Yerel Seçimlerde CHP’yle İttifak Olacak Mı? İYİ Parti’den Yeni Açıklama

Partisinin Başkanlık Divanı toplantısının ardından açıklamalarda bulunan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, İYİ Parti, Genel İdare Kurulu’nun kararı doğrultusunda 81 ilde adaylarını çıkaracak ve rekabette bu öncülüğü milletimize yapacaktır.” dedi.

İsrail ve Filistin arasında yaşanan çatışmaları da değerlendiren Zorlu, “İsrail’in, bir karşı propagandayla meşru göstermeye çalıştığı ve Gazzeli sivilleri hedef aldığı insanlık dışı eylemleri kınıyoruz. Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, gelişen olaylar karşısında ne Hamas, Filistin halkını; ne de bugünkü İsrail yönetimi, İsrail halkını tümüyle temsil etmektedir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, partisinin Başkanlık Divanı toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi. Zorlu, yerel seçimlerde ittifak ve Filistin – İsrail çatışmalarında değerlendirdi.

Filistin-İsrail arasında Gazze merkezli çatışmaları kaygıyla takip ettiklerini kaydeden Zorlu, “Yapılan itidal çağrılarına tarafların cevap vermemesi durumunda Ortadoğu’yu, uzun süreli ve kanlı bir çatışmanın içerisine sokabilecek gelişmelerle karşı karşıyayız. İsrail’in, bir karşı propagandayla meşru göstermeye çalıştığı ve Gazzeli sivilleri hedef aldığı insanlık dışı eylemleri kınıyoruz. Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, gelişen olaylar karşısında ne Hamas, Filistin halkını; ne de bugünkü İsrail yönetimi, İsrail halkını tümüyle temsil etmektedir.” dedi.

Tarafların müzakerelerden çok uzak olduğunu belirten Zorlu, “İnşallah bir ateşkes yolunda ilerleme sağlanabilir. Bu da Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerini risklerden önleyecektir.

İsrail’in 7 Ekim saldırısına karşılık vermek ve Gazze’yi işgal edebilmek için ölçüsüz bir intikam hazırlığında olduğunu anlıyoruz. İsrail’in kendisine yeni kazanımlar yaratarak masaya oturabileceğini düşündüğümüzde, önümüzdeki günlerde çatışmaların daha da artması muhtemel gözüküyor. Böyle bir politikanın sonucu, bölgenin 1948’den bu yana yaşadığı en kötü insani krize sebep olabilir” şeklinde konuştu.

Güçlünün hukukunun değil, hukukun gücünün hakim olduğu bir çözümün konuşulması gerektiğini vurgulayan Zorlu, “Türkiye’yi ilgilendiren önemli boyutlardan birisi de çatışmaların yayılarak öncelikle Lübnan, Suriye ve diğer bölge ülkelerini etkileme potansiyelidir. Bu sebeple Türkiye, hem çatışma sahasının bu noktaya evrilmesine hem de Suriye’de Türkiye’nin zaten var olan güvenlik tehdidini daha da derinleştirecek bir hal almasına engel olmalıdır. Zira bölgeden dışarı kaçış eğilimi artacağı gibi Türkiye yeni bir göç hareketliliğiyle karşı karşıya kalacaktır.” değerlendirmesini yaptı.

Siyasi iktidarın yanlış politikalarından dolayı sınırların kevgire döndüğünü, Türkiye’nin düzensiz göçmenler için transit değil hedef ülke haline geldiğini savunan Zorlu, “Gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti bir demografik beka sorunuyla yüzleşmektedir. Eğer böyle giderse ülkemizdeki sığınmacı ve kaçak yabancı sayısı 2053 yılında nüfusumuzun yaklaşık yüzde 35’ine ulaşacaktır.

Bu tabloyu görmemek ya da görmezden gelmek Türk milletinin geleceğine ipotek koymaktır. İYİ Parti olarak, bir kez daha çağrımızı yinelemek istiyoruz. Hiç vakit kaybetmeden Suriye ile temasa geçip, önce kaçak yabancılardan başlayarak geçici koruma adıyla süregelen bu ucu açık uygulamaya son verilmelidir” dedi.

Zorlu şöyle devam etti: “Öte yandan siyasi iktidarın 21 yıllık döneminde dış politikadaki açmazlarına bakıldığında, özellikle şunu görüyoruz; dış siyaseti iç siyasete tahvil etme hedefi. Böyle bir propaganda sistemi kuruyor. Türkiye’yi de pek çok alanda ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakıyor. Yerine getirilemeyecek sözler ve taahhütler ya da yüksek perdeden günü birlik açıklamalar ile her geri dönüşte ülke insanının kayba uğradığını unutmayalım.

Bu tip ilişkiler Türkiye’nin Orta Doğu’daki sözü dinlenen ağırbaşlı vakur tavrına büyük darbe vurmuştur. İktidara tavsiyemiz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin asli karakterine bürünerek olaylara soğukkanlı biçimde bütüncül olarak bakıp, iç politikadaki endişe alanından kendilerini sıyırmalarıdır. Bölgenin menfaatleri için akılcı bir dış siyaset yürütülmesi de büyük önem arz etmektedir”

Dışişleri Bakanlığı’nın, konuyla ilgili şu ana kadar sergilediği duruşu memnuniyetle karşıladıklarını, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın TBMM’ye gelerek yaptığı bilgilendirmeyi önemli bulduklarını söyleyen Zorlu, meseleyi partiler üstü konumda tutmak adına Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerinin genel başkanlarına da gidilerek konunun aktarılmasının faydalı olacağını ekledi.

İmamoğlu’nun ittifak açıklaması

Kurultay sonrası olası değişiklik durumunda partisinin CHP ile ittifak yapabileceğine yönelik iddialar değerlendiren Zorlu, “Bir başka partinin kongresi ile ilgilenmiyoruz. Bunu CHP kadrolarına, seçmenlerine bir haksızlık olarak değerlendiririz. Ancak bununla birlikte çok netiz. Kongreden çıkacak sonuçla bizim kararımız arasında hiçbir ilişki yoktur. İYİ Parti, Genel İdare Kurulu’nun kararı doğrultusunda 81 ilde adaylarını çıkaracak ve rekabette bu öncülüğü milletimize yapacaktır” dedi.

CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel’in, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik ziyareti sırasında, İmamoğlu’nun yaptığı ittifak açıklaması hakkında da konuşan Zorlu, “Böyle bir değerlendirmemiz olmadı. Böyle bir iletişim de yok. Bu konu bizim için nihayete ermiş bir konudur. Çalışmalarımızı çok ciddi bir şekilde olabildiğince hızlı bir biçimde yürütüyoruz. Adaylarımızı önümüzdeki günlerde peş peşe açıklamaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye, ABD’nin F-16 Ambargosunu Kaldırmasını Bekliyor

TBMM, 1 Ekim’de açılmasına rağmen Dışişleri Komitesi’nin önünde aralarında İsveç’in üyeliği de olmak üzere 60’a yakın uluslararası anlaşmanın tasarısı bekliyor. Türkiye, İsveç’in NATO üyeliğine onay vermeden önce ABD’den F-16 satışı ve modernizasyonuna yeşil ışık yakmasını bekliyor.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelik için başvurdu. Finlandiya ittifaka üye olurken, İsveç’in üyeliğini Ankara ile birlikte Budapeşte de geciktiriyor.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyelik başvurusunu onaylama konusunu bu ay da erteleyeceğini yazdı. Reuters’e konuşan AK Partili kaynaklar, “Türkiye’nin ABD’den F-16 savaş uçağı ve modernizasyon kiti alma talebine destek beklediğini” belirtti.

Reuters’ın haberinde, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyelik başvurusunu onaylama konusunda acelesi olmadığı, bu esnada bir gözünün ABD’de olduğu ifade edildi.

AK Partili kaynaklar, “Ankara’nın Washginton ile uyum içinde hareket etmek istediğini, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye 20 milyar dolar değerinde F-16 savaş uçağı ve onlarca modernizasyon kiti satışının ABD Kongresi tarafından onaylanması için çalışmasının beklendiği” söylediler.

Yetkili, “F-16’lar ve İsveç konusunda güven eksikliği göz önüne alındığında, Türkiye NATO teklifini onaylamak için acele etmiyor ve ABD’nin aynı anda adım attığına dair bir işaret arıyor” dedi. Reuters ayrıca haberinde Cumhurbaşkanlığına ulaştığını ancak yanıt almadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Erdoğan daha önceleri ABD’nin Türkiye’ye savaş uçağı satışının İsveç’in NATO üyeliği tartışmasıyla bir ilgisi olmadığını, sorunun İsveç’in “teröre yataklık” etmesinden kaynaklandığını iddia etmişti.

Ancak Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Ankara’ya verdiği sözlerini henüz yerine getirmediğini, kararın TBMM’ye kalacağını söylemişti. Erdoğan, “Stockholm sokaklarında terör eylemleri devam ediyor. Bize verilen sözler tutulmadı. Meclisimin nasıl bir tavır alacağını göreceğiz” demişti.

Ankara’daki bombalı saldırı ve Gazze’deki gelişmeler

Ancak 1 Ekim’de Ankara’da İçişleri Bakanlığı binası yakınındaki bombalı saldırının sorumluluğunu PKK’nın üstlenmesiyle bu iki başkentte söz konusu anlaşmayla ilgili hızla kararlar alınacağı yönündeki umutlar darbe aldı.

Buna misilleme olarak Türkiye, ABD’nin desteklediği Irak ve Suriye’deki PKK bağlantılı hedeflere yönelik saldırılarını iki katına çıkarırken, Washington bölgede bir Türk İHA’sını düşürdü. Bundan sonra ABD ve Türkiye’nin aynı anda paralel hareket etmeleri yolundaki öneri geri plana düştü.

Kongrede Türkiye’nin insan hakları ihlallerine ilişkin siciliyle ilgili itirazlar olduğunu aktaran Reuters, geçen hafta Hamas’ın İsrail’e saldırması ve bunu ardından gelen misillemelerin de Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilere yansıması olabileceği yorumunu yaptı.

Filistin davasının önemli savunucusu ve iki devletli çözümün destekçisi Erdoğan geçen hafta yaptığı bir açıklamada, ABD’nin bölgeye İsrail’i desteklemek için uçak gemisi göndermesini sert bir şekilde eleştirdi.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Parti Aleyhine Konuşanlar Ayrılacak

Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “Kongrelerimiz yapılıyor, güzel tartışmalar oluyor, gayet güzel. Biz demokrasiyiz zaten, demokrasiyi getiren partiyiz. Farklı görüşler ortaya atılabilir ama kongre biter, seçimler biter, el ele, omuz omuza sahaya çıkmak durumundayız dedi ve ekledi:

“Kim, kongrelerden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlarda tartışır hale getirirse, kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım. Kimse kusura bakmasın, kimse. Çok açık, çok net söylüyorum. Tartışma eyvallah, başımın üstüne.”

Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısı, Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yer alan bir otelde düzenlendi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da toplantıda açıklamalarda bulundu.

İktidarın sığınmacı politikasını eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir sığınmacı deposuna döndü koskaca Türkiye Cumhuriyeti… Daha geçen gün Ankara’daki terör eyleminin faillerinin Suriye’den geldiği söylendi. Ne deniyor? Sınır namustur. Şu soruyu iktidar sahiplerine sormak zorundayız; o sınırda yazan ‘Sınır namustur’ sözünün gereğini yapıyor musunuz?” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “2020 yılında Suriyelilere 40 milyar lira dolar para harcandığı söylendi. 2023’teyiz, herhalde 10 milyar dolar harcanmıştır. 100 milyar dolarlık bir kaynağı sığınmacılara harcarken 3-5 milyar doları nerede bulurum diye kapı kapı dolaşan bir Türkiye var.”

TBMM’de gündeme gelecek tezkereye değinen Kılıçdaroğlu, “Önümüzdeki hafta parlamentoda bir tezkere görüşülecek. Tezkere, teröre karşı mücadele. Güzel… Teröre karşı hepimiz karşı çıkmak zorundayız. Çözemediğimiz bir cümle var; ‘Gerektiğinzde yabancı askerlerin Türkiye’ye davet edilmesi.’ Niçin? 30-35 yıl teröre karşı mücadele eden bizim Silahlı Kuvvetlerimiz, güvenlik güçlerimiz. Yabancı askerin bizim ülkemizde ne işimiz var. Eğer sizler CHP’liler olarak bunu bütün Türkiye sathına anlatmazsanız sorumluluğunuz var demektir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Sayın Bahçeli’ye de sordum. Diyor ya ‘Ben milliyetçiyim.’ Sayın Erdoğan’a sordum. O da her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan bir kişi. Nasıl olduysa bunlar yan yana geldi! İkisine de sordum, kim bu yabancı askerler? Geçen gün Meclis Başkanı’nı ziyaret ederken kendisine sordum. Oradan da bir haber gelmedi.”

Yerel seçimler ile ilgili mesaj veren Kılıçdaroğlu, “İstanbul, İzmir’in, Mersin’in, Antalya’nın, Muğla’nın, Adana’nın, Ankara’nın, Aydın’ın, Tekirdağ’ın, Hatay’ın büyük başarılar sağladığını biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Kocaeli İl Başkanımız söyledi, Kocaeli’yi de dahil edeceğiz. Balıkesir’i dahil edeceğiz, Manisa’yı dahil edeceğiz, Bursa’yı dahil edeceğiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Çalışarak ve yaptıklarımızı geniş kitlelere anlatarak bu başarıları elde edeceğiz. En çok halk diyelim İstanbul, diyelim Ankara, diyelim İzmir… CHP’li belediyelerin olduğu yerlere gelmek ister. CHP’li belediyelerin olduğu yerde huzur vardır çünkü.”

Öte yandan partisinin kurultayda atacağı adımları da anlatan Kılıçdaroğlu, delege sisteminin kaldırılacağını belirterek “Gelsinler üyeler seçsinler” dedi. CHP lideri fermuar sisteminde geçileceğini de belirterek, “Bana göre cinsiyet kotası yüzde 50 olmalı” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, kongre döneminde tartışmaların normal olduğunu belirterek “Kongre biter el ele omuz omuza sahaya çıkmak zorundayız. Kim kongrelerden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlar tartışılır hale getirirse, kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım. Çok açık çok net söylüyorum” diye konuştu.

Paylaşın

HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Bizler 3. Yolun Yolcularıyız

Ankara’da gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tülay Hatimoğulları, “Egemen bloklara karşı ezilen ve sömürülenlerin hakkı için; adalet, özgürlük, barış ve demokrasi için mücadele veren 3. Yolun yolcularıyız” dedi ve ekledi:

“Faşist-otoriter rejim kendini tahkim ederken, mücadeleyi seçimlere ve sandıklara hapsetmek isteyenlere, ana muhalefet partisine de bir çift sözümüz var: Mücadele alanlarda, fabrikalarda, sokaklarda, köylerde, mahallelerde halkın arasında olur. Seçim ve sandık bunun sonucu olur. Bu tarihsel hatayı yeniden yaşamamak için muhalefete uyarımızı yapıyoruz. İttifak politikalarımızı gözden geçirdik.

Yeni dönemde bileşen ve ittifaklarımızla ile beraber en geniş toplumsal ve demokratik ittifakı kuracağız. Bunu toplumun bütün dinamikleriyle bir arada yapacağız. Her aydın, yazar, sanatçı, gazeteci, sosyal demokrat, devrimci, sosyalist, feminist, yurtsever, kısacası “Bu devran böyle gitmez. Bir şey yapmalı” diyen her herkes bu dönemde elini taşın altına koymalı. Çağrımız şudur; gelin bu en geniş yelpazedeki ittifakımızı beraber inşa edelim.”

Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi Ankara’da gerçekleştirildi. Kongrede partinin ismi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirilirken, HEDEP Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tülay Hatimoğulları’da bir konuşma yaptı. Salondakileri selamlayan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Sayın divan, değerli partili yoldaşlarım, bileşen temsilcileri, emek-meslek örgütleri ve siyasi parti temsilcileri hoş geldiniz. Otoriter rejimin basını susturduğu bir dönemde bütün bedellere rağmen ülkenin sesi olan özgür basın emekçileri sizler de hoş geldiniz. Çocuklarının cenazeleri kargo kutularıyla gönderildiği halde barış demekten bir adım geri atmayan Barış Anneleri hoş  geldiniz. Yıllardır her Cumartesi günü bıkmadan usanmadan çocukları, kayıplarını aramak için nöbet tutan Cumartesi Anneleri hoş geldiniz, selam olsun size.

Toplumun bir araya gelerek dipten gelen bir dalgada neler yapılabileceğini gösteren Gezi direnişçileri burada, onlara da hoş geldiniz diyorum. Selam olsun Gezi direnişine! Bu salona yoğun baskılara rağmen defalarca kapatılmış partilerin tarihini taşıyarak gelindi. HDP hakkında açılmış kapatma davasına rağmen halkın bu salona gelmesini kimse engelleyemedi. Halk yeniden kendi partisini kurdu. Yeni partimiz hepimize hayırlı uğurlu olsun!

Kapitalist uygarlığın krizi dünyanın her köşesinde insanlık ve doğa için alarm veriyor. Dünyada bir avuç zenginin kararları çerçevesinde milyonlarca insan  yoksullukla açlıkla baş başa kaldı, doğa çok büyük bir yıkım içindedir. Kapitalist modernitenin ekonomik ve siyasi kriziyle baş edebilmek için, küresel çapta ırkçı, milliyetçi, aşırı sağcı ve faşizan rejimlerin iktidara geldiği bir dönemden geçiyoruz.

Son seçimlerde küresel ve yerli sermaye güçlerinin büyük bir bölümünün Erdoğan’ın arkasında durmasının en temel nedenlerinden biri de budur. Giderek derinleşen ekonomik krizde sermaye arsızca zenginleşirken; işçilerin, emekçilerin, yoksulların payına daha çok açlık, yoksulluk, çile düşmüştür. Artan hayat pahalılığına, düşen ücretlere karşı Erdoğan ne diyor yurttaşa, “Dişinizi biraz daha sıkın, sabredin”. Bizlerin sıkacak dişi kalmadı, sıkacak kemeri kalmadı, bıçak kemiği kesmiyor artık, bıçak iliğimize dayanmış durumda.

Hz. Muhammed’in bir sözü geliyor aklıma: “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir”. Karun gibi zenginleşen, yolsuzlukla zenginleşen iktidar ve temsilcileri bizden değildir, bu toplumdan hiç değildir!  Havamıza, suyumuza, toprağımıza göz diken sermaye düzenine ve iktidara karşı bıkmadan mücadele edeceğiz. 11 ilimizi etkisini altına alan depremde insanlar acı kan revan içinde kurtarılmayı bekledi.

Bu iktidar depremde insanları kurtarmadığı gibi 8 ayda bir gıdım yol almadan 15 milyon insanı mağdur etmeye devam ediyor. “Marihne nihne hön”, “Gitmedik buradayız”, “Kendimizi ve kentimizi yeniden kuracağız” diyenlerin, kış koşullarında yaşam zorlukları içinde çadırlarda ve konteynerlerde yaşamak zorunda olan depremzedelerin sesi şu an bu salonda. Onlar diyor ki “Bizi unutmayın”, unutacak mıyız?

Bu iktidar bir felaket iktidarıdır. Türkiye ve Kürdistan açık cezaevine dönüştürüldü. Cezaevleri ise işkence haneye dönmüş durumda. Buradan cezaevinde bulunan bütün yoldaşlarımıza, özellikle hasta tutsaklara sesleniyorum; sizleri unutmadık, sizler için mücadeleye devam edeceğiz, insanca bir dünya ve ülke kurana kadar mücadele edeceğiz.

İktidar yargısı kumpastan ve siyasi soykırım davalarından vazgeçmiyor. Kobanî Kumpas Davası Ortaçağ’ın Engizisyon mahkemelerini aratmayacak şekilde çalışmasını sürdürüyor. Cezaevlerinde tutulan Gültan Kışanak’a, Sebahat Tuncel’e, Ayla Akat’a, Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Selahattin Demirtaş’a ve bütün tutsak yoldaşlarımıza selam olsun!

Sevgili genç yoldaşlarım; işsizlik, yoksulluk, barınma sorunu, eğitimsizlik bütün bu sorunlar kader değildir. Daha çok örgütlenmenin ve bunlarla mücadele etmenin tam zamanıdır. Türkiye ve Kürdistan mücadele tarihi devrimci, sosyalist ve yurtsever gençlik hareketinin öncülük ettiği pırıl pırıl sayfalarla dolu. Faşist rejime karşı demokratik ve özgür yarınlar için 21. yüzyılın sosyalizmini, devrimci-yurtsever ruhunu kurmanın zamanıdır. Gençler umudumuz sizsiniz, partiyi sırtlayacak ve özgür yarınları kuracak olan sizlersiniz.

“Demokratik bir Türkiye inşa etmek boynumuzun borcu”

Mayıs seçimlerinden sonra iktidar yine insanların inançlarına ve yaşam tarzlarına müdahale etmekte daha fazla ceberutluk içinde. Buradan mütedeyyin kardeşlerime sesleniyorum: Dini istismar edenlere, dini siyasete alet edenlere karşı şimdi durma zamanıdır. Sizlerin sözleri ve duruşu 72 milletten yurttaşın barış ve huzur içinde yaşamasına büyük katkı sağlayacaktır. Değerli Alevi canlar; Alevi toplumunu ötekileştiren, inanç olarak kabul etmeyen tekçi ve mezhepçi zihniyete karşı “eşit yurttaşlık hakkı temelinde” mücadelenizin ve duruşunuzun dün olduğu gibi bugün de yanında olmaya devam edeceğiz. Bu ülkede inanan ve inanmayan herkesin inancını, ibadetini özgürce yaşayabileceği, demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek boynumuzun borcudur.

AKP iktidarı kadınların lehine olan kazanımları kadınların elinden tek tek almak için harekete geçmiş durumda. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet sistemimiz hedef alınmıştır. Kadın kurumlarının kapatılmasını ve kayyımlar eliyle işlevsizleştirilmesini, İstanbul Sözleşmesinin bir gece yarısı gasp edilmesini, nafaka hakkımızın gasp edilmesini asla kabul etmiyoruz. Kadın düşmanlığına, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret siyasetini asla kabul etmiyoruz. Biz kadınlar buna karşı direnişimizi ve mücadelemizi devam ettiriyoruz.

Erkekler tarafından katledilen, şüpheli biçimde kaybedilen her bir kadının hesabını sormaya devam edeceğiz. İktidar güdümündeki cemaat ve tarikat yurtlarında gerçekleşen çocuk istismarlarına, çocuk ölümlerine, çocukların intihara itilmelerine seyirci kalmayacağız. Yoksulun da yoksulu olan kadınların ekonomik çaresizliğine ve emek sömürüsüne asla sessiz kalamayız. Mülteci kadınların, engelli kadınların daha katmerli ayrımcılığa maruz bırakılmasını asla kabul etmeyeceğiz.

“Jina Mahsa Amina’nın yoldaşlarıyız, selam olsun onlara!”

Kadın özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren, erkek devlet şiddeti ile katledilen, susmadığı ve biat etmediği için cezaevlerinde olan kız kardeşlerimize, kadın yoldaşlarımıza sözümüz var. Bedenimize, emeğimize, kimliğimize saldıran erkek egemen zihniyetle mücadele etme sözümüz var. Bizler Roza Lüksenburg’un, Klara Zetkin’in, Şirin Tekeli’in, Sakine’nin, Sêve’nin, Kader’in, Eylem’in, Hevrin Xelef’in ve Nagehan’ın yoldaşlarıyız. İran’dan, Ortadoğu sokaklarından bütün dünyaya “JIN JIYAN AZADΔ sloganını yaygınlaştıran Jina Mahsa Amina’nın yoldaşlarıyız. Selam olsun onlara, binlerce kez selam olsun!

Ortadoğu’yu ateş çemberi sarmış. Emperyalizmin yüzyıllardır sömürü cenderesi altında yaşayan halklar büyük acılar içinde. Uğrunda mücadele ettikleri petrol kadar insan kanı var o toprakların altında. Bu coğrafya aynı zamanda görkemli direnişlerin yurdudur. Kürt halkının Rojava’da Arap halkı ve bölge halklarıyla birlikte IŞİD’e karşı verdiği mücadele dünya tarihinde kıymetlidir.

AKP’nin Kürt düşmanlığı, Rojava’da ve Başur’da askeri varlıktaki ısrarı ne yazık ki bölgeyi kan gölüne çevirmiş durumdadır. Sivilleri hedef alan bu saldırılar derhal bitirilmeli, TSK bütün güçlerini derhal Rojava ve Irak topraklarından geri çekmelidir diyoruz. On binlerin huzurunda, bu kongrede, sizlerin huzurunda Arap dünyasına çağrımız var: Ortadoğu’da huzur ve barışın yolu Kürt ve Filistin sorununun çözülmesinden geçer. Bu sorunların çözümü için herkesin tarihi sorumluluğunu yerine getirmesi lazım.

Kürt sorunu sadece Kürtlerin sorunu değildir; Ermenilerin de Türkün de Arap’ın da sorunudur, bu coğrafyada yaşayan herkesin sorunudur. Tanka, topa, mermiye, özel harbe ayrılan bütçe bütün yurttaşların ekmeğini küçültüyor. Ekonomik kriz derinleşmişken ve insanlar bir kuru ekmeğe muhtaçken, “Bir merminin fiyatı nedir biliyor musun?” diyen Erdoğan’ı kınıyoruz.

Halk mermi fiyatını biliyor ama Erdoğan ekmeğin fiyatını bilmez. Hangi halktan olursak olalım açlığımız ve yoksulluğumuz aynı, savaşlarda dökülen kanlarımız aynı. Bizler açlık bitsin, savaş bitsin istiyoruz. Bunun için, barışı inşa etmek için İmralı tecrit rejiminin ortadan kalkması lazım. Kürt sorununun çözümü önündeki en büyük engellerden biri tecrit rejimidir. 25 yıldır mutlak tecrit altında tutulan ve 32 aydır kendisinden hiçbir şekilde haber alınamayan Sayın Öcalan’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.

“İktidar Filistin halkları için timsah gözyaşları döküyor”

Hepinizin, Ortadoğu ve dünya kamuoyunun yakından takip ettiği Filistin sorunu apaçık ortada duruyor. Filistin ve İsrail’de şu an devam etmekte olan çatışmalarda, binlerce sivil ne yazık ki yaşamını kaybetti. Bu savaş hala devam ediyor. Bizler yaşamını yitiren bütün insanların ailelerine başsağlığı diliyoruz. Ortadoğu coğrafyasının başı sağ olsun. Bu çatışmaların derhal bitirilmesi için bu kongremizde çağrımızı yineliyoruz. Kudüs’e, Mescidi Aksa’ya ve Gazze’ye dönük saldırılarda siviller katlediliyor. İsrail’in yüzyılı aşkın bir süredir Filistin toprakları üzerinde devam eden işgal politikasını asla kabul etmiyoruz.

Savaş ve çatışma alanlarında kadın bedenlerinin teşhir edilmesini asla kabul etmiyoruz. Mazlum Filistin halkıyla dayanışmak için, mücadele deneyimlerinden öğrenmek için Türkiye devrimci hareketinden Deniz Gezmiş, Kürdistan devrimci hareketinden Abdullah Kumral ve birçok yoldaş gitti orada mücadele verdi, Filistin halkıyla dayanıştı. Bizler dün olduğu gibi bugün de mazlum Filistin halkının mücadelesinin yanındayız. İktidar ise Filistin için yine dini istismar ederek, yine bir sahtekarlığa imza atarak timsah gözyaşı döküyor. Öyle kurtla yiyip kuzuyla ağlayarak Filistin halkının yanında olunmaz ey Erdoğan, bunu bilesin!

Ortadoğu’nun kanayan iki yarası. Kürt sorunu ve Filistin sorunu. Yüzyıllardır emperyalistler ve yerli iş birlikçileriyle beraber kışkırttıkları din, mezhep ve halklar arasındaki savaş ne yazık ki 21’inci yüzyılda da Ortadoğu’yu kana bulamaya devam ediyor. Bizler bu çerçevede Büyük Ortadoğu Barışını savunuyoruz. Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesini, dört parça Kürdistan’a bu çözümün ulaşmasını savunuyoruz. Bu noktada barış demeye, barış demeye, barış demeye devam edeceğiz. Bizler biliyoruz ki sorunların çözümü Sayın Abdullah Öcalan’ın geliştirmiş olduğu Demokratik Konfederalizm’dir. Barışın inşası bununla mümkündür.

“Otoriter rejime karşı tek vücut çıkmayı hep beraber başaracağız”

Bizler bir seçim süreci yaşadık hep beraber. Bu seçim sürecinin akabinde partimiz kendi iç toplantılarını, aynı zamanda değerli halkımızla toplantını aylarca devam ettirdi. Aylarca toplantılar yaptık. Bizler nerede yanlış yaptık muhasebesini yaptık. Nerede eksik yaptık, önümüzdeki süreçte hangi yanlışlara düşmemeliyiz, bu soruların yanıtlarını aradık. Bu ortaya çıkan sonuçlarda yeniden yapılanma kararı aldık. Yeniden yapılanmayı merkezden yerele, yerelden merkeze doğru hep beraber siz değerli halkımızın desteğiyle birlikte, sizlerle beraber gerçekleştireceğiz ve bu otoriter rejime karşı tek vücut çıkmayı hep beraber yeniden başaracağız.

Egemen bloklara karşı ezilen ve sömürülenlerin hakkı için; adalet, özgürlük, barış ve demokrasi için mücadele veren 3. Yolun yolcularıyız. Faşist-otoriter rejim kendini tahkim ederken, mücadeleyi seçimlere ve sandıklara hapsetmek isteyenlere, ana muhalefet partisine de bir çift sözümüz var: Mücadele alanlarda, fabrikalarda, sokaklarda, köylerde, mahallelerde halkın arasında olur. Seçim ve sandık bunun sonucu olur.

Bu tarihsel hatayı yeniden yaşamamak için muhalefete uyarımızı yapıyoruz. İttifak politikalarımızı gözden geçirdik. Yeni dönemde bileşen ve ittifaklarımızla ile beraber en geniş toplumsal ve demokratik ittifakı kuracağız. Bunu toplumun bütün dinamikleriyle bir arada yapacağız. Her aydın, yazar, sanatçı, gazeteci, sosyal demokrat, devrimci, sosyalist, feminist, yurtsever, kısacası “Bu devran böyle gitmez. Bir şey yapmalı” diyen her herkes bu dönemde elini taşın altına koymalı. Çağrımız şudur; gelin bu en geniş yelpazedeki ittifakımızı beraber inşa edelim.

Biz şunun farkındayız. 3. Yol ince, engebeli, uzun ve meşakkatli bir yoldur. Bizler bu yolu hep beraber kararlı adımlarla yürüyoruz. Paradigmamızı umudumuz ve cesaretimizle yoğuruyoruz ve pusulamız yapıyoruz. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, gençlerin, cinsel yönelimlerinden dolayı dışlananların, doğa ve insan hakları savunucularının, Kürtlerin, Alevilerin, bütün halkların ve inançların özgür, eşit, adil ve barışçıl koşullarda yaşayabileceği Demokratik Cumhuriyeti ikinci yüzyılda hep birlikte kuracağız. Kongremizde bütün siyasal ve toplumsal dinamiklere çağrımızı yineliyorum: Gelin bir yüzyıl daha kaybetmeyelim, gelin Cumhuriyeti hep birlikte demokratikleştirilelim. Gelin Kürt sorununu, emekçilerin, kadınların ve Alevilerin sorununu hep birlikte çözelim.

Bizler kazanana dek serkeftin hevalno!

Bu irade bizde mevcuttur. Biz bu iradeyi  “Ene ül hak” diyen Hallacı Mansurlardan, “Yürü bre Hızır Paşa, senin de çarkın kırılır” diyen Pir Sultanlardan alıyoruz. Biz bu iradeyi; Mustafa Suphilerden, Behice Boranlardan, Hikmet Kıvılcımlılardan, Paramazlardan, Mahirlerden, Denizlerden, İbolardan, Mazlum Doğanlardan, Kemal Pirlerden, Sakinelerden alıyoruz.

Sözlerimize son verirken Şair Adnan Yücel’in birkaç dizesini sizinle paylaşmak istiyorum.

“…ey her şey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenlere” diyoruz ki:
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Bizler kazanana dek serkeftin hevalno, serkeftin hevalno!”

Paylaşın

Meclis’te “Emekliye 5 Bin Lira İkramiye” Gerginliği

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda emekliye 5 bin lira ikramiye düzenlemesi yapılırken söz alan AK Partili Komisyon üyesi Orhan Yeğin, beğenilmeyen meblağın toplamda 60 milyar lirayı aştığını belirtti.

Orhan Yeğin konuşmasının devamında, “60 milyar ne biliyor musunuz? Deprem gideriyle ilgili ek MTV getirdiğimizde, “Milletin üzerine bu kadar vergi, yük bindiriyorsunuz” diye bağıra çağıra konuştuğumuz ve tamamı 2 taksitte ödendiği zaman toplam elde edeceğimiz gelir hedefinin 30 milyar olduğu bir rakamın 2 katından daha fazla bir rakam” dedi.

Yeğin’in sözlerine CHP’li Cevdet Akay, “61 milyar bu devlet için çok küçük bir rakam, 150 milyar sadece kur korumalı mevduatın maliyeti var. Tasarruf edeceğimiz bir sürü alan var. Çifte maaşlar, israflar, bunlar önlense çok rahat 200 milyarı bulup 15 bin TL’yi öderiz” sözleriyle tepki gösterdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) bu haftaki programı, ekonomi ağırlıklı çalışmalarla geçecek. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hazırladığı, 2024-2028 yıllarını kapsayan 12’nci Kalkınma Planı, 16 Ekim Pazartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunulacak. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, plan ile ilgili 17 Ekim Salı günü Plan ve Bütçe Komisyonu’na sunum yapacak. 2024 yılı merkezi yönetim bütçesini içeren kanun teklifi, 17 Ekim Salı günü Meclis’e sunulacak.

Bütçe teklifi görüşmeleri, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın 20 Ekim’de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapacağı sunumla başlayacak. Genel Kurul’da çalışmayan emeklilere tek seferliğine 5 bin lira Cumhuriyet Bayramı ikramiyesi ödenmesini de içeren Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanacak.

TBMM Genel Kurulu’nda ayrıca Türk askerinin Irak ve Suriye’deki görev sürelerinin 2 yıl uzatılmalarını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ele alınacak. Salı ve çarşamba günü gerçekleştirilecek grup toplantılarında ise parti liderleri, gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunacak.

AK Parti ve CHP arasında “ikramiye” gerginliği

Öte yandan artan ekonomik sıkıntılar karşısında maaşlarına zam bekleyen emekliler bir defaya mahsus 5 bin TL “cumhuriyet ikramiyesi” kararı alınmasıyla tam bir hayal kırıklığına uğradı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda söz konusu düzenleme yapılırken söz alan AK Partili Komisyon üyesi Orhan Yeğin beğenilmeyen meblağın toplamda 60 milyar lirayı aştığını belirterek, “60 milyar ne biliyor musunuz? Deprem gideriyle ilgili ek MTV getirdiğimizde, “Milletin üzerine bu kadar vergi, yük bindiriyorsunuz” diye bağıra çağıra konuştuğumuz ve tamamı 2 taksitte ödendiği zaman toplam elde edeceğimiz gelir hedefinin 30 milyar olduğu bir rakamın 2 katından daha fazla bir rakam” dedi.

Yeğin’in sözlerine CHP’li Cevdet Akay, “61 milyar bu devlet için çok küçük bir rakam, 150 milyar sadece kur korumalı mevduatın maliyeti var. Tasarruf edeceğimiz bir sürü alan var. Çifte maaşlar, israflar, bunlar önlense çok rahat 200 milyarı bulup 15 bin TL’yi öderiz” sözleriyle tepki gösterdi.

Paylaşın

HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan: Rotamız Özgürlük, İrademiz Eşitliktir

Ankara’da gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tuncer Bakırhan, “Bugün buraya gelene kadar büyük emekler verildi, bedeller ödendi. Yüreği değişim ve özgürlükten yana atan herkesin büyük çabasıyla bugün buradayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kongre salonunu zılgıt, slogan ve alkışlarıyla inleten siz değerli halklarımızın bu coşkusu bunun en iyi göstergesidir. Şimdi çabamızı ve yürüyüşümüzü zafer ve özgürlükle taçlandırma zamanıdır. Özgürlük için yeniden diyoruz. Umudu ve mücadeleyi büyütmek isteyen, ‘gelecek biziz’ diyen herkesi bu görkemli yürüyüşe, büyük mücadeleye davet ediyoruz. Bizler fikriyatımıza güveniyoruz.  Bizler bu geleneğin emekçilerine inanıyoruz.  Bize büyük bedellerle bırakılan bu mirasın ardıllarıyız. Çünkü bu miras 7’den 70’e direnenlerin mirasıdır. Pusulamız Jin, Jiyan, Azadî’dir. Rotamız özgürlük, irademiz eşitliktir.”

Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi Ankara’da gerçekleştirildi. Kongrede partinin ismi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirilirken, HEDEP Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tuncer Bakırhan’da bir konuşma yaptı. Salondakileri Kürtçe ve Türkçe selamlayan Bakırhan, şunları söyledi:

“Yeni bir düzen arayışına giren kapitalist küresel sistem, son yılların en derin buhranını yaşıyor. İçinden geçtiğimiz bu süreçte egemen güçler bırakalım çözüm üretmeyi, tüm ağır sorunların kaynağı olmaya devam ediyor. Uzak Asya’dan Ukrayna’ya, Karabağ’dan Afrika’ya, Kolombiya’dan Kurdistan’a ve Filistin’e uzanan kriz ve kaosun eşlik ettiği değişim talepleri dünyanın dört bir yanından yükseliyor. Diğer yandan aşırı sağın popülist, milliyetçi ve faşist siyaseti ana akım siyasete dönüşüyor. Vekalet savaşları ve işgaller toplumları tehdit ederken ve halkları topraklarından sürerken, böylesi bir atmosferde bizler devrimci mücadeleyi, kültür ve ahlakı kapitalist modernitenin insafına bırakmamalıyız. Bölgesel ve yerel düzeyde tarihin hızlandığı bir süreçteyiz ve Ortadoğu küresel dönüşümlerin hassas terazisidir.

Ortadoğu hem görkemli direniş ve değişimlerin kalbi hem de zalim diktatörlerin boy gösterdiği topraklardır. Bugün devasa bir sorun olan İsrail-Filistin savaşı bütün yakıcılığıyla devam etmektedir. Bilinsin ki; sömürgeci, işgalci her anlayışa karşı tavrımız ve duruşumuz nettir ve böyle olmaya da devam edecektir. Bir halkın işgale karşı direnişi ne kadar meşru ve gerekli ise, bununla ilgili yürütülecek mücadele yöntemi de önemlidir, biliyoruz. Bu savaş tüm acımasızlığıyla yaşanırken, bunu durdurmak yerine ateşe benzinle gitmek, açıkça bu savaştan medet ummaktır. Bu savaşın derinleşmesine destek veren herkes insanlığa karşı suç işlemektedir.

Filistin’de yaşananlar çok tanıdıktır. Hemen yanı başımızda aynı acılar, ölümler, kayıplar yaşanıyor. Türkiye tarafından bombalanan, susuz ve elektriksiz bırakılan, camilerine ve ibadethanelerine kastedilen, yaşam hakkı yok sayılan bir Rojava var.  Rojava’da yaşananlara tüm dünya tanıktır. Halkların baharını kara kışa çevirmek isteyenler saldırmaya devam ediyor ama insanca bir yaşam için direnenler mücadeleden vazgeçmiyor. Bugün Ortadoğu’da demokrasi ve özgürlüklerin önündeki en büyük engellerden biri Saray rejimidir. Rojava’da yaşayan milyonlarca insana karşı dünyanın gözü önünde etnik temizliğe yeltenenler, her şeyden önce insanlığa karşı suç işlemektedir ve bu bir utançtır. Bu insanlık suçuna geçit vermeyeceğiz.

Türk-İslam sentezine yaslanarak Filistin’de barış güvercini, Rojava’da savaş makinesi kesilen bu ikiyüzlülüğü herkes görmelidir. Bu ikiyüzlülüğü kınıyoruz. Açıktır ki bu faşist iktidar hem din hem de milliyetçilik adına tekçi zihniyetini dayatarak tek millet ve tek devlet faşizmini sürdürmek istemektedir. Bakın Erdoğan Filistin için ne diyor: “Sivil yerleşimleri hedef alan hiçbir saldırıyı doğru bulmuyoruz. Savaşın da bir ahlakı olduğuna inanıyoruz. Barışın kaybedeni yoktur” diyor. Buradan sesleniyorum: Bu ikiyüzlü siyasetle nereye kadar? Kürtler söz konusu olduğunda çok hızlı ağız değiştiren bir rejimle karşı karşıyayız. Kürt düşmanlığı sizin asıl politikanızdır. Dürüst değilsiniz, ikiyüzlüsünüz!

Rojava demokratik bir yaşam alanıdır, Rojava bir devrim yurdudur, Rojava yeni yaşamın filizlendiği ve tüm dünyaya umut verdiği yerdir. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bakış açısıyla, kadınlar öncülüğünde inşa edilen bu biricik demokratik ve eşit yaşam modeline dönük saldırıların karşısındayız, olmaya devam edeceğiz. Bu saldırıları derhal durdurun. Buradan hava sahasını dahi kapatmayan tüm uluslararası kamuoyuna sesleniyorum: Bu suça ortak olmaktan vazgeçin. Buradan net bir şekilde ifade etmek istiyorum: Rojava’nın statüsü resmi olarak tanınmalıdır! Bu statü ilk olarak Türkiye tarafından tanınmalıdır!

“Kaynağı yandaşlara ve çetelere aktaran bu iktidar, halkın bütçe hakkına düşmandır”

Filistin sorunu gibi Kürt sorunu da gerek küresel gerek ulusal bağlamda çözümsüz bırakılan bir sorundur. Bu sorunu bir güvenlik sorununa indirgeyen zihniyet, ekonomiyi savaşa feda ediyor. Son 25 yılda savaşa aktarılan 800 milyar dolara yakın bir bütçe, ülkedeki derin ekonomik krizin de temel sebeplerindendir. Yaratılan savaş ekonomisi ile ömrünü uzatmak isteyen iktidar; barınma sorununa, enflasyona, derin yoksulluğa, aç çocuklara bir çözüm bulmaktan uzaktır. Kaynağı yandaşlara ve çetelere aktaran bu iktidar halkın bütçe hakkına düşmandır.

Bu savaş durmadan bu ekonomik kriz durmayacaktır. Kürtlerin parçalı halinden güç alarak savaşı büyütmek isteyen Türkiye, Kürtlerin ulusal birliği önündeki en büyük engeldir ve kendine bağımlı işbirlikçiler yaratarak saldırılarını meşrulaştırmaktadır. Sınır ötesinde Kürtlere yapılan suikastları önlemeyenler de bu katliamlara ortaktır. Bu vesileyse Kürt ulusal birliğinin emekçisi Deniz Bülbül ve Jineolojî Araştırma Merkezi üyesi Nagihan Akarsel’i saygıyla anıyorum. Nagihan’ın ilmek ilmek örüp mücadelesini verdiği ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sesleri dünyanın her yerinde yankılanmaya devam ediyor.

Kürt sorunu; irade gaspıdır, kayyım rejimidir, siyaset hakkını engellemektir, Kürtçenin yasaklanmasıdır, ekolojik tahribattır, binlerce siyasetçinin, sevgili Gültan Kışanak’ın, Sebahat Tuncel’in, Ayla Akat’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Leyla Güven’in, Selahattin Demirtaş’ın, Günay Kubilay’ın, Nazmi Gür’ün rehin tutulmasıdır. Kürt sorunu; Kürtlerin mülksüzleştirilmesidir, yoksulluğun Kürtleştirilmesidir, Kürtlerin mezarsız bırakılmasıdır, yas hakkının elinden alınmasıdır. Kürt sorunu, Kürtlerin statüsüz bırakılmasıdır. Bu sorunun demokratik bir çözüm yolu var. Bu sorunun bir çözüm muhatabı var. O da Sayın Abdullah Öcalan’dır.  Sayın Öcalan şahsında demokratik çözüm, barış umudu ve toplum tecrit altındadır. İmralı’da mutlak tecrit vardır.

Bu tecridin en önemli sebebi de İmralı’nın Kürt sorununun demokratik çözümünde ısrar etmesidir. Tecrit, hukukun sıfır noktasıdır. Tecrit, Kürt sorunundaki inkârın en uç noktasıdır. ‘Özel bir hukukun’, ‘özel bir rejimin’ ve ‘özel yasaların’ işletildiği İmralı Cezaevi’ndeki tecrit 3 yıldır devam ediyor.  Dünyadan yüzlerce avukat ve kurum başvuru yapıyor. Tüm dünya tecrit var diye haykırırken, iktidar bunu inkâr ediyor. Tecrit, Türkiye’deki demokrasi güçleri açısından bir turnusol kâğıdı haline gelmiştir. Tecride karşı durmak demokrasinin yanında durmak demektir. Çözümden ve barıştan yana olan her demokrat, sosyalist, muhalif ve feministin, herkesin öncelikli olarak tecride karşı mücadele etme sorumluluğu vardır.

Tecrit rejimi sonlanmadan Türkiye’nin gerçek anlamda bir demokrasiye kavuşması mümkün değildir. Bunun için Sayın Öcalan’ın rolünü oynayacağı koşulların yaratılması gerekmektedir. Çözüm Sürecinin başlatılması ve ilerlemesinde gösterdiği çabaya ve aldığı yapıcı role tüm toplum şâhittir. Buradan tüm kamuoyuna sesleniyoruz: Tecrit ile Türkiye halklarının barış hakkı gasp edilmektedir. Artık buna dur diyoruz! “Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmalıdır!” Azadî ji bo Öcalan!

“Demokratik anayasa hareketini başlatıyoruz”

Erdoğan yine yeni bir anayasa gündemine sarıldı. Bu anayasanın özgürlükler için gündeme getirilmediğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Siyasi partileri kapatan, kayyım rejimi ile halkın iradesini gasp eden, AİHM’i tanımayan, İstanbul Sözleşmesini bir gecede iptal eden, emekçilerin grev hakkını yasaklayan, Gezi direnişçilerini rehin alan, demokratik siyasete kumpas kurup hukuku ayaklar altına alan, Cumartesi Annelerini her hafta gözaltına alan bu iktidar sivil anayasa yapacakmış! Nemre, bıra bihar were (Ölme, bahar gelsin) diyor bizim Kürtler. Demokratik bir anayasa ancak demokratik uzlaşıyı esas alan ve evrensel hukuku kabul eden bir anlayışla yapılır.

Evet,  biz de yeni bir anayasa istiyoruz. Bu ülkenin Kürtleri, Alevileri, işçileri, kadınları, gençleri yeni anayasa talep ediyor. Ancak bizler ülkenin ezilenleri olarak gerçekten eşitlikçi, gerçekten demokratik ve gerçekten sivil bir anayasa istiyoruz. Ülkede başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunları gideren bir anayasa yapmaya hazırız. Özgürlük için yeniden, toplumun tüm kesimlerinin dahil olacağı ve kendini ifade edeceği demokratik anayasa hareketini buradan başlatıyoruz.

Değerli yol arkadaşlarım, önümüzde çok önemli virajlar var. Bunun farkındayız. Yerel yönetimler seçimleri geliyor. Bazı şeyleri net olarak ifade edelim. Kayyımlarla iradesi gasp edilen tüm belediyelerimizi tekrar geri alacağız. Bu seçimlerde sadece kayyımları Ankara’ya göndermeyeceğiz, aynı zamanda Türkiye’nin her bölgesinden de belediyeler kazanacağız. Mayıs seçimlerinden hemen sonra bütün kurullarımızla çalışmaya başladık.

Bu dönemin stratejisini belirlemek üzere aylardır çalışıyoruz. Yeni döneme dair yol haritamızı çok yakında kamuoyu ile paylaşacağız. Değerli halklar, değerli emekçiler, dönem halklarla ittifak dönemidir. Seçim hesaplarına sıkışmayan, siyasi partilerle sınırlı kalmayan, nerede direniş varsa orada olan, nerede zulüm varsa karşısında duran demokratik ve toplumsal ittifaklar zamanıdır. Bizim çizgimiz ne iktidarın sömürü düzeni ne de restorasyoncu çizgidir. Biz bu ülkeye baharı getirecek Üçüncü Yolu savunmaya ve örmeye devam edeceğiz.

“Çare bizdedir, çözüm bizdedir”

Bugün buraya gelene kadar büyük emekler verildi, bedeller ödendi. Yüreği değişim ve özgürlükten yana atan herkesin büyük çabasıyla bugün buradayız. Kongre salonunu zılgıt, slogan ve alkışlarıyla inleten siz değerli halklarımızın bu coşkusu bunun en iyi göstergesidir. Şimdi çabamızı ve yürüyüşümüzü zafer ve özgürlükle taçlandırma zamanıdır. Özgürlük için yeniden diyoruz. Umudu ve mücadeleyi büyütmek isteyen, ‘gelecek biziz’ diyen herkesi bu görkemli yürüyüşe, büyük mücadeleye davet ediyoruz. Bizler fikriyatımıza güveniyoruz.  Bizler bu geleneğin emekçilerine inanıyoruz.  Bize büyük bedellerle bırakılan bu mirasın ardıllarıyız. Çünkü bu miras 7’den 70’e direnenlerin mirasıdır. Pusulamız Jin, Jiyan, Azadî’dir. Rotamız özgürlük, irademiz eşitliktir.

Jîna Amîni’nin saç teli bize emanet, Kobanê’de yaşamı ören çocukların gülüşü bize emanet, Şırnak’ta barışı bekleyen annenin hayali bize emanet, Hatay’da demokrasi bekleyen yurttaşın isteği bize emanettir. Biz bu ülkenin barış ve demokrasi umuduyuz. Onurlu ve eşit yaşamı inşa edecek güç biziz. Şimdi sokak sokak, mahalle mahalle çalışma ve örgütleme zamanıdır. Onlarca yılın mücadele birikimi ile örgütlemenin ve özgürlüğü örmenin zamanıdır. Düzenin muhalefeti çare değildir, olamaz. Çare bizdedir, çözüm bizdedir. Özgürlük için yeniden yeni bir başlangıç zamanıdır! Em dibêjin, Ji Bo Azadiyê, Ji Bo Azadiyê,  Serkeftin”

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu, Yerel Seçimler Sonrası Görevi Bırakacak” İddiası

14 ve 28 Mayıs seçimlerinden yenilgiyle çıkan Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler sonrası görevi bırakacağı iddia edildi.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır yakın çalışma ekibinde olan bir kurmayı, “Kemal Bey partiyi güvenli limana götürüp bırakacak” diyor. Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan 850 oyla genel başkan olarak ayrılacağını iddia eden bir partili de kendinden emin bir şekilde, “Genel başkan yerel seçim sonrası bırakacak” ifadelerini kullanıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; 14-28 Mayıs seçimlerinden yenilgiyle çıkan CHP, “değişim” çağrıları eşliğinde kurultaya gidiyor. 4-5 Kasım’da yapılacak kurultayda CHP Genel Başkanlığı için Kemal Kılıçdaroğlu ile Grup Başkanı Özgür Özel’in yarışacağı neredeyse kesinleşti. İstanbul il başkanlığı seçimini kazanan “değişimciler” yola çıktıkları günden daha iddialı bir noktada.

Seçimin kolay geçmeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu ekibi temkinli olsa da günün sonunda sürpriz olmayacağı görüşünde. Ancak bu görüş hayat bulur, Kılıçdaroğlu yeniden kazanırsa da Kılıçdaroğlu’nun “bırakması” çağrıları durmayacak gibi görünüyor. CHP kulislerine bakılırsa “genel merkezciler” de aynı noktada ancak takvimde ayrışıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır yakın çalışma ekibinde olan bir kurmayı, “Kemal Bey partiyi güvenli limana götürüp bırakacak” diyor. Bu güvenli limanın da yerel seçim sonrası olduğu ifade ediliyor. Bu görüşü son günlerde CHP kulislerinde başka birçok siyasetçinin de dile getirdiği görülüyor.

Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan 850 oyla genel başkan olarak ayrılacağını iddia eden bir partili de kendinden emin bir şekilde, “Genel başkan yerel seçim sonrası bırakacak” diyor. Benzer görüşü savunan bir partili de seçim sonrası toplanacak bir tüzük ve seçimli olağanüstü kongrede daha gerçek bir değişim tartışması yapılacağını savunarak, “Sayın genel başkanın o süreçte bırakacağını düşünüyorum” diyor.

Yerel seçimler

Öte yandan 2019 yerel seçimlerinde CHP ve İYİ Parti iş birliği, ayrıca HDP’nin aday çıkarmaması, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin muhalefet tarafından kazanılmasını sağladı. 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak seçimlere ise farklı bir tabloda gidilecek görünüyor.

İYİ Parti ve HDP’nin aday çıkardığı bir seçimde iki kentin de kaybedilebileceğini dile getirenler var. Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi iddialı. Başkentteki tüm seçmenin oyuna talip olduklarını anlatan yöneticiler belediye meclisinde de çoğunluk sağlanabileceğini savunuyor. İttifak olmadan gidilecek bir seçimde bu iddianın dile getirilme nedeni ise yapılan işe duyulan güven ve bunun sonucunda ortaya çıkan memnuniyet oranı. Hem İstanbul hem de Ankara’da alınan oyun üzerinde memnuniyet oranı olduğuna dikkat çekiliyor.

Rakiplerin tek blok halinde gireceği bir seçimde muhalefetin de tabanını genişletmesi gerektiğine işaret edilse de bu birleşmenin en kötü ihtimalle sandıkta olabileceği görüşü hakim. 16 Nisan referandumundan bu yana yapılan tüm seçimlerde muhalif tavrını ortaya koyan iki büyük şehrin bu seçimde tavrından geri adım atmayacağı beklentisi var.

Paylaşın

YSP’nin Yeni İsmi HEDEP: Eş Genel Başkanlar Belirlendi

Ankara’da gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi’nde partinin ismi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirildi. Kongrede Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları ile Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan’ın HEDEP Eş Genel Başkanları olması konusunda mutabakatta sağlandı.

Partinin yeni ismini açıklayan Kongre Divan Eş Başkanı Meral Danış Beştaş, “Aslında partimizin adını ne kadar değiştirirsek değiştirelim her zaman özellikle röportajlarda ve toplantılarda bütün partilerimizin adı HEDEP’ti. Şimdi gerçekten HEDEP” dedi. Beştaş partinin amblemine ilişkin ise, “Hareketli, dinamik çizgisellikle bilge ağaç, güneşli insan figürüyle ekoloji, değişim ve dönüşüm tarif edilmiştir” ifadelerini kullandı.

Kongrede Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (HEDEP) yönetimi de belirlendi. HEDEP’in 80 kişiden oluşan Parti Meclisi (PM) üyeleri şöyle:

Aysel Batyar Önsel, Bahattin Karaman, Hülya Kavuk, Öztürk Türkdoğan, Berdan Öztürk, İbrahim Akın, Perihan Pakize Sinemillioğlu, Berkat Kar, İdil Uğurlu, Recep Demirci, Beybün Aslan, İlknur Birol, Sami Evren, Beyza Zeyno Bayramoğlu, Kemal Bülbül, Selçuk Odabaşı, Burcugül Çubuk, Kerem Fırtına, Selda İlgöz Kocayiğit, Bülent Uyguner, Livan Orman, Sema Koç, Cabbar Leygara, Lütfü Kaya, Semiha Şahin, Canan Çalağan, Mahfuz Güleryüz, Semra Kıratlı,

Canan Kebenç Özkan, Mediha Yüksel, Senem Eriş, Cemile Turhallı Balsak, Mehmed Ali Yavuz, Serhat Eren, Derya Arslan, Mehmet Bozgeyik, Servin Kararkoç, Diyadin Fırat, Mehmet Rüştü Tiryaki, Several Ballıkaya Çelik, Ebrü Günay, Mehmet Saltoğlu, Sevtap Akdağ Karahalı, Edanur İbrahimoğlu, Melis Emine Tantan, Sezai Temelli, Elif Bulut, Metin Kılıç, Sinem Seven, Emirali Türkmen, Muhammed Ayten, Şakire Şeyda Ataş, Ender İmrek,

Murat Gökdağ, Tayip Temel, Evgil Türker, Murad Mıhçı, Tülay Korkutan, Fatma Çelik, Musa Piroğlu, Umut Vedat Açar, Fatma Koçyiğit Öner, Naciye İskender, Ümit Küçükbayatlılı, Funda Buyruk, Nevroz Şanlı, Ünal Yusufoğlu, Haci Erdemir, Nuray Özdoğan, Vedat Çınar Altan, Halime Bayram, Onur Hamzaoğlu, Vezir Coşkun Parlak, Hatice Betül Çelebi, Ömer Görünmek, Yüksel Mutlu, Hatice Doğan, Hülya Ateş, Özlem Gündüz, Özcan Teker.

Merkez Disiplin Kurulu Asil üyeleri: Cumhur Ege, Garip Kandemir,  Zeynep Nilgün Salmaner, Emine Akyazılı, Hüseyin Gözen, Eylem Arzu Kayaoğlu, Tülay Kılınç.

Uzlaşma Kurulu Asil üyeleri : Aylin Hacaloğlu, Ayşe Erdem, Nevzat Onuk, Ayşe Elif Ela Hasanoğlu, Mehmet Salih Yıldız.

Kongrede cezaevinde bulunan Gültan Kışanak ve Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile Eski Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’nın mesajları da okundu.

Kongrenin yapıldığı salona “İsyanımızla Örgütleniyor Özgürlüğümüzü Savunuyoruz”, “Jin Jiyan Azadî”, “Kürt Sorununa Demokratik Çözüm”, “Demokratik Anayasa”, “Tecride Hayır, Barış Hemen Şimdi”, “İklimi Değil Sistemi Değiştir”, “Engelliler İçin Yeni Yaşam”, “Üçüncü Yolda Zafere Yürüyoruz” yazılı pankartlar asıldı.

Paylaşın

Hamas’ın Siyasi Liderlerinden Halid Meşal: İsrail Birkaç Saatte Yenilince Biz De Şaşırdık

Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları’nın başlattığı operasyon sonrası şiddetlenen Filistin – İsrail çatışmalarının sekizinci günü geride kalırken, örgütün siyasi kanadının liderlerinden Halid Meşal, yaptığı değerlendirmede, “İsrail, kendi ordusunun yenilmez olduğunu söylüyordu. Birkaç saat içinde yenilince biz de şaşırdık.” dedi.

Gazze halkının evlerini terk etmeyeceğini kaydeden Meşal, şu şekilde konuştu: “İsrail şu an Gazze’deki sivil halkımızdan yenildiği için intikam alıyor. Korkak düşman ancak sivillerden intikam alır. Gazze’yi tahliye etmeye çalışıyorlar ki bu bir soykırımdır. Sanıyorlar ki bu Hamas’ı zayıflatacak, halkımızı zayıflatacak. Vietnam’da 3,5 milyon kişi öldü. Cezayir’de soykırım yaptılar. Ne oldu? Cezayir kazandı, Vietnam kazandı.

1500 şehidimiz var, 500’ü çocuk. Sivillere karşı işlenen cinayetlere karşı dünya durmalı. Türkiye’ye saygım büyük. Türkiye, İsrail’in cinayetlerine dur demeli. Elektrik ve suyun kesilmesine dur demeli. Ne olursa olsun Gazze halkı oradan göçmeyecek. Türkiye’den ve İslam ülkelerinden bir İslam Zirvesi gerçekleştirmelerini bekliyoruz.”

‘Operasyonu kendisinin de televizyondan öğrendiğini’ belirten Meşal, Habertürk’ten Mehmet Akif Ersoy’a verdiği röportajda, bu olayın yeni başlamadığını, “işgalin 1948’den beri devam ettiğini, 7 Ekim saldırısının ise zincirin sadece son halkası” olduğunu dile getirdi.

Meşal, saldırının “İsrail işgalini sona erdirme girişimi” olduğunu belirterek Hamas üyeleri ile “gurur duyduğunu” söyledi. Kassam Tugayları’nın askeri inanışının, “işgali topraklarından defedene kadar savaşmak” olduğunu kaydeden Meşal, “İsrail, kendi ordusunun yenilmez olduğunu söylüyordu. Birkaç saat içinde yenilince biz de şaşırdık.” ifadesini kullandı.

Saldırının ‘doğal bir refleks’ olduğunu söyleyen Hamas lideri, Kassam gençlerinin Gazze bölüğüne saldırı ile harekata başladığını aktardı. Kassam savaşçılarının İsrail’in içine girip İsrail ordusu ile karşı karşıya geldiğini anlatan Meşal, Hamas üyelerinin yaşlıları, kadınları ve çocukları öldürmediğini ileri sürdü.

Ancak savaş sırasında sivil kayıplarının yaşanabileceğini belirten Meşal, “Karşı karşıya gelince muhakkak sivil ölümleri olur. İsrailliler de zaman zaman yanlışlıkla kendi askerlerini öldürmüyorlar mı?” sorusunu yöneltti.

Amaçlarının İsrailli askerleri tutuklayarak neticesinde esir takası gerçekleştirmek olduğunu aktaran Meşal, “arlarında kadınların ve çocukların da olduğu İsrail hapishanelerindeki 6 bin Filistinli mahkumun özgürleştirilmesini sağlamak” olduğunu dile getirdi.

Meşal, “Mescid-i Aksa’yı özgürleştirmenin yanı sıra Yahudi yerleşimcilerden kurtulmayı, Filistin topraklarına kavuşmayı ve Gazze ablukasını kırmayı istediklerini” anlattı. Kendilerinin “kasıtlı olarak sivil öldürmediklerini” söyleyen Meşal, İsrail askerleriyle çatışma başladıktan sonrasında bombardımanın da başladığını söyledi.

“İsrail’de esiri düşmana kaptırınca esirinizi de öldürün inanışı var” diyen Meşal, operasyon sırasında bazı yanlışların yapıldığını da kabul etti. Batı’nın Fiistinlilerin en ufak hatasını aradığını ancak İsrail’in en büyük hatalarını görmezden geldiğini söyleyen Meşal, Hamas’ın da Filistin halkının bir parçası olduğunu ifade etti.

“ABD ve Batı, camilere saldırması için İsrail’e füze veriyor”

“Bizler bu vatanın sahipleriyiz. Yabancı işgalci ile Filistin halkını bir tutamazsınız. Dışardan düşman gelince asker de öldürse sivil de öldürse düşman. Ülkeme gelen herkes düşmadır, suçludur. Ben bu toprakların sahibiyim.” diyen Meşal, “Batı, ABD çifte standart yaptıkları için, iki yüzlülük yaptıkları için İsrail’e istediklerini sunmaya çalışıyorlar. İsrail’e neden füze veriyorlar? Camileri, hastaneleri yıkmak için, Filistinli insanların üstüne atmak için.” sözleriyle Batı’ya tepki gösterdi.

Saldırıya dair “İran, Hizbullah ya da başka bir ülkenin haberi var mı?” sorusuna Hamas lideri, “Kesinlikle net bir şekilde cevaplayayım. Alınan kararlar tamamen Filistin’de alınmış kararlardır, Hamas’ın kararıdır. Bölgedeki ülkelerin saldırıdan haberi yoktu.” diye yanıt verdi.

Gazze halkının evlerini terk etmeyeceğini kaydeden Meşal, şu şekilde konuştu: “İsrail şu an Gazze’deki sivil halkımızdan yenildiği için intikam alıyor. Korkak düşman ancak sivillerden intikam alır. Gazze’yi tahliye etmeye çalışıyorlar ki bu bir soykırımdır. Sanıyorlar ki bu Hamas’ı zayıflatacak, halkımızı zayıflatacak. Vietnam’da 3,5 milyon kişi öldü. Cezayir’de soykırım yaptılar. Ne oldu? Cezayir kazandı, Vietnam kazandı.

1500 şehidimiz var, 500’ü çocuk. Sivillere karşı işlenen cinayetlere karşı dünya durmalı. Türkiye’ye saygım büyük. Türkiye, İsrail’in cinayetlerine dur demeli. Elektrik ve suyun kesilmesine dur demeli. Ne olursa olsun Gazze halkı oradan göçmeyecek. Türkiye’den ve İslam ülkelerinden bir İslam Zirvesi gerçekleştirmelerini bekliyoruz.”

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Yine Gözaltı: Vazgeçmeyeceğiz!

Galatasaray Meydanı’nda buluşmak üzere İstiklal Caddesi’ne çıkan Cumartesi Anneleri/İnsanları, ablukaya alındıktan sonra gözaltına alındı. Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Besna Tosun, “Sevdiklerinizden vazgeçin diyorlar. Vazgeçmeyeceğiz! Gözaltına alınıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talep etmek için Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 967’nci hafta eylemlerinde de Anayasa Mahkemesi kararı polis tarafından yok sayıldı.

Galatasaray Meydanı’nda buluşmak üzere İstiklal Caddesi’ne çıkan Cumartesi Anneleri, ablukaya alındıktan sonra gözaltına alınırken, Cumartesi İnsanları’ndan Besna Tosun, sosyal medya hesabından, “Sevdiklerinizden vazgeçin diyorlar. Vazgeçmeyeceğiz! Gözaltına alınıyoruz” dedi.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Uluslararası Af Örgütü’nün birlikte yürüttüğü ortak izleme çalışmasına göre, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 967. hafta buluşmasında 20 kişi kelepçeyle gözaltına alındı, üçüne ters kelepçe uygulandı.

Anayasa Mahkemesi kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın