Öfkenizi Kontrol Altına Almak İçin 10 İpucu

Öfke yaygın ve hatta sağlıklı bir duygudur, ancak bununla olumlu bir şekilde başa çıkmak da önemlidir. Çünkü, kontrolsüz öfke hem sağlığınıza hem de ilişkilerinize zarar verebilir.

Haber Merkezi / Öfkenizi kontrol altına almaya hazır mısınız? İşte, öfkenizi yönetmek için 10 ipucu:

Konuşmadan önce düşünün: O anın heyecanıyla, sonradan pişman olacağınız bir şey söylemek kolaydır. Herhangi bir şey söylemeden önce düşüncelerinizi toparlamak için kendinize birkaç dakika ayırın.

Sakinleştikten sonra endişelerinizi dile getirin: Net bir şekilde düşünmeye başladığınız anda, hayal kırıklığınızı çatışmacı olmayan bir şekilde ifade edin. Endişelerinizi ve ihtiyaçlarınızı, başkalarını incitmeden veya kontrol etmeye çalışmadan, açık ve doğrudan bir şekilde dile getirin.

Biraz egzersiz yapın: Fiziksel aktivite, öfkelenmenize neden olabilecek stresi azaltmanıza yardımcı olabilir. Öfkenizin arttığını hissediyorsanız, tempolu bir yürüyüşe veya koşuya çıkın.

Mola verin: Günün stresli olma eğiliminde olduğu zamanlarda kendinize kısa molalar verin. Birkaç dakikalık sessiz zaman, sinirlenmeden veya öfkelenmeden önünüzdeki durumla başa çıkmak için daha hazırlıklı hissetmenize yardımcı olabilir.

Olası çözümleri belirleyin: Sizi sinirlendiren şeye odaklanmak yerine, asıl sorunu çözmeye çalışın. Ayrıca, bazı şeylerin kontrolünüz dışında olduğunu unutmayın. Neleri değiştirebileceğiniz ve değiştiremeyeceğiniz konusunda gerçekçi olmaya çalışın. Öfkenin hiçbir şeyi düzeltmeyeceğini, hatta daha da kötüleştirebileceğini kendinize hatırlatın.

‘Ben’ ifadelerine bağlı kalın: Eleştirmek veya suçlamak gerginliği artırabilir. Bunun yerine, sorunu tanımlamak için “ben” ifadeleri kullanın, saygılı ve açık olun. Örneğin, “Hiç ev işi yapmıyorsun” yerine, “Bulaşıkları yıkamaya yardım etmeden masadan kalktığın için üzgünüm” deyin.

Kin tutmayın: Öfke ve diğer olumsuz duyguların olumlu duyguları bastırmasına izin verirseniz, kendinizi kendi acınız veya haksızlık duygunuz tarafından yutulmuş halde bulabilirsiniz. Sizi öfkelendiren birini affetmek, hem durumdan ders çıkarmanıza hem de ilişkinizi güçlendirmenize yardımcı olabilir.

Gerginliği azaltmak için mizah kullanın: Sizi öfkelendiren şeyle ve muhtemelen işlerin nasıl gitmesi gerektiğine dair gerçekçi olmayan beklentilerinizle yüzleşmenize yardımcı olması için mizah kullanın. Ancak alaycılıktan kaçının; bu, duyguları incitebilir ve işleri daha da kötüleştirebilir.

Rahatlama becerilerini uygulayın: Derin nefes egzersizleri yapın, rahatlatıcı bir sahne hayal edin veya “Rahatla” gibi sakinleştirici bir kelime veya cümleyi tekrarlayın. Ayrıca müzik dinleyebilir, günlük yazabilir veya birkaç yoga pozu yapabilirsiniz; rahatlamayı teşvik etmek için ne gerekiyorsa.

Yardım istemenin zamanını bilin: Öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmek zaman zaman zor olabilir. Öfkeniz kontrolden çıkmış gibi görünüyorsa, pişman olacağınız şeyler yapmanıza neden oluyorsa veya çevrenizdekileri incitiyorsa, öfke sorunları için yardım alın.

Paylaşın

Yüksek Kolesterol Sadece Kilolu Kişilerde Mi Olur?

Kolesterol, vücudun indirim ve hormon üretimi gibi temel işlevler için kullandığı mumsu, yağ benzeri bir maddedir. Karaciğer ihtiyaç olan tüm kolesterolü üretir, ancak vücut hayvansal gıdalar gibi besin kaynaklarından fazladan kolesterol alabilir.

Haber Merkezi / İdeal olarak, toplam kolesterol desilitre başına yaklaşık 150 miligram (mg/dL), LDL (“kötü”) kolesterol yaklaşık 100 mg/dL ve HDL (“iyi”) kolesterol erkeklerde yaklaşık 40 mg/dL, kadınlarda ise yaklaşık 50 mg/dL olmalıdır. 200 ile 239 mg/dL arasındaki daha yüksek seviyeler sınırda, 240 mg/dL’nin üzerindekiler ise yüksek olarak kabul edilir.

“Yüksek kolesterol sadece kilolu kişilerde mi olur?” sorusunun cevabı ise, hayırdır. Kolesterol seviyeleri, kilo durumundan bağımsız olarak çeşitli faktörlerden etkilenebilir.

