İmamoğlu’ndan Dikkat Çeken Mesajlar

İBB Başkanı İmamoğlu, ortaklaşan bir akılla geleceği tasarlamaları gerektiğini belirterek, “Bulduktan sonra da inşallah hep birlikte ayağa kalkıp, güçlü bir şekilde hedefe menzile birlikte yürüyeceğiz. Yine kol kola olarak inşallah bunu başardığımızda ondan sonra yeni bir yerel yönetim kabiliyeti, yerel yönetim gücü ortaya koyduğumuzda bir sonraki seçime amasız, fakatsız, keşkesiz, ‘tüh ya şunu niye yaptık’ demeden, eksiksiz, güçlü bir şekilde kazanmanın yolculuğunu ortaya koyacağız.” dedi ve ekledi:

“Hem güzel ortamınızı sizlerle paylaşmış oldum hem de kısa bir gelecek tahayyülünü sizinle paylaşmış oldum” diyen İmamoğlu, “İnşallah seneye bambaşka daha farklı, çok daha güzel, çok daha umutlu, çok daha huzurlu şekilde Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna gelmeyi bize Allah nasip etsin. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Yolunuz, yolumuz açık olsun.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Hacıbektaş programının ikinci gününde de bir dizi ziyaret yaptı.

Hacıbektaş Veli Kültür Derneği Genel Merkezi’ni ziyaret eden İmamoğlu, ziyaret sonrası Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı’na yürüyerek geçti. Yaklaşık 300 metrelik mesafeyi yoğun ilgi altında kat eden İmamoğlu, Hünkar’ın huzurunda dua etti.

İBB iştiraki KİPTAŞ’ın üstlendiği Mihmandar projesini yerinde inceleyen İmamoğlu, ziyaretlerinin son noktası İlicek Köyü’nde önemli mesajlar verdi. Ülke ekonomisinin savaş halindeki ülkelerden bile geride olduğunu belirten İmamoğlu şöyle dedi:

“Bu beceriksizliği, bu kötülüğü hep beraber ortadan kaldırmak adına, yerelden başlayan başarılarımızı daha hızlı, daha güçlü, daha hatasız, daha eksiksiz, daha düzgün tasarlayarak planlayarak genele taşımanın yolculuğu yeniden başlıyor. Onun için 2024 hepimiz için çok önemli.

Ortaklaşan bir akılla geleceği tasarlamaları gerektiğini kaydeden İmamoğlu şöyle dedi: “Bulduktan sonra da inşallah hep birlikte ayağa kalkıp, güçlü bir şekilde hedefe menzile birlikte yürüyeceğiz. Yine kol kola olarak inşallah bunu başardığımızda ondan sonra yeni bir yerel yönetim kabiliyeti, yerel yönetim gücü ortaya koyduğumuzda bir sonraki seçime amasız, fakatsız, keşkesiz, ‘tüh ya şunu niye yaptık’ demeden, eksiksiz, güçlü bir şekilde kazanmanın yolculuğunu ortaya koyacağız.”

“Hem güzel ortamınızı sizlerle paylaşmış oldum hem de kısa bir gelecek tahayyülünü sizinle paylaşmış oldum” diyen İmamoğlu, “İnşallah seneye bambaşka daha farklı, çok daha güzel, çok daha umutlu, çok daha huzurlu şekilde Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna gelmeyi bize Allah nasip etsin. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Yolunuz, yolumuz açık olsun.”

“Var gücümüzle çalışacağız”

Ziyaretini İlicek Köyü’nde sonlandıran İmamoğlu, köy halkı tarafından alkışlarla karşılandı. Muhtarlık binasının önünde konuşma gerçekleştiren İmamoğlu, Atatürk’ün cumhuriyet düşüncesinde Hacıbektaş’tan etkilendiğini söyledi.

“Cumhuriyet bizim, birlik ve beraberliğimizi tesis eden en büyük projedir” diyen İmamoğlu, son olarak şöyle dedi: “Onu bizim koruyup, kollayıp geliştirme zorunluluğumuz vardır. Bazı aksaklıklar yaşıyor olabiliriz. Arzu etmediğimiz sonuçları aldık, eksiklerimiz var, hatalarımız oldu.

Bunları düzelteceğiz. Bunları düzelteceğiz. Büyük bir mücadele vereceğiz. Cumhuriyetimizi geliştirmek için, demokrasimizi geliştirmek için, geleceğin ihtiyaçlarını karşılamak için eğitimden teknolojiye, adaletten tarıma, aklınıza gelebilecek her hususta ülkemizin potansiyelini daha yukarılara taşımak için var gücümüzle çalışacağız.”

Paylaşın

“Türkiye, Rusya Ve Katar Yeni Bir Tahıl Anlaşması Hazırlıyor” İddiası

Ukrayna’nın Karadeniz’den 33 milyon tonluk gıda ihraç etmesini sağlayan anlaşmadan çekilecek olan Rusya’nın Türkiye’yle birlikte Katar’ı da yanına alarak yeni bir anlaşma hazırlamaya çalıştığını öne sürüldü.

Rusya’nın tahıl tedariğini sağlayacağı, Katar’ın sponsorluk yapacağı, Türkiye’ninse anlaşmayı organize etmeye çalıştığı iddia edildi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Alman Bild gazetesi Rusya, Türkiye ve Katar’ın bir ayı aşkın süredir işlemeyen Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nın ardından yeni bir anlaşma hazırlamak için harekete geçtiğini iddia etti.

Ele geçirilen resmi yazışmalara dayandırıldığı bildirilen haberde, 21 Temmuz ila 8 Ağustos’ta Türkiye ve Rusya’nın diplomatik temsilcilikleri arasında gerçekleşen diyaloglarda Moskova’nın Karadeniz Tahıl Girişimi’nden çekilme planlarını defalarca Ankara’ya ilettiği belirtildi.

Bild, Ukrayna’nın Karadeniz’den 33 milyon tonluk gıda ihraç etmesini sağlayan anlaşmadan çekilecek Rusya’nın Türkiye’yle birlikte Katar’ı da yanına alarak yeni bir anlaşma hazırlamaya çalıştığını öne sürdü.

Rusya’nın tahıl tedariğini sağlayacağı, Katar’ın sponsorluk yapacağı, Türkiye’ninse anlaşmayı organize etmeye çalıştığı bildirildi. Tahılın birincil hedefinin Afrika ülkeleri olacağı da haberde yer aldı.

Anlaşmanın bu haftasonu Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yapılabileceği ifade edilirken, halihazırda Rusya’ya bağlı Tataristan’ın lideri Rüstem Minnihanov’un orada olduğu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da pazar günü günübirlik ziyarette bulunacağı hatırlatıldı.

Bild, BM ile koordinasyonu sürdürmek isteyen Türkiye’nin dışişleri bakanı Hakan Fidan’ın, Ukrayna’nın da yer aldığı önceki tahıl anlaşmasının devamı için Rusya’dan talepte bulunduğunu da savundu.

Kremlin’in tahıl anlaşmasına Kiev yönetiminin ihracatını kesecek bir alternatif aradığı iddiası, 21 Temmuz’da Financial Times tarafından ortaya atılmıştı. Londra merkezli gazete, Türkiye ve Katar’ın henüz bu fikri onaylamadığını bildirmişti.

Ukrayna-Rusya Savaşı’nın küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini azaltmak için BM, Rusya, Türkiye ve Ukrayna, 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da düzenlenen törende Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nı imzalamıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, süresi dolan anlaşmaya ilişkin 17 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Tahıl koridoru anlaşması fiilen son buldu, durduruldu. Rusya, ilgili şartlar uygulanır uygulanmaz derhal tahıl anlaşmasına geri dönecek. Anlaşmanın Rusya’yla ilgili kısmı yerine getirilmedi” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Gözaltına Alındı: Ters Kelepçe

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararına rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Galatasaray Meydanında 960. hafta açıklamasını yapmak isterken yine gözaltına alındı: Gözaltına alınıyoruz. Yine hukuksuzluk, yine işkence yine ters kelepçe!!!

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan yapılan açıklamada, “Bugünkü gibi ortam sıcaklığının 31 °C olduğu bir günde araç içi sıcaklıklar 60 °C’ye çıkabiliyorken bu hafta 10 kişinin bulunduğu bakımsız gözaltı aracında arkadaşlarımızın aracın motor ısısına da katlanmak zorunda bırakıldığını öğrendik” ifadeleri kullanıldı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri 960. hafta basın açıklaması bugün de engellendi. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararlarına rağmen bir kez daha hak savunucuları ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, sosyal medya hesabından önce “19. kez Galatasaray Meydanı’na girişimiz yoğun abluka ile engellendi. Polis çemberi içindeyiz” paylaşımı yaptı. Ardından da “Gözaltına alınıyoruz. Yine hukuksuzluk, yine işkence yine ters kelepçe!!!” diye yazdılar.

Cumartesi Anneleri/ İnsanları da şu açıklamayı yaptı: “Bugünkü gibi ortam sıcaklığının 31 °C olduğu bir günde araç içi sıcaklıklar 60 °C’ye çıkabiliyorken bu hafta 10 kişinin bulunduğu bakımsız gözaltı aracında arkadaşlarımızın aracın motor ısısına da katlanmak zorunda bırakıldığını öğrendik. #CumartesiAnneleri960Hafta”

Cumartesi Anneleri’nin sosyal medya hesabından Hanife Yıldız, Mikail Kırbayır, Osman İşçi, Ali Tosun, İkbal Eren, Ali Ocak, Oya Ersoy, Leman Yurtsever, İsmail Yücel, Nimet Tanrıkulu, Cüneyt Yılmaz, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Davut Arslan, Nazım Dikbaş, Eren Baskın, Yusuf Ardaş, Esma Nur Yıldız, Selim Derelioğlu, Begali Kurnaz ve Canan Yıldırım’ın gözaltına alındığı duyuruldu.

Bu haftaki eyleme, Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ve çeşitli STK temsilcileri de destek verdi.

“Kayıplarımızın akıbetini öğrenme kararlılığımızda ısrar edeceğiz”

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Kayıplara Karşı Komisyon şu açıklamayı yaptı: “Cumartesi Anneleri/İnsanlarının buluşmalarını engelleyen kaymakamlık yasaklama kararındaki gerekçeler, Anayasa Mahkemesi tarafından inandırıcı bulunmamış, hukuki dayanaklarını yitirmişti. Ancak Beyoğlu Kaymakamı her Cumartesi aynı gerekçelerle verdiği yasaklama kararları ile Anayasa Mahkemesi’ni devre dışı bıraktığını iddia ediyor.

“Hukuku, Anayasa’yı yok sayan bu uygulama karşısında ülkenin Anayasa Hukuku hocaları, üniversitelerin Anayasa Hukuku kürsüleri sessizliğini koruyor. Anayasa’ya sadakatle bağlı kalacaklarına namus ve şerefleri üzerine yemin eden Cumhurbaşkanı, kabine üyeleri ve milletvekilleri susuyor. Bu suskunluk, Anayasa’yı değersizleştiren hukuksuzluk iklimini güçlendiriyor, ihlalcileri cesaretlendiriyor.

Yaratılan hukuksuzluk ikliminde anayasal hakkımızı kullanmak istediğimiz için 19 haftadır, İstanbul’un ortasında, herkesin gözü önünde engelleniyor, işkence ve kötü muameleye maruz kalıyoruz.

Savcıların, şüphesiz haberdar olmalarına rağmen, idarenin ve kolluğun hukuk dışı uygulamalarını görmezden gelmeleri, bizim bu konudaki iddialarımızı dikkate almamaları, işkence ve insanlık dışı muamele suçlularının dokunulmaz olduğu bir kısır döngü oluşturuyor. İşkence ve kötü muamele yasağınının ihlaline karşı hoşgörü politikasını besliyor.

960. haftamızda bir kez daha baskıyla, şiddetle bizi susturmak isteyenlere sesleniyoruz: Bizi susturarak, gözaltında kaybedilenleri ve onları kaybedenleri görünmez kılmak istediğinizi biliyoruz. Gözaltında kaybetmelerin bir devlet siyaseti olarak işlendiğini ve bugün de bu siyasetin devamı olarak karanlıkta bırakıldığını biliyoruz. İşte bu üstü örtülen bilgileri silkelemek, canlandırmak, dolaşıma sokmak istediğimiz için bizi susturmak istediğinizi biliyoruz. Toplumsal hafıza üzerindeki hakimiyetinize karşı bir tehdit olarak gördüğünüz için bizi yok saymak istediğinizi biliyoruz.

