DEM Partili Doğan’dan İktidara “Güven” Eleştirisi

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kürt meselesinde gelinen yeni aşamaya dair AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamalarına sert yanıt verdi: Örgüt kendini feshetti, Ömer Bey’in haberi yok galiba!

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, İlke TV’de katıldığı canlı yayında Türkiye siyasetinin sıcak başlıklarını değerlendirdi. Parti içi kulislerden “yol haritası” tartışmalarına kadar pek çok konuya açıklık getiren Doğan, özellikle çözüm süreci tartışmaları ve tutuklu siyasetçilerin durumu üzerinden hükümete kritik mesajlar gönderdi.

Son günlerde kamuoyunda yer alan “DEM Parti yeniden isim değişikliğine gidiyor” iddialarını kesin bir dille yalanlayan Doğan, partinin kurumsal kimliğine odaklandıklarını belirtti. Kongre sürecinin rutin işleyişinde devam ettiğini hatırlatan Doğan, “Milletvekili grubumuzdan Kadın Meclisimize kadar tüm kurullarımızla toplantı halindeyiz ancak masamızda isim değişikliği gibi bir başlık kesinlikle bulunmuyor” dedi.

Ömer Çelik’e “Fesih” Yanıtı: “Aynı Dilde Israr Güven Sarsıyor”

AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in, “Silah bırakma ve örgütün tasfiyesi gerçekleşmeden adımların atılamayacağı” yönündeki açıklamaları, Doğan’ın hedefindeydi. Sürecin yeni bir evreye girdiğini savunan Doğan, Çelik’in söylemlerini “gerçeklikten kopuk” olarak niteledi:

“Örgüt zaten kendini feshetti, galiba Ömer Bey’in bundan haberi yok. Türkiye yeni bir döneme girmişken, AK Parti cephesinde hala eski ve dışlayıcı dilde ısrar edildiğini görüyoruz. Hiçbir şey değişmemiş gibi davranmak, toplumsal barış umudunu zedeliyor ve siyasi güveni sarsıyor.”

“Sürgündeki ve Cezaevindeki Siyasetçiler Dönmeli”

Kürt meselesinin demokratik çözümü için somut bir takvim oluşturulması gerektiğini vurgulayan Ayşegül Doğan, yasal düzenlemelerin hızlandırılması çağrısında bulundu. Doğan, sadece cezaevindekilerin değil, düşünceleri nedeniyle yurt dışında yaşamak zorunda kalan siyasetçilerin de ülkeye dönebilmesi için “ivedi bir yol haritası” gerektiğini ifade etti.

Sürecin sadece söylemle değil, kurumsal adımlarla yürümesi gerektiğini belirten Doğan, sorumluluk paylaşımı konusunda şu vurguları yaptı:

Siyaset Kurumu: Yapıcı ve kucaklayıcı bir dil inşa etmeli.
Meclis Başkanlığı ve Komisyonlar: Çözüm için yasal zemini hazırlamalı.
Güvenlik Bürokrasisi: Demokratikleşme adımlarının önünü açmalı.

Doğan konuşmasını, “Herkesin rolü ve misyonu bellidir. Eğer gerçek bir barış ve çözüm isteniyorsa, siyaset kurumu üzerine düşeni yapmalı ve bu tarihi sorumluluktan kaçmamalıdır,” sözleriyle noktaladı.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan İktidara “Milli İradeye Çöktünüz” Tepkisi

Ekrem İmamoğlu, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin tartışmalı bir operasyonla AKP’ye geçmesine sert tepki gösterdi. İmamoğlu, “Zaman, Türkiye’nin muhafızı olma zamanıdır” diyerek mücadele çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / Türkiye siyaseti, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan yönetim değişimi ve beraberinde gelen hukuk tartışmalarıyla sarsılıyor. Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, sürece dair sessizliğini bozarak iktidara çok sert eleştiriler yöneltti.

İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” sosyal medya hesabı üzerinden paylaşılan mesajda, Bursa’daki görev değişiminin demokratik meşruiyetine vurgu yapıldı. İktidarın hamlesini “milli iradeye çökme” olarak nitelendiren İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin en büyük 4. şehri Bursa’ya da çöktünüz. Milletin iradesine, milli iradeye çöktünüz! Milletimiz; zalimlikte, hukuksuzlukta sınır tanımayan bir aymazlıkla karşı karşıyadır. Demokrasi, adalet ve cumhuriyet kolonları tehdit altındadır. Mücadelemiz büyüktür. Zaman, Türkiye’nin muhafızı olma zamanıdır!”

Paylaşın

Ara Seçim Tartışmaları: Muhalefetten Anayasa Çıkışı, İktidardan İstikrar Vurgusu

Muhalefet, Meclis’teki boş sandalyeleri gerekçe göstererek ara seçimi anayasanın emri olarak savunuyor; iktidar ise suni gündem diyerek 2028’e kadar seçim olmayacağını vurguluyor.

Haber Merkezi / Nisan 2026 itibarıyla Türkiye siyasetinin gündemi, Meclis’teki boş sandalyeler üzerinden alevlenen “ara seçim” tartışması oldu. CHP ve İYİ Parti önderliğindeki muhalefet, ara seçimi sadece teknik bir gereklilik değil, aynı zamanda demokratik bir sorumluluk olarak nitelendiriyor.

Öte yandan iktidar cephesi ise seçim taleplerini “suni gündem” olarak değerlendiriyor ve önceliklerinin istikrar ve ekonomik hedefler olduğunu vurguluyor.

CHP lideri Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu ziyaret ederek ara seçimin “tercih değil, anayasal zorunluluk” olduğunu vurguladı: “Anayasa ‘30 ay geçtikten sonra boşalan vekillikler için ara seçim yapılır’ diyor. Bu bir emir. Meclis Başkanı tarafsız kalamaz, tarafları bir araya getirmeli ya da demokrasiden yana taraf olmalıdır.”

Özel’in bu çıkışı, muhalefetin sandığı demokrasi ve meşruiyet simgesi olarak gördüğünü gösteriyor. İYİ Parti lideri Dervişoğlu da aynı çizgide: “Meşruiyetin tek kaynağı sandıktır. Türkiye’nin yakıcı sorunları varken temsil noktasındaki boşluklar siyasi bir tercihle kapatılamaz.”

Bu mesajlar, muhalefetin yalnızca birkaç koltuk boşluğuna bakmadığını, aynı zamanda Meclis’in temsil yetisinin eksik kalmasının demokratik meşruiyeti zedelediğini düşündüğünü ortaya koyuyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli, muhalefetin çağrılarına net karşı çıkıyor. Erdoğan, ara seçim taleplerini “siyaset mühendisliği” olarak nitelendirerek 2028’e kadar seçim planları olmadığını açıkladı:

“Dışarıdaki ateş çemberi ve içerideki ekonomik mücadelemiz sürerken kimse bize sandık dayatmasın. Suni tartışmalarla milletin vaktini çalmayacağız.”

Bahçeli ise istikrar vurgusunu öne çıkararak muhalefetin talebini “kaos arayışı” olarak yorumladı: “Türkiye’nin önceliği mutfaktaki yangın ve sınır güvenliğidir. Seçim demek duraksama demektir.”

Bu yaklaşım, iktidarın kriz ve güvenlik kaygılarıyla seçim gündeminden uzak durmayı stratejik bir tercih olarak gördüğünü gösteriyor.

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, ara seçimi teknik bir gereklilik olarak kabul etmekle birlikte, esas çözümün erken genel seçim olduğunu savunuyor: “Ekonomi yönetimi akıl tutulması yaşıyor. Sadece birkaç koltuk için değil, Türkiye’nin yönetimi için sandık şarttır.”

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ ise Ekim 2026’yı erken seçim için uygun tarih olarak gösterdi ve mevcut ittifakların ülkeyi taşıyamadığını vurguladı. TİP ve Gelecek Partisi temsilcileri de iktidarın seçimden kaçmasının halkın sorunlarını görmezden gelme riski taşıdığını öne sürüyor.

Anayasal Çerçeve

Tartışmanın merkezinde Anayasa’nın 78. maddesi bulunuyor. Buna göre: TBMM üyeliklerinde %5 (yaklaşık 30 milletvekili) boşalma olması durumunda ara seçime gidilmesi gerekiyor.

Ancak boşalan üyelik sayısı bu oranı tutmasa da, bir ilin veya seçim çevresinin temsilcisiz kalması durumunda ara seçim zorunluluğu doğabiliyor.

Muhalefet bu boş koltukları bir “demokrasi sınavı” olarak yorumlarken, iktidar ise seçim gündeminin kapalı kalacağını vurguluyor.

Türkiye siyasetinde ara seçim tartışması, sadece birkaç boş sandalye meselesi değil; aynı zamanda demokratik temsil, siyasi strateji ve iktidar-iktidar dışı güçlerin güç mücadelesi ile ilgili bir meseleye dönüşmüş durumda.

Muhalefet, anayasanın gereğini yerine getirmek ve temsil eksikliğini gidermek isterken, iktidar “istikrar” ve kriz yönetimi gerekçesiyle zaman kazanmayı tercih ediyor. Önümüzdeki aylarda, Ankara’daki “sandık” sesleri muhtemelen yükselmeye devam edecek.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Hukuk Herkese Eşit İşlemeli

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel yönetimlerdeki hukuksuzluklara, kayyum uygulamalarına ve siyasi etik eksikliğine tepki gösterdi, herkes için eşit hukuk ve Siyasi Etik Yasası çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yerel yönetimlerdeki operasyonlar, Orta Doğu’daki güç mücadeleleri ve demokratik çözüm süreci tartışmalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakırhan, iktidara güçlü bir “Siyasi Etik Yasası” çağrısı yaptı.

Bakırhan, İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı verileri örnek göstererek yargı uygulamalarındaki çifte standarda dikkat çekti. 31 Mart 2024’ten bu yana açılan 1048 soruşturmanın 472’sinin AK Partili, 217’sinin CHP’li, 78’inin MHP’li ve yalnızca 16’sının DEM Partili belediyeleri kapsadığını belirten Bakırhan, “Partisine göre hukuk uygulanıyor; muhalefet nefes alamıyor, iktidar usulsüzlükten muaf” ifadelerini kullandı.

Yerel seçimlerin ardından yaklaşık 90 belediyede yönetim değiştiğini ve 9 milyon vatandaşın iradesine müdahale edildiğini vurgulayan Bakırhan, bu durumun istikrar değil, güvensizlik ürettiğini söyledi.

Bakırhan, dünyadaki çatışmaları enerji kaynakları, ticaret yolları ve geçitler üzerinden yürütülen bir “dolaşım krizi” olarak tanımladı. Orta Doğu ve İran’daki gelişmelere değinen DEM Parti lideri, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “üç çizgi” analizini hatırlatarak, İsrail çizgisi, İngiltere çizgisi ve demokrasi-ortak yaşam çizgisinin önemine dikkat çekti.

Türkiye’de iç barışın sağlanması gerektiğini belirten Bakırhan, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını, kayyumların kaldırılmasını ve seçilmiş iradenin görev başına gelmesini talep etti.

Ayrıca, siyaset ve bürokraside yolsuzluk ve ayrıcalıklara karşı Siyasi Etik Yasası çağrısı yapan Bakırhan, “Hodri meydan! Kim halkın vergisinden aşırıyorsa peşini bırakmayalım” dedi.

Bakırhan, tüm siyasi partilere de çağrıda bulunarak, “Sandığı, makamı, rantı ve polemiği değil, 86 milyonun geleceğini düşünerek siyasal iklimi normalleştirelim. DEM Parti olarak elimizden geleni yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İstanbul’da İsrail Başkonsolosluğu Yakınında Silahlı Saldırı

İstanbul İsrail Başkonsolosluğu yakınında meydana gelen silahlı saldırı sonucu en az bir saldırgan öldürüldü, iki saldırgan yaralandı ve iki polis memuru hafif yaralandı. Olay sonrası bölge güvenlik güçleri tarafından şiddetle kontrol altına alındı.

Haber Merkezi / Güvenlik kaynakları ve görgü tanıkları, yaklaşık 12:15‑12:20 civarında konsolosluk binasının bulunduğu bölge çevresinde yoğun silah sesleri duyulduğunu bildirdi. Olay yerine gelen polis unsurlarının saldırganlarla çatışmaya girdiği belirtildi. Çatışma yaklaşık 10 dakika sürdü ve sonuçta bir saldırgan hayatını kaybetti, iki diğer saldırgan yaralı olarak yakalandı.

İçişleri yetkilileri, saldırganların bölgeye uzun namlulu silahlarla geldiğini, polis güvenlik noktasına ateş açtığını açıkladı. Olay sırasında polisle silahlı çatışmaya giren saldırganların bir kısmının dini temelli bir örgütle bağlantılı olduğuna ilişkin ilk değerlendirmeler yapıldığı belirtildi.

Polis ekipleri, olay yerini kısa sürede ablukaya alarak bölgeyi trafiğe kapattı ve çevredeki binalarda geniş güvenlik önlemleri aldı. Olayla ilgili soruşturma İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “terör eylemi şüphesiyle” başlatıldı.

Yetkililer ve dış kaynaklar, saldırı anında konsolosluk binasında aktif görevli İsrail diplomatik personelinin bulunmadığını açıkladı. 2023’te patlak veren Hamas‑İsrail savaşının ardından İstanbul’daki misyon faaliyetleri büyük ölçüde azaltılmış veya boşaltılmıştı.

Olayın hedefinin doğrudan konsolosluk binası mı yoksa konsolosluk önündeki güvenlik noktasını hedef alan bir saldırı mı olduğu yönündeki değerlendirmeler devam ediyor. Resmî makamlar bu ayrıntılar üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Görgü tanıkları, çatışma anına ilişkin kısa videoların sosyal medyada yayıldığını ve polislerin saldırganlarla yoğun silah sesleri arasında karşılık verdiğini aktardı. Emniyet yetkilileri, olayda yaralanan polis memurlarının sağlık durumlarının stabil olduğunu bildirdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, saldırıyı kınayarak diplomatik misyonlara yönelik şiddetin uluslararası düzene zarar verdiğini belirtti ve Türk güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesini takdir ettiğini açıkladı.

Olay yerinde geniş çaplı delil çalışması başlatılırken, saldırganların kimlikleri ve eylemlerinin arka planı inceleniyor. İstanbul Emniyeti, saldırı sırasında kullanılan aracın İzmit’ten kiralandığını tespit etti. Yetkililer, soruşturmanın ilerleyen saatlerde daha somut bulgular sunacağını aktardı.

Paylaşın

Her Beş Seçmenden Birinin Oyu Gasp Edildi

Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (TÜM-BEL SEN), 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ikinci yıl dönümünde muhalefet partilerinin kontrolündeki belediyelere yönelik siyasi baskının fotoğrafını çekti.

Açıklamada, İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Bursa ve Manisa gibi kritik kentlerde muhalefet partilerinin sandıktan birinci çıktığı hatırlatıldı. TÜM-BEL SEN, AKP-MHP iktidarının halkın demokratik iradesini tanımayan uygulamalara seçimlerin hemen ardından başladığını vurguladı.

Sendika, ilk olarak Van Büyükşehir Belediyesi’nde Abdullah Zeydan’ın mazbatasının gasp edilmeye çalışıldığını, bu girişim başarısız olunca Hakkâri Belediyesi ile kayyum sürecinin devreye sokulduğunu belirtti. Son iki yılda kayyum atanan belediyeler şöyle sıralandı:
Hakkari, Esenyurt, Batman, Mardin Büyükşehir, Halfeti, Dersim, Ovacık, Bahçesaray, Akdeniz, Siirt, Van Büyükşehir, Kağızman ve Şişli.

TÜM-BEL SEN açıklamasında, kayyum uygulamalarıyla seçme-seçilme hakkının fiilen işlevsiz kılındığı ve belediye kaynaklarının halkın istediği şekilde kullanılmasının önlendiği vurgulandı. Bununla sınırlı kalmayıp, “görevden uzaklaştırma”, “transfer” ve “yetki gaspları” ile son yerel seçimlerden bu yana onlarca belediyenin el değiştirdiği ifade edildi.

İstanbul, Van, Mardin, Adana ve Antalya gibi büyükşehirlerin de aralarında bulunduğu toplam 30 belediyede seçilmiş başkanlar veya eş başkanlar görevden alındı. Ayrıca 55 belediyede, belediye meclis aritmetiğinin değiştirilmesi gibi çeşitli yöntemlerle parti değişikliği yapıldı.

31 Mart 2026 itibarıyla, tutuklu yargılanan belediye başkanlarının sayısı 19 olarak kaydedildi. TÜM-BEL SEN’e göre, bazı belediye başkanları yüzde 50’nin üzerinde oy alarak seçilmiş olmasına rağmen görevden alındı; bu durum, sadece seçilmişlerin değil, onlara oy veren milyonların da demokratik haklarının ihlal edilmesi anlamına geliyor.

Demokratik İradenin Gaspı

Ülke genelinde 85 belediyede halkın oylarıyla belirlenen demokratik irade değiştirildi. Bu belediyelerdeki muhalefet temsilcilerinin, 2024’te toplam 8 milyon 845 bin 767 oy aldığı ve bunun Türkiye genelinde kullanılan oyların yüzde 20,5’ine karşılık geldiği belirtildi. Yani her beş seçmenden biri, oyunu kaybetmiş oldu.

CHP ve DEM Parti özelinde ise durum daha çarpıcı: CHP’nin 2024’te aldığı oyların yüzde 44,4’ü, DEM Parti’nin oylarının ise yüzde 27,7’si gasp edildi.

TÜM-BEL SEN açıklamasında, siyasi iktidarın yerel yönetimleri demokrasiden ve halktan kopartıp merkezin taşra birimlerine dönüştürme yönünde adımlar attığı vurgulandı. Kayyumlar ve görevden almalarla sınırlı kalmayıp, belediyelerin bütçeleri merkezi tek hesap sistemine dahil edilerek Anayasal özerklik hakları darbe aldı. Tasarruf tedbirleri gerekçesiyle merkezi ödeneklerden kesintiler yapılırken, ciddi yatırım projelerinin onayı artık merkezi hükümete bırakıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yerel seçimlerinden kısa süre sonra verdiği “belediyeleri silkeleyin” talimatı da hatırlatıldı. Hükümet, geçmiş dönemden birikmiş SGK borçlarının tahsilatı için birçok belediyenin bütçe gelirlerini kaynağından keserek yerel yönetimlerin finansal bağımsızlığını sınırlandırdı.

Paylaşın

Bahçeli’den Kardeşlik Mesajı: Türk İle Kürt Bozulmayacak Kardeşliğin Nişanesidir

Devlet Bahçeli, Türkiye’nin hem bölgesinde hem dünyada barış ve güvenin teminatı olacağını vurguladı: Terörsüz Türkiye’ hedefi Türk-Kürt kardeşliğinin güvencesidir, milli birlik ve dayanışma temelinde sürecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Bahçeli, Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel barış ve güvenlik vizyonunu detaylandırdığı kapsamlı açıklamasında, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” ve “Terörsüz Türkiye” hedeflerini vurguladı. Bahçeli, Türkiye’nin mazlum coğrafyalar için bir umut ve barış merkezi olabileceğini söyledi.

Bahçeli, konuşmasında Türk-İslam coğrafyalarında savaşların sona ermesini ve masum halkın korunmasını öncelikli hedef olarak belirledi. “Artık semalarda füzelerin izi değil, hilalin şan ve şerefi, birliğin ve dirliğin namus seslenişi hakim olsun” diyen Bahçeli, Türkiye’nin bu vizyonla süper güç yolunda ilerleyeceğini ifade etti.

“Al bayrak jeopolitiğinin önü ardına kadar açıktır” diyen Bahçeli, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet mirasındaki stratejik vizyonun Türkiye’ye yön verdiğini belirtti. Dünyaya yalnızca Ankara’dan bakacak şekilde yürütülecek diplomasi ve siyasetle Türkiye’nin saldırgan olmayan bir küresel lider olacağını söyledi.

Bahçeli, bölgedeki güncel krizlere de değinerek, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını eleştirdi. İran’ın kolay lokma olmadığını, halkının kenetlendiğini ve saldırılara karşı güçlü bir savunma sergilediğini belirtti. Bahçeli, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefinin hem Allah’ın bir lütfu hem de Türk milletinin tarihi iradesinin bir göstergesi olduğunu vurguladı.

Terörle mücadelede kararlılık mesajı veren Bahçeli, “Türk ile Kürt bozulmayacak kardeşliğin nişanesidir” ifadesiyle Türkiye’de etnik ve mezhep temelli ayrışmalara karşı milli birlik ve beraberliğin altını çizdi. Süreçte sabır, tevazu ve teenni ile adımlar atılacağını ifade eden Bahçeli, “Hedef koyduk, inşallah ulaşacağız” dedi.

Bahçeli, Türkiye’nin enerji ve su kaynakları üzerinden yürütülen emperyal planlara karşı milli çıkarların korunacağını vurguladı. “Buralarda petrol bitmedikçe, gaz bitmedikçe, su bitmedikçe savaşlar da bitmeyecektir” diyen Bahçeli, mazlum coğrafyalardaki insanlığın korunması için Türkiye’nin kararlı duruşunu sürdüreceğini belirtti.

Konuşmasını barış, kardeşlik ve milli birlik temasıyla tamamlayan Bahçeli, Türkiye’nin bölgede ve dünyada örnek gösterilecek bir güç olacağını, Türk milleti olarak tüm zorluklara rağmen bir arada duracaklarını kaydetti.

Paylaşın

Hatimoğulları: Yasal Adımları Derhal Hayata Geçirmeli

İstanbul Yenikapı Meydanı’nda düzenlenen Newroz kutlamasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Artık temenniler bitmeli, somut adımlar atılmalıdır. Ankara barışın sesine kulak vermeli ve yasal adımları derhal hayata geçirmelidir” dedi.

İstanbul’daki 2026 Newrozu, “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” şiarıyla milyonları bir araya getirdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, alanları dolduran halkı selamlayarak, ezilenlerin, kadınların, işçilerin ve emekçilerin barış ve demokrasi taleplerini dile getirdi.

Hatimoğulları konuşmasına, “Merhaba ezilenlerin, kadınların, işçilerin, emekçilerin kenti İstanbul! Dün Newroz’un kalbi Amed’de, Mahabad’da, Hewlêr’de, Süleymaniye’de ve Kobanî’de attı. Bugün ise İstanbul’da atıyor. Aç kalana aş, çaresiz kalana derman, dışlanana yuvasın sen İstanbul” sözleriyle başladı. Ayrıca, Sırrı Süreyya Önder ve Salih Müslim’i saygıyla andı, Kobanî’den selamlar getirdiklerini belirtti.

Tülay Hatimoğulları, Newroz’un sadece iktidara değil bölge ve dünyadaki tüm güçlere mesaj verdiğini vurgulayarak, “Bu Newroz, isyandan inşaya geçişin ilk eşiğidir. Demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edeceğiz. Artık çatışma değil müzakere, inkar değil demokratikleşme zamanı. Temenniler bitmeli, somut adımlar atılmalıdır” dedi.

Hatimoğulları, Amed ile İstanbul’un birbirinin ikizi olduğunu belirterek, “Amed’in barışı, İstanbul’un demokrasisinin kendisidir. Mahkeme salonları değil, halk meydanları barışı ve demokrasiyi gösterir. Ankara halkın sesini duymalı ve hukuksuzluklar sona ermeli” diye konuştu. Belediye başkanları ve eşbaşkanlarının görevlerine iade edilmesi, cezaevindekilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Konuşmasında Kürt halkının tarihsel mücadelesine değinen Tülay Hatimoğulları, “Bu başarı Newroz meydanlarını dolduran, direnen, bedel ödeyen halkın, Mazlumların ve 12 metrekarelik hücresinde Türkiye’ye barışı ve Kürtlere özgürlüğü sunan Sayın Abdullah Öcalan’ın başarısıdır. Newroz pîroz be!” dedi. Konuşma, “Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük!” sloganlarıyla karşılık buldu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, muhalefeti Kürt sorununun demokratik çözümüne katkı sunmaya çağırdı: “Bu rolü oynamak sadece iktidara yürümek değil, gelecek yüzyıla damga vurmak demektir.” Ayrıca topluma, Ankara’yı beklemeden Türkiye’nin tüm kentlerinde barış taleplerini yükseltme çağrısı yaptı.

2026’da Barış ve Demokrasi Meşalesi

Hatimoğulları, halkın mücadelesine güvenini vurgulayarak, 2026 yılında milyonlarla beraber barışın ve demokrasinin meşalesini yakacaklarını söyledi: “Cemre toprağa, suya ve havaya düştü. Bugün Newroz meydanından barış cemresini bu topraklara armağan ediyoruz. Özgürlük ve demokrasi için hep birlikte el ele olmaya devam edeceğiz. Bekle bizi İstanbul, sen bize yakışırsın, biz sana yakışırız.”

Paylaşın

Siyasette Mal Varlığı Tartışmaları: Şeffaflık Mı, Siyasi Hesaplaşma Mı?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasındaki mal varlığı tartışması, şeffaflık talebi ile hukuki sınırlar arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı; siyaset ile hesap verebilirlik ilişkisi bir kez daha sorgulanıyor.

Haber Merkezi / Türkiye’de siyaset bazen tek bir başlık etrafında hızla ısınır. Son günlerde bu başlık: mal varlığı açıklamaları.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yargı dünyasının dikkat çeken isimlerinden Akın Gürlek arasında yükselen tartışma, yalnızca iki isim arasındaki bir polemik değil; sistemin nereye evrileceğine dair daha derin bir soruyu da beraberinde getiriyor.

Özgür Özel’in çıkışı, siyasetin en güçlü meşruiyet zeminlerinden birine yaslanıyor: kamu adına yetki kullananların şeffaf olması gerektiği fikri. Bu yaklaşım, sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok demokrasisinde kabul gören bir standart. Ancak mesele teoride bu kadar netken, pratikte aynı açıklıkla ilerlemiyor.

Akın Gürlek cephesinden gelen yaklaşım ise daha temkinli. Hukukun çizdiği sınırlar, kişisel verilerin korunması ve prosedürlerin dışına çıkılmaması gerektiği vurgulanıyor. Bu da tartışmayı farklı bir zemine taşıyor: Şeffaflık ne kadar, hangi sınırlar içinde?

Tam da bu noktada tartışma teknik bir konudan çıkıp siyasi bir mücadele alanına dönüşüyor.

Çünkü Türkiye’de mal varlığı meselesi çoğu zaman bir sistem önerisinden çok, bir siyasi hamle olarak gündeme geliyor. Taraflar değişiyor ama yöntem değişmiyor: biri açıklama çağrısı yapıyor, diğeri buna karşılık veriyor ve tartışma kısa sürede kişisel bir gerilime evriliyor.

Oysa gerçek ihtiyaç, kişilerden bağımsız bir düzen.

Eğer mal varlığı beyanı, tüm kamu görevlileri için standart hale getirilir, bağımsız kurumlar tarafından denetlenir ve düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılırsa, bu tartışmaların tonu da doğal olarak değişir. Şeffaflık, bir “silah” olmaktan çıkar, kurumsal bir güven mekanizmasına dönüşür.

Bugün yaşanan tartışma ise bu noktadan hâlâ uzak. Daha çok bir siyasi refleks, bir karşı hamle görüntüsü veriyor. Bu da toplumda şu algıyı güçlendiriyor: Şeffaflık talebi, ilkesel olduğu kadar araçsal da kullanılıyor.

Belki de asıl mesele burada düğümleniyor.

Türkiye, mal varlığı tartışmasını bir polemik konusu olmaktan çıkarıp bir hukuk standardına dönüştürebilecek mi?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasında yaşanan gerilim, bu sorunun güncel bir yansıması. Eğer bu tartışma kalıcı bir düzenleme ihtiyacını tetiklerse, anlamlı bir kırılma noktası olabilir.

Ama eğer yine kişisel atışmaların arasında kaybolursa, siyaset bir kez daha aynı döngüyü üretmiş olacak.

Ve biz yine aynı soruyla baş başa kalacağız: Şeffaflık gerçekten bir hedef mi, yoksa sadece gerektiğinde başvurulan bir argüman mı?

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları, “Çözüm Süreci” İçin Şartları Açıkladı

PKK’nın silah bırakmasının ardından gözler Meclis’e çevrildi. DEM Partili Hatimoğulları, kalıcı barış için sözlerin değil, somut yasal düzenlemelerin belirleyici olacağını vurguladı.

Türkiye, uzun yıllardır ilk kez böylesine kritik bir eşikte duruyor. PKK’nin silah bırakma ve kendini feshetme kararının ardından ortaya çıkan tablo, sadece güvenlik politikalarının değil, siyasetin de yeniden tanımlanacağı bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak bu kapının ardında ne olduğu hâlâ belirsiz.

İşte tam da bu noktada Independent Türkçe‘ye konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın mesajları, sürecin yönünü anlamak açısından dikkatle okunmayı hak ediyor.

Hatimoğulları’nın en net vurgusu şu: Artık söz değil, yasa zamanı.

Bu ifade, aslında Türkiye’nin son 30 yılına da bir eleştiri. Zira Kürt meselesinde defalarca umut üreten ama hukuki zemine kavuşmadığı için dağılan süreçler yaşandı. Hatimoğulları’na göre bu kez fark yaratacak olan şey, siyasi iradenin somut yasal düzenlemelerle kendini göstermesi.

