Ankara’dan Moskova’ya “Şükrü Okan” Uyarısı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), Ukrayna’nın güneyindeki Izmaïl limanına giden bir Türk şirketine ait kargo gemisine uyarı ateşi açılmasıyla ilgili Rusya’nın “uygun şekilde uyarıldığını” açıkladı.

Sessiz kalındığı yönündeki eleştirilerin doğru olmadığını bildiren DMM’nin X hesabı üzerinden yapılan açıklamada, olayın gerçekleştiği yerin Karadeniz’in Türk karasuları değil, uluslararası sular olduğu, geminin sahibinin Türk olmasına rağmen uluslararası hukukta geminin ismi ya da personelinden ziyade bayrak devletinin önemli olduğu ve Rusya Federasyonu’nun “uygun şekilde” ikaz edildiği bildirildi.

Türkiye, Palau bayrağı taşımasına rağmen bir Türk şirketine ait geminin karıştığı olayla ilgili sessizliğini bozdu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), Ukrayna’nın güneyindeki Izmaïl limanına giden bir Türk şirketine ait kargo gemisine uyarı ateşi açılmasıyla ilgili Rusya’nın “uygun şekilde uyarıldığını” açıkladı.

DMM’den yapılan açıklamada “Rusya’daki muhataplarımız Karadeniz’de tansiyonu yükseltebilecek bu tür girişimlerden kaçınmaları konusunda uyarılmıştır” denildi. Şükrü Okan isimli gemiye yapılan baskının Türk karasularında değil uluslararası karasularda yaşandığı belirtilen açıklamada “geminin sahibi Türk olsa bile gemi Türk bayraklı bir gemi değildir” ifadeleri kullanıldı.

Rusya Savunma Bakanlığı, 13 Ağustos Pazar günü Karadeniz’de devriye gezen Rus gemisi Vasiliy Bikov’un Palau bayraklı Sükrü Okan adlı Türk yük gemisine uyarı ateşi açtığını ve gemiyi durdurduğunu açıklamış, Ukrayna’nın İzmail Limanı’na giden gemiye yasak kapsamına giren bir yük taşıyıp taşımadığının denetlenmesi amacıyla durması yönünde önce uyarı yapıldığını, ancak buna tepki vermediği için üzerine uyarı ateşi açılarak durdurulduğunu bildirmişti.

Açıklamada, daha sonra Rus denetim ekiplerinin helikopterle gemiye indiği, çalışmalarını yürüttüğü ve daha sonra da hedef limanına gitmesine izin verildiği bilgisi yer almıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, kargo gemisinin Kiev tarafından kurulan “yeni bir insani yardım koridorunu” kullandığını söyledi. Ukrayna Altyapı Bakanı Oleksandre Kubrakov ise, yeni koridorun Şubat 2022’de “esas olarak Rus işgali sırasında limanlarda bulunan gemileri tahliye etmek için kullanılacağını” açıkladı.

Paylaşın

Bakan Şimşek: Para Politikasında Sıkılaştırma Devam Edecek

“Biz teşebbüs hürriyetini, dalgalı kur sistemi, dışa açık ve kurala dayalı ekonomi ilkelerini benimseyen bir sistem anlayışı içerisinde ilerleyeceğiz” diyen Bakan Şimşek, para politikasında sadeleştirme ve sıkılaştırma adımlarının devam edeceğini, para ve maliye politikalarının eşgüdüm içerisinde yürütüleceğini söyledi.

Bakan Şimşek, “Seçim sonrası azalan siyasi belirsizlik para ve maliye politikasında attığımız adımlar Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri olumlu etkilemeye başlamıştır. Ülkemizin risk primi 700 baz seviyesinden 400 baz civarına gerilemiştir. Bu ekonomideki bütün aktörlerin daha makul maliyetlerle dışarıdan kaynak bulmasının önünü açmıştır” diye konuştu.

Seçimlerin ardından hazine ve maliye bakanlığına getirilen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Bankalar Birliği’nin 66’ncı Genel Kurulu’nda konuştu.

Bakan Şimşek, “Ülkemize baktığımız zaman büyüme performansımız oldukça güçlü seyretmeye devam ediyor. 2003-2022 döneminde ortalama ülkemiz reel olarak yüzde 5,4 büyüdü. 2023 yılında bütün bu sıkıntılı küresel finansal koşullara rağmen yüzde 4,5 civarında bir büyüme öngörüyoruz” dedi.

Konuşmasında reel sektörün finansman açısından desteklenmesi gerektiğine de değinen Şimşek, “Özel bankaların sadece tüketici kredilerine odaklandığı dönem artık geride kalmalı çünkü bunun şartları ortadan kalkmıştır. Bu sürdürülebilir değildir. Artık haklı bir gerekçeleri de kalmamıştır. Reel sektörü desteklemek esas vazifemizdir. Reel sektör tabii ki yatırım, istihdam, üretim ve ihracat çerçevesinde önceliklendirilecektir. Burada sürdürülebilir yüksek büyümenin devamı için reel sektörümüzün finansmana kesintisiz erişimi tabii ki olmazsa olmazdır” diye konuştu.

“Enflasyondaki düşüş önemli çünkü parasal sıkılaşmanın muhtemelen sonuna geldik; yakınız. 2024’ün ikinci yarısından itibaren bir gevşeme olasılığı artmıştır” diyen Bakan Şimşek, “Ümit ediyoruz ki 2024’ün ikinci yarısından itibaren küresel finansal koşullarda daha destekleyici bir ortam ile karşı karşıya kalırız” dedi.

“Attığımız adımlar beklentileri olumlu etkilemeye başladı”

“Biz teşebbüs hürriyetini, dalgalı kur sistemi, dışa açık ve kurala dayalı ekonomi ilkelerini benimseyen bir sistem anlayışı içerisinde ilerleyeceğiz” diyen Şimşek, para politikasında sadeleştirme ve sıkılaştırma adımlarının devam edeceğini, para ve maliye politikalarının eşgüdüm içerisinde yürütüleceğini söyledi.

Bakan Şimşek, “Seçim sonrası azalan siyasi belirsizlik para ve maliye politikasında attığımız adımlar Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri olumlu etkilemeye başlamıştır. Ülkemizin risk primi 700 baz seviyesinden 400 baz civarına gerilemiştir. Bu ekonomideki bütün aktörlerin daha makul maliyetlerle dışarıdan kaynak bulmasının önünü açmıştır” diye konuştu.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İmamoğlu Neden ‘Adayım’ Demedi?

İstanbul Belediye Başkanlığı (İBB) için adaylığını açıklayan Ekrem İmamoğlu, basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Seçim sonrasında CHP’de değişim tartışmalarını başlatan ve öncülüğünü yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu açıkladığı yol haritasıyla, tercihini İstanbul’dan yana koydu ve bir kez daha belediye başkanlığına aday olacağının sinyalini verdi.

İmamoğlu’nun bu kararı, CHP Genel Merkezi’nde, görünür bir şekilde de memnuniyet yarattı. CHP’de yapılan ilk yorumlar, “İmamoğlu, bekleneni yaptı, parti artık yerel seçim sathına girer, oybirliğiyle de belediye başkanlığına aday gösterilir” yönünde oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yol haritasını açıkladığı basın toplantısını, parti genel merkezinde bazı yakın kurmayları ile izledi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘a konuşan CHP kurmaylarına göre Kılıçdaroğlu İmamoğlu’ndan böyle bir açıklama bekliyordu, o nedenle de rahattı ve şaşırmadı.

Bir parti yöneticisi İmamoğlu’nun seçimden hemen sonra söyledikleriyle, bugün söyledikleri arasında bir fark olmadığını savunarak “Üstelik İmamoğlu’nun bugün söylediklerini, Genel Başkan da söyledi. Değişim olmalı, İstanbul adayımız İmamoğlu olmalı dedi. Yani gelinen noktada ikisinin de söyledikleri birbiriyle örtüşüyor” görüşünü dile getirdi.

Seçimden sonra CHP, kendisini İmamoğlu’nun başını çektiği değişim tartışmaları içinde bulmuş ve seçimlere kadar yakın kurmayları arasında yer alan bir çok isim artık Kılıçdaroğlu’nun kurultayda aday olmayarak, değişimin önünü açması talebini dile getirmişti.

Kılıçdaroğlu’nun yerel seçim sürecinde “gemiyi terk etmeme” kararı nedeniyle, değişimcilerin bu talebi gerçekleşmedi. Ancak bu tartışmalar, TBMM ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin yarattığı hayal kırıklığı, yerel seçimlere odaklanmasını da büyük ölçüde engellendi.

O nedenle genel merkez yönetimi, İmamoğlu’nun yol haritasını netleştirmesi ile artık partinin “yerel seçimlere odaklanacağını” düşünüyor.

Partinin yerel seçim kampanyasını bir an önce başlatması ve seçimlere odaklanabilmesi için İmamoğlu’nun adaylığının bir an önce Parti Meclisi’nde görüşülüp, ilan edilmesini savunanlar da var. Parti yöneticilerine göre Parti Meclisi’nde İmamoğlu, oy birliğiyle İBB’ye yeniden aday gösterilebilir.

İmamoğlu, İBB’de karar kılmasına karşın, partideki değişim talebinden vazgeçmediğini de ortaya koydu ve adı genel başkan adaylığı için geçen Grup Başkanı Özgür Özel’in de ismini anarak, “CHP’nin tarihi bilen, geçmişi tertemiz evlatları vardır. Bunlardan birisi, ismi geçtiği için söylüyorum Özgür Özel’dir” görüşünü dile getirdi.

Özel ise İmamoğlu’nun İstanbul kararının ardından yaptığı ilk değerlendirmelerde, değişim tartışmalarının başında dile getirdiği, “sorumluluk üstlenmekten de fedakarlık yapmaktan da kaçmam” dediği noktada olduğunu belirtti.

CHP kulislerindeki beklenti Özel’in, İmamoğlu ve değişim talebini dile getirenlerle birlikte kararını netleştireceği yönünde. Genel merkez yönetimi ise İmamoğlu’nun yarıştan çekilmesi ile Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı yeniden rahat kazanacağı görüşünde.

İmamoğlu desteklese de Özel’in delegede umduğunu bulamayacağını, “delegenin Kılıçdaroğlu’na akacağını” hatta il ilçe kongre sonuçlarına göre Özel’in aday olmayabileceğini savunanlar da var.

Özel’in aday olması halinde bunun bir sorun oluşturmayacağını savunan bir parti yöneticisi “Bir demokrasi yarışı olur, parti yoluna devam eder. Daha önce Muharrem İnce ile yarış oldu, yaşandı bitti yolumuza devam ettik, hiçbir sıkıntı olmaz” görüşü dile getiriliyor.

CHP’de Özel’in aday olsa da İmamoğlu gibi bir etki yaratmayacağı için Kılıçdaroğlu’nun kurultay yarışını rahat önde bitireceği görüşü hakim. Ancak başta İmamoğlu olmak üzere değişim isteyen ekibin, partiyi almaya dönük bir strateji izleyebileceği ifade ediliyor.

1972’de Bülent Ecevit’in Genel Başkan İsmet İnönü’ye karşı PM listesi çıkarıp çoğunluğu alması örnek gösterilerek, “Ecevit-İnönü kurultayına çevirmek ve Parti Meclisi’nde (PM) çoğunluğu sağlayarak güçlü olmak isteyebilirler” görüşü dile getiriliyor.

Genel merkeze göre İmamoğlu’nun genel başkanlık yarışına girmeyecek olması nedeniyle, delege büyük oranda Kılıçdaroğlu’na destek olacağı için böyle bir tablo beklenmiyor. Bir çok parti yöneticisi önümüzdeki süreci “Siyaset biraz durağanlaşacak. Çünkü artık kararsızlık sona erdi, belediye başkan aday adayları artık genel merkeze gelmeye başlayacak ve parti artık seçime odaklanabilecek” diye özetliyor.

2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı içinde yer alan muhalefet partilerinin desteği ve HDP’nin de aday çıkarmamasıyla kazanan İmamoğlu yol haritasını açıklarken, İstanbul’u kazanmak için “partiler üstü ittifak” kuracağını da ifade etti.

Seçimlerden sonra ittifak kararını yeniden gözden geçirmeye hazırlanan İYİ Parti’nin İmamoğlu’na destek verip vermeyeceği CHP’de de merak konusu.

Parti yöneticileri yerel seçimlere giderken İYİ Parti dahil, muhalefetle ittifak koşullarının yeniden değerlendirilebileceğine işaret ederken, “Onların da elbette şartları olacak, oturup konuşacağız. Tepeden bir şeyler dayatmak doğru değil. Yani İYİ Parti, ülkeyi yönetmeye layık gördüğü İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a destek vermeyecek mi? En önemli soru bu. Kemal Bey öyle bir denklem kurar ki, partideki herkesi birleştirir” görüşü dile getiriliyor.

İmamoğlu’nun siyasi partilerin ortaklaşa destekleyeceği bir yapı kurma çabasının da başarılı sonuç vereceği düşünülüyor.

İYİ Parti yerel seçimlerde ne yapacak?

İYİ Parti ise yerel seçimlerde izleyeceği stratejiyi önümüzdeki günlerde netleştirecek. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’nin 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz’un başladığı Afyonkarahisar’da yapacağı mitingin bu konuda önemli bir milat olması bekleniyor.

İYİ Parti’de, partinin kurulduğundan bu yana seçimlere sürekli ittifaklarla girmesi nedeniyle parti kimliğini perdelediği ve seçmene de bu nedenle kendisini istediği gibi anlatamadığı görüşü hakim. Yeni dönemdeki adımların bu anlayışı kırmaya dönük olması planlanıyor.

Partinin oy oranı ve siyasi konjonktür nedeniyle, ittifaklara tamamen kapıları kapatan bir anlayış söz konusu olmayacağı, ancak kendi kurumsal kimliğini öne çıkaracak bir ittifak anlayışının egemen olacağı ifade ediliyor. Çerçevesi şimdiden kesin çizilmiş olmamakla birlikte partide ağırlıklı görüş, Millet İttifakı gibi belli bir ittifak ismi yerine, yerel işbirliklerine gidilmesi yönünde.

Seçimlerde “muhalefete kaybettiren” olmanın risk olacağı düşünüldüğü için İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde yerel işbirliklerine açık olunacağı ifade ediliyor. Ancak 2019 yerel seçimlerinde CHP’ye ittifak teklifini götüren İYİ Parti, 2024 içinse CHP’nin kapısını çalmasını ve getireceği teklifi görmeyi istiyor.

İYİ Parti’de bazı kurmaylar, Ankara ve İstanbul Büyükşehir belediye başkanlarının ittifak belediyesi gibi davrandığını belirtse de İYİ Parti’nin bu kez elini yüksek tutacağı ve bazı yerlerde CHP’nin fedakarlık yapmasını isteyebileceğine işaret ediliyor.

Ekrem İmamoğlu neden ‘adayım’ demedi?

Ekrem İmamoğlu basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Paylaşın

Saadet’ten Muhalefete Ve İktidara “Ekonomik Kriz” Çağrısı

Düzenlediği basın toplantısında hayat pahalılığına dikkat çeken Saadet Partili Sabri Tekir, “İktidar ve muhalefet partilerinin tamamına bir çağrımız vardır. Yaşanan bu ekonomik kriz ortamında bu sorunlar nasıl çözülecek, gelin bunlara yoğunlaşalım, bunları müzakere edelim” dedi ve ekledi:

“Sözgelimi, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi en iyi, en insancıl, en üretken ve sorumluluk bilinci yüksek gençler olarak nasıl yetiştirebiliriz, ona bakalım. Bu geçim şartlarında, kendilerini geleceğe hazırlamak bir yana, kendi ders kitaplarını bile temin edebilecekler midir, ona bakalım.”

Sabri Tekir, açıklamasının devamında, “Bu konuda örnekleri fazla çoğaltmak istemem. Ancak, vatandaşımızın siyaset kurumundan ne beklediğinin farkında olalım. Bilelim ki, “kaynağı çaresizlik olan oylarla iktidar olmak, ne ülkeye ne de iktidara hayır getirmez.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, basın toplantısı düzenledi. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Sabri Tekir, basın açıklamasında şunları kaydetti:

“Çarşı pazarda her şey el yakıyor. Yüksek ateşli geçim şartlarından nasıl ve ne zaman kurtulabileceğiz, onu da yaşayarak göreceğiz. Gerçek şu ki, hayat pahalılığı her geçen gün daha çok can yakmaya, Sn. Erdoğan’ın da ifadesiyle “milletimizi bunaltmaya” devam ediyor, görünen o ki bu devam edip gidecek.

Değerli arkadaşlar; iktidar olmak, olanı biteni sadece yorumlamak değildir, toplumu derinden sarsan krizleri ise seyretmek hiç değildir. Krizlerin üstesinden gelmek, çareler üretmek demokrasilerde iktidar olma sorumluluğunun gereğidir. Yoksa iktidar olmak anlamını yitirir, mütegallibe bir sınıfın tatmin aracı haline dönüşür.

Yaşadığımız ekonomik kriz, yıllardır uygulanan yanlış politikalar, yanlış kaynak kullanımı sonucu  göz göre göre geldi. İktidar krizi önce inkar ediyor; krizi daha da derinleştirecek adımlar atıyor; ardından “ biz krizin farkındayız” diyor. Bu hal, 22 yıllık bir iktidarın  başarısızlığının, acziyyetinin, iş bilmezliğinin itirafı, ifadesi değil de nedir? Sonra, bir şeyin inkarı onun varlığını ortadan kaldırmaz.

Sadece bugünden bahsetmiyoruz ki. Merhum Genel Başkanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız başta olmak üzere, aklı başında herkes, her tecrübeli devlet adamı uygulanan politikaların yanlışlığı konusunda uyarılarda bulundu. Seçimden önce başta Saadet Partisi olmak üzere muhalefet partileri bu gelen “ekonomik tufan” konusunda uyarılarda bulundular?

Bunlara karşı iktidarın tavrı ise, uyarıları dikkate alıp hataları düzelteceğine, daha verimli ve üretime yönelik politikalar geliştireceğine, sorumluluklarının gereği demokratik uyarılarda  bulunanları “hain, terörist, bilmem ne iş birlikçisi” parantezine almak tarzında oldu!

“Daha neler yaşayacağız, birlikte göreceğiz”

Bu tutum ve davranışlarıyla iktidar yaşananlara “Ekonomik krizin, hayat pahalılığının farkındayız.” demekten başka bir tepki gösteremedi, bir şey yapamadı. Bunca yaşanan, bunca gelişen olaylar karşısında yirmi yıllık iktidarın cevabı sadece  bu cümleden ibaret olacak, öyle mi? Daha neler yaşayacağız, birlikte göreceğiz.

Hayat pahalılığını azaltacak somut ve kalıcı adımlar atmak yerine; sözüm ona önce vatandaşın alım gücünü yok edip fakirleştirecekler, sonra da talep yetersizliğinden raflardaki fiyatlar kendiliğinden düşecek. Bunu bekliyorlar. Ekonomiye ultra-modern bir bakış açısı.

Evet, durum aynen budur! İktidar doğru analizler yapamıyor, aslında yapmak istemiyor; sağlıklı adımlar atamıyor, aslında böyle bir zahmete  girmek istemiyor, işin kolayına kaçıyor; vatandaşın alım gücünü yok ederek enflasyonu düşürme stratejisi(!) uyguluyor. Bu nasıl ve hangi amaca yönelik strateji ise, her şeye zam üstüne zam yapılıyor. Ultra-modern ekonomik anlayışa göre talep gücü kalmamış zavallı halk geçim şartlarının zorluğu altında daha da ezilmiş olacak, dolaylı olarak da ürün fiyatları düşmüş olacak.

Ne kadar ilginç değil mi, hiç kimsenin aklına bir taraftan halkın alım gücünü yükseltirken diğer taraftan bu alım gücünün tetiklediği üretimi artıracak politikalar uygulamak, yani “ arz yönlü politikalar” uygulamak gelmiyor.  Gelemez. Bu kadar borç yükü altına girmiş olan bir ülke bu tür bağımsız politikalar geliştiremez de ondan. Amaç, enflasyonla mücadele ediliyormuş gibi bir görüntü sergilemek. Dahiyane(!) düşündükleri planları bu!

Şurası açıktır ki, enflasyonla mücadele, maliyet artışına yol açan nedenleri ortadan kaldırarak yapılabilir. Finansman imkanlarını zorlaştırarak, yüksek faiz politikası uygulayarak, çiftçinin kullandığı akaryakıt, gübre, zirai ilaç, yem gibi girdi maliyetlerini artırarak gıda fiyatlarının artmasını önleyemezsiniz. Bu yolla da gıda enflasyonunun önüne geçemezsiniz. Üzüntü ile ifade etmek gerekirse, bu ağır iç ve dış borç yükü ile bu tür politikalar da geliştiremezsiniz.

Bu “ekonomik tufan”ın önünü marketlerde zabıta denetimleriyle, polisiye tedbirlerle kesemezsiniz.  Kağıt üstünde göstermelik tasarruf tedbirleriyle bu fiyat artışlarını durduramazsınız. Nitekim, fiyatlar güya bunca tedbire rağmen, gemi azıya almış ve hızla yükselmektedir.

İktidar ve muhalefet partilerinin tamamına bir çağrımız vardır. Yaşanan bu ekonomik kriz ortamında bu sorunlar nasıl çözülecek, gelin bunlara yoğunlaşalım, bunları müzakere edelim. Sözgelimi, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi en iyi, en insancıl, en üretken ve sorumluluk bilinci yüksek gençler olarak nasıl yetiştirebiliriz, ona bakalım. Bu geçim şartlarında, kendilerini geleceğe hazırlamak bir yana, kendi ders kitaplarını bile temin edebilecekler midir, ona bakalım.

Bu konuda örnekleri fazla çoğaltmak istemem. Ancak, vatandaşımızın siyaset kurumundan ne beklediğinin farkında olalım. Bilelim ki, “kaynağı çaresizlik olan oylarla iktidar olmak, ne ülkeye ne de iktidara hayır getirmez.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik: Kılıçdaroğlu, Siyaseten Yok Hükmündedir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerini eleştiren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun bugün söyledikleri siyaseten yok hükmündedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise aziz milletimizin her defasında artarak yinelenen desteği ile Cumhurbaşkanı olarak milletimize hizmet etmeye, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunmasına liderlik etmeye devam etmektedir.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabından, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerini hedef alan açıklamalarda bulundu. Çelik’in açıklamaları şöyle:

“Demokrasi tarihi açısından siyasi katılım oranı yüksekliği ve şeffaflığı ile çok yüksek standartlara sahip olan bir seçim gerçekleştirdik. Bu seçimin net ve tartışmasız sonucunda aziz milletimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçmiş ve Yüce Meclis’te çoğunluğu Cumhur İttifakı’na vermiştir.

Bu gerçeği anlamayan tek kişi defalarca sandıkta hezimete uğramasına rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Dün yaptığı açıklamada yine Cumhurbaşkanımıza ve seçim sonuçlarına saldırmış. Sayın Kılıçdaroğlu’nun nitelikli bir siyasetçi olmadığını biliyorduk. Yaptığı açıklamalarla zerre miktar demokrasi adabına sahip olmadığını da gördük.

Cumhurbaşkanlığı seçim süreci boyunca terör odağı Kandil’e karşı net bir tavır koyamayan, Kandil’den yapılan geceli gündüzlü kendisine destek açıklamalarını net bir şekilde reddedemeyen Kılıçdaroğlu, halen seçim sonuçlarının şaibeli olduğundan bahsediyor.

Kılıçdaroğlu’nun söz konusu tutumuna, aziz milletimiz sandıkta gerekli cevabı vermiştir; Kılıçdaroğlu sayısını hatırlamakta zorlandığımız kez sandıkta hezimetle karşılaşmıştır.

Kılıçdaroğlu, CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın demokratik iradesini istismar etmeye devam ediyor. Bu iradeye saygı duymak yerine, kendi koltuğunu sağlama almak için çirkin sözlerle milli iradeye saldırıyor.

CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın da tanıklığı ile Kılıçdaroğlu’nun gerçeklikle bağı kopmuş, siyasi tutumu demokrasi karşıtlığına dönüşmüştür.

Terör odağı Kandil’in “Cumhuriyeti yeniden kurma, siyasi özerklik, terörist başına imtiyaz”dan bahsettiği dönemde suskun kalan Kılıçdaroğlu’nun bugün söyledikleri siyaseten yok hükmündedir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise aziz milletimizin her defasında artarak yinelenen desteği ile Cumhurbaşkanı olarak milletimize hizmet etmeye, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunmasına liderlik etmeye devam etmektedir.”

Paylaşın

MHP İle İYİ Parti Arasında İttifak Polemiği: Akşener, MHP’den Ürkmektedir

MHP Lideri Devlet Bahçeli, İYİ Parti’ye 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler için çağrı yaparak “Çağırdık dönmediniz yuvaya, yerel iktidarda komşu olalım ülke hayrına” ifadelerini kullanmış ve sonrasında İYİ Partili ve MHP’li kurmaylardan karşılıklı açıklamalar gelmişti.

Son olarak MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’da konuya ilişkin açıklamada bulundu. Semih Yalçın, açıklamasında, “Sayın Genel Başkanımızın davetine icabet ederse bundan millet ve memleket kârlı çıkacakken, Meral Akşener’in sükûtundan ötürü partisi tartışmaların merkezine yuvarlanarak kan kaybetmektedir” dedi ve ekledi:

“Akşener kaçak güreşmekte, ya da gol yiyeceği korkusuyla topa girmekten kaçınmaktadır.  Seçim hezimeti sonrasında âdeta sinmiş bir görüntü veren Meral Akşener, MHP’den ürkmektedir. Bu korkunun tezahürlerini, topu sürekli attıkları 26 Ağustos tacında da milletin hakemliğinde göreceğiz. Esasen İP’in en büyük sorunu, bir kurumsal kimliğinin olmamasıdır.”

Açıklamasının devamında, “Akşener; parti genel başkanından çok, okul idaresinde terör estiren, öğrencilere sürekli parmak sallayan huysuz ve geçkin bir müdire havasındadır” diyen Yalçın’ın özetle şu ifadeleri kullandı:

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İP’e yönelik komşuluk çağrısı hâlâ gündemdeki yerini korumakta, hem medyada hem de kamuoyunda mesele üzerindeki tartışma ve değerlendirmeler sürmektedir.

Sayın Devlet Bahçeli’nin İP’e dönük daveti; karşılıklı siyasi yaklaşma, yumuşama, gerginliği azaltma ve peşin hükümleri ortadan kaldırma yolunda atılmış bir adım, bilgece sergilenmiş bir siyasi diplomasi örneğidir.

Ne yazık ki çağrının muhataplarınca böylesi bir fırsat “iyi” değerlendirilememiş, enine boyuna düşünülüp istişare edilmeden büyük bir siyasi nezaketsizlik ve seviyesizlikle reddedilmiştir.

Sayın Devlet Bahçeli; sadece MHP’nin lideri değil, aynı zamanda devletimiz için varlığı itimat telkin eden akil bir insan, büyük bir dava adamı ve bilge bir Türk milliyetçisidir.

Onun büyük bir içtenlik, serinkanlılık ve barışçı tavırla yaptığı davete; muhatabı yerine yetkili yetkisiz, akıllı akılsız, köklü köksüz bir takım isimlerin cevap vermesi, İP’in siyasi terbiye kültürünün, politika adabının oluşmadığını, olgunlaşmadığını göstermiştir.

Söz konusu davetin birinci muhatabı İP Müdiresi Meral Akşener’dir, ancak Müdire Hanım sessizliğini koruyup susmaktadır. Sayın Genel Başkanımızın davetine icabet ederse bundan millet ve memleket kârlı çıkacakken, Meral Akşener’in sükûtundan ötürü partisi tartışmaların merkezine yuvarlanarak kan kaybetmektedir.

Akşener kaçak güreşmekte, ya da gol yiyeceği korkusuyla topa girmekten kaçınmaktadır. Seçim hezimeti sonrasında âdeta sinmiş bir görüntü veren Meral Akşener, MHP’den ürkmektedir. Bu korkunun tezahürlerini, topu sürekli attıkları 26 Ağustos tacında da milletin hakemliğinde göreceğiz.

Esasen İP’in en büyük sorunu, bir kurumsal kimliğinin olmamasıdır. İP’i siyasi literatürde tarif eden uygun, yerine oturan ifade, kavram ve kelimeler de bulunmamaktadır. Bu parti, CHP’ye veya bölücü terör örgütünün siyasi acentesi HDP’ye nispetle tanımlanabilmektedir. İP; bu bağlamda bir yancı, iş birlikçi veya kuyruk sokumu parti görünümündedir.

İP’in ikinci büyük sorunuysa başındaki kişinin liderlik hassasının bulunmayışı ve siyaset etme yeteneğinin kıt oluşudur. Meral Akşener; parti genel başkanından çok, okul idaresinde terör estiren, öğrencilere sürekli parmak sallayan huysuz ve geçkin bir müdire havasındadır.

Bu durum, İP açısından muhataralı, güvensiz ve muammalı bir siyasi gelecek tablosu çizilmesine yol açmaktadır. Hâlbuki gelecek yıl yapılacak 31 Mart Yerel Seçimlerinde millet, İP’i kendi kurumsal kimliğine sahip bir parti olarak müstakil surette seçimlere girecek kemal, yetkinlik ve cesarette görmek isteyecektir.

Oysa İP sözcüleri hâlâ denenmiş ve hüsrana sebep olmuş ittifakla ayakta kalma derdindedir. Bütün bunlardan daha önemlisi; İP, MHP’nin kötü bir taklitçisi ve rol çalıcısı mı olacak, yoksa kendine yeni ve farklı bir siyasi gömlek mi biçecektir, milletimiz buna bakacaktır. Çünkü MHP varken MHP’cilik oynayanlara millet itibar etmeyecektir.

Bu bağlamda 26 Ağustos’ta İP Müdiresi Meral Akşener’in ortaya koyacağı tavır, bu partinin nerede konumlanacağına dair belirleyici unsur olacaktır. Bilindiği üzere 26 Ağustos, Millî Mücadele’nin en önemli safhalarından birinin, müstevlilere son büyük darbenin vurulduğu Büyük Taarruz’un başlangıcıdır.

Ne var ki taarruz eylemi ve tabiri, İP’in güdük ve şekilsiz siyasi müktesebatına sığmamaktadır. Zaten İP; bugüne kadar siyaset hayatımızda hücum yerine sürekli geri çekilmeyi, ricatı seçmiştir. İP; kazanmaya değil, kaybetmeye tiryaki olmuştur.

İP, kendine hep yanlış yol arkadaşları seçmiştir. Şurası bir hakikattir ki İP, küresel ısınmanın Türk siyaset hayatındaki aşırı sıcak izdüşümü olarak kaynamaya, tandır gibi yanmaya devam etmektedir. İP’in geçmişi ve siyasi birikimi olmadığı için bir parti geleneği de yoktur.

İP’in Türk milliyetçileri ve bütün vatanseverleri için çatı parti olma teziyse tümüyle çürüktür. Zira bu mikro terazi bu sıkleti çekemez ve siyasi kolonları olmayan bir partinin çatısı çarçabuk çöker. İlk ciddi depremde yıkılacak çürük bir bina hâlindeki İP; çatı olamaz, çatırdar.

Hatta bu parti, sırf iktidar değişikliği uğruna ayıyla yatağa girmeyi, teröristlerin siyasi acenteleriyle temas kurmayı, çakallarla dans etmeyi bile göze almıştır. Bu yüzden de girmediği kılık, takmadık siyasi zincir bırakmamıştır.

Bir atasözünde şöyle denilmektedir: “Kendi otağını bırakıp itin yatağına kıvrılan, uyandığında tasmayı boynunda bulur.”

Nasıl başıbozuk ve disiplinsizlerle sistemli bir siyasi kavga yürütülemez ise İP’te yuvalanmış mücadele kaçkınlarıyla da Türk milliyetçiliği ve vatanın bütünlüğü davası güdülemez. Mahalleden kaçan mirasyedi ve hayırsız evlatlara “Bizim mahalleye gelin.” dediysek harim-i ismetimize girip soygun yapın da demedik.

MHP’nin mirası emin ellerdedir. Milliyetçi- Ülkücü Hareket’in mensupları ve MHP camiası olarak, bu kutlu mirasın haytalarca çalınıp politika çarşısında pazarlanmaya çalışılmasına müsaade etmeyiz. MHP; Türk milliyetçiliği davasının hem bekçisi, hem askeri, hem de alemdarıdır.

MHP, kökü binlerce yıllık maziye uzanan büyük bir varlık davasının siyasi hayatımızdaki yegâne ehil ve liyakatli temsilcisidir. MHP, Ülkücü şehitlerin aziz ruhlarıyla yücelen, gazilerimizin fedakârlıklarıyla yükselen 54 yıllık köklü bir hareketin temsilcisidir.

Tarih ve kader, MHP’ye Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in siyasi temsilciliği misyonunu biçmiştir. Bu gömleği giymek için 54 yıllık kutlu mücadeleye layık ve gönülden bağlı olmak icap eder. Sadece liyakat ve ehliyet değil, baba ocağı konumundaki MHP’ye sadakat ve merbutiyet de elzemdir.

Rabıtası sağlam, aidiyet hissi kuvvetli, mensubiyet şuuru olgunlaşmış Ülkücülerin otağı olan MHP’ye öykünmekle Türk milliyetçiliği davasına rehber olunamaz. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in sağlında altını çizdiği gibi, Ülkücü kalmanın, Ülkücü kalarak Türk milliyetçiliğine hizmet etmenin şartı MHP’de yer almaktır.

MHP saflarında mücadele etmek, her Ülkücünün görevi ve aynı zamanda da vecibesidir. İP’liler, bizim gömleğimizle rol kesmeye kalkmasınlar. Sadakatsiz, disiplinsiz, sorumsuz, vefasız ve hıyanete meyilli kavga kaçaklarıyla dönme ve devşirmeler tarafından kurulmuş derme çatma bir partiyi çatı ittihaz ederek MHP’nin Türk siyasi hayatındaki yerini almaya çalışmak; yaya aya gitmekten farksızdır.

