CHP Belediye Başkanları Toplantısı: İmamoğlu Beklediği Desteği Bulamadı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) belediye başkanları toplantısından izlenimlerini aktaran gazeteci Barış Yarkadaş, “İmamoğlu’nun konuşması belediye başkanları tarafından destek bulmadı” dedi ve ekledi:

“4 ayrı belediye başkanına sordum. İmamoğlu’nun toplantısını Anadolu’dan 4 belde belediye başkanı, Ege’den bir ilçe belediye başkanı alkışlamış. CHP’nin 220 belediye başkanı var. İmamoğlu aradığı desteği bulamamış.

O yüzden biraz gerginmiş. Şuan İmamoğlu’na destek parti tabanında yüzde 10’a yakın. Aynı izdüşüm belediye başkanları toplantısında da var. Aynı eğilim orada da var.”

TV100’de yayınlanan Kübra Par ile Farklı Açılar programında CHP’de belediye başkanları toplantısında yaşananları aktaran gazeteci Barış Yarkadaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanlarından beklediği desteği bulamadığını öne sürdü.

Yarkadaş şu ifadeleri kullandı:

“Bugünkü toplantının akabinde yarın CHP’nin Parti Meclisi toplantısı var. İmamoğlu ile birlikte hareket eden parti içi muhalefet bugün belediye başkanları toplantısıyla bir çıkış yakalamak ve yarın Kılıçdaroğlu’nu zorlamak, olağanüstü kurultaya gitmek istiyordu.

Fakat bugün beklenen olmadı. İmamoğlu’nun bugünkü konuşması belediye başkanları tarafından destek bulmadı. 4 ayrı belediye başkanına sordum. İmamoğlu’nun toplantısını Anadolu’dan 4 belde belediye başkanı, Ege’den bir ilçe belediye başkanı alkışlamış.

CHP’nin 220 belediye başkanı var. İmamoğlu aradığı desteği bulamamış. O yüzden biraz gerginmiş. Şuan İmamoğlu’na destek parti tabanında yüzde 10’a yakın. Aynı izdüşüm belediye başkanları toplantısında da var. Aynı eğilim orada da var.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: Kılıçdaroğlu: Aday Olmayacağım…

“Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) dün gerçekleşen belediye başkanları toplantısına katılan bir başkanın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yoruldum” dediğini aktardı.

Başkan, Kılıçdaroğlu’nun “Yapabilecek arkadaşlar gelsin yapsınlar. Muharrem İnce imza toplayamamıştı. ‘Gidin imza toplayın’ dedim. Kotayı 5’e indirdim. Çıksın kim çıkacaksa” dediğini belirtti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin belediye başkanları ile CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantı dört saat sürdü. Toplantıya İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer katıldı.

“Hakkınız”

Medyascope’tan Cansu Timur’un paylaştığı bilgilere göre, toplantıda başkanlardan biri Kılıçdaroğlu’na, “Sayın Genel Başkanım istifa edin” dedi. Toplantıya katılan bir başkanın aktardığına göre Kılıçdaroğlu çağrıya “Hakkınız” diyerek yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu’nun istifa çağrısına sakin bir şekilde yanıt verdiğini belirten başkan Kılıçdaroğlu’nun sözlerini aktardı:

“Genel Başkan ‘Hakkınız’ dedi. Ben hiçbir yere aday olmadım, hep aday gösterildim. Baykal ‘Grup başkanvekili olacaksın’ dedi. Oldum. ‘Hiçbir yere aday olmayacağım. Partidekiler aday olacaksın derse o görevden kaçmam’ dedi.”

Kılıçdaroğlu’nun “Yoruldum” dediğini aktaran başkan, Kılıçdaroğlu’nun “Yapabilecek arkadaşlar gelsin yapsınlar. Muharrem İnce imza toplayamamıştı. ‘Gidin imza toplayın’ dedim. Kotayı 5’e indirdim. Çıksın kim çıkacaksa” dediğini belirtti.

“Kurultay yerel seçimlerden sonraya kalsın”

Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen de toplantıda “hoca” sıfatıyla konuşma yaptığı ve değişimcilere seslenerek, “Arkadaşlar bu tartışmaları şimdi rafa kaldıralım. Seçimler bir yapılsın, yerel seçimden sonra konuşalım. Kurultay yerel seçimden sonra yapılsın” dediği öğrenildi.

Toplantıya katılan belediye başkanları Kılıçdaroğlu’nun, İmamoğlu’nun Zoom toplantısına ilişkin “etik değil” değerlendirmesi yaptığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun “Her şey konuşulur ama parti içinde. İki kişinin konuşması herkese gitmez. Medya şu anda bu toplantıyı tartışıyor” dediği öğrenildi. İmamoğlu’nun ise “O toplantıda söyleyip bu toplantıda söyleyemeyeceğim hiçbir şey yok” yanıtını verdiği öğrenildi.

İmamoğlu’nun yerel seçimlere ilişkin yol haritasını paylaştığı belirtildi. İmamoğlu’nun konuşmasını bir başkan, “Makam mevki peşinde değilim’ anlamına gelecek şeyler söyledi. Zaten genel başkanlığa adaylığını açıklayan kimse olmadı” sözleriyle değerlendirdi.

“Genel seçimlerin yerel seçimlere yansıması olacak”

Başka bir başkan ise İmamoğlu’nun konuşmasına ilişkin şunları söyledi:

“Ekrem Bey’de diğer arkadaşlar da ‘2024 seçimlerinde nasıl başarılı olabiliriz’ konusuna dair kendilerince fikirlerini söylüyor. Mevcut durumda kazanamadığımız bir seçim var, açık. Bundan çıkarım yapmak lazım. Genel seçimin yerel seçime yansıması olacak. Bununla ilgili tüm arkadaşlar gibi Ekrem Bey’de görüşlerini ifade etti.”

Toplantıda yerel seçimler üzerine yapılan konuşmalarda Kılıçdaroğlu’nun “İttifak yapmayacak gibi çalışın” dediği öğrenildi. Toplantının ardından Kılıçdaroğlu ile MYK üyeleri değerlendirme yapıyor.

Paylaşın

YSP’li Meral Danış Beştaş: Biz Yenilmedik

Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, eylülün ilk yarısında büyük kongreye gideceklerini belirterek, bu süreçten yeniden inşa, yapılanma, yenilenme, güçlenme ile çıkmayı hedeflediklerini dile getirdi ve ekledi:

“Bu toplantı sadece yönetimleri, parti genel merkezini, vekilleri, il ve ilçe örgütlerini ya da belediyeleri eleştirme toplantıları değildir. Aynı zamanda özeleştiri toplantılarıdır. Hepimiz de kendimize dönelim: ‘Biz ne yaptık?.’ Bunu yapmazsak eksik kalırız. Biz yenilmedik. Bunu aklımıza tekrar tekrar koyalım ve düşünelim.”

Beştaş, sözlerini söyle sürdürdü: Başarısız olduk, başarılı değiliz daha doğrusu ama yenilmedik. Bütün devlet politikasına, karşımızdaki bütün mekanizmaya, bütün aygıta rağmen, bu kara propagandaya rağmen 61 vekil ile çıktık. Hedefimiz çok daha yüksekti, doğru. Bu konuda başarılı değiliz. Ama onların amacı, bizi tamamen aslında bitirmeye yakın bir noktaya getirmekti.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Yeşil Sol Parti, yeniden yapılanma süreci kapsamında Erzurum’da halk toplantısı düzenledi. Toplantıya Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili ve Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş ile Yeşil Sol Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ da katıldı.

Artı Gerçek’in aktardığı habere göre, Türkiye’nin 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta geleceğini ilgilendiren çok önemli bir seçim yaptığını hatırlatan Beştaş, AK Parti iktidarının 2015’ten sonra MHP ile kurduğu ittifakla başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarına, tüm farklı kimliklere, ezilenlere, kadınlara, gençlere, yoksullara tarihinin en büyük zulüm ve baskı politikasını uygulayarak bugünlere geldiğini belirtti.

HDP’ye açılan kapatma davası sebebiyle seçimlere Yeşil Sol Parti’den girme kararı alındığını anlatan Beştaş, seçimle ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Seçim sonucunda maalesef yine sadece Türkiye toplumunda değil, Kürt toplumunda da sanki ‘öldük, bittik, bundan sonrası yok, yenildik’ gibi psikolojik olarak bir umutsuzluk havası hakim olmaya başladı.

Sadece Erzurum’da, Ağrı’da, Diyarbakır’da değil diğer illerde de bu oluştu. Çünkü AKP ile MHP’yi gönderme konusunda çok geniş, yaygın bir kanaat oluşmuştu. Bütün toplumda oluşmuştu. Bu kadar hırsızlıkla, yolsuzlukla, baskı politikasıyla, ırkçılıkla bu iktidarın devam edemeyeceği yönünde aslında bir görüş birliği vardı. Ne oldu, onu birlikte tartışacağız.”

“Biz yenilmedik”

Eylülün ilk yarısında büyük kongreye gideceklerini belirten Beştaş, bu süreçten yeniden inşa, yapılanma, yenilenme, güçlenme ile çıkmayı hedeflediklerini dile getirdi. Beştaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu toplantı sadece yönetimleri, parti genel merkezini, vekilleri, il ve ilçe örgütlerini ya da belediyeleri eleştirme toplantıları değildir. Aynı zamanda özeleştiri toplantılarıdır. Hepimiz de kendimize dönelim: ‘Biz ne yaptık?.’ Bunu yapmazsak eksik kalırız. Biz yenilmedik. Bunu aklımıza tekrar tekrar koyalım ve düşünelim.

Başarısız olduk, başarılı değiliz daha doğrusu ama yenilmedik. Bütün devlet politikasına, karşımızdaki bütün mekanizmaya, bütün aygıta rağmen, bu kara propagandaya rağmen 61 vekil ile çıktık. Hedefimiz çok daha yüksekti, doğru. Bu konuda başarılı değiliz. Ama onların amacı, bizi tamamen aslında bitirmeye yakın bir noktaya getirmekti.”

Paylaşın

Hackerların Bu Seferki Hedefi CHP: Bir Milyon Üyenin Verileri Çalındı

“Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski ve yeni üyelik verileri internet forumlarında satışa çıktı. Yaklaşık 1 milyon üyenin verisinde, TC Kimlik numaraları ve parti üye numaraları da bulunuyor.

CHP Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Devrim Barış Çelik, göreve geldiği 15 Mayıs’tan bu yana sistemlerinde bir sızıntı olmadığını belirtti. Eski Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’e ise 14 Mayıs’tan sonraki süreçte sorumluluklarını devrettiğini söyledi.

Türkiye’de bir süredir gündemde olan veri güvenliğinin son hedeflerinden biri ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi oldu.

1 milyon 369 bin üyesi olan CHP’de, özellikle 2018’den bu yana veri sızıntısı ve güvenliği tartışılan konulardan. Seçim günlerinde yaşanan veri ve sistem sorunları nedeniyle seçmenler tarafından eleştirilen CHP’de bu sorun 14 Mayıs’ta Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’i koltuğundan etti.

İnternetteki forumlarda, geçtiğimizde günlerde dikkat çeken bir paylaşım oldu: “Güncel CHP datası satılıktır. Sütun sayısı 1 milyondur.”

10Haber’den Hazar Dost’un haberine göre bu verilerin içerisinde CHP’nin yeni-eski üyeleri, il-ilçe yöneticileri gibi detaylar yer alıyor. Satıcılar, verilerin son bir ay içerisinde çekildiğini belirtiyor. Yaklaşık 1 milyon üyenin verisinde, TC Kimlik numaraları ve parti üye numaraları da bulunuyor. Fiyatı ise 7 bin TL.

Sızıntının doğru olup olmadığını doğrulayabilmek için paylaşılan listedeki isimlerden bazılarına açık kaynaklardan ulaşıldığı belirtilen haberde ismi olan kişilerin veri sızıntısındaki bilgilerin doğru olduğunu söylediği aktarıldı.

“Benim dönemimde olmadı”

Konuyla alakalı olarak ulaşılan CHP Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Devrim Barış Çelik, göreve geldiği 15 Mayıs’tan bu yana sistemlerinde bir sızıntı olmadığını belirtirken “14 Mayıs’ta yapılan saldırılardan bir sızıntı olmuş olabilir ama o saldırılar engellenmişti. Benim dönemimde böyle bir şey olmadı” dedi.

“5 yıl boyunca böyle bir şey olmadı”

Veri sızıntısına dair ulaşılan eski Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel ise 14 Mayıs’tan sonraki süreçte sorumluluklarını devrettiğini belirterek “5 yıl boyunca böyle bir sıkıntı yaşamadık. Bu açık, hızlı bir şekilde tespit edilmelidir. Geçmişte de böyle bir ihbar almıştık, biz süreci çok iyi yürütüp, yargıya taşımıştık” dedi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti: Fedakarlık Sırası CHP’de

İYİ Parti’de, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’yle (CHP) olası bir ittifakta “Bu kez onlar fedakarlıkta bulunmalı” yorumu yapılıyor.

İYİ Parti’de CHP’den sadece Adana, Mersin ve Manisa için değil Ankara, Antalya gibi büyükşehir belediyeleri için de “kendi adaylarını desteklemesini bekleyeceğine” işaret ediliyor.

İYİ Parti’de salt CHP ile değil, Millet İttifakı’nın diğer bileşenleriyle de işbirliği olma olasılığını” da konuşuyor. Buna göre, DEVA, Gelecek, Saadet ya da DP’nin adayı daha güçlü ise desteklenebilecek. İYİ Parti’nin adayının güçlü olması durumunda ise bu partilerin de desteği beklenecek. Ancak her koşula göre “öncelik İYİ Parti’nin adaylarında olacak” değerlendirmeleri yapılıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in, partisinin kurultayında CHP’ye yönelik sözleri sonrasında, partinin yaklaşan yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyeceği de tartışılmaya başlandı. CHP ile 2019’daki yerel seçimlerde işbirliği yapan partide “aynı durumun 2024’ün martında yapılacak seçimlerde söz konusu olmayacağı” görüşü yüksek sesle dile getiriliyor.

Bunun en önemli nedenlerinden birinin de “partinin kurumsallaşmasını sağlamak olduğu” kaydediliyor. Aksi halde partinin, “CHP’nin gölgesinde bir parti algısından kurtulamayacağı” ifade ediliyor. Bu nedenle de İYİ Parti’nin CHP’ye karşı “el yükselteceği” ifade ediliyor.

İYİ Parti kanadı, CHP’nin 2019’daki seçimlerde başta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin ve Antalya gibi illeri “İYİ Parti’nin desteğiyle kazandığını” belirtiyor. Ancak buna karşın İYİ Parti’nin, o dönem “fazla fedakârlık yaptığı” da ifade ediliyor. CHP’nin yerel seçimlerde İYİ Parti ile işbirliği yapmak istemesi durumunda 2019’dan farklı olarak “partinin kırmızı çizgilerinin üstünün kalın kalemle çizileceği” kaydediliyor.

Partinin, olası işbirliği halinde CHP’den sadece Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehir için değil Ankara, Antalya gibi büyükşehir belediyeleri için de “İYİ Parti’nin desteklemesini bekleyeceğine” işaret ediliyor.

“Öncelik İYİ Parti’nin adaylarında olacak”

İYİ Parti’de “tek alternatifin CHP olmadığı” da tartışılıyor. Parti yönetimi “il il, ilçe ilçe, belde belde gerekli çalışmaları yaptıktan sonra” belli yerlerde bir adayın isminin öne çıkması durumunda “salt CHP ile değil, Millet İttifakı’nın diğer bileşenleriyle de işbirliği olma olasılığını” da konuşuyor.

Buna göre, DEVA, Gelecek, Saadet ya da DP’nin adayı daha güçlü ise desteklenebilecek. İYİ Parti’nin adayının güçlü olması durumunda ise bu partilerin de desteği beklenecek. Ancak her koşula göre “öncelik İYİ Parti’nin adaylarında olacak” değerlendirmeleri yapılıyor.

Paylaşın

DEVA Partisi’nde İstifa Depremi: Parti Yönetimine Zehir Zemberek Suçlamalar

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin kurucuları arasında yer alan Ramiz Ongun, partisinden istifa ettiğini açıkladı. Ongun, açıklamasında, parti içinde milli hassasiyetlerin önemsenmediğine dikkat çekerek, parti yönetimine zehir zemberek suçlamalarda bulundu.

Haber Merkezi / Ramiz Ongun, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kıymetli yol arkadaşlarım; 1. olağan kongremizde Divan Başkanı olarak yaptığım konuşmada “Biz yeni bir hareketiz, bizi de bekleyen bazı tuzaklar olabilir” sözüyle teşkilatlarımıza dikkatli olmaları hususunda telkinde bulunmuş… Maalesef o tuzakları kuranlar dışardan değil, Deva Partisinin tam merkezinden çıkmıştır. Büyük ümitlerle kurulan Deva Partisinin ise enkaza dönüşmesine sebebiyet vermiştir.

Milli hassasiyetlerin önemsenmediği, istişare kültürünün yok sayıldığı, liyakat anlayışının dışına çıkıldığı, “vesayet” altında olduğu izlenimini üstünden atamayan bir yönetim anlayışının hakim olması nedeniyle, arzu ettiğimiz siyaset anlayışını gerçekleştirme imkanı kalmadığına olan inancım kesinlik kazandığı için kurucusu olduğum Deva Partisinden istifa ediyorum.”

DEVA Partisi

9 Mart 2020 tarihinde Ali Babacan liderliğinde kurulan Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, dünya görüşünü “politikalarını gerçekleştirerek kuvvetler ayrılığı prensibine ve hukukun üstünlüğüne dayanan, tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemiyle hukuk güvenliğini en üst düzeyde sağlayan, katılımcı ve çoğulcu demokrasiye önem veren olarak” tanımlar.

Üçüncü taraf kaynaklar genellikle partiyi liberal muhafazakârlık, Pro-Avrupacılık ve sosyal liberalizm ideolojilerini benimseyen ve merkez sağa yaslanan bir parti olarak tanımlamıştır. Parti siyasi yelpazede kendisini yelpazenin tam ortasında her ideolojiden insanı barındırmayı amaçlayan ‘ana akım’ parti olarak tanımlamaktadır.

Bazı yorumcular, partinin 2002’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) anımsattığını belirtmektedir. Eleştirmenlere göre, parti stratejisini AK Parti tabanı içindeki iki gruptan destek almaya dayandırdı: orta sınıf ve dindar Kürt seçmenler.

Eleştirmenler AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile ittifak halinde olması ve Kürtlere güvenlikçi bir yaklaşım benimsemesi nedeniyle, dindar Kürt seçmenlerin gerçekten yeni bir parti arayışı içinde olduğunu belirterek partinin bu seçmenlere alternatif oluşturduğunu düşünmektedir. Ayrıca Anavatan Partisi’nin (ANAP) devamı olduğu da iddia edilmiştir.

Parti gireceği ilk seçimler olan 2023 genel seçimlerine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden 24 adayla, İYİ Parti listelerinden 1 adayla seçimlere katıldı ve bu adaylardan 15’i seçildi.

Paylaşın

Davutoğlu: Erdoğan, Beni Kullandığı Gibi Onları Da Mı Kullanacak?

Gelecek Partisi (GP) Lideri Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni kabinesiyle ilgili soruya, “Kabinedeki bu insanlar bizim savunduğumuz değerlere göre hareket etmekte özgür olacaklar mı? Yoksa Erdoğan, beni ya da diğer siyasetçileri birkaç ay veya birkaç yıl kullandığı gibi onları da kullanıp, sonrasında tasfiye etmeye mi çalışacak?” şeklinde yanıt verdi.

Ahmet Davutoğlu, Erdoğan’ın gelecek yıl yapılacak yerel seçimlere kadar kabineye getirdiği kişileri kullanacağını, politikaların başarılı olması durumunda övgüyü kendisinin alacağını, başarısız olunursa da bundan göreve getirdiği bakanları sorumlu tutacağını öne sürdü.

Erdoğan’la en son Mart 2018’de görüştüğünü ve kendisine AK Parti’deki ve Türkiye’deki kötü gidişatla ilgili 25-27 sayfalık bir rapor sunduğunu belirten GP Lideri Davutoğlu, “Benim gibi gerçek dostlarıyla çalışmak yerine Bahçeli ve Perinçek’le birlikte olmayı tercih etti. Bu benim onunla son yüz yüze görüşmemdi” dedi.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Londra merkezli dergi Majalla’yla söyleşisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkisini, hükümetin mevcut politikalarını ve 14 Mayıs’taki genel seçimlerin sonuçlarını değerlendirdi.

İbrahim Hamidi’nin gerçekleştirdiği söyleşi, “Erdoğan’ın eski dostuyken rakibine dönüşen Davutoğlu, Türkiye’nin seçim sonrası geleceğini değerlendirdi” başlığıyla dün yayımlandı.

Davutoğlu, seçimlerde Erdoğan’a rakip olarak Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday gösteren Millet İttifakı’nın temelde ülkedeki kutuplaşmayı aşmayı amaçladığını söyledi.

“Altılı Masa” olarak da bilinen ittifakta Gelecek Partisi ve CHP’nin yanı sıra İYİ Parti, Saadet Partisi (SAADET), Demokrat Parti (DP) ve Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) yer alıyordu. İYİ Parti geçen ay ittifaktan ayrıldığını duyurmuş, SAADET ve GP de 6 Temmuz’da ayrı ittifak kurduklarını bildirmişti. Kılıçdaroğlu da perşembe günkü açıklamasında ittifakın seçim amacıyla kurulduğunu ve artık devam etmediğini söylemişti.

“Kutuplaşmayı aşmayı hedefledik”

Davutoğlu, söyleşisinde modern Türkiye tarihinde üç temel siyasi eğilimin olduğunu ve seçimlerde Millet İttifakı’nın bu eğilimlerin yarattığı kutuplaşmayı aşmayı hedeflediğini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türkiye’nin son 200 yıllık modern tarihinde temelde üç ana eğilim vardı: İslami çözümlerin geleneksel değerlerine dayanan muhafazakar eğilim, bu geleneksel değerlerin modern milliyetçi yaklaşımlarla bir bileşimi niteliğindeki milliyetçi eğilim ve de seküler sol eğilim.

Diğer 5 liderle birlikte, 200 yıllık kutuplaşmış bir atmosferin ardından ulusal uzlaşı için bir temel oluşturmak üzere bu siyasi eğilimleri tek masa etrafında bir araya getirmeye çalıştık. Dolayısıyla bu sadece siyasi bir ittifak değildi.

Davutoğlu, aynı gelenekten geldiği Erdoğan’la girdiği seçim mücadelesinde kendisinin “özgürlük odaklı muhafazakarlığı savunduğunu” söylerken, Cumhurbaşkanı’nın “temelde otokratik bir yaklaşımla muhafazakârları ve daha geleneksel değerleri savunduğunu” belirtti.

Gelecek Partisi Genel Başkanı, seçim maratonunda kurdukları ittifaktan şu dersi çıkardıklarını söyledi: Muhalefet sonuç anlamında seçimi kaybetmiş olsa da bu çalışmayla farklı siyasi geleneklerin demokratik bir zeminde bir araya gelebildiğini de göstermiş oldu. Bu çok önemli bir başarıdır.

Hükümetin medyanın yüzde 80 ila 90’ını kontrol ettiğini ve seçimlerin adil bir ortamda gerçekleşmediğini savunan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı: Örneğin ben eski bir başbakanım, sizse bir gazetecisiniz. TRT’de çalışsaydınız, bir gazeteci olarak benim seçimlere ilişkin görüşlerimi duymak isterdiniz, değil mi? Ancak son 7 yıldır TRT benim yüzümü halka hiç göstermedi.

Seçim kampanyası sırasında sesim TRT aracılığıyla halka duyurulmadı, her gün saatlerce Erdoğan’a, Bahçeli’ye, Perinçek’e ve diğerlerine yayın süresi verildi. Burası ulusal bir TV kuruluşu, millete ait çünkü TRT çalışanlarının maaşlarını bizim vergilerimiz ödüyor. Fakat TRT’de muhalefetin sesi çıkmıyor. Bu demokrasi değil, bu adil bir seçim değil.

28 Ağustos 2014 – 24 Mayıs 2016’ta başbakanlık yapan Davutoğlu, ayrıca mevcut başkanlık sistemini “sahte” diye niteleyip, bunun ülkedeki seçim atmosferini ve siyasi iklimi olumsuz etkilediğini savunarak, şu yorumu yaptı:

2017’de parlamenter sistemden başkanlık sistemine değil, başkanlık sisteminin çok özel bir haline geçildiğini unutmayalım. Aslında daha önce yürürlükteki parlamenter sistem de saf bir parlamenter sistem değildi. Yani çok saptırılmış ya da sahte bir parlamenter sistemden, sahte bir başkanlık sistemine geçtik. Ve bu başkanlık sistemine göre güç bizzat başkanın elinde.

“Seçimleri kaybetmesinde üç önemli neden…”

Muhalefetin seçimleri kaybetmesinde üç önemli neden olduğunu belirten Davutoğlu, bunlardan ilkini şöyle açıkladı:

2015’te Türkiye’nin başbakanı olarak iki seçime girdim. Kabinemdeki İçişleri Bakanım, Adalet Bakanım ve Ulaştırma Bakanım seçimden iki ila üç ay önce istifa etti çünkü bu üç bakanlık adil bir seçim için stratejik açıdan önemli bakanlıklardı. Ama şimdi en radikal bakanlar halkı Erdoğan’a oy vermeye itti. Dolayısıyla başarısızlığın arkasındaki nedenlerden biri bu.

27 Ağustos 2014 – 22 Mayıs 2016’ta AK Parti Genel Başkanı olarak görev yapan Davutoğlu, ikinci nedeninse muhalefetin projelerini halka etkili şekilde anlatamamasından kaynaklandığını ifade ederek, “Kendimizi daha iyi tanıtmış olsaydık, daha sonuç odaklı hareket edebilirdik. Bunu yapamadık. Fakat bunu yapabilmek için de basın özgürlüğüne sahip olmanız gerekiyor. Bu anlamda basın özgürlüğü yok” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı, üçüncü olarak Erdoğan’ın “korku iklimi” yaratıp muhalefetin yükselişini engellediğini savunarak, şunları söyledi:

Muhalefet ilerliyordu. Ancak hükümet, halkı muhalefetin kazanmasının terör tehdidini artıracağına ikna ederek bir korku iklimi yarattı. Bu imajı yaratmak için üzerinde oynanmış videolar kullandılar. Erdoğan videoların sahte olduğunu kendisi de kabul etti ama bu görüntüler halk üzerinde psikolojik etki bıraktı. Ayrıca muhalefetin kazanmasının, Türkiye’nin dini değerlerini ve başörtüsü gibi sembollerini tehdit edeceğini de söylediler.

“Bazı kişiler bunu ‘Davutoğlu’nun kabinesi’ diye niteledi”

64 yaşındaki siyasetçi, seçimlerin ardından Erdoğan’ın Hakan Fidan’ı Dışişleri Bakanı, Cevdet Yılmaz’ı Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Yaşar Güler’i Savunma Bakanı ve Mehmet Şimşek’i de Hazine ve Maliye Bakanı olarak atadığına dikkat çekerek, bu isimlerin hepsinin kendi kabinesinde de çalıştığını hatırlatıp, “Bazı kişiler bunu ‘Davutoğlu’nun kabinesi’ diye niteledi” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, 5 Mayıs 2016’da başbakanlıktan istifa ettikten sonra kendisine yakın tüm kişilerin Erdoğan tarafından AK Parti’den tasfiye edildiğini, Cumhurbaşkanı’nın da “tüm gücü elinde toplamak için AK Parti’yi ve Türk siyasi kültürünü otoriterleştirdiğini” savundu.

12 Haziran 2011 – 24 Haziran 2018’de üç dönem milletvekilliği yapan Davutoğlu, Erdoğan’ın yeni kabinesiyle ilgili şu soruyu sordu: Kabinedeki bu insanlar bizim savunduğumuz değerlere göre hareket etmekte özgür olacaklar mı? Yoksa Erdoğan, beni ya da diğer siyasetçileri birkaç ay veya birkaç yıl kullandığı gibi onları da kullanıp, sonrasında tasfiye etmeye mi çalışacak?

Davutoğlu, Erdoğan’ın gelecek yıl yapılacak yerel seçimlere kadar kabineye getirdiği kişileri kullanacağını, politikaların başarılı olması durumunda övgüyü kendisinin alacağını, başarısız olunursa da bundan göreve getirdiği bakanları sorumlu tutacağını öne sürdü.

Erdoğan’la en son Mart 2018’de görüştüğünü ve kendisine AK Parti’deki ve Türkiye’deki kötü gidişatla ilgili 25-27 sayfalık bir rapor sunduğunu belirten Davutoğlu, “Benim gibi gerçek dostlarıyla çalışmak yerine Bahçeli ve Perinçek’le birlikte olmayı tercih etti. Bu benim onunla son yüz yüze görüşmemdi” dedi.

Davutoğlu ayrıca Erdoğan’ın, 2019’daki yerel seçimlerde İstanbul’daki sonuçların geçersiz sayılmasının ardından yeniden başlatılan seçim kampanyasında kendisinden destek istediğini fakat bunu reddettiğini belirtti.

İstanbul’daki seçim sonuçları, AK Parti ve MHP’nin itirazları sonucu Yüksek Seçim Kurulu tarafından iptal edilmişti. Bunun ardından 23 Haziran 2019’da tekrar sandığa gidilmiş, CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti. Davutoğlu söyleşisinde, seçim sonuçlarının iptalini yanlış bulduğunu da ifade etti.

Erken seçim ihtimalinin her zaman masada olduğunu belirten Gelecek Partisi lideri, mevcut hükümetin ülkedeki derin sorunları uzun vadede etkili biçimde çözemeyeceğini düşündüğünü söyledi.

1 Mayıs 2009 – 29 Ağustos 2014’te Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Davutoğlu, Erdoğan’ın artık halkın kalbini kazanamadığını savunarak, “Erdoğan, birlikte çalıştığımız ilk yıllarda modern Türkiye tarihinin en başarılı liderlerinden biriydi ve halk onu seviyordu. Ancak bugün halk ondan korkuyor. Onu seçenler bile bu korku psikolojisiyle ona oy verdi” dedi.

“Arap Baharı’nın kazananı yok. Hepimiz başarısız olduk”

Gelecek Partisi lideri, söyleşisinde 2011’deki Arap Baharı’yla ilgili değerlendirmelerde de bulundu. Davutoğlu, Arap Baharı’nın “mühendisliğini” yapmadığını belirterek, bunun Tunus, Libya ve Mısır gibi ülkelerin iç dinamiklerinden kaynaklanan bir hareket olduğunu söyledi.

“Arap Baharı’nın kazananı yok. Hepimiz başarısız olduk” diyen Davutoğlu, hareketlerin gerçek sonuçlarının incelenebilmesi için olayların üzerinden daha fazla vakit geçmesi gerektiğini belirtti.

Davutoğlu, Suriye’deki iç savaşın barışçıl şekilde sonlanabilmesi için Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2015’te oybirliğiyle kabul ettiği 2254 sayılı kararı uygulaması gerektiğini savundu.

Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazanmasını halinde Esad’la görüşeceğini söylediğini hatırlatan Davutoğlu, yalnızca BMGK kararını uygulaması halinde Esad yönetimiyle ilişkilerin geliştirilebileceğini ifade etti.

Davutoğlu, son dönemde Suudi Arabistan ve İran’ın karşılıklı ilişkileri geliştirmesinin sevindirici olduğunu belirtip, Ortadoğu’da diyaloğun artırılması çağrısı yaparak, şunları söyledi:

Bugün Suudi Arabistan – İran ilişkilerinin geliştirilmesinden, Suudilerle Mısırlıların, Mısırlılarla İranlıların diyalog kurmasından ve Türkiye’nin birçok güçle ilişkilerini geliştirmesinden dolayı çok mutluyum. Yaşanabilir bir bölgesel düzen için çalışmamız gerekiyor.

Benzer bir diyaloğun Rusya ve Ukrayna arasında da oluşturulmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade eden GP lideri, Kremlin ve Kiev’in bölgede belirli bir çerçevede uzlaşıya vararak savaşı sonlandırması gerektiğini belirtti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Engellendi: Çok Sayıda Gözaltı

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 956. hafta eylemi yine polis tarafından engellenirken, çok sayıda kişi kelepçelenerek gözaltına aldı. Çevredeki yurttaşlar gözaltılara tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, 956. hafta eylemlerinde yine polis tarafından engellendi.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın bu haftaki eylemine birçok kentin baro başkanı ve çok sayıda kişi dahil oldu.

İstanbul Barosu önünde bir araya gelen kitlenin Galatasaray Meydanı’na yürümesine polis, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın “yasak” kararını gerekçe göstererek izin vermedi. Polis İstanbul Barosu önünde kitleyi ablukaya aldı.

Ablukadan geçip Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve baro başkanlarına polis müdahale etti. Daha sonra polis çok sayıda kişiyi kelepçeleyerek gözaltına aldı. Çevredeki yurttaşlar gözaltılara tepki gösterdi.

Eylemde gözaltına alınanların isimleri şöyle: Sevil Turgut, Aslı Saraç, Hanife Yıldız, Mikail Kırbayır, İkbal Eren, İrfan Bilgin, Ali Ocak, Meryem Bars, Hasan Karakoç, Ali Tosun, Maside Ocak, Besna Tosun, Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Leman Yurtsever, İsmail Yücel, Nazım Dikbaş, Özge Efe Bakırcı, Meryem Göktepe, Hatice Onaran, Hüseyin Aygül, Hünkar Yurtsever, Salim Derelioğlu ve Ümit Efe

Cumartesi Anneleri/İnsanları sosyal medya hesabından engelleme ve gözaltılara “Hukuk yok, Anayasa yok, toplama özgürlüğü yok. Şiddet var, gözaltı var, kelepçe var” diyerek tepki gösterdi.

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

Akdeniz’de 5,3 Ton Kokain Ele Geçirildi: Geminin Nihai Varış Noktası Türkiye

İtalya’nın Sicilya adası açıklarında 5,3 ton ağırlığında kokaine el geçirildi. Operasyonda iki Tunus, bir İtaya, bir Arnavutluk ve bir Fransa vatandaşı olmak üzere beş kişi gözaltına alındı.

Palau bandıralı ticari geminin, yükünü boşalttıktan sonraki varış noktasının Türkiye olduğunun tespit edildiği açıklandı. Mali polisin açıklamasında, ticari geminin kalkış ve varış limanları belirtilmezken, Albay Gianluca Angelini, geminin nihai varış noktasının Türkiye olarak göründüğünü söyledi.

İtalyalı yetkililer, Sicilya açıklarında gemiler arasında transfer edilen 5,3 ton ağırlığında kokaine el koydu. İtalya’nın mali polis teşkilatı Guardia di Finanza, ele geçirilen kokainin tahmin edilen piyasa değerinin 850 milyon euro (25,4 milyar TL) olduğunu açıkladı.

Reuters’ın haberine göre, İtalya mali polisi, olayla bağlantılı olarak beş kişiyi de gözaltına aldı. Polisin açıklamasına göre, polis, Güney Amerika’dan gelen bir gemiyi takip ediyordu. Gemiye 19 Temmuz Çarşamba günü sabah saatlerinde baskın yapıldı. Bir keşif uçağı, baskın öncesinde söz konusu geminin güvertesinden Sicilya Boğazı’na paketler atıldığını, paketlerin daha sonra bekleyen bir balıkçı teknesi tarafından alınacağını tespit etti.

İtalya polisi, ardından balıkçı teknesini durdurdu ve teknede gizlenmiş kokain paketlerini ele geçirdi. Operasyon sırasında iki Tunus, bir İtaya, bir Arnavutluk ve bir Fransa vatandaşı olmak üzere beş kişi gözaltına alındı. Sicilya Bölge Başkanı Renato Schifani, operasyonu ‘uyuşturucu kaçakçılığına darbe’ olarak nitelendirerek memnuniyetini dile getirdi.

“Geminin nihai varış noktası Türkiye”

Öte yandan, BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın haberine göre, polis yetkilileri, Palau bandıralı ticari geminin, yükünü boşalttıktan sonraki varış noktasının Türkiye olduğunun tespit edildiğini açıkladı. Mali polisin açıklamasında, ticari geminin kalkış ve varış limanları belirtilmezken, BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Albay Gianluca Angelini, geminin nihai varış noktasının Türkiye olarak göründüğünü söyledi.

Balıkçı teknesinin, İtalya’nın güneyindeki Calabria kıyılarından hareket ettiği tespit edildi. Albay Angelini, ‘Plutus’ isimli geminin Güney Amerika’dan, muhtemelen Venezuela ya da Trinidad’dan denize açıldığını belirtti. Geminin 15 kişilik mürettebatı arasında, Türkiye, Azerbaycan ve Ukrayna uyruklu kişilerin olduğu açıklandı.

Nisan ayında da İtalya polisi doğu Sicilya açıklarında yaklaşık 2 ton kokain ele geçirmiş, uyuşturucunun daha sonra başka bir gemi tarafından teslim alınacağı değerlendirilmişti.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Erdoğan’dan “Gabar Petrolü” Yorumu: 2024’te Ekonomiye Yansır

Gabar Dağı’nda keşfedilen petrolle ilgili değerlendirmede bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomiye olumlu yansıması 2024’te başlayacağını söyledi. Erdoğan, “Gabar’daki petrol henüz halkın cebine girmeye başlamadı. Şu anda çıkarma safhasındayız” dedi ve ekledi:

“Ve inşallah bunu çıkarıp da devletin, hazinenin kasasına, kesesine girmeye başladığı andan itibaren Gabar petrolü de süratle inşallah vatandaşımıza yansıyacak. İnşallah en uygunu, ideali neyse biz onu vatandaşımıza yansıtırız. Keşfi yapılan petrolün sisteme girmesi, yakıt olarak kullanılması biraz zaman alacak.”

Akaryakıt zamlarına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “ÖTV’nin maktu olmasından dolayı çok uzun zamandır enflasyon güncellemesi yapılmamıştı. Bu nedenle ÖTV’de böyle bir artışa gidildi” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Körfez ülkeleri ziyaretinden dönüşünde beraberindeki medya mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Şırnak sınırlarındaki Gabar Dağı’nda keşfedilen petrolle ilgili, “Ekonomiye olumlu yansıması 2024’te başlar” dedi. Bu yöndeki soruyu yanıtlayan Erdoğan, “Gabar’daki petrol henüz halkın cebine girmeye başlamadı. Şu anda çıkarma safhasındayız. Ve inşallah bunu çıkarıp da devletin, hazinenin kasasına, kesesine girmeye başladığı andan itibaren Gabar petrolü de süratle inşallah vatandaşımıza yansıyacak. İnşallah en uygunu, ideali neyse biz onu vatandaşımıza yansıtırız. Keşfi yapılan petrolün sisteme girmesi, yakıt olarak kullanılması biraz zaman alacak” dedi.

Şu anda günde 12-13 bin varil üretildiğini belirten Erdoğan bunun 100 bin varile çıkacağını ifade ederek, “Esas itibariyle devreye girme tarihi 2024 sonu diyebiliriz. Yaklaşık 100 kuyu açacağız. Şu anda Türkiye ve civar ülkelerdeki bütün sondaj makinalarını oraya yönlendiriyoruz. Dağlarda kilometrelerce yol yapılıyor. Çok hummalı bir çalışma var” diye konuştu.

Erdoğan, bir soru üzerine son günlerde çok tartışılan Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) yapılan artışısavundu, ayrıca akaryakıt zamlarına değindi. Erdoğan, “ÖTV’nin maktu olmasından dolayı çok uzun zamandır enflasyon güncellemesi yapılmamıştı. Bu nedenle ÖTV’de böyle bir artışa gidildi. Özellikle 6 Şubat depremlerinin getirdiği yoğun mali yük, bu anlamda bütçenin ihtiyaçları kapsamında böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyduk.

Tüm bunlara rağmen akaryakıt fiyatlarında Türkiye, Avrupa’nın en ucuz ülkelerinden biri. Akaryakıtta zaten bir otomatik fiyatlandırma mekanizması var. Dünyadaki fiyatlar çerçevesinde belirleniyor. ÖTV artışıyla yapılan da depremin etkileri, depremle mücadele ile alakalı Türkiye’nin ihtiyaçları kapsamında yapılmış bir vergi düzenlemesidir” şeklinde konuştu.

Yetersiz bulunan emekli maaşlarıyla ilgili soruyu da yanıtlayan Erdoğan, “Emekliler noktasında da yıl sonu itibarıyla yeniden bir değerlendirme yapmamız söz konusu. Memura, işçiye ve emekliye bütçe şartlarını zorlayarak yapabileceğimiz en iyi zammı yaptık” dedi.

Erdoğan, Suriyeli sığınmacıların dönüşleri için Türkiye’nin komşu ülkenin kuzeyinde başladığı konut inşasına değinerek, “Briket evler yapım çalışması devam ediyor. Şu an 100-150 bin briket ev rakamına ulaştık. Bunları yaptıkça da Suriyeli sığınmacı kardeşlerimiz geri dönmeye başladılar. Şu an itibariyle dönüş yapan sığınmacı rakamında 1 milyonu yakalamış olabiliriz. Bundan sonraki süreçte bu daha da artacaktır” dedi.

Katar’ın da söz konusu konut projesini desteklediğini belirten Erdoğan, “Dönüşlerin daha da artacağına inanıyorum. Zaten sığınmacıların gönüllü olarak dönme arzusu çok açık, net ortada. Onlar da topraklarına dönmenin hasreti içerisinde” diye konuştu.

Erdoğan özellikle büyük kentlerdeki kira artışlarına da değindi. Konu üzerinde çalıştıklarını belirten Erdoğan, “Bu çalışmayla da bunların üzerine üzerine gideceğiz. Yani bunların yanına bu kâr kalmayacak. Fahiş kira artışını ve konut fiyatlarını durdurmak için gerekirse ceza uygulamasına da gideceğiz” dedi.

Kira artışlarından dolayı ev sahiplerini suçlayan Erdoğan, “Vatandaşlarımızı açgözlü bir avuç azınlığın kar hırsına kurban edemeyiz. Vatandaşımızın alım gücünü düşürmemek, enflasyona ezdirmemek için yaptığımız zamlara göz diken ev sahipleri bunun bedelini ödemek zorunda kalacak. Hangi konuda olursa olsun fahiş fiyat artışlarına giden, piyasanın dengesini bozan yaptığı davranışın cezasını çekecektir” dedi.

İsveç ve AB ilişkileri

Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğiyle ilgili onay sürecinin Meclis aşamasına geldiğini hatırlatarak, “TBMM çalışma takvimine göre şekil alacak. Görüşmelerimizde İsveç tarafının verdiği sözlerin, garantilerin takipçisi olacağız. İsveç’in atacağı adımlara göre de biz harekete geçeriz. NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahip, NATO’nun adeta lokomotifi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği de Birliğe canlılık ve güç katacaktır. İsveç’in, ülkemizin üzerinde hassasiyetle durduğu terör örgütleriyle mücadele ve teröristlerin iadeleri konusunda somut adım atması kendi lehine olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Körfez Ülkeleri ve Mısır

Erdoğan, Mısır’la ilişkilerin düzeltilmesiyle ilgili soruya verdiği yanıtta, Körfez ülkeleri ziyareti sırasında Kahire’ye yönelik adımların memnuniyetle karşılandığını gördüğünü söyledi.

Erdoğan, “Körfez ziyaretimde liderlerle yaptığımız özel görüşmede gördüm ki Mısır konusunda attığımız adım onları ciddi manada memnun etmiş. Hepsi de bize teşekkür etti. Yani Mısır ile büyükelçilerin atanmış olması, bizler için bölgede yeni bir gelişmenin olması durumudur. Bundan dolayı memnun olduklarını gördüm. Şimdi gerek bakan arkadaşlarımız gerek iş insanlarımız Mısır ile ilişkilerini geliştiriyorlar. Mısır ile ilişkilerin geliştirilmesi özellikle ekonomik potansiyelimizi de ciddi manada artıracaktır” dedi.

Tahıl Anlaşması

Erdoğan tahıl anlaşmasından çekilen Rusya’yı geri döndürmek için diplomatik çabaları yoğunlaştıracaklarını belirterek, “Sayın Putin’in ağustos ayında planlanan ziyareti de gerçekleşirse bu hususları tüm ayrıntısıyla görüşeceğiz. İnanıyorum ki süreç uzamadan, Karadeniz Tahıl Girişiminin devamını sağlayacağız” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın