15 Yaş Altına “Sosyal Medya” Yasağı

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildiği belirtilen yeni düzenlemelerle birlikte, Türkiye’de sosyal medya kullanımına ilişkin kuralların köklü biçimde değişeceği ifade ediliyor.

Düzenleme paketinin en dikkat çeken başlıkları arasında 15 yaş altı kullanıcıların sosyal medya platformlarına erişiminin yasaklanması, kimlik doğrulama zorunluluğu ve platformlara yönelik yaptırımlar yer alıyor.

Yeni düzenlemeye göre, sosyal ağ sağlayıcılarının 15 yaşını doldurmamış kullanıcılara hizmet sunması yasaklanıyor. Platformların bu kapsamda yaş doğrulama sistemleri geliştirmesi ve çocuk kullanıcılar için ebeveyn kontrol mekanizmalarını devreye alması zorunlu hale geliyor. Bu adımın, çocukların çevrimiçi ortamda zararlı içeriklerden korunmasını hedeflediği belirtiliyor.

Düzenlemenin bir diğer önemli ayağını ise sosyal medya hesaplarının açılışında kimlik doğrulama süreci oluşturuyor. İddialara göre yeni sistemde kullanıcıların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasıyla doğrulama yapması veya e-Devlet üzerinden alınacak tek kullanımlık kodlarla hesap oluşturması gerekecek.

Her ne kadar kullanıcıların platformlarda takma ad kullanmaya devam edebileceği belirtilse de, kimlik bilgilerinin sistemlerde kayıtlı olacağı ifade ediliyor. Bu durum, dijital anonimlik ve kişisel veri güvenliği açısından yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.

Düzenlemede sosyal medya şirketlerine yönelik yaptırımlar da dikkat çekiyor. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen platformlara internet trafiği bant genişliğinin yüzde 50 ila yüzde 90 oranında daraltılması ve reklam yasağı gibi ciddi cezaların uygulanabileceği belirtiliyor. Bu yaptırımların, platformlar üzerinde güçlü bir denetim aracı oluşturacağı değerlendiriliyor.

“Koruma” mı, “Gözetim” mi?

Düzenleme kamu otoriteleri tarafından “çocukların dijital ortamda korunması ve dezenformasyonla mücadele” amacıyla savunulurken, hukukçular ve bazı sivil toplum kuruluşları farklı endişeler dile getiriyor.

Uzmanlara göre kimlik doğrulama zorunluluğu, internetin temel özelliklerinden biri olan anonimliği ortadan kaldırabilir. Bu durumun kullanıcılar üzerinde “otocensür” etkisi yaratabileceği ve ifade özgürlüğünü sınırlayabileceği yönünde görüşler bulunuyor.

Eleştiriler arasında öne çıkan bir diğer başlık ise veri güvenliği. Kimlik bilgilerinin sosyal medya platformları veya aracı sistemler üzerinden işlenmesinin, olası siber saldırılar durumunda büyük çaplı veri sızıntılarına yol açabileceği ifade ediliyor. Bazı uzmanlar, yaş doğrulama sistemlerinin dijital güvenliği artırmak yerine yeni riskler doğurabileceği uyarısında bulunuyor.

Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuna ilişkin düzenlemelerin de yeni paketle birlikte daha sıkı uygulanabileceği belirtiliyor. Eleştirmenler, “gerçeğe aykırı bilgi” tanımının muğlak olabileceğini ve bunun ifade özgürlüğü açısından risk oluşturabileceğini savunuyor.

Bazı hukukçular ve akademisyenler, düzenlemelerin interneti daha güvenli hale getirme hedefi taşısa da, geniş kapsamlı kimlik eşleştirmesi nedeniyle dijital gözetim riskini artırabileceğini ifade ediyor. Bu çerçevede, kullanıcı davranışlarının daha izlenebilir hale gelmesinin toplumsal ölçekte bir “dijital panoptikon” etkisi yaratabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Güvenlik ve özgürlük arasında denge arayışı

Türkiye’nin dijital düzenleme alanındaki bu yeni adımı, bir yandan çocukların korunması ve çevrimiçi güvenliğin artırılması hedefiyle desteklenirken, diğer yandan ifade özgürlüğü, veri güvenliği ve mahremiyet açısından yoğun tartışmaları beraberinde getiriyor.