Ama biz varız, buradayız ve susmayacağız; her engelinizde farklı bir yol bularak hakikati haykırmaya devam edeceğiz. 29 yıl önce, 18 Ağustos 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Hani ilçesinde gözaltında kaybedilen Mehmet Günkan ve tüm kayıplarımızın akıbetini öğrenme talebimizde ısrar edeceğiz. Adaletin sağlanması talebimizde, insan hakları talebimizde, hukuk devleti talebimizde ısrar edeceğiz.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu: Bizim Son Tercihimiz CHP’ydi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Bizim son tercihimiz CHP’ydi.’ Çünkü siyasi gerçeklik ve halkın psikolojisini ben biliyorum. Bunu da defalarca söyledim. Kamuoyunda açık söyledim, masada söyledim. ‘Böyle kutuplaşmış bir iklimde CHP’ye oy vermekte zorlanan kitleler için alternatif bir ittifak oluşturalım’ dedim. ‘İttifak içi ittifak. DEVA, SAADET, Gelecek üçümüz girelim’ dedim” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“Hatta Sayın Akşener’e Altılı Masa toplanmadan önce söyledim. ‘Biz önce 5 parti bir deklarasyon yayınlayalım. Sonra da CHP ile yayınlayalım. Adım adım gidelim. İnsanlar bizim CHP’nin peşine takıldığımız görüntüsüne sahip olmasınlar. Merkez sağ gibi bir blok olarak çıkalım CHP’den dışlanmayalım. Sonra oturalım dedim.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gazeteci Fatih Altaylı’nın Youtube programına konuk oldu. Davutoğlu’na ‘en büyük pişmanlığının milletvekilliği seçimlerine CHP listelerinden girmek olduğu’ sözlerini soran Altaylı, “Gerçekten pişman oldunuz mu? Çünkü bunda pişman olacak bir şey yok. Meclis’e milletvekili soktunuz” dedi.

“Asla pişmanım ifadesi kullanmadım” diyen Davutoğlu, “Ben ne söylediğimi bilirim. Kullandığım ifade şu. Bize seçimden sonra o kadar haksız eleştiriler geldi ki. Sanki biz bir şeyi dolandırdık, 10 milletvekilini haksız aldık vs. Halbuki biz siyasi mücadele yürüttük. Beraber kazandık, beraber kaybettik. Burada ben ne herhangi bir partiyi ne de Sayın Kılıçdaroğlu’nu suçladım.

Özellikle CHP’ye yakın medyadan, belirli kesimlerden bize yönelik çok haksız şeyler geldi. Ruşen Bey de bu soruyu bana sorunca dedim ki, ‘Ya biz bu işin peşinde deli gibi koşmadık. Bizim son tercihimiz CHP’ydi.’ Çünkü siyasi gerçeklik ve halkın psikolojisini ben biliyorum. Bunu da defalarca söyledim. Kamuoyunda açık söyledim, masada söyledim. ‘Böyle kutuplaşmış bir iklimde CHP’ye oy vermekte zorlanan kitleler için alternatif bir ittifak oluşturalım’ dedim.

‘İttifak içi ittifak. DEVA, SAADET, Gelecek üçümüz girelim’ dedim. Hatta Sayın Akşener’e Altılı Masa toplanmadan önce söyledim. ‘Biz önce 5 parti bir deklarasyon yayınlayalım. Sonra da CHP ile yayınlayalım. Adım adım gidelim. İnsanlar bizim CHP’nin peşine takıldığımız görüntüsüne sahip olmasınlar. Merkez sağ gibi bir blok olarak çıkalım CHP’den dışlanmayalım. Sonra oturalım dedim” ifadelerini kullandı.

“Ya siz hayal mi görüyorsunuz?”

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde CHP ile ittifak yapan ve Millet İttifakının bileşenlerinden DEVA Partisi Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulundu.

Seçime CHP listelerinden giren partilere yönelik eleştirilere yanıt veren Babacan, “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler.

Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var. AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor.

‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz” dedi.

Paylaşın

Ali Babacan’dan CHP’ye Salvolar

Genel seçimleri değerlendiren DEVA Partisi lideri Babacan, “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler. Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var.” dedi ve ekledi:

“AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor. ‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk TV’de Hülya Hökenek ve Faruk Aksoy’un sorularını yanıtladı. Babacan, hükümetin ekonomi yönetiminin yanı sıra seçim sonuçlarını ve seçime yönelik muhalefetin yaptığı iş birliği hakkında devam eden tartışmaları değerlendirdi.

Ekonomi yönetiminde yapılan değişikliklerin ekonomiyi düzeltmeye yetmeyeceğinin altını çizen Babacan, “Türkiye’nin ekonomisi sadece ekonomi yönetimiyle düzelmez. Çünkü hukuk, adalet eğer düzgün değilse bir ülkede gelir ekonomiyi vurur. Eğer eğitim sistemi düzgün çalışmıyorsa gelip ekonomiyi vurur. Mesela enflasyonun patladığı dönemde Merkez Bankası Başkanı olan insanı tuttular, BDDK’nın başına da atadılar. Merkez Bankası burada ne kadar çaba gösterirse göstersin, eğer BDDK onunla aynı çizgide destekleyici adımlar atmazsa bu iş olmaz, enflasyon falan düşmez bu ülkede. Bunların hepsi bir bütün. Eğer TÜİK, şeffaf bir şekilde enflasyonu ölçmezse, ne yaparsanız yapın zaten söylenenler bir yalan dünyası” diye konuştu:

“Şu anda Türkiye’nin bir ekonomi programı yok.  ‘Orta vadeli program üzerinde çalışıyoruz’ dediler. Demek ki neymiş? Yeni yeni bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Program açıklanınca bakacağız, gerçekçi mi, tutarlı mı?

Benim ekonomi yönetiminin başında olduğum dönemde hazinenin borcu nasıl gidiyor? 2018’de alanı ekonomi olan Erdoğan’ın tek imza ile ülkeyi yönetmeye başladığı dönemden itibaren nasıl gidiyor? Ülkenin borcunu makul seviyede tutmak mı yerlilik millilik, yoksa Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi içeriye dışarıya borçlandırarak, gidip kapı kapı Suudi Arabistan’dan, Katar’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden kredi dilenerek ülke ekonomisini yönetmeye çalışması mı yerlilik millilik?

Bizim bu iddialarımız devam ediyor, değişmeyecek ve inşallah biz bir gün bu ülkeyi yöneteceğiz. İktidara talibiz biz. Onun için çalışıyoruz. Biz bir düşünce kuruluşu değiliz. Biz bir vakıf değiliz, dernek değiliz. Biz STK da değiliz, biz bir siyasi partiyiz. Ve bu ülkeyi yönetme iddiasıyla ortaya çıkmış bir siyasi partiyiz.

Demokrasi talebi daha çok orta sınıflardan gelir biliyorsunuz, şimdi orta direği çökertiyorlar. Bugün asgari ücretle geçinen herkes aşırı yoksulluk içerisinde yaşıyor. Bugün asgari emekli maaşı alan 7500 lira alan emeklilerimizin hepsi aşırı yoksulluk içerisinde yaşıyor. Onlara ne yapıyorlar? Özellikle maaş almayan yoksul kesime koliler, paketler, destekler, yani diyorlar ki ‘Sen AK Parti’ye üyeysen bu yardımı alırsın.’ Zenginler iktidardan bir şekilde nemalanıyor. Yoksullar da mecbur kalıyor iktidara. Dolayısıyla demokrasi talebi ülkede azalıyor. İşte biz, o demokrasi talebini hep canlı tutacağız. İnadına inadına canlı tutacağız ve orta direği yeniden ayağa kaldırmak için, orta sınıfı yeniden ayağa kaldırmak için de her türlü çabayı sonuna kadar göstereceğiz.”

‘Sonradan ortaya çıkan protokole üzüldüm’

Millet İttifakı’nın ortak Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ arasında protokol yapıldığının ortaya çıkması hakkında konuşan Babacan, “14 Mayıs ile 28 Mayıs arasındaki o duruş ve söylem değişikliğini biz kaygıyla takip ettik. Bir tarafta da iki seçim arasında ‘Acaba birinci turda böyle oldu ama ikinci turda değiştirebilir miyiz dengeyi’ diye bir gayret. Biraz kaygıyla izledik. Ümit Özdağ ile sonradan ortaya çıkan protokolün var oluşuna ben tabii üzüldüm. Çünkü şeffaflık, açıklık önemli. Hele hele bu ortak hareket eden, ortaklık akdi üzerinde yürüyen partiler ve şahıslar için bu çok daha önemlidir” dedi.

Babacan sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler. Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var.

AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor. ‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz.

Tek başımıza kalsak da demokrasi için mücadele edeceğiz. Çünkü Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi hakim olmadan, insanların fert fert kendini güçlü hissettiği bir Türkiye’ye ulaşmadan bu ülkenin ekonomisi düzelmez; hukuk, adaleti de düzelmez, eğitim de düzelmez. ‘Önce insan’ demek zorundayız ve bu da ancak ve ancak demokrasiyle mümkün.“

Paylaşın

“CHP’li Özel, Genel Başkanlık İçin Hazırlanıyor” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan ‘değişim’ ve ‘dönüşüm’ tartışmaları devam ediyor. Özgür Özel’in adaylık açıklaması için bir metin üzerinde çalıştığı, bu metnin bir ‘tutum belgesi’ işlevi göreceği öne sürüldü.

Özgür Özel’le çalışan isimler, “Bu çalışma bir sır değil. Bunu her yerde dile getiriyoruz. Bizlere değişimin altını doldurmadılar diyen isimlere cevap olacağını belirtmek istiyoruz” diyor.

Değişim açıklamasıyla ilk çıkışı yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yeniden İstanbul’u işaret etmesiyle gözler Özgür Özel’e çevrildi. İmamoğlu, yaptığı açıklamada, “CHP’nin tarihi bilen, geçmişi tertemiz evlatları vardır. Bunlar göreve hazırdır. Bunlardan birisi -ismi geçtiği için söylüyorum- Özgür Özel’dir” demişti.

Diken’den Altan Sancar’ın haberine göre, Özel, eylül başında genel başkanlık için yola çıkacak. Özel’in adaylık açıklaması için bir metin üzerinde çalıştığı, bu metnin bir ‘tutum belgesi’ işlevi göreceği belirtiliyor. Açıklama için net tarih dillendirilmese de metin üzerindeki çalışmaların bitmesi ile kararlaştırılacağı belirtiliyor. Çalışmanın ve açıklamanın eylüle yetişmesi bekleniyor.

Özel’le çalışan isimler, “Bu çalışma bir sır değil. Bunu her yerde dile getiriyoruz. Bizlere değişimin altını doldurmadılar diyen isimlere cevap olacağını belirtmek istiyoruz” diyor.

Özel’in adaylık açıklaması sonrası grup başkanlığı görevinden istifa edip etmeyeceği ise net değil. Ancak genel merkez yönetimi bu durumda güven oylaması istenebileceğini dile getiriyor. Değişim talep edenler ise “Vekillerimiz elbette talep edebilir, ancak sonucun ne olacağı sürpriz olabilir” diyerek genel merkezin vekillerin büyük bölümü üzerinde hakimiyetinin olmadığını vurguluyor.

Genel merkezin adayı Kemal Kılıçdaroğlu

Öte yandan CHP Genel Merkezi, kurultayda partinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday gösterecek. İkinci bir adayın çıkması durumundaysa kurultayda verilecek önergeyle parti meclisi için blok liste uygulamasına gidilmesi planlanıyor.

CHP kurultaylarında genel başkan adayı olan Kılıçdaroğlu genellikle sunulan çarşaf liste için anahtar liste kullanıyordu. Bu anahtar liste zaman zaman delinerek, listede yer almayan isimler parti meclisine giriyordu. CHP yönetiminin listenin delinmemesi için bu yönteme başvurabileceği belirtiliyor.

‘Değişim’ cephesi ise kendilerinin blok veya anahtar liste yerine, çarşaf liste ile parti meclisi üyelerinin belirlenmesinin tamamen delegeye bırakılması gerektiğini düşünüyor.

Paylaşın

Erdoğan İle Putin Ne Zaman Ve Nerede Görüşecek?

Son olarak 13 Ekim 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da CICA Zirvesi kapsamında bir buçuk saatlik bir görüşme yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yakında bir görüşme için bir araya gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ağustos ayı içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıklamıştı. DW Türkçe’den Kıvanç El‘in  edindiği bilgiye göre görüşmenin adresi değişebilir. Erdoğan’ın, Eylül ayındaki G-20 Liderler Zirvesi öncesinde Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirebileceği belirtilirken görüşme için temaslar da başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9-10 Eylül tarihlerinde Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen G-20 Liderler Zirvesi’ne katılacak. Bu zirve öncesinde Erdoğan’ın Rusya’ya giderek Eylül ayı başında Putin ile bir araya gelmesi yönünde çalışmalar yürütülüyor.

Erdoğan ile Putin arasında planlanan görüşmenin ana gündemini Tahıl Koridoru Anlaşması ve Ukrayna savaşı başlıkları oluşturacak. Rusya’nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi sonrasında Türkiye, anlaşmanın uzatılması için çabalarını sürdürüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılması ve küresel düzeyde gıda fiyatlarında yaşanan dalgalanmanın önüne geçilmesi için Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin girişimiyle 2022 yılı Temmuz ayında İstanbul’da tahıl koridoruna dair anlaşma imzalanmış ve geçen süre içinde Ukrayna’dan yaklaşık 30 milyon ton tahılın sevkiyatı yapılmıştı. Rusya’nın çekilme kararı aldığı Tahıl Koridoru Anlaşması’nın geleceği merak konusu.

Hükümet kaynakları liderler düzeyinde görüşme ile Tahıl Koridoru Anlaşması konusunda somut adım atılabileceğini vurguladı. Bu görüşmenin bu ay içerisinde Ankara’da olacağı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bu ayın başında açıklanmıştı. Ancak bu konuda henüz somut bir ilerleme kaydedilemediği öğrenildi.

Ankara’da, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinde tahıl koridoruna dair somut bir adım atılabileceği beklentisi hâkim. Eğer somut bir adım atılırsa Erdoğan, G-20 Zirvesi’ne uluslararası krize dönüşen bir sorunu çözerek gitmiş olacak.

Kaynaklara göre tahıl koridoru konusunda somut adım atılamama ihtimalinin görülmesi durumunda Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin G-20 Liderler Zirvesi sonrasına kalması da olasılıklar arasında.

G-20 Zirvesi’ne Putin’in katılıp katılmayacağına dair netlik ise yok. Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, Mart ayında yaptığı açıklamada Putin’in zirveye katılması konusunda henüz bir karar verilmediğini belirtmişti. Peskov’un bu sözlerinin ardından ardından Rusya’dan katılım konusunda yeni bir açıklama gelmedi.

Geçen yıl Endonezya’da gerçekleşen G-20 Liderler Zirvesi’ne Putin katılmamıştı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise geçen yıl davetliler arasındaydı. Bu yıl ise Hindistan, Zelenskiy’yi zirveye davet etmedi.

Erdoğan ve Putin arasında planlanan görüşme öncesinde alt düzeyde yapılan temaslarda tahıl koridoru ve Ukrayna ile barış süreci dışındaki konular da gündemde. Suriye’de terörle mücadele ve Türkiye-Suriye ilişkileri de önemli başlıklardan. Kaynaklar son dönemde Suriye-Ürdün sınırında etnik bazı çatışmaların arttığını belirtirken bu durumun bölgede yeni bir gerginliği tetikleyebileceğine dikkati çekiyor. Bu konuda Türkiye’nin hem ABD hem de Rusya ile yapacağı görüşmelere vurgu yapılıyor.

İki ülke arasındaki diplomatik temaslarda ele alınan bir diğer başlık ise ekonomik gelişmeler. BOTAŞ’ın Rusya’ya ertelenen borçları, enerji anlaşmalarının yenilenmesi ve revize edilmesi ve bu kapsamdaki yeni yatırımlar görüşmenin başlıklarından.

Görüşmelerin gündemindeki en önemli konulardan biri de Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine verdiği ön onay. NATO’nun 11-12 Temmuz’daki Vilnius zirvesinin ardından Türkiye İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yakmış ve Meclis’te onaya sunulacağı duyurulmuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) Ekim ayında açılmasının ardından İsveç’in NATO üyeliğine onayın Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Hükümet kaynakları, Rusya’nın ilkesel olarak Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine “saygı duyduğunu” ve “anladığını” değerlendiriyor. Bir kaynak, “Rusya’nın Türkiye’nin NATO adımları ile ilgili bir rahatsızlığı bulunmuyor” görüşünü de dile getiriyor.

Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde “mesafeyi artıracağına” dair yorumlar da son dönem arttı. Bu yorumlarda Türkiye’nin Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi adına Rusya’ya karşı mesafesini artıracağı savunuluyor. Ancak hükümet kaynaklarının verdiği bilgiye göre; iki konu birbirinin alternatifi değil. Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde       “araya mesafe koyma” yönünde bir iradesi yok. Hatta yeni anlaşmalar ile ilişkilerin daha da “derinleştirilmesi” gündemde. Kaynaklar, eş zamanlı adımlarla Batı ile ilişkilerin de kuvvetlendirileceğine dikkati çekiyor.

“Rusya’yı ikaz ettik”

Türkiye ile Rusya arasında temaslar sürerken Karadeniz’de Rus askerlerinin “Şükrü Okan” adlı gemiye düzenlediği baskın dikkat çekti. Bu baskın Rusya Savunma Bakanlığı tarafından basına duyuruldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu baskına ilişkin hükümetin sessiz kaldığını söyleyerek, “Baskının görüntüleri, Rusya Savunma Bakanlığı tarafından basına dağıtılmış ve halkımız ancak bu şekilde gelişmeden haberdar olmuştur” paylaşımı yaptı. Kılıçdaroğlu, “Saray Devleti konuya dair herhangi bir açıklama yapmamıştır. Neden?” sorusunu da yöneltti.

Türkiye’den baskına ilişkin tek açıklama ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden yapıldı. “Rus askeri Türk gemisi Şükrü Okan’a baskın yaptı, Türk hükümeti tepki göstermedi” şeklindeki iddiaların “manipülasyon” içerdiği kaydedilen açıklamada, gemiye müdahalede bulunulan yerin Türk karasuları değil uluslararası sular olduğu belirtildi. Açıklamada “Geminin sahibi Türk olsa bile gemi Türk bayraklı bir gemi değildir.

Uluslararası hukukta geminin ismi veya personelinin milliyetinden ziyade önemli olan ‘bayrak devleti’dir. Tüm bunlara rağmen gemiye yapılan müdahale sonrasında Rusya Federasyonu’ndaki muhataplar, Karadeniz’de gerginliği tırmandıracak bu tarz girişimlerden kaçınılması için uygun şekilde ikaz edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Rusya ile “Şükrü Okan” olayı yaşanırken dikkat çeken bir gelişme daha gerçekleşti. Ukrayna limanlarından ayrılan Hong Kong bandıralı Joseph Schulte adlı ticari gemi Cuma günü İstanbul Boğazı’ndan geçti.

Bu gemide tahıl olduğu iddiaları kamuoyunda konuşulurken Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan bilgilendirmede, “Mevcut gemi konteyner yüklü gemi olup tahıl yüklü gemi değildir” denildi. Bakanlık kaynakları, tahıl koridorunun işlemesi için çabaların sürdüğünü belirtirken diğer ülkelerin de alternatif güzergahlar üzerinden yaptıkları çalışmaların da yakın takip edildiği bilgisini de paylaştı.

Hükümet kaynakları, bu geminin geçişinin önemli bir adım olduğunu ifade ederken, hem tahıl koridorunun aktifleşmesi hem de ticari gemilerin zarar görmemesi için Rusya’nın da Türkiye’nin hassas çalıştığı değerlendirmesini yaptı.

Erdoğan ile Putin son olarak geçen yıl bir araya gelmişti

Rusya Devlet Başkanı Putin son olarak Türk Akımı doğalgaz boru hattı temel atma töreni nedeniyle 7 Ocak 2020 yılında Türkiye’ye gelmişti. Bu ziyaretin ardından Erdoğan üç yıllık süreçte Mart 2020’de Moskova, Eylül 2021’de Soçi ve Ağustos 2022’de de Soçi olmak üzere üç kere Rusya’ya gitti. Erdoğan ve Putin son olarak ise 13 Ekim 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da CICA Zirvesi kapsamında bir buçuk saatlik bir görüşme yapmıştı.

Paylaşın

“Mehmet Şimşek İstifa Etmek İstedi” İddialarına Yalanlama

Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz’ın “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in istifa etmek istedi” iddialarına İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden yalanlama geldi.

Haber Merkezi / Bu tür haberlerin piyasalarda tedirginlik yaratma ve güvensizlik oluşturma amaçlı olduğunu belirten İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“İtibar etmeyiniz”

“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, görevinden istifa etmek istedi” iddiası doğru değildir. Piyasalarda tedirginlik ve güvensizlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan dezenformatif haberlere itibar etmeyiniz.”

Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz, Mehmet Şimşek’in istifa etmek istediğine dair bir iddia dile getirerek, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yapmıştı:

“Zamcı bakan Mehmet Şimşek’in görevinden istifa etmek istediği ve araya Cevdet Yılmaz’ın girerek, kendisini zor ikna ettiği duyumu var. Doğruysa, neden istifa etmek istediğini ve ne vaadler alarak istifadan vazgeçtiğini elbette ilerleyen zamanda öğreniriz. Siyasal islamcılar birbirine düşecek! Çünkü ülkeyi birlikte batırdılar ve çıkışı bulamıyorlar! Herkes diğerine çöküşün faturasını kesmek istiyor!”

Paylaşın

Orta Vadeli Program: Hükümet İddialı, Uzmanlar Temkinli

28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası ekonominin yönetimine geçen isimler, son bir aydır Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin talep ve önerileri almak üzere iş dünyasının farklı kesimleri ile özel toplantılar düzenliyor. Son günlerde ise ekonomi yönetiminin tepe isimleri, Eylül ortasına kadar açıklanması beklenen yeni OVP’ye ilişkin birbiri ardına iddialı açıklamalar yapıyorlar.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Orta Vadeli Program ile öngörülebilirliğin arttığı bir ortama geçiş yapmış olacağız” derken Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “OVP, hem özel sektör hem kamu sektörü için önemli bir rehber ve yol haritası fonksiyonunu yerine getirecek” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Burak Saltoğlu, analistler ve piyasayı izleyen uzmanların OVP tahminlerinin seviyesi ve tutarlılıklarını dikkatle inceleyeceğine işaret etti.

Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyon nedeniyle her geçen gün ağırlaşan hayat pahalılığı vatandaşların hayatını zorlaştırmaya devam ederken gözler hükümetin Eylül ortasına kadar açıklayacağını duyurduğu Orta Vadeli Program’a (OVP) çevrilmiş durumda. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetiminin önümüzdeki üç yılda büyüme, enflasyon, cari açık ve döviz kurları gibi kritik alanlarda atacağı adımları içermesi beklenen yeni OVP için hükümet yetkilileri iddialı konuşuyor.

Ancak özellikle Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilen 2018’den bu yana açıklanan OVP’lerdeki hedeflerin çok büyük oranda şaşması, yeni OVP’ye ilişkin beklentilerin de zayıf olmasına neden oluyor.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan uzmanlara göre, Şimşek ve ekibinin hazırladığı yeni OVP’nin ekonomide olumlu bir hava yaratabilmesi için enflasyonla mücadele ve faiz politikası konusunda tutarlı ve rasyonel bir yol haritası açıklanması gerekiyor.

Ekonomi yönetimi, son bir aydır OVP’ye ilişkin talep ve önerileri almak üzere iş dünyasının farklı kesimleri ile özel toplantılar düzenliyor. Son günlerde ise ekonomi yönetiminin tepe isimleri, Eylül ortasına kadar açıklanması beklenen yeni OVP’ye ilişkin birbiri ardına iddialı açıklamalar yapıyorlar. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Orta Vadeli Program ile öngörülebilirliğin arttığı bir ortama geçiş yapmış olacağız” derken Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “OVP, hem özel sektör hem kamu sektörü için önemli bir rehber ve yol haritası fonksiyonunu yerine getirecek” şeklinde konuştu.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Saltoğlu, analistler ve piyasayı izleyen uzmanların OVP tahminlerinin seviyesi ve tutarlılıklarını dikkatle inceleyeceğine işaret ediyor. Özellikle büyüme, cari açık ve enflasyon hedeflerindeki tutarlılığın önemli olacağını vurgulayan Prof. Saltoğlu, “Sayın Şimsek’in ‘2026’dan sonra normalleşeceğiz’ yorumu da yine OVP içinde aranacaktır. TCMB’nin yeni enflasyon ve büyüme tahminleri de yeni OVP’de aranacaktır” diyor.

OVP’de Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında ekonomide atılacak adımlara ilişkin sinyallerin de verilmesi gerektiğini belirten Saltoğlu, “Ama geçmişte de olduğu gibi OVP’ler ciddi anlamda şaştığı ve şaşacağı için aşırı yüksek bir önem atfetmek de doğru olmaz. Temel kurgu ve tutarlılık konusunda bir sorun görülmezse, olumlu olur ama ekonomide çok fazla yönlendirme etkisi olacağı kanısında değilim” diye konuşuyor.

Prof. Saltoğlu’nun da işaret ettiği gibi, son yıllarda açıklanan OVP’lerde ekonomiye ilişkin hedef ve tahminler büyük oranda yanlış çıktı. Berat Albayrak’ın ekonominin başına getirildiği 2018 yılında sonra açıklanan OVP’lerde özellikle büyüme, enflasyon ve dolar kuru tahminleri tutmadı.

2019 yılında açıklanan OVP’de, 2020 yılı için yüzde 5 büyüme, yüzde 8,5 enflasyon ve dolar kurunda 6 TL seviyesi belirlenmişti. Ancak 2020 sonunda büyüme yüzde 1,8’e düşerken, enflasyon yüzde 14,6’ya çıktı. Dolar kuru ise 7 dolar oldu. 2021’de açıklanan OVP’de ise 2022 için yüzde 9,8 enflasyon ve dolar kurunda 9,2 TL seviyesi öngörüldü. Fakat 2022 sonunda enflasyon yüzde 64’e çıkarken, dolar kuru 18,7 TL’ye tırmandı. Cari açık ise 48,8 milyar dolar oldu.

Eylül 2022’de açıklanan son OVP’de ise 2023 yılı sonunda kişi başına gelirde 10 bin dolar seviyesinin aşılacağı, enflasyonun ise yüzde 24,9 olarak gerçekleşeceği tahmini yapıldı. Ortalama dolar kuru ise 21,5 TL olarak belirlendi. Ancak 2023’ün neredeyse 8 ayının geride kaldığı bugünlerde dolar kuru 27 TL’yi aşmış durumdayken, temmuz itibariyle yüzde 48 olan enflasyonun yılsonunda yüzde 70’e yaklaşması bekleniyor.

Beykoz Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Evren Bolgün, yeni açıklanacak OVP’ye büyük umutlar bağlamanın yanlış olacağını söylüyor.

Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilen 2018 yılı sonrasında hükümetin yayınladığı OVP’lerin büyük oranda itibar kaybettiğini savunan Prof. Bolgün, 2018 sonrasında hazırlanan OVP’lerde yer alan hedef ve değerlendirmelerin giderek rasyonellikten uzaklaştığını ifade ediyor.

Bu nedenle son yıllarda gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında piyasa oyuncuları, yatırımcılar ve akademi dünyasının OVP’de yer alan hedef ve tahminleri dikkate almadığını kaydeden Bolgün, “Yeni dönemde Mehmet Şimşek’in başında olduğu ekonomi yönetimi tarafından hazırlanacak OVP’de ise temel parametrelerdeki görüş ve tahminler belirleyici olacak” diyor.

“Piyasa oyuncuları açısından kritik olacak”

Yeni OVP’de başta büyüme ve enflasyon olmak üzere, AKP iktidarının makro ekonomik hedeflerine ilişkin ortaya konacak üç yıllık projeksiyon, hükümetin yüksek enflasyon ve dış ticaret açığı ile zarar gören dengelerinasıl düzelteceğine yönelik ipuçları verecek. OVP’de yer alacak dolar kuru tahminleri de yine piyasa oyuncuları açısından kritik olacak.

Hükümet tarafından açıklanacak yeni OVP’de Türkiye ekonomisinde ‘restorasyon’ yapacak tutarlı bir program beklentisi olduğunu belirten Bolgün, “AKP hükümeti seçimleri kazandı ve 5 yıllığına daha yönetme yetkisini eline aldı. Seçimlerden bu yana 3 ay geçti ancak vergi artışlar dışında hala yakıcı ekonomik sorunlara karşı kapsamlı bir program göremiyoruz. Yeni OVP bu beklentiyi karşılamak zorunda” diye konuşuyor.

Türkiye’de büyümenin yüzde 5,5 seviyesine yükseltilmesi gerektiğini, bu arada yüksek enflasyonun da düşürülmek zorunda olduğunu dile getiren Bolgün, şöyle konuşuyor:

“Hem büyümek hem de enflasyonu düşürüp işsizliği patlatmamak için çok dengeli bir program yürütmek gerekiyor. Şimşek ve ekibinin bu ne kadar başarabileceğini izleyeceğiz. Bütçe gelirlerini artırmak için kamuda ne tür tasarruf önlemleri alınacak, vergi sisteminde ne tür değişikler olacak, bunların hepsini OVP’de görmemiz gerekir. Aksi takdirde yeni OVP’nin de diğerleri gibi pek bir anlamı olmaz.”

Borsa İstanbul’da yatırımcı sayısı rekor kırdı

Öte yandan yeni OVP’nin yatırımcıların Türkiye’ye bakışında ve Türk piyasalarına güvende olumlu değişiklikler yaratacağını düşünenler de var.

Sermaye Piyasaları Danışmanı Yunus Kaya, seçim sonrasında yatırımcıların Türkiye ekonomisinin geleceğine daha pozitif yaklaştıklarını söylüyor. Kaya, “Son 5 yılda 10 milyar dolarlık yabancı çıkışı olan borsaya Cumhuriyet tarihinin en güçlü yabancı sermaye akımlarından birini yaşıyoruz. Mayıs ayındaki seçimlerden sonra geçen iki ayda 2 milyar dolarlık borsaya yabancı girişi oldu. Üstelik bu girişler sadece borsaya yönelik olmadı. Türkiye’nin yurtdışında ihraç ettiği Eurobondlara da hücum yaşandı” diyor.

Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) sosyal medya hesabı Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda da borsada yatırımcı sayısındaki rekor değişim ortaya kondu. Buna göre, pay senedi bakiyeli yatırımcı sayısı, 15 Ağustos itibarıyla 5 milyon 636 bin 160’a ulaşarak rekor seviyeye çıktı. Yıllık yatırımcı sayısındaki yükseliş 3 milyon 3 bin 214 olurken, bu durum yüzde 114,06’lık artışa işaret etti. Aylık bazda bakıldığında da borsada yatırımcı sayısı, yüzde 27,54 artarak yatırımcılara 1 milyon 216 bin 954 kişi eklendi.

“İyimser beklentiler artıyor”

Seçim sonrasında 700 seviyesini gören Türkiye’nin kredi risk priminin (CDS) de 400’ün altına gerilediğini hatırlatan Kaya’ya göre, 4 Haziran’da ekonomi yönetiminin başına Mehmet Şimşek’in getirilmesi, Merkez Bankası Başkanı ve 3 yardımcısının değiştirilmesi Türkiye’ye yönelik iyimser beklentileri artırmış durumda.

Ekonominin farklı kesimleri ile görüşmeler yapılmasının ardından eylül ayında OVP sonrasındaki uygulamalar ile Türkiye’nin son zamanlarda patinaj yaptığı ekonomide bir yükseliş dönemine girebileceğini dile getiren Yunus Kaya, şu değerlendirmeleri yapıyor:

“Doğrusu yabancı yatırımcılar da bunu önden satın alıyorlar. Son 5 yılda önce çıkan kar ederken, artık önce giren kar ediyor diyebiliriz. Borsa açısından bakarsak yabancı kanalından sürekli para girişi, düzeltmeleri bile kısa tutup yükseliş trendinin soluksuz devamına yol açtı. Borsa tarihi zirvesini bile geçtikten sonra 2 ayda yüzde 36 yükselmiş durumda. Özellikle ABD seans başlangıç saatinde gelen yabancı alımları bize bu temponun kolay durulmayacağını gösteriyor.”

“Papua Yeni Gine seviyesine çıkarız”

Bu arada uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, geçen hafta Türkiye’nin ortodoks politikaları hayata geçirmesi durumunda not artışı yapılabileceği sinyalini verirken bu hafta içinde ise Türk bankalarının görünümünü ‘negatif’ten ‘durağan’a çevirdi.

Moody’s’in not artışının beklenen not artışlarının ilki olabileceğini öne süren Yunus Kaya, “Çünkü 3 kurumdan biri not artıracaksa, ilk artıranın Moody’s olması en doğalı olur. Ancak halen Türkiye’nin gidecek çok yolu var. Türkiye, şu anda Moğolistan ve Mısır ile aynı notlara sahip. Eğer Moody’s bir kademe iyileştirirse; Papua Yeni Gine, Kamboçya ve Kenya ile aynı not düzlemine gelmiş oluruz” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

Türkiye’de Cezaevinde Bulunan Gazeteci Sayısı 21’e Yükseldi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Eleştirel gazeteciliğe iktidarın tahammülünün hiç kalmadığını anlıyoruz. Son olarak da Barış Pehlivan 5. kez cezaevine girdi. Bu olaylar iktidarın anayasal bir hak olan basın özgürlüğünü hiçe saydığını gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Yargının gazetecileri sindirmek için kötüye kullanıldığına tanıklık ediyoruz. Barış Pehlivan’ın denetimli serbestlik talebinin görmezden gelinmesi ciddi bir haksızlık. Çünkü tüm adil suçluların bu haklardan bu haktan yararlandığını görüyoruz.”

Sibel Güneş, “Meslektaşlarımıza yönelik ağır baskılardan vazgeçilmesini istiyoruz. Başta Merdan Yanardağ ve Barış Pehlivan olmak üzere tutuklu toplam 21 gazetecinin serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

2016 ve 2017 yıllarında dünyada en fazla gazetecinin hapsedildiği ülke olan Türkiye, son yıllarda bu kötü sicilinden uzaklaşıyordu. Ancak son bir yıl içinde tutuklamalar yeniden arttı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne göre en son tutuklamalarla cezaevinde bulunan gazeteci sayısı 21’e yükseldi.

Seçimlerden önce Nisan ayında Diyarbakır’da Abdurrahman Gök, Beritan Canözer, Mehmet Şah Oruç ve Remzi Akkaya adlı gazeteciler tutuklandı. Ardından seçimler sonrası Tele 1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, bir yayında Abdullah Öcalan’ı övdüğü iddiasıyla cezaevine gönderildi.

En son iki gün önce de Barış Pehlivan 3 yıl 9 ay hapse mahkum olduğu bir davadan yeni İnfaz Yasası’ndaki denetim serbestliğinden yararlandırılmadığı için Silivri Açık Cezaevi’ne teslim oldu. Son dönemde gazetecilere yönelik artan tutuklamalar basın kuruluşlarının tepkisine neden oluyor.

“Yargının gazetecileri sindirmek için kötüye kullanıldığına tanıklık ediyoruz”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, yeni İnfaz Yasası’na rağmen Barış Pehlivan’ın tutuklanmasına tepki gösterirken iktidarın eleştirel gazeteciye tahammülünün kalmadığına işaret etti.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu‘na değerlendirmelerde bulunan Güneş, “Önce Merdan Yanardağ’ın, televizyonda ifade özgürlüğünü kullanması ile ilgili olarak bir hedef gösterme ve linç söz konusu oldu. İşaret fişeği atıldı ve meslektaşımız maalesef tutuklandı. Ardından Tele 1’in de kapandığına tanıklık ettik. Eleştirel gazeteciliğe iktidarın tahammülünün hiç kalmadığını anlıyoruz. Son olarak da Barış Pehlivan 5. kez cezaevine girdi.

Bu olaylar iktidarın anayasal bir hak olan basın özgürlüğünü hiçe saydığını gösteriyor. Yargının gazetecileri sindirmek için kötüye kullanıldığına tanıklık ediyoruz. Barış Pehlivan’ın denetimli serbestlik talebinin görmezden gelinmesi ciddi bir haksızlık. Çünkü tüm adil suçluların bu haklardan bu haktan yararlandığını görüyoruz” dedi.

“Haksız gözaltı ve tutuklamalar…”

TGC Genel Sekreteri yalnız Yanardağ ve Pehlivan için değil seçimlerden önce tutuklanan dört Kürt gazetecinin de dahil olduğu tüm tutuklu gazeteciler için özgürlük çağrısında bulunuyor.

Sibel Güneş, “Güneydoğu’da görev yapmak gazetecilik açısından her zaman çok zor oldu. Güneydoğu’da görev yapan meslektaşlarımızın sindirilmeye çalışıldığına tanıklık ediyoruz. Gerçekler üzerinden haksız gözaltı ve tutuklamalar bir Demokles’in kılıcı gibi sürekli baskıyı hatırlatacak şekilde gazetecilerin üzerinde tutuluyor. Güneydoğu’da arkadaşlarımızla da dayanışma içerisindeyiz.

Biliyorsunuz bir önceki yıl haksız yere tutuklanan meslektaşlarımıza Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ‘basın özgürlüğü ödülü’ verdi. Meslektaşlarımıza yönelik ağır baskılardan vazgeçilmesini istiyoruz. Başta Merdan Yanardağ ve Barış Pehlivan olmak üzere tutuklu toplam 21 gazetecinin serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

“Gerçek gazeteciler kalemlerini satmıyor”

Önceki gün Barış Pehlivan cezaevine teslim olurken onu uğurlamaya Silivri Cezaevi’ne giden gazetecilerden biri olan Timur Soykan da yeni infaz düzenlemesinden katiller ve uyuşturucu kaçakçıları dahi yararlanırken bir gazetecinin kapsam dışı bırakılma çabasının hukukla bağdaşmadığına dikkat çekiyor.

Timur Soykan, “Yeni bir infaz yasasıyla yine katillerin, tecavüzcülerin, uyuşturucu kaçakçılarının, hırsızların tahliye edildiği günlerdeyiz. Ve yine biz arkadaşımız Barış’ı Silivri cezaevine gönderdik. Bu adaletsizlik, bu hukuksuzluk, bu zorbalık biz gazetecilere sürekli bunu yaşatıyor. Ama Barış da pes etmeyecek yazmaya devam edecek.

En iyi bildiği şeyi, gazeteciliği yapmaya devam edecek. Çünkü bu ülkenin gerçek vatanseverleri gerçek gazetecileri gözlerini kulaklarını hakikate kapatmıyor, kalemlerini de satmıyor, mücadeleye devam ediyorlar. Kimileri ceplerini dolduruyor olabilir ama bu ülkenin gerçek gazetecileri var ve onlar bu hakikat mücadelesine devam ediyorlar” dedi.

Timur Soykan, gazetecilerin ve hak savunucularının iktidar baskısına karşı yalnız bırakıldığı görüşünde: “Bu ülkenin de bir vefasızlığı var mücadele eden gazetecilere karşı. Çok bedeller ödeniyor. Arkamda gördüğünüz Silivri Cezaevi’nde (Gezi davası tutukluları) Can Atalay Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Osman Kavala var.

Bu ülkedeki adaletsizlik insanların hayatlarından çalıyor. Tayfun Kahraman’ı kızından uzak tutuyor Hakan’ı oğlundan uzak tutuyor. Can Atalay bir milletvekili ama hapisten çıkartılmıyor. Ama işte bütün bu korku iklimine karşı -Türkiye’deki insanlar o korku iklimine teslim olmuş görünebilir- hiçbir zaman hakikatin mücadelesi bitmez.”

Paylaşın