Erdoğan, İstanbul Ve Ankara’yı İşaret Etti: Bunların Eline Bırakılmaz

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirme yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Daha 7-8 ay var. Bu kadar aceleci olursak yanlış olur. İstişare bizim en büyük silahımız. İstişaremizi teşkilatımızın tüm yetkili birimleriyle yapacağız. Alternatif olarak hangi arkadaşlarımızı çıkarırlarsa, onların içerisinden birinci derecede İstanbul ve Ankara olmak üzere adımlarımızı atacağız” dedi ve ekledi:

“Çünkü İstanbul ve Ankara bunların eline bırakılmaz. En ideal isimleri biz halkımıza takdim edeceğiz ve bu ideal isimlerle yola devam edeceğiz. Uzun yıllar çöp, çamur ve çukur siyasetine maruz kalmış CHP’lilerin elindeki belediyeler için de kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz.”

Kendisine karşı 13 kez kaybeden Kılıçdaroğlu’nun parti liderliğinden çekilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, “13’te 13 yaptı. Şimdi 14 de olsa, 15 de olsa bu arkadaştan bir şey olmaz. En hayırlısı kendisi çekilip gitmesi lazım. Yani dünyada ülkeleri görüyorsunuz, bir seçim kaybediyorsa bir lider ne yapıyor, hemen istifasını veriyor, çekip gidiyor. Fakat bunda böyle bir şey yok. Bunlar şimdi birbirleriyle koltuk yarışında. Demokrasi mücadelesinde muhalefet çok çok önemli ama ne yazık ki Türkiye’nin en büyük kaybı, demokrasi mücadelesinde karşısında muhalefet yok, ana muhalefet yok” ifadelerini kullandı.

Macaristan dönüşü uçakta kendisini takip eden gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonomide yaşananlardan yerel seçimlere, Kanal İstanbul’dan CHP’deki kurultay sürecine birçok konuda mesajlar verdi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile yetkili kamu çalışanları konfederasyonu Memur-Sen arasında devam eden görüşmelere değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yalnız memurların değil emeklileri de memnun edecek adımların atılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı aileleriyle birlikte 25 milyonu bulan kamu çalışanı ve emeklilerinin memnun edilmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Erdoğan, “Şu anda memurlarla ilgili çalışmayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız (Vedat Işıkhan) yetkili sendikalarla sürdürüyor. Bu ay sonuna kadar da devam edecek. Emeklilerle ilgili de ayrıca Bakanlığımız çalışmalarını sürdürüyor. Memurlarımıza bu zamlar gelirken, emeklilerimize hiçbir şeyin gelmemesi olacak bir şey değil. Onları da inşallah memnun edecek adımları atacağız. Zorlukların farkındayız. Görüştüğüm vatandaşlarımızdan yaşadıkları sorunları, sıkıntıları dinliyorum. Hayata geçirdiğimiz tedbirleri anlattıkça, gelecek günlerin daha güzel olacağına olan inançları artıyor. Vatandaşlarımız gönüllerini ferah tutsunlar, ekonomi kadrolarımız işinin ehli. Türkiye’de enflasyonu tek haneye düşüren bir iktidar olarak, enflasyonu yine tek haneye AK Parti kadrolarının düşüreceğine inansınlar” dedi.

“Enflasyon farkı zam gibi sunuluyor”

Cumhurbaşkanı’nın pozitif mesajlarına rağmen yarın sonuçlanması beklenen toplu iş sözleşmesi görüşmelerini çalışanlar adına yürüten Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın kamu işvereninden gelen ilk iki teklifin beklentileri karşılamadığını söyledi.

Bugün Ankara’da basın toplantısı düzenleyen Yalçın, “Bugün görüyoruz ki; 6 ay boyunca yaşayacağımız sıkıntılar sonrası alacağımız enflasyon farkı, zam gibi sunuluyor. Halbuki, enflasyon farkı; kamu işverenin jesti değil, toplu sözleşme kazanımımız ve geçmişe dönük alacağımızdır. Yüzdelik zamda iyileştirici bir irade, refah payında ise olumlu bir adım bekliyoruz. Toplu sözleşmede elde edilecek hakların; 2024 ve 2025 yılında kamu görevlilerinin maaşlarına uygulanacağı unutulmamalıdır. Refah payı isteğimiz; enflasyonist ortamda konformist bir beklenti değil, alım gücümüzü koruyacak güçlü bir enstrümandır” dedi.

Erdoğan’ın bir başka mesajı ise 6 Şubat depremi sonrasında yapılan konutlar ve İstanbul’u da içine alan olası Marmara Depremi’nin olumsuz sonuçlarını azaltma çabaları ile ilgiliydi.

Cumhurbaşkanı, “Asrın felaketinden etkilenen illerimizde konutlarımızı zemin artı 3, zemin artı 4 şeklinde inşa ediyoruz. Bunun yanında köy evlerini inşa ediyoruz. Vatandaşlarımıza evler konusunda daha ne gibi destekler verebiliriz, bunu çalışıyoruz. Buralarda çelik konstrüksiyon ile bu binalarımızı yapıyoruz, hafif yapı elemanları kullanarak bunları devam ettiriyoruz ve inşallah 1- 1,5 yıl içinde konutları da sahiplerine teslim edeceğiz. İstanbul için 1,5 milyon konutun dönüşümünü şu anda öngörüyoruz ve bunun için boşa harcanacak bir vakit yok. İstanbul’un toplanma alanlarını, rezerv alanları yeniliyor ve aktif kullanıma hazır olmaları için çalışmalarımızı yapıyoruz. Bunun yanı sıra Kanal İstanbul’un iki yakasına 500’er bin nüfusu barındıracak projemiz de olası İstanbul depremine yönelik tedbirlerimiz kapsamındadır” dedi.

“En ideal isimlerle yola çıkacağız”

31 Mart’ta başta İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi’nin elindeki yerel yönetimleri almak için çalıştıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, adaylarını istişarelerle belirleyeceklerini açıkladı.

Erdoğan, “Daha 7-8 ay var. Bu kadar aceleci olursak yanlış olur. İstişare bizim en büyük silahımız. İstişaremizi teşkilatımızın tüm yetkili birimleriyle yapacağız. Alternatif olarak hangi arkadaşlarımızı çıkarırlarsa, onların içerisinden birinci derecede İstanbul ve Ankara olmak üzere adımlarımızı atacağız. Çünkü İstanbul ve Ankara bunların eline bırakılmaz. En ideal isimleri biz halkımıza takdim edeceğiz ve bu ideal isimlerle yola devam edeceğiz. Uzun yıllar çöp, çamur ve çukur siyasetine maruz kalmış CHP’lilerin elindeki belediyeler için de kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz” dedi.

“En hayırlısı kendisi çekilip gitmesi lazım”

CHP’deki kurultay sürecine de değinen Erdoğan kendisine karşı 13 kez kaybeden Kılıçdaroğlu’nun parti liderliğinden çekilmesi gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı, “13’te 13 yaptı. Şimdi 14 de olsa, 15 de olsa bu arkadaştan bir şey olmaz. En hayırlısı kendisi çekilip gitmesi lazım. Yani dünyada ülkeleri görüyorsunuz, bir seçim kaybediyorsa bir lider ne yapıyor, hemen istifasını veriyor, çekip gidiyor. Fakat bunda böyle bir şey yok. Bunlar şimdi birbirleriyle koltuk yarışında. Demokrasi mücadelesinde muhalefet çok çok önemli ama ne yazık ki Türkiye’nin en büyük kaybı, demokrasi mücadelesinde karşısında muhalefet yok, ana muhalefet yok” diye konuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

AK Parti’nin Diyarbakır’daki 3 İlçe Başkanı Daha Görevden Alındı

AK Parti Bismil İlçe Başkanı Veysel Yağmur, Kocaköy İlçe Başkanı Şerafettin Yiğit ve Lice İlçe Başkanı Abdülhaluk Tuncay, ‘seçimdeki düşük performansları” gerekçe gösterilerek görevden alındı.

AK Parti Diyarbakır’da, 14 Mayıs’ta yapılan milletvekili seçimlerinde yüzde 23,2 oy alarak Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu ile Sait Yaz’ı Meclis’e göndermişti.

7 Ekim’de olağanüstü kongreye gidecek olan ve ‘değişim’ mesajları verilmeye başlanan AK Partinin Diyarbakır İl Başkanlığı’nda görev değişiklikleri yapıldı. Diyarbakır’da, üç ilçe başkanı daha görevden alındı. Görevden almalara ‘seçimdeki düşük performans’ gerekçe gösterildi.

Amida Haber’in aktardığı iddiaya göre, AK Parti Bismil İlçe Başkanı Veysel Yağmur, Kocaköy İlçe Başkanı Şerafettin Yiğit ve Lice İlçe Başkanı Abdülhaluk Tuncay, ‘seçimdeki düşük performansları” gerekçe gösterilerek görevden alındı.

İddiaya göre AK Parti İl Koordinatörü Bismil İlçe Başkanı Veysel Yağmur’un belediye başkanlığı için istifasını istedi. Ancak Yağmur’un bunu kabul etmediği öğrenildi.

Bu arada geçtiğimiz hafta benzer gerekçelerle Kayapınar Uğur Delidere, Ergani İlçe Başkanı Fırat Dolu, Bağlar Maruf Demir, Yenişehir İlçe Başkanı Nupelda Kaya, “seçimdeki düşük performansları” gerekçe gösterilerek görevden alınmıştı.

Edinilen bilgilere göre İl Başkanlığına çağrılan diğer İlçe Başkanları ise uyarıldı. İlçelerdeki değerlendirme sürecinin devam edeceği ifade edildi.

AK Parti ne kadar oy aldı? 

AK Parti Diyarbakır’da, 14 Mayıs’ta yapılan milletvekili seçimlerinde yüzde 23,2 oy alarak Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu ile Sait Yaz’ı Meclis’e göndermişti. CHP 20 yıl sonra Diyarbakır’dan Sezgin Tanrıkulu’nu, Yeşil Sol Parti 10 vekil beklentisi ile girdiği seçimde sadece 8 vekil Meclis’e gönderebilmişti.

Paylaşın

MHP’den İYİ Parti’nin Üçüncü Yol Önerisine Yanıt

İYİ Parti kanadından gelen 3’üncü yol önerisine yanıt veren MHP’li Yalçın, “Türkiye’de öteden beri politik gündemin belirleyici ve sürükleyici unsuru olarak öne çıkan milliyetçilik, şu sıralarda, içine düştükleri siyaset çıkmazında bocalayan kimi çevrelerce 3. yol olarak gösterilmeye çalışılmaktadır” dedi ve şöyle devam etti:

“Şapkadan tavşan çıkarmaya benzeyen bu beyhude gayretlerin arkasında, Türk milliyetçiliği davasının tartışmasız yegâne temsilcisi mevkiindeki MHP’nin siyasetteki itibar, ağırlık ve etkisini görmezden gelen ümitsiz ve kör bir inadın varlığı saklanmaktadır. Türk milliyetçiliği davasının 54 yıllık alemdarı ve bu davaya gönül verenlerin yuvası olan MHP’yi yok sayarak -milliyetçilik üzerinden- 3. bir siyasi yol inşa etmeye çabalamak, deniz üzerinde yürümekten farksızdır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın partisinin kongre sürecine dair yazılı açıklama yaptı.

Gazete Duvar‘ın aktardığına göre; Yerel seçim hazırlıklarına başlandığını, 9 Ağustos tarihi itibariyle kongre sürecine girildiğini, 20 Ağustos günü itibarıyla 442 ilçenin kongreleri tamamlandığını belirten MHP’li Yalçın, 23 ilin ilçe kongrelerinin tamamlandığını belirtti.

Partisinin 14’üncü Olağan Büyük Kurultayı’nın gerçekleştirileceği tarihin kongre sürecinin tamamlanmasının ardından ilan edileceğini ifade eden MHP’li Yalçın siyasi gelişmelere dair de değerlendirmelerde bulundu.

MHP lideri Devlet Bahçeli geçtiğimiz hafta İYİ Parti’ye yönelik, “Yerel iktidarda komşu olalım” çağrısında bulunmuş İYİ Parti kanadı ise MHP’ye milliyetçilerin oluşturduğu 3’üncü yolu işaret etmişti. İYİ Parti kanadından yapılan ‘3. Yol çağrılarına’ da yazılı açıklamasında yanıt veren MHP’li Yalçın, “Türkiye’de öteden beri politik gündemin belirleyici ve sürükleyici unsuru olarak öne çıkan milliyetçilik, şu sıralarda, içine düştükleri siyaset çıkmazında bocalayan kimi çevrelerce 3. yol olarak gösterilmeye çalışılmaktadır” dedi ve şöyle devam etti:

“Şapkadan tavşan çıkarmaya benzeyen bu beyhude gayretlerin arkasında, Türk milliyetçiliği davasının tartışmasız yegâne temsilcisi mevkiindeki MHP’nin siyasetteki itibar, ağırlık ve etkisini görmezden gelen ümitsiz ve kör bir inadın varlığı saklanmaktadır. Türk milliyetçiliği davasının 54 yıllık alemdarı ve bu davaya gönül verenlerin yuvası olan MHP’yi yok sayarak -milliyetçilik üzerinden- 3. bir siyasi yol inşa etmeye çabalamak, deniz üzerinde yürümekten farksızdır.”

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere dair de değerlendirmelerde bulunan MHP’li Yalçın, yerel seçimlere hazırlık sürecinin resmen başladığını söyledi, “MHP; büyük bir ciddiyet ve sorumluluk bilinci içinde Yerel Seçimlere odaklanırken, kongre sürecini de başlatmak suretiyle teşkilatlarını yeni bir ivmeyle harekete geçirmiştir” dedi.

MHP’li Yalçın Millet İttifakı’nda yer alan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ı ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu da yaptığı açıklamada hedef aldı. MHP’li Yalçın, “Milletimiz; CHP’yi dolandırarak partilerine TBMM’de bedavadan koltuk kazandıran Beleş Ali, Asalak Ahmet, Tufeyli Temel gibi siyaset vurguncularının demokrasimize verdiği zararları telafi etmek için çoktan harekete geçmiştir” dedi. Seçimlerde Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin kazanılacağını vurgulayan Yalçın şöyle sözlerini sürdürdü:

“Cumhurbaşkanlığı Seçimiyle Genel Seçimlerde siyasete çekidüzen vermek ve emaneti yeniden ehline teslim etmek üzere milletimizin sandıkta attığı bilinçli adımların, Yerel Seçimlerde de tekrarlanacağına şüphe kalmamıştır. Başta İstanbul ve Ankara gibi metropol kentlerimiz olmak üzere bazı il ve ilçelerimizin kaderlerini geçici olarak CHP ile yancılarına teslim eden ve büyük bir pişmanlık yaşayan milletimiz, yeniden doğru tercihe yönelecektir.

Muhalefetteki partilerce kazanılan belediyelerdeki yönetim beceriksizlikleri yüzünden çok sayıda il ve ilçemiz; altyapısızlığa, yatırımsızlığa ve günümüzde tehditleri giderek artan doğal afetlere karşı çaresizliğe mahkûm edilmiştir. Bilhassa İstanbul ve Ankara Belediye Başkanları görevlerini yerine getirmek ve hizmet sunmakla mükellef oldukları illeri bırakıp seçim ve propaganda gezileriyle politik sükseye zaman ayırmışlardır. Aynı başkanlar bugün de iki büyük metropol kentimizin çözüm bekleyen birikmiş sorunlarından çok, CHP’nin yönetim kavgalarına ve bu partiye baş olma entrikalarına odaklanmışlardır.”

“MHP beklenenin üzerinde bir performans gösterecektir”

Seçmenlerin 31 Mart’taki yerel seçimlerde MHP’ye büyük bir teveccüh göstereceğini ifade eden Yalçın, “Bu yüksek idealin maşeri vicdana sinmesini ve yönetim anlayışına yön vermesini sağlayan MHP; yerel seçimlerde de yine beklenenin üzerinde bir performans gösterecektir. Partimiz, 31 Mart 2019’da kaybedilen belediyeler de dâhil olmak üzere birçok il ve ilçede seçimi kazanacaktır” ifadelerini kaydetti.

Paylaşın

Erdoğan’ın Macaristan Ziyareti: 6 Milyar Dolarlık Ticaret Hedefi

Budapeşte’de Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada Türkiye ile Macaristan arasındaki ticari ilişkileri 6 milyar dolara çıkarmak istediklerini belirtti.

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, ihracat ve ithalat olarak bakıldığında, ya da doğrudan yatırımlar dikkate alındığında ihmal edilebilecek düzeyde. Her zirvede yıllardır konuşulan hedef, iki ülke arasında dış ticaret hacminin 6 milyar dolara ulaşabilmesi için de en az bir beş yıla daha ihtiyaç var. 2022 yılı rakamlarına göre Türkiye’nin Macaristan’a tüm ihracatı 254 milyar, ithalatı ise 363,7 milyar dolar.

Türkiye toplam ihracatının yüzde 40,6’sını Avrupa Birliği ülkelerine gönderiyor ve Macaristan da Avrupa Birliği üyesi. Türkiye dostu Macaristan AB içinde Türkiye’nin pozisyonlarını her anlamda destekliyor ve hatta bazıları tarafından Türkiye’nin AB içindeki “Truva atı” olarak da değerlendiriliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pazar günü Macaristan’ın Kuruluş Günü kutlamaları ve Macaristan’ın ev sahipliğinde düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası etkinliklerinin bir bölümüne katılmak üzere Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye gitti. Erdoğan, Budapeşte’de Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdi.

Macaristan Cumhurbaşkanı Katalin Novak ile de bir araya gelen Erdoğan, Budapeşte’de bulunan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile de görüştü.

Erdoğan’ın Macar yetkililer ile temaslarında enerji alanında işbirliğini güçlendirme konusu ele alındı. Macaristan halihazırda doğal gaz ihtiyacının büyük bir bölümünü Rus gazını Karadeniz üzerinden Avrupa’ya taşıyan TürkAkım boru hattından karşılıyor.

Erdoğan, temaslarının ardından sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada Türkiye ile Macaristan arasındaki ticari ilişkileri 6 milyar dolara çıkarmak istediklerini belirtti.

Erdoğan, “İlişkilerimizin her alanında önemli gelişmeler kaydediyoruz. İkili ticaret hacmimiz 2022 yılında 3,5 milyar dolar düzeyini yakalayarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Müşterek gayretlerle 6 milyar dolar ticaret hacmi hedefine de kısa zamanda ulaşacağımıza inanıyoruz. İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla gözden geçirdiğimiz, münasebetlerimizi daha ileriye taşımak amacıyla atacağımız adımları ele aldığımız ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

İki ülkenin gündeminde İsveç’in NATO üyeliği de vardı. Türkiye’nin yanı sıra Macaristan’da da İsveç’in üyeliğinin onay süreci henüz tamamlanmadı. Macaristan parlamentosu geçen Temmuz sonunda İsveç gündemiyle toplanmış, ancak yeterli çoğunluk sağlanamadığı için İsveç’in NATO üyeliğinin oylamaya sunulması ertelenmişti.

Her iki ülkenin de İsveç’in üyeliğini sonbahar ayında meclis gündemine getirmesi bekleniyor. Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto da Facebook’ta yaptığı açıklamada İsveç’in üyelik süreci konusunda Türkiye ile temas halinde kalmaya karar verdiklerine işaret etti.

İsveç’in NATO’ya katılımının tamamlanması için Türk ve Macar parlamentolarının onayı bekleniyor. Szijjarto, açıklamasında ayrıca “Ukrayna’nın Rus gazının Avrupa ülkelerine taşınmak üzere topraklarından geçmesine izin vermeyi durdurması halinde Sırbistan’ın gerekli transit kapasitesini sağlayacağına dair güvence verdiğine” değindi.

Erdoğan’a beş bakan eşlik etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye’nin Macaristan Büyükelçisi Gülşen Karanis Ekşioğlu ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Zafer Çubukçu da eşlik etti.

Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana Kremlin ile ilişkilerini sürdüren tek AB üyesi ülke olan Macaristan, son yıllarda sadece Rusya’ya değil, Orta Asya ve Çin’e de yönelik bir Doğu’ya açılma politikası izliyor.

Paylaşın

CHP’li Özel’den “İttifak” Açıklaması: Seçime Doğru Bırakacağız

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, “Yüzde 50+1’lik siyaset, Türkiye’yi dikine kesen siyaseti dayatıyor. Bu da bizi ittifak siyasetine mahkum ediyor. Elbette 50+1 ile meşgul olacağız. Ama bunu yaparken birazcık seçime doğru bırakacağız” dedi ve ekledi:

“Çünkü bu seçimin ertesi günü başlayan ittifak meselesi seni birilerini kırmamak, birilerini karşına almamak, belli yerlerde bir başkasını kızdırmamak üzerinden kendi siyasetini üretememe, kendi siyasetini önerememe, kendi siyasetinde var olamama sonuçlarını doğruyor. O yüzden bence bundan sonra ittifak meselesini seçime yakın bir zamana bırakmak lazım.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, Manisa Büyükşehir Belediyesi İkiz Kuleler Konferans Salonu’nda düzenlenen partisinin Yunusemre İlçe Başkanlığı Kongresi’ne katıldı.

Gazete Pencere‘nin aktardığına göre Özgür Özel, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ve ittifak konusuna değinerek şunları kaydetti:

“Yüzde 50+1’lik siyaset, Türkiye’yi dikine kesen siyaseti dayatıyor. Bu da bizi ittifak siyasetine mahkum ediyor. Elbette 50+1 ile meşgul olacağız. Ama bunu yaparken birazcık seçime doğru bırakacağız.

Çünkü bu seçimin ertesi günü başlayan ittifak meselesi seni birilerini kırmamak, birilerini karşına almamak, belli yerlerde bir başkasını kızdırmamak üzerinden kendi siyasetini üretememe, kendi siyasetini önerememe, kendi siyasetinde var olamama sonuçlarını doğruyor. O yüzden bence bundan sonra ittifak meselesini seçime yakın bir zamana bırakmak lazım.

Orada hep beraber boksörlerin, güreşçilerin yaptığı gibi müsabakadan önce herkesin bir tartıya çıkması lazım. Hangi sıklet olduğunu, kaç kilo bastığını göstermesi lazım. Ondan sonra bir ittifak yapılacaksa onun bir iç hukukunun yazılıp, ona göre bir şey alınacaksa, verilecekse, paylaşılacaksa gerçek sıkletler üzerinden tartıya çıkmak ve bunu öyle yapmak lazım.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan KKM Açıklaması: Bu Ağır Yükü 85 Milyon Beraber Ödeyeceğiz

Merkez Bankası’nın Kur Korumalı Mevduat kararını değerlendiren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Biz bunların olacağını daha önce söyledik. Saray Hükümetini defalarca uyardık. Bu sıkıntıları nasıl aşacağımızı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” ile ortaya koyduk. Bugün geldiğimiz noktada haklı çıkmaktan hiç mutlu değiliz. Bu ağır yükü 85 milyon hep beraber ödeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bütüncül bir program yerine, parça başına alınan kararlarla bu sorun çözülemez. KKM bu şekilde tasfiye edilemez. Parça başına alınan kararlar vatandaşlarımızı ve piyasaları daha da ürkütebilir. Kaş yapayım derken, göz çıkarılabilir. TCMB’nin son aldığı kararlarla ya bankalar mevduat faizlerini ciddi şekilde artıracak; ya da yüksek enflasyon ortamında millet KKM’den dövize koşacak. Peki, kasada döviz yokken bu nasıl karşılanacak?”

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Artık havanda su dövmeyin. Önümüzdeki bir yılda çevrilmesi gereken dış borç 206 milyar dolar. Hazine’nin sadece önümüzdeki dört ayda ödeyeceği dış borç 4,5 milyar dolar. Ama diğer tarafta ülkemizin döviz pozisyon açığı arşa çıkmış.

Vatandaşlarımıza ve piyasalara güven verecek bir programı artık derhal açıklayın. Eylül’de açıklayacağınız Orta Vadeli Program bu çerçevede önemli bir fırsattır. Herkese güven verecek para, maliye politikalarıyla, tutarlı bir makro ihtiyati çerçeveyi ortaya koyun.

Bu programla orta vadede KKM’den nasıl çıkacağınızın yol haritasını kamuoyuna açıklayın. Dolarizasyonu ve ülkemizin risk primini gerçekten düşürmek istiyorsanız, bu söylediklerimi mutlaka yapın. Aksi halde millet ve tarih huzurunda çok ağır vebal ödersiniz.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) Kur Korumalı Mevduat (KKM) kararını değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Haftasonu piyasalar kapalıyken yine “kervan yolda dizilir” anlayışıyla, birtakım kararlar açıklandı. Alelacele alınan bu kararlar elbette sebepsiz değil. “Harç bitti, yapı paydos!” dememek için; suyunu çeken tulumbaya dolambaçlı yollardan su taşımaya çalışıyorlar.

TCMB, bir yandan bankaların yabancı para zorunlu karşılıklarını artırarak kuruyan döviz rezervlerini makyajlamaya; diğer yandan bankaların menkul kıymet tesisleriyle oynayarak, kapısının önüne terk edilen Kur Korumalı Mevduatın (KKM’nin) yükünü hafifletmeye uğraşıyor.

Rakamlar ortada… 17 Ağustos itibariyle, “TCMB net döviz pozisyon açığı (SWAP dahil)” 61 milyar $. “Kasa sıfır” demek için; 61 milyar $’a ihtiyaç var. TCMB’nin bilançosunda takip ettiği henüz gerçekleşmemiş kur farkı zararı ise 706 milyar lira.

Yine 17 Ağustos itibariyle TCMB’nin, büyük ölçüde KKM’den kaynaklanan zararı 565 milyar lira. Hazine’nin geçen yıldan bu yana KKM için ödediği 152 milyar lira da cabası. Bu ülke böyle bir ekonomik yıkım ve soykırımla daha önce hiç karşılaşmadı.

“En kötü senaryoda bile Hazine’ye yük gelmiyor” dedikleri KKM uygulaması; ülkenin kaynaklarını emen koca bir kara deliğe dönüştü. Sebep oldukları yüksek enflasyon Türk Lirasının “değer biriktirme” işlevini tamamen yok etti. KKM, dolarizasyonu çok yüksek seviyelerde katılaştırdı.

Biz bunların olacağını daha önce söyledik. Saray Hükümetini defalarca uyardık. Bu sıkıntıları nasıl aşacağımızı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” ile ortaya koyduk. Bugün geldiğimiz noktada haklı çıkmaktan hiç mutlu değiliz. Bu ağır yükü 85 milyon hep beraber ödeyeceğiz.

Bütüncül bir program yerine, parça başına alınan kararlarla bu sorun çözülemez. KKM bu şekilde tasfiye edilemez. Parça başına alınan kararlar vatandaşlarımızı ve piyasaları daha da ürkütebilir. Kaş yapayım derken, göz çıkarılabilir.

“Kasada döviz yokken…”

TCMB’nin son aldığı kararlarla ya bankalar mevduat faizlerini ciddi şekilde artıracak; ya da yüksek enflasyon ortamında millet KKM’den dövize koşacak. Peki, kasada döviz yokken bu nasıl karşılanacak?

Artık havanda su dövmeyin. Önümüzdeki bir yılda çevrilmesi gereken dış borç 206 milyar $. Hazine’nin sadece önümüzdeki dört ayda ödeyeceği dış borç 4,5 milyar $.  Ama diğer tarafta ülkemizin döviz pozisyon açığı arşa çıkmış.

Vatandaşlarımıza ve piyasalara güven verecek bir programı artık derhal açıklayın. Eylül’de açıklayacağınız Orta Vadeli Program bu çerçevede önemli bir fırsattır. Herkese güven verecek para, maliye politikalarıyla, tutarlı bir makro ihtiyati çerçeveyi ortaya koyun.

Bu programla orta vadede KKM’den nasıl çıkacağınızın yol haritasını kamuoyuna açıklayın. Dolarizasyonu ve ülkemizin risk primini gerçekten düşürmek istiyorsanız, bu söylediklerimi mutlaka yapın. Aksi halde millet ve tarih huzurunda çok ağır vebal ödersiniz.”

Paylaşın

“Değişim” Tartışmaları: CHP’de “Yeni İttifak” Hesabı

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan ‘değişim’ ve ‘dönüşüm’ tartışmaları devam ediyor. Değişim yanlıları Kemal Kılıçdaroğlu’nun yöneteceği bir parti yapısıyla yerel seçime gitmenin sıkıntılı olacağını savunuyor.

Gazete Duvar‘da yer alan habere göre; Kılıçdaroğlu’nun varlığının sadece parti değil ittifaklar için de sıkıntı olduğunu savunanlar, “Şu an partinin içine düştüğü en zor durum, bu halde yerel seçimlere gidersek ittifak yapma potansiyelimiz ortadan kalkacak.

Ancak CHP’de bir değişim olursa yeni bir isimle yeni bir ittifak zemini yaratıp farklı partilerle masaya yeniden oturulabilir. Yeni bir anlayış, yeni bir liderlik, yeni bir güven duygusu verir ama mevcut haliyle bunu sağlamak zor” diyor.

“Özgür Özel’in kazanması zor” 

CHP kasım ayı başında yapılması beklenen büyük kurultaya hazırlanıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday gösterilmesi beklenen kurultayda yeni bir gelişme olmazsa CHP Grup Başkanı Özgür Özel de tartıya çıkacak. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da destek verse Özel’in Kılıçdaroğlu ile gireceği yarışı kazanmasının çok zor olduğu savunuluyor.

Değişim beklentisini yerel seçim sonrasında toplanacak bir olağanüstü kongreye bırakanlar, “CHP’de ciddi bir değişim gerekiyor. Ancak birincisi Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın çıkışları, ikincisi değişim talebiyle adı öne çıkanların CHP’nin son 10-15 yılına damga vuran siyasetçiler olması bu değişim iradesini sakatladı. Bu kongre zor ama yerel seçim sonrası daha gerçek bir değişim tartışması yaşayacağız” diyor.

Öte yandan CHP’nin kongre takvimi işliyor. Seçim sonrası değişim çağrılarının yapıldığı partide ilk çekişme mahalle delege seçimlerinde, ardından ilçe kongrelerinde yaşanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde “piro” olarak adlandırılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen bazı partililer kongre sürecinde de bu lakabı kullanarak pozisyon alıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ekibinde yer alan puro içen bazı isimlere gönderme yapanlarsa bu ekibi ise “purocu” diye anıyor. Bu nedenle devam eden seçimlerde de partililerin birbirlerine “Pirocu musun, purocu musun” diye sorduğu anlatılıyor.

Paylaşın

Yeniden Seçilemeyen 310 Vekil 149’ar Bin Lirayı Afiyetle Yedi

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 27’nci döneminde görev yapan 314 milletvekili, 14 Mayıs seçimlerinde ya aday gösterilmedi ya da seçilemedi. Vekillikleri sona eren 314 isme Nisan-Mayıs-Haziran ayları için toplam 70 milyon TL ödendi. Söz konusu ödemenin 46 milyon 786 bin lirası hak edilmeyen 2 aylık maaştan oluştu.

Mayıs ayının yarısı ve Haziran aylarında vekil olmadıkları halde fazladan ücret alan 314 vekilden sadece 4’ü parayı iade etti. Üç aylık maaş olarak 223 bin 500’er lira maaş alan 310 milletvekilinden ise ses çıkmadı. Vekillik yapmadan aldıkları 149 bin lirayı kabul etti.

Meclis’in 27’nci döneminde görev yapan 314 milletvekili, 14 Mayıs seçimlerinde ya aday gösterilmedi ya da seçilemedi. Vekillikleri sona eren 314 isme Nisan-Mayıs-Haziran ayları için toplam 70 milyon TL ödendi. Bunun 46 milyon 786 bin lirası hak edilmeyen 2 aylık maaşı kapsıyor.

Sözcü’den Zekeriya Albayrak‘ın haberine göre; mayıs ayının yarısı ve Haziran aylarında vekil olmadıkları halde fazladan ücret alan 314 vekilden sadece 4’ü “Biz bu parayı hak etmedik” diyerek parayı iade etti. Üç aylık maaş olarak 223 bin 500’er lira maaş alan 310 milletvekilinden ise ses çıkmadı. Vekillik yapmadan aldıkları 149 bin lirayı kabul ettiler.

İki aylık maaşı iade eden Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal “İki aya yakın fazladan ücret ödendi. Hak etmediğim bir parayı alamazdım, iade ettim” dedi. Uysal’ın yanı sıra BBP lideri Mustafa Destici, eski İYİ Parti Bursa milletvekili ve Kamil Erozan, eski AKP Balıkesir milletvekili Adil Çelik de iki aylık maaşlarını TBMM muhasebesine iade etti.

Paylaşın

Almanya’dan Kürtlerin İltica Başvurularına Rekor Ret

Almanya’ya 2021’de iltica ederken “Türküm” diyenlerin başvurularının yüzde 77’si kabul edilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde bu oran sadece yüzde 10,7 oldu. Geçen yıl ise Türk olduğunu belirtenlerin başvurularının yüzde 73’üne yine onay verilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde kabul oranı yüzde 8,2’ye düştü.

Bu yılın ilk yedi ayında da “Türküm” diyen ilticacıların yüzde 59,8’ine olumlu cevap verildi, Kürtlere verilen kabul yanıtı ise neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 4,8 seviyesine indi.

Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) yetkilileri, “ilticanın tamamen bireysel bir olay olduğuna vurgu yaparak sığınmacıların geldikleri ülkelerdeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri içeren raporların sık sık güncellendiğini ve bu raporlar sayesinde iltica başvurularının incelenip kabul veya ret verildiğini” aktardı.

“Nereye iş başvurusu yapsam, hep olumlu cevap aldım, mülakatlar da iyi geçti. İş sabıka kaydına gelince Cumhurbaşkanı’na hakaretten, terör örgütü propagandasından ceza yemişim, yatmışım. ‘Kusura bakma’ dediler. Artık ya açıklıktan ölecektim ya da ülkeden çıkacaktım.”

Robin E. ikinci seçenekte karar kılmış ve Aralık 2022’de Türkiye’den ayrılmış. İnsan kaçakçıları aracılığıyla Sırbistan’a gidiş-dönüş uçak bileti alarak Belgrad’ta otel rezervasyonunu yaptırmış. “Orada Subotica diye bir yer var, şebekeler oraya yönlendiriyor, herkes biliyor. Belgrad Havalimanı’ndaki taksiciler ezbere götürüyor. Ben de oraya gittim.”

Sırbastan’a ulaştıktan sonra bir akşam, hava kararınca saatlerce ormanda yürüyerek sınıra ulaşmışlar, buradan da çitleri atlayıp Macaristan’a geçmişler. Robin, “İki araç bizi aldı ve Dresden’e götürdü. Sonra da Almanya’da iltica ettim” diye devam ediyor.

Türkiye’den Almanya’ya sığınanların sayısı son iki yılda rekor derecede artış kaydetti. Almanya’ya Türk vatandaşlarının 2021 yılında yaptığı iltica başvurusu 7 bin 67’yken bu rakam 2022’de üç kattan fazla artarak 23 bin 938 oldu.

Türkiye’den Almanya’ya 2022 yılında toplamda 23 bin 938 iltica başvurusu yapılmıştı. Bu yılın ilk yedi ayında (Ocak-Temmuz) Türk vatandaşlarının Almanya’ya iltica başvuruları ise şimdiden 23 bin 82 oldu.

Türkiye, Almanya’ya son yıllarda yapılan iltica başvurularında onlarca yıldır savaş ve krizlerin damgasını vurduğu Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sırada yer alıyor. Temmuz 2023’te ise 3 bin 791 başvuru ile Türkiye ilk kez Afganistan’ı da geride bırakarak Suriye’nin ardından en çok iltica başvurusu gelen ikinci ülke oldu.

İltica edenlerin sayısı artarken Almanya’nın başvurulara kabul oranı ise giderek azalıyor. Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), bu sene Ocak-Temmuz döneminde Türk vatandaşlarının yaptığı başvuruların yüzde 15’ine onay verildiğini açıkladı. Bu oran geçen yıl yüzde 27,8, 2021’de de yüzde 37,2 olmuştu.

BAMF’ın verdiği bilgiye göre, 2021’de Türk vatandaşlarının yaptığı toplam 7 bin 67 iltica başvurusundan 3 bin 878’ini Kürtler oluşturdu. Geçen yıl Türkiye’den yapılan 23 binden fazla iltica başvurusunun 19 bin 500’ü, yani yüzde 81’den fazlası da yine Kürtler’den oluştu.

Bu yıl Ocak-Temmuz döneminde iltica etmek isteyen 23 binden fazla kişiden 19 bin 220’si de Alman makamlarına Kürt olduğunu beyan etti.

“Bekliyorduk”

Almanya’ya yapılan iltica başvurularını DW Türkçe’den Elmas Topçu‘ya değerlendiren Almanya Kürt Toplumu Genel Sekreteri Cahit Başar, “Pek çok kuruluş gibi biz de iktidarın seçimleri yeniden kazanması halinde ilticalarda artış bekliyorduk” dedi.

“Etnik ve dini azınlık mensupları ile demokratlar için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim zaferinin sadece hayal kırıklığı olmadığını, aynı zamanda daha çok baskı, kısıtlama ve takibat anlamına geldiğini” söyleyen Başar, “Kürtler ve Aleviler karşıtı ırkçılık uzun süredir toplum tarafından genel kabul gören bir gerçeklik. Türk ve Sünni olanın dışındaki her şey tehdit veya tehlike olarak görülüyor” şeklinde konuştu. Bütün bunların, insanların yaşadığı toprakları terk etmesi yönünde hissedikleri baskıyı daha da artırdığını savunan Başar, “6 Şubat depremleri, onlarca yıldır ihmal edilen Kürt illerindeki mevcut karamsarlığı daha da derinleştirdi” görüşünde.

Almanya’da ilticacılara yardım eden bir sivil toplum örgütü olan Pro Asly’ün Aşağı Saksonya Eyalet Yönetim Kurulu Üyesi ve avukat Dündar Kelloğlu da “Erdoğan’ı seçmeyen yüzde 50 şu dönem büyük bir depresyon içinde” ifadelerini kullandı. Almanya’ya gelen ve iltica edenler arasında bunu yoğun biçimde gözlemlediklerini söyleyen Kelloğlu sözlerini “Şu dönem hakim olan karamsar ve kötümser hava 1980 askeri darbesi sonrasında bile yoktu” şeklinde sürdürdü. Kelloğlu, mevcut siyasi duruma ve bununla bağlantılı ekonomik krize bakıldığında ilticaların daha da artmasının muhtemel olduğunu da sözlerine ekledi.

Almanya Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) uzmanlarından Dr. Yaşar Aydın da mevcut siyasi havaya ilaveten ekonomideki kötümser gidişatın yurt dışına çıkışlarda etkili olduğu kanısında. “Giderek artan ekonomik kriz yüzünden daha da çok şeyden vazgeçmek zorunda kalınacağını ve mevcut refahlarından daha da çok şey kaybedeceklerini görüyorlar” diyen Aydın, özellikle eğitimli kesimin geleceğe gün geçtikçe daha da kötümser baktığını, Türkiye’de kendisine güvenli bir yarın göremediği için ülkesini terkettiğini ve Almanya gibi ülkelere gittiğini dile getirdi.

Rekor ret

Türkiye, 2016’da yaşanan darbe girişimine kadar uzun yıllar Almanya’ya yapılan iltica başvurularında ortalama bin 500 ile geri sıralardaydı. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 2017’te başvurular katlanarak önce 8 bin 27’ye, 2018’de 10 bin 160’a, 2019’da da 10 bin 784’e yükseldi. Bu tarihlerde dikkat çeken ise iltica eden Türk vatandaşları arasında Türk olduğunu söyleyenlerin sayılarındaki rekor artış oldu. Avukat Kelloğlu, Türk olduğunu söyleyenlerin çoğunun Gülen Hareketi üyesi olmakla suçlananlar olduğu gözlemlediklerine dikkat çekti.

Ancak bu trend 2021’den itibaren tersine döndü ve iltica eden Türkiye vatandaşlarında Kürtlerin oranı, 90’lı yıllardaki gibi yine artış göstermeye başladı. Geçen yıl Kürt olduğunu belirtenlerin sayısı bir önceki yıla göre beş kattan fazla arttı.

Türk ve Kürt olduğunu beyan edenlerin başvurularının kabulune ilişkin makas da giderek açıldı. Almanya’ya 2021’de iltica edenken “Türküm” diyenlerin başvurularının yüzde 77’si kabul edilirken Kürt olduğunu söylenlerde bu oran sadece yüzde 10,7 oldu. Geçen yıl ise Türk olduğunu belirtenlerin başvurularının yüzde 73’üne yine onay verilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde kabul oranı yüzde 8,2’ye düştü. Bu yılın ilk yedi ayında da “Türküm” diyen ilticacıların yüzde 59,8’ine olumlu cevap verildi, Kürtlere verilen kabul yanıtı ise neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 4,8 seviyesine indi.

“BAMF tutum değiştirdi”

Türkiye’den iltica başvurularına kabul oranlarının neden düştüğü sorusunu yönelttiğimiz BAMF yetkilileri ise “ilticanın tamamen bireysel bir olay olduğuna vurgu yaparak sığınmacıların geldikleri ülkelerdeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri içeren raporların sık sık güncellendiğini ve bu raporlar sayesinde iltica başvurularının incelenip kabul veya ret verildiğini” aktardı. BAMF daha ayrıntılı bir açıklama yapmadı.

Türkiye’de temel hak ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığı konularında iyileşme olmaksızın BAMF’ın Türkiye’ye yönelik değerlendirmesini değiştirdiğini düşünen Kelloğlu ise “Eskiden siyasi görüşü nedeniyle takibata uğrayan veya hakkında yakalama kararı olan kabul alırdı, şimdi sadece cezası kesinleşmişlere kalma hakkı veriliyor. Biri aranıyorsa veya davası sürüyorsa ret veriyorlar” dedi. Almanya Kürt Toplumu Genel Sekreteri Başar da BAMF’ın “iltica bireyseldir” değerlendirmesini “uydurulmuş bir hukuki kılıf” şeklinde eleştirdi.

27 yaşındaki kamu yönetimi mezunu Mustafa S. de kendine Türkiye’de bir gelecek görmeyenlerden. Diyarbakır doğumlu Mustafa S. de iki ay önce Sırbistan’a uçakla gelip sonrasında kara yoluyla Almanya geçmiş. Kaçakçıların bıraktığı Bavyera’da bir otoyol kenarında polise yakalanmış, ardından iltica başvurusu yapmış. “Tahir Elçi anmasına katıldım diye hakkımda soruşturma açıldı, meslekten men edildim, iş başvurularım sabıka kaydı yüzünden hep retle sonuçlandı. Yaşam hakkı yok, bitelim isteniyor” diyen Mustafa, şimdi bir mülteci yurdunda kalıyor. Mustafa, Almanca kursu için başvurduğunu, haftada iki kez mülteci yurdundaki diğer sığınmacılarla kurdukları ekiplerle futbol oynadıklarını, umutlarını kaybetmemek için de birbirilerini motive ettiklerini söylüyor.

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan: Bizim Kimseye Diyet Borcumuz Yok

Cumhur İttifakı ile imzaladıkları mutabakata değinen Yeniden Refah Partisi’nin Genel Başkanı Fatih Erbakan, verdikleri desteğin herhangi bir pazarlık karşılığında olmadığını söyleyerek, ”Bizim kimseye diyet borcumuz yok, bu millete hizmet borcumuz var” ifadelerini kullandı.

İktidarın çeşitli kesimlerin yaşadığı mağduriyetlere kulak tıkadığını ifade eden Erbakan, “Yaşadığı her mağduriyette milletine başvuran bir siyasi partinin, vatandaşının yaşadığı mağduriyetlere göz yumması, görmezden gelmesi asla kabul edilemez” diye konuştu.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Adalet İçin Refah’ta Buluşuyoruz” programında bazı derneklerin temsilcileriyle biraraya geldi. Ankara’da düzenlenen programa Süresiz Nafaka Mağdurları Derneği, İmar Yasasına Takılanlar Derneği, 6284 Mağdurları Derneği, Çocuksuz Babalar Derneği, Başıboş Sokak Hayvanları / Güvenli Sokaklar Derneği, Çek Mağdurları, Belediye Şirket İşçileri Derneği, Dağılmış Aileler Derneği, Terörle Mücadele Sırasında Yaralanıp Gazi Sayılmayanlar Derneği’nin de aralarında bulunduğu 100’ün üzerinde dernek ve oluşumun temsilcileri katıldı.

Süresiz Nafaka Mağdurları Derneği, Erbakan’ın salona girişi sırasında kendilerini tanıtan dövizleri kaldırarak, “Nafaka mağdurları da burada. Süresiz nafaka olmaz. Feministlerden korkmayın, arkanızdayız Sayın Başkan” diyerek Erbakan’a seslendi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın aktardığına göre; Programın başlangıcında gündeme ve derneklerin taleplerine dair değerlendirmelerde bulunan Erbakan, son dönemde partisinin yaptığı çalışmaları da hatırlattı. Erbakan, “EYT mağduriyetlerinin kısmen giderilmesinde, Ayasofya’nın yeniden cami olarak hayata geçirilmesinde, LGBT sapkınlığına, dış güçlerin LGBT projesine karşı toplumsal farkındalık oluşmasında, süresiz nafaka konusunda, yuva yıkan 6284 Sayılı Kanun noktasında, gençlerin, çocukların ne olduğu belli olmayan sıvılarla aşılanmasına karşı pandemi döneminde yapılan çalışmalarda Yeniden Refah Partimizin farkı fark edilmiştir” diye konuştu.

“Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz”

Konuşmasında sıraladığı gelişmelerin Milli Görüş siyasetinin felsefesi sayesinde gerçekleştiğini söyleyen Erbakan, partisinin 14 Mayıs seçimlerinde verdiği desteğe de değindi ve “Bizim 14 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na verdiğimiz destek herhangi bir pazarlık karşısında olmadı. Biz kimseyle makam, mevki, milletvekilliği pazarlığı yapmadık. Biz ortaya koyduğumuz protokolle milletimizin maddi ve manevi sıkıntılarının giderilmesini şart olarak ortaya koyduk” dedi.

Bundan sonraki süreçte Cumhur İttifakı’na katılırken imzaladıkları mutabakat metnindeki maddelerin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirten Erbakan, “Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz. Bizim kimseye diyet borcumuz yok. Bu millete hizmet borcumuz var” diye konuştu.

Cumhur İttifakı’na katılırken imzaladıkları protokoldeki adımların Meclis’te takipçisi olacaklarına dair millete söz verdiklerini belirten Erbakan, AK Parti iktidarının çalışmalarına dair de değerlendirme yaptı. AK Parti’nin 22 yıllık bir iktidar süresine sahip olduğunu hatırlatan Erbakan, “Bu, Cumhuriyet tarihinde kimseye nasip olmayan bir süre. Bu süre zarfında milletimiz istedikleri kadar yetkiye onları sahip kıldı. Hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan milletimizin derdine derman olacak adımları atmaları gerekiyor” dedi.

AK Parti’nin yaşadığını iddia ettiği ‘tüm mağduriyetlerde millete başvurduğunu ve milletin AK Parti’nin mağduriyetlerini giderdiğini’ söyleyen Erbakan, “Böyle bir noktada bugün yaşanan mağduriyetlere AK Parti’nin kulak tıkaması kabul edilemez. Yaşadığı her mağduriyette milletine başvuran bir siyasi partinin vatandaşının yaşadığı mağduriyetlere göz yumması, görmezden gelmesi asla kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin birtakım adımlar attığını ancak yeterli olmadığını ve yeni mağduriyetler de oluşturduğunu ifade eden Erbakan, şu örnekleri verdi: “EYT çözüme kavuşturulurken 1 gün farkla 17 yıllık bekleme süresi oluşması, staj ve çıraklık mağdurları, 2000’liler gibi yeni mağdur grupları oluştu. ‘Kadına yönelik şiddeti önleyeceğim’ derken erkeklerin mağdur edilmesi, maaşlara zam yapıp hemen akabinde KDV’ye, akaryakıta yapılan zamlarla maaş zamlarının buhar olup gitmesi biraz önce söylediğimiz gerçeğe işaret etmektedir.”

Muhalefet partilerini de eleştiren Erbakan, “Başta CHP olmak üzere muhalefet partileri kendisini mağduriyetlerin çaresi gibi göstermekte ama gerçeğin böyle olmadığını açık bir şekilde görmekteyiz” dedi. CHP’li belediyelerde işten çıkarmaların devam ettiğini söyleyen Erbakan, İstanbul başta olmak üzere CHP’li belediyelerin konut sorununu, taşeron sorununu çözmediğini, ulaşım ve suya zamlar geldiğini hatırlattı.

Ekim ayında Meclis’in açılmasıyla birlikte çözülmesi gereken bazı maddeler olduğunu ifade eden Erbakan şu maddeleri sıraladı:

“Uzman çavuşların kadro ve özlük haklarında gerekli iyileştirmelerin yapılması,
Güvenlik korucularının maaş ve özlük haklarının iyileştirilmesi,
Polislerin, itfaiyecilerin, bekçilerin maaş ve özlük haklarının iyileştirilmesi,
Görev başında şehit olan itfaiyecilerin şehit statüsüne alınması,
Tüm taşeronların kadroya alınması,

Atama hakları ellerinden alınan 2020 KPSS mağduru 15 bin öğretmene ek atama hakkı tanınması,
Planlı bir şekilde 150 bin öğretmen ataması gerçekleştirilmesi,
Özel okullarda çalışan öğretmenlerin Öğretmenlik Meslek Kanunu Kapsamına alınması,
Özel kreşlerde asgari ücret altında çalışan uzman ve öğretmenlerin haklarının gözetilmesi,
Yoksulluk sınırının altında maaşlarla çalışan akademisyenlerin maaşlarının yeniden düzenlenmesi”

Tüm kamu çalışanlarına ve emeklilerin 3600 ek gösterge sağlanması,
Diploma denkliği için bekleyen 104 bin mağdurun mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli adımların atılması,
Fahri kuran kursu hocalarımıza kadro verilmesi,
Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin kadro sorununun çözülmesi,

Özel güvenlik görevlilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi,
Kamu mühendislerinin maaşlarında iyileştirilme yapılması,
Engelli maaşlarının asgari ücret seviyesine çıkarılması,
Staj ve çıraklığın sigorta başlangıcı sayılarak EYT kapsamına alınması,
2000 sonrası sigortalıların emeklilik yaşı ve prim günlerinde adil bir düzenleme yapılması”

Tayinlerde aile bütünlüğünü sağlayacak düzenlemeler yapılması,
Kamuya alımlarda mülakatların kaldırılması,
Süresiz nafaka mağduriyetinin ortadan kaldırılması,
6284 sayılı kanunda ve medeni kanunda aile bütünlüğünü tehlikeye sokan maddelerin revize, ıslah edilmesi,
Kadını, aileyi, babayı, çocuğu koruyan yerli ve milli yasaların hayata geçirilmesi,
Emekli ve çalışanın yaşanabilir bir gelir seviyesine ulaştırılması.”

Erbakan, konuşmasının devamında, “’İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ sözünü ağzından düşürmeyen yetkililere, siyasetçilere sesleniyorum; iktidarından muhalefetine kendisini bu mağduriyetlerin çözüm merkezi olarak gösterenlere sesleniyorum; mağdur vatandaşlarımızı sadece seçim arifesinde hatırlayıp onları oy deposu olarak gören ve onları seçim malzemesi olarak kullananlara sesleniyorum; seçimden sonra onları unutanlara sesleniyorum; artık milletimizin mağduriyetlerine kulak verme vaktidir. Milletimiz bu mağduriyetleri gidermek üzere sizleri ve bizleri seçmiştir” ifadelerini kullandı.

Ekim ayında Meclis’in açılmasıyla birlikte bu maddelerin çözüme kavuşturulması gerektiğini belirten Erbakan, “Bizler ‘milletimizin sorunları çözülsün de kim çözerse çözsün’ anlayışındayız. Bu nedenle çözüm önerilerinin üretilmesi, kanun tekliflerinin verilmesi ve Meclis çoğunluğunun sağlanması için iktidara destek olacağımızın açık bir şekilde sözünü veriyoruz. Yeter ki iktidar bu mağduriyetlerin çözümüne niyet etsin, adım atsın” dedi.

Paylaşın