Uzmanlara göre önümüzdeki süreçte en kritik konu, güvenlik ile temel hak ve özgürlükler arasında nasıl bir denge kurulacağı olacak. Bu düzenlemelerin uygulamaya nasıl yansıyacağı ise dijital kamuoyunun en yakından takip edeceği başlıklar arasında yer alıyor.

Paylaşın

DEM Parti: Barış Sürecinde İlerleme Yok

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında hem iç politikadaki güvenlik ve sosyal politikaları hem de “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne ilişkin son durumu değerlendirdi.

Koçyiğit, Türkiye’de artan şiddet olayları ve toplumsal güvenlik sorunlarında devletin sorumluluğunun yeterince tartışılmadığını savunarak, özellikle son dönemde yaşanan saldırıların ciddi bir toplumsal travmaya dönüştüğünü söyledi.

Mereş ve Sêwereg’de okullara yönelik saldırılara değinen Koçyiğit, yeni eğitim döneminin kaygı ve tedirginlik içinde başladığını ifade etti.

“Ders zilleri çaldı ancak veliler çocuklarını büyük bir endişeyle okula gönderiyor. Öğrenciler de güvensizlik hissiyle eğitim hayatına başlıyor” diyen Koçyiğit, okulların güvenli alanlar olması gerektiğini vurguladı.

Çocukların eğitim ortamlarının giderek şiddet ve silah tehdidiyle anılır hale gelmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Koçyiğit, “Çocukları koruma sorumluluğu siyasetçiden ebeveyne kadar hepimizin omzundadır ancak bu sorumluluk yeterince yerine getirilmiyor” ifadelerini kullandı.

“Sosyal devlet geri çekiliyor”

Meclis gündemindeki sosyal hizmetler düzenlemelerine de değinen Koçyiğit, iktidarın sunduğu yasa teklifinin “sosyal devlet anlayışından uzak” olduğunu öne sürdü.

Sağlık, sosyal hizmetler, çalışma hayatı ve dijital alanı kapsayan düzenlemelerin bütüncül bir hak perspektifinden uzak olduğunu savunan Koçyiğit, şunları söyledi:

“Bu düzenlemeler kamusal sorumluluğu azaltan, sorunları parçalayan ve sosyal hizmetleri piyasaya ya da yardıma indirgeyen bir yaklaşım içeriyor. Sosyal devletin tasfiye edildiğini görüyoruz.”

Koçyiğit, 2020’de Dersim’de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku dosyasını da gündeme getirdi. Yıllardır Meclis’e çok sayıda soru önergesi ve araştırma komisyonu talebi sunduklarını ancak iktidar tarafından reddedildiğini hatırlattı.

“Gülistan Doku nerede?” sorusunu yıllardır hem sokakta hem Meclis’te dile getirdiklerini belirten Koçyiğit, dosyada etkin bir ilerleme sağlanmadığını söyledi.

Hatay’da polis olan babasının beylik tabancasından çıkan kurşunla hayatını kaybettiği belirtilen üniversite öğrencisi İlayda Zorlu’nun ölümüne de değinen Koçyiğit, olayın tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini ifade etti.

Benzer dosyalarda yaşanan gecikmelerin kabul edilemez olduğunu söyleyen Koçyiğit, “Yeni acıların yaşanmaması için bu dosyanın da tüm yönleriyle aydınlatılması gerekir” dedi.

“Barış sürecinde ilerleme yok”

“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Koçyiğit, daha önce iktidar kanadından yasal düzenlemelere dair bazı beklentiler oluştuğunu ancak somut bir adım atılmadığını söyledi.

Sürecin ilerlemesi için yasal düzenlemelerin zorunlu olduğunu belirten Koçyiğit, gecikmenin sürece katkı sunmadığını ifade etti.

“Şu anda bize ulaşan ya da paylaşılan yeni bir gelişme yok” diyen Koçyiğit, sorumluluğun esas olarak hükümet ve devlette olduğunu vurguladı.

Koçyiğit, barış sürecinin yalnızca siyasi aktörlerin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu da sözlerine ekledi.

Paylaşın

Türkiye’de Çocukların Yüzde 36,8’i Yoksulluk Ve Sosyal Dışlanma Riski Altında

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İstatistiklerle Çocuk 2025 verilerine göre, ülkede çocuk nüfusun yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşamını sürdürüyor.

Aynı dönemde toplam nüfus için bu oran yüzde 27,9 seviyesinde kalırken, çocuklardaki yüksek oran dikkat çekti. Veriler, ekonomik kırılganlığın en fazla etkilediği gruplardan birinin çocuklar olduğunu ortaya koydu.

Cinsiyete göre dağılım incelendiğinde ise riskin kız çocuklarında daha yüksek olduğu görüldü. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunan erkek çocukların oranı yüzde 36,0 olurken, kız çocuklarında bu oran yüzde 37,8’e yükseldi.

Uzmanlar, çocukluk döneminde yaşanan yoksulluğun eğitim, sağlık ve sosyal gelişim üzerinde uzun vadeli etkiler yaratabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle gelir dağılımındaki eşitsizlikler, hanehalkı koşulları ve sosyal destek mekanizmalarının yetersizliği, çocukların yaşam standartlarını doğrudan etkileyen başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.

Açıklanan veriler, çocuklara yönelik sosyal politikaların ve destek programlarının önemini bir kez daha gündeme taşırken, erken yaşta maruz kalınan yoksulluğun kuşaklar arası aktarım riskini de artırdığına işaret ediyor.

Paylaşın

Yavaş’tan Sert Çıkış: Seçilmiş İrade Yargı Eliyle Zedeleniyor

Mansur Yavaş, hakkında verilen soruşturma izni ve belediyelere yönelik uygulamalara sert tepki gösterdi. Yavaş, “Hukuk herkese eşit uygulanmalı, tutukluluk istisna olmalı” diyerek sürecin siyasi ve usule aykırı yürütüldüğünü savundu.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, hakkında verilen soruşturma izni ve son dönemde belediyelere yönelik yürütülen işlemlerle ilgili kapsamlı bir açıklama yaptı. Yavaş, Türkiye’de muhalefet belediyelerine yönelik operasyonların arttığını öne sürerek, “Her sabah hangi belediyeye operasyon yapıldı diye uyanıyoruz” dedi.

Tutukluluğun istisna olması gerektiğini vurgulayan Yavaş, mevcut uygulamalarda bunun tersine bir durum yaşandığını savundu. Mevzuata göre önce denetim yapılması, ardından delillerin toplanarak yargı sürecinin başlatılması gerektiğini belirten Yavaş, seçilmiş kişilerin önceden tutuklanmasının hem bireyleri hem de seçmeni cezalandırdığını ifade etti.

“Seçilmiş irade zedeleniyor”

Yavaş, yıllar önceki dosyaların seçim sonrasında gündeme getirilmesini eleştirerek, bunun seçilmiş iradeye müdahale anlamına geldiğini söyledi. “Eğer bu soruşturmalar zamanında yapılsaydı belki bu kişiler aday olmayacaktı” diyen Yavaş, gecikmeli işlemlerin siyasi sonuç doğurduğunu dile getirdi.

“Soruşturma sonuçları gizleniyor” iddiası

Belediyeye gelen müfettişlerin inceleme sonuçlarının kendilerine bildirilmediğini iddia eden Yavaş, bu durumun hukuki itiraz yollarını kapattığını söyledi. Danıştay’a başvuru haklarının fiilen engellendiğini belirten Yavaş, “Sonuçlar verilmediği için zaman aşımı devreye giriyor” dedi.

Gökçek’e yönelik eleştiriler

Açıklamasında eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında da değerlendirmelerde bulunan Yavaş, geçmiş döneme ilişkin şikayetlerin yeterince incelenmediğini öne sürdü. Gökçek hakkında Danıştay’ın bazı kararları bozduğunu hatırlatan Yavaş, İçişleri Bakanlığı’na soruşturma izni verilmesi çağrısı yaptı.

“Çifte standart uygulanıyor”

Yavaş, benzer iddialarda farklı belediyelere farklı uygulamalar yapıldığını savunarak, “Aynı fiillerde bazılarına soruşturma izni verilirken bazılarına verilmiyor” dedi. Bu durumun hukuk devleti ilkesine zarar verdiğini belirtti.

“Hakkımdaki iddialar temelsiz”

Kendisine yöneltilen suçlamaların “zorlama ve temelsiz” olduğunu ifade eden Yavaş, göreve geldiği günden bu yana şeffaf yönetim anlayışıyla hareket ettiklerini söyledi. “Bir kuruş haram yediğime dair iddia yok” diyen Yavaş, gerektiğinde kendi ekibi hakkında dahi suç duyurusunda bulunduğunu belirtti.

“Adil yargılama istiyoruz”

Yavaş, açıklamasının sonunda bağımsız ve tarafsız bir yargı vurgusu yaparak, “Yargılanmaktan korkmuyoruz. Ancak adil, eşit ve usule uygun bir hukuk sistemi istiyoruz” dedi. Türkiye’de güvenilir bir yargı düzeninin kurulması gerektiğini ifade eden Yavaş, mevcut uygulamaların sona ermesi çağrısında bulundu.

Paylaşın

MHP’de Teşkilat Operasyonu: Kütahya Ve Eskişehir İl Yönetimleri Feshedildi

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkezi, teşkilat yapılanmasına yönelik kritik bir karara imza atarak Kütahya ve Eskişehir il teşkilatlarının faaliyetlerine son verdi.

Haber Merkezi / Parti tüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca alınan bu karar, siyaset kulislerinde geniş yankı uyandırdı.

MHP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, Kütahya ve Eskişehir il teşkilatları, parti tüzüğünün verdiği yetki doğrultusunda feshedildi. Kararın, Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı E. Semih Yalçın’ın teklifi ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin onayıyla hayata geçirildiği öğrenildi.

Kararın gerekçesine dair henüz resmi ve detaylı bir açıklama yapılmazken, feshin MHP Tüzüğü’nün 52. ve 54. maddeleri uyarınca gerçekleştirildiği belirtildi. Söz konusu maddeler, “teşkilatın uyumlu çalışmadığı veya disiplin sorunlarının yaşandığı” durumlarda Genel Merkez’e fesih yetkisi tanıyor.

Fesih kararının tebliğ edilmesinin ardından, her iki il başkanlığındaki tabelalar indirilirken, mevcut yönetim kurullarının tüm yetkileri de düşmüş oldu.

Siyasi kaynaklar, bu hamlenin bir “tasfiye” değil, yerel ve genel politikalarla daha uyumlu çalışacak kadroların oluşturulması amacıyla yapılan bir “kan değişimi” olduğunu vurguluyor. MHP Genel Merkezi’nin kısa süre içerisinde her iki il için de “Kurucu İl Yönetim Kurulu” ataması yapması bekleniyor.

Kütahya ve Eskişehir’de Sessizlik Hakim

Kararın ardından Eskişehir ve Kütahya’daki partililer arasında büyük bir şaşkınlık yaşanırken, görevden alınan il başkanlarından henüz resmi bir açıklama gelmedi. Eskişehir ve Kütahya, MHP’nin hem yerel hem de genel seçimlerde stratejik önem atfettiği şehirler arasında yer alıyor.

Parti kaynakları, yeni atanacak yönetimlerin, yaklaşan siyasi takvime hazırlık sürecini hızlandıracağını ve teşkilat disiplinini yeniden tesis edeceğini ifade ediyor.

Paylaşın

Hatimoğulları: Demokrasi Ve Seçim Güvencesi En Temel Talep

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada hem Türkiye’deki siyasi gündemi hem de bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.

Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında özellikle demokrasi, seçim güvenliği ve seçilmişlerin durumu öne çıktı.

Hatimoğulları, Türkiye’de yurttaşların en temel taleplerinden birinin demokratik hakların korunması ve seçimle göreve gelenlerin görevlerini sürdürebilmesi olduğunu vurguladı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına tepki gösteren Hatimoğulları, “Yurttaş seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini talep ediyor” dedi.

Toplumun geniş kesimlerinde demokrasiye yönelik güçlü bir talep olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Ülkenin tamamına yakını Türkiye’de demokrasinin kırıntısının kalmadığını söylüyor ve demokrasi istiyor. Yargının bağımsız olmadığına, kararların siyasi saiklerle verildiğine dair güçlü bir kanaat var” diye konuştu.

Seçilmiş siyasetçilere yönelik tutuklamalara da değinen Hatimoğulları, Ekrem İmamoğlu, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay gibi isimlerin durumuna dikkat çekerek bu isimlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Hatimoğulları, iktidarın meşruiyetinin yalnızca güvenlik aygıtlarıyla değil, halkın rızası ve demokratik katılımıyla sağlanabileceğini belirterek, “Bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargı gücü değildir, halkın sesine kulak vermesidir” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’nin demokratikleşme hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Hatimoğulları, “Demokrasi herkes içindir diyerek yola çıktık. Bu odaktan asla ayrılmayacağız” dedi.

Bölgesel gelişmeler ve 1 Mayıs mesajı

Konuşmasında Orta Doğu’daki çatışmalara da değinen Hatimoğulları, savaşların sivil halklar üzerinde ağır yıkımlara yol açtığını belirterek “Savaşa hayır demeyi sürdüreceğiz” mesajını yineledi.

Yaklaşan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, işçi sınıfının güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekti. “1 Mayıs, emekçilerin adalet ve eşitlik çağrısıdır” diyen Hatimoğulları, DEM Parti olarak tüm kadrolarıyla alanlarda olacaklarını söyledi.

Hatimoğulları ayrıca iktidara çağrıda bulunarak Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

Mansur Yavaş Hakkında “Soruşturma İzni”

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş hakkında, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşandığı iddia edilen bir olayla ilgili önemli bir gelişme yaşandı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi tarafından, ABB’ye ait araçların seçim mitinginde kullanıldığı iddiası kapsamında soruşturma izni verildi.

Soruşturma iznine konu olayın, 2023 seçim döneminde Karabük’te düzenlenen bir cumhurbaşkanlığı mitingi sırasında yaşandığı öne sürülüyor. Dosyada yer alan iddialara göre, ABB’ye ait altı minibüsün miting için Karabük’e gönderildiği belirtildi.

Söz konusu seçimde muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştu.

Çiftçi imzalı soruşturma izni yazısında, Mansur Yavaş’ın araçların Karabük’e gönderilmesine ilişkin doğrudan bir talimatının bulunduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı ifade edildi. Ancak aynı yazıda, araçların bu şekilde sevk edilmesinin Yavaş’ın bilgisi dışında gerçekleşmiş olamayacağı yönünde bir değerlendirmeye yer verildi.

Bu ifade, kararın hukuki dayanağına ilişkin tartışmaları beraberinde getirirken, ABB cephesinin “varsayıma dayalı sorumluluk yükleme” eleştirilerinin de temelini oluşturdu.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, soruşturma iznine yazılı açıklamayla tepki gösterdi. Açıklamada, kararın somut bir delile dayanmadığı ve yalnızca varsayım üzerinden kurulduğu savunuldu.

Belediye ayrıca, 2023 seçim kampanyası sürecinde Mansur Yavaş’ın belediye başkanlığı maaşını dahi almadığını vurguladı. Bu durumun, kamu kaynaklarının seçim faaliyetiyle ilişkilendirilmemesi adına gösterilen hassasiyetin bir göstergesi olduğu ifade edildi.

Açıklamada, iddiaların bir televizyon programında gündeme gelmesinin ardından Yavaş’ın konuyu doğrudan teftişe açtığı, yapılan incelemede ise herhangi bir bulguya rastlanmadığı da aktarıldı.

ABB açıklamasında ayrıca, geçmiş döneme ilişkin dikkat çekici bir karşılaştırmaya yer verildi. Eski belediye yönetimi döneminde çalışanların zorla mitinglere götürüldüğü, belediye otobüsleriyle siyasi organizasyonlara katılım sağlandığı iddia edilirken, buna rağmen herhangi bir soruşturma açılmadığı savunuldu.

Bu durumun kamuoyunun takdirine bırakıldığı belirtilirken, mevcut soruşturma izninin “sindirme ve itibarsızlaştırma girişimi” olduğu görüşü tekrarlandı.

Belediye, verilen soruşturma iznine karşı hukuki sürecin başlatılacağını ve kararın Danıştay nezdinde itiraza taşınacağını duyurdu.

Siyasi tartışma büyüyor

Gelişme siyasi cephede de geniş yankı buldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, soruşturmaya ilişkin ilk değerlendirmesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmiş seçim süreçlerinde devlet araçlarını ve resmi imkânları kullandığını öne sürerek uygulamayı eleştirdi. Özel, bu tür uygulamalara geçmişte sessiz kalındığını, bugün ise farklı bir hassasiyet gösterilmesinin çelişki oluşturduğunu savundu.

Özel ayrıca, Erdoğan’ın seçim dönemlerinde valilerin eşlik ettiği resmi programlarla mitinglere katıldığını belirterek, bu durumların da kamu kaynakları kullanımına ilişkin tartışma yarattığını ifade etti.

Soruşturmalar gündemde

Öte yandan, son dönemde CHP’li belediyelere yönelik soruşturmaların arttığı da siyasi tartışmaların bir diğer başlığı oldu. Son iki ay içinde Bolu, Uşak ve Bursa belediye başkanlarının tutuklanması, muhalefet tarafından “siyasi operasyon” olarak değerlendirilirken, iktidar cephesi ise soruşturmaların hukuki süreçler kapsamında yürütüldüğünü savunuyor.

Dosyanın ilerleyen süreçte nasıl şekilleneceği ve Danıştay’a yapılacak itirazın sonucu, hem siyasi hem de hukuki açıdan yakından takip ediliyor.

Paylaşın

AİHM, Ekrem İmamoğlu İçin Türkiye’den Savunma Talep Etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında yapılan başvuruyu öncelikli inceleme kapsamına aldı.

Mahkeme, “siyasi tutukluluk” ve “seçilme hakkının ihlali” iddialarını değerlendirerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nden kapsamlı bir savunma istedi.

İmamoğlu’nun tutukluluk süreci, 2025 yılı Mart ayında başlayan bir dizi kritik gelişmeyle şekillendi:

19 Mart 2025: Diplomasının iptal edilmesinin ardından gözaltına alındı.
23 Mart 2025: Mahkeme kararıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
13 Mayıs 2025: Avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı.
10 Kasım 2025: AYM sürecinden sonuç alınamaması üzerine dosya AİHM’e taşındı.
23 Mart 2026: AİHM İkinci Bölümü, başvuruyu ciddi bularak Türkiye’ye resmi savunma talebinde bulundu.

Başvurunun Temel Gerekçeleri

Başvuruda, tutukluluğun yalnızca hukuki değil aynı zamanda demokratik hakları hedef aldığı iddia ediliyor. Öne çıkan gerekçeler şu şekilde sıralanıyor:

Hukuka aykırı tutuklama: Somut ve yeterli suç şüphesinin bulunmadığı savunuluyor.

Etkin yargısal denetim eksikliği: Tutukluluğa yönelik itirazların hızlı ve tarafsız biçimde değerlendirilmediği iddia ediliyor.

Siyasi saik iddiası: Tutuklama kararının hukuki değil, siyasi bir sürecin parçası olduğu ileri sürülüyor.

Seçilme hakkının ihlali: Cumhurbaşkanlığı adaylığının bu süreçle engellendiği savunuluyor.

AİHM’in Sorduğu Kritik Sorular ve “Siyasi Amaç” Tartışması

AİHM’in Türkiye’ye yönelttiği sorular arasında, davanın seyrini etkileyebilecek nitelikte kritik başlıklar yer alıyor. Mahkeme özellikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesi kapsamında olası “siyasi amaçlı kısıtlama” iddialarına dikkat çekti.

Bu kapsamda Türkiye’ye şu sorular yöneltildi:

Tutuklama kararı, Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamında siyasi amaç taşıyor mu?
Bu süreç, İmamoğlu’nun siyasi faaliyetlerini ve seçilme hakkını kısıtlama amacı güdüyor mu?

Değerlendirmelere göre bu sorular, mahkemenin dosyayı yalnızca bireysel bir özgürlük ihlali değil, aynı zamanda demokratik süreçlere müdahale iddiası olarak ele aldığını gösteriyor.

Ayrıca Mahkeme, önceki içtihatlar arasında yer alan Selahattin Demirtaş kararı kararına da atıfta bulundu.

Hukuki Takvim: Süreç Nasıl İşleyecek?

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya resmî bir takvime bağlandı.

Hükümetin savunması (16 hafta): Adalet Bakanlığı, mahkemenin sorularına yanıt veren kapsamlı bir savunmayı delilleriyle birlikte sunacak.

Cevap hakkı: Savunmanın ardından İmamoğlu ve hukuk ekibi karşı görüşlerini AİHM’e iletecek.

Nihai karar: Tüm belgeler tamamlandıktan sonra AİHM, başvurunun kabul edilebilirliği ve esas yönünden ihlal olup olmadığına karar verecek.

Sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Kararın, Türkiye’nin iç siyasi dengeleri ve yaklaşan seçim atmosferi üzerinde etkili olabileceği yorumları yapılıyor.

Özellikle “siyasi amaç” iddiasına ilişkin değerlendirme, davanın en kritik noktası olarak öne çıkıyor.

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya yeni ve resmî bir aşamaya geçti. Önümüzdeki süreçte verilecek yanıtlar, davanın hem hukuki yönünü hem de siyasi etkilerini belirleyecek temel unsur olacak.

Paylaşın

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol Tutuklandı

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, İzmir’de yürütülen “kooperatif” soruşturması kapsamında tutuklandı. Soruşturma kapsamında Erkol’la birlikte toplam 9 kişinin daha cezaevine gönderildiği bildirildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON A.Ş. üzerinden bazı kentsel dönüşüm projelerinde “kooperatif aracılığıyla usulsüz menfaat sağlandığı” iddiasına dayanıyor. Dosyada “zimmet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “resmî belgede sahtecilik” ve “görevi kötüye kullanma” gibi suçlamalar yer aldı.

Soruşturma kapsamında 9 Nisan 2026 tarihinde başlatılan operasyonla çok sayıda kişi gözaltına alındı. Şüphelilerin jandarmadaki işlemlerinin ardından İzmir’e sevk edildiği, savcılık ifadeleri sonrasında ise tutuklama talebiyle mahkemeye çıkarıldığı öğrenildi.

Nöbetçi sulh ceza hâkimliği, aralarında CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un da bulunduğu 9 şüphelinin tutuklanmasına karar verdi. Kararın ardından şüpheliler cezaevine gönderildi.

Soruşturmanın, İZBETON A.Ş. ve bağlı kooperatifler üzerinden yürütülen projelerde mali usulsüzlük iddialarına ilişkin olduğu, bilirkişi raporları ve şikâyet dilekçeleri doğrultusunda genişletildiği belirtildi.

Olayla ilgili yargı sürecinin devam ettiği, soruşturmanın yeni gözaltı ve iddianame süreçlerine açık olduğu ifade ediliyor.

Ümit Erkol kimdir?

Ümit Erkol, uzun yıllar sağlık sektöründe görev yapmış bir hekim ve sağlık yöneticisi olarak biliniyor. CHP Ankara İl Başkanlığı görevini yürüten Erkol, 2025 yılında yapılan il kongresinde delegelerin büyük çoğunluğunun oyunu alarak yeniden seçilmişti.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Mertçe Yarışalım” Çağrısı

Özgür Özel, ara seçim çağrısını yineleyerek iktidarı Anayasa’yı ihlal etmekle suçladı ve Erdoğan’a “mertçe yarışalım” mesajı verdi; emekli ve işçiler için ara zam, yargı bağımsızlığı ve siyasi etik yasası konularında da sert eleştirilerde bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “ara seçim” talebi kapsamında yürüttüğü siyasi temaslar çerçevesinde Gültekin Uysal ile bir araya geldi. Görüşme, Demokrat Parti Genel Merkezi’nde gerçekleşti. Toplantı sonrası düzenlenen ortak basın açıklamasında Özel, hem ekonomik gelişmelere hem de yargı süreçlerine ilişkin iktidara sert eleştiriler yöneltti.

Konuşmasına Polis Teşkilatı’nın kuruluş yıl dönümünü kutlayarak başlayan Özel, güvenlik güçlerinin özlük haklarına dikkat çekti. Küresel ekonomik dalgalanmaların enerji fiyatlarına etkisine değinen Özel, son zamların özellikle dar gelirli kesimleri zorladığını belirterek, “Bu enflasyon ortamında emekliler ve emekçiler için en kısa sürede ara zam yapılmalıdır” dedi.

Ara seçim tartışması: “Anayasal zorunluluk”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gündemimizde yok” açıklamasına tepki gösteren Özel, ara seçim konusunun yürütmenin değil, Anayasa’nın belirlediği bir süreç olduğunu vurguladı. Anayasa’nın 78. maddesine atıf yapan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Erdoğan’ın ‘ara seçim gündemimizde yok’ demesi Anayasa’nın açık hükmünü yok saymaktır. 1960’tan bu yana hiçbir siyasi lider ara seçimden kaçmamıştır. Kendi siyasi yolculuğunu da ara seçimle başlatmış bir isim bugün bunu reddediyor.”

CHP’li belediyelere yönelik yargı süreçlerine de değinen Özel, özellikle Mersin Yenişehir ve İzmir Bornova belediyeleri üzerinden yürütülen işlemleri eleştirdi. Adalet Bakanlığı üzerinden savcılara baskı yapıldığına dair iddialar bulunduğunu söyleyen Özel, yargı bağımsızlığının zedelendiğini savundu.

Bornova Belediye Başkanı’na yönelik tutuklama talebini de eleştiren Özel, “Eğer belediyelerdeki idari sorunlar nedeniyle başkanlar tutuklanacaksa, AK Parti’de benzer durumlar yaşayan çok sayıda isim var” ifadelerini kullandı.

“Siyasi etik yasası” vurgusu

Görüşmede ayrıca “Siyasi Etik Yasası” konusunun da gündeme geldiğini belirten Özel, tüm seçilmişlerin mal varlıklarının şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi. Açıklamasının sonunda Demokrat Parti heyetine teşekkür eden Özel, “Milletin iradesine güveniyoruz. Gelin, anayasal çerçevede mertçe yarışalım” diyerek seçim çağrısını yineledi.

Paylaşın