Kerkük’teki Protestolarda En Az 4 Kişi Hayatını Kaybetti

Irak’ın Kerkük kentindeki eylemlerde en az 4 kişinin hayatını kaybetti. Kerkük Emniyet Müdürlüğü, protestoların ardından yaşanan kargaşadan sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını açıkladı.

Petrol açısından zengin bir bölge olan Kerkük, yıllardır farklı etnik gruplar arasında çatışmalara sahne oluyor. Kürtlerin yanı sıra Arap ve Türkmen azınlığın yaşadığı ve 2014’te IŞİD’in bölgede varlık göstermesinin ardından Irak ordusunun terk ettiği Kerkük, Kürt peşmergelerin kontrolüne geçmişti.

2017’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin düzenlediği bağımsızlık referandumunun ardından ise Bağdat’taki merkezi hükümet, Kerkük’ü ve diğer bazı bölgeleri Kürtlerden geri almıştı. Eylemlere konu olan KDP binası da boşatılarak yeniden orduya tahsis edilmişti.

Irak’ın Kerkük kentindeki eylemlerde en az 4 kişinin hayatını kaybettiği, 16 kişinin de yaralandığı kaydedildi. Yerel sağlık dairesinin başkanı Siad Chalaf’ın AFP’ye verdiği bilgiye göre, iki erkek göğsünden yaralanırken bir diğeri başından vuruldu. Hayatını kaybedenlerden birinin 21, diğer ikisinin ise 37 yaşında olduğu belirtildi. Dördüncü kişinin ölüm nedenine dair bilgi verilmedi.

Chalaf, yaralananların ise kurşun, taş ya da camın hedefi olduğunu, yaralananlar arasında Kürtler ve Arapların yanı sıra güvenlik mensuplarının da bulunduğunu kaydetti.

Polisin, olayların başlamasının ardından uyarı ateşi açtığı belirtilirken, bazı araçların eylemciler tarafından ateşe verildiğinin görüldüğü kaydedildi.

Kerkük Emniyet Müdürlüğü: Sokağa çıkma yasağı kaldırıldı

Rudaw’ın haberine göre, Kerkük Emniyet Müdürlüğü, protestoların ardından yaşanan kargaşadan sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını açıkladı.

Basında yer alan haberlere göre, Başbakan Muhammed Şiya El Sudani’nin Irak güvenlik güçleri karargahının Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) verilmesi talimatının ardından Arap ve Türkmen eylemciler, Pazartesi günü yerleşkenin merkezi yakınlarında oturma eylemine başlamıştı. Kürt göstericilerin ise karargaha girmeye çalıştığı kaydedilmişti.

Petrol açısından zengin bir bölge olan Kerkük, yıllardır farklı etnik gruplar arasında çatışmalara sahne oluyor. Kürtlerin yanı sıra Arap ve Türkmen azınlığın yaşadığı ve 2014’te IŞİD’in bölgede varlık göstermesinin ardından Irak ordusunun terk ettiği Kerkük, Kürt peşmergelerin kontrolüne geçmişti.

2017’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin düzenlediği bağımsızlık referandumunun ardından ise Bağdat’taki merkezi hükümet, Kerkük’ü ve diğer bazı bölgeleri Kürtlerden geri almıştı. Eylemlere konu olan KDP binası da boşatılarak yeniden orduya tahsis edilmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Mali’de 200 Bin Çocuk Açlıktan Ölebilir

Batı Afrika’da yer alan Mali’ye gerekli yardımların ulaştırılmaması halinde 2023 yılı sonuna kadar 200 bin çocuk açlıktan ölebileceği uyarısı yapıldı. Durumun ciddiyetine rağmen ülkeye yönelik yardım fonlarının çok düşük düzeyde olduğunun da altı çizildi.

Mali nüfusunun yaklaşık çeyreğinin gıda güvensizliğiyle mücadele ettiğine dikkat çekilirken, aralarında birçok çocuğun da bulunduğu 2 bin 500 kişinin Menaka bölgesinde açlık tehlikesi altında olduğu kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) konuya ilişkin ortak açıklama yayımladı.

Açıklamada süregelen çatışmalar, yerinden edilmeler ve kısıtlı insani yardım ulaşımı nedeniyle 5 yaş altı yaklaşık 1 milyon çocuğun yıl sonuna kadar akut beslenme yetersizliğine itilebileceği ifade edildi.