Yüksek kolesterolün nedenleri:

Genetik faktörler: Ailede yüksek kolesterol öyküsü (familial hiperkolesterolemi) varsa, normal kiloda olan kişilerde de yüksek kolesterol görülebilir.

Beslenme alışkanlıkları: Doymuş yağlar (kırmızı et, tam yağlı süt ürünleri), trans yağlar (işlenmiş gıdalar) ve yüksek şekerli diyetler kolesterolü yükseltebilir.

Hareketsiz yaşam tarzı: Düzenli egzersiz yapmamak, HDL (iyi kolesterol) seviyesini düşürüp LDL (kötü kolesterol) seviyesini artırabilir.

Yaş ve cinsiyet: 40 yaş üstü kadınlarda ve erkeklerde kolesterol seviyeleri doğal olarak yükselebilir. Menopoz sonrası kadınlarda östrojen azalması da kolesterolü etkileyebilir.

Sağlık durumları: Diyabet, hipotiroidizm, böbrek veya karaciğer hastalıkları kolesterolü yükseltebilir.

Sigara ve alkol: Sigara HDL’yi düşürür, fazla alkol ise trigliseridleri artırabilir.

Stres: Kronik stres, kolesterol seviyelerini dolaylı olarak etkileyebilir.

Kimlerde görülebilir?

Normal kilolu kişiler: Genetik yatkınlık, kötü beslenme veya hareketsizlik nedeniyle zayıf veya normal kilolu kişilerde de yüksek kolesterol olabilir.

Zayıf ama sağlıksız beslenenler: Örneğin, fazla fast food veya işlenmiş gıda tüketen zayıf bireylerde kolesterol yüksek olabilir.

Yaşlılar: Yaş ilerledikçe kolesterol metabolizması değişebilir.

Herkes: Kolesterol, sadece kiloyla değil, yaşam tarzı ve genetikle de ilgilidir.

Ne yapılabilir?

Kontrol: Düzenli kan testi ile kolesterol seviyeleri kontrol edilebilir.

Beslenme: Akdeniz diyeti (zeytinyağı, balık, sebze, tam tahıllar) kolesterolü düşürmeye yardımcı olabilir.

Egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz (yürüyüş, bisiklet) önerilir.

Doktor kontrolü: Yüksek kolesterol tespit edilirse, doktorunuz diyet, yaşam tarzı değişiklikleri veya ilaç önerebilir.

Paylaşın

Hippo (Hippolytus) Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 5. yüzyılda yaşayan Hippo’nun kökeni konusunda çelişkili bilgiler vardır: Bazı kaynaklar onun Güney İtalya’daki Rhegium, Metapontum veya Croton’dan olduğunu, bazı kaynaklar ise Samos veya başka bir İyon şehrini işaret etmektedir.

Haber Merkezi / Hippo’nun kökeni konusundaki bu belirsizlik, onun eserlerinin kaybolmuş olması ve sadece diğer filozofların (özellikle Aristoteles, Hippolytus ve Simplicius) yazılarında dolaylı olarak anılmasıyla açıklanabilir.

Hippo, Aristoteles tarafından “Metafizik” adlı eserinde ele alınmış, ancak düşünceleri “değersiz” bulunarak diğer büyük filozoflarla aynı düzeye konmamıştır. Buna rağmen, onun materyalist felsefesi ve evrenin temel unsurlarına dair görüşleri, Sokrates öncesi felsefenin gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır.

Ayrıca, Hippo’nun ateizmle suçlandığı bilinir; komedi yazarı Cratinus’un Panoptae adlı eserinde bu suçlamaya maruz kaldığı belirtilir. İskenderiyeli Clement’e göre, Hippo’nun mezar taşında “Hippo’nun mezarı, kader onu ölümsüz tanrılarla eşit kıldı” yazdığı söylenir, bu da ateizm suçlamasına ironik bir gönderme olarak yorumlanmıştır.

Bu suçlamanın nedeni, muhtemelen Hippo’nun evreni tanrısal güçler yerine doğal süreçlerle açıklama çabasından kaynaklanmaktadır.

Hippo’nun, Thales’in öğrencisi veya onun fikirlerinden etkilenmiş olabileceği düşünülür, çünkü her ikisi de evrenin temel maddesi olarak suyu öne sürmüştür. Ancak, Hippo’nun felsefesi, Thales’inkinden daha biyolojik ve kozmolojik bir çerçeveye sahiptir.

Hippo’nun teorik çalışmaları, Sokrates öncesi filozofların tipik ilgi alanları olan evrenin kökeni (kozmoloji), temel maddeler (arkhe) ve yaşamın doğası üzerine odaklanır. Eserleri günümüze ulaşmadığından, öğretileri Aristoteles’in Metafizik ve De Anima gibi eserlerinden ve Simplicius’un Aristoteles yorumlarından bilinir.

Evrenin Temel Unsurları:

Su ve Ateş: Hippo, evrenin temel unsurları olarak su ve ateşi kabul etmiştir. Simplicius’a göre, Hippo, Thales gibi, suyun her şeyin ilkesi (arkhe) olduğunu savunmuştur. Hippo’nun, ateşin sudan türediğini ve evrenin bu iki unsurun etkileşimiyle oluşturduğunu savunduğu öne sürülmüştür. Bu, Thales’in monist (tek maddeci) yaklaşımından farklı olarak, bir tür ikili (dualist) bir sistem sunmaktadır.

Kozmolojik Görüş: Hippo’nun evrenin oluşumuna dair açıklaması, suyun temel bir madde olarak evrenin yapı taşlarını oluşturduğunu ve ateşin bu sudan türeyerek yıldızlar, gök cisimleri ve diğer fenomenleri meydana getirdiğini içermektedir.

Hippo’nun gökyüzünü “fırın kubbesi” gibi tasvir ettiği belirtilir. Bu, gökyüzünün sabit bir kubbe gibi algılandığı antik kozmolojik modellerle uyumludur ve gece gökyüzündeki yıldızların veya diğer fenomenlerin yapısını açıklamaya yönelik erken bir çabadır.

Gece Gökyüzü Bağlantısı: Hippo’nun su ve ateş teorisi, gece gökyüzündeki yıldızların (ateşle ilişkilendirilen) veya diğer gök cisimlerinin oluşumuna dair ilkel bir açıklama sunabilir. Örneğin, yıldızların parlaklığı antik dünyada genellikle ateşle bağdaştırılırdı. Ancak, Hippo’nun doğrudan astronomik gözlemler yaptığına dair kanıt yoktur; onun kozmolojisi daha çok spekülatif ve felsefidir.

Biyolojik Görüşler:

Nem Teorisi: Hippo, evrenin yapısından çok yaşamın doğasına odaklanmıştır. Ona göre, tüm canlılarda uygun bir nem seviyesi bulunmalıdır ve bu nem dengesi sağlığı belirler. Nem eksikliği veya fazlalığı, hastalıklara yol açar. Bu görüş, Antik Yunan tıbbındaki hümoral teorinin (dört sıvı: kan, balgam, sarı safra, kara safra) erken bir biçimi olarak görülebilir ve daha sonra Hipokrat tarafından geliştirilmiştir.

Hippo, nemin yaşamın temel bir unsuru olduğunu savunarak, evrendeki suyun biyolojik süreçlerdeki rolünü vurgulamıştır. Örneğin, canlı organizmaların suya bağımlılığı, onun evrenin temel maddesi olarak suyu seçmesini desteklemektedir.

Bu teori, gece gökyüzüyle doğrudan bağlantılı olmasa da, evrenin birliğini (kozmik ve biyolojik düzeyde) açıklama çabası olarak düşünülebilir. Örneğin, suyun evrensel bir madde olarak hem yıldızların oluşumunda hem de yaşamın sürdürülebilirliğinde rol oynadığı fikri, Hippo’nun felsefesinin monist yönünü yansıtmaktadır.

Ruhun Doğası:

Akıl ve Su: Hippo, ruhun hem akıl hem de sudan oluştuğunu savunmuştur. Bu, ruhu maddi bir temele oturtan materyalist bir yaklaşımdır ve Demokritos gibi atomcu filozoflarla benzerlik göstermektedir. Ruhun sudan oluşması, onun evrenin temel maddesiyle (su) bağlantısını vurgulamaktadır.

Bu görüş, ruhun fiziksel bir varlık olduğunu ve doğaüstü bir özden ziyade doğal süreçlerle açıklanabileceğini öne sürmektedir. Hippo’nun bu materyalist yaklaşımı, onun ateizmle suçlanmasının bir nedeni olabilir, çünkü ruhu tanrısal bir varlık olarak görmeyi reddetmiştir.

Gece gökyüzü bağlamında, ruhun suyla ilişkilendirilmesi, evrenin birliğini ve maddi doğasını açıklama çabasını destekler, ancak doğrudan astronomik bir teori sunmamaktadır.

Materyalizm ve Determinizm:

Hippo’nun felsefesi, evrendeki her şeyin maddi süreçlerle açıklandığı bir materyalist dünya görüşüne dayanmaktadır. Hippo, Tanrısal müdahaleler yerine, evrenin su ve ateş gibi fiziksel unsurlarla işlediğini savunmaktadır. Bu, onun ateizmle suçlanmasının temel nedenlerinden biridir.

Determinizm konusunda, Hippo’nun evrendeki olayların doğal nedenlere bağlı olduğunu savunduğu düşünülmektedir, ancak bu konuda açık bir alıntı yoktur. Yine de, materyalist yaklaşımı, rastlantısal olayları reddeden ve her şeyin doğal bir nedensellik zinciriyle gerçekleştiğini ima eden bir felsefeyi desteklemektedir.

Bu materyalist bakış açısı, gece gökyüzündeki fenomenleri (örneğin, yıldızların hareketleri veya meteorlar) tanrısal irade yerine doğal süreçlerle açıklama çabasını yansıtmaktadır. Bu, modern bilimin doğuşuna zemin hazırlayan erken bir adım olarak görülebilir.

Ateizm Suçlaması

Hippo’nun ateizmle suçlanması, onun evreni tanrılar yerine doğal süreçlerle açıklama çabasından kaynaklanmaktadır. Antik Yunan’da, doğaüstü açıklamaları reddeden filozoflar sıkça dinsizlikle suçlanmıştır (örneğin, Anaksagoras ve Sokrates). Hippo’nun bu suçlamaya maruz kalması, onun materyalist felsefesinin radikal doğasını göstermektedir.

Ateizm suçlaması, Hippo’nun gece gökyüzündeki fenomenleri (yıldızlar, gezegenler) tanrısal güçlere atfetmek yerine fiziksel unsurlarla (su ve ateş) açıklama girişiminde bulunmuş olabileceğini düşündürmektedir. Ancak, bu konuda kesin bir kanıt bulunmamaktadır.

Paylaşın

Böbrek Hastalığı Cilt Kaşıntısına Neden Olabilir Mi?

Böbrekler, vücudun sağlıklı kalmasında önemli bir rol oynarlar. Böbrekler, kanı temizler, kalsiyum ve fosfor gibi mineralleri dengeler ve fazla sıvıyı vücuttan atarlar.

Haber Merkezi / Böbrekler düzgün çalışmadığında, atık ve fazla mineraller vücutta birikirler. Bu durum, cilt kaşıntısı da dahil olmak üzere birçok sağlık sorununa neden olabilir.

Kronik böbrek hastalığı (KBH) olan kişilerde, özellikle de ileri evrede olanlarda veya diyalize girenlerde, en sık görülen şikayetlerden biri cilt kaşıntısıdır. Bu duruma pruritus denir.

Peki neden olur?

Başlıca nedeni, kanda atık birikmesidir. Normalde böbrekler bu atıkları atar, ancak böbrekler düzgün çalışmadığında bu zararlı maddeler vücutta kalır ve ciltte kaşıntıya neden olabilir.

Kuru cilt de bir diğer sorundur. Kalsiyum ve fosfor dengesi bozulduğunda cilt kuruyabilir ve kaşınmaya daha yatkın hale gelebilir. Kuruluk ve atık birikimi bir araya geldiğinde kaşıntı daha da kötüleşebilir.

Yapılan araştırmalar, diyaliz tedavisi gören birçok kişinin bu kaşıntıyı yaşadığını ortaya koymuştur. Hafif bir rahatsızlıktan günlük yaşamı etkileyen şiddetli bir duruma kadar değişebilir.

Bu kaşıntı uyumayı zorlaştırabilir, strese ve hatta depresyona yol açabilir. Bazıları için bu rahatsızlık, böbrek hastalığıyla yaşamanın en zor yanlarından biri haline gelebilir.

Böbreklerden kaynaklı cilt kaşıntısını tedavi etmek zor olabilir. Kremler ve nemlendiriciler yardımcı olabilir, ancak sorunun nedenini ortadan kaldırmaz.

Kaşıntıyı azaltmanın daha iyi yolu, fosfor seviyelerini kontrol etmektir. Bu, sağlıklı bir beslenme, fosfor bağlayıcı haplar ve diyalizle sağlanabilir.

Cilt bakımı da çok önemlidir. Böbrek rahatsızlığı olan kişiler yumuşak sabunlar kullanmalı, sıcak duştan kaçınmalı, her gün nemlendirici kremler sürmeli ve daha fazla hasarı önlemek için cildi kaşımamaya çalışmalıdır.

Sonuç olarak, cilt kaşıntısı, böbrek hastalığının yaygın ancak genellikle gözden kaçan bir belirtisidir.

Paylaşın

CHP’li Belediyelere Yönelik Operasyonlara Destek Yüzde 32.2

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyelere yönelik gerçekleştirilen yolsuzluk operasyonlarını olumlu karşılayanların oranı yüzde 32.2, olumsuz bulanların oranı ise yüzde 57.3 oldu.

AREA Araştırma dikkat çekici bir kamuoyu yoklaması yaptı. 17-21 Temmuz tarihleri arasında 26 il ve 87 ilçede yapılan anket, 2 bin kişiyle yüz yüze görüşülerek hazırlandı.

Gazeteci Aytunç Erkin’in Nefes’teki köşesinde aktardığına göre; katılımcıların yüzde 58.3’ü iktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ver Demokrasi” adını verdiği süreci olumlu karşıladığını belirtirken, olumsuz bulanların oranı yüzde 34 oldu. Yüzde 7.7’lik bir kesim ise fikir belirtmedi.

PKK’lıların silahlarını yakmasına ilişkin görüntüleri olumlu bulanların oranı yüzde 55.6 olurken, yüzde 38’i olumsuz yaklaştı. Görüş bildirmeyenler yüzde 6.4’te kaldı.

Sürecin nasıl sürdürülmesi gerektiğine dair soruya verilen yanıtlarda, yüzde 52.1 demokratik müzakereyi savunurken, yüzde 36.9 askeri yöntemleri tercih etti. Yüzde 11 ise görüş belirtmedi.

Katılımcıların yüzde 53.9’u sürecin “dış politika dengeleri gözetilerek atılmış önemli bir adım” olduğu görüşünü paylaştı. Bu ifadeye katılmayanların oranı yüzde 40.9 oldu.

Ankette partilerin İmralı Süreci’ne yönelik tutumları da değerlendirdi. Vatandaşların verdiği yanıtlara göre süreçte en büyük desteği CHP aldı.

CHP’nin yaklaşımını olumlu bulanların oranı yüzde 56.4, olumsuz bulanların oranı yüzde 38.7.

AKP’nin politikaları yüzde 48 olumlu, yüzde 47.5 olumsuz karşılandı.

DEM Parti’ye destek yüzde 46.9, karşıtlık yüzde 45.1.

MHP’nin yaklaşımını olumlu görenler yüzde 40.8, olumsuz bulanlar yüzde 53.4.

İYİ Parti’nin tutumunu olumlu bulanlar yüzde 41, olumsuz bulanlar yüzde 53.7.

İYİ Parti’nin meclis komisyonuna üye vermeme kararına destek yüzde 43.7, karşı çıkanlar yüzde 49.3.

Kasım 2023’teki CHP kurultayına ilişkin “şaibeli” değerlendirmesine katılanların oranı yüzde 24.8’de kalırken, yüzde 57.9 “CHP yönetimi meşrudur” dedi.

CHP’li belediyelere dönük yolsuzluk operasyonlarını olumlu karşılayanların oranı yüzde 32.2, olumsuz bulanlar yüzde 57.3 oldu.

Mansur Yavaş’ın tavrı destek gördü

Ankara Büyükşehir Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda yaptığı “Ekrem Başkan bu durumdayken benim adaylıktan söz etmem ayıptır. Önemli olan bu anlayıştan kurtulmak. Beni, seni yok. Birimiz yapsın da kim yaparsa yapsın” tavrı da seçmen nezdinde ölçüldü.

Yavaş’ın açıklamasına destek yüzde 58 olurken, karşı çıkanların oranı yüzde 35.6’da kaldı.

Araştırmada siyasetçilerin genel beğeni düzeyleri de ölçüldü. Verilen oranlar şu şekilde:

Mansur Yavaş: Yüzde 60.5 olumlu, yüzde 33.1 olumsuz

Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 45.2 olumlu, yüzde 49 olumsuz

Ekrem İmamoğlu: Yüzde 44.8 olumlu, yüzde 48.1 olumsuz

Özgür Özel: Yüzde 42 olumlu, yüzde 50.9 olumsuz

Devlet Bahçeli: Yüzde 38.6 olumlu, yüzde 56.2 olumsuz

Müsavat Dervişoğlu: Yüzde 38.1 olumlu, yüzde 48 olumsuz

Ümit Özdağ: Yüzde 36.6 olumlu, yüzde 53.5 olumsuz

Yavuz Ağıralioğlu: Yüzde 33.3 olumlu, yüzde 45 olumsuz

Fatih Erbakan: Yüzde 31.9 olumlu, yüzde 57.7 olumsuz

Tuncer Bakırhan: Yüzde 18.6 olumlu, yüzde 59.6 olumsuz

Paylaşın

Seçim Anketi: CHP, AK Parti’nin 2,3 Puan Önünde

Son seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 2,3 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 32,5’i CHP’ye oy vereceklerini, yüzde 30,2’si ise AK Parti’ye oy vereceklerini belirtti.

Haber Merkezi /Katılımcıların, yüzde 8,6’sı MHP’ye, yüzde 7,7’si DEM Parti’ye ve yüzde 5,1’i de Zafer Partisi’ne oy vereceklerini belirtiler.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

PİAR Araştırma şirketinin temmuz ayı anketine göre partiler oy oranlarını büyük ölçüde koruyor.

26 ilde 3 bin 160 katılımcıyla 7 – 9 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen ankette, “Bu pazar genel seçim olsa oy vermeyi düşündüğünüz parti hangisidir?” sorusu yöneltildi.

CHP, yüzde 32,5 oy oranı ile birinci parti konumunu sürdürürken, AK Parti’nin oy oranı yüzde 30,2’de kaldı.

Kararsızlar dağıtıldığında ise tablo şu şekilde oluştu:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 32,5
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 30.2
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 8,6
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,7
Zafer Partisi: Yüzde 5,1
İYİ Parti: Yüzde 4.6

Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3.8
Yerli ve Milli Parti (YMP): Yüzde 1,5
Saadet Partisi: Yüzde 1,4
Türkiye İşçi Partisi (TİP): Yüzde 1,2
Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi): Yüzde 0,8
Diğer: Yüzde 2,6

Paylaşın

Beyin Şekeri Metabolizması Alzheimer’ın Anahtarı Olabilir Mi?

Alzheimer, ilerleyici bir nörodejeneratif bozukluk olup, genellikle yaşlılarda görülen en yaygın demans türüdür. Alzheimer, beyinde beta – amiloid plakları ve tau protein yumaklarının birikmesiyle karakterizedir. Bu, nöron kaybına ve sinaptik bağlantıların bozulmasına yol açar.

Haber Merkezi / Alzheimer’ın başlıca belirtileri hafıza kaybı, bilişsel gerileme, dil ve problem çözme becerilerinde zorluk, davranış değişiklikleridir. Hastalık ilerledikçe günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürme yeteneği kaybolur. Alzheimer’ın kesin tedavisi yoktur, ancak bazı ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri semptomları hafifletebilir veya ilerlemeyi yavaşlatabilir.

Beyin şekeri metabolizmasının Alzheimer hastalığında önemli bir rol oynayabileceği hipotezi, son yıllarda bilimsel araştırmalarda dikkat çeken bir konudur. Alzheimer, beyinde beta – amiloid plakları ve tau protein yumakları birikimiyle karakterize edilirken, enerji metabolizmasındaki bozuklukların da hastalığın gelişiminde kritik olabileceği düşünülüyor. Özellikle glikoz metabolizması, beynin enerji ihtiyacını karşılamada temel bir rol oynar ve bu süreçteki aksaklıklar, nöronal işlev kaybına katkıda bulunabilir.

Beyin, enerji ihtiyacının büyük kısmını glikozdan sağlar. Alzheimer hastalarında, beyin bölgelerinde (özellikle hipokampus ve kortekste) glikoz kullanımında azalma gözlemlenmektedir. Bu durum, “beyin hipometabolizması” olarak adlandırılıyor ve hastalığın erken evrelerinde bile tespit edilebiliyor (örneğin, PET taramalarıyla). Bu metabolik bozukluk, beta – amiloid birikiminden önce ortaya çıkabiliyor, bu da glikoz metabolizmasının hastalığın bir sonucu değil, potansiyel bir nedeni olabileceğini düşündürüyor.

Alzheimer bazen “Tip 3 diyabet” olarak adlandırılıyor çünkü beyindeki insülin direnci, glikoz kullanımını bozarak nörodejenerasyona katkıda bulunabilir. İnsülin sinyal yolaklarındaki bozukluklar, beta – amiloid ve tau patolojilerini artırabilir. Diyabet hastalarında Alzheimer riskinin daha yüksek olması, bu bağlantıyı destekliyor.

Glikoz metabolizması, mitokondrilerde enerji üretimine (ATP) bağlıdır. Alzheimer hastalarında mitokondriyel disfonksiyon, oksidatif stres ve enerji eksikliği, nöronal hasarı hızlandırabilir. Bu durum, beyin hücrelerinin enerji açlığına yol açarak sinaptik işlev kaybına ve bilişsel gerilemeye katkıda bulunabilir.

Paylaşın

Seçmenden Siyasilere Net Mesaj: Gerginliği Düşürün

Metropoll’ün anketine katılan katılımcıların yüzde 81,1’i siyasette gerginliğin düşürülmesi gerektiğini yüzde 10,7’si de gerginliğin düşürülmemesi gerektiğini düşünüyor.

Türkiye siyasetinin, 19 Mart’tan bugüne aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 12 belediye başkanının tutuklanmasıyla tırmanan yüksek tansiyonu, seçmen nezdinde ortak bir “normalleşme” talebi doğurdu.

Alanında önde gelen araştırma şirketlerinden Metropoll, Mayıs ayında yaptığı “Türkiye’nin Nabzı” araştırmasında, toplumun siyasi kutuplaşmaya bakışını ölçtü. Ortaya çıkan sonuçlar, seçmenlerin parti kimliklerinden bağımsız olarak, siyasette uzlaşı ve sükûnet arayışında olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.

Metropoll’ün, “Siyasette gerginliğin düşürülmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Türkiye genelindeki katılımcıların yüzde 81,1’i “Evet” yanıtını verdi. Bu oran, toplumun ezici bir çoğunluğunun mevcut siyasi iklimden duyduğu rahatsızlığı gözler önüne seriyor.

Anketin en çarpıcı bulgusu ise, bu talebin siyasi yelpazenin tamamına yayılmış olması. Parti bazında dağılıma bakıldığında, tüm seçmen gruplarının benzer bir eğilimde olduğu görülüyor:

CHP Seçmeni: Yüzde 86,5
MHP Seçmeni: Yüzde 80,9
İYİ Parti Seçmeni: Yüzde 80,5
DEM Parti Seçmeni: Yüzde 75,1
AK Parti Seçmeni: Yüzde 74,8

Özellikle iktidar bloğunu oluşturan partilerin seçmenlerinin de çok yüksek oranlarda “gerginlik düşürülsün” demesi, bu beklentinin sadece muhalif bir talep olmadığını, aksine toplumsal bir konsensüse dönüştüğünü gösteriyor.

Azınlık ne düşünüyor?

Ankete göre, siyasetteki gerginliğin düşürülmemesi gerektiğini düşünenlerin oranı yalnızca %10,7’de kalırken , “siyasette gerginlik yok” diyenlerin oranı ise %6,2 olarak ölçüldü. Bu veriler, mevcut kutuplaşma ve çatışma dilini onaylayanların toplumda oldukça sınırlı bir kesimi temsil ettiğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı Görmek İsteyenlerin Oranı Yüzde 19

Panorama’nın yalnızca aboneleriyle paylaştığı ankete göre; Erdoğan’ı cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenler oranı, şubat ayında yüzde 17 iken şimdi yüzde 19’a çıktı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki “Cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li siyaset girdabında telef olup gidecek?” sözleri tepkilere neden oldu.

Gazeteci Ertuğrul Özkök “Aynı saatlerde önüme gelen ankete bakarsanız durum pek öyle görünmüyor” diyerek Erdoğan’ı kızdıracak anketin sonuçlarını yazdı. Ertuğrul Özkök, Panorama’nın yalnızca aboneleriyle paylaştığı anketin sonuçlarından bazı bölümleri bugünkü yazısında paylaştı.

Şubat ayında Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenlerin oranı yüzde 15’ten yüzde 24’e yükseldi. Aynı dönemde Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenler de yüzde 17’den yüzde 19’a çıkmış.

19 Mart’taki gözaltı ardından tutuklama Ekrem İmamoğlu’na 8 puandan çok getirirken, Erdoğan’a da 2 puan getirmiş. Şubat ayı anketinde AK Parti ve CHP oyları yüzde 24 düzeyindeyken şubattan nisana geçen sürede CHP oyları 6 puan artarak yüzde 30’un üzerine çıkmış. AK Parti ise oylarını üç puan artırdı.

Özkök sonuçlara dair, “19 Mart depremi en çok İmamoğlu ve CHP’ye yaramış. Ama AK Parti’nin durumunu da konsolide etmiş. Anlayacağınız şu aşamada kutuplaşma CHP ve AK Parti’ye yarıyor…” yorumunu yaptı.

2023’te oy kullanmayan ve 2028’de kullanacak olan gençler arasında CHP’nin oyu 1’e 3 farkı açmış durumda. Yeni seçmenin yüzde 20’si AK Parti derken yüzde 60’ı CHP diyor.

Ankete göre AK Parti düşük gelirlilerden de oy almaya başladı. Özkök’e konuşan Panaroma Araştırma şirketi Genel Müdürü Osman Sert, şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti ve CHP arasındaki oylar, döneme ve siyasal gelişmelere göre yükselip alçalabiliyor. Ama bunun dışında her iki partinin oy tabanında da yapısal değişimler görülmeye başlandı. Eskiden eğitim seviyesi yükselirken CHP’nin oyu artar gelir seviyesi düştükçe AK Parti’nin oyu artardı. Son dönemde bu ezber ciddi anlamda bozulmuş durumda.”

Paylaşın

Almanya Seçimlerinde Zafer Muhafazakarların

Almanya’da yapılan genel seçimlerde merkez sağ muhalefet lideri Friedrich Merz, zaferini ilan etti. Merz, mümkün olan en kısa sürede koalisyon hükümeti kurmayı hedeflediğini söyledi.

Haber Merkezi / Merz, aşırı sağcı AfD ile koalisyon kurmaya karşı olduğunu yineledi. Merz, politikalarının, bu partinin politikalarıyla örtüşmediğini vurguladı.

Dış politikadaki amacın Avrupa’yı güçlendirerek ABD’den bağımsızlığını elde etmek olduğunu belirten Merz, “Avrupalılar için mutlak öncelik iletişim kurmak ve birlik olmaktır,” ifadelerini kullandı.

Partisi içindeki birçok devlet ve hükümet başkanıyla yakın temas halinde olduğunu teyit eden Merz, ayrıca Amerikan hükümetinin bazı bölümlerini de eleştirerek, “Amerika’dan gelenler konusunda hiçbir yanılsamaya kapılmamalıyız. Elon Musk’ın seçim kampanyasına müdahalesi, Moskova’nın müdahalesi kadar dramatik ve çirkindir” dedi.

Friedrich Merz’in liderliğini yaptığı merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) oyların yüzde 29’un aldı.

Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) desteğini neredeyse ikiye katlayarak, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana aşırı sağcı bir parti için en güçlü sonucu elde etti.

AfD’nin başbakan adayı Alice Weidel, partisinin “tarihi bir başarıya” imza attığını söyledi. Weidel, “CDU ile koalisyon müzakerelerine açık olduklarını” söyledi.

“Halkın iradesini, Almanya’nın iradesini hayata geçirmek adına elimizi bir hükümette yer almak için her zaman uzatacağız” diyen AfD lideri, “Aksi halde Almanya için bir siyasi değişim mümkün olmaz” diye konuştu.

Weidel, Federal düzeyde hiç bu kadar güçlü olmadıklarının altını çizerek, “Artık bir halk partisi olarak kendimizi sağlam bir şekilde konumlandırdık” dedi.

Başbakan Olaf Scholz’un liderliğindeki sosyal demokrat SPD, seçimi tarihindeki en kötü sonuçla, oyların sadece yüzde 16’sını alarak tamamladı. SPD, 2021’deki seçimde yüzde 25,7 oy alarak birinci parti olmuştu.

Olaf Scholz, yeni kurulacak hükümette herhangi bir bakanlık görevini üstlenmeyeceğine işaret ederek, “Benim için çok net: Ben sadece Almanya Başbakanlığı için aday oldum, hükümette başka bir görev için değil” diye konuştu. Scholz, olası koalisyon görüşmelerinde de yer almayacağını söyledi.

SPD’li Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, partisinin Federal Meclis seçimlerindeki performansını “yıkıcı, felaket bir sonuç” olarak nitelendirdi. Kamu televizyonu ARD’ye konuşan Pistorius “Bu görmezden gelinecek bir durum değil” dedi.

Hükümeti kurma görevinin seçimlerin galibi Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin başbakan adayı Friedrich Merz’e verileceğine dikkat çeken Pistorius, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) koalisyon müzakerelerine hazır olduğunu dile getirdi. Pistorius, SPD parti yönetiminin ve Başbakan Olaf Scholz’un geleceği hakkında ise yorum yapmak istemedi.

“Partisindeki kişilere ilişkin spekülasyon yapmanın zamanı olmadığını” ifade eden Pistorius, partisi içinde koalisyon görüşmelerinde öncü rol oynayabileceği mesajı verdi. Pistorius, şimdi Hristiyan Birlik partilerinin görevinin demokratik partileri bir araya getirmek olduğunu ifade etti.

Yeşiller’in ve Başbakan adayları Robert Habeck’in oy oranı ise ilk tahminlere göre yüzde 13,3 olarak belirlendi. Yeşiller, geçen seçimde yüzde 14,8 ile üçüncü sırada yer almıştı.

Robert Habeck, CDU lideri Friedrich Merz’e koalisyon görüşmeleri yaklaşmayacağını ifade etti. Hükümeti kurma görevini üstlenin Merz’de olduğunu kaydeden Habeck, “Şimdi Almanya zor bir hükümet kurma sürecinin eşiğinde. Bu süreç hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlanmalı” diye konuştu.

Yüzde 5 barajını aşarak meclise girmeyi başaran Sol Parti, yüzde 9 oy aldı. Liberal FDP ve sol-milliyetçi BSW’nin yüzde 5 barajını aşıp aşmayacağı ise henüz netleşmedi.

Sol Parti Eş Başkanı ve liste başı adayı Jan van Aken, ilk tabloyu “Büyük bir başarı” olarak nitelendirdi. Aken, “Bizler ‘mazlum’ olarak yola çıktık ve şimdi öncesine göre daha güçlü bir konumdayız” diye konuştu.

Bu sonuçlara göre, bir önceki seçimlere kıyasla en büyük kazananlar AfD ve Birlik Partileri olurken, en büyük kaybedenlerse SPD ve FDP oldu. Bundan birkaç hafta önce anketlerde yüzde 3 olarak belirlenen Sol Parti de, beklenenden çok daha fazla oy alarak sürpriz yaptı.

Seçimlerde Almanya’nın 16 eyaletindeki 299 seçim bölgesinde, 65 bin seçim mekanında oy kullanıldı. 59 milyona yakın seçmenden yüzde 84’ünün oy verdiği belirlendi.

Koalisyon hesapları

Almanya’daki seçim sistemi, II. Dünya Savaşı sonrasında aşırılıkçı partilerin tek başına iktidara gelmesini önleyecek şekilde yeniden oluşturuldu.

2023’teki reformla birlikte parlamenter sayısı da 630’la sınırlandırıldı. Hükümeti kurmak için 316 milletvekili gerekiyor. Hiçbir partinin tek başına bu çoğunluğu sağlaması beklenmiyor.

Seçim sonrası Almanya’nın yeniden zorlu koalisyon müzakerelerine sahne olması bekleniyor.

Muhtemel koalisyon hükümetinin hangi partilerden oluşacağını ise büyük ölçüde, ülkede yüzde 5 olan seçim barajını kaç partinin aşacağı belirleyecek. Daha fazla partinin barajı aşması, daha fazla partili koalisyonları gerekli kılacak.

2021’de yapılan genel seçimlerde SPD yüzde 27,7, CDU/CSU yüzde 24,1, Yeşiller yüzde 14,8, FDP yüzde 11,5, AfD yüzde 10,3, Sol Parti yüzde 4,9 ile mecliste yer almıştı.

Koalisyon hükümetinin büyük ortağı SPD’li Başbakan Olaf Scholz, 6 Kasım 2024’te koalisyonda yer alan partilerin temsilcileriyle yapılan toplantıda, bütçe konusundaki anlaşmazlık nedeniyle FDP Genel Başkanı da olan Maliye Bakanı Christian Lindner’i görevden almıştı.

Toplantının ardından FDP, hükümette yer alan bakanlarını geri çekmesi üzerine “trafik ışığı hükümeti” dağılmıştı.

Daha sonra Scholz Federal Meclis’te güvenoyu alamadı ve Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier erken seçimin 23 Şubat’ta yapılmasına karar verdi. Böylelikle Eylül 2025’te yapılması öngörülen genel seçimler önce çekilmiş oldu.

Donald Trump’tan açıklama

ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social’da “Almanya’daki muhafazakar partinin merakla beklenen ve önemli seçimi kazanmış gibi göründüğünü” paylaştı.

“Tıpkı ABD’de olduğu gibi, Almanya halkı da, özellikle enerji ve göç gibi konularda uzun yıllardır hakim olan gündemdeki sağduyu eksikliğinden bıktı” dedi.

Trump sözlerini şöyle tamamladı: “Bu, Donald J Trump adlı bir beyefendinin liderliğinde, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri için harika bir gün. Herkesi tebrik ediyorum. Daha nice zaferler gelecek.”

Merz daha önce antisemitizmle mücadele etmek, Yahudi topluluklarını korumak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için daha sıkı önlemler alınması gerektiğini vurgulamıştı.

Paylaşın