Diyanet, 2023 Yılının İlk Altı Ayında Rekor Harcamaya İmza Attı

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2023’ün ilk altı ayında, Türkiye genelindeki 141 bin 740 personeli için 16 milyar 105 milyon 928 bin liralık harcamaya imza attı. Başkanlığın mali tablolarında, personel giderinin 2023 sonu itibarıyla yıllık toplam bütçenin de üzerine çıkarak 41 milyar 995 milyon 605 bin lira olarak gerçekleşmesi öngörüldü.

Diyanet’in, “Mal ve Hizmet Alım” kaleminden yaptığı harcamalardaki artış da dikkati çekti. Başkanlık, 2022’nin ilk yarısında 292 milyon 786 bin liralık mal ve hizmet alım harcamasını, 2023’ün ilk yarısında yüzde 77’lik artış ile 520 milyon 459 bin liraya ulaştırdı.

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2023’ün ilk yarısına yönelik mali tablolarını gecikmeli olarak açıkladı. BirGün gazetesinden Mustafa Bildircin‘in haberine göre, Diyanet’in Ocak-Haziran döneminde de rekor harcamaya imza attığı belirlendi.

Diyanet’in 2023’ün ilk yarısında yaptığı toplam harcama, 2022’nin aynı dönemine oranla yüzde 99 arttı. Yalnızca personel giderindeki artış kayıtlara, yüzde 98 olarak geçti.

Başkanlık, Türkiye genelindeki 141 bin 740 personeli için 16 milyar 105 milyon 928 bin liralık harcamaya imza attı. Başkanlığın mali tablolarında, personel giderinin 2023 sonu itibarıyla yıllık toplam bütçenin de üzerine çıkarak 41 milyar 995 milyon 605 bin lira olarak gerçekleşmesi öngörüldü.

Diyanet’in, “Mal ve Hizmet Alım” kaleminden yaptığı harcamalardaki artış da dikkati çekti. Başkanlık, 2022’nin ilk yarısında 292 milyon 786 bin liralık mal ve hizmet alım harcamasını, 2023’ün ilk yarısında yüzde 77’lik artış ile 520 milyon 459 bin liraya ulaştırdı.

Diyanet’in, “Mal ve Hizmet Alım” kaleminden yaptığı harcamaların detayları şöyle kaydedildi:

Tüketime Yönelik Mal ve Malzeme Alımları: 344 milyon 46 bin lira
Yolluklar: 110 milyon 167 bin lira
Görev Giderleri: 5 milyon 203 bin lira
Hizmet Alımları: 48 milyon 789 bin lira
Temsil ve Tanıtma Giderleri: 427 bin 606 lira

Mali rapora göre Diyanet, Ocak-Haziran 2023 döneminde, “Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar” adı altında faaliyet gösteren vakıf ve derneklere toplam 137 milyon 656 bin lira aktardı. Vakıf ve derneklere 2023’ün ilk yarısında aktarılan paranın, 2022’nin ilk yarısına oranla yüzde 279 arttığı bildirildi.

Halil Konakçı hakkında inceleme başlatıldı

Öte yandan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle İmam Halil Konakçı hakkında inceleme başlattı. Edinilen bilgiye göre başkanlık tarafından, son günlerde sosyal medyadaki bazı paylaşımları nedeniyle din görevlisi Konakçı hakkında inceleme yapılacak.

Ne olmuştu?

Konakçı, Hatay için “Hatay’ın çoğunluğu Arap’tır. Kürt ve Arap kardeşlerimiz var orada. Hala da öyle. Fransızlar, ezanı Hatay’daki Müslüman köylerinde, camilerinde yasaklamadılar. Yine Fransız işgalindeki Hatay merkezinde, köylerinde ezan ‘Allahü ekber’ diye okundu 1938’e kadar. 1938’de Hatay Türkiye topraklarına katıldığında ilk yapılan iş ezanın yasaklanması oldu. Yani Fransız’ın yapmadığı zulmü bu topraklarda yaptılar” diye konuşmuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Seçim Yorumu: Sonuçların Sağlıklı Bir Analizi Yapılmıyor

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakı olarak kazanacağımıza inanıyorduk. Sadece biz değil, Saray ve çevresi de kaybedeceğini ilk kez düşünmeye ve yazmaya başlamıştı. O kadar ki Cumhur İttifakı kazanmak için ahlaki meşruiyetin dışına çıktı ve sahte videolar ve yalanlarla iktidarını korumaya çalıştı. Ben sonuçların sağlıklı ve verilere dayalı bir analizinin bizim entelektüel camia tarafından da yeterince ele alındığını ve değerlendirildiğini düşünmüyorum” dedi ve ekledi:

“Bütün verileri ele alıp, o çerçevede bir değerlendirme yapılabilseydi bence çok daha iyi olurdu. Kişisel baza indirgeyip; ‘Kazandı veya kazanmadı’, ‘yenildi’ veya ‘yenilmedi’ şeklindeki bir tartışmayı sürdürmeyi çok doğru bulmuyorum… Kuşkusuz bunları ‘tartışılmasın’ anlamında söylemiyorum. Ama tartışmaların veriye dayalı yapılması bizim de eksikliklerimizi görme olanağı sağlar. Ayrıca bu söylemlerim, bizim araştırma yapmadığımız şeklinde de yorumlanması… Biz de dersimize olabildiğince çalıştık ve çalışmaya da devam ediyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, T24’ten Metin Kaan Kurtuluş‘a konuştu. Kılıçdaroğlu, kendisine gelen eleştirilere yönelik “Toplumun tüm kesimleriyle barışma ve demokrasi için buluşturma çabası yanlışsa, bu yanlışın en büyüğünü ben yaptım” dedi.

Kılıçdaroğlu, toplumun büyük bir bölümünü seçimi kazanacakları yönünde ikna etmelerini bir “başarı” olarak nitelendirirken, sonuçların beklenen yönde gelmemesinin muhalif seçmende “derin bir travma yarattığını” söyledi. Bu travmanın 2024 yerel seçimlerinde sandığa yansımayacağını düşündüğünü ifade eden CHP lideri, “Elbette hayal kırıklığı içinde veya beklentilerin gerçekleşmemesi nedeniyle bu tür söylemler oluyor. Yazılıyor, çiziliyor, sosyal medyada da söyleniyor. Ben sonuçta bu ülke insanının sağduyulu davranacağını düşünüyorum. Bizim kitabımızda umutsuzluğa yer yok” diye devam etti.

Kılıçdaroğlu, 2024 yerel seçimlerinde İYİ Parti’nin CHP adaylarını desteklemediği ve HDP’nin kendi adaylarını çıkardığı senaryoda CHP’nin İstanbul ve Ankara’yı kaybetme olasılığı sorulduğunda ise, “Niye kaybedelim? Belediye başkanlarımız başarılı” yanıtını verdi ve partisinin daha fazla belediye kazanacağını söyledi.

“Parti mücadelesi değil, demokrasi mücadelesi”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Bu parti seçime girebilsin diye CHP’den 15 vekil istedik. Hayatımın en büyük pişmanlığıdır” ifadeleriyle ilgili olarak da, “Ben o tür tartışmalara girmek istemem, kendi açımdan doğru da bulmam. Şuna inanırım, biz bir parti mücadelesi değil, bir demokrasi mücadelesi veriyoruz…” dedi.

Kılıçdaroğlu, seçimlerdeki oy oranlarını ise şöyle yorumladı: “Milletvekilliği seçimleri penceresinden sonuçlara baktığımızda oylarımızın arttığını görüyoruz. Uzun yıllardır milletvekili çıkaramadığımız bazı illerden (Rize – Kars – Düzce – Diyarbakır – Karabük – Erzincan gibi) milletvekili çıkardık. Bu bağlamda milletvekilliği seçim sonuçlarını en azından ilk kez milletvekili çıkardığımız iller için bir kazanım olarak gördük. Ayrıca deprem bölgesinde bizim oylarımız arttı. Bu sonuçlar sizi tatmin etti mi diye soracak olursanız, elbette ki hayır. Ama her halükarda oyu düşen parti AK Parti, ama tartışılan parti CHP oldu. Bizim oyumuz yükseldi, ama buna rağmen beklediğimiz sonucu alamadık. Beklediğimiz sonucu alabilseydik tartışmalar farklı yöne evrilecekti.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelince, Millet İttifakı olarak kazanacağımıza inanıyorduk. Sadece biz değil, Saray ve çevresi de kaybedeceğini ilk kez düşünmeye ve yazmaya başlamıştı. O kadar ki Cumhur İttifakı kazanmak için ahlaki meşruiyetin dışına çıktı ve sahte videolar ve yalanlarla iktidarını korumaya çalıştı. Ben sonuçların sağlıklı ve verilere dayalı bir analizinin bizim entelektüel camia tarafından da yeterince ele alındığını ve değerlendirildiğini düşünmüyorum.

Bütün verileri ele alıp, o çerçevede bir değerlendirme yapılabilseydi bence çok daha iyi olurdu. Kişisel baza indirgeyip; ‘Kazandı veya kazanmadı’, ‘yenildi’ veya ‘yenilmedi’ şeklindeki bir tartışmayı sürdürmeyi çok doğru bulmuyorum… Kuşkusuz bunları ‘tartışılmasın’ anlamında söylemiyorum. Ama tartışmaların veriye dayalı yapılması bizim de eksikliklerimizi görme olanağı sağlar. Ayrıca bu söylemlerim, bizim araştırma yapmadığımız şeklinde de yorumlanması… Biz de dersimize olabildiğince çalıştık ve çalışmaya da devam ediyoruz.”

Paylaşın

En Az Göç Alan İl Ardahan; En Az Göç Veren İl Tunceli

2022 yılında en az göç alan iller sırasıyla 5 bin 391 kişi ile Ardahan, 7 bin 31 kişi ile Bayburt ve 8 bin 8 kişi ile Kilis olurken, en az göç veren iller ise sırasıyla 7 bin 578 kişi ile Tunceli, 7 bin 629 kişi ile Kilis ve 8 bin 157 kişi ile Ardahan oldu.

Haber Merkezi / Aynı dönemde İstanbul, 385 bin 294 kişi ile en çok göç alan il olurken, İstanbul’u sırasıyla 189 bin 104 kişi ile Ankara ve 132 bin 426 kişi ile İzmir takip etti. En çok göç alan iller olan İstanbul, Ankara ve İzmir’in aynı zamanda en çok göç veren iller olduğu görüldü.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İç Göç İstatistikleri 2022 verilerini açıkladı. Buna göre; Ülkemizde 2007-2008 döneminde yüzde 3,18 olan iller arası göç eden nüfus oranı, yıllar içinde inişli ve çıkışlı bir seyir izleyerek 2022 yılında yüzde 3,27 oldu. Diğer bir ifadeyle Türkiye’de 2022 yılında 2 milyon 791 bin 156 kişi iller arasında göç etti. Bu nüfusun yüzde 47,9’unu erkekler, yüzde 52,1’ini ise kadınlar oluşturdu.

Türkiye’de iller arası göç eden nüfusun dağılımına bakıldığında, İstanbul, 385 bin 294 kişi ile en çok göç alan il oldu. İstanbul’u sırasıyla 189 bin 104 kişi ile Ankara ve 132 bin 426 kişi ile İzmir takip etti.  En az göç alan iller ise sırasıyla 5 bin 391 kişi ile Ardahan, 7 bin 31 kişi ile Bayburt ve 8 bin 8 kişi ile Kilis oldu.

En çok göç alan iller olan İstanbul, Ankara ve İzmir’in aynı zamanda en çok göç veren iller olduğu görüldü. İlk sırada 418 bin 82 kişi ile İstanbul en çok göç veren il olurken; İstanbul’u 161 bin 912 kişi ile Ankara ve 107 bin 312 kişi ile İzmir takip etti. En az göç veren iller ise sırasıyla 7 bin 578 kişi ile Tunceli, 7 bin 629 kişi ile Kilis ve 8 bin 157 kişi ile Ardahan oldu.

Türkiye’de, 2022 yılında büyüklük olarak en fazla göç hareketliliği, 643 bin 998 kişi ile 20-24 yaş grubunda gerçekleşti. Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin yüzde 42,5’ini erkekler, yüzde 57,5’ini ise kadınlar oluşturdu.

Ülkemizde 2022 yılında iller arası göç eden 2 milyon 791 bin 156 kişiden 591 bin 790’ı hanedeki fertlerden birine bağımlı göç etti. Diğer göç etme nedenleri incelendiğinde, 526 bin 8 kişinin eğitim, 479 bin 250 kişinin ise daha iyi konut ve yaşam koşulları nedeniyle göç ettiği görüldü.

Türkiye’de 2022 yılında cinsiyete göre göç etme nedeni incelendiğinde, hem erkeklerde hem de kadınlarda en çok hanedeki fertlerden birine bağımlı olarak göç hareketliliğinin yaşandığı görüldü. Erkeklerde 237 bin 574 kişi, kadınlarda ise 354 bin 216 kişi hanedeki fertlerden birine bağımlı göç etti.

Türkiye’de 2022 yılında, en fazla göç hareketliliğinin yaşandığı yaş grubu olan 20-24 yaş grubunun göç etme nedeni incelendiğinde, bu hareketliliğin en önemli nedeninin eğitim olduğu görüldü. Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin 257 bin 676’sı eğitim, 91 bin 612’si işe başlamak / iş bulmak ve 50 bin 338’i ise daha iyi konut ve yaşam koşulları nedeniyle göç etti.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Pahalılığın Milletimizi Bunalttığının Farkındayız” Açıklaması

AK Parti’nin 22. kuruluş yıldönümüne ilişkin olarak video mesajla açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Küresel krizlerin ülkemize etkilerinden kaynaklanan hayat pahalılığının son dönemde milletimizi bunalttığının farkındayız. Ülkemizin her meselesini çözdüğümüz gibi inşallah bu sıkıntıyı da hal yoluna yine biz koyacağız. Çalışanından emeklisine bu süreçte refah kaybı yaşayan her insanımızın hayat seviyesini eskisinin de üzerine çıkarmak boynumuzun borcudur” dedi.

Haber Merkezi / Erdoğan konuşmasında, “eskiden beri gelen kronik sorunlara” ek olarak Türkiye’nin 6 Şubat depremlerinden etkilenen şehirlerin yeniden inşası için 104 milyar dolarlık bir yükünün olduğunu söyledi. Erdoğan, “Bu ağır yükün altından kalkarken kimsenin hakkını ihmal etmeyecek, kimsenin beklentilerini cevapsız bırakmayacağız. Milletimizle birlikte ilk defa böyle bir imtihandan geçiyor değiliz” diye ekledi.

Mesajında, 31 Mart 2024’te gerçekleşecek yerel seçimlerini yeni bir imtihan olarak tanımlayan Erdoğan, “Bir yandan yıkılan şehirlerimizi inşa etmek, diğer yandan hayat pahalılığının üstesinden gelmek ve aynı zamanda hedeflerimize doğru kararlılıkla yürümek için çalışıyoruz. Sıkıntılarımız mevcut ama hamdolsun onlardan çok daha büyük imkanlarımız var” dedi ve ekledi:

“Onca sınamayı başarıyla geride bırakmış Türkiye’yi gelip geçici gündemler içinde boğmaya, rotasından çıkarmaya, işleyen çarklarını durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Mahalli seçim sürecini de vesile ederek her yerde ve her zeminde milletimize bu tabloyu anlatarak bir kez daha oyunları bozacağız. Belediyelerdeki başarısızlıklarını sahte gündemler ve abartılı söylemlerle örtmeye çalışanların gerçek yüzlerini ortaya koyacak, 2024 Mart’ında emaneti beceriksizlerden alıp, ehline vereceğiz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AK Parti’nin 22. kuruluş yıldönümüne ilişkin olarak video mesajla açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“AK Parti’nin milletin bağrından doğan bir siyasi parti olarak ülkeye hizmet için yola çıkışının 22. yıl dönümündeyiz. “Artık Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü ile başladığımız bu yolculukta hamdolsun girdiğimiz her seçimden birinci çıkarak bugünlere geldik. Kuruluşumuzdan bugüne partimizin hangi kademesinde olursa olsun bu kutlu davanın başarısı için çalışan, emek veren, ter döken her bir kardeşime teşekkür ediyor, darı bekaya irtihal edenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine ilk günden bugüne sandıkta verdiği destekle AK Parti’nin Türkiye’ye hizmet mücadelesinde hep yanında duran aziz milletimin her bir ferdine şükranlarımı sunuyorum. Yeri geldiğinde canı pahasına bize siper olan böyle asil bir milletin evladı olmakla ne kadar iftihar etsek azdır. Bu vesileyle 14 Mayıs’ta Meclis, 28 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki gayretleriniz için her birinizi ayrı ayrı tebrik ediyorum.

Küresel krizlerin ülkemize etkilerinden kaynaklanan hayat pahalılığının, son dönemde milletimizi bunalttığının farkındayız. Ülkemizin her meselesini çözdüğümüz gibi, inşallah bu sıkıntıyı da hal yoluna yine biz koyacağız. Çalışanından emeklisine, bu süreçte refah kaybı yaşayan her insanımızın hayat seviyesine eskisinin de üzerine çıkarmak, boynumuzun borcudur.

Biliyorsunuz eskiden beri gelen kronik sorunlara ilave olarak 6 Şubat depremlerinden etkilenen şehirlerimizin yeniden inşası için 104 milyar dolarlık bir yükle karşı karşıyayız. Bu ağır yükün altından kalkarken kimsenin hakkını ihmal etmeyecek, kimsenin beklentilerini cevapsız bırakmayacağız.

Milletimizle birlikte ilk defa böyle bir imtihandan geçiyor değiliz. Vesayetle boğuşurken karşımızdaki gücün sınır tanımayan ceberutluğunu biliyorduk. Gezi olaylarından sokaklar ateşe verilirken yazılan karanlık senaryoyla ülkenin nerelere götürülmek istendiğini biliyorduk. PKK’sından FETÖ’süne ve DEAŞ’ına kadar tüm terör örgütleri üzerimize salınırken karşımızdaki alçak tuzağın amacını biliyorduk. Ülkemize siyasi olarak diş geçiremeyen, milletimizi birbirine düşüremeyen çevrelerin ekonomimiz üzerinden çevirdikleri oyunları da biliyorduk. Tüm bu imtihanları Allah’ın yardımı ve milletimizin birlik, beraberliği sayesinde alnımızın akıyla geride bıraktık.”

2024 yerel seçim mesajı 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdi yine bir imtihandan geçtiklerini belirterek, şu değerlendirmede bulundu: “Bir yandan yıkılan şehirleri inşa etmek, diğer yandan hayat pahalılığının üstesinden gelmek ve hedeflerimize doğru kararlılıkla yürümek için çalışıyoruz. Sıkıntılarımız mevcut ama hamdolsun onlardan çok daha büyük imkanlarımız var. Onca sınamayı başarıyla geride bırakmış Türkiye’yi gelip geçici gündemler içinde boğmaya, rotasından çıkarmaya, işleyen çarklarını durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Mahalli Seçim sürecini de vesile ederek her yerde ve her zeminde milletimize bu tabloyu anlatarak bir kez daha oyunları bozacağız. Belediyelerdeki başarısızlıklarını sahte gündemler ve abartılı söylemlerle örtmeye çalışanların gerçek yüzlerini ortaya koyacak, 2024 Mart’ında emaneti beceriksizlerden alıp, ehline vereceğiz.

Yasama ve yürütmede ülkeyi yönetme sorumluluğunu bize tevdi eden milletimizin, belediyelerde de aynı feraseti göstereceğine yürekten inanıyorum. Bunun için şimdiden çalışmaya başlamalı, sahada en küçük bir boşluğa meydan vermemeliyiz. Unutmayınız, bizim bıraktığımız her boşluğu muhalefet, yalan ve iftira seliyle dolduracaktır. Bugün nasıl 22’nci yaşımızı 14-28 Mayıs seçimleri zaferinin kıvancıyla kutluyorsak, inşallah 23’üncü kuruluş yıl dönümümüze de 31 Mart 2024 seçim zaferinin sevinciyle ulaşacağız. Rabb’im, yar ve yardımcımız olsun.”

Paylaşın

AK Parti, İstanbul Ve Ankara İçin Kamuoyunun Nabzını Ölçüyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçim stratejileri netleşmeye başlıyor. Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti), yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’yı kazanmak için aday adayı isimleri örgütte ve kamuoyunda tartıştırıp nabız ölçüyor.

En çok almak istediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için şu ana kadar en çok ismi geçenler Murat Kurum ve Fahrettin Koca’ydı. Ancak son hafta içinde Fahrettin Koca’nın tarikatlardan ve muhafazakâr Kürtlerden oy alma kapasitesi olsa da Karadenizli oyların İmamoğlu’na gitmesi ile durumun dengeleneceği düşünülerek farklı isimlere yönelindi.

İmamoğlu’nun önünü kesmek için Karadenizli bir adayı gündemine alan AK Parti, eski İçişleri Başkanı Süleyman Soylu çok istese de onu aday yapmayı düşünmüyor. Kentli seçmenin kutuplaştırıcı siyasete uzak durduğu göz önüne alınarak Soylu yerine başka Karadenizli aday isimleri masaya yatırıldı. Son olarak il başkanı Osman Nuri Kabaktepe’nin ismi ön plana çıktı.

Öte yandan İYİ Parti’de yerel seçimlerde pazarlıkta bu kez el yükselme adına partinin yönetim kademelerinden CHP’ye yönelik sert eleştiriler ve ittifak olmayacakmış gibi açıklamalara ağırlık veriliyor. Ancak İYİ Parti’nin ittifaksız seçime girmesi halinde il ve ilçe belediyesi kazanma şansı görülmediğinden seçim öncesinde ittifaka girileceği ancak bu kez pazarlığın sıkı tutulacağı söyleniyor.

CHP ile ittifakta, geçen seçimlerde aldığı şehirlerde başarı kazanamayan İYİ Parti’nin bu kez garanti il ve ilçelerden pay isteyeceği konuşuluyor. İstanbul’dan Bakırköy, Eyüp, Çatalca ve Üsküdar’ı isteyeceği konuşulan İYİ Parti, büyükşehirlerden de Balıkesir, Bursa, Denizli, Mersin dışında İzmir’i hedefe koymuş görünüyor.

Cumhuriyet’ten Miyase İlknur‘un haberine göre AKP, yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’yı kazanmak için aday adayı isimleri örgütte ve kamuoyunda tartıştırıp nabız ölçüyor. En çok almak istediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için şu ana kadar en çok ismi geçenler Murat Kurum ve Fahrettin Koca’ydı. Ancak son hafta içinde Fahrettin Koca’nın tarikatlardan ve muhafazakâr Kürtlerden oy alma kapasitesi olsa da Karadenizli oyların İmamoğlu’na gitmesi ile durumun dengeleneceği düşünülerek farklı isimlere yönelindi.

İmamoğlu’nun önünü kesmek için Karadenizli bir adayı gündemine alan AKP, eski İçişleri Başkanı Süleyman Soylu çok istese de onu aday yapmayı düşünmüyor. Kentli seçmenin kutuplaştırıcı siyasete uzak durduğu göz önüne alınarak Soylu yerine başka Karadenizli aday isimleri masaya yatırıldı. Son olarak il başkanı Osman Nuri Kabaktepe’nin ismi ön plana çıktı.

İstanbul’da Sivas ve Kastamonuluların ardından üçüncü sırada Orduluların gelmesi ve il başkanı Osman Nuri Kabaktepe’nin de Ordulu olması diğer Karadenizli isimlere oranla onu avantajlı kılıyor. Refah Partisi kökeninden gelen Osman Nuri Kabaktepe’nin Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi oylarını çekebilecek aday olmasının dışında örgütü motivasyonla çalıştıracak isim olması da avantajını artırıyor.

İzmir’de AKP için Mahmut Özgener adı sıklıkla dillendirilse de sosyal demokrat tabana daha yakın, Kürt ve Alevilerden oy alabilme özelliklerine sahip başka isimler üzerinde duruluyor.

İYİ Parti İle CHP

İYİ Parti’de yerel seçimlerde pazarlıkta bu kez el yükselme adına partinin yönetim kademelerinden CHP’ye yönelik sert eleştiriler ve ittifak olmayacakmış gibi açıklamalara ağırlık veriliyor. Ancak İYİ Parti’nin ittifaksız seçime girmesi halinde il ve ilçe belediyesi kazanma şansı görülmediğinden seçim öncesinde ittifaka girileceği ancak bu kez pazarlığın sıkı tutulacağı söyleniyor.

CHP ile ittifakta, geçen seçimlerde aldığı şehirlerde başarı kazanamayan İYİ Parti’nin bu kez garanti il ve ilçelerden pay isteyeceği konuşuluyor. İstanbul’dan Bakırköy, Eyüp, Çatalca ve Üsküdar’ı isteyeceği konuşulan İYİ Parti, büyükşehirlerden de Balıkesir, Bursa, Denizli, Mersin dışında İzmir’i hedefe koymuş görünüyor.

Anketlerde parti tabanının İzmir Büyükşehir adaylığı için en çok istenen isim olarak gösterdiği İzmir milletvekili Ümit Özlale, bir süreden beri İzmir’de sivil toplum örgütleri ve kanaat önderleri ile görüşüp nabız yokluyor.

Mahalle delege seçimlerinden sonra ilk geçen hafta sonu yapılan ilçe belediye başkanlığı seçimlerine dün de devam edildi.

Kurultaya en çok delege gönderecek il olması nedeniyle gözler İstanbul’daki ilçe başkanlığı seçimlerine çevrilmiş durumda. Geçen haftaki takvime göre İmamoğlu’nu destekleyen mahalle delegelerin ağırlıkta olduğu ilçelerde seçim yapılmış, Ataşehir dışında, Tuzla, Gaziosmanpaşa, Beylikdüzü ve Zeytinburnu ilçelerini beklendiği gibi kazanmışlardı.

Dün de Avcılar, Bağcılar, Bakırköy, Başakşehir, Silivri, Çatalca, Esenyurt, Çekmeköy, Sancaktepe, Beşiktaş, Bayrampaşa ve Büyükçekmece seçimleri tamamlandı.

İlk sonuç Kılıçdaroğlu taraftarlarının ağırlıkta olduğu Bakırköy’de alındı. Tek liste ile girilen seçimde 12 il delegesi Kılıçdaroğlu 3 il delegesi de İmamoğlu yandaşları arasından seçildi.

Çatalca, Beşiktaş, Silivri ve Sancaktepe’de de seçime tek liste ile gidildi. Beşiktaş, Silivri, Bağcılar ve Başakşehir ilçelerini Değişimciler, Çekmeköy, Avcılar Sancaktepe’yi Genel Merkeze yakın ekip kazandı. Çatalca iki gruba da eşit mesafede gibi duruyor. Esenyurt’ta ise mevcut ilçe başkanı Hüseyin Ergin’i istemeyen Belediye Başkanı Kemal Deniz ayrı liste çıkardı ama seçimi değişim grubuyla ittifak yapan Hüseyin Ergin kazandı.

Paylaşın

Türkiye Ruhsatsız Silah Sayısında Avrupa’da İlk Sırada

Sivillerin elinde bulunan ruhsatlı veya ruhsatsız toplam silah sayısında Türkiye 13,2 milyon ile dünyada 10. sırada bulunuyor. Türkiye Avrupa’da ise Almanya’nın (15,8 milyon) hemen ardından ikinci durumda.

Sivillerde bulunan ruhsatsız silah sayısında ise Türkiye dünyada yedinci, Avrupa’da ise ilk sırada. Türkiye’nin (10,7 milyon) ardından 10 milyon silah ile Almanya geliyor. Fransa’da sivillerde 8,2 milyon; İtalya’da ise 6,6 milyon silah bulunuyor.

Ruhsatlı veya ruhsatsız silahların toplamı dikkate alarak yapılan hesaplamada Türkiye’de her 100 kişiye 16,5 silah düşüyor. Kişi başına düşen silah konusunda yine ABD açık ara birinci. ABD’de 100 kişiye 121 silah düşüyor.

Türkiye’de bireysel silahlanmanın arttığına yönelik iddialar gündemde. Bireysel silahlanma konusunda çalışmalarıyla öne çıkan Umut Vakfı’nın Başkanı Prof. Dr. Ayhan Akcan’ın Türkiye’de yaklaşık 36 milyon kaçak silah olduğunu ileri sürmesi tartışmaları alevlendirdi.

Peki, Türkiye’de ruhsatlı kaç silah var? Kaçak olarak adlandırılan ruhsatsız silah sayısı biliniyor mu? Resmi veriler ve diğer kaynaklar silah sayısı konusunda ne diyor? Dünyada sivillerde kişi başına kaç silah düşüyor? Sivillerde kişi başına düşen silah sayısında Türkiye kaçıncı sırada?

İstanbul Esenyurt’ta bir tekel bayiindeki silahlı kavga ve cinayet sonrası Umut Vakfı Başkanı Prof. Akcan DHA’ya bireysel silahlanma konusunda değerlendirmelerde bulundu. Akcan “Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı silah var. Bunun 9 katı da maalesef ruhsatsız dediğimiz, kaçak dediğimiz silah mevcut. Toplam 36 milyona yakın silah olduğu düşünülüyor.” ifadelerini kullandı.

Aycan’ın bu açıklaması araştırmaları sonucunda yaptıkları bir tahmine dayanıyor. Umut Vakfı Başkanı bunu şöyle anlatıyor: “Türkiye’de bire dokuz gibi, yani; 1 ruhsatlı silaha karşılık, 9 ruhsatsız silah var. Üç tane veri tabanımız var. Biri asayiş tedbirleri kapsamında polis ve jandarmanın yaptığı denetimlerde özellikle ele geçirilen silahların ruhsatlı veya ruhsatsız oranı bu şekilde. İkincisi cinayet vakalarından sonra özellikle adliyeye intikal eden olay format dosyalarında aynı şekilde, yine otopsi raporlarında da benzer, yani dokuza bir.”

Umut Vakfı 2019 ortasındaki sosyal medya paylaşımında “Türkiye’de 25 milyon %85’i ruhsatsız bireysel ateşli silah” olduğunu öne sürdü. Vakıf Başkanı Özben Önal 2020 sonundaki demecinde “Türkiye’de %85’i ruhsatsız en az 25 milyon silah bulunuyor.” iddiasında bulundu. Bu durumda 2020 yılında Türkiye’de en az 21,3 milyon ruhsatsız silah bulunuyordu.

25 milyon silah bulunduğu iddiası 2022 yazında gündeme gelince İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) açıklamalar yaparak bu iddiaları yalanladı.

Emniyet’in Temmuz 2022 tarihli açıklamasına göre 627 bin 765 taşıma ruhsatlı silah bulunuyor. Taşıma ruhsatlı silahların 185 bin 153 adedini ise can güvenliği ve meslek mensubiyeti olan birden fazla edinim hakkı bulunan sivil vatandaşlar oluşturuyor. 370 bin olan bulundurma ruhsatı da dahil edildiğinde ruhsatlı silah sayısı Haziran 2022 itibarıyla 998 bin 237.

Ancak bunların büyük kısmını kamu mensupları oluşturuyor. Emniyet açıklamasına göre ülkelerin toplam nüfuslarına göre ruhsatlı silah oranları bakıldığında Türkiye’de bu oran yüzde 3. Aynı oran İtalya’da yüzde 11,5; Almanya’da yüzde 6,6 ve Fransa’da yüzde 4,8.

Öte yandan 2022 yılındaki İçişleri Bakanlığı ve EGM açıklamalarında sadece ruhsatlı silahlara dair bilgi verilirken ruhsatsız kaçak silah sayısına yer verilmedi. Dönemin içişleri bakanlarının cevaplaması istemiyle ruhsatsız silah konusunda TBMM’ye çok sayıda yazılı soru önergesi verildi.

Muhalif partilerinin milletvekilleri bireysel silahlanma konusu gündeme geldikçe TBMM’deki konuşmalarında kaçak silah sayısı konusunda bilgiler paylaşıyor. Ancak bunların kaynağı konusunda bilgi yok. Çoğu zaman açıklamalarda yer alan sayılar Umut Vakfı’nın açıkladığı veriler oluyor.

CHP Bursa Milletvekili Erkan Aydın 19 Nisan 2018’deki konuşmasında “Türkiye’de 710 bin yurttaşımız ruhsat alarak silahlanmış ama bunun yanında yaklaşık 25 milyon kişi de ruhsatsız silaha sahip. Yani hiçbir kaydı yok, kaçak almış, devlet bunların birçoğunu kontrol etmiyor ve ölümlerin, yaralanmaların, gaspların birçoğu da bu ruhsatsız silahlardan kaynaklanıyor.” ifadelerini kullandı.

CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin de Esenyurt cinayetinden sonra verdiği soru önergesinde 25 milyon ruhsatsız silah olduğunu savundu.

“Türkiye’de ruhsatsız silah sayısı 10,7 milyon”

Bağımsız araştırma kuruluşu Small Arms Survey’ın (SAS) 2017 yılı verilerine göre Türkiye’de sivillerde 13 milyon 249 bin silah bulunuyor. Bunun 2,5 milyonu ruhsatlı silahlar. SAS’a göre Türkiye’deki ruhsatsız silah sayısı 10 milyon 749 bindi.

2017 yılında dünya genelindeki silahların yüzde 85’ini oluşturan 857 milyon silah, siviller, özel güvenlik şirketleri, devlet dışı silahlı gruplar ve çetelerin elinde bulunuyor. SAS’a göre ABD’deki siviller 393 milyon 347 bin silaha sahip. Dünyadaki sivillerdeki toplam silah sayısı dikkate alındığında her 100 silahtan 46’sı Amerikanların elinde.

Sivillerin elinde bulunan ruhsatlı veya ruhsatsız toplam silah sayısında Türkiye 13,2 milyon ile dünyada 10. sırada bulunuyor. Türkiye Avrupa’da ise Almanya’nın (15,8 milyon) hemen ardından ikinci durumda.

Sivillerde bulunan ruhsatsız silah sayısında ise Türkiye dünyada yedinci, Avrupa’da ise ilk sırada. Türkiye’nin (10,7 milyon) ardından 10 milyon silah ile Almanya geliyor. Fransa’da sivillerde 8,2 milyon; İtalya’da ise 6,6 milyon silah bulunuyor.

Ruhsatlı veya ruhsatsız silahların toplamı dikkate alarak yapılan hesaplamada Türkiye’de her 100 kişiye 16,5 silah düşüyor. Kişi başına düşen silah konusunda yine ABD açık ara birinci. ABD’de 100 kişiye 121 silah düşüyor. Nüfusu 500 binden büyük ülkelere bakıldığında Avrupa’da en yüksek oran 100 kişide 39 silah ile Sırbistan ve Karadağ.

Türkiye 35. sırada yer alıyor. Kişi başına düşen silah sayısında bir çok Avrupa ülkesi Türkiye’nin üstünde yer alıyor. 100 kişiye düşen silah sayısı Finlandiya’da 32, Avusturya’da 30, Norveç’te 28,8. Almanya ve Fransa’da ise 100 kişiye 19,6 silah düşüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dijital Medyanın Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkilerini Önlemenin 5 Yolu

Dijital medyanın veya platformların duyarsız ve aşırı kullanımı, uyku bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk, hafıza bozuklukları, obezite, kötü yaşam alışkanlıkları, duygusal düzensizlik ve siber zorbalık riski gibi çeşitli fiziksel ve zihinsel sorunlara neden olabilir.

Haber Merkezi / Dijital medyanın veya platformların çocukları tehdit eden üstte saydığımız olumsuzluklardan korumak için ebeveynlere önemli sorumluluklar düşmekte.

Ebeveynler dijital medyayı veya platformları hassas bir şekilde kullanarak, çocuğun üzerindeki olumsuz etkilerini kolayca önleyebilirler:

Farkındalık: Çocuğunuzu sosyal paylaşım sitelerinin avantaj ve dezavantajları konusunda bilinçlendirin. Ayrıca onları dijital ayak izleri hakkında da bilgilendirin: Yani internete yüklenen herhangi bir şeyin, silme işleminden sonra bile yazdırıldığı yerde kaldığı.

Güleryüzlü olunmalı: Çocuğunuzla dostane bir iletişim kurun. Onu sinirlendirmek yerine duygularını ifade etme şansı verin. Bir ebeveyn olarak, çocuk ebeveynini taklit ederken, uygun medya kullanımını modellemede kendi rollerini tanımalı ve anlamalıdır.

Anlaşma: Çocuğunuzla bazı şeyleri doğru şekilde yaptırabileceğiniz bir temas kurun veya bazı şeyleri doğru şekilde yaptırabileceğiniz olumlu bir pekiştirme tekniği uygulayın.

Digital plan: Kişiselleştirilmiş aile medya planı geliştirin. Ailenin her üyesi için belirli bir medya kullanım limiti belirleyin ve bu planı uygulayın. Çocuğunuza olumlu ve hafif içerikler yayınlamaya teşvik edin ve aynı zamanda olumsuz bir yoruma veya duruma nasıl tepki vereceklerini öğretmeye çalışın.

Planda yaş kriterlerine kesinlikle uyulmalı: 2 yaşından küçük çocuklara medya dijital medya kesinlikle yasak, 2-5 yaş arası çocuklar için sadece eğitim amaçlı günde en az yarım saat medya  veya dijital medya kullanımı, 5 yaşından büyük çocuklar için ise aile medya planı uygulanabilir.

Fırsatlar sunun: İlk olarak çocuğunuzun gece en az 7-8 saat uyumasını ve sağlıklı beslenmesini sağlayın. Düzenli olarak egzersiz yapmaya, hobi edinmeye veya kendisine faydalı olabilecek farklı aktiviteler için fırsatlar sunun.

Paylaşın

Alman Milletvekili Havalimanında Gözaltına Alındı, Serbest Bırakıldı

Almanya Sol Parti Federal Meclis Milletvekili Gökay Akbulut, Antalya Havalimanı’nda gözaltına alındı. Akbulut, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın araya girmesiyle serbest bırakıldı. Akbulut’un “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla gözaltına alındığı öğrenildi.

Sosyal medya hesabından kısa bir açıklama yapan Akbulut, “Bu olay, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı olmadığını bir kez daha gösterdi. Ama endişelenmeyin! Hakkımda yakalama kararı çıkartarak beni sindiremeyeceksiniz” dedi.

DW Türkçe‘nin haberine göre, Alman Sol Parti milletvekili Gökay Akbulut’un, Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra Antalya Havalimanı’nda bir süreliğine gözaltına alındığı öğrenildi. Uçağı 3 Ağustos tarihinde saat 15 sularında Antalya Havalimanı’na inen Akbulut, pasaport kontrolü sırasında milletvekili olduğunu belirtmesine rağmen gözaltına alındı.

Hakkında “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla yakalama kararı bulunduğu öğrenilen Akbulut, birkaç saat süreyle havaalanında tutuldu. Ardından karakola götürülen ve sağlık kontrolünden sonra Savcılığa çıkarılan Akbulut, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın araya girmesiyle gece saat 23 sularında salıverildi. Akbulut’a hakkındaki “davanın silindiği ve yakalama kararının kaldırıldığı” açıklandı.

Soruşturmanın Akbulut’un sosyal medyada yaptığı açıklamalar ve konuşmalar nedeniyle, “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatıldığı öğrenildi.

Frankfurter Allgemeine Zeitung konuyla ilgili haberinde Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği ve Antalya Konsolosluğu’nun Akbulut’la yakın iletişim halinde olduklarını yazdı. Gazete Alman hükümetinin “üst düzeyde farklı kanallardan” olaya müdahil olduğunu ve Türkiye Adalet Bakanlığı’nın da devreye girdiği kaydetti.

Medyada çıkan haberler üzerine sosyal medya hesabından kısa bir açıklama yapan Akbulut, “Bu olay, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı olmadığını bir kez daha gösterdi. Ama endişelenmeyin! Hakkımda yakalama kararı çıkartarak beni sindiremeyeceksiniz” dedi.

Akbulut, 2017 yılından beri Sol Parti Federal Milletvekili ve Türkiye-Almanya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’nun da üyesi. Federal Meclis’te göçmen haklarıyla ilgili çalışmalarıyla bilinen Akbulut, Mayıs 2022’de PKK’nın Almanya’da faaliyet yasağının kaldırılması yönünde mecliste önerge vermişti. Almanya’da 1993’ten beri yasaklı olan PKK, 2002’den beri de Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde bulunuyor.

Gökay Akbulut kimdir?

16 Kasım 1982’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde dünyaya gelen Gökay Akbulut, Hamburg’da liseden mezun olduktan sonra Heidelberg Üniversitesi’nde siyaset bilimi, sosyoloji ve kamu hukuku okudu.

Akbulut, üniversitede okurken, öğrenimini finanse etmek için garsonluk ve çağrı merkezinde çalıştı. Daha sonra eğitim alanında dezavantajlı gençlerle ve mültecilerle eğitim verdi. 2012-2016 yılları arasında bağımsız öğretim görevlisi olarak görev aldı. 2016-2017 yılları arasında göç ve eğitim üzerine seminerler verdi.

Akbulut, 2006 yılından beri Almanya’da Sol Parti üyesidir. Akbulut, Mayıs 2014’ten Haziran 2018’e kadar, Sol Parti’yi Mannheim belediye meclisinin bir üyesi olarak eğitim, entegrasyon ve güvenlik komitelerinde temsil etti.  Gökay Akbulut, 2017 yılında yapılan seçimlerde Alman Parlamentosu’na girdi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Saadet Ve Gelecek Partisi Ortak Hareket Etmeye Hazırlanıyor

Saadet ve Gelecek Partisi, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde hem kadrolarını hem de seçmen gücünü birleştirmeye hazırlanıyor. Gelecek Partili bir yönetici, u işbirliğinin ‘başka partilerle işbirliği yapılmayacağı’ anlamına gelmediğini belirtti.

Saadet Partili bir yetkili ise, “Politikalarıyla uzlaşabileceğimiz işbirliklerine ayrıca açığız. Ama Türkiye genelinde bir ittifak gündemde değil. Sadece sonuca etkili olabilecek yerlerde dirsek temasları olur.” dedi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; Saadet Partisi çatısı altında birleşerek Meclis’te grup kuran Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, yerel seçimlerde de ortak hareket etmeye hazırlanıyor.

Saadet Meclis Grubu kurulduğunda imzalanan protokolde, iki partinin ittifakının, Meclis çalışmalarının yanı sıra yerel seçimlerde “seçim ittifakı” dahil her türlü işbirliğini kapsadığı vurgulanmıştı. İki parti bu doğrultuda atılacak adımları henüz kağıt üzerinde netleştirmese de prensipte nasıl bir işbirliği olacağı netleşmeye başladı.

İlk kez yerel seçimlere girecek olan Gelecek Partisi hazırlık sürecini başlattı. Yerel seçim çalışmaları için mevcut tabloyu analiz edecek bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun çalışmalarıyla birlikte parti örgütleri kendi illeri özelinde ne yapılması gerektiğine dair çalışmalarını başlattı. Yerel seçimler için kurulan komisyon ilerleyen dönemde genişletilerek, il örgütlerinden gelen bilgi ve verileri esas alacak ve en iyi adayları bulmaya çalışacak.

Partinin ilk hedefinin Türkiye’de seçim yapılacak bin 389 yerde kendi adaylarını çıkarmak olduğunu belirten Gelecek Partisi yetkilisi, Saadet ile işbirliğinin detaylarını ise şöyle aktardı: “Öncelikli hedefimiz tüm seçim bölgelerinde kendi adaylarımızı çıkarmak. Ama güçlü olduğumuz, zayıf olduğumuz yerler olabilir. Bu durumda Gelecek Partisi’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu yerlerde Saadet Partisi güçlü ise Saadet Partisi’ni destekleyeceğiz. Aynı şekilde Gelecek Partisi’nin güçlü olduğu yerlerde de Saadet, Gelecek Partisi’ni destekleyecek.”

Bu işbirliğinin ‘başka partilerle işbirliği yapılmayacağı’ anlamına gelmediğini belirten Gelecek Partili yönetici, “İki partinin de zayıf olduğu yerlerde başka bir muhalefet partisinin, diyelim ki İYİ Parti’nin, siyaseten destekleyebileceğimiz güçlü bir adayı olursa onlarla da iş birliğine açığız” diye konuştu.

Yerel seçimlere ilişkin alacakları tüm kararları verirken Gelecek Partisi’nin kazanacağı yerleri maksimize etmenin yanı sıra Millet İttifakı’nın mevcut belediyelerinin muhafaza edilmesi ve AK Parti ve MHP’de bulunan belediyelerin de kazanılması gibi öncelikleri olduğunu kaydeden Gelecek Partili yetkili, “Bu seçim bizim ilk yerel seçimimiz olacak. Partimizin oy oranıyla ilgili spekülasyonları sonlandıracak net sonuçlar da ortaya çıkacak. Bu anlamıyla da bizim için kritik bir seçim” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye genelinde divan toplantılarını sürdüren, teşkilatlarının seçim sonrası değerlendirmelerini dinleyen Saadet Partisi, yerel seçim çalışmalarını eylül itibariyle yoğunlaştıracak. Yerel seçimlere, tüm seçim çevrelerinde kendi adaylarını çıkaracakmış gibi hazırlandıklarını belirten parti yöneticisi, kazanımları büyütmek için Saadet ve Gelecek Partisi’nin hem kadrolarını hem de seçmen gücünü birleştireceğini söyledi.

Tüm süreçleri Gelecek Partisi ile birlikte şekillendireceklerini kaydeden parti yöneticisi, yerel seçimlerde adayın isminin belirlenmesinden daha çok adayın seçimden sonra ortaya koyacağı performansa, yerel yönetim anlayışına odaklandıklarını belirtirken “Esas olan yereli birlikte nasıl yöneteceğimiz, hangi ilkeleri benimseyeceğimiz” ifadelerini kullandı.

“Politikalarıyla uzlaşabileceğimiz işbirliklerine açığız”

Saadet Partili yetkili, yerel seçimlerde geride bırakılan genel seçimdekine benzer ittifakların söz konusu olmayacağını şu ifadelerle anlattı:

“Genel seçimlerde sadece 87 seçim çevresi var ama yerel seçimlerde bin 400’e yakın belediye var. Her seçim çevresinde alınan oy sadece o seçim çevresini ilgilendirdiği ve Türkiye genelinde -cumhurbaşkanı seçimi gibi- toplam oylarla ayrıca bir sonuç tayin edilmediği için biz her seçim çevresinde kendi başımıza girecekmişiz gibi bir çalışma içerisindeyiz. Politikalarıyla uzlaşabileceğimiz işbirliklerine de ayrıca açığız. Ama Türkiye genelinde bir ittifak gündemde değil. Sadece sonuca etkili olabilecek yerlerde dirsek temasları olur.”

Paylaşın

Karayalçın’dan CHP’ye: Örgütü Çalıştıramadığımız İçin Kazanamadık

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. Eski Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın, yaklaşan CHP kurultayı öncesi partililere yönelik 24 sayfalık mektup kaleme aldı.

Karayalçın, “Neden yüzde 40’larda değiliz de yüzde 20’lerdeyiz? Oy oranımız, yaklaşık olarak 2011 Haziran seçiminde de yüzde 25, 2023 Mayıs seçiminde de yüzde 25. Hatta son seçimde alınan oy içinde, ne kadar olduğunu kestiremediğimiz; Deva, Gelecek ve Saadet Partileri ve Demokrat Partinin de oyları var. Bu durumun nedeninin örgüt kapasitesi olduğunu iddia ediyorum. Örgüt kapasitesi tam kullanıldığında Parti yüzde 40’lara çıkabilmekte, kapasite kullanımı düzeyine göre sıfıra da inebilmekte ya da çoğu kez yaşandığı gibi yüzde 20’lerde yatay da seyredebilmektedir” dedi.

“Beyaz atlı prens-prenses beklemeyelim, sağdan oy almak için transfer yapmak yönteminden vazgeçelim” diyen Karayalçın, tüm CHP üyelerinin dört ayrı kritere göre puanlanmasını, yetkili makamlara üyelerin alacakları puanlara göre getirilmesini önerdi. Konuların ve puanların ağırlıklarının ise şu şekilde olması gerektiğini söyledi: “Eğitim 40 puan, parti görevleri 30 puan, aidat 20 puan, kıdem 10 puan.”

Karayalçın ayrıca partideki yönetim yapılanmasına ilişkin Genel Başkanlık için süre sınırlaması önermediğini söyledi, “Bu, genel başkanların anlayışına, tercihine kalmış bir şeydir” dedi. Parti meclisinin 60 olan üye sayısının 200 olmasını önerdi.

Geçen haftalarda partinin üst düzey isimleriyle gerçekleştirdiği Zoom toplantısıyla gündeme gelen Ekrem İmamoğlu, CHP’nin eski genel başkanları Altan Öymen ile Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın’la bir araya gelmişti.

Karayalçın, “Mektup” başlıklı 24 sayfalık yazısında şunları belirtti: “Sevgili partili kardeşim, bu metni, kıdemli bir partili olarak, 2023 Mayıs seçimlerinin sonuçlarını yorumlamak ve bundan sonrası için ne yapmamız gerektiğine ilişkin düşüncelerimi açıklamak için hazırladım. Seçim gecesi geç saatlerde ya da ertesi sabah, karşı karşıya olduğumuz durumu nitelemek için kullandığımız sözcüklerin aramızda duyarlılık yarattığını, hatta tartışmalara neden olduğunu gördüm.

O nedenle 2023 Mayıs’ında yapılan cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimleri için, ‘kazanamadık’ demekle yetiniyorum. Bu seçimlerde her şeyi doğru yaptık, her kapasiteyi sonuna kadar kullandık, her şeyi doğru söyledik diyemeyiz… Her şeyi yaptık, ama buraya kadarmış dersek bir sonraki seçimde seçmenlerden nasıl oy isteyebiliriz? 2023 Mayıs seçimlerini tüm yönleriyle de tartışmamız gerekiyor; eleştiri, özeleştiri yapmamız gerekiyor.

Bana göre sorun kişisel değil, yapısaldır. Partimizin örgüt yapısı, yerelden merkeze, yeniden yapılandırılmalıdır… 2023 Mayıs seçimlerini örgütümüzü tam kapasitede çalıştıramadığımız için kazanamadığımızı iddia ediyorum. Ayrıca bu durum yeni de değil. CHP örgütü çok uzunca bir süredir kapasitesinin altında çalıştırılmaktadır.

Yine burada, mektupta, açıklamaya çalıştığım önerilerden çok temel olan iki tanesini özetle belirteyim: Birincisi yerelde güçlü nitelikli bir örgüt yapısı ve ona dayalı bir ön seçim; ikincisi de, genel merkez ve yerel örgütler arasında, parti oligarşisini önleyen, parti kapasitesini artıran yeni bir yetki paylaşım modeli… Partimizde yapısal dönüşümü sağladığımızda efsane geri dönecektir.

Biz yaklaşık olarak bir milyon üç yüz bin kişiyiz. Her birimiz bu tartışmaya katılmalıyız. Ancak tartışmalarımızda şu dört ilkeyi de önemle gözetmeliyiz. Birinci ilkemiz, Partimizin bütünlüğüdür. Buna halel veremeyiz. CHP’nin örgütsel bütünlüğü hepimizin kırmızı çizgisi olmalıdır.

İkinci olarak başta Sayın Genel Başkan olmak üzere birbirimizin saygınlığına özen göstermeliyiz. Üçüncü ilke açıklık olmalıdır. Kimi eleştirdiğimizi, neyi eleştirdiğimizi, ne istediğimizi çok açık bir biçimde ortaya koymalıyız. Son olarak da parti hukukuna uygun davranmak zorunda olduğumuzu aklımızda tutmalıyız.

Direnme gücü olmayan yaşayamaz

Partimizin on iki yıl kapalı kalmasına, mallarına devletçe iki kez el konulmasına ve bir kez de baraj altına inmesine karşın ayakta kalabilmesi, örgütümüzün direncini, gücünü göstermektedir. CHP örgütü hem yaşama gücüne, hem de direnme gücüne sahip.

Her ikisi de iç içe geçerek birbirini besliyor. Direnme gücü olmayan bir örgütün zaten yaşama gücü de olamaz. Örgüt kapasitesi tam kullanıldığında Parti yüzde 40’lara çıkabilmekte, kapasite kullanımı düzeyine göre sıfıra da inebilmekte ya da çoğu kez yaşandığı gibi yüzde 20’lerde yatay da seyredebilmektedir.

‘Örgüt kapasitesi’ ifadesi ile neyi anlatmak istediğimi açıklayacağım ama önce örgütümüzün uzun süre kapasitesinin altında tutulmasının bizde ‘siyasi tembelliğe’ yol açtığından söz etmek istiyorum. İki örnek vereyim. Siyasi olarak tembelleşmemizin ilk örneği bir kurtarıcı beklentisidir. Çok iyi konuşan, çok yoğun çalışan, yumruğunu sık sık masaya vuran birisi gelecek ve bizi iktidara taşıyacak. Buna beyaz atlı prens- prenses beklentisi diyorum.

Oysa böyle bir şey yok. Bizi iktidara taşıyacak olan güç, prensler- prensesler değil, örgütümüzdür. Bir başka tembellik örneği de ‘sağdan oy alamıyoruz, bari siyasetçi alalım, onlar da sağ seçmeni getirir’ anlayışıdır. Tabii ki partimize sağdan siyasetçi de seçmen de gelecektir, gelmelidir. Partimiz böyle büyüyecektir. Ayrıca bu arkadaşlarımız Partimize girdikleri andan itibaren de Partimizin herhangi bir üyesi kadar CHP’li olacaklardır. O nedenle benim eleştirim bu katılımlara asla değil, bu anlayışla yapılan transferlerdir.

Oligarşik Yapı

Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün yüksek kapasite ile çalışması dört şeyin eş zamanlı ve eş değerli olarak sağlanmasına bağlıdır:

Örgütlenme etkenliği,
Örgütün adayları seçmesi,
Örgütün siyaseti belirlemesi,
Örgütün olağan işlevi,

Partimizin Türkiye coğrafyasındaki örgütlenmesi hemen hemen yalnızca Siyasi Partiler Yasasının getirdiği örgütlenme kalıbı ile sınırlıdır. Siyasetin belirlenmesi ve adayların seçilmesi ise hemen hemen yalnızca genel merkez tarafından üstlenilmiştir. Örgütlerimiz yalnızca örgütün olağan işleri diye adlandırabileceğimiz ‘broşür- afiş- pankart’ işleri ile seçim işleri ile sandık güvenliği işleri ile sınırlı bir hizmet üretmektedir. Bu nedenle örgütümüz kapasitesinin altında çalışmak durumunda kalmaktadır.

Bu durum Cumhuriyet Halk Partisi’nde ‘oligarşik’ bir yönetimin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Partinin izleyeceği siyaset, Genel Başkan ve merkez yöneticileri ile danışmanlar, uzmanlar tarafından belirlenmekte, hazırlanan siyaset metinleri daha sonra örgüte kullanması, seçmenlere dağıtılması için gönderilmektedir. Kimi durumlarda da örgüt, o konuda öyle bir siyaset izleneceğini gönderilen metinlerden değil, yöneticilerin açıklanmalarından öğrenmektedir. Aynı şekilde partinin milletvekili ve belediye başkan adayları ile yerel meclis üye adayları da merkez kadroları tarafından seçilmektedir. Parti kapasitesini tanımlayan bu temel işlerde üyeler ve yerel örgütler değil genel merkez devrede. Oligarşik yönetim dediğim budur. Buna oligarşinin ‘Tunç Yasası’ da deniliyor. Oligarşinin Tunç Yasası, “seçilenlerin seçenler, vekillerin vekâlet verenler, temsilcilerin temsil edilenler üzerindeki egemenliğini” açıklayan bir kavram.

Son yıllarda yapılan sohbetlerde, ‘yerel örgütler olmasa da olur, hatta olmasa daha iyi olur’ gibi ifadelere tanık olunabiliyor. Çok yaygın olarak dile getirilmese de bu anlayış şöyle bir değerlendirmeye dayanıyor:

Karayalçın’ın tüzük önerileri

Parti olarak bu güne kadar Siyasi Partiler Yasası’nın getirdiği zorunlu örgütlenme biçiminin dışına pek çıkmadık. İllerimizde, ilçelerimizde var olan toplum kesimleri içinde, ayrıca üretim alanlarında, proje odaklarında örgütlenebiliriz; üyesi olan, üyelerinin seçilme yöntemleri, görevleri, yetkileri tüzükte belirtilen platformlar yaratabiliriz. Bunları Kurul diye adlandırabiliriz, ya da tüzükte bu kurulların ‘meclis’ olarak da adlandırılacağını söyleyebiliriz.

Örneğin; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Örgütü İşçi Kurulu ya da İstanbul İl Örgütü İşçi Meclisi gibi. İster kurul, ister meclis olsun, bu platformların işlevsel kılınabilmesi, etken olabilmesi için, birkaç sayfalık bir metin yazmaları yerine, önerilerini bulundukları konuma göre ilçe, il kongrelerine doğrudan sunmalarına olanak sağlanmalıdır… Her anlamlı proje alanı, bizim için potansiyel örgütlenme hedefi olmalıdır.

Partimizin milletvekili, belediye başkanı, belediye meclisi üyesi, il genel meclisi üye adayları, yerel örgütler tarafından seçilmelidir. Kontenjan adayları merkez örgütü tarafından atanmalıdır. Seçimlere başka partilerle ittifak yapılarak girilmesinde de çok özel durumlar dışında, bu yöntem uygulanmalıdır. Yani partimizin adayları, asıl olarak, örgüt tarafından, ön seçim yoluyla seçilmelidir.

Ülkemizin yönetimine ve ülkemizdeki yerel yönetimlerin yönetimine talibiz, o nedenle de nitelikli, liyakatli kadrolar yetiştirmeliyiz. Bunun sağlanabilmesi, aynı zamanda, ön seçimlerle ilgili olarak dile getirilmekte olan olumsuzlukların da giderilmesine bağlıdır.

Önerim şöyledir: Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm üyeleri, illerinde, dört alanda değerlendirmeye tabi tutulacak ve bunlardan puan toplayacaklardır. Konular ve puanlar (ağırlıkları) şöyledir:

Eğitim 40 Puan
Parti Görevleri 30 Puan
Aidat 20 Puan
Kıdem 10 Puan

Partilerin puanları ilçelerinde tutulacak ve bilgisayara yüklenecektir. Bu işlem, bir anlamda partililerin, başarımlarının (performanslarının) kayıt altına alınmasıdır. Kayıtlar açık olmalıdır. Her partili kendi puanlarını görebilmelidir. İtirazlar il örgütünde yapılmalıdır. Önerim biraz KPSS sistemini andırıyor. Her partili puan toplayacaktır.

Parti içi seçimlerde, o arada ön seçimde de oy kullanabilmek için, yani seçme hakkını kullanabilmek için, belli sayıda puanın toplanması; en yüksekten başlayarak sırasıyla milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi ve il genel meclis üyesi adayı olabilmek için de o sayıdan daha yüksek sayıda puanın toplaması gerekecektir. Seçme puanları ile seçilme puanlarının ne olacağı PM tarafından belirlenecektir. Mahalle temsilciliğinden başlayarak PM üyeliğine kadar giden, parti içi görevler için yapılacak seçimlerde de benzer bir puanlama sistemi işletilmelidir.

Partinin patronu, partinin gerçek egemeni olan partilidir… İlçe ve il kongrelerinde, delegelere hangi yöntemi tercih edersiniz diye sormadan, doğrudan çarşaf liste uygulamasına gidilerek her partiliye yönetimde ve üst kurullar için temsilde yer alabilme fırsatı sağlanmalıdır. Aynı şekilde genel başkanların kurultaylarda liste hazırlamaları ya da örtülü bir yolla anahtar liste dağıtmaları önlenmelidir. Genel başkanlar; Siyasi Partiler Yasasının 37. maddesinin milletvekilliği için öngördüğü yüzde 5’lik kontenjanı, PM için de kullanabilirler. O arada genel başkanların gerekli gördükleri illere, kongre öncesinde il başkanı seçilmesini istediği isimleri fısıldamaları da önlenmelidir. Her partiliye ilçelerde, illerde ve genel merkezde yönetimlerde yer alabilme hakkı tam anlamıyla sağlanmalıdır.

Parti meclisinin bugünkü üye sayısı 60 kişidir. Parti meclisinin üye sayısının 200 olmasını öneriyorum. Her ilimiz Parti Meclisinde bir üye ile temsil edilecektir. Geri kalan 119 üye, illerin son seçimlerde elde ettikleri başarı düzeyi bir ağırlık olarak kullanılıp, Kurultay tarafından seçilecektir. Parti Meclisine, iki ya da üç başkan vekili ve gerekli görülen sayıda yazmandan oluşan bir Başkanlık Divanı öneriyorum. Parti Meclisinin gündemi başkanlık divanı tarafından hazırlanıp, Genel başkanın onayından sonra üyelere sunulmalıdır. Kurulacak başkanlık divanı ayrıca Parti Meclisinin genel kurul ve komisyonlar şeklindeki çalışmalarını planlayacaklar, partinin öteki birimleriyle ilişkilerini düzenleyecekler, PM üyelerinin çalışmalarının, etkinliklerinin eşgüdümünü sağlayacaklardır.

Parti Meclisi çalışmasını komisyonlar ve genel kurul olarak yürütmelidir. Kurulacak komisyonların sayısını belirlemede TBMM’deki komisyonların sayıları ve alanları esas alınmalıdır. Komisyonların çalışma sonuçları ya da Partinin, hangi birimde hazırlanmış olursa olsun, ideolojik ve siyasi duruşunu belirleyecek olan tüm çalışmalar, karara bağlanmak üzere PM Genel Kuruluna sunulmalıdır. PM Genel Kurulu, CHP’nin en büyük buluşma platformu olacaktır. TBMM grup başkan vekilleri ve grup yönetim kurulu üyeleri, kadın kolları genel başkanı ve gençlik kolları genel başkanı PM’de yer almaktadır. Genel başkan yardımcıları ve genel sekreter zaten PM üyeleridir. Genel başkan ise disiplin kurulunun dışında bütün Parti örgütünün başkanıdır. Bu nedenle partinin değişik alanlardaki politika ve stratejisinin, TBMM’ye sunulan yasa, tasarı ve teklifleri de içinde olmak üzere PM’de karara bağlanması doğaldır.

Partimizde, ‘Örgütlenmenin Etkenliği’, ‘Adayların Seçilmesi’, ‘Siyasetin Belirlenmesi’ başlıklarının dışında kalan işlerin tümünü ‘Olağan İşler’ başlığı altında topluyorum. İl ve ilçelerimizdeki üye yapısının, oralardaki toplumsal doku ile uyumlu olmasını bir örgütlenme ilkesi olarak benimsemeliyiz. Partimizde olası tüzük ve program ihlallerini önlemek için mevcut disiplin kurulu, etik kurul gibi yapıların yeterli olmadığı kanısındayım.

Tüzük ve Program ihlali iddiaları için pratik işleyişi olan bir kuruma ihtiyacımız var. Bunu Parti Ombudsmanlığı ya da Parti Hakemliği diye adlandırabiliriz.

Bir başka önerim, sol bir parti kimliğimizle yapay zekâ konusunu önemle ele almamız gerektiği şeklindedir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Kongreler sürecinde bu önerilerimi değerlendirmenizi istiyorum. Kuşkusuz başka öneriler de olacaktır, onları da değerlendirmelisiniz. 2023 Mayıs seçimleri sürecinde katıldığım her toplantıda partililerimizin tempolu bir biçimde ‘iktidar, iktidar’ diye haykırışlarına tanık oldum. Daha önceki seçimlerde böyle bir seslenişi anımsamıyorum. Ayrıca bu haykırışı bir dilek olarak değil, bir iddia olarak alıyorum. Evet, bunu yapabiliriz, iktidara gelebiliriz! Ama önce örgütümüzün kapasitesini yükseltmeliyiz. Gelin hep birlikte efsaneyi geri getirelim.”

Paylaşın