Mali nüfusunun yaklaşık çeyreğinin gıda güvensizliğiyle mücadele ettiğine dikkat çekilen açıklamada, aralarında birçok çocuğun da bulunduğu 2 bin 500 kişinin Menaka bölgesinde açlık tehlikesi altında olduğu kaydedildi.

Açıklamada, dünyada birçok sorunun bulunduğu bir dönemde “kimin kurtarılacağını seçme hakkı” bulunmadığına dikkati çekilirken, Mali’deki insani krize hızlı bir şekilde çözüm bulunmasının büyük önem taşıdığı vurgulandı.

“Mali’ye gerekli yardımların ulaştırılmaması halinde 2023 sonuna kadar 200 bin çocuk açlıktan ölebilir.” uyarısı yapılan açıklamada, durumun ciddiyetine rağmen ülkeye yönelik yardım fonlarının çok düşük düzeyde olduğunun altı çizildi.

Resmi adıyla Mali Cumhuriyeti, Batı Afrika’da denize kıyısı olmayan bir ülkelerdendir 1.240.000 km²’lik yüz ölçümüyle Afrika’nın sekizinci büyük ülkesi Mali’nin Başkenti Bamako’dur.

Mali sekiz bölgeye ayrılmıştır, kuzey sınırları Sahra’nın derinliklerine kadar uzanır. Ülkenin güney bölümü Nijer ve Sénégal nehirlerinin geçtiği Sudan Savanı’ndadır ve nüfusun çoğunluğu bu bölümde yaşar.

Paylaşın

Ukrayna, Askerden Kaçanların İadesini İstemeye Hazırlanıyor

Ukrayna Milletvekili David Arakhamya, rüşvet ödeyerek veya evrakta sahtecilik yaparak Avrupa’ya kaçan kişilerin iadesinin istenmesi gerektiğini söyledi. Arakhamya, şu anda uluslararası yasal mekanizma oluşturmak için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Zelenski’nin partisi Halkın Hizmetkârı’nın parlamentodaki grup başkanvekili olan Arakhamya’nın sözleri, Kiev yönetiminin yasadışı uygulamaları açığa çıkarmak adına tüm seferberlikten muafiyet kararlarının yeniden inceleneceğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Karşı taarruz harekatının güney cephesinde Rusya savunmasını kırmakta zorlanan Ukrayna güçleri, Zaporijya’da ilk savunma hattını delmeyi başardı.

Ukrayna ordusundan perşembe günü yapılan açıklamada, Rus savunma hattının arkasına geçmeyi başaran birliklerin iki köye doğru ilerleyişini sürdürdüğü belirtildi.

Açıklamada, “Novodanilivka-Novoprokopivka yönünde başarılı olan birlikler, pozisyonlarını yeniden oluşturdu ve tanımlanan düşman hedeflerini topçu ateşi altına aldı” dendi.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Ukrayna güçlerinin Rus savunma hatlarında oluşturulan çatlakları genişleterek bir lojistik destek hattı kurmaya çalıştıklarını ve bu boşluklardan zırhlı araçları ilerletmeyi hedeflediklerini yazdı.

Ukrayna’nın üç aydır devam eden karşı taarruz harekatında son günlerde kaydettiği ilerleme Batılı istihbarat servisleri tarafından da memnuniyetle karşılandı.

WSJ’ye konuşan Batılı istihbarat subayları, Ukrayna’nın işgal altındaki Tokmak kentini kurtarabileceğini belirtirken, kentin Rus güçleri için bir lojistik merkez olduğuna dikkat çekildi.

Bölgedeki Rus askeri blogger’ları da Verbove köyü yakınlarında hareketliliğin arttığını belirtirken, Rus güçlerinin halen direndiğini vurguladı.

Rus güçlerinin savunma hattında yaşanan çatlakların bir kırılmaya dönüşmemesi için Ukrayna güçlerini ağır topçu ateşi ve drone saldırılarıyla vurduğu, ayrıca bölgeye ek askeri birlikler sevk ettiği ifade edildi.

Askerden kaçanların iadesi

Cephe hattında bunlar yaşanırken, Kiev’deyse önemli gündem maddelerinden biri askerlik çağında olup ülkeyi terk eden erkekler.

Konuyla ilgili dün bir açıklama yapan Ukraynalı milletvekili David Arakhamya, rüşvet ödeyerek veya evrakta sahtecilik yaparak Avrupa’ya kaçan kişilerin iadesinin istenmesi gerektiğini söyledi.

