Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Engellendi: Onlarca Gözaltı

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 956. hafta eylemi Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararına rağmen yine polis tarafından engellendi. Edinilen bilgilere göre en az 47 kişiyi gözaltına alındı.

Haber Merkezi / Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, 957. hafta eylemlerinde yine polis tarafından engellendi.

Meydana yürüyen Cumartesi Anneleri/İnsanları’na müdahale eden polis, en az 47 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlardan isimleri öğrenilenler şöyle:

Hanife Yıldız, İkbal Eren, Besna Tosun, Maside Ocak, Ayşe Gülen Eyi, Mikail Kırbayır, İrfan Bilgin, Ali Tosun, Hüseyin Ocak, Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Ümit Efe, Hüseyin Küçükbalaban, Sevinç Koçak, Gülseren Yoleri.

Sosyal medya hesaplarından açıklama yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları şöyle dedi: Anayasa’nın emredici hükümlerini uygulayın; keyfi ve dayanaksız iddialarla, hukuk dışı yöntemlerle Cumartesi Annelerini engellemeye son verin!

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Korkaklar Zafer Anıtı Dikemez

İDEF’23 16’ncı Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı Kapanış Töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son 21 yılda dünyada belki de hiçbir ülkenin karşılaşmadığı engellerle karşılaştık. Gizli açık ambargolara maruz bırakıldık. Haksız ve hukuksuz kısıtlamaların muhatabı olduk. Çifte standardın, adaletsizliğin, ahde vefasızlığın daniskasını yaşadık. Ama bunlar karşısında yılmadık, pes etmedik, yolumuzdan asla dönmedik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorunda olduğumuzu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık. Her zaman şu inançta olduk, korkaklar zafer anıtı dikemez. İnanmış yüreklere kimse set çekemez. Azmin ve gayretin önünde hiçbir güç duramaz, iman varsa, irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır. İşte bu anlayışla hareket ederek hamdolsun 21 sene önce hayali dahi kurulamayan nice başarıya nice zafere fuarda bugün gururla tanıtılan nice savunma ürününe imza attık.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TÜYAP Fuar Merkezi’nde, İDEF’23 16’ncı Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı Kapanış Töreninde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;

“16. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı IDEF’in kapanışında sizlerle beraber olmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum. Fuarımızın açılış törenine video mesaj marifeti ile iştirak etmiştim. Kapanış programında sizlerle bir araya gelmeyi özellikle arzu ettim. Fuara katılmak üzere Türkiye’yi ve güzel İstanbul’umuzu teşrif eden tüm misafirlerimize tekrar hoşgeldiniz diyorum.

Fuarın ülkemiz, firmalarımız ve dostlarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Milli Savunma Bakanlığı’mızı Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı’nı ve Savunma Sanayii Başkanlığı’mızı yoğun bir hazırlık sürecinden sonra fuarımızı başarıyla düzenledikleri için ayrıca tebrik ediyorum. Fuara katılan firmalara ve fuarda gerçekleştirilen etkinliklere destek veren tüm kurum ve kuruluşlarımıza ise özellikle teşekkür ediyorum.

Kamu-özel sektör arasındaki yakın işbirliğinin önemini burada bir kez daha gördük. Salı günü başlayan ve dört gün süren fuarımıza bu sene ilgi oldukça yüksek. Dünyanın 81 farklı ülkesi ile birlikte NATO, Afrika Birliği ve Türk Amerikan İş Konseyi’nden katılım oldu. Aynı şekilde fuara 189 heyeti temsilen 741 heyet üyesi iştirak etti. Fuarımızda 689’u yerli, 772’si yabancı olmak üzere bin 461 firma yer aldı. Yüzde 15’i yabancı olmak üzere 100 binden ziyaretçiyi ağırlayan IDEF’23 sektöre damgasını vurmayı yine başardı.

Fuar tarihi açısından çok da uzun olmayan 30 yıllık zaman zarfında IDEF sektörün kalbinin attığı küresel bir markaya dönüşmüştür. Türkiye için önemli bir kazanım olan bu gerçeği, katılımcı ve firma sayısının yanı sıra ürünlerimizin genişleyen yelpazesi de teyit ediyor. Türk Savunma Sanayii’nin adeta görücüye çıktığı fuar süresince farklı kategorilerde 200’e yakın sistem ve alt sistemin tanıtımı yapıldı.

IDEF’23 iş bağlantıları açısından da hamdolsun oldukça verimli geçti. Şimdiye kadar katılımcı şirketler, yabancı heyetler ve Türk tedarik makamları arasında 5 bin iş görüşmesi gerçekleştirildi. Ayrıca 4 gün boyunca 120 tanıtım programı, iş birliği protokolü ve sözleşme imza töreni düzenlendi. Bunların haricinde daha pek çok temasa, görüşmeye, iş bağlantısına, irtibat tesisine fuarımız vesile oldu.

IDEF’in başarı çıtasını daha da yükseltmesinden memnuniyet duyuyoruz. Fuarın ülkemize ve sektörümüze yakışır şekilde icrasına destek veren hiçbir kardeşimi gözardı edemeyiz. Ama buraya destek veren kardeşlerime, firmamıza ve kurumumuza şükranlarımı sunuyorum. Elbette IDEF’23 deki başarımızı aldık, Türkiye’nin gurur hanesine yazdık. Ama aynı zamanda bugünden itibaren daha büyük hedeflere yelken açtık.

Önümüzde çok iyi değerlendirmemiz gereken 2 senemiz bulunuyor. İnşallah bu süreyi kamusu ve özel sektörü ile en etkin, en verimli şekilde kullanacağız. Başlayıp belli bir aşamaya getirdiğimiz projelere hız vereceğiz. Sektörün ihtiyaçlarını tespit edip, özgün çözümler geliştireceğiz. Ürün yelpazemizle birlikte rekabet gücümüzü de artıracağız.

MOKAP olarak sergilenen ürünlerimizi kullanıma ve satışa hazır hale getireceğiz. Sadece bunlarla kalmayacak, kendi alanında çığır açan, sektöre yön veren ileri teknolojiye sahip yeni ürünlerle tüm dünyanın huzuruna çıkacağız. 17. IDEF’in işte bu hedeflerimizi gerçeğe dönüştüreceğimiz bir platform olabilmesi için çalışmalarımıza şimdiden başlayacağız.

“Son 21 yılda başardıklarımıza bakarak iddialı konuşuyoruz”

Buradaki tüm firmalarımızın adeta bir akıncı ruhu ile işine ve projesine dört elle sarılmasını bekliyorum. Yalan tüccarlarına ve şeamet tellallarına asla kulak asmayacağız. Hedeflerimize odaklanarak bir sonraki IDEF’i her bakımdan sektörümüz açısından yeni bir sıçrama tahtası haline getireceğiz. Bunları söylerken kesinlikle hamaset yapmıyoruz. Son 21 yılda başardıklarımıza bakarak böyle iddialı konuşuyoruz.

Savunma sanayii alanında katettiğimiz mesafe bizim hem referansımız hem ilham kaynağımız hem de neleri yapabileceğimizin müjdecisidir. Ülkemizi takip edenler son 21 yılda Türkiye’nin özellikle savunma sanayii alanında yazdığı başarı hikayesinin en yakın şahididir. Kurumlarımız, firmalarımız ve vatandaşlarımız ise bu hikayenin aktörleri olarak sürece tanıklık ettiler.

Gerçekten son 21 yılda dünyada belki de hiçbir ülkenin karşılaşmadığı engellerle karşılaştık. Gizli açık ambargolara maruz bırakıldık. Haksız ve hukuksuz kısıtlamaların muhatabı olduk. Çifte standardın, adaletsizliğin, ahde vefasızlığın daniskasını yaşadık. Ama bunlar karşısında yılmadık, pes etmedik, yolumuzdan asla dönmedik.

Kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorunda olduğumuzu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık. Her zaman şu inançta olduk, korkaklar zafer anıtı dikemez. İnanmış yüreklere kimse set çekemez. Azmin ve gayretin önünde hiçbir güç duramaz, iman varsa, irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır. İşte bu anlayışla hareket ederek hamdolsun 21 sene önce hayali dahi kurulamayan nice başarıya nice zafere fuarda bugün gururla tanıtılan nice savunma ürününe imza attık.”

Paylaşın

YSP’li Meral Danış Beştaş: Toplum Büyük Bir Buhranın İçinde

Ekonomideki gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan Yeşil Sol Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Herkesin hepimizin marketlere, manavlara ya da pazarlara gittiğinde gördüğü yüksek fiyatlarla hala şaşırmaya devam ettiğini biliyoruz. Ben de gidiyorum marketlere pazarlara. Daha önce 5-10 liraya aldığımız bir sebze, domates salatalık biber şuan 30-40 lira. Geçen markete gittim, meyvelere yaklaşılmıyor bile, kilosu 50-60 liradan başlıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yoksul yurttaşlar ki Türkiye toplumunun yüzde 70’inden fazlasından söz ediyoruz, artık erik, kiraz, şeftali yiyemiyor. Bırakalım bunları, kahvaltılık peynir alamıyor. Eskiden 10 kiloluk aldığı peynirleri şimdi küçük küçük parçalar halinde yarım kilo ya da 250 gramla alarak çocuklarının asgari düzeyde de olsa bu besinlerden faydalanması yoluna gidiyor. Bu korkunç bir tablo, insanlar boğazından kısıyor. Asgari ücretlileri, hele hele çalışamayanları düşünecek olursak Türkiye toplumu büyük bir buhranın içinde ve yaşam mücadelesi veriyor.”

Yeşil Sol Parti (YSP) Erzurum Milletvekili ve Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündem ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Beştaş’ın açıklamaları şu şekilde:

“Yüksek Enflasyonun nedeni, AKP ve MHP iktidarının kendisidir, yürüttükleri politikalardır. Sermayeden, ranttan ve savaştan yana bir iktidar enflasyonda düşüşü yakalayamaz. Daha düne kadar “enflasyon sebep, faiz sonuçtur” diyen ve faizi artırmayacağını söyleyenler bugün 180 derecelik dönüşle bu politikaları nerelere kadar vardığını göstermiş oldu. Merkez Bankası’nın en temel görevlerinden biri, fiyat istikrarını sağlamaktır. Oysa şu anda fiyat istikrarı kalmadı. Diğer yandan hükümete doğrudan bir eleştiri olduğunu söyleyebiliriz.

Merkez Bankası Başkanının açıklaması, iktidarın politikalarına da bir eleştiri içeriyor. Mevcut politikaların, enflasyonun yükselmesine sebep olduğunu söylemiş oluyor aslında. Aslında iktidar vergileri arttırdıkça biz zorda kalıyoruz, “Biz enflasyon oranını düşüremiyoruz” diyor. Artık onların arasında nasıl bir iletişim, politik tutarlılık ya da bağımlılık ilişkisi var; bunları sizin takdirinize sunuyoruz. Merkez Bankasının bağımsız olmadığı her geçen gün zaten bildiğimiz bir şey. Tekrar tekrar öğrenmiş oluyoruz.

Bu sabah yeni bir gelişme daha oldu TÜİK verilerine göre 2023 Ocak-Haziran dönemlerinde dış ticaret açığı yüzde 18,7 oranında arttı ve 51 milyar 577 milyon dolardan 61 milyar 235 milyon dolara yükseldi. Bu sabahki yeni gelişme de bu. Yine 2023 Ocak-Haziran dönemine göre bir önceki yılın oranlarına göre azalarak ihracattan söz ediyorum-123 milyar 341 milyon dolar ithal yüzde 4,1 oranında arttı, 184 milyar dolara yükseldi. İthalatın herhalde 4 katı arttığını görmüşsünüzdür.

Bunları söyledikçe millet yoksullaşıyor, siz denedikçe millet parça parça ekmeğe muhtaç hale geliyor. Akaryakıt fiyatlarına da bir zam daha geldi. Bu gece yarısından itibaren motorinin litresine 1 lira 45 kuruş zam geldi. Akaryakıt zamlanmaya devam ediyor. Akaryakıta yapılan zamlar duracak gibi durmuyor. Bunu herkes ifade ediyor. Akaryakıta zam demek, hayatın her alanındaki ihtiyaçlara zam gelmesi anlamına geliyor. Çiftçiler üretim yapamıyor, taksi ve ulaşım fiyatları artıyor, çocukların servis ücretleri, uçak fiyatları artıyor. Sebze ve meyvede ulaşım fiyatı arttığı için oraya doğrudan yansıyor. Bunu hepimiz hayatımızda görüyoruz. Akaryakıt fiyatlarının artması daha çok yoksullaşmak demek. Daha çok yoksullaşıyoruz.

Erdoğan’ın 35 yıl önce söylediği bir sözü hatırlatmak istiyorum: “Ekonomide kaide alım gücüyle ölçülür” demişti. “Sadece akaryakıttaki fiyat tabelasına bakarak bizim ülkemiz ucuzdur kimse demesin” demişti.  Sanırım Mehmet Şimşek, Erdoğan’In bu eksi söylemlerini bilmiyor Çünkü kendi hala akaryakıtta Avrupa’nın en ucuz ülkesi olduğumuz yalanıyla milleti yanıltmaya çalışıyor. Erdoğan ile sohbet etmesini öneriyoruz. Kesinlikle bu zamları kabul etmeyeceğiz, alışmayacağız ve vatandaş da bunu sineye çekmeyecek; konuşmaya, itiraz etmeye, tepki vermeye, demokratik itirazlarını her yerde ifade edecek. Biz de yanlarında olacağız, bu mücaedeleyi hep birliktte yükseteceğiz.

Gıda enflasyonu zaten rekor düzeyde OECD birincisiyiz. Tarım ülkesi sözde Türkiye. Bu konuda başarılamayan bir şeyi daha başardı AKP. Dünya Bankasının dediğine göre, Türkiye gıda enflasyonunda 10’uncu sırada. Olumsuz gelişmelerde ilerideyiz, olumlu gelişmelerde en gerilerdeyiz. Bu başarı da AKP iktidarına ait. Gıda enflasyonu ile birlikte tabii ki çiftçilerin durumunu göz ardı etmememiz lazım. “Çiftçilerin üretim yapmaması için iktidar elinden gelen herşeyi yapıyor” desek yanılmış olmayız.

Çiftçinin ürününü tarlada bırakan AKP iktidarı dışarıdan tarımsal ürün ithal ediyor. İçerideki çiftçiler ne yapıyor? Borçla bile olsa üretim yapmak istiyor yüksek girdi fiyatlarıyla. Ama ürettiklerini satamaz duruma gelmiş, TMO’dan randevu bile alamıyor, alsa bile 1 ay sonrasına randevu alabiliyor. Stoklayamıyor borç altındayken. Böylece tüccarlara satmak zorunda kalıyor.  İktidar tüccarların insafına bırakıyor çiftçileri. Bu da çiftçilerin ne kadar büyük bir mağduriyet yaşadığını gözler önüne seriyor. Bu durumda Türkiye’nin gıda enflasyonunda birinci olması şaşırtıcı değil ve bu durum gittikçe derinleşecek.

“Türkiye toplumu büyük bir buhranın içinde”

Gıdada herkesin hepimizin marketlere, manavlara ya da pazarlara gittiğinde gördüğü yüksek fiyatlarla hala şaşırmaya devam ettiğini biliyoruz. Ben de gidiyorum marketlere pazarlara. Daha önce 5-10 liraya aldığımız bir sebze, domates salatalık biber şuan 30-40 lira. Geçen markete gittim, meyvelere yaklaşılmıyor bile, kilosu 50-60 liradan başlıyor. Yoksul yurttaşlar ki Türkiye toplumunun yüzde 70’inden fazlasından söz ediyoruz, artık erik, kiraz, şeftali yiyemiyor. Bırakalım bunları, kahvaltılık peynir alamıyor.

Eskiden 10 kiloluk aldığı peynirleri şimdi küçük küçük parçalar halinde yarım kilo ya da 250 gramla alarak çocuklarının asgari düzeyde de olsa bu besinlerden faydalanması yoluna gidiyor. Bu korkunç bir tablo, insanlar boğazından kısıyor. Asgari ücretlileri, hele hele çalışamayanları düşünecek olursak Türkiye toplumu büyük bir buhranın içinde ve yaşam mücadelesi veriyor. Bunlardan biri de tabii ki kira artışları. Artan enflasyon kiraları sürekli artırıyor. Kiracılar dertli. Bu sabah okuduğum bir habere göre, galiba 4,5 milyon civarında davaya dönüşmüş ev sahiplerinin kiracıları tahliye etmek için açtıkları davalar var.

Artık barınma sorunu var en temel sorunlardan biri. Hele hele Eylül ayında üniversiteler açılacak, öğrenciler geçen sene parklarda yatıp kalktılar kış aylarında. Bu da mümkün değil. Yurtlarda da yer yoksa üniversite öğrencilerinin barınma sorunu da diğer bütün büyük meseleler gibi önümüzde duruyor. Biz barınmanın temel bir hak olduğu gerçeğini bu konuda mutlak suratle iktidarın popülist söylemlerle “yüzde 25’e indirdim” gibi yaklaşımlarla bu meseleyi çözemeyeceğini hepimiz gayet iyi biliyoruz. Bunun bütüncül bir politika gerektiğini biliyoruz, savaşa ranta ve sermayeye dayanan bu ekonomi politiğin kesinlikle değişmesi gerekiyor. Bunun için mücadelemiz devam ediyor.

Sağlık da temel bir hak ve ilaç fiyatları sürekli zamlanıyor. En son yüzde 30 oranında zam yapıldı. Sahada çalışırken birkaç eczaneye girdim Erzurum’da hastalar ile bizzat konuştum, ilaçlarını bırakın zamla almayı zamlı halde bulamıyorlar. Eczaneler ilaç krizi yaşıyor. Bu sabah da Meclis arkasında bir eczane var. Sıraya giriyor insanlar, ilaç bulamıyor, bulduğu ilacı da alamıyor. Sağlık hakkı da tamamen rafa kaldırılmış durumda. Bu sefalet koşullarında yeterince besin alamadığı için insanlar hastalanıyor, şimdi de ilaçlara zam yapılarak tedavileri de engellenmiş oluyor. Başta kanser hastaları da olmak üzere çok ciddi bir mağduriyet var, çok ciddi başvurular geliyor. AKP yoksullara değil ölümü reva görüyor. Bu sağlık konusundaki yaklaşımı da bunu ortaya koyuyor. İktidar da zenginden yana.

“Asgari ücretin yoksulluk sınırı baz alınarak belirlenmesi gerekiyor”

Emeklilerin durumu da çok vahim, 15 milyon emekli şu anda açlıkla boğuşuyor. Evleri yoksa zaten yaşama şansları yok. Sokakta, parkta bir yakınlarının yanında kalmak zorunda kalıyorlar. AKP Genel Başkanı ne diyor? “Yılbaşında çözeceğiz” diyor. 6 ay ne yapsınlar? Ağaç kökü mü yesinler, dilensinler mi? Ne yapsın bu emekliler? “6 ay sonra çözeceğiz” diyor şimdiki gibi göstermelik bir artış yapacak, “yüzde 25 artış yaptım” dedi. Kök rakama yansımadığı için zaten çoğu emeklinin maaşı artmadığı gibi 100 -200 gibi rakamlarla emeklilerle dalga geçiliyor. En azından asgari ücretin yoksulluk sınırı baz alınarak belirlenmesi gerektiğini savunduk, savunmaya devam ediyor. Bu da yaklaşık 17 bin liralık tutara denk geliyor.

İktidar istediği zaman bütün çalışmalara kaynak bulabiliyor; ama emekliler, yoksullar, işçiler, öğrenciler, gençler, çiftçiler söz konusu olunca maalesef “bu kaynakları bulamıyorum” diyor. Büyük yalanlarına devam ediyorlar. Sorun kaynak sorunu değil, ekonomik politik tercihlerinizdir. Bu tercihleri değiştireceğiz, Meşruiyet krizi yaşadığınız bir dönemde sakın seçimden çıktık demeyin. Çünkü seçimde halkı aldatarak, türlü hilelerle aldığınız oylarla belki çıktınız seçimlerden; ama seçim sonrası politikalarınız meşruiyetinizi, yitirdiğinizi herkese gösteriyoruz. Bunu kabul etmeyecek vatandaşlar.

Öte yandan ciddi bir DEDAŞ zulmü devam ediyor. Özellikle DEDAŞ, 6 ilde elektrik veriyor. Kürt halkının, bölgede yaşayan halkın buna ilişkin dönem dönem ciddi tepkileri oluyor, yol kapatmaya varan tepkileri oluyor. Fakat elektrik faturaları her zaman olduğu gibi ederinden daha fazla geliyor. Neden kayıp olarak gördüğü harcamaları elektrik faturalarına yansıtıyor? Yaptığımız sohbetlerde şu rakamları duyduk: “Bu ay elektrik borcum 5 bin geldi, 7 bin geldi 3 bin geldi” diye. Evlerden söz ediyorum.

Diyarbakır’da evim var, iletişim kurduğumuz insanlardan bu rakamlar geliyor. Kayıp harcamaları da faturalara yansıtarak haksız kazanç sağlıyorlar. Bu konuda bir kişinin elektrik borcu yüzünden bütün köyün ya da mahallenin elektrikleri kesiliyor. Elektriği kesilen abonelerin elektrik numaralarını alarak DEDAŞ’ı aradı arkadaşlarımız. Elektrik borcu gözükmüyor; ama elektrikler kesik. Neden? Çünkü keyfiyet var. Bir kişi ödememişse borcunu bütün bir köyü ya da mahalleliyi bu konuda cezalandırabilir. İşte saray usulü yönetimin başka bir yansıması. “Şirket gibi yönetmeli” demişlerdi, şimdi sarayı da, şirketi de halkı eziyor.

Şimdi herkes bu keyfiyeti kendinde hak görüyor. DEDAŞ da bu kurumlardan bir tanesi. Şu Anda Diyarbakır, Mardin, Urfa ve Siirt’te sıcaklık 40 dereceyi aşmış durumda. Sıcaklığın olduğu kentlerde sular da kesiliyor. Adeta hem susuzluk hem elektriksizlikle  insanlar ölüme mahkum ediliyor. Açlıkla boğuşan insanlar var. Çiftçilerin, elektrik olmadığı için ürünlerinin tarlada kaldığını, hayvanların telef olduğunu biliyoruz. Şimdi “Eti Polonya’dan, tahılı bilmem nereden alalım” diyor ama kendi çiftçisine bu koşulları reva gören bir AKP iktidarı var.

Sanırım Türkiye yüzyılının muhteşemliği burada! Asıl muhteşemlik, altta yatan açlıkta, susuzlukta, yoksullukta görülüyor. Kamuoyuna da yansıdı; STK’lar, meslek örgütleri, vekillerimiz DEDAŞ’ın hiçbir yetkilisiyle görüşme yapamıyor, randevu alamıyor. Saray’ın arkasına sığınmışlar, halka zulmediyorlar. Bu şirketler Kürt illerinde zulüm iktidarının birer parçası olarak çalışıyor. Sonuç! Ortaçağ’ı aratmayan derin bir karanlık. Ama bu karanlıktan tabii ki çıkacağız.

Viranşehir’de defalarca köylülere saldırıldı, plastik mermi, TOMA, biber gazı kullanıldı ve 4 çiftçi tutuklandı. İşkence görenler oldu. Düşünsenize 21’inci yüzyılda çiftçisine elektrik; köylüsüne su veremiyor, bunu protesto edince de tutuklanıyor. Derdi ne? Protestoların önünü kesmek! Kesemeyeceksiniz bu protestoları! Bu sivil itaatsizlikler adım adım büyüyecek ve altınızdaki koltuklar kaymaya devam edecek. DEDAŞ işçileri de iş bırakma eylemi gerçekleştirdiler. Ücretlerini alamıyorlar. 6 ilde 2 bin kişinin katılımı ile iş bırakma eylemleri oldu.

Düşünün bu eylemlerde Urfa vekilimiz Ferit Şenyaşar’a selam verdikleri içien işçiler işten çıkarıldı. Böyle bir faşizm ikliminde yaşıyoruz. Bunun karşılığında biz vekiller olarak daha çok gideceğiz, onlarca vekilimizle beraber bütün direnenlerin yanında olacağız. Siz istediğiniz kadar bu zulüm aygıtını işletmeye devam edin, ama bu gerçek yüzünüz mücadele gerçekliği karşısında gizlenemeyecek. Toplum sizi tanıyor. AKP’nin Urfa vekilleri ve iktidar “su sorununu, elektrik sorununu çözeceğiz” diye habire propaganda yapıyor. Şimdi hiçbir şekilde çıtları çıkmıyor, ama bu halk bunun hesabını size bırakmayacak.

“Yangınları kontrol altına almayan iktidar ormanları imara açılıyor”

Akbelen ormanlarındaki direniş devam ediyor; ama maalesef ağaç kesimleri de devam ediyor. Hergün meteorolojik uyarılar var. Ciddi bir iklim krizi yaşanıyor, sıcaklıklar artıyor, ama doğa talanı da devam ediyor. Bütün yaşam alanlarımız iktidar eliyle sermayenin hizmetine sunuluyor. Orman Genel Müdürlüğünün açıkladığı verilere göre Türkiye’de 1-21 Temmuz arasındaki 20 günlük sürede 295 orman yangınında 3 bin 160 hektar alan zarar görmüş. Çanakkale, Manisa, Balıkesir, Kütahya’dan yangın haberleri gelirken Antalya’da yangın hala kontrol altına alınamadı. Diyarbakır’da son 6 ayda 25 orman yangını oldu. Tedbir almıyorlar, ranta çevirmek için hiç vakit kaybetmiyorlar. Ne yapıyorlar?

Ormanları imara açıyor, maden sahası ilan ediyor ve şirketlere pazarlanıyor. Kürdistan coğrafyasında yakılan ve yanan ormanların yerine karakollar inşa ediliyor, batıda ise mesela Akbelen’de de oteller inşa ediliyor. Akbelen, maden sahasına çevrilmiş. Bodrum’da, başka yerlerde oteller inşa ediliyor. Evet doğuya kalekol, batıya rant alanları açılıyor. Bu da büyük büyük otellerin dikilmesi sonucunu doğuruyor. Hatay’da büyük bir deprem yaşayan zeytinliklerine göz diken ve hiçbir şekilde arlanmayan bir iktidarla karşı karşıyayız.Tek bir dertleri var, daha çok kazanç daha çok sermaye ve zenginleri daha çok zengin etmek; onun dışında gözleri hiçbir şey görmüyor.

Dünden beri birkaç gündür Cudi’de ormanlar yanıyor ama, Cudi’deki ormanların yanmasının sadece iklim krizi ile bağlantılı olmadığını gayet iyi biliyoruz. Türkiye’nin yaşadığı savaş gerçekliği var. Kürt sorununda savaş politikalarının sonucudur bunlar. Kalekol inşaatları da o yakılan ormanların yerine dikiliyor ve oralardan da rant sağlanıyor. Aslında her ikisinde de yine rant gerçekliği var, iktidarının devamını sağlama iradesi var. Savaş da bir rant aracı oldu. Sermayedarlar kalekol inşaatlarından büyük paralar kazanıyorlar, ama aynı zamanda Kürtlerin, Kürt halkının yaşam alanları da yerle bir ediliyor.

Rant, savaş ve talan düzeni kol kola yürüyor. Biz Cudi’deki ormanları da, Akbelen’deki ormanları da savunmaya devam edeceğiz. Biz ağaçlara sarılanların yanında olmaya devam edeceğiz. Ağaçları kesenlerin karşısındayız. Bu mücadeleyi büyüteceğiz. Geçen gün Eş Sözcümüz İbrahim Akın ve milletvekillerimiz Akbelen’deydi. Orada özel şirketlerin özel güvenlik birimiymiş gibi jandarmalar saldırmakta beis görmedi. Biz bu saldırıları protesto etmekle kalmayacağız, ordada olmaya devam edeceğiz.

Bugün de vekillerimiz Akbelen’de. Ağaçları savunan kadınların, gençlerin yanında. Ağaçları korumak için yan yana duruşumuzu bırakmayacağız. Özel şirketlerin bekçiliğini yapanlara şunu söylemek istiyorum. O özel şirketleri korumakla kendi vatandaşınızı ölüme mahkum ediyorsunuz. Toprağı, suyu, ağacı savunanlar olarak bizim alnımız açık, başımız dik. Ama sizin başınız yerden kalkmayacak, bunu savunamayacaksınız!

Son olarak bir nafaka gündemi var. O konuda da dehşet bir tartışma devam ediyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı çıkmış sanki bu ülkede kadınlar hergün öldürülmüyor, sanki kız çocukları herhangi bir ilde taciz ve tecavüze maruz kalmıyor gibi konuşuyor. Daha dün kadınları taciz edenleri serbest bırakan infaz düzenlemesi geçti bu Mecliste. Kadınların yaşadığı binlerce sorunu tartışmayan Aile Bakanı, çıkmış “nafaka konusunda düzenleme yapacağım” diyor. Yok efendim erkekler mağdur oluyormuş. Süresiz nafaka ödemeye mecbur bırakılıyorlarmış. Ne kadar cahilce! Büyük bir cehalet diyecem, ama sözümü geri alıyorum. Bu cehalet değil, bilinçli bir tercih. Bu, erkek iktidarın yanında olmak, erkekliği savunmaktır. Bir kadına bunu söylemekten büyük bir rahatsızlık duyuyorum.

Ama Aile Bakanına çağrıda bulunuyorum; sizin göreviniz erkekleri korumak değil, erkek egemen sistemin bekçiliğini yapmak değildir. Sizin göreviniz milyonlarca kadının, bu toplumun yarısı olan bizlerin yaşadıkları sorunlara, sıkıntılara, cinayetlere karşı tutum almaktır. Medeni Kanunu da bilmiyor, böyle bir Aile Bakanı olabilir mi? Aslında istifa etmeli 175 ve 176’yı bir okusun.. Orada nafaka cinsiyete göre ayrılmıyor, yoksulluğa düşen taraf diyor.

Yani boşanma sonucunda kim yoksulluğa düşecekse, “kadın düşecekse erkek kadına; erkek düşecekse kadın erkeğe nafaka ödesin” diyor. Bunu niye kadın üzerinden kuruyor? Çünkü yoksulluğa düşen taraf hep kadın oluyor. Sizin politik tercihleriniz, yaklaşımınız sebebiyle toplumsal cinsiyet eşitsizliği var. O kadar korkuyorsunuz ki kadınlardan yasalardaki toplumsal cinsiyet kavramlarını değiştiriyorsunuz. Ama korkun bizden! Gerçekten değşitireceğiz bu iktidarı, sizi de göndereceğiz. “Süremiz var” demeyin, kadınlar bunların farkında. Hakikatten sinirlenmemek mümkün değil.

“En büyük mücadele alanlarımızdan biri kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi olacak”

Erkekler nafaka ödememek için -kendi meslek hayatımdan biliyorum- kendi üzerlerine ev, araba almazlar; maaşlarını gizlerler, başkasının üzerine yaparlar. Nafakanın düşürülmesi için dava açarlar. Kadınlar da 2-3 bine “şimdi biraz artmıştır-mahkum ediliyor. Kadınlar çalışmaya başlayınca o nafaka kesiliyor zaten. Hakim niye süresiz nafaka kararı veriyor çünkü ne zaman yoksulluğa düşecek ne zaman iş bulacak yeni bir hayat kuracak bunu bilemez ki hakim. Ama evliliğin iki tarafı da bu davayı açma hakkına sahiptir.

Ayrıca kadınlar nafaka almak için boşanıyormuş. Gülünç diyemiyorum, çok acı. İnsanlar, kadınlar evlendikleri eşlerinden para almak için boşanıyor olabilir mi? Ayda 3-5 bin almak için kadınlar nasıl boşanır? Sizin derdiniz bu değil, sizin derdiniz kadınlar şiddet görse de evliliği devam etsin, boşanmasın, itaat etsin, çalışmasın, kadın kimliği ile toplumsal yaşamda yer almasın. Sizin derdiniz bu! Kadınları yok sayıyorsunuz, kadının adı yok sizin iktidarda. Öyle bir hale getirdiniz ki bir kadına söyletiyorsunuz bunu.

Dünya kadar kadın sorunu varken bunu yapmanız utanç verici. Bence o koltukta oturmasın! Kendi yaşamımdan biliyoru. Kız çocukları evli midir, okutuyor mu, okutuyorsa nerede okuyor, kadınların çalışmasına karşı mı, evlenince kocasına bağımlı mı kalsın sorularına bir yanıt versinler. Kadınların yaşadıklarını hepimiz biliyoruz. Evsiz, barksız kalıyor, ailesinin yanına gitmek zorunda kalıyor. Kadını yok sayan bu politikayı asla tasvip etmedik, etmeyeceğiz. En büyük mücadele alanlarımızdan biri de kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi olacak.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Cesur Ve Demokratik Liderlik Vurgusu

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Yeni ve demokratik bir siyasi hayatın inşası bir kez daha Türkiye’nin kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP)  kendini köklü bir şekilde yenileyerek önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına cevap vermesiyle mümkündür” ifadeleriyle, demokratik ve cesur liderlik vurgusu yaptı.

Ekrem İmamoğlu, “Demokratik liderlik başta Kürt ve Alevi sorunu olmak üzere ülkenin açık yaralarını iyileştirmek için gerekli zemini titizlikle inşa eder. Risk almaktan kaçınmaz. Ülkemizin birlikteliğini güçlendirecek çözümler için cesur ve kararlı bir irade ortaya koyar. Bu irade Türkiye’nin köklü dönüşümü için kaçınılmaz bir yükümlülüktür” ifadelerini kullandı.

İBB Başkanı İmamoğlu, “Güçlü liderlik kararlılık, tutarlılık, samimiyet, toplumla duygudaşlık kurma becerisi, toplumun derdini dert edinme hassasiyeti, toplumdaki farklı fikirleri bir bütünlük içinde sentezleme kabiliyeti, toplumsal sorunlar ve farklı pozisyonlara yönelik yüksek duyarlılık gerektirir” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu Gazete Oksijen için bir yazı kaleme aldı. İmamoğlu yazısında “Toplumun yenilenme, değişim ve dönüşüm arzusunun gerisinde kaldık. Milletimizi yorgun, ferini kaybetmiş, köhne ama köhneleştikçe daha da baskıcı hale gelen bu iktidara teslim ettik” ifadelerini kullandı.

“Önümüzdeki dönemde hatalarımızdan dersler çıkarıp milletimizin değişim arzusunu hayata geçirecek bir siyaset inşa etmek zorundayız” ifadelerini kullanan İmamoğlu “Bunun için yeni yaklaşımlar, yeni bir dil, yeni kadrolar, yeni bir örgütlenme, kısaca yeni bir siyaset gerekiyor. Ancak tazelenmiş, cesur ve dönüştürücü bir siyasetle bu karanlık tünelden çıkıp Cumhuriyetimizin kuruluş amacı olan medeniyet sıçramasını gerçekleştirebiliriz” diye yazdı.

İmamoğlu “Geleneksel siyasal kurumlar yeni ihtiyaçlara cevap veremiyor. Türkiye dahil birçok ülkede siyasal rejimler kabuk değiştirirken evrensel demokratik değerleri tehdit eden otoriter anlayışlar güçleniyor” dedi.

Yazısında küresel ısınma, çevre krizi, düzensiz göç, ekonomi gibi zorluklara değinen İmamoğlu “Türkiye’nin genç insan kaynağı, doğal ve kültürel zenginlikleri, tarihi tecrübesi, yenilik karşısındaki heyecanı, jeopolitik önemi ve en önemlisi gereğinde kendini dönüştürebilme yetenek ve iradesi en büyük sermayemiz” diyerek imkanlara işaret etti.

“Çevre krizine karşı doğayı, yoksulluğa karşı kamucu politikaları, kutuplaşma yerine toplumsal kucaklaşmayı, tüm zenginliğiyle kültürel ve tarihi mirasa ayrım gözetmeksizin sahip çıkmayı toplumla etkin bir iletişim içinde yerel siyasetle yürütmeyi öneriyorum” diyen İmamoğlu “Kuşkusuz kalkınma meselesi milletimizin tüm sosyal ve maddi sermayesinin harekete geçirildiği bir ulusal stratejiyle ele alınmalıdır. Ayağı yere basmayan, kuvvetini yerelden almayan bir kalkınma başarısızlığa mahkumdur. Bu sebeple kalkınma yerel koşulların ışığında mahalli aktörlerle planlanarak yürütülmelidir” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu ayrıca “Merkezi iktidar yerel iktidarı temsil eden belediye başkanlarını siyasi gerekçelerle görevden alamamalı, kayyumlar atayamamalıdır” dedi.

“Yeni ve demokratik bir siyasi hayatın inşası bir kez daha Türkiye’nin kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kendini köklü bir şekilde yenileyerek önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına cevap vermesiyle mümkündür” diyen İmamoğlu güçlü, demokratik ve cesur liderlik vurgusu yaptı.

Kürt ve Alevi sorunu

“Cesur demokrasi için cesur liderlik gerekmektedir” diyen İmamoğlu “Demokratik liderlik başta Kürt ve Alevi sorunu olmak üzere ülkenin açık yaralarını iyileştirmek için gerekli zemini titizlikle inşa eder. Risk almaktan kaçınmaz. Ülkemizin birlikteliğini güçlendirecek çözümler için cesur ve kararlı bir irade ortaya koyar. Bu irade Türkiye’nin köklü dönüşümü için kaçınılmaz bir yükümlülüktür” diye yazdı.

“Güçlü liderlik kararlılık, tutarlılık, samimiyet, toplumla duygudaşlık kurma becerisi, toplumun derdini dert edinme hassasiyeti, toplumdaki farklı fikirleri bir bütünlük içinde sentezleme kabiliyeti, toplumsal sorunlar ve farklı pozisyonlara yönelik yüksek duyarlılık gerektirir” diyen İmamoğlu yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Aynı zamanda demokratik lider hesap veren, şeffaf, toplum tarafından izlenebilen, denetlenebilen bir kişi olmalıdır. Demokratik lider partisinin ilkelerine bağlı olur ama partizanlık yapmaz. Demokratik liderin ülkesine, belediyesine ya da liderliğini yaptığı partiye kendi mülkü olarak bakma hakkı yoktur. Demokratik lider toplumla imzaladığı mukavele uyarınca ona verilen yetkiyi belli bir süre kullanır, ona verilen misyonu yerine getiremediğinde ve toplumsal beklentilerin gerisinde kaldığında görevi bırakmayı bilir.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: HDP, Güçlü Olduğu Şehirler İçin Müzakere Yolları Arayacak

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde stratejileri netleşiyor. HDP’nin bazı büyükşehirlerde, ilçe belediyelerine karşılık “fedakarlıklar” yapılabileceği öğrenildi.

İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Mersin gibi HDP’nin güçlü olduğu şehirler için müzakerenin yolları aranacak. HDP, anlaşma sağlanabilirse bu kentlerin bazılarında büyükşehirlerde aday göstermemeyi ya da sembolik adaylar göstermeyi tartışıyor.

Eylül ayında kurullarını yenileyecek HDP, yeni partide yeni eş genel başkanlarla yerel seçimlere hazırlanacak. Bu kapsamda uzun süredir milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Tülay Hatimoğulları, Ayşe Acar Başaran ve Cengiz Çiçek gibi isimler konuşulmaya devam ediyor.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; 14 Mayıs seçimlerinde 100 milletvekili hedefleyen ancak 59 sandalyede kalan HDP ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSP) başarısız olarak kabul edilen sonuçların ardından başlatılan yeni döneme hazırlık çalışmalarını tamamlama aşamasına geldi.

İlk olarak bileşen partileri ile bir araya gelen HDP yönetimi, kapatma davasını da gerekçe göstererek partinin YSP’ye taşınması konusunda hem fikir oldu. Bu kapsamda Parti Tüzüğü de değiştirilecek. Tabanla buluşmaları sürdüren parti yönetimi, milletvekilliğinde üç dönem, eş genel başkanlıkta iki dönem sınırının koşulsuz uygulanması konusunda da görüş birliğine vardı.

Kongre için de kararını veren HDP yönetimi, tüm sürecin eylül ayının başına kadar tamamlanması ve büyük kurultayın bu tarihte yapılmasını kararlaştırdı.

Halk toplantılarında HDP’ye, “müzakereden vazgeçmeyin” önerilerinin yapıldığı da öğrenildi. Buna göre, yerel seçimlerde aday belirleme çalışmalarına destek veren partililer, adaylar belirlense bile diğer siyasi partilerle müzakerelerin yapılmasına kapıların kapatılmasını istemiyor. Gerekirse tüm taraflarla görüşülmesini isteyen parti tabanı, bunun ardından kararın kesinleşmesini istiyor.

Bazı büyükşehirlerde, ilçe belediyelerine karşılık “fedakarlıklar” yapılabileceği de öğrenildi. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Mersin gibi HDP’nin güçlü olduğu şehirler için müzakerenin yolları aranacak. HDP, anlaşma sağlanabilirse bu kentlerin bazılarında büyükşehirlerde aday göstermemeyi ya da sembolik adaylar göstermeyi tartışıyor.

Eylül ayında kurullarını yenileyecek HDP, yeni partide yeni eş genel başkanlarla yerel seçimlere hazırlanacak. Bu kapsamda uzun süredir milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Tülay Hatimoğulları, Ayşe Acar Başaran ve Cengiz Çiçek gibi isimler konuşulmaya devam ediyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: CHP, Dışarıdan Dizayn Edilmeye Çalışılıyor

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin dışarıdan dizayn edilmeye çalışıldığını belirterek, “Medyada yazılanlara dikkatle bakıyoruz. Bunların içinde haklı eleştiriler de var ama hiç kullanmadığımız cümleler de. Bunların içinde trol hesaplar var. Bazen bu trol hesaplara inananlar ya da inanmayanlar var” dedi ve ekledi:

“Bunları doğrulatmak için gazeteci titizliğiyle araştıranlar da var. Sorun bu değil! Önümüzde ciddi bir sorun var ve bu sorunun adı ekonomi. Gerçekten mutfakta yangın var ve vatandaş bunu görüyor. Vatandaş gazetelerde sadece CHP’nin konuşulması, içişlerine müdahale edilmesi, CHP’nin bir anlamda dışarıdan dizayn edilmeye çalışılmasını içine sindiremiyor. Biz de sindiremiyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, muhalif tabandaki karamsarlık hakkında bunun umutsuzluk olmadığını, mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, parti içi sorunların sosyal medyada değerlendirilmemesi yönünde talimat verdiğini de belirtti.

Kılıçdaroğlu, Sözcü yazarı Aytunç Erkin’e yaptığı açıklamalarla gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, muhalif tabanda seçim sonrası yaşanan hayal kırıklığına ilişkin olarak, “Umutsuzluk değil. Toplumun bir travma yaşadığını kabul ediyorum. Bunu karabasana, umutsuzluğa çevirmek gibi bir geleneğimiz yok ve olamaz. Böyle olmamalı. O zaman her şeyi bırakacağım demektir. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Bütün bu rezaletlere karşı tek sesini çıkaran biziz” yorumunu yaptı.

CHP’nin dışarıdan dizayn edildiğini düşündüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu “Medyada yazılanlara dikkatle bakıyoruz. Bunların içinde haklı eleştiriler de var ama hiç kullanmadığımız cümleler de. Bunların içinde trol hesaplar var. Bazen bu trol hesaplara inananlar ya da inanmayanlar var.

Bunları doğrulatmak için gazeteci titizliğiyle araştıranlar da var. Sorun bu değil! Önümüzde ciddi bir sorun var ve bu sorunun adı ekonomi. Gerçekten mutfakta yangın var ve vatandaş bunu görüyor. Vatandaş gazetelerde sadece CHP’nin konuşulması, içişlerine müdahale edilmesi, CHP’nin bir anlamda dışarıdan dizayn edilmeye çalışılmasını içine sindiremiyor. Biz de sindiremiyoruz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, parti içi sorunların parti içinde görüşülmesi, medya üzerinden değerlendirilmemesi yönünde arkadaşlarına talimat verdiğini ifade etti:

“Yeni seçilen vekil arkadaşlarımla görüşeceğim. Artık parti içi tartışmaları tamamen bir tarafa bırakıyoruz ve ülkenin sorunlarına odaklanıyoruz. Gittiğiniz yerlerde, illerde, ilçelerde özellikle de oyumuzun düşük olduğu yerlerde ziyaretleri gerçekleştirin ve halkla buluşun. Onlara, sorunları nasıl çözeceğimizi anlatın diye talimat verdim. Bu talimata karşı parti içine yönelik konuşmam doğru olmaz. Partideki arkadaşlarım artık bulundukları illerde ilçelerde her yerde halkın sofrasına oturacak ve onların sorunlarını kamuoyuna taşıyacak.”

“Bahçeli, vatandaşa sahip çıksın”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önceki gün Meclis’teki “Özgür Bey’in konuşması çok heyecanlı yapılmış bir konuşma. Aynı zamanda kongre konuşması havasındaydı. Kongre konuşmasına benzer bir konuşma usulüyle. O bakımdan kendi kendime sordum, CHP’de sınıf arkadaşım devam etmezse Ekrem’e karşı Özgür derim” açıklamasını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Sayın Bahçeli önce milli paramıza sahip çıksın. Bu kadar zam yaşanırken vatandaşa sahip çıksın. (Beş kuruş para dilenmek için Türkiye Cumhuriyeti’nin başındaki kişinin dilenciler gibi gezmesini içime sindiremiyorum) diye açıklama yapsın. Lozan’ı düşünsün, Düyun-u Umumiye’nin ne olduğunu ve şimdi Düyun-u Umumiye’nin ne olduğunu karşılaştırsın. CHP’yi düşünmesin. CHP yolunda gidiyor, Kuvay-ı Milliyeci’dir.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti’den Adres Bildirimi İçin Uyarı

31 Mart 2024 Pazar günü yapılması planlanan mahalli idareler seçimlerinde oy kullanılmasına ilişkin açıklama yapan İYİ Parti, adres bildirimleri için son tarihin 1 Ekim 2023 olduğunu hatırlattı.

Haber Merkezi / İYİ Parti,  son günlerde yaşanacak sıkışıklığı da hatırlatarak, seçmenlerden bu bildirimleri son güne bırakmadan yapmalarını tavsiye etti.

İYİ Parti Seçim İşleri Başkanlığı, 31 Mart 2024 Pazar günü gerçekleşecek olan mahalli idareler seçimlerinde oy kullanılması için adres değişikliği süresine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, şöyle dendi:

“1 Mart 2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildikten sonra 6 Nisan 2022 tarihli ve 31801 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7393 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 8. Maddesi gereğince 298 sayılı kanunun 33’üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

‘18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun uyarınca yapılacak mahalli idareler genel seçiminde, birinci fıkra gereğince yerleşim yeri adresine göre oluşturulan seçimin başlangıç tarihinden üç ay önceki seçmen kütüğü üzerinden güncelleme işlemleri yapılır.’

Bu bağlamda, mevzuat ve takvime göre 31 Mart 2024 Pazar günü gerçekleşecek mahalli idareler seçimlerinde adres değişikliği yapmış seçmenlerimizin bulundukları adreste oy kullanabilmeleri için seçimin takribi başlangıç tarihi olan 1 Ocak 2024’ten üç ay önce, yani 1 Ekim 2023 tarihine kadar adres bildirimlerini yapmış olmaları gerekmektedir.

Şubat ayında yaşadığımız ve yaralarını halen sarmak için büyük çaba gösterdiğimiz deprem felaketinin ardından pek çok vatandaşımız halen yaşamını çadırlarda veya geçici ikametlerde sürdürmektedir; pek çoğu da başka şehirlere göç etmek durumunda kalmıştır. Çok kısa süre içinde gerçekleşen 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçiminde pek çok depremzede vatandaşımız adres bildirimleri nedeniyle oy kullanamamıştır.

Adres değişikliği bulunan kıymetli vatandaşlarımızın 31 Mart 2024 Pazar günü gerçekleşecek olan mahalli idareler seçimlerinde oylarını kullanabilmeleri için, adres bildirimlerini 1 Ekim 2023 tarihinden önce yapmalarını hatırlatıyoruz. Son günlerde yaşanacak sıkışıklığı da düşünerek, bu bildirimleri son güne bırakmadan yapmalarını tavsiye ediyoruz.

Ayrıca, başta deprem felaketinden etkilenen vatandaşlarımız olmak üzere, 31 Mart 2024 Pazar günü gerçekleşecek mahalli idareler seçimlerinde bütün vatandaşlarımızın oylarını rahatlıkla kullanabilmeleri için Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Yüksek Seçim Kurulu ve ilgili bütün kurumları görevlerini zamanında ve doğru yapmaya, adres kayıtları ve değişikliğe uğrayan seçim mevzuatı nedeniyle ortaya çıkabilecek olumsuzlukların takipçisi olmaya davet ediyoruz.

İYİ Parti olarak, yasal hakkımız çerçevesinde Yüksek Seçim Kurulu’ndan ilgili tarih sonrası oluşacak seçmen listesini temin edeceğimizi ve bu süreden sonra kanuna aykırı bir düzeltme yapılması halinde gerekli itirazları derhal yapacağımızı kamuoyuna duyururuz.”

Paylaşın

Çin’den Türkiye’ye Stratejik İş Birliği Çağrısı

Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Wang Yi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve mevkidaşı Hakan Fidan ile bir araya geldi. Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen görüşme basına kapalı olarak yapıldı.

Çin Dışişleri’nden Bakan Wang Yi’nin Bakan Hakan Fidan ile görüşmesi sonrasında yapılan yazılı açıklamada, ikili ilişkiler açısından önemli mesajlar verildi.

Çin’in resmi haber ajansı Şinhua’da yayımlanan açıklamada, Çin’in ikili ilişkilerin geliştirilmesine taze bir ivme kazandırmak üzere çeşitli alanlarda iş birliğini derinleştirmek ve stratejik güveni artırmak için Türk hükümetiyle çalışmaya hazır olduğu belirtildi.

Açıklamada, “Gelişmekte olan pazarlar ve kalkınmakta olan önemli ülkeler olarak Çin ve Türkiye geniş alanlarda ortak çıkarlar ve muazzam bir iş birliği potansiyelini paylaşmaktadır. Çin, Türkiye’nin kendi milli koşullarına uygun bir kalkınma rotası bulmasını, milli bağımsızlığını, egemenliğini, meşru hak ve çıkarlarını güvence altına almasını desteklemektedir” ifadelerine yer verildi.

Bakan Wang’ın Türk mevkidaşı Hakan Fidan’a ayrıca, Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası alanda giderek daha önemli bir rol oynamasını desteklediklerini ve Türkiye’nin iç işlerine yönelik müdahalelere karşı olduklarını belirttiği de kaydedildi.

Türkiye ile stratejik koordinasyonu güçlendirmek istediklerini belirten Wang, temel çıkarlar, ulusal güvenlik ve istikrarın güvence altına alınmasında iki ülkenin birbirine destek olması için birlikte çalışma mesajı verdi.

Wang, Çin-Türkiye Hükümetlerarası İşbirliği Komitesi, Kuşak ve Yol girişimi ile Türkiye’nin Orta Koridor girişimi arasında sinerjinin artırılması, enerji, eğitim, kültür ve diğer alanlarda ikili iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi çağrısı yaptı.

Çin’in kaliteli Türk mallarının ithalatını artırmak istediğini belirten Wang, ayrıca Çinli şirketleri Türkiye’de yatırım ve iş yapmaya teşvik edeceklerini belirterek, iki ülkeden şirketlerin kendi para birimleri üzerinden ticaret yapmasını desteklediklerini söyledi.

Çin Dışişleri Bakanı, ayrıca Türkiye ile Birleşmiş Milletler (BM), G20 ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi çok uluslu yapılar içinde koordinasyon ve iş birliğini de güçlendirmeye hazır olduklarını belirtti. Wang, üstü kapalı bir şekilde Batılı ülkeleri eleştirerek Türkiye’yi gelişmekte olan pazarlar ve kalkınmakta olan ülkelerin sesini birlikte duyurmaya çağırdı.

Wang Yi, Türkiye’ye, “uluslararası alanda gerçek anlamda çok sesliliğin savunulması, tek taraflılığa karşı çıkılması, küresel tedarik zincirlerinin istikrarının güvence altına alınması, dönüşen ve karmaşa içinde bulunan dünyada istikrarın güçlendirilmesi” için iş birliği çağrısı yaptı.

Çin Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre Hakan Fidan da, Türkiye’nin Çin ile ilişkileri geliştirmeye büyük önem verdiğini belirterek, “Çin’in ekonomik ve teknolojik gelişiminin tehdit olduğu iddiasını reddettiklerini, Çin’in kalkınmasını engelleme girişimleri ve itibarsızlaştırma çabalarına karşı olduklarını” belirtti. Fidan’ın ayrıca, “Türkiye’de Çin’in toprak bütünlüğünü zayıflatmaya yönelik faaliyetlere izin vermeyeceğini” belirttiği de kaydedildi.

“Diyalog ve istişare mekanizmalarının daha etkin kullanılması”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, görüşmede Türkiye-Çin ilişkilerinin tüm boyutlarıyla ele alındığı, “Hükümetlerarası İşbirliği Komitesi, Dışişleri Bakanları İstişare Mekanizması, Konsolosluk İstişareleri, Karma Ekonomik Komisyonu” gibi iki ülke arasındaki diyalog ve istişare mekanizmalarının daha etkin kullanılması konuları üzerinde durulduğu kaydedildi.

Erdoğan’ın, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Türkiye’nin Orta Koridor Girişimi’ni uyumlaştırma çalışmalarına hız verilmesi konusunu dile getirdiği ve bu amaçla oluşturulan Üst Düzeyli Çalışma Grubu’nun ilk toplantısını gerçekleştirmek istediklerini belirttiği ifade edildi.

Açıklamada, “Türkiye-Çin ikili ticaretini daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmaya dönük neler yapılabileceği hususu ile yatırımların karşılıklı olarak artırılması konularının da gündeme geldiği görüşmede, Cumhurbaşkanımız Erdoğan, küresel ve bölgesel meselelerde önemli roller üstlenen iki ülkenin daha yoğun iş birliğine sahip olması yönündeki temennisini dile getirdi” denildi.

Ukrayna, küresel mali sistem ve nükleer enerji

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile mevkidaşı Wang Yi arasındaki görüşme sonrasında bir açıklama yapılmazken, Reuters haber ajansı “bir Türk Dışişleri kaynağına” dayandırdığı haberinde iki bakanın ele aldığı konular arasında Ukrayna’daki son gelişmeler ve küresel mali sistemin bulunduğunu belirtti.

Kaynak, görüşmede ikili ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi, Kuşak ve Yol ile Orta Koridor girişimlerinin uyumlu hale getirilmesi, nükleer enerji, tarım ve sivil havacılık konularında da istişarelerde bulunulduğunu kaydetti. Görüşmede ayrıca, Sincan bölgesinde yaşayan Uygur azınlığın durumunun da gündeme geldiği belirtildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Tanju Özcan CHP’den İhraç Edildi: Karar Yargı Yolunda

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın partiden ihracına karar verdi. Özcan’ın avukatı Kübra Özcan, ihraç kararıyla ilgili yargı yoluna başvuracaklarını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Yüksek Disiplin Kurulu’nun 26.07.2023 tarihli toplantısında, Tanju Özcan hakkında CHP Tüzüğünün 68. Maddesi 1- a) ve 1- b) fıkraları uyarınca kesin çıkarma cezası verilmiştir” denildi.

Tanju Özcan ihraç kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerde bulundu: Başarısız Bay Kemal 12 seçim kaybetti ama anahtar liste ile kendi seçtirttiği YDK’ya beni partiden ihraç ettirtti.

Tanju Özcan’ın dosyasının görüşüldüğü CHP YDK’nin ardından açıklama yapan avukat Kübra Özcan, kurula sözlü savunmada bulunduğunu söyledi. Sadece usule ilişkin savunma yaptıklarını belirten Özcan, “Süre talep ettik çünkü yasal savunma süremiz henüz dolmamıştı. Fakat bizim itirazlarımız değerlendirilmeksizin ve süre verilmeksizin ihraç kararı çıktı. Bu itirazlarımız değerlendirilmediğinden kararı kabul etmiyoruz” dedi.

Ne olmuştu?

Armağan Çağlayan’ın YouTube programında tüp bebek tedavisi için kendisinden yardım isteyen bir kadınla ilgili anısını anlatırken kullandığı cinsiyetçi ifadeler tepki çekince CHP, Tanju Özcan’ı 26 Eylül 2022’de 1 yıl süreyle ihraç etti.

Geçici ihraç süresi dolan Tanju Özcan, 13 Haziran’da CHP’ye döndü. Özcan, partiye dönüşünün ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na değişim çağrısı yaptı.

Özcan, 2024’teki yerel seçimlere aynı kadro ve söylemlerle gidilmesi halinde partinin başarı şansı olmadığını savundu, “Aynı moral bozukluğuyla devam edilirse seçimde başarı, altılı ganyanda en fazla oran veren sürpriz ata oynamak gibi bir şey, keloğlanın yeniden saçlarının çıkmasını istemek gibi bir şey olur” dedi.

Özcan’ın sosyal medya paylaşımlarının parti tüzüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle ‘kesin ihraç’ talebiyle ikinci kez Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildi. Özcan bunun üzerine Bolu’dan CHP’nin Ankara’daki genel merkezine ‘Değişim ve Adalet’ yürüyüşü yaptı.

Paylaşın

Yeşil Sol Partili Saruhan Oluç Açıkladı: Partinin İsmi Değişecek

Yeşil Sol Parti (YSP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, eylül ayında yapılması planlanan kongrede Yeşil Sol Parti’nin adının, tüzüğünün ve eş başkanlarının değişeceğini açıkladı:

“Eylül ayında olağan üstü büyük kongremizi yapacağız. O kongreyi yapmakla birlikte hem parti yönetiminde, hem eş başkanlarda bir değişim ortaya çıkacak. Parti tüzüğünde değişiklikler olacak. Kongre delegasyonu aksi yönde bir tavır göstermezse parti isminde bir değişiklik olacak ve yerel seçim çalışmalarına başlayacağız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti’de 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerden sonra başlayan muhasebe sürüyor. Geniş kapsamlı gerçekleştirilen mahalle, ilçe ve il halk toplantılarını tamamlandı.

Bölgesel konferanslara başlayacak olan her iki parti, genel merkez komisyonlarını oluşturarak, konferansların ardından eylül ayında Yeşil Sol Parti kongresini gerçekleştirecek.

Artı TV’den Ahmet Ayva’nın bir çok başlıkta sorularını yanıtlayan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Kongrede Yeşil Sol Parti’nin adının, tüzüğünün ve eş başkanlarının değişeceğini açıkladı. Oluç, toplantılar sürecine dair şunları söyledi:

“Toplantılar sürecinde öneriler ve eleştiriler tutanak altına alındı. Tutanaklar genel merkezimizde kurulan komisyon tarafından değerlendirilecek ve bunlar konferans ve kongre süreci için kararlar haline getirilecek ve dolayısıyla bu sürecin sonuna doğru yaklaşıyoruz.”

Saruhan Oluç, ilk kez parti ismin değişeceğini de açıkladı: “Eylül ayında olağan üstü büyük kongremizi yapacağız. O kongreyi yapmakla birlikte hem parti yönetiminde, hem eş başkanlarda bir değişim ortaya çıkacak. Parti tüzüğünde değişiklikler olacak. Kongre delegasyonu aksi yönde bir tavır göstermezse parti isminde bir değişiklik olacak ve yerel seçim çalışmalarına başlayacağız.”

İki partinin seçmende yarattığı kafa karışıklığının yeni parti ile önüne geçileceğini dile getiren Saruhan Oluç, “14 Mayıs seçimlerinde adeta iki parti gibi davrandık. Hem yapılan çalışmalar açısı bakımından hem de kadroların çalışması açısından baktığımızda bunun yarattığı çok büyük handikaplar oldu gerçekten” dedi.

Saruhan Oluç, yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyeceklerine dair ise, “Şu an yerel seçim tartışması yürütmüyoruz. Yeni seçilecek yönetim, eş başkanlar ve parti meclisi ile birlikte bu tartışmayı başlatacağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın