AK Partili ve CHP’li Vekiller Arasında ‘Cumhuriyetin 100. yılı’ Tartışması

Meclis Genel Kurulu’nda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Muğla Milletvekili Kadem Mete arasında, Cumhuriyetin yüzüncü yılı kutlama tartışması yaşandı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; CHP Milletvekili Gökan Zeybek, Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmelerinde, “Bütün dünyada, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin tümünde 50’inci, 75’inci ya da 100’üncü yıl kutlamalarında sadece bir ikramiye değil; geniş çapta bir af, özellikle de yoksul ve alt gelir grubundaki yurttaşları ilgilendiren düzenlemeler parlamentoların gündemine gelir.

Sizin gündeminizde ne yoksullarla ve emekçilerle ilgili, cezaevinde yatan insanlarla ilgili bir düzenleme getirme teklifi var ne de Cumhuriyetin 100’üncü yılını kutlamak için alanlarda, sokaklarda, meydanlarda bir çalışma var; bu da sizin hanenize bir not olarak yazılacaktır” diye konuştu.

CHP’li Zeybek’in konuşmasına AK Parti sıralarından Muğla Milletvekili Kadem Mete’den sataşma geldi. Kadem Mete, “Sanatçı çağırdık zaten, konserler yaparsınız, kutlarsınız” dedi.

Mete’nin bu sözlerini meclis kürsüsünden sert eleştiren CHP’li Zeybek, “Evet, sen cumhuriyetin 100’üncü yıl kutlamasını bir konser olarak idrak edecek kadar cumhuriyetin fikriyatını anlamamış bir milletvekilisin, böyle anladığın için de yazıklar olsun diyorum sana” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP’nin İzmir Ve Balıkesir Adayları Belli Oldu

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde adayları belli olmaya başladı. CHP Lideri Kılıçdaroğlu İzmir ve Balıkesir büyükşehir belediye başkan adaylarını açıkladı: Tunç Soyer ve Ahmet Akın.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Küçükkurt ve yönetim kurulu üyeleriyle CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

İz Gazete’den Ümit Kartal’ın haberine göre görüşme sırasında Ahmet Akın’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacağına dair iddialar gündeme geldi. Kılıçdaroğlu, İZSİAD heyetine, “Ahmet Akın’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olacağına dair söylentiler nereden çıkıyor?” diye sordu ve şöyle devam etti:

“Ahmet Akın’ın İzmir ile alakası yok. Ahmet Akın bizim Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayımızdır. Geçen seçimde de öyleydi ancak İYİ Parti ile ittifak kapsamında İYİ Parti’ye bıraktık ama olmadı. Şimdi de Balıkesir adayımız Ahmet Akın’dır.”

Bunun üzerine İZSİAD Başkanı Hasan Küçükkurt, “Peki İzmir adayınız kim?” diye sordu. Diyalog şöyle devam etti:

Kılıçdaroğlu: Tunç Soyer elbette adayımızdır.

Küçükkurt: Ama bunu söylemediniz. Başka şehirlerden açıkladığınız oldu, İzmir’i açıklamadınız.

Kılıçdaroğlu: Gazeteciler sıkıştırınca diğer adayları açıklamak zorunda kaldım. Sonra partiden bana adayları önceden açıklamam konusunda eleştiri geldi. O yüzden açıklamadım.

Küçükkurt: (Heyette yer alan Ali Talak’ı göstererek) Ali Talak gazetecidir başkanım. Bizi de gazeteci sayın ve açıklayın.

Kılıçdaroğlu: O zaman açıklayayım adayımız Tunç Soyer’dir.

İstanbul, Ankara ve Aydın adayı açıklanmıştı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı (ABB) Mansur Yavaş’ın adaylığına ilişkin soruya, “Mansur Bey bizim belediye başkanımızdır ve belediye başkan adayımızdır” diyerek yanıt vermişti.

Yavaş, 2019 yılındaki yerel seçimlerde oyların yüzde 50,9’unu alarak büyükşehir belediye başkanı seçilmişti. 2014 yılında da CHP’nin adayı olarak seçime giren Yavaş, 43,82’lik oy oranı ile seçimi kaybetmişti.

Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun yerel seçimde yeniden aday gösterileceğini açıklamıştı. Kılıçdaroğlu, “Bir insan görevinde başarılıysa neden değiştirilsin? Elbette Ekrem İmamoğlu adayımızdır.” demişti.

Kılıçdaroğlu, Aydın Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun 2024 yerel seçimlerinde yeniden aday olacağını duyurmuştu.

Paylaşın

800’den Fazla Akademisyenden, “Gazze’de Soykırımı Önleyin” Çağrısı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 13. gününde, 800’den fazla akademisyen, İsrail tarafından Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere karşı soykırım gerçekleştirilme olasılığına karşı uluslararası topluma uyarıda bulunan bir bildiri yayınladı.

Bildiriye imza atan akademisyenler arasında, holokost ve soykırım çalışmaları uzmanları, uluslararası hukuk ve Uluslararası Hukuka Üçüncü Dünya Yaklaşımları (TWAIL) akademisyenleri yer alıyor.

‘Gazze Şeridi’nde daha önce var olan koşulların, son dönemde (şiddet ve çatışmalarda) yaşanan tırmanışın öncesinde, halihazırda soykırım tartışmalarını beraberine getirdiğini’ hatırlatan imzacılar, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Uluslararası hukuk, çatışma ve soykırım çalışmaları akademisyenleri olarak, İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’nde Filistinlilere karşı soykırım suçu işlenebileceğine yönelik uyarıda bulunmak zorunluluğudayız. Bunu bu suçun ağırlığının bilincinde olarak öyle kolayca yapmıyoruz; mevcut durum bunu talep ediyor.”

‘Akademisyenlerin yıllar içinde Gazze’daki ablukanın bir soykırımın başlangıcı ya da ağır çekim bir soykırıma eşdeğer olabileceği uyarısında bulunduğuna’ işaret eden 801 akademisyen, “Ancak İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ne başlattığı mevcut askeri harekat, büyüklüğü ve şiddeti açısından, dolayısıyla Gazze toplumu için sonuçları açısında daha önce eşi görülmemiş bir durum teşkil ediyor” ifadelerini kullandı.

Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de siviller de dahil İsrail’e yönelik saldırılarını hatırlatan akademisyenler, ‘Gazze şeridinin o günden bu yana İsrail güçlerinin aralıksız ve ayrım gözetmeyen bombardımanına maruz kaldığının’ altını çizdi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant’ın Gazze’ye akaryakıt, elektrik, su ve diğer temel ihtiyaçların girişini de yasaklayacak şekilde ‘topyekûn abluka’ uygulanacağını açıkladığına işaret edilen açıklamada, “Bu terminoloji, kendi içinde halihazırda yasadışı olan ve soykırımcı bir ablukanın, düpedüz yıkıcı bir saldırı olarak şiddetlenmesine işaret ediyor” denildi.

İsrailli yetkililerin 12 Ekim’de ‘bunun pek çok insan için pratikte imkansız olduğunu bilmelerine rağmen’ Gazze’nin kuzeyinde yaşayan 1,1 milyon Filistinliden bölgenin güneyine geçmesini istediğini hatırlatan akademisyenler, ‘güvenli rota’ olarak adlandırılan yolu kullanarak bölgeden ayrılmaya çalışan Gazzelilerin de İsrail’in hava saldırılarının hedefi olduğunu ve en az 70 kişinin bu şekilde yaşamını yitirdiğini kaydetti. Açıklamada ayrıca “İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’teki tüm Filistin toplumuna karşı şiddet, gözaltı, yerinden etme ve yıkım da artış gösterdi” uyarısında bulunuldu.

Savunma Bakanı Gallant’ın Filistinliler için kullandığı “Biz hayvansı insanlarla savaşıyoruz ve ona göre davranıyoruz” ifadelerini de hatırlatan imzacılar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrailli yetkililer tarafından 7 Ekim’den bu yana yapılan açıklamalara bakılırsa, Gazze’deki Filistinlilerin öldürülmesi ve yaşam için gerekli olan temel koşulların sınırlandırılmasının ötesinde, Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden ve olması muhtemel İsrail saldırılarının olası bir soykırımcı niyetle yapıldığına ilişkin emareler de var. İsrailli siyasi ve askeri figürlerin kullandığı dil, soykırım ve soykırıma teşvik ile ilişkilendirilebilecek söylem ve mecazları yeniden üretiyor gibi görünüyor. Filistinlilere yönelik insan olmaktan çıkaran tarifler yaygın.”

‘Soykırıma teşvike ilişkin kanıtların İsrail kamuoyu söyleminde de mevcut olduğunu’ kaydeden akademisyenler, “Filistinli insan hakları örgütleri, Yahudi sivil toplum grupları, Holokost ve soykırım çalışmaları akademisyenleri ve diğerleri şimdi Gazze’deki Filistinli toplumuna karşı olması yakın bir soykırım konusunda uyarıyor. Gazze Şeridi’nde soykırım yapılması konusunda ciddi bir riskin varlığının altını çiziyoruz” dedi.

“İsrail’in daha fazla soykırıma teşvikten…”

‘Devletlere soykırım suçunu önleme yönünde yasal görevleri uyarınca soykırımcı eylemleri bireysel ve toplu olarak engellemek için somut ve anlamlı adımlar atma’ çağrısında bulunan 801 akademisyen, “Filistin halkını korumalı ve İsrail’in daha fazla soykırıma teşvikten ve Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2’nci maddesi tarafından yasaklanan eylemlerden kaçınmasını sağlamalılar” dedi.

Devletlerin Birleşmiş Milletler’in (BM) ilgili kurumlarının harekete geçmesi için bu kurumlara çağrı yapması gerektiğini de belirten imzacılar, BM’nin tüm ilgili organlarına seslenerek ‘Filistin halkını soykırımdan korumak için derhal müdahalede bulunma, gerekli soruşturmaları başlatma ve gerekli uyarı prosedürlerini başlatma’ çağrısında bulundu.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden 3 Siyasi Parti Hakkında Kapatma Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Yeni Dünya Partisi, Değişim ve Demokrasi Partisi ve Yeniden Birlik Partisi’ne ilişkin açtığı davalarda nihai kararı aldı.

Haber Merkezi / AYM, Yeni Dünya Partisi’nin üst üste iki kez büyük kongresini süresinde yapmadığı; Yeniden Birlik Partisi ile Değişim ve Demokrasi Partisi’nin “ilk büyük kongresini süresinde yapmadığı ve zorunlu organlarını oluşturmadığı” gerekçeleriyle ‘kendiliğinden dağılma hali’ ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona ermesine hükmetti.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), 3 partiye ilişkin kararları Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yeni Dünya Partisi

Yeni Dünya Partisi, 31 Ekim 2009 tarihinde Demokrat Parti’ye katılan Anavatan Partisi’nin ardından Büyük Anavatan Partisi adıyla kuruldu. Parti, Anavatan Partisi’nin kurucusu Turgut Özal’ın görüşlerini savunuyordu.

Partinin Genel Başkanı Emanullah Gündüz 2011 seçimlerine katılmayacaklarını bildirse de sonradan partinin zaten seçimlere katılacak teşkilat sayısını tamamlayamadığı anlaşılmıştı.

Parti, 19 Eylül 2011’de adını Birlik ve Huzur Partisi olarak değiştirdi. Partinin kurulduğu gün Mardin Gazeteciler ve Yazarlar Derneğini ziyaret eden Birlik ve Huzur Partisi Genel Başkanı Emanullah Gündüz, partinin yeni kurulduğunu bildimişti.

Gündüz; “Büyük Anavatan Partisi ismi Birlik ve Huzur Partisi olarak değiştirilmiştir. Parti siyasi hayatına Birlik ve Huzur Partisi çatısı adı altında devam edecektir” demişti.

Değişim ve Demokrasi Partisi

25 Haziran 2020 yılında kurulan Değişim ve Demokrasi Partisi’nin genel başkanı Mehmet Işık’tı. Değişim ve Demokrasi Partisi, 31 Mart 2022 yılında Milli Yol Partisi’ne katılmıştı. Partinin genel başkanı Mehmet Işık, Milli Yol Partisi’ne katıldıkları için mutlu olduklarını ifade etmişti.

Yeniden Birlik Partisi

Yeniden Birlik Partisi Özcan Alagözoğlu liderliğinde 31 Mart 2020 yılında kuruldu. Son genel başkanı Savaş Yetkin’di.

Savaş Yetkin, partinin kuruluş sürecinde, “Ülkemiz için siyaseti olması gerektiği gibi amacına uygun olarak halkın bir parçası olduğumuzu unutmayarak sadece oy toplamak amacında olmak yerine ülkemizi el ele geleceğe taşımak istiyoruz. Çünkü biz halk ile halk için yola çıkıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Gazze’deki Hastane Katliamı; Erdoğan, Milli Yas Kararını Duyurdu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in gerçekleştirdiği ve en az 500 kişinin hayatını kaybettiği Gazze’deki hastane saldırısı nedeniyle 3 günlük ulusal yas ilan edildiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı büyük acıları yüreğimizde hissediyoruz. Çoğu çocuk ve masum sivillerden oluşan binlerce şehidimize duyduğumuz saygının bir gereği olarak ülkemizde 3 günlük millî yas ilan edilmiştir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kamu kurum ve kuruluşlarına gönderdiği yas kararında şu ifadelere yer verildi: İsrail tarafından sivillere yönelik olarak gerçekleştirilen ve son olarak 17 Ekim 2023 tarihinde bir hastaneye yapılan saldırılar sonucu hayatını kaybeden ve yaralananlardan dolayı Filistin halkının acılarını paylaşmak maksadıyla üç gün süreyle milli yas ilan edilmesi ile bütün yurtta ve dış temsilciliklerimizde 21 Ekim 2023 Cumartesi günü güneşin batışına kadar bayrakların yarıya çekilmesi uygun görülmüştür. Bilgilerini ve gereğini rica ederim.

Milli yas (ulusal yas) nedir?

Ulusal yas veya millî yas, bir ülkenin halkının büyük bölümü tarafından yerine getirilen yas tutma ve anma eylemlerinin gerçekleştirildiği günlerdir. Bu günler; o ülkeden veya başka bir yerden önemli bir kişinin veya kişilerin ölümü, cenazesi veya bunların yıl dönümü nedeniyle hükûmetler tarafından ilan edilir.

Ayrıca, bir ülkede gerçekleşen doğal afet, facia, kaza, savaş veya terör saldırısı sonrasında da ulusal yas ilan edilebilir. Bayrakların yarıya indirilmesi ve saygı duruşu yaygın olarak gerçekleştirilen bir ritüeldir.

TBMM’de grubu bulunan altı siyasi partiden ortak bildiri

Öte yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan altı siyasi parti, hastane saldırısını kınayan ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, “İnsanlık suçu olan bu saldırıları en şiddetli biçimde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, Yeşiller ve Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül, İYİ Parti Grubu Temsilcisi Dursun Ataş ve Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin tarafından imzalanan ortak bildiride, Filistin ve İsrail’deki gelişmelerin dikkatle izlendiği belirtilerek “Gazze’de hastanelerin hedef alınması sonucunda, yüzlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesinden ve bir o kadarının da yaralanmasından derin üzüntü duyuyoruz” denildi.

“İsrail’in Gazze halkına karşı uluslararası hukuka ve uluslararası insancıl hukuka aykırı saldırılarını artırarak sürdürmesini esefle karşılıyoruz” denilen bildiride, dünya parlamentoları, uluslararası toplum ve kuruluşları saldırılara karşı tutum ve inisiyatif almaya çağrıldı.

Paylaşın

Marksist Düşünür Zizek, ‘Filistinlilerin haklarını savunmalıyız’ dedi, kitap fuarı karıştı

Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nın açılış konuşmasını üstlenen ”marksist felsefeci” Slavoj Zizek, ”Hamas’ın İsrail halkına yönelik terör saldırılarını” kınarken, ”Fakat aynı zamanda Filistinlileri de dinlemek ve çatışmayı anlamak için olayların arka planına dikkat etmek gerektiğini” söyleyince büyük tepki gördü.

Aralarında Almanya Hessen Eyalet Hükümeti Antisemitizm Sorumlusu Uwe Becker’in de bulunduğu çok sayıda konuk konuşmayı protesto etti. Protestoların yanında, birçok konuk da salonu terk etti.

Çarşamba sabahı, 75. Frankfurt Kitap Fuarı kapılarını sektör uzmanlarına ve ticari ziyaretçilere açtı. Fuara 95 ülkeden 4 bin 200’den fazla katılımcının gelmesi bekleniyor. Organizatörler Gazze’deki savaşı göz önünde bulundurarak ilk gün kısa bir süre içinde ”İsrail için Endişe” konulu bir panel düzenlemeye karar verdi.

Sol Haber’in aktardığına göre; Kitap fuarının açılış konuşmasını üstlenen ”marksist felsefeci” Slavoj Zizek, Filistinlilerin de dinlenmesi gerektiğini söyleyince, küçük çapta bir skandala neden oldu.

Bu yılki konuk ülkenin Slovenya olduğu fuarda söz alan Zizek, Gazze Şeridi’nde İsrail ve Hamas arasında süren savaşı da ele aldığı konuşmasında, ”Hamas’ın İsrail halkına yönelik terör saldırılarını” kınarken, ”Fakat aynı zamanda Filistinlileri de dinlemek ve çatışmayı anlamak için olayların arka planına dikkat etmek gerektiğini” söyleyince büyük tepki gördü.

Aralarında Hessen Eyalet Hükümeti Antisemitizm Sorumlusu Uwe Becker’in de bulunduğu çok sayıda konuk konuşmayı protesto etti. Uwe Becker, Zizek’i hem konuşması sırasında sahne önünde ve hem de daha sonra sahneye çıkıp söz alarak sert sözlerle eleştirdi. Ünlü felsefeciyi Hamas’ın suçlarını küçük gösterip önemsizleştirmekle suçlayan Becker, birkaç kez salonu terk edip geri döndü.

Zizek’in sözleri, İsrail’in acılarına hakaret, suçu önemsizleştirmek ve antisemitizme kapı açmak olarak gören çok sayıda konuk tarafından protesto edildi. Birçok konuk da salonu terk etti.

Olayların ardından Frankfurt Kitap Fuarı Müdürü Juergen Boos bir ”eleştirel açıklama” yayımladı. ”Ne olursa olsun Zizek’in ifade özgürlüğü olduğunu” hatırlatan Boos, bu özgürlüğe sahip çıkılmasını istedi. Boos, tartışmalı ve tepkilere yol açacan bir konuşmayı kesmenin de mümkün olabileceği görüşünü savunurken, ”Hoşumuza gitmese, kınamış bile olsak, konuşmayı sonuna kadar dinlediğimiz için memnunum” dedi.

Slavoj Zizek ne dedi?

Zizek konuşması kesilmeden önce de bu tartışmalı konudaki ”analiz yasağını” eleştirmişti. Filistinlilerin sadece bir sorun olarak görüldüğünü, kendilerine olumlu bir rol verilmediğini kaydeden Zizek, ”Filistin sorunu çözülmeden Orta Doğu’da barış olamaz” diye konuşmuştu. Dinleyicilerden gelen İsrail’deki terör saldırılarını önemsizleştirdiği ve küçük gösterdiği yolundaki suçlamaları ”Ben hiçbir şeyi önemsizleştirmiyorum, suçu meşrulaştırmıyorum: İsrail’in kendini savunma hakkı vardır” diyerek yüksek sesle reddeden Zizek, ”Filistinlilerin haklarını savunmak ve antisemitizmle mücadele etmek gerekir” demişti.

Kendisinden önceki konuşmacıların hepsinin İsrail hakkında konuştuğunu, ancak Filistinliler hakkında konuşmadıklarının altını çizen Sloven felsefeci, Filistinli yazar Adania Shibli’ye kitap fuarında ödül verilmemesi kararını da ”skandal” olarak nitelemişti.

Orta Doğu’daki çatışmalarla ilgili tartışmaların fuarda tartışmalı bir konu olmaya devam etmesi bekleniyor. Bu arada bazı organizatörler Endonezya ve Malezya’nın katılımlarını iptal ettiğini duyurdu. Ajansların haberlerinde, bir fuar sözcüsünün, ”Bu iptaller İsrail ile dayanışmamıza bir tepkidir” açıklamasında bulunduğu belirtildi. Aynı sözcünün, ”Fuar aynı zamanda Hamas yönetiminde acı çeken Filistinlilerin de yanındadır” diye konuştuğu aktarıldı.

Paylaşın

Gazze’deki Hastane Katliamı; Türkiye, 3 Günlük Milli Yas İlan Edecek

Türkiye, İsrail gerçekleştirdiği ve en az 500 kişinin hayatını kaybettiği Gazze’deki hastane saldırısı nedeniyle 3 günlük ulusal yas ilan edecek. Açıklama, AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’den geldi.

Haber Merkezi / Türkiye’nin bugün, gün içinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 3 gün ulusal yas ilan edeceğini söyleyen Özlem Zengin, “Bu konuyu hangi seviyede algıladığımızın görülmesi açısından önemlidir. Türkiye’nin bir örneklik teşkil edeceğini inanıyorum.” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan altı siyasi parti, hastane saldırısını kınayan ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, “İnsanlık suçu olan bu saldırıları en şiddetli biçimde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, Yeşiller ve Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül, İYİ Parti Grubu Temsilcisi Dursun Ataş ve Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin tarafından imzalanan ortak bildiride, Filistin ve İsrail’deki gelişmelerin dikkatle izlendiği belirtilerek “Gazze’de hastanelerin hedef alınması sonucunda, yüzlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesinden ve bir o kadarının da yaralanmasından derin üzüntü duyuyoruz” denildi.

“İsrail’in Gazze halkına karşı uluslararası hukuka ve uluslararası insancıl hukuka aykırı saldırılarını artırarak sürdürmesini esefle karşılıyoruz” denilen bildiride, dünya parlamentoları, uluslararası toplum ve kuruluşları saldırılara karşı tutum ve inisiyatif almaya çağrıldı.

Uluslararası kurumlardan saldırıya kınama

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, Gazze’de hastanenin bombalanmasıyla ilgili, “Çok fazla ölü var. Bu, orada yaşayan insanlar için sahadaki dramatik durumu gösteriyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesi’ne yönelik saldırıyı şiddetle kınayarak, siviller ve sağlık tesislerine yönelik saldırıların sonlandırılması çağrısında bulundu

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesine yapılan saldırıyı güçlü şekilde kınadı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, X sosyal medya platformundan el-Ehli Baptist Hastanesine yönelik saldırıya ilişkin paylaşımda bulundu.

Ghebreyesus, “İlk haberler yüzlerce ölü ve yaralı olduğuna işaret ediyor. Sivillerin ve sağlık hizmetlerinin derhal korunması için çağrıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı. Direktör Ghebreyesus, Gazze’nin kuzeyindeki hastanelerin tahliye talebinin (İsrail tarafından yapılan) geri alınmasını talep ettiklerini kaydetti.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, “İsrail’in Gazze Şehrinde hastaları tedavi eden ve yerinden edilmiş Gazzelilere ev sahipliği yapan hastanenin bombalaması karşısında dehşete düştük. Yüzlerce insanın öldürüldüğü bildiriliyor. Bu bir katliamdır. Kesinlikle kabul edilemez” açıklaması yaptı.

İsrail, Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği operasyonun ardından Gazze’yi havadan vurmaya başlamıştı. Gazze’ye su, gıda, elektrik ve yakıt tedarikine izin vermeyen ve bölgeye yönelik ablukayı sürdüreceğini duyuran İsrail, olası bir kara harekâtı için hazırlıklarını da sürdürüyor.

Filistinli yetkililer, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarında şu ana kadar 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise Hamas saldırıları sonucunda bin 400’ü aşkın vatandaşının yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Milli yas (ulusal yas) nedir?

Ulusal yas veya millî yas, bir ülkenin halkının büyük bölümü tarafından yerine getirilen yas tutma ve anma eylemlerinin gerçekleştirildiği günlerdir. Bu günler; o ülkeden veya başka bir yerden önemli bir kişinin veya kişilerin ölümü, cenazesi veya bunların yıl dönümü nedeniyle hükûmetler tarafından ilan edilir.

Ayrıca, bir ülkede gerçekleşen doğal afet, facia, kaza, savaş veya terör saldırısı sonrasında da ulusal yas ilan edilebilir. Bayrakların yarıya indirilmesi ve saygı duruşu yaygın olarak gerçekleştirilen bir ritüeldir.

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti Adaylarını Herkesten Önce Açıklamaya Hazırlanıyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti, gerek iktidar, gerekse muhalefet kanadından gelen “ittifak” tartışmalarının önünü ise belediye başkan adaylarını diğer partilerden önce açıklamaya hazırlanıyor.

Seçim takvimine göre siyasi partilerin genel olarak adaylarını Şubat ayında ilan etmesi beklenirken, İYİ Parti, adaylarını Aralık ayı başında ilan etmeyi planlıyor.

Adaylık için çok sayıda başvuru olduğunu, adaylarını erken açıklanmasının bir “ivme kazandıracağını” savunan İYİ Parti kurmayları, Ankara ve İstanbul adaylarının açıklanmasının, “daha sonraya bırakılması” gibi bir durum olmayacağını, tüm adayların aynı anda açıklanabileceğini ifade ediyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Genel Başkanı Meral Akşener’in, partisinin altıncı kuruluş yıldönümü nedeniyle cumartesi günü düzenlenecek etkinlikte açıklayacağı “Milli Yükseliş Beyannamesi” ile de ittifak tartışmalarına son noktayı koyacağı belirtiliyor.

İttifak tartışmalarının önünü kesmek için de Ankara ve İstanbul dahil, partinin belediye başkan adaylarının, en geç Aralık başında kamuoyuna açıklanması için çalışma yürütülüyor. 2019 yerel seçimlerinde CHP’ye ittifak teklifi götüren İYİ Parti, içinde yer aldığı Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybetmesinin ardından, yerel seçimlere “tek başına girme” kararı aldı.

Ancak, eski ittifak ortağı CHP, 4-5 Kasım’da yapılacak olan 38. Olağan Kurultay’dan sonra, yerel seçim işbirliği için İYİ Parti’nin kapısını çalmaya hazırlanıyor. CHP’de “değişimciler”, CHP’deki yönetim değişikliğinin; Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verenler ise taban baskısının, Akşener’in tutumunu esneteceğini düşünüyor.

CHP’deki beklentinin tersine, İYİ Parti yönetimi, “ittifak tartışmaları”nın önünü kesecek daha net adımlar atmaya hazırlanıyor. Bu çerçevede Akşener, Cumartesi günü partisinin altıncı kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenecek etkinlikte, partisinin yeni vizyonunu, “Milli Yükseliş Beyannamesi” adı altında ilk kez kamuoyuna açıklayacak.

İYİ Parti kurmayları, yerel seçimlere tek başına girme kararının ilk sinyalini 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’da verdiğini ve sonrasında kararı Genel İdare Kurulu’ndan geçirdiğine dikkat çekerek, “Aslında, Cumartesi günü yapacağı açıklamanın sinyalin orada vermişti. Kararlardan hiçbir geri adım olmadı, olmayacak. Cumartesi günü, ittifak konusunda daha net, keskin ifadeler duyacaksınız” görüşünü dile getiriyor.

Akşener’in açıklayacağı Milli Yükseliş Beyannamesi’nin aynı zamanda, partinin yeni siyaset anlayışının nasıl olacağına dair bir gösterge niteliğinde olacağı ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen haftaki grup toplantısında, “Milletinin bekası ve istiklali uğrunda verdiğimiz mücadeleye katılmak isteyen herkese, Cumhur İttifakı’nın kapısının tabii ortaklarımızın rızası şartıyla açık olduğunu belirtmek isterim” çağrısı yapmış, gazetecilerin “Çağrınız İYİ Parti’ye miydi?” sorusuna, “Katılmak isteyen herkese kapımız açık. İYİ Parti’ye de olabilir” yanıtı vermişti. Akşener’in yanıtı ise “Gelin, siz de aynı bizim gibi 81 ilde kendi adaylarınızla seçime girin” olmuştu.

Kulisleri hareketlendiren görüşme

Ancak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, AKP’li eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’le, Aygün’e ait TOGO kulelerinde yemekte bir araya gelmesi kulisleri hareketlendirdi. Kulislerde bu görüşmenin, “ittifak arayışı” çerçevesinde yapılıp yapılmadığı sorusunu da akıllara getirdi.

Gazeteci Barış Yarkadaş ise Akşener’in, Aygün’e belediye başkan adaylığı teklifi götürdüğü iddiasını dile getirdi, ancak bu iddia parti yönetimi tarafından yalanlandı. Görüşmenin, geçtiğimiz günlerde rahatsızlanan Akşener’in, kendisini arayan Aksu ve Çiçek’e teşekkür mahiyetinde gerçekleştiği ifade edildi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan parti kurmayları, görüşmenin Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin “yıkım kararı” aldırdığı TOGO kulelerinde gerçekleşmesine ilişkin ise “Buradaki yemeğin asıl teması Çiçek- Aksu, Akşener buluşması olmasıdır. Bu iki isim Sinan Aygün’le de arada bir görüştüğü için onun davetiyle orada bir araya geldiler. Buluşmanın TOGO kulelerinde olması önemsiz bir detay” değerlendirmesi yaptı.

Akşener’in, Erdoğan’a verdiği yanıtı anımsatan parti yöneticileri, “AKP ile ittifak gündemimiz yok, böyle bir konu hiç konuşulmadı” görüşünü dile getirdi.

İYİ Partililer, gerek iktidar, gerekse muhalefet kanadından gelen veya gelebilecek ittifak önerlerine kapalı olduklarını ısrarla vurgularken, “geri adım atacakları” yönündeki söylemlerin ise “algı yaratmaya dönük bir iletişim stratejisi” olduğunu savunuyor.

İYİ Parti, gerek iktidar, gerekse muhalefet kanadından gelen “ittifak” tartışmalarının önünü ise belediye başkan adaylarını diğer partilerden önce açıklamaya hazırlanıyor. Seçim takvimine göre siyasi partilerin genel olarak adaylarını Şubat ayında ilan etmesi beklenirken, İYİ Parti, adaylarını Aralık ayı başında ilan etmeyi planlıyor.

Adaylık için çok sayıda başvuru olduğunu, adaylarını erken açıklanmasının bir “ivme kazandıracağını” savunan İYİ Parti kurmayları, Ankara ve İstanbul adaylarının açıklanmasının, “daha sonraya bırakılması” gibi bir durum olmayacağını, tüm adayların aynı anda açıklanabileceğini ifade ediyor.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan İktidara “İsrail” Tepkisi: Konuşarak Bir Yere Gidemezsiniz

TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Gazze’deki El Ehli Hastanesi’nin vurulmasına tepki gösteren SP Lideri Karamollaoğlu, Biz İsrail’in hangi dilden anlayacağını biliriz ve o dilden konuşuruz. Biliriz ki çocuk hastanesini bile bombalama cüretini gösteren, insanlık dışı bir tavrı benimseyenlerle konuşulmaz. Bir yere gidemezsiniz. Onlar güçten anlar” dedi ve ekledi:

“Tepesine yumruğu vurmadığın müddetçe her zaman başını yukarıya kaldırmaya çalışır. Biz buna rıza kesinlikle gösteremeyiz. Biz süratle bir takım adımları atmak mecburiyetindeyiz. İnsani yardım malzemelerini biz göndeririz. Sivil toplum kuruluşları gönderir. Halk gönderir ama iktidarda bulunanlar çok daha fazlasını yapmak mecburiyetindedirler. Hiç kimse kuru açıklamalarla, kınamalarla, üç beş yardım paketiyle kendi vicdanını rahatlatmaya çalışmamalı.”

Saadet Partisi ile Gelecek Partisi ortak grup toplantısı TBMM’de yapıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu haftalık grup konuşmasını yaptı. Karamollaoğlu, grup konuşmasında şunları söyledi:

“Dün gece yaşananlar hepimizi derinden etkiledi. Aslında bu kadar büyük bir vahşeti bekliyor muydunuz deseydiniz ben beklemediğimi söylerdim ama vahşetin vahşi insanların tavrının maalesef bir ölçüsü ve zamanı olmuyor. Bundan dolayı da hem bir şok yaşıyoruz hem de aslında yaşadığımız bu şoktan dolayı da kendi kendimize de biraz hayret ediyoruz. Dün toplama kamplarından şikayet edenler bugün Gazze’de 21. yüzyılın toplama kampını oluşturdular.

Dün soykırımdan şikayet edenler bugün Gazze’de çocuk genç yaşlı kadın demeden tarihin en acımasız katliamlarından birini gerçekleştirdiler. Sürgünden zulümden kıyımdan şikayet edenler bugün dünyanın gözü önünde ne büyük zulmedenlerden birini gerçekleştirmekten geri durmuyorlar… Hem yapıyorlar hem de bu işin boyutlarını tepkilerin boyutlarını görünce bundan imtina etmek için yol arıyorlar. Hakikaten hiç arlanma, utanma duygusu yok.

Bu bir milat oldu. Neredeyse bir hastanenin hem de o bölgenin en büyük hastanesini tam kalbinden vurmak hasta, perişan, ayakta duramayan insanlar katledildi. İnsan şöyle geriye dönüp baktığında ben başka bir ülkede şöyle bir durumun tezahür edeceğini düşünmezdim. İsrail yönetimi kendi yönetimi dışındaki insanları insan olarak tarif etmek istemiyorlar. Hayvan tabirini kullanıyor hayvandan kendilerinin daha aşağı olduğunu ispat etmek için…Hayvanlara bile böyle bir muamele yapılamaz. Yaşadığımız dünya garip dünya. Biz bu dünyanın nasıl bir dünya olduğunu yavaş yavaş öğreneceğiz.

Dün Gazze’de hastaneye yapılan saldırı bunun en açık delilidir. Bunlar bu kadar utanmaz. Hem yapar hem de yeri geldiği zaman ‘kim demiş’ bunu bizim yaptığımızı diye iddiada bulunmaya kalkarlar. Ne yapıyoruz şu anda biz? İnsanlığa karşı hak ilan edenlerin karşısında şikayetlerimizi dile getiriyoruz. Üzülerek ifade ediyorum ama bizim yaptığımız hakikaten doğru mu, yeterli mi? Böyle zulümler karşısında sadece acziyetini ifade etmek sadece zaafa işarettir. Neden somut adımlar atmıyoruz da sadece şikayetle uğraşıyoruz. Sormamız icap ediyor Amerikan uçak gemisinin Akdeniz’de ne işi var? Biri yetmedi ikincisi geliyor. İngilizler daha büyük bir güçle Doğu Akdeniz’e yığınak yapmaya başladı. Kim var karşılarında? Aslında bütün İslam ülkeleri sıraya girdiler. Ne için? İsrail’in varlığını kabullenmek için.

Tabii biz Amerika İngiltere gemileri bu bölgeye gelirken yığınak yapanken ‘biz ne yapıyoruz’ diye sorma ihtiyacını duyuyoruz. Sayın Erdoğan son zamanlardaki çıkışlarıyla kısmen yüreğimize su serpti onu da söyleyeyim. Bu gidişata rıza göstermediğini söyledi ama yetmez. Çünkü hükümetlerin tavrı bizim gibi sadece sözle geçiştirilemez. Biz İstanbul’da bir araya geldik yüz binleri topladık haykırdık, lanetledik yapılan yanlış işleri. Buna bizim gücümüz yeter de iktidar bunun çok ama çok ötesinde adımlar atmaya mecbur.

Neden İslam İşbirliği Teşkilatı toplanmıyor? Hemen, ilk günden itibaren. Neden D-8’lerle ilgili adım atılmıyor? Aslında bugün iktidarın bu adımları atmaya bu adımların atılmasına imkan sağlamaya ihtiyacı var. Biz kendi coğrafyasında kendi planlarını yapamayanların başka planlar içinde bir figüran haline düşeceklerinden endişe ederiz. Onun için tekrar tekrar sorma ihtiyacı duyuyoruz Amerika ve İngiltere’nin yaptığını Türkiye neden çevresindeki İslam ülkeleri ile birlikte bir araya gelip çözüm üretemiyor? Fiili çözüm. Sadece fikri bazda değil.

Ben şundan eminim eğer biz iktidarda olmuş olsaydık bugün muhalefetin bizim gösterdiğimiz tepkiyi göstermesine ihtiyaç duyulmazdı. Neden? Gereği yapılıyor olurdu. Çünkü biz İsrail’in hangi dilden anlayacağını biliriz ve o dilden konuşuruz. Biliriz ki çocuk hastanesini bile bombalama cüretini gösteren, insanlık dışı bir tavrı benimseyenlerle konuşulmaz. Bir yere gidemezsiniz. Onlar güçten anlar. Tepesine yumruğu vurmadığın müddetçe her zaman başını yukarıya kaldırmaya çalışır. Biz buna rıza kesinlikle gösteremeyiz.

“Hiç kimse kuru açıklamalarla, kınamalarla…”

Biz süratle bir takım adımları atmak mecburiyetindeyiz. İnsani yardım malzemelerini biz göndeririz. Sivil toplum kuruluşları gönderir. Halk gönderir ama iktidarda bulunanlar çok daha fazlasını yapmak mecburiyetindedirler. Hiç kimse kuru açıklamalarla, kınamalarla, üç beş yardım paketiyle kendi vicdanını rahatlatmaya çalışmamalı. Tıpkı milli mücadele yıllarında olduğu gibi bugün de yedi düvel bir araya geldi, aynı mücadeleyi bu sefer kendi topraklarımızda değil Filistin’de sergilemek mecburiyetinde bırakıldı.

Mavi Marmara’nın hesabını sormazsanız mavi vatanı koruyamazsınız. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği Kudüs’ün güvenliğinden bağımsız değildir. Bunu bilmek mecburiyetindeyiz. Yedi düvel yine bir araya geldi. Biz bunun karşısında durmaya mecburuz. ABD Başkanı ta Amerika’dan hem de bu yaşına rağmen kalkıp İsrail’e destek vermek için geliyorsa, bu zulmüne rağmen İngiliz başbakanı gelebiliyorsa, biz neden çevremizdeki İslam ülkelerini ayağa kaldırmak için bir gayretin içine girmeyelim?”

Paylaşın

Davutoğlu: İsrail Büyükelçisi Derhal Türkiye’den Gönderilmeli

TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Gazze’deki El Ehli Hastanesi’nin vurulmasına tepki gösteren GP Lideri Davutoğlu, “İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum; dün yapılan Filistin’e destek için toplanan vatandaşlarımıza sıkılan biber gazı ahirette hesabı sorulacak bir eziyettir. Hiçbir gösteri engellenmesin. Burası İngiltere değil, Almanya da değil. Türkiye derhal insani yardım koridoru açılmasına öncülük etsin. Mısır’la derhal görüşülsün ve Vefa kapısından koridor açılsın” dedi ve ekledi:

“İsrail büyükelçisi derhal Türkiye’den gönderilmelidir. Kendisi dün bana sataşmış, beni tehdit etmiş üstü örtülü. Biz sizin ağababalarınızı gördük. Diplomatik kurallara uy, haddini bilerek otur. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanını da harekete geçmeye çağırıyorum. Bir ülkenin eski bir başbakanına, siyasi partinin genel başkanına ya da herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hitap eden bir tweet atamaz. Attırmayız. Git senin selefin olan büyükelçiye sor.”

Saadet Partisi ile Gelecek Partisi ortak grup toplantısı TBMM’de yapıldı. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ardından haftalık grup konuşmasını yaptı. Davutoğlu, grup konuşmasında şunları söyledi:

“Dün gece Gazze’de yaşananları izlerken yürekleri parçalanan ve muhtemelen bütün gece dualarla ve hüzünle geçirip bugün bu salona teşrif eden değerli kardeşlerim, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gazze kuşatması tam 17 yıldır sürüyor. 17 yıldır bir halk, dünyayla iletişimi kesilmiş, her türlü baskıya, her türlü hava saldırısına açık halde vicdanlara seslenmeyi bekliyor.

Hastane bombalamak da mı terörle mücadele? Gazze’de hastane bombalayarak 500 masum canı katleden eli kanlı İsrail’i lanetliyorum. Bunun adı savaş suçudur, bunun adı katliamdır, bunun adı devlet terörüdür. Son nefesime kadar Filistinli kardeşlerimin yanındayım.

Gazze’yi bir terör devleti gibi görenlere sesleniyorum: Stalingrad kuşatmasının kahramanlarını ananlar; Nazilere Hitler’e karşı, Bosna’da hep beraber yüreği çarpanlar, neden Gazze’ye sessiz kalıyor? Gazze kuşatmasını içinde yaşadım 22 Kasım 2012’de bir takım benzerlikleri gösterip, bazı sorular soracağım. Vicdanları kararanlara soracağım. Gazze’de bir terör mü var, direnen bir şehir mi var? Ya da Saray Bosna gibi.

Benzerliklere bakınız; Alman hava kuvvvetleri Stalingrad’ı bombaladığında binlerce insanı öldürdü. Aynen Gazze’yi havadan bombalayan Gazze uçakları gibi. Stalingrad savunmasını yapan general çok temel bir prensip söyledi. ‘Volga’dan gerisi yok’ Sırtını Volga’ya vermiş. Volga’nın etrafında dar bir alana sıkışmış Stalingrad savunucuları tam 5 buçuk ay o muazzam Alman ordusuna direnirken tek düşünceleri vardı ‘Volga’dan gerisi yok’…

Gazze’dekilerin ise Volga’sı da yok. Arkasını verdiği devletler desteklerini çekmiş, kaderlerine terk etmiş. Stalingrad savunması kanalizasyon sistemini kullanarak yapıldı biliyor musunuz?. Kanalizasyon, alanları şehir içindeki geçişleri sağladı. Aynen bir şehrin savunması için yerin altında bir şehir inşa eden Gazze’lilerin yaptığı savunma gibi.

Bir halka empati yapılmasını istiyoruz. Bir farkı var Gazze’nin Stalingrad’dan. Stalingrad savunulurken arkalarında bir koalisyon kuvvetleri vardı. Kızılordu, İngilizler, Fransızlar yani bir ittifak vardı. Saraybosna’yı küresel güçler ihmal ettiler ama en sonunda yine de Bosna’nın arkasında durmak zorunda kaldılar. Şimdi ise küresel güçler de islam dünyası da ip gibi dizildiler İsrail’in arkasında.

İsrail’i ziyaret ederek arz-u hürmet eden Amerikan Başkanı Joe Biden, “Ben kalben bir siyonistim” dedi. BM’nin kararı var siyonizmi ırkçılık olarak tanımlayan. Gazzeliler yalnız, Gazzeliler suçlu muamelesi gören masumlar… Amerikan donanması dizildi Doğu Akdeniz’e. Küçücük bir koridora, Yalova’dan daha küçük bir alana sıkışmış 2 buçuk milyon insan için 2 uçak gemisi geldi Doğu Akdeniz’e.

İngiliz Kraliyet Donanması geldi, İngiliz başbakanı gitti ve dün hastane bombalanırken Almanya başbakanı İsrail’deydi. Bir haber gelince havaalanında bomba geliyor diye başbakan ve bütün heyet yere yattılar. Peki ya Gazzeliler ne yapsın sayın Alman başbakanı?

Batı’da gizli bir suçluluk duygusu vardır Yahudilere karşı. Çünkü defalarca onları katlettiler, defalarca onları gettolara hapsettiler. Onlar için İsrail’e karşı konuşmak kolay değil. Ama biz asla böyle bir suçluluk duygusuna sahip değiliz. Hiçbir İslam şehrinde Yahudi gettosu yoktur. İslam tarihinin hiçbir yerinde Yahudi katliamı yoktur.

Biz Osmanlı torunları 1492’de İspanya’da yok edilmek üzere olan Yahudileri Selanik’e İzmir’e kabul eden bir tarihin temsilcileriyiz. Herkes çekinebilir İsrail’e karşı ama biz Türkler, biz Müslümanlar asla bu duyguya sahip değiliz. Onlara üstün ırk olmadıklarını söyleyecek yegane millet biziz. Geçmişte olsaydık Nazilere karşı Stalingrad’ın yanında olur isek şimdi de Gazzelilerin yanındayız, yanlarında olmaya devam edeceğiz.

Uluslararası hukukta diyor ki; tarih 1947 BM kararı: Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. BM’nin ilk kararlarından biridir. Peki Gazzelilere kendi kaderlerini tayin etme hakkı verildi mi? Filistinlilere verildi mi? Hayır. 75 yıldır kendi kaderi için mücadele eden yiğit bir halktan bahsediyoruz Gazze’den bahsederken.

İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum; dün yapılan Filistin’e destek için toplanan vatandaşlarımıza sıkılan biber gazı ahirette hesabı sorulacak bir eziyettir. Hiçbir gösteri engellenmesin. Burası İngiltere değil, Almanya da değil. Türkiye derhal insani yardım koridoru açılmasına öncülük etsin. Mısır’la derhal görüşülsün ve Vefa kapısından koridor açılsın.

İsrail büyükelçisi derhal Türkiye’den gönderilmelidir. Kendisi dün bana sataşmış, beni tehdit etmiş üstü örtülü. Biz sizin ağababalarınızı gördük. Diplomatik kurallara uy, haddini bilerek otur. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanını da harekete geçmeye çağırıyorum. Bir ülkenin eski bir başbakanına, siyasi partinin genel başkanına ya da herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hitap eden bir tweet atamaz. Attırmayız. Git senin selefin olan büyükelçiye sor.

Biz arabuluculuk yapmayı da biliriz. 3 savaşta da arabuluculuk bizzat benim üzerimden yürütüldü. Bugün de resmi görevimiz olmasa da arabuluculuk görevimizi sürdürüyoruz.”

Paylaşın