Zelenski’nin partisi Halkın Hizmetkârı’nın parlamentodaki grup başkanvekili olan Arakhamya, şu anda uluslararası yasal mekanizma oluşturmak için çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Ukraynalı vekil, “Emniyet güçlerimiz, bu kişiler için Rusya hariç dünyadaki tüm ülkelere iade talebinde bulunabilir. Peki bu insanlara ne olacak? Rüşvet, evrakta sahtecilik ve seferberlikten kaçma suçlarından yargı önüne çıkacaklar” diye konuştu.

Arakhamya’nın sözleri, Kiev yönetiminin yasadışı uygulamaları açığa çıkarmak adına tüm seferberlikten muafiyet kararlarının yeniden inceleneceğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Suriye Demokratik Güçleri İle Arap Aşiretler Arasında Çatışma: En Az 52 Ölü

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri ile Arap aşiretler arasında, Deyr ez Zor’daki Conoco gaz sahası yakınlarında çıkan silahlı çatışmalarda en az 52 kişinin öldüğü bildirildi.

Konuya ilişkin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türkiye’nin çatışmaları yakından, kaygıyla takip ettiği belirtilerek, “Bu gelişme, terör örgütünün Suriye’nin kadim halklarını, üzerlerinde şiddet ve baskı uygulamak ve temel insan haklarını ihlal etmek suretiyle tahakküm altına alma girişimlerinin yeni bir tezahürüdür” denildi.

ABD ise, SDG ve Arap aşiretlerine çatışmalara son verme ve sorunu barışcıl yollardan çözme çağrısı yaptı. Washington’un 2012 yılında faaliyetlerini askıya aldığı Suriye’deki Büyükelçiliği sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, “Suriye’nin kuzeydoğusundaki şiddet son bulmalı” diyerek taraflardan sorunu barışcıl yollardan çözmelerini istedi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye’nin kuzeydoğusunda geçen Pazar gününden bu yana yaşanan çatışmalarda en az 52 insanın yaşamını yitirdiğini duyurdu. Merkezi Londra’da olan Gözlemevi’nden yapılan açıklamada, ölenler arasında biri çocuk altı sivilin de bulunduğu belirtildi.

Geçen Pazar gününden bu yana bölgedeki Arap aşiretleri ile YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalarda 58 kişinin de yaralandığı duyuruldu. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Deyr ez Zor’daki çatışmalar, bölgede son yıllarda yaşananların en büyüğü.

Çatışmalar, SDG’nin Arap aşiretlerinin oluşturduğu, Deyr ez Zor Askeri Konseyi Başkanı Ahmet El Habil’i, yolsuzluk ve casuslukla suçlayarak tutuklamasıyla başladı. Bazı yerel aktivistler El Habil’i, bölgede kaçakçılıktan da önemli bir gelir elde etmekle itham ediyor.

SDG ve Arap aşiretleri arasındaki çatışmalar, Fırat’ın doğusundaki Tabiye kasabası yakınlarında bulunan Conoco doğal gaz sahasında yaşandı. Burada aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) öncülük ettiği IŞİD’le mücadele için kurulan Uluslararası Koalisyon’a bağlı birlikler de konuşlu bulunuyor.

Türkiye: Kaygıyla takip ediyoruz

Dışişleri Bakanlığı çatışmalarla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Türkiye’nin çatışmaları yakından, kaygıyla takip ettiği belirtilerek, “Bu gelişme, terör örgütünün Suriye’nin kadim halklarını, üzerlerinde şiddet ve baskı uygulamak ve temel insan haklarını ihlal etmek suretiyle tahakküm altına alma girişimlerinin yeni bir tezahürüdür. Bu amaç ve niyetini DEAŞ’la mücadelede aktör olduğu savıyla perdelemek isteyen terör örgütünün gerçek mahiyetini, daha fazla gecikmeden ve bölgenin Suriyeli Kürtler de dahil kadim unsurlarının daha fazla acı çekmesine yol açmadan, destekçilerinin de görmesini umuyoruz” denildi” ifadesine yer verildi.

ABD, SDG ve Arap aşiretlerine çatışmalara son verme ve sorunu barışcıl yollardan çözme çağrısı yaptı. Washington’un 2012 yılında faaliyetlerini askıya aldığı Suriye’deki Büyükelçiliği sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, “Suriye’nin kuzeydoğusundaki şiddet son bulmalı” diyerek taraflardan sorunu barışcıl yollardan çözmelerini istedi.

ABD liderliğinde IŞİD’le mücadele için kurulan Uluslararası Koalisyon da dün taraflara çatışmalara son verme çağrısı yapmıştı. ABD’nin desteklediği SDG, Suriye’de 2019 yılında IŞİD’le mücadelede başarı kazanılmasında önemli rol oynamıştı. Türkiye SDG’nin ana omurgasını oluşturan YPG’yi PKK’nın bu ülkedeki uzantısı olarak görüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO Üyeliği: İsveç’ten Türkiye’ye “Ekim” Hatırlatması

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine onay için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekim ayına işaret ettiğini hatırlatan İsveç Dışişleri Bakanı Billström, “Verilen sözde değişen bir şey olmadı. Umudumuzu sürdürüyoruz” mesajı verdi.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Türkiye’nin ülkenin NATO üyeliğini Ekim ayında onaylayacağı konusunda umutlu olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Temmuz ayındaki NATO zirvesinde İsveç’in üyeliğinin TBMM’nin açılacağı Ekim ayında meclis gündemine alınması konusunda mutabık kaldıklarını hatırlatan Billström, aradan geçen zamanda NATO zirvesinde uzlaşılan noktalar ve verilen sözlerin geçerliliğini yitirdiğine dair bir işaret bulunmadığını söyledi.

ABD Kongre üyelerinin ziyareti sonrasında düzenlenen basın toplantısında konuyla ilgili soruyu yanıtlayan Billström, parlamentonun bağımsız bir kurum olduğunu, ancak Türk hükümetinin Vilnius’taki NATO liderler zirvesinde onay sürecinin hızlı bir şekilde işletileceği sözünü verdiğini belirtti. İsveçli Bakan, “Bu, Türk hükümetinin onay taahhüdünde bulunduğu anlamına geliyor” dedi.

Vilnius’taki NATO zirvesinin başlamasına saatler kala Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg arasında yapılan üçlü görüşme sonrasında, TBMM’nin İsveç’in üyeliğini hızla onaylamasına dair uzlaşmaya varıldığı bildirilmişti.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Türkiye ve Macaristan’daki onay süreçlerinin tamamlanması sonrasında Finlandiya Nisan ayında 31’inci üye olarak İttifak’a katılmış, ancak Türkiye ve Macaristan’ın İsveç konusundaki çekinceleri sürmüştü. Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için tüm İttifak üyelerinde hükümetlerin onayının ardından meclis onayının da bulunması gerekiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Pakistan’da İntihar Saldırısı: En Az 9 Asker Öldü, 20 Asker Yaralandı

Pakistan’da güvenlik konvoyuna düzenlenen intihar saldırısında en az 9 asker öldü, 20 asker yaralandı. Saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmazken, Pakistan Talibanı’ndan şüpheleniliyor.

Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), 2007 yılında kurulan Pakistan ve Afganistan merkezli bir örgüttür. TTP, Pakistan hükümetini resmi olarak Federal Olarak Yönetilen Kabile Bölgeleri olarak bilinen Hayber Pahtunhva eyaletinden çıkarmayı ve Şeriat hukuku oluşturmayı hedeflemektedir.

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Hayber Pahtunhva eyaletinde güvenlik konvoyuna düzenlenen intihar saldırısında en az 9 asker öldü, 20 asker yaralandı. Pakistanlı yetkililer, eyalete bağlı Afganistan sınırındaki Bannu ilçesinde güvenlik konvoyuna bomba yüklü motorlu bisikletle intihar saldırı düzenlendiğini duyurdu.

Saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı. Bununla birlikte 2022’den bu yana bölgede güvenlik güçlerine saldırılarını yoğunlaştıran Pakistan Talibanı’ndan şüpheleniliyor.  Saldırının gerçekleştiği Afganistan sınırındaki Bannu ilçesi Pakistan Talibanı’nın etkili olduğu bir bölge olarak biliniyor.

AFP’nin aktardığına göre Pakistan yönetimi yine yaptığı ayrı bir açıklamada Afganistan sınırına 61 kilometre uzaklıkta Jani Khel yerleşim birimine yakın bir bölgede düzenlenen ikinci saldırıda ise 5 askerin yaralandığını duyurdu.

Hayber Pahtunhva eyaletinde koalisyon hükümeti ortaklarından İslam Uleması Cemiyeti (JUI-F) Partisinin kongresine 30 Temmuz’da düzenlenen saldırıda ise 63 kişi hayatını kaybetmişti.

Pakistan Talibanı

Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), 2007 yılında kurulan Pakistan ve Afganistan merkezli bir örgüttür. TTP, Pakistan hükümetini resmi olarak Federal Olarak Yönetilen Kabile Bölgeleri olarak bilinen Hayber Pahtunhva eyaletinden çıkarmayı ve Şeriat hukuku oluşturmayı hedeflemektedir.

TTP’nin ideolojik kılavuzluğunu yapan El-Kaide’nin unsurları Afganistan-Pakistan sınırındaki bölgelerde TTP’nin sağlandığı güvenli alanlara sığınabilmektedir. Bu şekilde TTP hem El-Kaide’nin küresel ağına hem de üyelerinin operasyonel uzmanlığına erişim sağlamıştır.

TTP’nin eski Pakistan Başbakanı Benazir Butto’nun 2007 yılındaki suikastine karıştığından şüphelenilmektedir. TTP, Faysal Şehzad’ın 1 Mayıs 2010’da New York Times Meydanı’nda bir patlayıcıyı infilak ettirme girişimini düzenlemiş ve desteklemiştir.

Paylaşın

Kuzey Kore’den Güney Kore’ye “Nükleer Saldırı” Provası

Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un’un, Güney Kore-ABD askeri eğitimine karşılık olarak ordusunun komuta tatbikatı yaptığı bir ordu karakolunu ziyaret ettiği açıklandı. Tatbikatların, savaş durumunda Kore Yarımadası’nın “güney yarısının tüm topraklarını işgal etme” prosedürlerini uygulamayı amaçladığı belirtildi.

Pyongyang, Mart ayında “taktik nükleer silahlarının kanıtı” olduğunu iddia ettiği fotoğraflar yayımlamıştı. Kuzey uzun süredir, kısa mesafeli füzelerine takılabilen küçük nükleer başlıklara sahip silahlarla Güney Kore’yi vurma kapasitesine eriştiğini öne sürüyordu.

Kuzey Kore ordusu çarşamba gecesi başkentten iki balistik füze ateşleyerek Güney Kore’deki önemli komuta merkezlerine ve operasyonel hava alanlarına saldırıları prova ettiğini açıkladı. Pyongyang, füze denemelerinin, ABD’nin Güney Kore ile ortak bir hava eğitimi için uzun menzilli B-1B bombardıman uçaklarının uçuşuna yanıt olduğunu bildirdi.

Güney Kore Birleşme Bakanlığı ise Kuzey Kore’nin provokasyon ve askeri tehditlerine devam etmesi halinde Seul, Washington ve Tokyo tarafından “ezici bir yanıtla” karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Kore Merkezi Haber Ajansının (KCNA), Devlet Başkanı Kim Jong Un’un salı günü Güney Kore-ABD askeri eğitimine karşılık olarak ordusunun komuta tatbikatı yaptığı bir ordu karakolunu ziyaret ettiğini söyledi. Tatbikatların, savaş durumunda Kore Yarımadası’nın “güney yarısının tüm topraklarını işgal etme” prosedürlerini uygulamayı amaçladığı belirtildi.

KNCA’ya göre Kim, kilit askeri hedeflere ve yıkımı sosyal ve ekonomik kaosa neden olabilecek diğer alanlara “eşzamanlı süper yoğun saldırılar” düzenleme becerisini detaylandırdı; Kuzey Kore’nin savaşın ilk aşamasında nükleer ve elektromanyetik darbe (EMP) saldırıları düzenlemeyi planladığını söyledi.

Kore Halk Ordusu Genelkurmay Başkanlığı, “(Hava tatbikatı) Kuzey Kore’ye yönelik önleyici bir nükleer saldırı senaryosuna uygun olduğu için (Kuzey Kore) için ciddi bir tehdittir” dedi. “Ordu, ABD güçlerinin ve (Güney Kore) askeri gangsterlerinin eylemlerini asla görmezden gelmeyecek” açıklaması yaptı.

Pyongyang, daha önce nükleer kapasiteli füzeler denediğini ve bunları Güney Kore ve ABD ile olası bir savaşta nasıl kullanacağını açıklamıştı. Gözlemciler, Kuzey Kore’nin ayrıntılı savaş planlarını açıklamasının rakiplerini korkutmak için saldırgan nükleer doktrinini yeniden teyit ettiği anlamına geldiğini söyledi.

Çarşamba günü fırlatılan füzeler Kuzey’in geçen yıldan bu yana gerçekleştirdiği silah denemelerinin sonuncusuydu.