Silahların susmasıyla birlikte “işin zor kısmı bitti” demek kolay. Oysa gerçek bundan ibaret değil. Asıl zor olan, çatışmasızlık halini kalıcı barışa dönüştürebilmek. Bunun yolu da demokratik reformlardan geçiyor. DEM Parti’nin işaret ettiği başlıklar açık: Barış Yasası, kayyım uygulamalarının kaldırılması, siyasi alanın genişletilmesi ve cezaevlerine yönelik düzenlemeler.

Bu taleplerin ortak paydası ise güven. Çünkü toplum artık vaatlere değil, güvencelere bakıyor.

Hatimoğulları’nın sözlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise “karşılıklı adım” vurgusu. Süreci bir pedala benzetiyor: biri basmazsa diğeri ilerleyemez. Kürt siyasi hareketinin attığı adımların devlet tarafından aynı hız ve ciddiyetle karşılanmadığı eleştirisi de tam burada devreye giriyor.

Peki ya süreç aksarsa?

Bu sorunun yanıtı aslında Türkiye’nin hafızasında saklı. Hatimoğulları açıkça söylemese de ima ettiği gerçek şu: Reformların gecikmesi ya da rafa kalkması, sadece siyasi bir başarısızlık değil, toplumsal gerilimin yeniden yükselmesi anlamına gelir. Bu da geçmişte defalarca görüldüğü gibi radikalleşme riskini beraberinde getirebilir.

DEM Parti’nin kendini konumlandırdığı yer de önemli. Parti, kendisini yalnızca üçüncü büyük siyasi aktör olarak değil, aynı zamanda “üçüncü yol” olarak tanımlıyor. Ne iktidarın güvenlik eksenli yaklaşımına ne de klasik muhalefetin sınırlı çözüm perspektifine sıkışan bir çizgi… Ancak Hatimoğulları’nın da kabul ettiği gibi, bu iddianın topluma yeterince yansıtılamadığı bir gerçek.

Bunun önündeki en büyük engellerden biri ise yıllardır süren siyasi izolasyon ve toplumsal önyargılar. DEM Parti bu bariyerleri “temas” ile aşmayı hedefliyor. “Bir temas, yüz önyargıyı kırar” sözü, bu stratejinin özeti niteliğinde.

Öte yandan röportajın en kritik bölümlerinden biri, iktidarın önündeki üç senaryonun tarif edilmesi.

Birinci yol: Demokratikleşme ve barış sürecini hızlandırmak.
İkinci yol: Süreci sonlandırmak.
Üçüncü yol: Bekle-gör politikasıyla süreci sürüncemede bırakmak.

Hatimoğulları’na göre ilk seçenek Türkiye’yi bölgesel risklerden koruyacak tek çıkış yolu. Diğer iki seçenek ise ya iç gerilimleri artıracak ya da belirsizliği derinleştirecek.

Bu noktada bölgesel gelişmeler de denklemi ağırlaştırıyor. Orta Doğu’da artan savaş riski, özellikle İran eksenli gerilimler, Türkiye’deki sürecin kırılganlığını artırıyor. Hatimoğulları’nın dikkat çektiği önemli bir gerçek var: 21. yüzyılda güvenlik sadece askeri güçle sağlanamaz. Asıl güvenlik, toplumun devlete olan rızasıyla mümkün olur.

Yani iç barış, dış tehditlere karşı en güçlü kalkan.

Röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik dikkat çekici bir kapı da açık bırakılıyor. Sürecin başarıya ulaşması halinde “tarihi bir rol” ifadesi kullanılıyor. Ancak bu destek, koşulsuz değil. Yeni anayasa ve olası siyasi hesaplarla barış sürecinin birbirine bağlanmasına ise mesafeli bir yaklaşım var.

Son olarak gençlere verilen mesaj, sürecin ruhunu özetliyor: “Bu dönem sadece direnme değil, inşa dönemi.”

Silahların sustuğu yerde sözün yükseleceği bir dönemden bahsediliyor. Ve o sözü en güçlü kuracak kesimin gençler olduğu vurgulanıyor.

Türkiye bir kez daha kritik bir karar anında. Ya geçmişin tekrarına düşecek ya da ilk kez kalıcı bir barışın altyapısını kuracak.

Hatimoğulları’nın çizdiği çerçeve net: Barış, niyetle değil hukukla gelir.

Şimdi gözler, bu niyetin yasaya dönüşüp dönüşmeyeceğinde.

Paylaşın