Sinan Aygün Sorusunu Beğenmeyen Akşener, Gazetecileri Tersledi

Eski CHP Milletvekili ve ATO Başkanı Sinan Aygün’e Ankara belediye başkan adaylığı teklifi götürdüğü iddiaları sorulan İYİ Parti Lideri Akşener, soruya cevap vermeyeceğini belirterek, gazetecileri tersledi.

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener’in Sinan Aygün’e Ankara adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Sinan Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği öne sürülmüştü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e, partisinin TBMM grup toplantısının ardından gazeteciler tarafından, Sinan Aygün’e belediye başkan adaylığı teklifi götürdüğü iddialarına ilişkin soru yöneltildi.

Soruya cevap vermeyeceğini belirten İYİ Parti Akşener, “Basın mensuplarımızın iznini almadığım için hepinizden özür dilerim. Bundan sonra görüştüğüm her kişi için ‘acaba izin veriyor musunuz?’ diye soracağım size. Ne kadar büyük saygısızlık. Büyük saygısızlık. Gizli görüşme yok, bir şey yok.” ifadelerini kullandı.

Sinan Aygün’e Ankara adaylığı iddiası

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener; Sinan Aygün, Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile bir araya geldiği iddia edildi. Buluşmada, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural’ın da yer aldığı öne sürüldü.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, buluşma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı çıkardığı; eski Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’ün sahibi olduğu Togo Kuleleri’nde organize edildi.

Eski TBMM Başkanı AK Partili siyasetçi Cemil Çiçek ile eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun Togo Kuleleri’nde bulunduğu sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Aygün’ü ziyaret etmek istedi. Akşener, Togo Kuleleri’nde bu iki isimle bir araya gelirken, ziyarete eski MHP’li olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı.

Görüşmede İYİ Parti’nin yerel seçimlerde çıkaracağı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayının da gündeme geldiği öğrenildi. İddiaya göre, Akşener’in Aygün’e Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği belirtildi.

İYİ Parti’den açıklama

İYİ Parti’den bu iddiaları yalanlayan bir açıklama yaptı: “Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in, dün Ankara’da katıldığı bir sohbet toplantısı, bazı yayın organlarında spekülatif bir şekilde gündeme getirilmiştir. Sayın Genel Başkanımızın rahatsızlığı döneminde, Sayın Çiçek ve Sayın Aksu, telefonla arayarak, geçmiş olsun dileklerini iletmiş, o görüşmede biraraya gelme temennisi de dile getirilmiştir.

Sayın Cemil Çiçek, Sayın Abdülkadir Aksu, Sayın Oktay Vural’ın katılımıyla, Sayın Sinan Aygün’ün evsahipliğinde davet üzerine gerçekleşen sohbette, iddia edildiği gibi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylık konusu asla gündeme gelmemiştir. Sözkonusu buluşma gizli bir buluşma olmadığı gibi, gizli bir gündemi de yoktur.”

Paylaşın

Babacan: Hedefleyerek, Bilerek Hastaneleri, Sivilleri Vurmak İnsanlık Suçudur

Dün akşam gerçekleşen El Ehli Hastanesi saldırısı da dahil olmak üzere savaşta sivillerin yaşadıkları acılara dikkat çeken DEVA Lideri Babacan, “Bölgemizde 10 gündür büyük bir insanlık faciası yaşanıyor. Gazze’de hayatını kaybeden tüm Filistinli kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Filistin halkıyla bizim halkımız arasında 500 yıllık bir beraber yaşama tecrübesi vardır. Filistin davası bizim davamızdır. İktidar, muhalefet ayrımı olmadan her dönemde Türkiye Filistin davasına sahip çıkmıştır.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Filistin davası evrensel bir adalet ve vicdan meselesidir. Haklı ve meşru davaların da tüm dünyada sembolü haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler kararları ile de uluslararası hukuki meşruiyeti olan bir davadır. Dün akşam Ahli Arab Hastanesi’ne yapılan saldırıda 500’den fazla insan hayatını kaybetti, muhtemelen yarısı çocuk. O enkazın altında gerçekten kaç can vardı bilemiyoruz. Bugüne kadar hayatını kaybeden sivillerin sayısı 3.000’i geçti, çocukların sayısı bin civarında. Şunu açıkça ifade etmek istiyorum; hedefleyerek, bilerek sivilleri, hastaneleri, okulları vurmak, bombalamak savaş suçudur, insanlık suçudur.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Filistin Büyükelçisi Faed Mustafa’yla bir araya geldi. Görüşmenin ardından Babacan ve Mustafa ortak basın açıklaması yaptı. Ali Babacan’ın sözlerinden öne çıkan ifadeler şöyleydi;

“Bölgemizde 10 gündür büyük bir insanlık faciası yaşanıyor. Gazze’de hayatını kaybeden tüm Filistinli kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Filistin halkıyla bizim halkımız arasında 500 yıllık bir beraber yaşama tecrübesi vardır. Filistin davası bizim davamızdır. İktidar, muhalefet ayrımı olmadan her dönemde Türkiye Filistin davasına sahip çıkmıştır.

Filistin davası evrensel bir adalet ve vicdan meselesidir. Haklı ve meşru davaların da tüm dünyada sembolü haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler kararları ile de uluslararası hukuki meşruiyeti olan bir davadır. Dün akşam Ahli Arab Hastanesi’ne yapılan saldırıda 500’den fazla insan hayatını kaybetti, muhtemelen yarısı çocuk. O enkazın altında gerçekten kaç can vardı bilemiyoruz. Bugüne kadar hayatını kaybeden sivillerin sayısı 3.000’i geçti, çocukların sayısı bin civarında. Şunu açıkça ifade etmek istiyorum; hedefleyerek, bilerek sivilleri, hastaneleri, okulları vurmak, bombalamak savaş suçudur, insanlık suçudur.

Af Örgütü İsrail’in beyaz fosfor bombası kullandığıyla ilgili de bir açıklama yaptı. Sadece bomba da değil; su kesik, elektrik kesik, sınırlar kapalı. En temel ihtiyaç malzemelerine erişim yok. Gıda, ilaç gibi temel malzemelere ulaşımın engellenmesi hukuka aykırıdır, zulümdür. Aynı zamanda su kesik, elektrik kesik sınırlar kapalı, en temel ihtiyaç malzemeleri ulaştırılamıyor. Gıda, ilaç gibi temel ihtiyaç maddelerinin ulaşmasını engellemek hukuka aykırıdır, zulümdür.

Bir milyondan fazla insanı göçe zorlamak hukuka aykırıdır, zulümdür. Milyonlarca sivil insanın toplu cezalandırılması insanlık değildir. Şu anda Filistin’in Gazze şeridinde 50.000’in üzerinde bebek bekleyen kadın var, bunların yüzde 10’u önümüzdeki bir ay içinde doğum yapacak. Hastanelerin bombalandığı, suyun, elektriğin kesik olduğu bir ortamda sadece hayattakilerin değil, daha doğmamış bebeklerin bile canı tehlike altındadır.

Şu ana kadar uluslararası toplumun ateşkes ve insani yardım konusundaki çabalarını yeterli bulmuyoruz. Şu anda iki acil konu var: Bombalamanın durması ve insani yardımın ulaştırılması. Fakat uluslararası toplum çok sessiz, çok pasif. Avrupa’da bazen vicdan sesleri yükseliyor, o yükselen sesleri de hemen bastırmaya çalışıyorlar.

İsrail’in Gazze’yi işgal planı çok uzun sürecek bir insanlık faciasına sebep olacaktır, çok uzun sürecek bir güvenlik kaosuna sebep olacaktır. Bu akıldışı plandan derhal vazgeçilmelidir. Çözüm açık; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, 1967 sınırlarına uygun bir şekilde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurulmalıdır. Çözüm, Filistin halkının zaten meşru hakkının uluslararası hukuk ve uluslararası camia tarafından da teslim edilmesidir.”

“Tek isteğimiz bağımsız bir vatan”

Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, Ali Babacan ve beraberindeki heyete dayanışmaları için teşekkür etti ve şu ifadeleri kullandı: “Tüm dünyanın vicdanını yaralayan hastane saldırısı kabul edilemez. 21. yy.’da uluslararası toplum olanları nasıl kabul edebiliyor? Türk halkı birçok şehirde protesto eylemleri gerçekleştirdi. Gösterdikleri dayanışma için Allah herkesten razı olsun. Tek isteğimiz bağımsız bir vatan, vatanımızın başkenti de Doğu Kudüs’tür. Aksi halde bölge güvene ve istikrara kavuşamayacaktır; yalnız bölge değil, tüm dünya kriz halinde olacaktır.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Netanyahu 21. Yüzyılın Hitler’idir

Partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Gazze’deki El Ehli Hastanesi’nin vurulmasına tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, “Dün gece yaşananlar, 1938 yılı Almanya’sında yaşayan Yahudilerin, bir soğuk kasım akşamı yaşadıklarının, günümüzdeki gölgesidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hitler canisinin, Kristal Gece Komplosu’nun, mağduru olan bir halkın lideri bugün çıkmış, yeni bir kristal gecenin, faili olmuştur. Önce çıktılar ‘Hastaneyi Hamas bombaladı, biz yapmadık.’ dediler. Kimse bu yalana inanmayınca bu sefer de, ‘İslami Cihad Örgütü’nün attığı füze, yolunu şaşırdı’ diyecek kadar alçaldılar.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Bu saatten sonra, katil Netenyahu için, söylenecek hiçbir söz kalmamıştır. O, 21’inci yüzyılın, yeni Hitler’idir. Holokost’u yaşamış bir halkın, yüz karasıdır. Zaman farklı, zihniyet aynı zihniyettir. Ve derhal yargılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener, konuşmasında şunları söyledi:

“Dün akşam Gazze’den gelen haberle sarsıldık. Teröre karşı savaş iddiasıyla yola çıkan İsrail’in sivilleri bile hedef alan gaddarlığı hastaneyi bombalayacak kadar alçalmıştır. Bunun adı terörle mücadele değil düpedüz terörizmdir. Bu bizzat Netanyahu terörüdür.

Önce çıktılar hastaneyi Hamas bombaladı dediler, kimse inanmayınca füze yolunu şaşırdı diyecek kadar alçaldılar. Netanyahu 21. yüzyılın yeni Hitler’idir. Zaman farklı zihniyet aynı zihniyettir. Derhal yargılanmalıdır. Medeni değerleri savunduğunu söyleyen her ülke bu vahşete karşı tutum almalıdır.

“Küresel koşullar bozulunca kapı kapı yardım arıyor”

Ekonominin gündemi değişmiyor ama üzerimizde yarattığı yıkım her gün büyüyor ve derinleşiyor. Ekmek aslanın ağzında yatar midesinde biter demişler. Artık o aslan ağzı da midesi de boş geziyor. Çocuklarımız derinleşen yoksulluğu daha fazla hissediyor.

Okullar açıldı, kitap, giyim kuşam, servis masrafı derken aileler çıkmaza sürükleniyor. Temmuzda büyük gürültülerle ilan edilen maaş zamları eridi gitti. Milletimizin payına zamdan başka bir şey düşmüyor. Ekonominin hikayesi ağustos böceğiyle karıncanın hikayesine benziyor. İktidar, küresel ekonomi iyiyken, gerekli yatırımları yapmadı, hatta olanları da sattı sattı yedi. Şimdi küresel koşullar bozulunca kapı kapı yardım arıyor.

Ne diyorlardı? 50 milyar dolar gelecekti değil mi? Peki ne oldu? Ne gelen var ne de yatırım yapan. Neden biliyor musunuz? Çünkü iktidara ve sahip olduğu yönetim anlayışına güven yok. Ülkemizdeki hukuka, adalete, demokrasiye, güven yok. Yıllarca, beceriksiz ellere mahkûm edilen, ekonomi yönetimini, bugün devralan arkadaşların vadesine güven yok.

E hal böyle olunca da akıl veren, sırt sıvazlayan, ‘iyi yoldasınız’ diyen çok olur; ama parasını veren, yatırım yapan kimse olmaz. Seçimlerden önce, sırf iktidarları sürsün diye elde avuçta ne varsa harcadılar. Siyasi propaganda uğruna, akıl dışı politikalar uyguladılar. Sahte bir bahar havası estirmek için ucuz krediyle enflasyonu azdırdılar. Seçimler bittikten sonra da vatandaşa dönüp, ‘Zaman, kemer sıkma zamanı’ dediler. Zam üzerine zam yaptılar. Ekonomiyi soğutup, kaynak yaratmaya çalıştılar. Nitekim, hâlâ da çalışıyorlar. Değerli milletvekili arkadaşlarım, durum aslında bu kadar açık ve net.

Ama burada, büyük bir haksızlık, büyük bir adaletsizlik, büyük bir vicdansızlık var. Çünkü seçimlerden önce, servetine servet katanlar ile seçimlerden sonra bedel ödeyenler, aynı insanlar değil. AK Parti iktidarı, milletimize kaşıkla verip kepçeyle alırken, kendi zenginlerineyse kepçeyle verip kaşıkla almaya devam ediyor. Emeklimizin, asgari ücretlimizin aldığı maaş, açlık sınırının altında kaldı. Çalışan nüfusumuzun, neredeyse yarısı asgari ücretli.

Yani; çalışanlarımızın neredeyse yarısı, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edildi. Milletimiz âdeta can çekişiyor. Ama iktidar, kendi elleriyle sebep oldukları enflasyon için bile faturayı yine milletimize kesiyor. Böyle bir utanmazlık, böyle bir vicdansızlık olabilir mi? Daha dün meydanlarda, bülbül gibi şakıyıp bol keseden vaatler verirken bugün dut yemiş bülbüle döndüler.

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta emeklimize 5 bin liralık ‘ödeme’ yapılacağı söylendi. Şimdi bu arkadaşların, ‘ödeme’ dedikleri, maaş mı? Değil. İkramiye mi? Değil. Öyleyse nedir? Belli değil. Üstelik, bu UFO’ya benzeyen, ‘tanımlanamayan uçan ödeme’; ‘yalnızca bir kereye mahsus olarak’ ödenecek. Aslında söylemek istedikleri şu: ‘Biz emeklilere, önümüzdeki seçimler için para veriyoruz’ Yani, akıllarınca emekliye, ‘yerel seçim sadakası’ veriyorlar. Bu kadar basit. Üstelik de bu ‘ödemeden’ emekli olup, fiilen çalışmaya devam edenler de yararlanamayacakmış.

Şimdi ben de buradan iktidardakilere sormak istiyorum: Allah aşkına; emekli olup da çalışmaya devam edenler, acaba keyfinden mi çalışıyor? Emekli maaşıyla geçinebilseler, sizce ikinci bir işte çalışırlar mı? Böyle bir akıl tutulması olabilir mi? İşte bu akılsızca hazırlanan, adaletsiz düzenlemeden faydalanabilmek için şimdi emekli çalışanlarımız, belki de işlerinden çıkıp çalışmaya kayıt dışı olarak devam edecekler. Devletimiz de prim kaybına uğrayacak. Biz bu uygulamada, neye üzüleceğimizi şaşırdık.

Türk Devleti’nin, emeklisini kayıt dışı ekonomiye itecek kadar, akılsızca yönetildiğine mi üzülelim? İktidardakilerin, seçim uğruna, emeklilerimize sadaka verecek kadar, şirazeden çıktığına mı üzülelim? Yoksa emekli çalışanlarımızın, bu paraya muhtaç hâle gelmesine mi üzülelim? Gerçekten ibretlik. Geçen hafta, bu kürsüden iktidara yaptığım çağrıyı, bu hafta da yinelemek istiyorum: Aklınızı acilen başınıza alın.

Böyle haksızlık, böyle adaletsizlik olmaz. Emekli maaşlarını derhâl asgari ücret seviyesine çıkartın. Asgari ücreti de gerçek enflasyona göre ayarlayın. Kış artık kapıda. Milletimizin, yılbaşına kadar dayanacak gücü kalmadı. Ya enflasyonun önüne geçin ya da milletimizin, enflasyonun altında ezilmesine, behemehâl bir çare bulun. Türk milletinin hiçbir ferdi, açlık sınırın altında bir yaşam standardını hak etmiyor. Ayıptır, günahtır.

Bildiğiniz üzere ülkemizde, yerel seçimler ile genel seçimlerin dinamikleri arasında bazı farklar var. Yalnız, ben burada sadece seçim süreçlerinin teknik farkından bahsetmiyorum. AK Parti iktidarının ilkesiz siyasetinin oluşturduğu bir yaklaşım farkından bahsediyorum. Kendisine, icraatlarına, memleket için çözümlerine ve vizyonuna güvenmeyen AK Parti, bugüne kadar seçim rekabetini sürdürmenin yolunu ya rakiplerine çamur atmakta ya da çamura bizzat kendisi bulanmakta bulmuştur.

Her türlü ahlaksızlığı mübah gören, bu ilkesiz siyaset anlayışıyla genel seçimlerde bizi terörle yan yana gelmekle, teröre destek vermekle ve en nihayetinde hızlarını alamayıp teröristlikle suçlarken; yerel seçimlerde ise terörden ve teröristlerden bizzat kendilerinin medet umduğu, bir büyük çelişkiye, bir büyük iki yüzlülüğe mahkûm olmuşlardır. AK Parti’nin bitmek bilmeyen, bu kısır döngüsünün, biz zaten en başından beri farkındaydık. Bu yüzden, geçtiğimiz seçim süreci boyunca biz, terör üzerinden iftira atmalarına da şaşırmamıştık. Şimdiyse önümüzde, yerel seçimler var.

Yani bu ne demek, biliyor musunuz? Bize attıkları, ne kadar iftira varsa şimdi hepsini yapmak, kendileri için mübah demek. Yani Cumhur ittifakı için ‘2’nci geleneksel terörist başından oy dilenme festivali’ başlıyor demek. Ez cümle, artık AK Parti iktidarı için İmralı’nın yolları taştan demek. Şimdi biz, böyle söyleyince kızacaklar. Ama aslında, bunu biz söylemiyoruz. Bunu, 2019’da çevirdikleri filmin figüranı ve posta güvercini olan sözde akademisyenleri söylüyor.

Biliyorsunuz; 2019 yılında tekrarlattıkları İstanbul seçimleri öncesinde, bir oyun sahneye koyulmuştu. Bu oyunda, akademisyen olduğu iddia edilen ancak esasında, kurye olduğu anlaşılan bir kişi, terör örgütü elebaşından bir mektup getirmişti. Bu mektupta, terörist başı İstanbul seçimlerinde tarafsız kalınması çağrısını bu şahıs üzerinden yapmıştı.

Bizi, utanmadan terörle iş birliği yapmakla suçlayanlar ise o günlerde, ‘terörist başına özgürlük’ naraları atmaya başlamıştı. Hatırlayın: O mektup üzerine; ne değerlendirmeler ne yorumlar ne analizler yapılmıştı. Ne övgüler dizilmişti. Hiç beklemediğimiz siyasetçiler, terörist mektubunda ne büyük hikmetler bulmuştu. Utanmasalar, Apo’dan bir Türkiye sevdalısı bile çıkartacaklardı. Ama olmadı. Olduramadılar. Ve çevirdikleri bu kirli dümenin cevabını, sandıkta bizzat milletimizden aldılar.

Şimdi de belli ki, aynı mahiyette, yeni oyunlar peşindeler. Açıktan konuşarak, seçimi kaybettiler. O nedenle, bu sefer işi aracılarla çözmeye uğraşıyorlar. Cumhur İttifakı’nın, pek de gizli olmayan gayri resmi ortağına, şimdiden ulaşmaya çalışıyorlar. Nabız yoklamak için olsa gerek; ilk önce de 2019’daki posta güvercinlerini konuşturmuşlar. Bu arkadaş, 2019 seçimlerindeki rezaleti hatırlatarak diyor ki; ‘Ben kendimi kullandırdım. Bu kullanılmaksa benim için şereftir’. Ve ekliyor: ‘Yeni bir İmralı odaklı sürecin başlatılma ihtimali, kuvvetle muhtemeldir’

Ama dahası var. Ve ne tesadüftür ki bu açıklamanın hemen devamında, biliyorsunuz geçtiğimiz hafta sonu bir kongre yapıldı. Terör örgütünün, siyasi şubesinin yaptığı kongrede, artık milletçe alıştığımız, ‘Acaba terörün siyasi bacağına, bu dönem ne isim versek’ konulu çalışmanın haricinde; bir de İmralı için özgürlük haykırışları, Apo posterleri eşliğinde seslendirildi. Şimdi, buradan iktidara sormak istiyorum: Hayırdır muhteremler?

Neyin peşindesiniz? Yerel seçimler yaklaşınca, terörist başıyla olan aşkınızı tazelemeye mi karar verdiniz? Yoksa, ‘yeni anayasa’ adı altında kamuoyunda propagandasını yürüttüğünüz süreci, el altından İmralı’daki katille mi yürütüyorsunuz? ‘Milletin çeşitliliği’ diyerek, İmralı’ya selamlarınızı, muhabbetlerinizi mi gönderiyorsunuz? Belli ki siz unutmuşsunuz. Ama ne milletimiz ne de bizler unutmadık. Çözüm süreci diye teröristin kazdığı hendeği görmezden geldiğinizi unutmadık. Habur’u, Oslo’yu unutmadık. Maceralarınızın bedelini, 793 şehidimizle, gazilerimizle ödediğimizi unutmadık.

Bu yüzden, İYİ Parti olarak sonda söylenecek sözü, en baştan söyleyelim. Biz sizin ortaklarınıza da diğer rakiplerinize de benzemeyiz. Yaptıklarınızı unutmayız, unutturmayız. Bugün aslan kesilip, yarın kedi gibi susmayız, Okullarımıza, üniversitelerimize kadar sıçrayan terör belasını, tekrardan bu ülkenin başına saramayacaksınız. Meydanlarda konfetili gözyaşları döküp, türküler söylerken, faşist ilan ettiğiniz, vatansever öğrencilerimizi ezdiremeyeceksiniz. Varsın İmralı’ya gitmek isteyenler, koşa koşa gitsin. Varsın, terörist başıyla haşır neşir olmak isteyenler, doya doya olsun. Varsın, kuryeler mekik dokusun, kendilerini kullandırsın.

Herkes emin olsun ki; Türk Devletini, sözde çözüm sürecindeki gibi, zafiyete düşürmeye çalışan girişimlere karşı, artık İYİ Parti var. Türk Milleti’nin, kırmızı çizgisi olan Anayasa’nın ilk dört ve 66’ncı maddesine uzanan ellerin karşısında İYİ Parti var. Anayasa tartışmaları üzerinden terör örgütüne, terör örgütü yöneticilerine, iş birlikçilerine ve şakşakçılarına alan açma girişimlerine karşı dimdik duran bir İYİ Parti var. Tarihimiz, hem başkalarının hem de kendimizin hakkını ve hukukunu korumak uğruna verdiğimiz nice mücadelelerle doludur.

Çünkü adalet, Türk’ün karakteridir. Çünkü Türk Milleti’nin doğasında mağdurun yanında, haksızlığın karşısında dimdik durmak vardır. Hatta bu yüzden, milli mücadele için kurduğumuz en önemli teşkilatlarımızdan biri de Müdafaa-i Hukuk ismini taşır. Ve Türk Milleti’nin hukukunu koruma idealimiz, tarihin hiçbir döneminde değişmemiştir. Ancak, geçtiğimiz 21 yılda, bu idealimiz adım adım tahrip ediliyor. ‘Adalet mülkün temelidir’ düsturunun üzerine inşa edilen devlet geleneğimiz, gittikçe daha da yaralanıyor ve yozlaştırılıyor.

“Sayın Erdoğan yine sessizliğe bürünmüş vaziyette”

Nitekim, bu yozlaşmanın artık daha da görünür olduğu günlerden geçiyoruz. Biliyorsunuz geçen hafta, İstanbul Anadolu Adliyesi Başsavcısı’nın yazmış olduğu bir ihbar dilekçesine şahit olduk. Sayın Başsavcı, bu dilekçesinde hepimizi az çok tahmin ettiği gerçeklerin dehşet verici boyutlarını dile getirdi. Yargıdaki çürümüşlüğü anlattı. Para karşılığı alınan kararları anlattı. Uyuşturucu satıcılarının nasıl serbest kaldığını anlattı. Gaspçıların nasıl elini kolunu sallayarak gezdiğini anlattı. Bahis çetelerinin nasıl ayakta kaldığını anlattı.

Dürüst hakimlere nasıl baskı yapıldığını anlattı. Ez cümle ülkemizdeki hukuk sisteminin nasıl çöktüğünü anlattı. Konuyla ilgili soruşturma başlatılmış. HSK Teftiş Kurulu da bir müfettiş görevlendirmiş. Bakalım, sonucu hep beraber göreceğiz. Yalnız, ortada böylesine büyük bir rezalet varken, Sayın Erdoğan yine sessizliğe bürünmüş vaziyette… Çünkü, o da aslında her şeyin farkında. ‘Daha adil bir dünya mümkün’ diye kitap yazdırmayı biliyor. Ama, daha kendi yönettiği ülkede adaleti sağlayamıyor. Gittiği ülkelerde, katıldığı toplantılarda, başka milletler için adalet istemeyi biliyor.

Ama kendi ülkesinin çocuklarına adaleti getiremiyor. Meydanlardan konuşmaya gelince; ‘Adaletin olmadığı bir devlet, tıpkı temelsiz bina gibi eninde sonunda yıkılıp gitmeye mahkûmdur’ diyor. Ama, kendi yönettiği devletin yıkımına seyirci kalıyor. Çünkü, kendisi de bal gibi biliyor ki bu çürümüşlüğün sebebi, iktidarın kendisidir. Bu hukuksuzluğun sebebi, iktidarın kendisidir. Para uğruna, tüm ilkelerini çiğneyen bu kirli zihniyet, bizzat kendi eseridir. Yargıyı, milletimizi koruyan bir zırh olmaktan çıkartıp insanlarımızın tepesindeki sopa hâline getirdiler.

Şimdi de açtıkları yoldan gidenleri, ürettiği pisliklerle, milletimizi baş başa bıraktılar. Ama, şunu asla unutmayın ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, hiç kimse sahipsiz değildir. Çünkü Cumhuriyetimiz, hiçbir evladını yalnız bırakmaz. Biz hangi şart ve dönemde olursa olsun, filler çoğalsa da ebabilden umut kesmeyenleriz.

Firavun azsa da Nil’den umut kesmeyenleriz. Batılın zulmü karşısında Hakk’tan umut kesmeyenleriz. Bugün, meydanı boş bilip ortalıkta fink atan sırtlan sürüleri varsa, bizim de bu sırtlanları dağıtacak bozkurtlarımız var. Bugün, milletin karşısında dikilmiş düzenin mankurtları varsa bizim de millete özünü hatırlatacak Hayme analarımız var. Bugün, görevini kötüye kullanan ahlak yoksunları varsa bizim de görevini namus bilen, haksızlık karşısında susmayan bozkurtlarımız var.

Kimse merak etmesin. Şartlar ne olursa olsun, bu milletin hakkını-hukukunu savunacak, bu çürümüşlüğün hesabını soracak, onurlu savcılarımız, hakimlerimiz de var. Türkiye’nin İYİ ve cesur evlatları; Türk milleti, tarihin her döneminde şartlar ne kadar ağır olursa olsun, kendisine boyun eğdirmeye çalışanların karşısında dimdik durmayı bilmiştir. Nice taştan surları, nice sıra dağları, nice demir kapıları parçalayıp geçmiştir. Dayatmalara razı gelmemiş, eğilmemiş, bükülmemiştir.

Çünkü imkânsızları mümkün kılmak, yapılamaz denileni başarmak, seçeneksizliklerin içerisinden yepyeni bir yol açmak, Türk milletinin karakteridir. Asırlar boyu verdiğimiz bağımsızlık mücadelemizin özü budur. ‘Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet’ sözü budur. ‘Ya istiklal, ya ölüm’ parolamızın gücü budur. Zalimin zulmüne de mücrimin gücüne de boyun eğmeyişimizin sebebi, işte budur. O nedenle iki yumruk arasına sıkıştırılmak istenen Türk milleti; her zaman ve her şartta, kendisine yeni bir yol açmıştır. Ve işte o yeni yol, bugün İYİ Parti’nin ta kendisidir.

Biz, bundan tam 6 yıl önce iki kutuplu bir siyasi iklimde doğduk. İki ateş arasında doğduk. İki cephe arasında doğduk. Biz, 6 yıl önce, zifiri bir karanlıkta doğduk. Adaletin olmadığı bir ülkede doğduk. Umudun kalmadığı bir ülkede doğduk. Akılsızca yönetilen bir ülkede doğduk. Kaynakları, ahlaksızca sömürülen bir ülkede doğduk. Ve biz, 6 yıl önce; Bu karanlığa güneş olup, geceyi gündüz yapmak için doğduk. Bundan 6 yıl önce, İYİ Parti’nin kuruluşuyla Türkiye’deki tüm siyasi dengeler değişti.

Ve bazıları, bundan çok korktular. Daha yeni doğmuş bir İYİ Parti’den korktular. Ve doğduktan 6 ay sonr, İYİ Parti’yi, siyasi denklemin dışına atmak istediler. Bizi, baskın bir seçimle durdurmaya çalıştılar. Ama başaramadılar. İftiralar, dedikodular, yalanlar söylediler.

Ama milletimizi inandıramadılar. Hukuku eğdiler, büktüler. Ama bize zincir vuramadılar. Medyada sansür uyguladılar. Ama sesimizi kısamadılar. Biz doğar doğmaz, tüm güçleriyle bizi yıldırmaya çalıştılar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar yıldıramadılar. O taarruzdan sağ çıkamayacağımızı düşündüler. Sendeleyip düşeceğimizi sandılar. Çünkü o gün, korktukları neydi biliyor musunuz? İYİ Parti’nin ayakta kalmasıydı.

Ama çok yanıldılar. İşte çok şükür, bugün buradayız. Ve dimdik ayaktayız. O gün korktukları İYİ Parti’nin kök salmasıydı. İşte çok şükür, bugün on binlerce teşkilat mensubumuz ve yarım milyonu aşkın üye kardeşimizle Türkiye’nin dört bir yanına kök saldık. Biz, her daim doğru olanı yaptığımız için büyüdük. Ama gelin görün ki en çok eleştirilen parti olduk. Sokaklara çıkmaya korkanlar, geçmedik sokak bırakmayan İYİ Parti’yi eleştirdiler.

Yenilgi yenilgi küçülenleri alkışlayanlar, her geçen gün güçlenen İYİ Parti’yi eleştirdiler. Millete rağmen ve millete karşı siyaset yapanlar, milletin sesi olan İYİ Parti’yi eleştirdiler. Onsuz olmaz, şunsuz olmaz dediler; ama değişimin İYİ Parti sayesinde olduğunu unutuverdiler. Ve bugün geldiğimiz noktada, yıllardır İYİ Parti’ye iftira atanlar, haksızlık edenler, hakikatin izinden sapmamız ve yanlışa ortak olmamız için çabalıyorlar. Çünkü dün ayakta kalıp kök salmamızdan korkanlar, bugün de en çok İYİ Parti’nin tek başına bir seçenek olmasından korkuyorlar. Çünkü, 21 yıldır kendi yazdıkları senaryoya, figüranlık yapan bir muhalefete alıştılar.

Çünkü 21 yıldır kutup siyaseti üzerinden milleti kendilerine mahkûm etmeye alıştılar. Çünkü 21 yıldır arka sokaklara giremeyen, toplumdan kopuk siyasete alıştılar. Çünkü, 21 yıldır fevkalade konforlu bir kayıkçı siyasetine alıştılar. Çünkü 21 yıldır siyasi rantın, statükonun nimetlerine ve rahat koltuklarına fena alıştılar. Onun için bugün, İYİ Parti’den korkuyorlar. Çünkü hür ve bağımsız bir muhalefetten korkuyorlar. Çünkü yan gelip yatmayan, çalışkan bir muhalefetten korkuyorlar. Çünkü gün geçtikçe kalabalıklaşan, büyüyen bir muhalefetten korkuyorlar. Ve bu muhalefetin kendi alıştıkları elverişli muhalefetin, yerini almasından korkuyorlar.

“Geçtiğimiz 6 yıl, bize çok şey öğretti”

Çünkü alışık oldukları muhalefet düzenini kaybettiklerinde, iktidarı da kaybedeceklerini çok ama çok iyi biliyorlar. Evet. Geçtiğimiz 6 yılda, iktidarı devralamadık. Seçimlerden galip çıkamadık. Ama her seçimden haklı çıktık. Zaman kaybettik, ama onurumuzu kaybetmedik. Zaman kaybettik, ama direncimizi yitirmedik. Zaman kaybettik, ama inancımızı kaybetmedik. Geçtiğimiz 6 yıl, bize çok şey öğretti. Çok dersler aldık. Büyük acılar çektik.

Büyük haksızlıklar yaşadık. Büyük fedakarlıklar yaptık. Ez cümle biz, bu 6 yılda üstümüze düşen ne varsa tereddütsüz yaptık. Ve bunu da hep birlikte yaptık. İYİ Parti, hiçbir namerde muhtaç olmadan, hür ve bağımsız olarak doğdu. Ve kimsenin şüphesi olmasın ki hür ve bağımsız olarak yaşamaya devam edecek. Gerçekleri savunurken tek başımızaydık. Milletin sesine kulak verirken tek başımızaydık. Hain ilan edilirken, iftiralara maruz kalırken, medya eliyle yerden yere vurulurken, hep tek başımızaydık!

Seçimlerden sonra hesap günü geldiğinde de herkes kayboldu ama; biz yine, milletimizle baş başaydık. Bundan sonra da sadece ve sadece milletimizle baş başa olacağız. 21 Ekim Cumartesi günü Ankara’da, Atatürk Spor Salonu’nda İYİ Parti’mizin, 6’ncı yaş gününü kutlayacağız. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılının sevincini hep birlikte paylaşacağız.

Aynı zamanda hür ve müstakil siyaset anlayışımızın vizyonunu ortaya koyan, ‘Demokratik Millî Yükseliş Beyannamemizi’, milletimizin takdirine sunacağız. Bu vesileyle, sizlerin aracılığıyla milletimizin, her bir ferdini, bu güzel günde bizlerle birlikte olmaya davet ediyor; hem Cumhuriyetimizin yeni yüzyılının hem İYİ Parti’mizin yeni yaşının hem de Demokratik Milli Yükseliş Beyannamemizin milletimiz ve memleketimiz için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.”

Paylaşın

Meclis’te Grubu Bulunan Altı Partiden Hastane Saldırısına Kınama

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan altı siyasi parti, İsrail tarafından vurulan ve en az 500 kişinin hayatını kaybettiği hastane saldırısını kınayan ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, “İnsanlık suçu olan bu saldırıları en şiddetli biçimde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, Yeşiller ve Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül, İYİ Parti Grubu Temsilcisi Dursun Ataş ve Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin tarafından imzalanan ortak bildiride, Filistin ve İsrail’deki gelişmelerin dikkatle izlendiği belirtilerek “Gazze’de hastanelerin hedef alınması sonucunda, yüzlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesinden ve bir o kadarının da yaralanmasından derin üzüntü duyuyoruz” denildi.

“İsrail’in Gazze halkına karşı uluslararası hukuka ve uluslararası insancıl hukuka aykırı saldırılarını artırarak sürdürmesini esefle karşılıyoruz” denilen bildiride, dünya parlamentoları, uluslararası toplum ve kuruluşları saldırılara karşı tutum ve inisiyatif almaya çağrıldı.

Uluslararası kurumlardan saldırıya kınama

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, Gazze’de hastanenin bombalanmasıyla ilgili, “Çok fazla ölü var. Bu, orada yaşayan insanlar için sahadaki dramatik durumu gösteriyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesi’ne yönelik saldırıyı şiddetle kınayarak, siviller ve sağlık tesislerine yönelik saldırıların sonlandırılması çağrısında bulundu

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesine yapılan saldırıyı güçlü şekilde kınadı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, X sosyal medya platformundan el-Ehli Baptist Hastanesine yönelik saldırıya ilişkin paylaşımda bulundu.

Ghebreyesus, “İlk haberler yüzlerce ölü ve yaralı olduğuna işaret ediyor. Sivillerin ve sağlık hizmetlerinin derhal korunması için çağrıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı. Direktör Ghebreyesus, Gazze’nin kuzeyindeki hastanelerin tahliye talebinin (İsrail tarafından yapılan) geri alınmasını talep ettiklerini kaydetti.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, “İsrail’in Gazze Şehrinde hastaları tedavi eden ve yerinden edilmiş Gazzelilere ev sahipliği yapan hastanenin bombalaması karşısında dehşete düştük. Yüzlerce insanın öldürüldüğü bildiriliyor. Bu bir katliamdır. Kesinlikle kabul edilemez” açıklaması yaptı.

İsrail, Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği operasyonun ardından Gazze’yi havadan vurmaya başlamıştı. Gazze’ye su, gıda, elektrik ve yakıt tedarikine izin vermeyen ve bölgeye yönelik ablukayı sürdüreceğini duyuran İsrail, olası bir kara harekâtı için hazırlıklarını da sürdürüyor.

Filistinli yetkililer, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarında şu ana kadar 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise Hamas saldırıları sonucunda bin 400’ü aşkın vatandaşının yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Paylaşın

Irak Ve Suriye Tezkeresi 2 Yıl Daha Uzatıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e gönderilen Irak ve Suriye tezkeresi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Tezkereye 357 vekil kabul oyu verirken, 164 vekil ise hayır oyu verdi.

Haber Merkezi / Tezkerede yer alan, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” ifadeleri dikkat çekti.

Cumhurbaşkanına Irak ve Suriye’ye asker gönderme yetkisi veren tezkere Meclis’te görüşüldü. Görüşmelerin sonunda tezkere, 357 kabul oyuna karşılık 164 ret oyuyla kabul edildi.

Tezkereye, AK Parti, MHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Deva Partisi evet oyu, CHP ise, “yabancı askerlerin Türkiye’de bulunmasına” ilişkin bölüm gerekçesiyle hayır oyu vereceğini açıklamıştı.

Yeşil Sol Parti ise tezkerenin bölgedeki istikrara zarar vereceği görüşünü dile getirmiş ve tezkereye hayır oyu vereceğini açıklamıştı.

Tezkerede yer alan, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” ifadeleri dikkat çekti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Tezkere” Açıklaması: Ülkemizde Yabancı Asker Postalı İstemiyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Meclis’te bir tezkere görüşülüyor. Terörle mücadele tezkeresi olduğu kamuoyuna sunuluyor. Biz CHP olarak, ve doğrudan doğruya terör örgütünün saldırısına uğrayan bir kişi olarak teröre her zaman karşı çıktım. Terörle mücadele kaçınılmazdır. Ne gerekiyorsa bizden ne isteniyorsa eyvallah” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir tezkere getirdiler. O tezkerede, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerektiği taktirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi’ yazıyor. ‘Ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması’ diye bitiyor cümle. Cumhuriyeti kuran bir parti nasıl olur da yabancı askerlerin Türkiye’ye gelmesine izin verir? Biz kendi ülkemizin mübarek topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Kendi topraklarına yabancı askerleri davet edip terörle mücadele ayağı altında burada onların bazı müdahalelerde bulunmalarına izin vermek vatana ihanettir. Yabancı askerler Türkiye’de neye müdahale edecekler?”

Kılıçdaroğlu konuşmasının devamında, “Bahçeli ve Erdoğan’dan yanıtlar istedim. Erdoğan’dan tık yok. Bahçeli bugün konuşmuş. ‘Türkiye’ye gayrimeşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur. Şayet olursa verilecek bir canımız vardır’ diyor. Bizleri kandıracaklarını sanıyorlar. Türkiye’ye meşru postallar gelebilir… Ben meşru postal da istemiyorum, ben kendi ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması şöyle:

“Zor günler yaşıyoruz, bunun hepimiz bilincindeyiz, farkındayız ama A Milli Futbol Takımımız, yani Bizim Çocuklar Avrupa Kupası’na katılmaya hak kazandılar. Bizim Çocuklara inanıyorum, güveniyorum, inşallah kupayı getirecekler ve hep beraber mutlu olacağız.

Tabii değerli arkadaşlarım yakınımızda Filistin-İsrail çatışması da var, bütün dünyanın gözleri orada. Çocukların, kadınların, yaşlıların öldürülmesini hiçbir insan kabul edemez. Savaşın bir an önce sonlanması en büyük dileğimizdir, sağduyuya davet etmek bizim de görevimizdir ama İsrail’in uyguladığı politikanın en büyük eleştirilerini İsrailli aydınlardan aldığını da unutmamamız gerekiyor. Bu dünyanın haklı olarak Filistin davasına verdiği desteğin de bir anlamda ifadesidir. İsrailli aydınlardan Haaretz Gazetesi yazarı Gideon Levy aynen şunları yazıyor:

“Bütün bunların arkasında İsrail’in kibri yatıyor. İstediğimiz her şeyi yapabiliriz, yaptığımız şeylerin bedelini ise asla ödemeyiz ya da cezalandırılmayız diye düşünüyoruz. Sanki istediğimiz her şeyi yaparız da hiç rahatsız edilmeden hayatlarımıza devam ederiz diye düşünüyoruz. Filistinli insanları tutukluyor, öldürüyor, taciz ediyor, mülksüzleştiriyoruz. Aynı zamanda Filistinlilere pogrom, yani kıyım düzenlemekle meşgul İsrailli yerleşimcileri koruyoruz” diyor. Bu kadar açık, bu kadar net İsrail’i eleştiren bir İsrailli aydını görmedim ve kendisini gerçekten yürekten kutluyorum bir gerçeğin altını çizdiği ve dünyaya açıkladığı için. Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nın Genel Komiser Lazzarini de “dünya insanlığını kaybetti” diyerek bu faciaya dikkati çekiyor.

Biz Filistin halkının kendi topraklarına kavuşmasını istiyoruz. Biz Mescidi Aksa başta olmak üzere bütün kutsal mekanlara saygı istiyoruz. Biz Filistin halkına yönelik insanlık dışı ablukanın kaldırılmasını istiyoruz. Biz akan kanların durdurulmasını istiyoruz ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Ortadoğu’ya barışın gelmesi için OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurularak Türkiye’nin bu bölgeye barış getirmesini istiyoruz. Bu politika bizim politikamız ama hükümetin, şu andaki hükümetin de bunu uygulaması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım; Amasra maden faciası dolayısıyla Bartın ve Amasra’ya gittik. 14 Ekim 2022’de 43 madencimiz hayatını kaybetmişti. Davaları takip ediyoruz. Davaları takip ederken ne kadar dikkatli davrandığımızı, ne kadar haklı olduğumuzu, insanların haklarının savunulması gerektiğini ve bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin verdiği mücadeleyi de topluma anlatmak zorundayız.

Bakın değerli arkadaşlarım; uzun uzun olayı anlatmak istemem ama bir bilirkişi raporunda yer alan cümleleri sizlerle paylaşmak isterim: Metan oranının sadece patlama günü değil, defalarca riskli seviyeye çıktığı, bunların kayıtlarının müessesede olduğu, ancak böyle durumlarda dahi zaman zaman işçilerin çalıştırılmaya devam ettirildiği yazılmaktadır. Yani göz göre göre 43 işçinin ölüme gönderildiğini ifade ediyor. Yine aynı şekilde hayatını kaybeden bir madenci ailesinin açtığı dava sonucu gelen bilirkişi raporu: “Sonuç olarak Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğünün kazanın meydana gelmesinde yüzde 100 kusurlu olduğu ifade edilmektedir.” Yüzde yüz kusurlu…

Diyeceksiniz ki, peki yüzde yüz kusurluysa Türkiye Taşkömürü Genel Müdürü ne oldu? Terfi ettirildi. Sadece Amasra’da hayatını kaybeden maden işçilerinin ailelerine değil, nerede maden çıkarılıyorsa, kömür çıkarılıyorsa, yüzlerce metre aşağıda insanlar alın teri döküp ekmek parası kazanıyorsa, onların tamamının da hayatının riskli olduğunu ifade etmek isterim. Ama bu davayı hepimiz yakından izliyoruz; avukat arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız izliyorlar. Aileleri ziyaret ettim, iki aileyi ziyaret ettim, onlara da aynı şeyi söyledim. Siz hak talebinde bulunuyorsunuz, hak ve adalet arıyorsunuz. Hiç endişe etmeyin, Cumhuriyet Halk Partisi kim hak istiyorsa, adalet istiyorsa onların yanında olacaktır.

Kadınlar hiç endişe etmeyin, yalnız erkekleri ikna etmekten de çekinmeyin. Yüzde 50 cinsiyet kotasını ve fermuar sistemini getireceğiz. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi büyük tarihsel dönüşümlerin her zaman öncüsü olmuştur, burada da öncüsü olmayı sürdüreceğiz.

Meclis’te bir tezkere görüşülüyor, terörle mücadele tezkeresi olduğu kamuoyuna sunuluyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve doğrudan doğruya terör örgütünün saldırısına uğrayan bir kişi olarak teröre her zaman karşı çıktım. İnsan olan herkes teröre karşı çıkar. Terör bir insanlık suçudur; her yerde, her zaman, her ortamda ifade ettim. Terörle mücadele kaçınılmazdır. Terörle mücadele için ne gerekiyorsa, bizden ne isteniyorsa eyvallah, hiç itirazımız yok. Terörle mücadele konusuna bir tezkere getirdiler, güzel.

Bakın değerli arkadaşlar, o tezkerede şunlar yazıyor: “Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi.” Eyvallah, hiç itirazımız yok. Terör varsa, Türkiye’yi tehdit ediyorsa, Türk Silahlı Kuvvetleri yani güvenlik güçlerimiz giderler, müdahale ederler. Uluslararası hukukun da verdiği bir avantajdır bu, uluslararası hukuk buna izin veriyor. Ama cümle şöyle bitiyor: “Ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması…” Aynı amaçlara matuf olmak üzere; yani yabancı bir silahlı kuvvet Türkiye’ye gelecek ve burada belli olaylara müdahale edecek. Buna izin verin diyorlar.

Cumhuriyeti kuran bir parti, kökleri Kuvayı Milliye’de olan bir parti nasıl olur da yabancı askerlerin Türkiye’ye gelmesine izin verir? Akıl tutulması gibi bir şey… Söyledim, bir daha söylüyorum: Ben kendi ülkemde, biz kendi ülkemizde kadınıyla erkeğiyle, vatanseveriyle, bayrağını sevenle kendi ülkemizin mübarek topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Evet, bir daha ifade edeyim: Biz kendi ülkemizde, bu mübarek topraklarda yabancı asker postalı istemiyoruz. Kendi topraklarına yabancı askerleri davet edip, terörle mücadele ayağı altında burada onların bazı müdahalelerde bulunmalarına izin vermek açık ve net söylüyorum, vatana ihanettir. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum!

Yabancı askerler Türkiye’de neye müdahale edecekler? Ya neye müdahale edecekler? Terörle mücadeleyse, terörle mücadele konusunda kahraman ordumuz var, terörle mücadele konusunda polislerimiz var, terörle mücadele konusunda uzman çavuşlarımız var, terörle mücadele konusunda korucularımız var. Bunlar 30-35 yıldır terörle mücadele ediyorlar, 30-35 yıldır… Kimisi elini bıraktı, kolunu bıraktı, gözünü bıraktı, ayaklarını bıraktı terörle mücadelede ve onlar basın toplantısı yapıyorlar. Diyorlar ki: “Yabancı askeri davet işgaldir ve biz yabancı asker istemiyoruz. Eğer bize görev verilirse ayağım yok, cepheye giderim, kolum yok, cepheye giderim, gözüm yok, cepheye giderim” diyor. Daha ne desinler ya, daha ne desinler?..

Bunu söyledim ve onlardan bazı yanıtlar da istedim, Bahçeli’den ve Erdoğan’dan. Erdoğan’dan tık yok bildiğim kadarıyla, Bahçeli bugün konuşmuş. Şöyle diyor: “Türkiye’ye gayrimeşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur. Şayet olursa verilecek sadece bir canımız vardır.” Bakın değerli arkadaşlar, bizleri kandıracaklarını sanıyorlar. “Türkiye’ye gayri meşru yabancı postalları…” Yani meşru yabancı postallar gelebilir. Ben meşru yabancı postal da istemiyorum kardeşim. Ben kendi ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum terörle mücadele konusunda. Meşru ne demek? Efendim ben el kaldıracağım, yabancı askerleri isteyeceğim, böylece meşruiyet kazanmış olacak. İstemiyoruz, istemiyoruz, yabancı askeri istemiyoruz… Terörle mücadeleyse gideriz. Terör bana saldırdı, size saldırmadı. Teröristler bana saldırdı, 1 askerimiz şehit oldu, size saldırmadı. Siz çocuklarınızı parayla pulla askere gönderdiniz, ben evladımı parasız pulsuz askere gönderdim.

Bir de efeleniyor: “Efendim, ABD’nin insansız hava aracımızı düşürmesinin hesabı er geç mutlaka sorulacaktır.” Sen külahıma anlat. Ya arkadaşlar, papazı teslim ettiklerinde bunlardan ses çıktı mı ya? Bakın tezkere yine şunu söylüyor: “Hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak.” Yani yabancı asker buraya geldiğinde onun ne yapacağını, neler yapacağını, nasıl olacağını, yetkiyi Cumhurbaşkanına veriyorlar. Meclis hikaye, hiçbir yetkisi yok… Milli Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Gazi Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’e Başkomutanlık yetkisini bile üç ay süreyle vermiştir… Biz bütün yetkiyi verelim, ne biliyorsanız yapın diye. E kardeşim sen papazı teslim ettin, ben sana nasıl güveneceğim? Çıktın milletin önüne: “Bu can bu bedende kaldıkça asla bu teröristi, bu papazı alamazsın” dedin. Güzel… Ne dedi Trump? “Bak beni kızdırma, senin mal varlığını araştırırım, dünyaya da duyururum.” Ne oldu? Papazı götürdün, tıpış tıpış teslim ettin. Ben şimdi sana mı güveneceğim?

Cemal Kaşıkçı cinayeti; toplum unutabilir ama bizim hafızamız unutmaz. Cemal Kaşıkçı cinayeti. İstanbul’da konsoloslukta Cemal Kaşıkçı öldürüldü. Dava açıldı, sonra bir tehdit geldi, götürdüler davayı teslim ettiler katillerine. Yani Suudi Arabistan’a götürdüler, davayı teslim ettiler. Ben şimdi sana mı güveneceğim, sana mı güveneceğim? O davanın bir itiraz şerhi vardır, bir hakimin yazdığı şerh vardır, o çok önemlidir.

Yine Kuzey Irak’ta bizim askerin başına çuval geçirdiler değil mi? Gazeteciler Erdoğan’a sordular: Amerika’ya nota verecek misiniz? “Ne notası kardeşim, müzik notasında mı söz ediyorsunuz?” Şimdi aslansın kaplansın; İHA düşürüldü, ben bunun intikamını alacağım. Elinden tutan mı var? Git intikamını alsana, elinden tutan mı var? Üstelik açıklamıyorsun, korkuyorsun, onlar açıklıyorlar biz düşürdük diye.

20 milyon dolara Mavi Marmara’daki haklı davamızı sattılar, 20 milyon dolar bağış yaptık dediler ve vatandaşlar bunu duymasın diye o 20 milyon dolarlık bağış sözleşmesini de gece saat 12’de Meclis’ten geçirdiler Meclis Televizyonunu da kapatarak. Biz bunları bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Dolayısıyla Bahçeli yok canımızı veririz falan filan değil; yabancı asker buraya geldiğinde, sen davet ettiğinde Kemal Kılıçdaroğlu olarak yabancı askerlerin önünde bütün CHP’liler olarak duracağız ve onları kovacağız. Hiç tereddüdümüz yok, beraber gideceğiz, beraber mücadele edeceğiz ve bunları göndereceğiz. Yok öyle bir şey. Bu ülke Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren bir ülkedir. Ben Milli Kurtuluş Savaşı’nın tarihine ihanet getirmeyeceğim.”

Paylaşın

Erdoğan’dan 12. Kalkınma Planı Açıklaması: 2028 Enflasyon Hedefi Yüzde 4,7

Sosyal medya hesabından 12. Kalkınma Planı’nın tamamlandığını duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortalama yüzde 5 oranında istikrarlı ve dengeli bir büyüme, enflasyonu 2028 sonunda yüzde 4,7’ye düşürmeyi hedeflediklerini söyledi.

Haber Merkezi / Erdoğan açıklamasında ayrıca, “2028 yılında 1 trilyon 589 milyar dolar milli gelire, 17 bin 554 dolar kişi başına gelire ulaşmayı amaçlıyoruz. Yılda ortalama yüzde 3 istihdam artışı sağlayarak dönem sonunda işsizliği yüzde 7,5 düzeyine indirmeyi öngörüyoruz. Mal ihracatını 375 milyar dolara yükselterek, turizm gelirlerinde 100 milyar dolar seviyesine çıkarak cari işlemler açığını sıfıra yakın bir seviyeye düşürmeyi amaçlıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 12’nci Kalkınma Planını tamamladıklarını duyurdu. Erdoğan, 5 yılı kapsayan 12’nci Kalkınma Planı’nın bugün Meclis’e sunulacağını da belirtti.

Paylaşımda, şu detaylara yer verildi:

Nitelikli insan, güçlü aile, sağlıklı toplum.
İstikrarlı büyüme, güçlü ekonomi.
Yeşil ve dijital dönüşümle rekabetçi üretim.
Afetlere dirençli yaşam alanları, sürdürülebilir çevre.
Adaleti esas alan demokratik iyi yönetişim.

Erdoğan paylaşımında, 12’nci Kalkınma Planı dönemindeki hedefleri de şöyle sıraladı;

“Ortalama yüzde 5 oranında istikrarlı ve dengeli bir büyüme hedefliyoruz. 2028 yılında 1 trilyon 589 milyar dolar millî gelire, 17 bin 554 dolar kişi başına gelire ulaşmayı amaçlıyoruz. Yılda ortalama yüzde 3 istihdam artışı sağlayarak dönem sonunda işsizliği yüzde 7,5 düzeyine indirmeyi öngörüyoruz.

Mal ihracatını 375 milyar dolara yükselterek, turizm gelirlerinde 100 milyar dolar seviyesine çıkarak cari işlemler açığını sıfıra yakın bir seviyeye düşürmeyi amaçlıyoruz. Enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirmeyi, 2028 yılı sonunda yüzde 4,7’ye geriletmeyi hedefliyoruz.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli, Yine Anayasa Mahkemesi’ni Hedefine Koydu

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “1990 yılından buyana HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, BDP, HDP, YSP kod adıyla hıyanetin göbeğinde olan terör ve bölücülüğün siyasi yatağı şimdi de HEDEP olarak yoluna devam edecekmiş. Bizim anlayamadığımız, bu Anayasa Mahkemesi ne yapmaktadır?” dedi ve ekledi:

“2021 yılından beri HDP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianameyi ne hakla, hangi amaçla, kimlere şirin görünmek için sumen altında bekletme gereği duymaktadır? Adı ne olursa olsun, bölücülüğün siyaset ayağını hukuken kırmak için daha hangi belge, bilgi ve delillerin olmasına ihtiyaç vardır? Hem tarih önünde, hem millet nezdinde, hem de yarın Mahkeme-i Kübra’da hainlerden olduğu kadar Anayasa Mahkemesi’nden de davacı olacağımızı, hakkımızı da söke söke alacağımızı cümle aleme ilan ediyorum.”

Bahçeli konuşmasının devamında, “HDP’nin, kapatma davasının açılmasını takiben YSP adıyla 14 Mayıs seçimlerine girmesi de Türk adaletiyle ve Türk milletiyle alay etmektir. Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri direkt size soruyorum, olan biten rezaletleri ne zaman görmeyi aklınızdan geçiriyorsunuz? Gecikmiş adalet, adalet değildir, bu gerçeği bilmiyor musunuz? Anayasa Mahkemesi’nin Kandil’le köprü kurması, teröristleri arkalaması hukuk onuruyla, demokrasi namusuyla kesinlikle bağdaşmayacaktır. Yapılması gereken açık ve bellidir. HDP ve devamında kurulan hangi parti varsa derhal kapatılmalı, bir daha bölücü ve yıkıcı bir siyasi organizasyona ruhsat ve icazet verilmemelidir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları şöyle:

“Milletimizden aldığımız veya alacağımız desteği yine milletimize hizmet olarak tahvil etmekle mesulüz. Zira övüncümüz millettir, gücümüz devlettir. Milliyetçi Hareket Partisi’yle Cumhur İttifakı’nın siyaseti bu temel üzerinden yükselmekte, istikbali istiklal onuruyla kucaklamaktadır. Önümüzde iki siyasi olay vardır ve ortadadır. Birincisi, 17 Mart 2024 tarihinde gerçekleşecek 14’üncü Olağan Büyük Kurultayımızdır. Diğeri de, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimi’dir. Büyük Kurultay’ımızın demokratik ve hukuki çatısı ilçe ve il kongrelerimizin tamamlanmasıyla örülmüştür. Bu kapsamda 9 Ağustos 2023 tarihinde başlayan kongre sürecimiz Büyük Kurultayımızla taçlanacak ve noktalanacaktır.

Çok şükür ilçe ve il kongrelerimiz başarıyla, sağduyuyla, heyecanla ve yüksek katılım eşliğinde tezahür etmiş, sırayı da Büyük Kurultayımız almıştır. Bu münasebetle, kongrelerimizin temininde samimiyet ve dirayetle emeği geçen, Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız başta olmak üzere, Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize, siz değerli milletvekili arkadaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor, takdirlerimi sunuyorum.

Biz siyaseti yaptık mı adam gibi yaparız, şevkle yaparız, coşkuyla yaparız, el ele yaparız, omuz omuza yaparız, her birimiz bayrak olur, vatan olur, birbirimizin kefili ve can beraberi oluruz. Dava arkadaşlığında kader de paylaşılır, keder de paylaşılır, kefen de paylaşılır. Bizim mücadelemizde cesaret vardır, mertlik vardır, millete sevda vardır, dürüstlük vardır, saygı ve sevgi esastır. Başkaları gibi çıkarların peşinde, siyasi hırsların izinde koşmadık, koşmayız, mesele Türkiye ve Türk milleti oldu mu hiçbir şey de sınır tanımayız.

“2024’e Doğru, Diyar Diyar Anadolu” temasıyla 31 Mart 2024 tarihine dört başı mamur şekilde, inançla bezenmiş yüreklerimizle hazırlık içindeyiz. Siyasi ve stratejik planlamasını yaptığımız genişletilmiş bölge istişare toplantılarımıza da geçtiğimiz hafta sonu başlamış durumdayız. 26 Kasım 2023 tarihine kadar ilave 9 ayrı bölge istişare toplantımızı yaparak siyasi çalışmalarımızı Türkiye’nin tamamına yaygınlaştıracağız. Vatandaşlarımızla ve dava arkadaşlarımızla buluşacağız. Siyasi değerlendirmelerimizi, isabetli düşüncelerimizi, gerçekçi hedeflerimizi özveriyle paylaşacağız.

Sıkılmayacağız, sıkılı yumruklar varsa onları açacağız. Yorulmayacağız, kafasında soru işareti olanları aydınlatacağız, Türkiye ve dünya meselelerini anlatacağız. 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin muazzez sonucunu 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleriyle perçinleyip Türk ve Türkiye Yüzyılının inşa ve ihya mücadelesine koyulacağız. Cumhur İttifakı olarak, Cumhuriyet’in yeni yüzyılında Türkiye Cumhuriyeti’ni çağın üzerine sıçratacağız. Yeni bir Türk mucizesine birlikte imza atacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak insanımızla iç içeyiz, yan yanayız, aynı istikametin rotasındayız. Hayatın her anında insanımızla buluşuyoruz, hıyanet, hamakat ve hamaseti birlik ve beraberlik ruhuyla buruşturup atıyoruz. Biz bir insanın kaftanına değil, kafasının içine, kalbinin nasıl attığına bakıyoruz. Biz rütbeye, unvana, şöhrete değil; adam mı değil mi ona dikkat ediyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu ve diğerleri, bakınız ne diyordu vatan ve istiklal şairimiz Mehmet Akif: “Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla.

Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla.” Her kim ne yapar, kendine yapar, kendi kendine iflasını sağlar. Onların 81 ilde aday çıkarma iddiaları sadece tantanadır. Tarih bunları bir gün mutlaka yazacaktır. Şayet bir millet, şayet büyük bir fikrin ateşlediği dava; ilk zorlukta, ilk zorba saldırıda hakkından vazgeçmiş olsaydı, tarih diye bir şey asla olmaz, olamazdı. Biz arkamıza değil, önümüze bakıyoruz. Çünkü arkamıza baktığımız takdirde ayağımızın ilk tümsekte takılacağını, ilk engelde yere yığılıp kalacağımızı, ilk badirede güzergahımızdan sapacağımızı biliyor ve görüyoruz.

“Gazze’de insanlık değerleri, insan hak ve hukuku sukut etmiş, vurgun yemiş, yağma edilmiştir”

400 yılı aşan bir süre hakimiyetimiz altında adalet, hakkaniyet, şefkat, hoşgörü ve huzurla yönetilen, Harem-i Şerifimizin kalpgahı Kudüs 9 Aralık 1917’de İngilizler tarafından işgal edilmişti. O gün bugündür Kudüs ağlıyor, Gazze ağlıyor, samimi Müslümanlar feryat figan ediyor. O günden beri mabetlerimizin kanı çekiliyor, ahı yükseliyor, mazlumların göz pınarlarından sicim gibi yaşlar akıyor. Harem-i Şerif’in içinde yer alan Mescid-i Aksa bu yüzden hüzünlü, Kubbetü’s Sahra bu nedenle mahzun, Filistinli kardeşlerimiz bu sebeple gariptir. Kudüs İslam’dır ve aynı zamanda Türklüğün derin izlerini taşımaktadır. Merhum Falih Rıfkı Atay’ın meşhur eserinde anlatılan Zeytindağı Kudüs’tedir. Kudüs mukaddesatımızın namus kilididir.

Gitti demekle gitmez, düştü demekle düşmez, İsrail’in demekle bu tartı bu sıkleti çekmez, çekemez, çekmeyecektir. Sanmasınlar sadece Kudüs, sadece Gazze İslam’dır, buraların dağı İslam’dır, taşı İslam’dır, kuşu İslam’dır, kurdu İslam’dır, havası İslam’dır, toprağı İslam’dır ve koruyucusu Allah’tır. Evanjelist ve Kabala tezgâhı pususunu kurmuş, Siyonizm’in infaz ve imha müfrezeleri suçsuz günahsız insanları yayılım ateşine tutmuştur. Kıyamet günü senaryoları tedavüle sokulmuştur. Zalimler kudurmuş, zulüm seriye bağlanmıştır. Savaş suçu kabul edilen ve ciğerleri patlatan beyaz fosfor bombası kullanıldığına ilişkin kanıtlar bir bir ortalığa dökülmüştür. Gazze’de insanlık değerleri, insan hak ve hukuku sukut etmiş, vurgun yemiş, yağma edilmiştir.

Gazze’de çocuklar, kundaktaki bebekler, yaşlılar, kadınlar, tüm sivil ve masumlar kurşunların, bombaların, barbar saldırıların canlı hedefidir. Sivillerin yaşadığı 2 binden fazla bina bombalanmıştır. Bebeklerin ağzında emzik değil yara izi, süt değil kan lekesi vardır. 724’ü çocuk, 458’i kadın olmak üzere can kaybı yaklaşık 2 bin 700’e dayanmış, yaralı sayısı da 9 bin 600’i bulmuştur. Sanıyorum hepiniz ya gazetelerde ya da televizyon ekranlarında görmüşsünüzdür; İsrail bombardımanıyla ağır yaralanan bir anne ve hareketsiz yattığı sedyenin başında ona bakan Filistinli sabinin görüntüleri insanım diyen herkesin kalbini sızlatmıştır.

Tek dişi kalan sözde medeni ülkeler sırayla İsrail’in arkasında toplanmıştır. Yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayan insan hakları savunucuları, soruyorum alayınıza neredesiniz? Avrupa ülkelerinin Filistin lehine yapılan haklı ve masum gösterileri yasaklaması utanç duyulacak bir ilkellik değil midir? İsrail’in başına gelenler karşısında yas tutup da, Gazze’nin çığlıklarına kulak tıkayanlara her şey bir yana insan demek mümkün müdür?

12 Ekim’de İsrail’i ziyaret eden, bugünlerde tekrar ziyareti gündemde olan ABD Dışişleri Bakanı, Tel Aviv’de: “Ben bugün sadece Dışişleri Bakanı olarak değil, bir Yahudi olarak da buradayım” demiştir. Peki Müslüman Türk milleti oraya giderse olacakları hesap eden bir akıl, mantık ve izan sahibi acaba karşımıza çıkacak mıdır? Gazze’ye insani yardımların önü kesilmemelidir. Refah Sınır Kapısı ile Akdeniz’de oluşturulacak insani yardım koridoru aracılığıyla Gazzelilere el uzatılmalıdır.

Türkiye tarihi ve vicdani sorumluluğun fevkinde üç uçak dolusu insani yardımı Mısır üzerinden Gazze’ye göndermiştir. İsrail saldırılarına derhal son vermelidir. İki devletli çözüm vasatı mutlaka oluşturulmalıdır. 18 Ekim 2023 tarihinde toplanacak İslam İşbirliği Teşkilatı top çevirmekten, cılız kınama mesajlarından çok daha fazlasını yapacak karar ve kararlılık içinde olmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın akılcı, ahlaklı ve aktif diplomasisi desteklenmelidir. Ayrıca ABD’nin Doğu Akdeniz’e uçak gemilerini sevk etmesi hafife alınamayacak bir tehdit ve sorumsuzluktur.

“Suriye ve Irak tezkeresine ne diyeceksin onu söyle?”

Gördüğüm kadarıyla CHP Genel Başkanı sorduğu soruların doğru ve isabetinden daha çok, laf olsun torba dolsun derdindedir. Boşa sallayıp acaba dolu tutar mıyım çabasındadır. Çalı dibinde çadır kurmanın merakındadır. Geçen haftaki grup toplantısında bize bazı sorular yöneltmiş. Allah var ya pek ciddiye almadım, çünkü sorular iyi hazırlanmamış, hepsi de baştan savma. Sayın Kılıçdaroğlu onu bunu bırak, bugün görüşülecek Suriye ve Irak tezkeresine ne diyeceksin onu söyle? Evet mi, hayır mı oyu kullanacaksınız bunu açıkla.

Sudan bahanelere sığınma, nerede durduğunu göster. Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketlere destek misin değil misin? Söyle de duyalım. Terör tehdidi ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbirin alınmasından yana mısın değil misin? Paylaş da bilelim. Irak ve Suriye’deki tüm terör örgütlerinden ülkemize bundan sonra da yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı milli güvenliğimizin idame ettirilmesinin yanında mısın değil misin? İtiraf et de, ederini giderini öğrenelim.

Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerektiği takdirde terör örgütlerine sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak maksadıyla yabancı ülkelere gönderilmesine destek misin değil misin? Bir zahmet açıklığa kavuştur da duruşunu görelim. Bak Sayın Kılıçdaroğlu, sen de iyi biliyorsun ki, Türkiye’ye gayri meşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur, şayet olursa verilecek sadece bir canımız vardır, çiğnenmesi gerekecek bir bedenimiz vardır, onlar da vatana, millete bin defa feda olsun.

“Anayasa Mahkemesi ne yapmaktadır?”

Geçtiğimiz hafta sonunda HDP’nin peruk takmış, poşu bağlamış, makyaj yapmış hali olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi isimli bölücü yapının 4’üncü Büyük Kongresi yapıldı. Bu terör gösterisinin yapıldığı salonda İstiklal Marşı okunmadı, Türk bayrağı asılmadı, bebek katilinin posteri sahneye taşınarak cinayet ve ihanete güzellemeler yapıldı. Ne Kılıçdaroğlu’ndan ne de diğer kaprisli, kafaları gidip gelen müzmin ortaklarından hiç ses çıkmadı. Bühtan oklarıyla devlete çürümüş diyen Kılıçdaroğlu, asıl çürümüşlerin nedense üzerini örtüyor.

4 Ekim 2023 tarihinde, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Ağrı Milletvekilinin de içinde bulunduğu ve bölücü parti üzerine kayıtlı bir otomobilde terör örgütüne katılmak üzere taşınan iki terörist kıskıvrak yakalandı. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi sıralarında oturan bir şerefsizin terörist sevk zincirinin tam ortasında yer aldığı bir kez daha teyit ve tevsik edildi. Sayın Kılıçdaroğlu, sizinkiler yine boş durmuyor, kaçak göcek dağa çıkmanın hesabını yapıyor, fakat bizim kahramanlar da hiçbirisine hamd olsun nefes aldırmıyor.

HDP; Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi derken, bir kez daha kostüm değiştirerek, bu defa da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi adını almıştır. 1990 yılından buyana HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, BDP, HDP, YSP kod adıyla hıyanetin göbeğinde olan terör ve bölücülüğün siyasi yatağı şimdi de HEDEP olarak yoluna devam edecekmiş. Bizim anlayamadığımız, bu Anayasa Mahkemesi ne yapmaktadır? 2021 yılından beri HDP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianameyi ne hakla, hangi amaçla, kimlere şirin görünmek için sumen altında bekletme gereği duymaktadır?

Adı ne olursa olsun, bölücülüğün siyaset ayağını hukuken kırmak için daha hangi belge, bilgi ve delillerin olmasına ihtiyaç vardır? Hem tarih önünde, hem millet nezdinde, hem de yarın Mahkeme-i Kübra’da hainlerden olduğu kadar Anayasa Mahkemesi’nden de davacı olacağımızı, hakkımızı da söke söke alacağımızı cümle aleme ilan ediyorum. HDP’nin, kapatma davasının açılmasını takiben YSP adıyla 14 Mayıs seçimlerine girmesi de Türk adaletiyle ve Türk milletiyle alay etmektir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri direkt size soruyorum, olan biten rezaletleri ne zaman görmeyi aklınızdan geçiriyorsunuz? Gecikmiş adalet, adalet değildir, bu gerçeği bilmiyor musunuz? Anayasa Mahkemesi’nin Kandil’le köprü kurması, teröristleri arkalaması hukuk onuruyla, demokrasi namusuyla kesinlikle bağdaşmayacaktır. Yapılması gereken açık ve bellidir. HDP ve devamında kurulan hangi parti varsa derhal kapatılmalı, bir daha bölücü ve yıkıcı bir siyasi organizasyona ruhsat ve icazet verilmemelidir.”

Paylaşın

İYİ Parti’den “Ankara İçin Sinan Aygün” İddialarına Yalanlama

İYİ Parti, “Meral Akşener’in Sinan Aygün’e Ankara adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Sinan Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği” iddialarına ilişkin bir açıklama yaptı.

Açıklamada, “Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in, dün Ankara’da katıldığı bir sohbet toplantısı, bazı yayın organlarında spekülatif bir şekilde gündeme getirilmiştir. Sayın Genel Başkanımızın rahatsızlığı döneminde, Sayın Çiçek ve Sayın Aksu, telefonla arayarak, geçmiş olsun dileklerini iletmiş, o görüşmede biraraya gelme temennisi de dile getirilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın devamında, “Sayın Cemil Çiçek, Sayın Abdülkadir Aksu, Sayın Oktay Vural’ın katılımıyla, Sayın Sinan Aygün’ün evsahipliğinde davet üzerine gerçekleşen sohbette, iddia edildiği gibi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylık konusu asla gündeme gelmemiştir. Sözkonusu buluşma gizli bir buluşma olmadığı gibi, gizli bir gündemi de yoktur.” denildi.

Ne olmuştu?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener; Sinan Aygün, Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile bir araya geldiği iddia edildi. Buluşmada, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural’ın da yer aldığı öne sürüldü.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, buluşma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı çıkardığı; eski Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’ün sahibi olduğu Togo Kuleleri’nde organize edildi.

Eski TBMM Başkanı AK Partili siyasetçi Cemil Çiçek ile eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun Togo Kuleleri’nde bulunduğu sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Aygün’ü ziyaret etmek istedi. Akşener, Togo Kuleleri’nde bu iki isimle bir araya gelirken, ziyarete eski MHP’li olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı.

Görüşmede İYİ Parti’nin yerel seçimlerde çıkaracağı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayının da gündeme geldiği öğrenildi. İddiaya göre, Akşener’in Aygün’e Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği belirtildi.

Paylaşın

“Meral Akşener, Ankara İçin Sinan Aygün’le Görüştü” İddiası

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener’in Sinan Aygün’e Ankara adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Sinan Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği öne sürüldü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener; Sinan Aygün, Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile bir araya geldiği iddia edildi. Buluşmada, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural’ın da yer aldığı öne sürüldü.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, buluşma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı çıkardığı; eski Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’ün sahibi olduğu Togo Kuleleri’nde organize edildi.

Eski TBMM Başkanı AK Partili siyasetçi Cemil Çiçek ile eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun Togo Kuleleri’nde bulunduğu sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Aygün’ü ziyaret etmek istedi. Akşener, Togo Kuleleri’nde bu iki isimle bir araya gelirken, ziyarete eski MHP’li olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı.

Görüşmede İYİ Parti’nin yerel seçimlerde çıkaracağı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayının da gündeme geldiği öğrenildi. İddiaya göre, Akşener’in Aygün’e Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği belirtildi.

İYİ Parti’den açıklama

İYİ Parti’den bu iddiaları yalanlayan bir açıklama yaptı: “Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in, dün Ankara’da katıldığı bir sohbet toplantısı, bazı yayın organlarında spekülatif bir şekilde gündeme getirilmiştir. Sayın Genel Başkanımızın rahatsızlığı döneminde, Sayın Çiçek ve Sayın Aksu, telefonla arayarak, geçmiş olsun dileklerini iletmiş, o görüşmede biraraya gelme temennisi de dile getirilmiştir.

Sayın Cemil Çiçek, Sayın Abdülkadir Aksu, Sayın Oktay Vural’ın katılımıyla, Sayın Sinan Aygün’ün evsahipliğinde davet üzerine gerçekleşen sohbette, iddia edildiği gibi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylık konusu asla gündeme gelmemiştir. Sözkonusu buluşma gizli bir buluşma olmadığı gibi, gizli bir gündemi de yoktur.”

Paylaşın