Milletimizin MHP’ye biçtiği tarihî rolü siyaseten iğdiş etmek maksadıyla alternatif politika üretme gayreti, hadımın zürriyet peşine düşmesi gibidir. MHP; siyaset sahnesinde edindiği yeri, yarım asrı aşkın sürede bütün ağır imtihanlardan geçen teşkilatlarının eksilmeyen gücü kadar, milletin 54 yıldır gösterdiği büyük teveccühün mehabetine borçludur.

Hep söylediğimiz gibi; MHP lider odaklı bir dava partisidir. Liderinin siyaset satrancındaki ustalığı, siyasetteki müessiriyet ve özgül ağırlığını arttırmaktadır. Milletimiz MHP’yi varlık sigortası, beka güvencesi, toplumsal barış ve sükûnun siyasi garantörü olarak görmektedir. MHP’ye alternatif olmaya, bizden rol çalmaya kalkan haramzadeleri, 26 Ağustos’tan önce bu gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Geri Adım: İstanbul İçin Adaylığını Açıkladı

Haliç Kongre Merkezi Galata Salonu’nda basın toplantısı düzenleyen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul belediye başkanlığına yeniden aday olduğunu açıkladı ve “Şehrimizin yağmalanmasına karşı çıkmak için bir kez daha yola çıkıyorum. İstanbul ittifakını kurmaya geliyorum. İstanbulluları bu yürüyüşe davet ediyorum” dedi.

Ekrem İmamoğlu, konuşmasında ayrıca ittifak vurgusu da yaparak, “İstanbul Büyükşehir Belediyesini hep birlikte korumalıyız. Seçimlerde İstanbul’u kazanmak için bir araya gelmeliyiz. Aramızdaki tartışmaları bir kenara bırakmalıyız. Ben 2019’daki gibi partiler üstü İstanbul ittifakını kurmak için elimden geleni yapacağım” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Haliç Kongre Merkezi Galata Salonu’nda basın toplantısı düzenledi. konuşmasından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Ben hayatım boyunca bir koltuğa değil bir misyona aday oldum. Bugün bu misyon yeni bir yönetim bu topraklarda.

Vatandaşın hayat kalitesini artırmak, adil kapsayıcı bir kalkınma, insanlarımızın hayat güvenliğinin sağlanması, depreme karşı ödünsüz önlemler, gelecek nesiller için gerçek bir refah, yaratıcı bir teknoloji hamlesi siyasi vizyonumuzun ana ilkeleridir. Biliyorum ki demokrasi, cesur bir toplum ve cesur liderlerle mümkün olabilir.

Ben hayatımın hiçbir döneminde siyaseti sadece siyasi partilerden ibaret görmedim. Siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez organlarıdır. Ama gücünü yerelden alan bir yönetici olarak siyaseti toplumla omuz omuza yapılan dönüştürücü bir eylem olarak algıladım.

Bundan sonra yol arkadaşlarımız, gençler, kadınlar, emekçiler, emekliler, engelliler ve keşfedilmeyi bekleyen girişimci yaratıcı zihinlerdir.

Bu vesileyle Türkiye’nin yönetiminden, yoksulluktan, demokrasinin ölüme terk edilmesinden, özgürlüklerimizin elimizden alınmasından, emeğin sömürülmesinden, kültür hayatımızın çölleşmesinden, gençlerimizin, doktorlarımızın, ustalarımızın ülkemizi terk etmesinden isyan eden kime oy verdiğine bakmaksızın yurttaşlarıma seslenmek istiyorum.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni hep birlikte korumalıyız. İBB’nin bu iktidarın eline geçmesinin maliyetine hep beraber bakmalıyız. İBB’yi gayri hukuki yollardan elde etmek için birçok yol denendi ve denemeye devam edecekler. Bunu şimdiye kadar halkımızın feraseti sonucu yapamadılar. Hep birlikte engelledik.

Seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni tekrar kazanmak için tekrar bir araya gelmeliyiz.

Aramızdaki tartışmaları bir yana bırakarak milletçe odaklanmalıyız. Parti ayrımı yapmadan beraberce hareket etmemiz gerekiyor. Partilerüstü İstanbul ittifakını kurmak için elimden geleni yapacağım. ub meselenin partiler üstü bir mesele olarak anlaşılacağına yürekten inanıyorum.

Bu vesileyle CHP’li yol arkadaşlarıma da seslenmek istiyorum:

Değerli yol arkadaşlarım, Mayıs 2023 seçimlerinde yaşadığımız hayal kırıklığı beni derinden üzmüştür. Ben bunu birçok vesileyle dile getirdim. Halkımızdan bu mağlubiyetten dolayı özrü diledim. Bu hayal kırıklığının nedenlerinden biri de yenilginin sorumluluğunu üstlenme, gerçekle yüzleşme konusunda gerekli duyarlılığın gösterilememesidir.

28 Mayıs gecesinden itibaren gösterilen tavır seçmenleri anlamadan çok uzaktır. Ne var ki benim dünyamda asla umutsuzluğa yer yoktur. Umudun önündeki engelleri kaldırmalıyız. Bu mağlubiyetin partimizde köklü, kapsayıcı tazelenme sürecinin başlamasına vesile olacağını da görüyorum.

Parti mimarimizi dönüştürdüğümüz takdirde halkımız bizim geleceğin Türkiyesini onlarla beraber kurmamızı bizden talep edecektir. Bu uğurda partimin değişimi dönüşümü siyaset hayatımın çok önemli bir misyonudur. Yürüdüğüm ve ulaşmak istediğim menzil de bu değişim ve dönüşümdür.

Artık CHP, seçim kaybedemez, kaybetmemeli. CHP ikinci parti olmakla övünemez, övünmemeli. Asla durumu idare edemez, etmemeli. CHP önderliğinde toplumsal ve siyasal muhalefetin yerel seçimleri kazanması bir zorunluluktur.

CHP’liler bu yüksek kazanma arzusuyla, azmi ile hareket etme mecburiyetindedir. Önümüzdeki seçimlerde sadece belediye başkanlıklarını değil belediye meclislerini de kazanmalıyız.

Bunun için bütün örgütümüz adaylarla birlikte bu değişim ve dönüşüm sürecine en güçlü şekilde uyum içinde çalışmak zorundadır. Unutmayın, dünyada bağımsızlık savaşı örgütlemiş, ülke kurmuş çok az örgüt vardır.

CHP küçük iktidarların partisi olamaz. CHP, küçük iktidarlarla asla tatmin olamaz. Bu alışkanlık sona ermelidir.

İstanbul’dan Tunceli’ye, Edirne’den Diyarbakır’a CHP’nin geçmişi tertemiz kadroları, parti emekçileri görevleri almaya hazırdır. CHP tarihini çok iyi bilen bu kadrolar yeniden bir tarih yazmak için önlerinin açılmasını beklemektedirler.

Değişim dönüşüm aynı zamanda unutmayalım ki bir kadro hareketidir. Genel başkandan yönetime, üye yapısından parti seçimlerine kadar pek çok hususu kapsamaktadır.

Yenilenme değişim dönüşüm tabii ki kolay değildir ama bunu hep birlikte gerçekleştirmek zorundayız. Bu dönüşümü başaramadığımız takdirde milletimizin seçim sonrası oluşan hayal kırıklığının kalıcı hale gelmesi en önemli risktir. Bu risk önümüzdeki yerel seçimlerin kazanılmasında ne yazık ki çok büyük bir engeldir.

Şunu net olarak görmemiz gerekiyor. Demokrasimizin karşı karşıya bulunduğu en önemli tehlike kitlemizin umutsuzluğu ve beklentisizliğinin kökleşmesi ve yapısallaşmasıdır. Bu çok büyük bir tehdittir. Halbuki bizim hayal kırıklığını çok daha büyük bir arzuya çevirmemiz çok zor değildir.

Ben partimin bir evladı olarak bu dönüşüme en içerikli ve etkin olarak katkımı sunmaya var gücümle devam edeceğim.

“İstanbul’a ihanet insanlığa ihanet olur”

İstanbul dünyanın en önemli merkezlerinden birisidir. Üç imparatorluğun başkentliğini yapmış mukaddes bir şehirdir. Ecdadımız bize büyük bir kültürel ve doğal miras bırakmıştır. İstanbul’a hizmet dünyaya hizmettir. İstanbul’a ihanet insanlığa ihanet olur.

Ben Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ilk yola çıktığımda bu mukaddes şehrin en başarılı belediye başkanı olacağıma söz verdim. Bu sözümü tutmaya devam edeceğim.

Şehrimizin yağmalanmasına karşı İstanbul’u savunmak için bir kez daha yola çıkıyorum. 16 milyona eşit hizmet için yola çıkıyorum. Dünyanın tüm teknolojik yeniliklerine ev sahibi olmak için yola çıkıyorum.

2019’da olduğu gibi CHP’lilerle, farklı partilere gönül veren İstanbullularla, İstanbul gönüllüleriyle tekrar İstanbul ittifakını en güçlü şekilde kurmaya geliyorum. İstanbulluları bu yürüyüşe davet ediyorum. İnanınız ki her şey çok güzel olacak.”

Paylaşın

26 Ağustos: İYİ Parti İçin İktidar Yürüyüşünün Başlangıcı

Meral Akşener’in 26 Ağustos’ta yapacağı konuşmasını önemli kılan birden fazla etken olduğunu vurgulayan İYİ Parti kurmaylar, 26 Ağustos’u “İYİ Parti’nin iktidar yürüyüşünün başlangıcı” olarak tanımlıyor. Kurmaylar, bu yoldaki ilk hedefin toplumla bütünleşme ve toplumun kucaklaşması olduğunu, finaldeki hedefin de iktidar olduğunu belirtiyor.

İYİ Parti, başlatacağı yürüyüşün adımlarının netleşeceği başka tarihler de belirlendi. İYİ Parti’nin kuruluş günü olan 25 Ekim’in bu kritik tarihlerden biri olduğunu belirten parti kurmayları, 26 Ağustos’ta yürüyüşün çerçevesinin çizileceğini; ortaya konulacak siyasi tasarımın adının, renginin, yöntemlerinin, İYİ Parti’nin Türkiye için sunduğu reçetenin detaylarının 25 Ekim’de netleşeceğini vurguladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 26 Ağustos’ta, Afyon’da yapacağı duyurulan konuşma siyaset kulislerini hareketlendirdi.

Başta İYİ Parti olmak üzere muhalefet seçmeninin beklentilerini yükselten bu konuşmaya dair birtakım iddialar dillendirilmeye başlandı. Akşener’in bundan sonraki süreçte, yerel seçimler de dahil olmak üzere ittifaklara dahil olmayacaklarını açıklayacağını dile getirenler olduğu gibi bu açıklamanın altının doldurulmaması halinde İYİ Parti’nin siyaseten büyük kayıp yaşayacağını belirtenler de oldu.

Parti yetkilileriyse konuşmanın ittifaklarla, yerel seçimlerle sınırlı dar bir alanı kapsamayacağını ve çok daha büyük bir “Türkiye ve siyaset tahayyülü” içerdiğini söyledi. İYİ Partili kurmaylar “konuşmanın altının dolu, zemininin sağlam olacağı” konusunda da iddialı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; İYİ Parti kurmaylarına göre 26 Ağustos konuşmasını önemli kılan birden fazla etken var. Bu etkenlerden ilkinin Türkiye’nin ihtiyacı olan ‘yeni siyaset anlayışı’ olduğunu belirten parti yöneticileri, Akşener’in 26 Ağustos’ta sadece İYİ Parti için değil Türkiye için de yeni bir siyaset hattı çizeceğini ifade etti.

Akşener’in 26 Mayıs’tan sonra ilk defa milletle bir araya gelerek kalabalık bir kitleye hitap edecek olmasının da kendileri için önemli olduğunu kaydeden kurmaylar, tüm Türkiye’yi şaşırtacak bir atmosfer ve içerikle karşılaşılacağını belirtti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat yönettiği Büyük Taarruz’un ruhuna uygun bir atmosfer için çalışmalarının sürdüğünü söyleyen kurmaylar, Akşener’in o gün binlerce kişiyle buluşmasını, Türkiye’yi şaşırtacak bir atmosferin oluşmasını beklediklerini kaydetti.

Konuşmanın içeriğine ilişkin çalışmaların sürdüğünü, Akşener’in, konuşmasında vereceği mesajlara ilişkin parti yöneticilerinden öneriler aldığını da ifade eden kurmaylar, “İYİ Parti’nin Türk siyaseti için nasıl bir öneme sahip olduğunu hep birlikte göreceğimiz bir gün olacak” değerlendirmesini yaptı.

Basında iddia edilenin aksine konuşmada ittifakların gündem olmayacağını vurgulayan parti yetkilileri, “Genel başkanımızın Türkiye’yi merkeze alan, Türkiye’yi, Türkiye’nin vatanseverlerini bütünleştirecek, birleştirecek bir yaklaşım sunmasını bekliyoruz. Gündemimiz ittifaklar değil, gündemimiz Türkiye’nin kucaklaşması” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Akşener’in konuşmasında Türkiye’nin güncel sorunları olan ekonomik geriye gidiş, göç, Akbelen tartışmasıyla öne çıkan ekolojik tahribatlar gibi başlıklara da değinmesi de bekleniyor. Partinin seçim yenilgisinden sonra muhalefet içi birtakım kavgalara çekilmek istendiğini belirten parti yöneticileri, bu kavgalara dahil olmadan yeni bir yol çizme sorumluluğunu üstlendiklerini vurguladı.

Finaldeki hedef “iktidar”

26 Ağustos için slogan dahil tüm teknik çalışmaların ve hazırlıkların sürdüğünü belirten parti yetkilileri, konuşma dışında heyecan yaratacak başka etkinlikler de olacağını söyledi.

26 Ağustos’u “İYİ Parti’nin iktidar yürüyüşünün başlangıcı” olarak tanımlayan kurmaylar, bu yoldaki ilk hedefin toplumla bütünleşme ve toplumun kucaklaşması olduğunu, finaldeki hedefin de iktidar olduğunu belirtti.

İYİ Parti, başlatacağı yürüyüşün adımlarının netleşeceği başka tarihler de belirlendi. İYİ Parti’nin kuruluş günü olan 25 Ekim’in bu kritik tarihlerden biri olduğunu belirten parti kurmayları, 26 Ağustos’ta yürüyüşün çerçevesinin çizileceğini; ortaya konulacak siyasi tasarımın adının, renginin, yöntemlerinin, İYİ Parti’nin Türkiye için sunduğu reçetenin detaylarının 25 Ekim’de netleşeceğini vurguladı.

Paylaşın

CHP İstanbul’da Kılıçdaroğlu, “Değişimciler” Karşısında Önde

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ederken, CHP İstanbul ilçe teşkilatlarında 5 Ağustos’ta başlayan ilçe kongreleri sürüyor. Şu ana kadar 17 ilçede seçimler yapıldı. Kalan 22 ilçenin seçimleri ise 3 Eylül’e kadar tamamlanacak.

Gazete Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın parti içi yarışın İstanbul ayağında şu ana kadar ‘köklü değişim’ talebini sürekli dile getiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yakın isimler geride kalmış görünüyor.

Tamamlanan seçimlerde il kongresinde oy kullanacak 230 kurultay delegesi seçildi. Bu delegelerin 150’sinin genel merkeze yakın isimler, 80 delegenin ise İmamoğlu’na yakın ve değişimi destekleyen partililer olduğu belirtiliyor.

İstanbul’da ‘değişimciler’ ile genel merkezin tercih ettiği isimler arasında 5 Ağustos’ta başlayan yarış 3 Eylül’e kadar devam edecek. Seçimleri tamamlanan 17 ilçeden Bağcılar, Silivri ve Başakşehir’de ilçe başkanları İmamoğlu’na yakın isimler oldu.

Yine İmamoğlu’na yakın olduğu bilinen Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün ise ilçe kongresinde delege listesine alınmadı. Önceki dönemlerde hep delege seçilen Akgün’ün adı böylece ilk defa listede yer bulamadı. İddiaya göre Akgün’ün isminin listeye eklenmesini İlçe Başkanı Halis Çiçekçi istemedi.

Bülent Kerimoğlu delege olamadı

Genel merkeze yakın isimlerden ise Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu ilçe kongresinde delege olmak istemedi. Kerimoğlu’nun bu tercihinin gerekçesine ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadı.

Kongre süreci başlamadan kısa bir süre önce Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul ilçe başkanlarıyla bir toplantı düzenlemişti. O toplantının amacının 39 ilçenin ‘değişim’ yönünde bir fotoğraf vermesi olduğu belirtilmişti. Ancak toplantıya sadece 12 ilçe başkanı katılınca fotoğraf da verilmemişti.

5-13 Ağustos tarihleri arasında 17 ilçede yapılan seçimlerde göreve gelen ilçe başkanları şöyle oldu:

Ataşehir: Celal Yalçın
Beylikdüzü: Mülayim Demirtaş
Gaziosmanpaşa: Hakan Bahçetepe
Tuzla: Eren Ali Bingöl
Zeytinburnu: Metin Doğan
Avcılar: Erdal Nas

Bağcılar: Murat Sönmez
Bakırköy: Gizem Başaran Arslan
Başakşehir: Beyzade Kayabaşı
Bayrampaşa: Hasan Mutlu
Beşiktaş: Alican Şen

Büyükçekmece: Halis Çiçekçi
Çatalca: Mehmet Seddar Çoban
Çekmeköy: Melda Tutan
Esenyurt: Hüseyin Ergin
Sancaktepe: Muharrem Aydın
Silivri: Berker Esen

22 ilçede yapılacak seçimler

Geriye kalan 22 ilçedeki seçim tarihleri ise şöyle:

19 Ağustos: Arnavutköy, Bahçelievler, Beykoz, Esenler, Ümraniye.
20 Ağustos: Eyüpsultan, Kağıthane, Maltepe, Şişli, Sultanbeyli.
26 Ağustos: Adalar, Beyoğlu, Küçükçekmece, Sultangazi, Üsküdar.
27 Ağustos: Pendik, Kadıköy.
3 Eylül: Şile, Güngören, Sarıyer, Fatih, Kartal.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Akşener, İstanbul Ve Ankara İçin Şerh Düşebilir

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, konuya ilişkin parti kulislerinden haberlerde gelmeye devam ediyor. Son olarak, Akşener’in, seçimlere yönelik olası bir ittifakta İstanbul ve Ankara için şerh düşebileceği öne sürüldü.

Öte yandan herhangi bir ittifak olmaz ise İYİ Parti’de İstanbul ve Ankara2 isim öne çıkıyor: Ankara için İYİ Parti Milletvekili Adnan Beker, İstanbul için Teşkilat Başkanı Buğra Kavuncu.

Ankara kulisleri bir yandan geride bıraktığı seçim sürecini değerlendirirken bir yandan da önümüzdeki yerel seçimlerde aday olacak isimleri tartışmaya başladı. CHP ile İYİ Parti’nin yerel seçimlerde ittifak kurup kurmayacağı henüz netlik kazanmasa da İYİ Parti’de yerel seçimler öncesi hazırlıkların başladığı öğrenildi.

tv100 Ankara Temsilcisi Deniz Gürel, İYİ Parti’ye ilişkin verdiği kulis bilgisinde “Herhangi bir ittifak olmaz ise 2 isim öne çıkıyor, İYİ Parti’de bunlara kesin gözüyle bakılıyor diyebiliriz Ankara adayları, bir tanesi İYİ Parti Milletvekili Adnan Beker, öbürü İstanbul’da Teşkilat Başkanı Buğra Kavuncu.” ifadelerini kullandı.

Gürel, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 26 Ağustos’ta yapacağı açıklamaya ve 2024 yılında gerçekleşecek yerel seçimlere ilişkin şu kulis bilgilerini verdi:

İYİ Parti’de Akşener 26 Ağustos’ta yapacağı açıklamaya bazı şerhler düşeceği ifade ediliyor. Sayın Akşener bazı şehirlerde ittifak yapılacağına dair şerh düşebileceği beklentisi var. Ankara ve İstanbul’da ilçeler ve il düzeyinde ittifak yapılabileceği yapılabileceğine dair şerh düşecek.

Herhangi bir ittifak olmaz ise 2 isim öne çıkıyor, İYİ Parti’de bunlara kesin gözüyle bakılıyor diyebiliriz Ankara adayları, bir tanesi İYİ Parti Milletvekili Adnan Beker, öbürü İstanbul’da Teşkilat Başkanı Buğra Kavuncu.

Paylaşın