sağlık merkezlerine dağıtılacağı belirtildi. Bingazi ile Derne arasında, tercih edilen yola göre, 300 ila 400 kilometrelik bir mesafe bulunuyor. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu’na (IFRC) göre, selden etkilenen ve kullanılamaz hale gelen yollar nedeniyle Bingazi ile Derne arasında sadece bir tane yol işler durumda.

Paylaşın

İran’da Jina Mahsa Amini’nin Birinci Ölüm Yıl Dönümünde Gözaltılar

Geçen yıl başkent Tahran’a yaptığı bir gezi sırasında, “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından karakola götürüldükten sonra hayatını kaybeden Jina Mahsa Amini’nin birinci ölüm yıl dönümünde aralarında baba Amini’nin de bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

Merkezi Norveç’te olan insan hakları kuruluşu Hengaw, baba Amini’nin kızının ölümü için anma yapmama konusunda uyarıldıktan sonra serbest bırakıldığını açıkladı. İrna haber ajansı da baba Amini’nin artık gözaltında olmadığını duyurdu.

Jina Mahsa Amini’nin ailesi, ölümünün birinci yıl dönümüne yaklaşık bir hafta kala sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, 16 Eylül’de kızlarının mezarı başında dini bir anma töreni düzenleyeceklerini duyurmuştu. Amini ailesi son bir yıldır güvenlik güçleri tarafından sıkı gözlem altında tutuluyor.

Amini ailesi kızlarının hastalık nedeniyle öldüğü yönünde yapılan resmi açıklamaları “şüpheli” bulduğunu belirtmişti. Yerel ve uluslararası çok sayıda medya kuruluyuna demeç veren aile bu nedenle İran yargısının hedefi haline gelmişti.

Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde vatandaşlar bugün dükkanlarını kapalı tutuyor. İran güvenlik birimlerinin Amini protestolarına sert müdahaleleri nedeniyle sokaklarda kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrıları yapılmadı. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde olağanüstü hal ilan edilerek, yoğun güvenlik önlemleri alındı. Amini’nin memleketi Sakkız kasabası güvenlik güçlerince çevrilerek girişlere kapatıldı.

Resmi haber ajansı Tasnim sabah saatlerinden itibaren dükkanların fotoğraf ya da videosunu çeken çok sayıda kişinin gözaltına alındığını duyurarak, “Bu kişiler güvensizlik yaratmaya ve Kürdistan Vilayeti’nin güvenlik ve istihbarat birimlerince gözaltına alındı” ifadesine yer verdi. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde vatandaşlar protesto için bugün dükkanların kapalı kalacağını duyurmuştu.

Jina Mahsa Amini, 13 Eylül 2022’de memleketi Sakkız kentinden ziyaret için geldiği başkent Tahran’da “ahlak polisi” olarak bilinen irşad devriyeleri tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle polis nezaretine alınarak karakola götürüldü.

Karakolda aniden fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Amini, 3 gün sonra 16 Eylül’de hayatını kaybetti. Olay kamuoyunda infial uyandırırken ülkede birçok siyasetçi ve sanatçı tarafından da büyük tepkiyle karşılandı.

Tepkiler üzerine Tahran Polisi tarafından yapılan açıklamada, irşad devriyesinin Amini’yi bir saatlik “brifing” için karakola götürdüğü, genç kadının burada aniden bilincini kaybetmesi ve kalp rahatsızlığı yaşaması üzerine hastaneye sevk edildiği ifade edildi.

Sosyal medyadaki aktivistler ise emniyet güçlerinin “aniden” bilincini kaybettiği yönündeki iddiasını reddederek, Amini’nin polis tarafından darbedildiğini ileri sürdü.

İddiaların ardından İran devlet televizyonu, genç kadının polis merkezine getirildiği ve karakolda bulunduğu anlardaki görüntüleri yayımladı.

Görüntülerde, diğer kadınlarla karakola getirilen Amini’nin, görevli bir kadınla konuştuktan sonra aniden fenalaşarak yere yığıldığı görüldü. Adli Tıp Kurumu da genç kadının darp nedeniyle değil, altta yatan hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Darbedilmiş olabileceğine dair iddialarla birlikte Amini’nin şiddet görmese dahi suçsuz bir kadının gözaltına alınması ve polis nezaretinde ölümüne yol açan şekilde fenalaşmasından, zorunlu başörtüsü denetimlerini sürdüren ülke yönetiminin sorumlu olduğu konusunda toplumda bir fikir birliği oluştu. Tepkiler, 17 Eylül’de Amini’nin cenazesinin memleketi Sakkız kentinde düzenlenen törenle toprağa verilmesinin hemen ardından sokaklara taştı.

İlk olarak Sakkız’da cenaze töreni sonrasında toplanan bir grup, yetkililer aleyhinde sloganlar attı. Gösteriler aynı gün Senendec ve Tahran’a, daha sonra da il, ilçe ve kasaba olarak yaklaşık 80 noktaya yayıldı. Birçok noktada ülke yönetimi aleyhinde sloganlar atan eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı. Güvenlik güçlerinin yanı sıra Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı gönüllü güvenlik gücü sayılan Besic üyeleri de göstericilere müdahale etti.

Ülke basınında ve sosyal medyada yayımlanan görüntülerde bazı göstericilerin ambulans, otobüs ve kamu binalarını tahrip ettiği görüldü. Mazenderan eyaletinin merkezi Sari’de göstericilerin bir kamu binasının duvarından devrim lideri Humeyni ve İran lideri Ali Hamaney’in posterlerini indirdiği görüntüler de sosyal medyada paylaşıldı.

Olayların başladığı ilk günlerde Sağlık Bakanlığı, 61 ambulansın göstericiler tarafından tahrip edildiğini veya yakıldığını açıkladı. Sosyal medyadaki aktivistler ise gözaltına alınan göstericilerin ambulanslarla taşındığını, bu nedenle göstericilerin ambulansları hedef aldığını savundu.

Gösterilerde 500’den fazla can kaybı

Resmi makamlardan olaylarda sivillerin ve güvenlik güçlerinin öldüğüne dair açıklamalar yapılsa da ölü sayısına ilişkin net bilgi verilmedi.

Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, 29 Kasım 2022’deki konuşmasında, ülkede devam eden protestolarda güvenlik güçlerinin de aralarında bulunduğu 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İran Güvenlik Konseyi ise 3 Aralık’ta toplam ölü sayısının 200’ü aştığını açıkladı. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütüne göre, gösterilerde 537 kişi öldü, binlerce kişi gözaltına alındı. İran medyasına yansıyan haberlere göre, gösteriler sırasında yaklaşık 70 güvenlik görevlisi de yaşamını yitirdi.

Yetkililer, genel olarak protestoları “düşmanların komplosu” ve “isyan” olarak değerlendirdi. Protestolar, ülkedeki sanatçılardan farklı spor dallarındaki sporculara kadar birçok ünlü isimden destek gördü. Bu süreçte ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere Batılı ülkeler de “insan hakları ihlalleri” gerekçesiyle İranlı yetkililere yönelik defalarca yaptırım kararı aldı.

Gösterilerle birlikte zorunlu başörtüsü yasasının esnetilmesi veya kaldırılması tartışmaları alevlendi. Aslında İran’da başörtüsü zorunluluğu tartışmaları yeni değil. İran devriminin kurucusu Humeyni tarafından Ağustos 1979’da uygulamaya konulan zorunlu başörtüsü yasası din adamları arasında bile zaman zaman tartışma konusu oldu.

Her ne kadar devrimin ilk günlerinden bugüne başörtüsü denetimi oldukça gevşetilse de zaman zaman sosyal medyaya da yansıyan irşad devriyelerinin gözaltı uygulaması ve bu esnada kadınların şiddete maruz kaldığı olaylar İran toplumunda tepki çekti.

Mahsa Amini’nin polis nezaretinde ölmesinin ardından başörtüsü zorunluluğuyla ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. İlk olarak reformist İran İslami Halklar Birliği Partisi, 25 Eylül’de, yetkililerden “zorunlu başörtüsü yasalarının kaldırılmasının önünü açacak gerekli yasal adımları atmasını” talep etti.

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise 28 Eylül’de devlet televizyonunda katıldığı programda, eleştirilerin odağına oturan irşad devriyelerinin uygulamalarına ilişkin soruya, “Değerler değiştirilemez ama kanunun uygulanma şekli tartışılabilir.” yanıtını verdi.

Devriyelerin uygulamalarının yeniden gözden geçirilip geçirilmeyeceğine dair soruya karşılıksa, “Yasanın uygulanmasında en iyi yöntemler dikkate alınmalıdır. Muhalif görüşler için platform sağlamalıyız. Hükümet bu görüştedir.” demekle yetinen Reisi, yasanın kaldırılmasını düşünmediklerine işaret etti.

Bu tartışmalar devam ederken 30 Eylül’de ülkenin güneydoğusunda yer alan Zahidan kentinde cuma namazından sonraki gösteriler sırasında onlarca kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. “Kanlı Cuma” olarak adlandırılan olaylar, kentte aylarca sürecek protesto ve huzursuzluk dalgasına yol açtı.

İran, ABD ve İsrail’i suçladı

Hamaney, protestoların başlamasından sonra 3 Ekim’de yaptığı ilk açıklamada, “isyan” olarak tanımladığı protestolarla ilgili ABD ve İsrail’i suçladı.

İran siyasetinin önde gelenlerinden bazıları da bu dönemde zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı açıklamalarda bulundu. Bunların başında eski Meclis Başkanı Ali Laricani geliyor. Laricani, 11 Ekim’de “İttilaat” gazetesine verdiği röportajda, “protestoların derin siyasi kökleri olduğunun kabul edilmesi gerektiğine” dikkati çekerek, zorunlu başörtüsü yasasının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Bu süreçte ülkede bazı kadınlar başörtüsü kurallarına uymamaya başladı.

Bunun ardından “İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi” Sözcüsü Ali Hanmuhammedi, 5 Aralık 2022’de yaptığı açıklamada, eleştirilerin hedefindeki irşad devriyelerinin görevinin sona erdiğini açıkladı. Daha sonra denetimler sokak ve caddelerdeki güvenlik kameralarıyla yüz tanıma sistemleriyle yapılmaya başlandı.

Bununla birlikte kendileri veya müşterilerinin zorunlu başörtüsü yasasına uymadığı tespit edilen bazı işletmeler mühürlendi. Mahsa Amini’nin ölümü ve sonrasında yaşananlar ülke yönetimi ile halk arasında derin bir yarık oluştururken İran lideri Hamaney, 4 Ocak’ta yaptığı konuşmada, zorunlu başörtüsü kurallarına tam riayet etmeyen kadınların “dinsizlik ve rejim karşıtlığıyla” itham edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mahsa Amini protestoları ülkedeki üniversitelerde ve okullarda da eylemlere yol açtı. Bu eylemler devam ederken 30 Kasım 2022’de başlayan ve genellikle kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda yaklaşık 4 ay süren toplu zehirlenme vakaları ortaya çıktı.

Öğrencilerde solunum sıkıntısı, mide bulantısı, baş ağrısı ve uzuvlarda uyuşma gibi belirtiler görüldüğü açıklandı. Vakaların önüne geçilememesine tepki gösteren öğrenci ve öğretmenler, bazı kentlerde düzenledikleri gösterilerle yetkilileri protesto etmeye başladı.

Eğitim ve Öğretim Bakan Yardımcısı Yunus Penahi, 26 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, öğrencilerin zehirlenmesinin kasıtlı olduğunu değerlendirdiklerini belirterek, “Bazı kişilerin başta kız okulları olmak üzere tüm okulların kapatılmasını istediği tespit edildi.” ifadelerini kullandı.

İran lideri Hamaney, toplumda endişenin giderek artması üzerine 6 Mart’ta yetkililere olayın üzerine ciddiyetle gidilmesi ve faillerin en şiddetli cezaya çarptırılması talimatı verdi. Yargı da zehirlenme vakalarının faillerinin idamla yargılanacağını açıkladı. Yetkililer olayları yeterince araştırıp sonuçlandıramadı.

7 kişi idam edildi

Gösterilerle ilgili ilk idam kararı, 8 Aralık’ta uygulandı. Başkent Tahran’daki protestolar sırasında “soğuk silahla vatandaşları tehdit ettiği ve bir güvenlik görevlisini yaraladığı” suçlamasıyla 20 Kasım’da Devrim Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılan Muhsin Şikari, gözaltına alınmasından 75 gün sonra idam edildi.

Protestolar sırasında “2 milis gücünü (Besic) öldürmek ve 4 kişiyi yaralamakla” suçlanan Mecidrıza Rahneverd ise gözaltına alınmasının üzerinden sadece 23 gün geçtikten sonra 12 Aralık’ta idam edildi. Sonraki süreçte hakkında idam hükmü verilen 5 kişinin daha cezası infaz edildi.

İdam edilenler “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak (ifsad fi’l arz)” ve “devlete karşı savaş açmak (muharebe)” gibi suçlardan yargılandı. İran Ceza Kanunu’na göre bu suçlardan yargılananlar hakkında genelde idam kararları veriliyor.

Bununla birlikte haklarında ilk derece mahkemesinde idam hükmü verilen sanıklardan bazıları hakkındaki karar temyiz aşamasında bozuldu. Ülkede Hamaney’in onayıyla şubat ayında devrimin 44. yıl dönümü dolayısıyla Mahsa Amini gösterileriyle bağlantılı olanlar dahil on binlerce tutuklu ve mahkum için af veya ceza indirimi kararı alındı.

Kameralarla başörtüsü denetimleri nisanda uygulamaya girdi. Zorunlu başörtüsü yasası ihlalleri artınca İran hükümeti, ihlallere kamuya açık yerlerde para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve sosyal faaliyetlerden men edilme yoluyla karşı koymayı öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Gösteriler devam ederken tepkiler üzerine kaldırılan “irşad devriyeleri” uygulaması da temmuzda yeniden başlatıldı.

Mahsa Amini’nin polis nezaretindeyken ölümünün birinci yılı olan 16 Eylül’e sayılı günler kala ülkede protestoların yeniden canlanma ihtimali üzerine güvenlik güçleri operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ülke medyasındaki haberlerde, birçok eyalette polis ve istihbarat kurumlarının işbirliğiyle yapılan operasyonlarda “isyanların liderlerinin” de aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Gösteriler aylar önce sona ermesine ve baskılara rağmen özellikle başkent Tahran’da bazı kadınlar kamuya açık alanlar, alışveriş merkezleri, kafe, banka, okul ve sokaklarda halen başlarını örtmemeyi tercih ediyor.

Human Rights Watch İran uzmanı Tara Sepehri Far, İran hükümetinin “Mahsa Amini’nin kamuoyunda anılmasını engellemek için muhalefeti bastırmaya çalıştığını” söyledi. Amini davasını yakından takip eden iki gazeteci Niloufar Hamedi ve Elahe Mohammadi neredeyse bir yıldır cezaevindeyken, Mahsa Amini’nin babası Amjad Amini ile röportaj yapan Nazila Maroufian da birkaç kez gözaltına alındı.

Amjad Amini, İran dışından yayın yapan Fars medyasına verdiği demeçte, İran’da Kürt nüfusun yoğun oluduğu kuzeyindeki Saqez’de anma töreni düzenlemeyi planladığını söyledi.

AFP’ye göre Mahsa Amini’nin amcalarından biri olan Safa Aeli de 5 Eylül’de Sakkız’da tutuklandı. Hengaw adlı STK’ya göre hükümet bu hafta sonu Sakkız’a ek güvenlik güçleri gönderdi. Hengaw’ın cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre “güvenlik güçleri” Sakkız’daki Amini ailesinin konutu çevresinde konuşlandırıldı.

(Kaynak: DW Türkçe, Euronews Türkçe)

Paylaşın

Libya’daki Sel Felaketinde Can Kaybı 11 Bine Yükseldi

Libya’nın doğusunda yer alan Derne kentinde özelliklere etkili olan sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 11 bine yükseldi. Arama kurtarma çalışmaları sürerken bu sayının artması bekleniyor

Haber Merkezi / Libya Kızılayı’nın Derne’daki medya merkezi başkanı Salem el-Naas, birçok cesedin kuvvetli rüzgarlar nedeniyle açık denize sürüklendiğini ve yakındaki kasabaların kıyılarında bulunduğunu söylüyor. BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü yaklaşık 30 bin kişinin evsiz kaldığını tahmin ediyor.

Öte yandan Derne Belediye Başkanı Abdülmenam El Hayiti, Suudi TV Haber kanalı Al Arabiya’ya yaptığı açıklamada sel felaketinde 20 bine yakın insanın ölmüş olabileceğini söylemişti.

Yoğun yağışlar Derne yakınlarındaki iki barajın yıkılmasına neden olmuş ve 125 bin kişinin yaşadığı liman kentini sular altında bırakmıştı. Sel sonrasında kent sokaklarının metrelerce çamur altında kaldığı görülmüştü. Libya’nın El Beyda, El Marc, Susa ve Rahat kentlerinin de selden etkilenen bölgeler arasında.

Libya’da bir yandan arama kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmak için çalışmalarını sürdürüyor ancak can kurtarma umutları azalıyor. Hayatını kaybedenlerse kitlesel olarak defnediliyor.

Birleşmiş Miletler, Libya’daki yerel kaynaklara dayanarak kayıp sayısının 10 bine yaklaştığını açıklamıştı. Uluslararası yardım çabalarının hız kazandığı ülkede Mısır, Türkiye, Tunus, Katar, İtalya, İspanya kurtarma ekipleri bölgeye ulaştı.

Trablus merkezli hükümet yetkilileri, kentte iki barajın yıkılması ve sele yol açması konusunda soruşturma başlatılması çağrısı yaptı. Barajların bakım ve onarımının uzun yıllar aksatıldığına dair eleştiriler gündeme gelmişti.

Libya, uzun süre ülkeyi yöneten Albay Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilip öldürülmesinden bu yana siyasi kaos içinde. 2014’ten bu yana iki rakip kuvvet tarafından farklı bölgeleri idare edilen ülkede Bingazi yönetimi ülkenin doğusunu kontrol altında tutuyor. Ancak uluslararası kabul edilen Trablus yönetimi de selden etkilenenlere yardım için harekete geçti.

İlk olarak Ege’de oluşan Daniel Fırtınası, Türkiye’de Marmara Bölgesi’nin batısı ve Trakya’da etkili olmuştu. Eylül’de Ege ve Trakya’da etkisi olan fırtınada Türkiye’de 8, Yunanistan’da 15, Bulgaristan’da da 4 kişi öldü. Yunanistan’da afetin yaralarını sarma çalışmaları halen devam ediyor. Tropik fırtınanın Mısır’a doğru ilerlediği kaydediliyor.

Paylaşın

Mahsa Amini’nin Ölüm Yıl Dönümü: İran Yönetiminden Halka Tehdit

Gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümünün birinci yıldönümü yaklaşırken, İran yönetimi, yeni protestolara karşı halkı uyardı. İran Cumhurbaşkanı Reisi, “ülkede istikrarsızlık yaratmak isteyenlerin başına ne geleceğini biliyoruz” dedi.

Yargı erkinin başkan yardımcısı Sadık Rahimi de, güvenlik güçlerinin olası gösterilere karşı dikkatli olacağını belirterek, “İstihbarat ve güvenlik teşkilatları tüm hareketleri izliyor ve önümüzdeki günlerde sokağa çıkıp sorun yaratmak isteyenlerin tespit edilip adli makamlara teslim edilecek” ifadesini kullandı.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının şeriat kurallarına uygun giyinmediği gerekçesiyle 16 Eylül’de “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınıp, sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katıldı.

İran yönetimi, karakolda gözaltında yaşamını yitiren İranlı Mahsa Amini’nin ölüm yıl dönümü yaklaşırken, yeni protestolara karşı halkı uyardı. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, herhangi bir “istikrarsızlık” belirtisine tolerans gösterilmeyeceği uyarısında bulunuldu.

Mahsa Amini’nin ölümünün ardından çıkan olaylara atıfta bulunan Reisi, “Amini’yi bahane edip yabancı ülke ajanlığı yapmak, ülkede istikrarsızlık yaratmak isteyenlerin başına ne geleceğini biliyoruz.” dedi.

Yargı erkinin başkan yardımcısı Sadık Rahimi son yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin olası gösterilere karşı dikkatli olacağını belirterek, “İstihbarat ve güvenlik teşkilatları tüm hareketleri izliyor ve önümüzdeki günlerde sokağa çıkıp sorun yaratmak isteyenlerin tespit edilip adli makamlara teslim edilecek” ifadesini kullandı.

İran yönetimi, geçen hafta en az beş sosyal medya hesabını kapatırken bu hesaplarla ilgisi bulunan altı kişiyi, yıl dönümü dolayısıyla halkı isyana teşvik suçlamasıyla tutukladı.

Bu arada Amini’nin ölümünün birinci yıldönümü yaklaşırken, İranlı yetkililerin ülke geneline yayılan eylemlerde yaşamını yitirenlerin aile üyelerini yakın takibe aldığı ve bunlardan bazılarını tutukladığı gelen haberler arasında.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının şeriat kurallarına uygun giyinmediği gerekçesiyle 16 Eylül’de “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınıp, sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katıldı.

Olaylar sırasında İran güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi. Üniversitelerin büyük ölçüde ev sahipliği yaptığı bu gösteriler, İran İslam Cumhuriyeti tarihinde yönetime karşı en şiddetli başkaldırı olarak tarihe geçti.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Amini’nin ölümü sonrası düzenlenen gösterilere yönelik müdahaledeki rolleri nedeniyle İranlı 18 kişi ve 19 kuruluşa yaptırım uygulama kararı aldı. Bu son yaptırımlarla birlikte AB’nin kısıtlayıcı tedbir uyguladığı İranlı kişi sayısı 164, kuruluş sayısı 31’e çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Libya’daki Sel Felaketi: Can Kaybı 20 Bine Yükselebilir

Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye’de onlarca kişinin ölümüne yol açan Daniel Fırtınası, Libya’nın doğusunda yer alan Derne kentinde de etkili oldu. Derne Belediye Başkanı Abdülmenam El Hayiti, sel felaketinde 20 bine yakın insanın ölmüş olabileceğini söyledi.

Haber Merkezi / Suudi TV Haber kanalı Al Arabiya’ya konuşan Abdulmenam Al-Ghaithi, bu rakamı bölgede yaşayan insan sayısına dayandırdı. Libya’da sel felaketinde ölü sayısı 5 bin 300 olarak duyurulmuş, yaklaşık 10 bin kişi de kayıp olarak açıklanmıştı.

Yoğun yağışlar Derne yakınlarındaki iki barajın yıkılmasına neden olmuş ve 125 bin kişinin yaşadığı liman kentini sular altında bırakmıştı. Sel sonrasında kent sokaklarının metrelerce çamur altında kaldığı görülmüştü. Libya’nın El Beyda, El Marc, Susa ve Rahat kentlerinin de selden etkilenen bölgeler arasında.

Libya’da bir yandan arama kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmak için çalışmalarını sürdürüyor ancak can kurtarma umutları azalıyor. Hayatını kaybedenlerse kitlesel olarak defnediliyor.

Birleşmiş Miletler, Libya’daki yerel kaynaklara dayanarak kayıp sayısının 10 bine yaklaştığını açıklamıştı. Uluslararası yardım çabalarının hız kazandığı ülkede Mısır, Türkiye, Tunus, Katar, İtalya, İspanya kurtarma ekipleri bölgeye ulaştı.

Trablus merkezli hükümet yetkilileri, kentte iki barajın yıkılması ve sele yol açması konusunda soruşturma başlatılması çağrısı yaptı. Barajların bakım ve onarımının uzun yıllar aksatıldığına dair eleştiriler gündeme gelmişti.

Libya, uzun süre ülkeyi yöneten Albay Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilip öldürülmesinden bu yana siyasi kaos içinde. 2014’ten bu yana iki rakip kuvvet tarafından farklı bölgeleri idare edilen ülkede Bingazi yönetimi ülkenin doğusunu kontrol altında tutuyor. Ancak uluslararası kabul edilen Trablus yönetimi de selden etkilenenlere yardım için harekete geçti.

İlk olarak Ege’de oluşan Daniel Fırtınası, Türkiye’de Marmara Bölgesi’nin batısı ve Trakya’da etkili olmuştu. Eylül’de Ege ve Trakya’da etkisi olan fırtınada Türkiye’de 8, Yunanistan’da 15, Bulgaristan’da da 4 kişi öldü. Yunanistan’da afetin yaralarını sarma çalışmaları halen devam ediyor. Tropik fırtınanın Mısır’a doğru ilerlediği kaydediliyor.

Paylaşın