“Vahim bir provokasyon”

Güney Kore ve Japonya’ya göre, iki kısa menzilli füze Kore Yarımadası ile Japonya arasındaki sulara inmeden önce maksimum 50 kilometre irtifada 360-400 kilometre mesafe kat etti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı fırlatmaları uluslararası barışı tehdit eden ve Kuzey Kore’nin her türlü balistik fırlatmasını yasaklayan BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal eden “vahim bir provokasyon” olarak nitelendirdi.

ABD Hint-Pasifik Komutanlığı, ABD’nin Güney Kore ve Japonya’nın savunmasına olan bağlılığının “demir gibi sağlam” olduğunu söyledi.

Güney Koreli ve Japon yetkililer, savaş uçaklarının çarşamba günü sırasıyla ABD B-1B bombardıman uçaklarıyla birleşik hava tatbikatı gerçekleştirdiğini kaydetti. Güney Kore Savunma Bakanlığı B-1B konuşlanmasının ABD bombardıman uçaklarının bu yıl Kore Yarımadası üzerinde gerçekleştirdiği 10. uçuş olduğunu belirtti.

Kuzey Kore, çok sayıda konvansiyonel silah taşıyabilen ABD B-1B bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasına şiddetle karşı çıkıyor.

21 Ağustos’ta ABD ve Güney Kore orduları yaz aylarında gerçekleştirdikleri Ulchi Özgürlük Kalkanı bilgisayar simülasyonlu komuta merkezi tatbikatını başlattı.

Kuzey Kore, Kore Yarımadası’nda ve yakınlarında ABD’nin de katıldığı büyük askeri tatbikatları işgale hazırlık olarak nitelendiriyor. Washington ve Seul yetkilileri ise tatbikatların savunma amaçlı olduğunu savunuyor. ABD Güney Kore’de yaklaşık 28 bin asker bulunduruyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

S. Arabistan’da Sosyal Medyada Görüşlerini Açıklayan Kişiye İdam Cezası

Suudi Arabistan’da sosyal medya platformları üzerinden düşüncelerini açıklayan Muhammed bin Nasır al-Hamdi isimli kişi idam cezasına çarptırıldı: “Dine ihanet etmek”, “toplumun güvenliğini bozmak”, “hükümete karşı komplo kurmak” ve “krallığa ve veliaht prense hakaret etmek”.

Suudi Arabistan, geçen yıl Çin’den sonra en fazla idam cezasını uygulandığı ikinci ülke oldu. Uluslararası Af Örgütü verilerine göre, geçen yıl 196 mahkum infaz edildi. Mart ayında sadece bir günde 81 infaz gerçekleşti.

The Associated Press mahkemenin, daha önce Twitter olarak bilinen ve ismini X olarak değiştiren sosyal medya platformuyla, Youtube üzerinde görüşlerini paylaşan Muhammed bin Nasır al-Hamdi isimli Suudi vatandaşının idam cezasına çarptırıldığını duyurdu.

Yine bu yıl içinde Suudi Arabistanlı akademisyen Awad Al-Qarni, X ve WhatsApp kullandığı için idam cezasına çarptırılırken, doktora öğrencisi Salma el-Şehab hakkında bu suçu işlemek suçundan 27 yıl hapis cezası talep edilmişti.

Merkezi Londra’da bulunan insan hakları derneği “ALQST”nin yöneticisi Lina Alhatloul, “al-Hamdi’nin sosyal medyada paylaştığı mesajlar yüzünden verilen idam cezası son derece korkunç ancak Suudi yetkililerin dönemdeki artan baskılarıyla örtüşüyor.” ifadesini kullandı.

Daha önce verilen ağır hapis cezalarına atıfta bulunan Alhatloul, “ifade özgürlüğü nedeniyle Salma el-Şehab’a verilen 27 yıl gibi uzun hapis cezası yeterince tepki görmedi ve yetkililer bunu, baskılarını daha da artırmak için yeşil ışık olarak değerlendirdi. Suudi yönetimi, kimsenin güvende olmadığı ve bir tweetin bile sizi öldürebileceği yolunda açık ve kötü niyetli bir mesaj gönderiyor,” ifadesini kullandı.

AP’nin ulaştığı mahkeme tutanaklarına göre, Mekke’de yaşayan emekli öğretmen al-Hamdi sosyal medyadaki kendi yorumları ve paylaştığı yorumlar yüzünden, “dine ihanet etmek”, “toplumun güvenliğini bozmak”, “hükümete karşı komplo kurmak” ve “krallığa ve veliaht prense hakaret etmek” gibi suçlardan mahkum oldu.

Suudi Arabistan yetkilileri bu mahkumiyetle ilgili bir açıklama yapmazken, al-Hamdi’nin İngiltere’de yaşayan ve Riyad yönetiminin sert muhalefetiyle tanınan erkek kardeşi Said, esas hedefin kendisi olduğunu bildirdi. Suudi Arabistan yönetimi, yurt dışındaki sürgündeki muhaliflerin ailelerini farklı gerekçelerle haksız yere cezaevine göndermekle suçlanıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde görevli Joey Shea, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Suudi Arabistan’daki baskı, mahkemenin yalnızca barışçıl tweetler için ölüm cezası verebileceği korkunç yeni bir aşamaya ulaştı.” diyerek tepkisini dile getirdi.

Bir günde 81 infaz

Uluslararası Af Örgütü’ne göre, Suudi Arabistan, geçen yıl Çin’den sonra en fazla idam cezasını uygulandığı ikinci ülke oldu. Uluslararası Af Örgütü verilerine göre, geçen yıl 196 mahkum infaz edildi. Mart ayında sadece bir günde 81 infaz gerçekleşti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Afrika’da Bir Darbe Daha: Gabon’da Askerler Yönetime El Koydu

Afrika kıtasının orta bölümünde yer alan Gabon’da bir grup asker yönetime el koyduklarını duyurdu. Ulusal televizyondan konuşan askerler, Ali Bongo’nun kazandığı seçimin iptal edildiğini ve bütün sınırların kapatıldığını açıkladı.

Başarılı olması halinde darbe, 2020’den bu yana Batı ve Orta Afrika’da gerçekleşen sekizinci darbe olacak. Bundan önce Mali, Gine, Burkina Faso, Çad ve son olarak da Nijer’de darbeyle askeri cuntalar yönetimi ele geçirmişti.

Bütün güvenlik güçlerinin kendileri ile beraber olduğunu kaydeden askerler, şimdiki rejime son verdiklerini ifade etti.

Başkent Libreville’de yaklaşık bir düzine asker sabahın erken saatlerinde  devlet televizyonuna çıkarak cumhurbaşkanlığı seçimlerini iptal ettiklerini söyleyerek halka sükunet çağrısında bulundu.

Kendilerini “Geçiş ve Kurumları İyileştirme Komitesi” üyeleri olarak tanıtan askerler, hükümet, senato, ulusal meclis, anayasa mahkemesi ve seçim kurumu gibi devlet kurumlarını feshettiklerini ilan etti.

Grup sözcüsü “Gabon’un ulusal ve uluslararası topluma karşı taahhütlerine saygı gösterme konusundaki kararlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz” dedi.

Haber ajansları, televizyondaki konuşmanın ardından şiddetli silah seslerinin durulduğunu bildirdi.

Ülkede cumartesi günü yapılan ve Bongo’nun ailesinin 56 yıllık iktidarını uzatmaya çalıştığı, muhalefetin ise petrol ve kakao zengini ancak yoksulluk çeken ülkede değişim için bastırdığı cumhurbaşkanlığı, parlamento ve senato seçimlerinin ardından huzursuzluk korkusuyla tansiyon yükseliyordu.

Uluslararası gözlemcilerin eksikliği, bazı yabancı yayınların askıya alınması ve yetkililerin seçimden sonra ülke çapında interneti kesme ve gece sokağa çıkma yasağı uygulama kararı, seçim sürecinin şeffaflığı konusunda endişelere yol açmıştı.

Gabon Seçim Merkezi Çarşamba günü erken saatlerde yaptığı açıklamada Bongo’nun oyların yüzde 64.27’sini alarak seçimi kazandığını ve en büyük rakibi Albert Ondo Ossa’nın yüzde 30.77 ile ikinci sırada yer aldığını duyurdu.

2009 yılında babası Ömer’in yerine cumhurbaşkanı olan 64 yaşındaki Bongo, seçimlerde rakibinin oylarını bölmek amacıyla altısı Ondo Ossa’yı destekleyen 18 rakibine karşı yarışmıştı. Bongo’nun ekibi hile iddialarını reddediyor.

Gabon’da sorunlu seçimler

Gabon’da 1990 yılında çok partili sisteme geçilmesinden bu yana yapılan her seçim şiddetle sonuçlandı.

Resmi rakamlara göre 2016 seçimlerinin ardından hükümet güçleri ile protestocular arasında çıkan çatışmalarda dört kişi ölmüş, muhalefet ise ölü sayısının çok daha yüksek olduğunu söylemişti.

2019’daki başarısız darbe girişiminin ardından 2020 yılındaki seçimlerin ardından da sular durulmamış, parlamento binasının ateşe verilmesi üzerine yine internet kesintisi yaşanmıştı.

Paylaşın

Victor Jara’yı Öldüren Darbecilere 50 Yıl Sonra Hapis Cezası

Şili’de Augusto Pinochet’nin liderlik ettiği darbeden kısa bir süre sonra başkent Santiago’da öldürülen ünlü şarkıcı ve söz yazarı Victor Jara cinayetiyle ilgili 7 emekli askere 8 ila 25 yıl hapis cezası verildi.

Şili Komünist Partisi’nin bir üyesi olan 40 yaşındaki Victor Jara, 11 Eylül 1973’teki darbeden bir gün sonra tutuklanmış, günler sonra bulunan cansız bedeninde 44 mermi tespit edilmişti. Victor Jara’nın öldürülmesi Güney Amerika ülkesinde diktatörlük döneminin sembolik cinayetlerinden biri olarak kayıtlara geçmişti.

Şili’de Yüksek Mahkeme, 1973’te öldürülen ünlü şarkıcı ve söz yazarı Victor Jara cinayetiyle ilgili 7 emekli askere 8 ila 25 yıl hapis cezası verdi. Pazartesi günü görülen duruşmaya kadar serbest olan 73 ila 85 yaşlarındaki 7 askerle ilgili tutuklama kararı da verildi.

Victor Jara, Augusto Pinochet’nin liderlik ettiği darbeden kısa bir süre sonra başkent Santiago’da öldürülmüştü. Jara’nın öldürülmesi Güney Amerika ülkesinde diktatörlük döneminin sembolik cinayetlerinden biri olarak kayıtlara geçmişti.

Şili Komünist Partisi’nin bir üyesi olan 40 yaşındaki Victor Jara, 11 Eylül 1973’teki darbeden bir gün sonra tutuklanmış, günler sonra bulunan cansız bedeninde 44 mermi tespit edilmişti.

5 bin siyasi tutukluyla birlikte bir stadyumda tutulan Jara’nın burada işkence gördüğü ve ünlü gitaristin parmaklarının tüfek kabzasıyla ezildiği tespit edilmişti. Jara’yla birlikte dönemin cezaevleri müdürü ve Komünist Parti üyesi Littre Quiroga’nın cansız bedeni bulunmuştu.

Pazartesi günü zanlıların temyiz talebini değerlendiren Yüksek Mahkeme, emekli subaylar Raul Jofre, Edwin Dimter, Nelson Haase, Ernesto Bethke, Juan Jara ve Hernan Chacon’a Jara ve Littre cinayetlerinden 15’er yıl, bu isimlerin kaçırılmasından dolayı da 10’ar yıl ceza verdi.

Rolando Melo ise suçu örtbas ettiği gerekçesiyle 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İlk olarak 2018’de hüküm giyen emekli askerlerin cezası 2021’de temyiz mahkemesi tarafından artırılmıştı. Yüksek Mahkeme’nin kararıysa dosyayla ilgili kesinleşmiş karar olarak kayıtlara geçti.

Pasifist bir şarkıcı olan Victor Jara, aşk ve sosyal mesaj içerikli şarkılarıyla tanınmış ve The Right to Live in Peace ve Manifesto gibi şarkılarla Latin Amerika’da bir popüler müzik ikonuna dönüşmüştü. Jara şarkılarıyla U2 ve Bob Dylan gibi isimlere de ilham kaynağı olmuştu.

1990’a kadar Şili’yi demir yumrukla yöneten Pinochet, kurduğu rejimin işlediği suçlarla ilgili hiçbir hüküm giymeden 2006’da hayatını kaybetti. Pinochet döneminde en az 3 bin 200 solcu aktivist ve muhalif olduğundan şüphelenilen kişinin rejim tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor.

2009’da Victor Jara’nın mezarı açılmış ve şarkıcı dönemin devlet başkanı Michelle Bachelet’in katıldığı resmi bir törenle yeniden defnedilmişti. Jara’nın tutulduğu ve işkence gördüğü stadyumsa bugün ünlü şarkıcının adını taşıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın