DİSK, KESK, TMMOB Ve TTB’den ‘Savaşa Hayır’ Eylemi

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Mühendis ve Mimar Odası Birliği (TMMOB), Kadıköy İskele Meydanı’nda savaşa karşı ortak basın açıklaması düzenledi.

Açıklamada savaşın acı ve ölüm getirmesinin yanı sıra emekçinin ekmeğinin küçülmesi, zenginlerin kasalarını doldurması anlamına geldiği vurgulandı, mücadele çağrısı yapıldı. HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu’nun yanı sıra çeşitli siyasi partiler de eyleme destek verdi.

Kadıköy İskele Meydanı’nda gerçekleşen açıklamayı DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu okudu. Çerkezoğlu’nun okudu basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Bir süredir Rusya ile Ukrayna arasında yapay olarak körüklenen gerilim bir haftadır savaşa dönüştü. Rusya’nın saldırılarıyla beraber ağır bir insani yıkımla karşı karşıyayız. Bu çatışmanın kaybedeni Rusya ve Ukrayna emekçileri başta olmak üzere bölge halkları olacaktır.

  • Savaş, ölüm, acı, gözyaşı ve yıkım demektir!
  • Savaş, baskı, şiddet ve sömürünün katmerlenerek artması demektir!
  • Savaş, emekçilerin ekmeği küçülürken zenginlerin kasalarının dolması demektir!
  • Savaş, emeğin haklarının tamamen ortadan kaldırılması demektir!
  • Savaş, iktidarların baskı politikalarına kılıf uydurulması demektir. İnsan haklarının, hukuk ve adaletin hiçe sayılmasıdır!
  • Savaş üzerinde yaşadığımız gezegenin, ekosistemin, doğanın tahrip edilmesi demektir!
  • Savaş daha fazla, açlık, yoksulluk, göç ve dolayısıyla tüm boyutlarıyla sağlıksızlık demektir!
  • Savaş artan ırkçılık, cinsiyetçilik ve ayrımcılık demektir

Öncelikle sivillerin can güvenliğini tehdit eden ağır saldırılar sürerken, Ukrayna’yı terk etmek isteyen herkese tüm komşu ülkeler sınırlarını açmalıdır. Mültecilere sınırları kapatmak veya ırkına, kökenine, inancına göre mülteci seçmek insanlık suçudur.

Savaşı durdurmak için geç değildir.

Rusya kendi halkının sokaklardan yükselen barış taleplerine kulak vermeli, saldırılarını derhal durdurmalıdır.

Ukrayna’daki tüm yabancı güçler geri çekilmeli, Ukrayna’daki tüm halklar kendi gelecekleri hakkında silahların gölgesinden uzak bir biçimde karar verebilmelidir.

Dünya ölçeğinde de tüm askeri paktlar dağıtılmalı, başka ülkelerdeki askeri varlıklar sonlandırılmalıdır.

Silahlanmayı ve yayılmayı esas alan politikalarından vazgeçilmelidir.

Bu talepler doğrultusunda ülkemizi yöneten iktidarın NATO’da genişlemeye yönelik yaklaşımına itiraz ediyoruz. Savaşı değil yaşamı ve barışı savunan bizler Rusya ile nükleer anlaşmalara son verilmesini istiyoruz. Ülke kaynaklarının savaş politikaları için kullanılmasını, saldırgan devletleri vergilerimizle beslemek istemiyoruz.

Farklı emperyalist projelerin ve yayılmacı hayallerin çatışması emekçilere yıkım getirmekte, dünyayı ve halkları felakete sürüklemektedir. Bizler farklı emperyalist kampların yayılmacı tezlerini, savaş gerekçelerini reddediyor, savaşsız, sömürüsüz “başka bir dünya mümkün” diyoruz.

Biz Türkiye’nin emek ve demokrasi güçleri için dünyadaki tüm dostlarımızı savaşa karşı barış, silahlanmaya karşı sosyal haklar, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı halkların kardeşliği, baskıcı iktidarlara karşı demokrasi, emeğin sömürüsüne karşı eşitlik için, “başka bir dünya için” ortak mücadeleye çağırıyoruz.

Paylaşın

TTB: Yeni Kararlar, Daha Fazla Ölümün Habercisi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Pandemi Çalışma Grubu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı yeni pandemi kararlarına ilişkin basın toplantısı yaptı.

Bugün çevrimiçi düzenlenen basın toplantısında, konuşan Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, kararların mevcut şartlarda “ağır bir yenilgi ve pes ediş anlamına geldiğini” belirtti.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dün akşam açıkladığı Kovid 19 önlemleri kapsamındaki açık alanlarda maske zorunluluğu ve HES kodu uygulaması kalktı.

İki yılda 300 bine yakın ölüm, ekonomik çöküş, korumasız bırakılan bireyin intihar yönelimi, eğitimsiz dönemler, 65 yaş üstü nüfusun korunmasız bırakılması gibi sorunları sıralayan Davutoğlu Şenol, kırılgan kesimlere ekonomik ve sosyal olarak büyük bir fatura çıkacağını kaydetti.

“Virüse serbest dolaşım hakkı”

TTB Pandemi Çalışma Grubu üyesi Güçlü Yaman Türkiye’nin yüksek ölüm sayıları ve düşük aşılama oranları ile bu kararları almasını eleştirdi. Prof. Dr. Oğuz Kılınç da kararları “virüse serbest dolaşım hakkı” olarak niteledi.

Dr. Levent Akyıldız, sağlık çalışanlarının büyük bir yük ile karşı karşıya bırakılması, kapalı alanlara dönük herhangi bir havalandırma denetimi olmaması, güçlü bir aşılama teşviki yapılmaması gibi sorunları sıraladı.

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Meltem Günbeği ise kararların, mevcut sağlık politikalarına karşı yürütülen hak mücadelesinin önemini bir kez daha gösterdiğini vurguladı.

“Kaygıyla karşılıyoruz”

Basın açıklamasını, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu:

“Sağlık Bakanı tarafından açıklanan kararları halk sağlığı bakımından kaygıyla karşılıyoruz. Bilimsel dayanaktan yoksun, salgının ülkemizde verili gerçekliği ile bağdaşmayan düzenlemeler; algı yönetimini merkeze alan tutumunun yeni bir adımıdır.

Bu adım, siyasi iradenin salgının başından bu yana halk sağlığını göz ardı eden, fakat ekonomik kaygıları önceleyen politikaların devamıdır. Geçtiğimiz ay içinde sadece resmî açıklamalara göre dahi Kovid 19’dan 7 bin 29 kişi (günlük 251 kişi) hayatını kaybetti.

Şubat ayı, ölüm sayısı açısından 24 aydır süren pandeminin en kötü beşinci ayı olurken, 2022 yılının ilk iki ayındaki ölümler 24 aylık pandemi ölümlerinin yüzde 13’üne; son altı aydaki ölümler ise yüzde 40’ına karşılık gelmektedir.

Aşılama sayıları düştü

Aynı şekilde, günlük aşılama sayılarında sürecin en düşük günlük aşılama sayılarını görüyoruz, aşılamayı teşvik için gerekli çabalardan ve kararlılıktan yoksun bir salgın yönetimi görev başındadır.

Tamamlanmış aşı oranımız halen toplumsal bağışıklık için gereken düzeyden çok uzakta; bilimsel veriler ise maske, mesafe ve havalandırmanın hâlâ kritik önem taşıdığını göstermektedir. Havalandırma konusunda yapılan açıklamada ise “iyi havalandırılan ortamlar”ın hangi yolla denetlenebileceği açık değildir.

Daha önce yapılmamış denetimlerin nasıl sağlanabileceğine, belirlenebileceğine dair düzenleme; kontrol ve farkındalık konusunda somut herhangi bir adım atılmamışken sadece yurttaşın bunu nasıl belirleyebileceği de yanıtlanması gereken sorulardır.

Maske, mesafe, havalandırma ve aşı uyarısı

Tüm yurttaşlarımızı salgının yeterli kontrolünün sağlanmamış olduğu bilgisiyle uyararak gerek kendileri ve sevdikleri gerek toplumsal bakımdan aşılarını tamamlamaya; maske, mesafe, havalandırma önlemlerinin kritik önemini koruduğu konusunda duyarlı, özenli ve dikkatli olmaya; bilime uygun adımlar atılması için taleplerini yükseltmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden 10 Acil Talep

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odaları, “Emek Bizim Söz Bizim” başlıklı mücadele programı kapsamında 14-15 Mart 2022 Büyük G(ö)REV eylemi öncesi 10 acil talebini açıkladı.

İstanbul Tabip Odası (İTO) Sevinç Özgüner Toplantı Salonu’ndaki basın toplantısına, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu katıldı.

Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu-Düzce, Bursa, Çanakkale, Burdur-Isparta, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir-Bilecik, Gaziantep-Kilis, Hatay, İzmir, Kocaeli, Mersin, Muğla, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van-Hakkari ve Zonguldak tabip odalarının yöneticileri de çevrimiçi olarak toplantıya katıldı.

“Haklarımız için mücadeleye devam ediyoruz”

TTB’nin uzun zamandır bir eylem sürecinde olduğunu söyleyerek söze başlayan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Haklarımız için yıllardır mücadele ettik, mücadeleye devam ediyoruz. Geçmişten aldığımız güç ile geleceğe yürüyoruz” dedi.

Hekimlerin, G(ö)REV eylemleri nedeniyle herhangi bir sorun yaşamaları halinde başvuru adresinin TTB ve tabip odaları olduğunu da anımsatan Korur Fincancı, toplumun da bu hak mücadelesinin bir parçası olması gerektiğinin altını çizdi.

Tabip odalarının yöneticileri de basın toplantısında söz aldı. “Emek Bizim, Söz Bizim” başlıklı mücadele programında Beyaz Yürüyüş, Beyaz Forum, 15 Aralık G(ö)REV’i, Beyaz Nöbet ve Beyaz G(ö)REV süreçlerini hatırlatan tabip odaları yöneticileri, hem sağlık çalışanlarının hakları hem de toplumun sağlık hakkı için bu mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti.

Hekimler taleplerini sıraladı

İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, 10 acil taleplerini şöyle sıraladı:

  • TTB’nin önerdiği “Sağlıkta Şiddet Yasası” acilen yasalaşmalı; cezalar tutuksuz yargılanma ve “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” düzenlemelerinin uygulandığı sınırların üzerine çıkarılmalıdır.
  • Kamu hastanelerinde göreve yeni başlayan pratisyen ve asistan hekimler için temel ücret (maaş+sabit ek ödeme) yoksulluk sınırının en az iki katı, uzman hekimler için yoksulluk sınırının en az iki buçuk katı olmalı; sabit ek ödemeler genel bütçeden karşılanmalıdır.
  • Özel sağlık sektöründe çalışan hekimlerin sosyal güvenlik primleri “prim ödeme tavanı” üzerinden çalıştıkları kurumlar tarafından ödenmeli; ücretleri en az yoksulluk sınırının iki buçuk katı olmalıdır.
  • Aile hekimi maaşları en az yoksulluk sınırının iki katına yükseltilmeli; tüm ASM binaları kamu tarafından inşa edilmeli, aynı standartlarda donanımı kamu tarafından sağlanmalı, bütün giderleri Sağlık Bakanlığı’nca karşılanmalı; Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliği geri çekilmelidir.
  • OSGB’lerde çalışan işyeri hekimlerinin ücretleri Türk Tabipleri Birliği’nin belirlediği asgari ücret üzerinden ödenmelidir.
  • Emekli Sandığı, SSK, BAĞ-KUR farkı gözetilmeksizin bütün emekli hekim maaşları (25 yılda emeklilik baz alınarak) pratisyen hekimler için asgari 15.000 TL, uzman hekimler için asgari 18.000 TL’ye çıkarılmalıdır.
  • Çalışma ortamlarımız ve koşullarımız iyileştirilmeli, başta asistanlar olmak üzere bütün hekimlere nöbet ücreti kesilmeden nöbet ertesi izin hakkı tanınmalı, intörn hekim ücretleri en az asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır.
  • COVID-19 “illiyet bağı” aranmaksızın meslek hastalığı sayılmalı, pandemide çalışılan her yıl için 120 gün yıpranma payı uygulanmalı, hekimler için ek gösterge 7.200 olmalıdır.
  • Sağlık sistemi ve kurumsal sorunlar kaynaklı malpraktis davaları ile hekimleri ödeyemeyecekleri tazminatlara mahkûm eden uygulamaların önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Hekimleri de hastaları da mağdur eden, hekimlere karşı şiddet kaynağı olan, halkın sağlığını tehlikeye atan 5 dakikada muayene dayatmasından vazgeçilmeli, hasta randevuları her hastaya en az 20 dakika ayrılacak şekilde düzenlenmelidir.
Paylaşın

TTB Ve Tabip Odalarından ‘8 Şubat’ Çağrısı: Randevu Almayın

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odaları, “Emek Bizim Söz Bizim” sloganıyla başlattıkları mücadele programı kapsamında yarın (8 Şubat 2022) yapılacak “Beyaz G(ö)REV” eylemi öncesi basın toplantısı düzenledi.

İstanbul Tabip Odası’nda (İTO) düzenlenen toplantıda TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Çiğdem Arslan, İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve İTO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Murat Ekmez yer alırken Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Bolu-Düzce, Burdur-Isparta, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir-Bilecik, Giresun, Hatay, İzmir, Kocaeli, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Samsun, Urfa, Tekirdağ ve Van-Hakkari tabip odalarının yöneticileri ise çevrimiçi olarak toplantıya katıldı.

Tabip odalarının temsilcileri topluma “Bu g(ö)rev hepimizin sağlığı için; 8 Şubat’ta randevu almayın, hastanelere bizlerin yanında olmak için gelin” diye seslendi. TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Çiğdem Arslan tarafından okunan basın açıklaması ise şöyle:

“Bugün, dünya ülkeleri arasında en az maaşlardan birini alıp en fazla şiddete uğrayan hekimler ve tüm sağlık çalışanları olarak tabip odalarımızla, sağlık ve emek meslek örgütleriyle birlikte G(ö)REV’deyiz.

Bugün, BAĞ-KUR ve SSK emeklisi hekimlerin aylığı 2.300-4.000 TL arasındadır; pratisyen hekimin yalın maaşı yaklaşık 4.900 TL; 30 yıllık uzman hekimin yalın maaşı 5.800 TL’dir demek için buradayız. Türkiye, 2020 verilerine göre uzman hekim maaşları sıralamasında OECD üye ülkeleri içinde sondan altıncı sırada; pratisyen hekim maaşlarında ise 17 ülke arasında 14’üncü sırada bulunmaktadır. Türkiye’de Sağlık emekçileri yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilmiştir.

“10 yılda göç eden hekim sayısı 24 kat arttı”

Son 10 yılda yurtdışına göç eden hekim sayısı 24 kat artmıştır ve yalnızca geçtiğimiz ocak ayında 197 hekim Türk Tabipleri Birliği’ne yurtdışında çalışma belgesi için başvurmuştur. Bu koşullardan mutsuz olan ve gelecekten endişe duyan meslektaşlarımız yurtdışına göç etmektedir. Yurdumuzda hak ettiğimiz koşullarda ve gelecekten endişe duymadan çalışmak istiyoruz demek için G(ö)REV’deyiz.

Bugün, MHRS’de hastalar aylarca sıra bulamıyor; acil başvuru sayılarımız olağandışı durumlar yaşayan bir ülkede görülebilecek oranlarda; hekimlere/hastalara dayatılan 5 dakikada bir muayene bu sorunu çözmez; bu süre ne muayene ne hasta öyküsü alma ne de tedaviyi hastayla birlikte planlamaya yeter; ancak hastalıkları daha da artırır demek için buradayız. OECD ülkeleri arasında 2020 yılında Türkiye hasta başına düşen hekim sayısında 37 ülke içinde 34. sıradayken KHK, arşiv taraması gibi bahanelerle genç hekimler halen atanmıyor demek için G(ö)REV’deyiz.

“Toplumun da bizlerin de hasta olmaması için…”

Toplumun da bizlerin de hasta olmaması, ölmemesi için COVID-19 pandemisi sürecinde neredeyse hiçbir bilimsel tedbiri almayan iktidar, Sağlık Bakanlığı bugün itibariyle de tüm önlemleri ortadan kaldırarak bilimsel bilgiyi ve tarihsel deneyimleri tamamen yok saymıştır. Bugün, COVID-19’a bağlı hekim ölümlerinde ve hastalanmada Türkiye halen en üst sıralarda iken; iktidar çalışma koşullarımızda hiçbir gerekli önlemi almadığı gibi ölen mesai arkadaşlarımızın da COVID-19’a bağlı öldüğünün kanıtlanmasını bizlerden isteyecek kadar da duygusuzlaşmıştır demek için buradayız. COVID-19 aşısına kadar her 30 dakikada bir sağlık çalışanını bu enfeksiyondan kaybettik. 14 Eylül 2020 yılına kadar COVID-19 vakalarının %14’ü sağlık emekçileridir ki bu sayı dünyada yaklaşık 5 milyon sağlık çalışanına denk gelmektedir ve her geçen gün artmıştır. İşte bu sebeplerden artık yeter COVID-19 Meslek Hastalığı Yasası amasız fakatsız hızla çıkarılmalıdır demek için G(ö)REV’deyiz.

“Sağlığa da yansıyan şiddet dili”

Bugün, pandemiyle beraber daha da derinleşen yanlış sağlık politikaları ve ülkeye olduğu gibi sağlığa da yansıtılan şiddet dili her geçen gün daha da can yakmakta, canımızı almaktadır. Sağlıkta Şiddet Yasa Taslağı sunduk, neden işletilmiyor, ne oldu demek için G(ö)REV’deyiz.

Bugün, 36 saat nöbet sonrası bir hekim arkadaşımızı kaybettik artık böylesi acılar yaşamak istemiyoruz. Uzmanlık eğitimi almak bir haktır ve bu hak keyfiyete, yöneticilerin insafına bırakılamaz demek için G(ö)REV’deyiz.

Tıp öğrencileri

Tıp öğrencilerinin barınma, beslenme gibi temel hakları güvence altına alınmadığı için bir arkadaşımızı kaybettik artık yeter demek için; tıp öğrencileri artık üniversitelerinde öğretim üyesi bulamıyor, liyakate, bilime dayalı akademi istiyoruz demek için G(ö)REV’deyiz.

Ekim ayından beri artık yeter, bıçak kemiği deldi geçti diyerek “Emek Bizim Söz Bizim” eylem süreci başlattık; bizlerin haklı talep ve tepkilerini görmezden gelemeyerek Meclis’e apar topar bir yasa taslağı geldi. Genel kurulda maddeleri bütün partilerin mutabakatıyla kabul edilmişken, komisyon üyeleri tarafından bir gecede buharlaştırıldı, tozlu raflara kaldırıldı. Ne oldu bu yasa tasarısına? Yasanın geri çekilmesini sağlayan partilere, iktidara soruyoruz neden geri çektiniz yasa tasarısını? Daha iyisini getireceğiz dediniz ama iki ayı geçti neden hekimlere/sağlık çalışanlarına bir açıklama yapmıyorsunuz? Hakkımızı aramak için G(ö)REV’deyiz.

“Topluma da sesleniyoruz”

Emek Bizim Söz Bizim” sürecinde sesimizi bir kez daha duyurmak için 26 Ocak-4 Şubat arasında başlattığımız Beyaz Nöbet’te de nöbetimiz sürecinde Meclis’e herhangi düzenleme getirilmezse 8 Şubat’ta bizler için artık G(ö)REV zamanı olacağını belirtmiştik. Bugün buradan duyuruyoruz 8 Şubat’ta G(ö)REV zamanımız gelmiştir! Bunun için G(ö)REV’deyiz.

Topluma da sesleniyoruz: Bu G(ö)REV yalnızca hekimler/sağlık çalışanları için değil, hepimiz için. Artık tıkanan, işlemeyen; 5 dakikada muayenelere, aylarca randevu beklemelere zorlandığınız; özel hastanelere mahkûm bırakıldığınız bir sağlık sistemine birlikte artık yeter diyebilmemiz için G(ö)REV’deyiz.

Bizleri duymak görmek istemeyen emeğimize, haklarımıza, sağlık hakkımıza göz dikmiş iktidara cevabımızı bugün vermek G(ö)REVimizdir. Ve bilmelidirler ki bu emeğimiz ve haklarımız için yapacağımız son, tek günlük G(ö)REV’dir. Başta 14 Mart’a kadar olmak üzere haklarımızı alana kadar “Emek Bizim Söz Bizim” demeye, haklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

Kovid 19 Salgını: Türkiye’de Tam Doz Aşılı Oranı Yüzde 30

Kovid 19’da vakalar katlanarak artarken aşılama oranı ise düşüyor ve yükselen salgına yönelik Sağlık Bakanlığının gündeminde tedbir almak ise yok. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Uzman Doktor Nasır Nesanır, salgının seyri ve Omikron varyantına ilişkin Evrensel’den Kübra Kırımlı’ya dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

Omikron varyantı nedeniyle son beş haftada enfekte olan insan sayısının pandeminin başından bu yana hastalanan insan sayısından daha fazla olduğuna vurgu yapan Nesanır “Omikron’da 2 doz aşıdan 25 hafta sonra koruyuculuk yüzde 9 iken, ek doz aşının yani 3, doz aşıdan 2 hafta sonra koruma yüzde 63’e yükseliyor. Bu durum 2 doz Kovid-19 aşısının Omikron’a karşı yalnızca orta düzeyde ve kısa süreli koruma sağladığını gösteriyor. Türkiye’de tam doz aşılı nüfus oranının yüzde 30’larda olması tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır” dedi.

Hakim varyant Omicron ama…

Çok hızlı bulaşan Omikron’un hastalığa yakaların sayısını kat be kat artırdığını belirten Nesanır “Bu yüzden Omikron hafif seyretse de önemli sayıda hastaneye yatış ve ölüm gerçekleşecektir” dedi. Ocak 2022’de yaşanan ölümlerin önemli bir bölümünün ise Delta varyantı kaynaklı olduğuna belirten Nesanır, hakim varyantın Omikron olmasına rağmen yine de ölümlerin çoğunun Delta varyantı kaynaklı olduğunu söyledi.

3 doz mrna aşısı yüzde 95 koruma sağlıyor

Aşısız ya da eksik aşılıların hem Delta’ya hem de Omikron’a yakalanma riskini fazlasıyla arttırdığını ifade eden Nesanır, “Bu durumda hastaneye yatış ve ölüm oranı da artıyor” dedi. Nesanır, ayrıca 3 doz mRNA aşısının Omikron varyantından hastaneye yatış ve ölümü önlemede yaklaşık yüzde 95, iki doz aşının ise yüzde 80 ila 85 etkili olduğu bilgisini vererek “Herhangi bir iki doz Kovid-19 aşısı ikinci dozundan yaklaşık 6 ay sonra, 50 yaş ve üzerindekilerde ölümlere karşı yüzde 60 koruyor” diye konuştu.

Aşılama belirleyici olacak…

2 doz aşının tam koruma sağlamadığı uzmanların ve DSÖ’nün hatırlatma dozlarının mutlaka yapılması çağrılarına rağmen Türkiye’de aşılama istenilen durumda değil. 2 doz Kovid-19 aşısının semptomatik Omikron enfeksiyonuna karşı yalnızca orta düzeyde ve kısa süreli koruma sağladığını belirten Nesanır “Türkiye’de tam doz aşılı nüfus oranının yüzde 30’larda olması tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır” dedi.

Omikron dalgasında ana belirleyicinin aşı olacağına vurgu yapan Nesanır, “Omikron varyantı nedeniyle ölenlerin çok büyük çoğunluğunun aşısız ve eksik doz aşılı olduğunu göz önüne aldığımızda başta risk grupları olmak üzere aşılamayla ilgili zorunlu düzenlemeler yapılmalı. Bu düzenlemeyi yapan ülkeler Omikron dalgasında daha az sorun yaşayacaklar” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hekimler Meclis Önünde Eylem Yaptı: Bıçak Kemiği Deldi Geçti

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) sağlık çalışanlarının özlük haklarını içeren düzenlemenin Meclis’e getirilmesi için TBMM Çankaya Kapısı önünde eylem yaptı. 8 Şubat’taki ‘Beyaz G(ö)rev’ öncesinde Meclis önünde bir araya gelen hekimlere, CHP, HDP milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri ve sendikalar destek verdi.

TTB Genel Merkezi’nden “Çalışırken ölmek istemiyoruz”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” sloganlarıyla Meclis önüne gelen hekimler, burada açıklama yaptı. Açıklamayı yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Meclis’e getirilen yasa tasarısının neden geri çekildiğini sordu.

Korur Fincancı, “‘Daha iyisini getireceğiz’ dediniz ama iki ayı geçti neden hekimlere/sağlık çalışanlarına bir açıklama yapmıyorsunuz? Meclis’in önünde tüm vekillere emeğimize haklarımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Artık halkın vekilleri için toplumun sağlığına, emeğimize sahip çıkma vaktidir. Artık bizlerin sesine ses verme vaktidir” dedi.

“Sondan altıncı sıradayız”

8 Şubat’ta ‘G(ö)rev’de olacaklarını bir kez daha ifade eden Korur Fincancı, şöyle devam etti: “Bugün, dünya ülkeleri arasında en az maaşlardan birini alıp en fazla şiddete uğrayan hekimleri temsilen, Türkiye’nin dört bir tarafından gelen tabip odalarımızla birlikte onların taleplerini dile getirmek için Meclis önündeyiz.

Bugün, BAĞ-KUR ve SSK emeklisi hekimlerin aylığı 2.300-4.000 TL arasındadır; pratisyen hekimin yalın maaşı yaklaşık 4.900 TL; 30 yıllık uzman hekimin yalın maaşı 5.800 TL’dir demek için buradayız. Türkiye, 2020 verilerine göre uzman hekim maaşları sıralamasında OECD üye ülkeleri içinde sondan altıncı sırada; pratisyen hekim maaşlarında ise 17 ülke arasında 14’üncü sırada (Türkiye’yi Letonya, Meksika ve Litvanya izliyor) demek için buradayız.

2021 Ekim ayı itibariyle son 20 ayda üç bin hekim emekli olmuştur ve bu durum emeklilik oranında önceki döneme göre yüzde 40 artış anlamına gelmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere emekli olan hekimlerin artık çalışmaması değil, çoğunun özel sağlık kuruluşlarında çalışmaya devam etmek zorunda kalması anlamına gelmektedir.

Bugün, özel hastanelerin çoğu kartelleşmiş ve özel hastaneler, hekimlerden kendi şirketlerini kurmalarını, kendi sigorta primlerini yatırmalarını, kendi hekim mesleki sorumluluk sigortalarını yapmalarını istemektedir. Bu yolla özel hastaneler kârlarını daha da artırıp özlük haklarımızı yok saymaktadır. ‘Özellerdeki emek sömürüsüne son’ demek için buradayız.

“Hastalar sıra bulamıyor”

Bugün işyeri hekimlerinin iş ve gelir güvencesi, mesleki bağımsızlığının güvence altına alınmalıdır demek için buradayız. Bugün, son 10 yılda yurtdışına göç eden hekim sayısı 24 kat arttı, yalnızca bir ayda 197 hekim Türk Tabipleri Birliği’ne yurtdışında çalışma belgesi için başvurdu ki bu sayı 2012 yılının toplamında yapılan başvurunun üç katından fazladır demek için buradayız.

Bugün, MHRS sistemlerinde hastalar aylarca sıra bulamıyor; acil başvuru sayılarımız olağandışı durumlar yaşayan bir ülkede görülebilecek oranlarda; hekimlere/hastalara dayatılan 5 dakikada bir muayene bu sorunu çözmez. Bu süre ne muayene ne hasta öyküsü alma ne de tedaviyi hastayla birlikte planlamaya yeter; ancak hastalıkları daha da artırır demek için buradayız. OECD ülkeleri arasında 2020 yılında Türkiye hasta başına düşen hekim sayısında 37 ülke içinde 34. sıradayken KHK, arşiv taraması gibi bahanelerle genç hekimler halen atanmıyor demek için buradayız.

“Hekim ölümlerinde en üst sıradayız”

Toplumun da bizlerin de hasta olmaması, ölmemesi için Covid-19 pandemisi sürecinde neredeyse hiçbir bilimsel tedbiri almayan iktidar ve Sağlık Bakanlığı bugün itibariyle de tüm önlemleri ortadan kaldırarak bilimsel bilgiyi ve tarihsel deneyimleri tamamen yok saymıştır.

Bugün, Covid-19’a bağlı hekim ölümlerinde ve hastalanmada Türkiye halen en üst sıralarda iken; iktidar çalışma koşullarımızda hiçbir gerekli önlemi almadığı gibi ölen mesai arkadaşlarımızın da Covid-19’a bağlı öldüğünün kanıtlanmasını bizlerden isteyecek kadar da duygusuzlaşmıştır demek için buradayız. Covid-19 aşısına kadar her 30 dakikada bir sağlık çalışanını bu enfeksiyondan kaybettik. İşte bu sebeplerden artık yeter Covid-19 Meslek Hastalığı amasız fakatsız hızla çıkarılmalıdır demek için buradayız.

Bugün, pandemiyle beraber daha da derinleşen yanlış sağlık politikaları ve şiddet, her geçen gün daha da can yakmakta, canımızı almaktadır. Sağlıkta Şiddet Yasa Taslağı sunduk, neden işletilmiyor, ne oldu demek için buradayız. Pandemiyle mücadele ancak birinci basamakta kazanılır, şu ana kadar mücadele ancak bizlerin fedakârlıklarıyla yürüdü ancak siz bize “Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği”, aile hekimleri arasındaki adıyla ‘ceza yönetmeliği’ ile teşekkür(!) ettiniz. Artık yeter yönet(e)miyorsunuz demek için buradayız.

Bugün, 36 saat nöbet sonrası bir hekim arkadaşımızı kaybettik artık böylesi acılar yaşamak istemiyoruz. Uzmanlık eğitimi almak bir haktır ve bu hak keyfiyete, yöneticilerin insafına bırakılamaz demek için buradayız. Tıp öğrencilerinin barınma, beslenme gibi temel hakları güvence altına alınmadığı için bir arkadaşımızı kaybettik artık yeter demek için; tip öğrencileri artık üniversitelerinde öğretim üyesi bulamıyor, liyakate, bilime dayalı akademi istiyoruz demek için buradayız.

“Bıçak kemiği deldi geçti”

Sayın Sağlık Bakanı, ekim ayından beri artık yeter, bıçak kemiği deldi geçti diyerek ‘Emek Bizim Söz Bizim’ eylem süreci başlattık. Bizlerin haklı talep ve tepkilerini görmezden gelemeyerek Meclis’e apar topar bir yasa taslağı geldi. Televizyonlardan da gördük ki bu yasa taslağı hakkında icazet almadan konuşamadığınız gibi; taslağın geldiği hızla çekildiğinde de konuşamadınız.

Ne oldu bu yasa tasarısına? Sağlık Bakanı olarak sağlık çalışanlarına sahip çıkamıyorsanız neden of mevkidesiniz? Neden hekimlerin, sağlık çalışanlarının temsilcilerini dinlemekten onların karşısına çıkmaktan bu kadar çekiniyorsunuz? Taleplerimizde ve dile getirdiklerimizde haksız olan bir şey varsa artık siz de konuşun, hekimler sizlerin de sesinizi duysun?

Yasanın geri çekilmesini sağlayan partilere, iktidara soruyoruz neden geri çektiniz yasa tasarısını? Daha iyisini getireceğiz dediniz ama iki ayı geçti neden hekimlere/sağlık çalışanlarına bir açıklama yapmıyorsunuz? Meclis’in önünde tüm vekillere emeğimize haklarımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Artık halkın vekilleri için toplumun sağlığına, emeğimize sahip çıkma vaktidir. Artık bizlerin sesine ses verme vaktidir.

“8 Şubat’ta randevu almayın”

Emek Bizim Söz Bizim” sürecinde sesimizi bir kez daha duyurmak için 26 Ocak-4 Şubat arasında başlattığımız Beyaz Nöbet’te de nöbetimiz sürecinde Meclis’e herhangi düzenleme getirilmezse 8 Şubat’ta bizler için artık G(ö)REV zamanı olacağını belirtmiştik. Bugün buradan duyuruyoruz 8 Şubat’ta G(ö)REV zamanı!

Tüm hekimlere buradan bir kez daha sesleniyoruz: 8 Şubat için hiçbir randevu vermeyin. Mevcut randevuları hastaları mağdur etmeyecek şekilde sağlık hizmetlerini başka günlerde planlayın. Topluma da sesleniyoruz bu G(ö)REV yalnızca hekimler/sağlık çalışanları için değil, hepimiz için.

Artık tıkanan, işlemeyen; 5 dakikada muayenelere, aylarca randevu beklemelere zorlandığınız; özel hastanelere mahkûm bırakıldığınız bir sağlık sistemine birlikte artık yeter diyebilmemiz için: 8 Şubat’ta randevu almayın, hastanelere gelmeyin. Hastanelere G(ö)REV’de bizlerin yanında olmak için gelin.”

Paylaşın

Sağlık Çalışanları ‘Beyaz Nöbet’te

Sağlık çalışanları, şiddete karşı çözüm bulunmaması başta olmak üzere, sorunlarına dikkat çekmek amacıyla “Beyaz Nöbet” eylemi başlattı. Sağlık çalışanları tüm taleplerini TBMM önünde açıkladıktan sonra 8 Şubat’ta greve gidecek.

Türk Tabipleri Birliği’nin aldığı karar doğrultusunda Türkiye genelinde başlatılan “Beyaz Nöbet” eyleminin yapıldığı yerlerden biri de Diyarbakır. Diyarbakır’da eyleme aralarında diğer sağlık örgütlerinin de bulunduğu sağlık platformu da destek veriyor. Platform üyeleri her akşam mesaiden sonra bir hastaneyi ziyaret ediyor. Nöbetçi sağlık çalışanlarıyla bir araya gelen platform üyeleri, sorunları dinleyerek, not alıyor. Platform üyeleri ayrıca, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla siyah kurdele dağıtıyor.

Eylemle ilgili VOA Türkçe’ye bilgi veren Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Elif Turan, platform üyelerine iletilen en önemli sorunun şiddet olduğunu söyledi. Son olarak iki arkadaşlarının bıçaklı saldırıya uğradığına dikkat çeken Turan, talepleri şöyle sıraladı; “Biz onların sesi olmak zorundayız. Bir talepleri varsa onları ileteceğiz. Meclis önünde bir basın açıklaması yapacağız. Taleplerimiz karşılanmazsa, 8 Şubat’ta grevde olacağız. Öncelikli talep, sağlıkta şiddet maalesef. Arkadaşlarımız sürekli beyaz kod (şiddet durumunda aranan numara) vermek zorunda kalıyor. Caydırıcı bir yasa olmadığı içim saldırganlar neredeyse karakola, ön kapıdan girip arka kapıdan çıkıyorlar başta gelen bu. Meselelerden biri de özlük haklarımız, emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Döner sermaye, performans denen, emekliliğe yansıyan ücret alamıyorlar. Emekliliğe yansıyacak tek ücret talebimiz var. Koşullarımızın ağır olması sorunu var. Daha öncede ağırdı ama pandemide daha da ağırlaştı. Güvenli çalışma alanlarımız yok ne yazık ki”

Turan’ın dikkat çektiği saldırı “Beyaz Nöbet” eyleminin başladığı gün Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’nde meydana geldi. Bir hasta ve iki yakını, doktor, hemşire, personel ve güvenlik görevlilerine bıçakla saldırdı. Saldırıda yaralanan olmadı.

“En önemli sorun şiddet”

Eyleme destek veren Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)’nın Şube Eş Başkanı Şiyar Güldiken , sağlık çalışanlarının en önemli sorununun şiddet olduğunu vurguladı. VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Güldiken, Türkiye’de günde ortalama 40 sağlıkta şiddet vakası olduğunu belirtti.

Sağlık çalışanlarının sorunlarının dayanılmaz bir hal aldığını vurgulayan Güldiken “Sağlık emekçilerinin artık dayanamıyoruz dedikleri noktadayız. Buna dikkat çekmek ve kamuoyunda farkındalık oluşturmak, hem bakanlığı, hükümeti bu konuda adım atmaya zorlamak için bir nöbet başlattık. Türkiye genelinde günde ortalama 40 şiddet vakası var. Buna sözlü hakaret dahil değil. Çünkü birçok arkadaşımız artık bunu kanıksadı. Korkunç bir duruma gelmiş. Sağlık emekçileri buna yeter diyorlar. ‘Şiddet varsa biz yokuz’ demiştik, şiddet devam ediyor. Biz de var olmaya devam ediyoruz” dedi.

Güldiken, 8 Şubat’ta da uyarı grevi yapacaklarını hatırlatarak “8 Şubat son bir uyarı grevi yapacağız sonrasında gerçekten ayakta durmayı planlıyoruz. Bunu devam ettirilirse, sağlıktaki şiddet durdurulamazsa, yeterli ve gerekli önlemleri alınmazsa sağlık alanında durduracağız. Sağlıkçı döverek, şiddet uygulayarak, kurtulamayız. Tek bir çaremiz var dayanışmak” diye konuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden ‘Aşı Olun’ Çağrısı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Pandemi Çalışma Grubu bugün yazılı açıklama yaptı: “Tüm yurttaşlarımızı da aşı takvimlerini en hızlı ve kısa sürede tamamlamaya; kendilerine, sevdiklerine, topluma karşı sorumlulukları kapsamında aşılanmaya, aşılarını tamamlamaya davet ediyoruz.”

Açıklamada, “Türkiye 24 Ocak 2022 tarihi itibariyle, toplam olgu sayısında dünyada yedinci; Avrupa’da beşincidir. Bunun yanı sıra ülkemiz, yeni olgu sayısında dünyada dokuzuncu” bilgisi verildi.

“Ölümlerin yüksek seyri devam ediyor”

Sağlık Bakanlığı verilerine göre dahi ölümlerin yüksek seyrinin devam ettiğini belirten TTB, hastaların önemli bölümünün son altı ayda kaybedildiğine dikkat çekti:

“Toplam ölümlerin yüzde 24,2’si 11 Mart 2020 ile 31 Aralık 2020 arasında, yüzde 33,5’i 1 Ocak 2021 ile 30 Haziran 2021 arasında ve yüzde 42,3’ü 1 Temmuz 2021 ile 18 Ocak 2022 arasında kaydedildi.

İlk dokuz ayda bu rakam toplam ölümlerin dörtte birine denk düşerken, son altı ayda ilk dokuz ayın neredeyse iki katına yakın insanımız kaybedildi.”

“Hastaneye yatış ve ölüm riski”

Hastalığın, ileri yaşlar veya bağışıklığı baskılananlar için ağırlaşma olasılığına dikkat çekildi:

“Omicron varyantının daha hafif hastalık beklentisiyle eşleştirilmesi, yaşanan sürecin yıkıcı etkilerini belirginleştirme tehlikesini barındırıyor.

Sağlık Bakanı’nın 24 Ocak 2022’de sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada da hem sağlık sisteminin aşırı yükü hem de tam aşılı olsalar dahi hastalığı ağır geçirebilen gruplar göz ardı edildi.

Özellikle kırılgan gruplarda, aşısız/hatırlatıcı dozu eksik, yetersiz koruyuculuk sürecine girmiş, ileri yaşta, bağışıklığı baskılanmış hastalıkları olanlar varyanttan bağımsız olarak ağır hastalık, hastaneye yatış ve ölüm riskiyle yüzleşiyor.

Beklenti ve dileklerimizi gerçeklerle değiştirip rehavete yol açacak çıkarımların, telafisi zor kayıp ve zorlu süreçlere neden olacağı düşünülüyor.”

Maske-mesafe-havalandırma

TTB, topluma şu çağrıda bulundu:

“Tüm yurttaşlarımızı aşı takvimlerini en hızlı ve kısa sürede tamamlamaya; kendilerine, sevdiklerine, topluma karşı sorumlulukları kapsamında aşılanmaya, aşılarını tamamlamaya davet ediyoruz.

Hava yoluyla bulaşma özelliği artık net olarak ortaya konulan bu etkene karşı salgın koşullarında iyi havalandırılan ortamlarda, maske ve mesafeyi de dikkate alarak sosyal buluşmalarımızı yapma konusunda özenimizden vazgeçmeyelim.”

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden Aşırı Soğuklardan Korunma Önerileri

Aşırı soğuklardan korunma yöntemlerine dair bir açıklama yayınlayan TTB, açıklamasında, “Her türlü kötü koşul gibi yoğun kar ve aşırı soğukları da dayanışma ile atlatabileceğimizi biliyoruz. Biz hekimler, sağlık kurumlarında sizin için görevimizin başında olacağız. Yeterince önlemlerimizi alabilirsek tedaviye gereksinim de kalmayacaktır” ifadelerine yer verdi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), kişisel ve kamusal önerileri de sıralandığı açıklamada şu noktalara dikkat çekti;

Donma Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

Vücudun bir bölümünde soğuk kaynaklı hasara donma denir. En sık olarak evsizlerde, kışın açık havada mahsur kalanlarda, soğukta çalışanlarda, dağcılar ve diğer kış sporlarını yapanlarda görülür. Donma, en çok yüzde, kulaklarda, burunda, parmaklarda ve ayak parmaklarında oluşur ve -15 °C’nin altında risk çok yüksektir.

Donmanın en önemli belirtisi soğuk ve uyuşmuş cilttir. Etkilenen bölge beyaz-grimsi sarı renkte olabilir ve örneğin parmaklar etkilenmişse el becerilerinde bozulma olabilir. Yeniden ısıtmadan sonra ciltte kanlı veya berrak sıvı içeren kabarcıklar oluşabilir. Cildin renginin siyaha dönmesi ise ölü dokuyu temsil eder.

Hipotermi Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

Hipotermi, vücut sıcaklığının 35 °C’nin altına düşmesidir. Titreme ve normal bilinç durumundan, bilinçte bozulmaya ve ölüme kadar giden belirtiler görülebilir. Titreme, bazı hastalarda 30 °C’ye kadar görülebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe titreme kaybolur ve bilinç bozulur. İlk aşamada solunum hızı ve kalp hızı artar, konuşma ve muhakeme bozukluğu görülebilir. Şiddetli hipotermide ise vücut fonksiyonları azalarak ölüme gidiş vardır. Hipotermiden ölümlerde en riskli gruplar; ileri yaş, alkol ve uyuşturucu kullanımı, psikiyatrik hastalık ve evsizliktir.

Hipotermi ve Donmadan Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Kişisel Önlemler:

– Aşırı soğuk ve rüzgârlı havalarda, hava ile mümkün olan en az temas süresi sağlanmalıdır.

– Rüzgâr ve ıslaklık, soğuk stresinin en önemli belirleyicilerindendir. Mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

– İyi beslenmeli, yeterli sıvı alınmalı, alkol ve uyuşturucu kullanılmamalıdır.

– Havaya uygun giyinmek yapılacak en gerekli davranışlardan biridir; eller, ayaklar, kulaklar ve burunun korunması için şapka, kar maskesi veya yüz koruması, bere, eldiven, suya dayanıklı ayakkabılar giyilmelidir. Çok sıkı, yetersiz örten, rüzgâr geçiren ve terlemeye neden olan giysilerin kullanımından kaçınılmalıdır.

– Uzak bölgelere seyahat eden kişiler rotaları ve alternatif rotaları hakkında yakınlarını bilgilendirmelidir. Yola çıkılırken acil durumlar için içerisinde battaniye, yiyecek ve su gibi maddelerin olduğu acil durum seti hazırlanmalıdır.

– Uyuşukluk gibi belirtiler hissedildiğinde mümkün olan en kısa sürede sıcak bir mekâna geçilmelidir.

– Vücutta ıslak olan giysiler varsa çıkarılmalıdır. Su ve metal ile mümkün olduğunca az temas edilmelidir.

– Donma belirtisi varsa, daha kötü hasara neden olabilecek şeylerden kaçınılmalıdır. Donmuş bölge ısıtılırken yakılmamaya dikkat edilmelidir, donduğu düşünülen bölge ovalanmamalıdır. Ayaklarda donma belirtisi varsa, donmuş ayaklar üzerinde yürünmemelidir. Hipotermideki sarsıntılar kalbi etkileyebileceğinden, hipotermi düşünülen kişiler çok sarsılmamalıdır.

– Etkilenen bölgenin ısıtılması için vücut ısısı (örneğin parmaklar koltuk altı ile ısıtılabilir) veya ılık su kullanılabilir. Gerektiğinde veya donma belirtileri düzelmezse hızlıca bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

– Donmayı önlemek için cilde yumuşatıcı merhem veya losyon kullanılmasının, donma riskini artırabileceğini gösteren bilimsel yayınlar olduğu için önermemekteyiz.

Kamusal Önlemler

– Toplumu donma ve hipotermiden koruyabilecek en kıymetli düzenleme; barınma, ısınma, beslenme, ulaşım konusundaki destektir. Toplumun temel ihtiyaçlarına yapılan zamlar geri çekilmeli, hatta bu ihtiyaçlar parasız karşılanmalıdır.

– Evsizlerin barınacağı koşullar kamu eliyle oluşturulmalıdır. Ücretsiz besin ve su sağlanmalıdır.

– Özellikle – 10-15 °C’nin altına düşebilecek sıcaklıklarda ve ulaşımda problemlerin oluşabileceği zamanlarda riskli çalışanlara (sağlık çalışanları dâhil) idari izin verilmelidir. İdari izin verilmeyen çalışanların ulaşımları ücretsiz ve kamu tarafından sağlanmalı, evde bakmak zorunda olduğu kişilerin bakımından kamu sorumlu olmalıdır.

– Oluşabilecek riskler açısından toplum sürekli bilgilendirilerek hazırlıklı olmaları sağlanmalıdır.

– İnsanlar dışında kalan canlıların yiyebilecekleri besinler, su ve barınabilecekleri koşullar kamu eliyle oluşturulmalıdır.

Her türlü kötü koşul gibi yoğun kar ve aşırı soğukları da dayanışma ile atlatabileceğimizi biliyoruz. Biz hekimler, sağlık kurumlarında sizin için görevimizin başında olacağız. Yeterince önlemlerimizi alabilirsek tedaviye gereksinim de kalmayacaktır.

Paylaşın

Prof. Dr. Adıyaman: Sağlık Bakanı Ve Bilim Kurulu Üyeleri İstifa Etmeli

Aşısızlardan seyahat, okullar ve kapalı mekanlarda istenen PCR testi şartının kaldırılmasına tepki gösteren Prof. Dr. Sinan Adıyaman, halk sağlığını tehdit eden bu kararları alan Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu üyelerinin istifa etmesi gerektiğini söyledi.

Sağlık Bakanlığının onayı ve İçişleri Bakanlığının kararıyla Türkiye’de aşısızlardan seyahat, okullar ve kapalı mekanlarda istenen PCR testi şartının kaldırılmasına tepkiler sürüyor.

Evrensel’den Vural Nasuhbeyoğlu’nun haberine göre; Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Sinan Adıyaman, alınan son kararları yönetenlerin salgınla mücadelede havlu atması olarak değerlendirdi. Adıyaman, test yapmadan virüsün tespit edilemeyeceğine işaret ederek “Aramazsanız virüsü bulamazsanız. Türkiye virüsü aramamaya devam ediyor” dedi.

Avustralya’nın aşı olmayan olan ünlü tenisçi Novak Djokovic’in vizesini iptal ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Adıyaman, “Türkiye’de ise bunun tam tersi yapılıyor. Aşı olmayanlara serbestlik sağlanıyor” dedi.

“Saldım çayıra mevlam kayıra durumu”

Alınan son kararlarla virüsün artık Türkiye’de serbestçe dolaşımda olacağını belirten Adıyaman “Baştan beri salgınla mücadelenin epidemiyoloji bilimine uygun yapılması gerektiğini söylüyoruz. Ama Türkiye’de epidemiyoloji bilimi de ağlıyor. Aksine saldım çayıra mevlam kayıra durumu var” dedi.

Şu anda Avrupa’da Türkiye ile aynı nüfusa sahip ülkelerde günlük 250-300 bin vakanın tespit edildiğini dile getiren Adıyaman “Bizde ise 60-70 bin civarında. Vakaların bu kadar yayıldığı bir dönemde PCR testi konusunda zorlanıyor olabiliriz. O zaman da dünyanın yaptığı gibi hızlı antijen kitleri devreye girmeli. Ama Türkiye üretmekle övündüğü hızlı kitleri halk sağlığı için ülkede kullanmak yerine başka ülkelere satmakla övünüyor. Türkiye’de hiçbir alanda bu hızlı kitler kullanılmadı” dedi.

“Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu üyeleri istifa etmeli”

Aşı olmayanlara test zorunluluğunun kaldırılmasıyla bu kişilerde virüs var mı yok tespit edilemeyeceğini belirten Adıyaman, “Artık bu kişilerde koronavirüs var mı yok mu bilemeyeceğiz. Bu kişiler kapalı alanlara girdiklerinde de virüsü yayacaklar. Aşı da yüzde 100 korumadığı için aşı olanlar da bunun ceremesini çekecekler” dedi.

Test zorunluluğu olmadığında HES kodunun hiçbir anlam ifade etmeyeceğini dile getiren Adıyaman, artık vatandaşların kendi önlemlerini alması gerektiğini belirterek, “Kapalı mekanlardan uzak durulmalı, mutlaka koruyucu maske kullanılmalı” dedi.

Adıyaman, halk sağlığını tehdit eden bu kararları alan Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu üyelerinin istifa etmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın