AK Partili Vekil, 5 Dakikalık Konuşmasında “12 kez Erdoğan” Dedi

Meclis’te İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ilişkin bir konuşma yapan AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Şahin, 5 dakikalık konuşmasında “12 kez Erdoğan” dedi.

AK Partili milletvekillerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘övgü yarışı’ devam ediyor. AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Şahin ise bu övgüye 5 dakikalık konuşmasında “12 kez Erdoğan” diyerek başka bir boyut kattı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Gazze’de İsrail saldırılarıyla ilgili bir konuşma yapan Şahin, katliama ve soykırıma en yüksek seviyede ve her alanda karşı çıkmasına karşın Erdoğan’a karşı bir kampanya başlatıldığını iddia etti,

“Filistin ve Gazze konusunda Erdoğan’a ancak şunlar söylenebilir: Allah senden razı olsun, Allah seni doğuran anadan razı olsun, Allah cesaretini daim kılsın” dedi.

Şahin’in konuşmasını tamamlamasının ardından seslenen İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, “Aslında selamı Erdoğan’a verdi, 12 defa ‘Erdoğan’ dedi değerli bilim insanı! 12 defa ‘Erdoğan’ dedi, senin selamı nereye verdiğini biz biliyoruz” dedi.

Öte yandan AK Parti’nin birbiriyle ilgisiz alanlarda değişiklik içeren konularda kanun değişiklik teklifleri alışkanlık oldu. Bu teklifler “torba kanun” olarak ifade edilse de madde sayısındaki artış üzerinden “çuval” denilerek de eleştirildi.

Saadet Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan ise Meclis’te son görüşülen, yaklaşık 90 maddelik yasa teklifine bambaşka bir isim buldu.

Çalışkan, “Torba yasa görüşüyoruz. Gerçekten bir isim bulamıyorum. Bir önceki torba yasaya ‘vergi yasası’ demiştik. Bütçe öncesi ‘Milleti biraz daha fazla soyup soğana nasıl çeviririz?’ diye vergi yasasını torba olarak önümüze getirmişlerdi ama buna muhtemelen ‘cümbüş yasa’ demek daha doğru olacak.

Gerçekten maddelere baktım, her biri birbirinden farklı; neyi anlattığı belli değil” dedi. AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’da bu sözler üzerine Çalışkan’a, “Hemşerim, o kadar uzun boylu değil” diye seslendi.

Paylaşın

Bahçeli: Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin İlelebet Banisidir

Riyad’daki Süper Kupa krizine dair açıklama yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin ortak değeri, onur simgesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet banisidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Onun muazzam bir mücadeleyle inşa ve ihya ettiği kalıcı eserleri ve emanetleri daha güçlü bir şekilde yaşatılacak, istismarcılara elbette fırsat tanınmayacaktır. Aziz Atatürk Türk milletine ve Türk tarihine mal olmuş yüksek bir şahsiyettir. Onun adı ve anıları üzerinden kamplaşma üretmeye gayret edenler 2024 yılında da hayal kırıklığına uğrayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, milli ve üniter bir devlettir.”

Bahçeli, açıklamasının devamında, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü her türlü siyasi mütalaa ve mülahazanın önünde ve üstündedir. Nihai hüküm 29 Ekim 1923 tarihinde verilmiş, 29 Ekim 2023 tarihinde de teyit edilmiştir. Bu karardan geri dönüş diye bir şey söz konusu değildir. Bu nedenle makûs ve menhus emel sahipleri karanlık hesaplarını tekrar gözden geçirmek durumundadır. Aksi halde ödenecek bedellerin ağırlığı da doğrudan doğruya artacaktır.” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabından yeni yıl mesajı yayınladı. Bahçeli, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıl dönümü olan, Türk tarihinde muhkem ve müstesna bir mevkii bulunan 2023 yılını bugün itibariyle noktalıyor; taze umutlarla, tertemiz heyecanlarla yeni bir yıla giriyoruz. Geride kalan 365 günlük sürede acı-tatlı pek çok hadise vuku buldu. Yeri geldi felaketlerle sınandık, yeri geldi yeni yüzyılın kutlu hedefleriyle sıçradık. Yeri geldi kara kampanyalarla uğraştık, yeri geldi zillet ve zulmetin oyunlarını akamete uğrattık.

Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti nice zorluk ve çetin engelleri aşarak bugünlere ulaştı. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, devletimizin kurucu ilke ve esasları çok şükür hiçbir sapma göstermeden, hiçbir yara almadan, hiçbir tahrip ve tahrik kapanına sıkışmadan 100 yıl öncenin ilham ve iradesiyle yeni bir Türk yüzyılının temelini oluşturdu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin ortak değeri, onur simgesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet banisidir. Onun muazzam bir mücadeleyle inşa ve ihya ettiği kalıcı eserleri ve emanetleri daha güçlü bir şekilde yaşatılacak, istismarcılara elbette fırsat tanınmayacaktır. Aziz Atatürk Türk milletine ve Türk tarihine mal olmuş yüksek bir şahsiyettir. Onun adı ve anıları üzerinden kamplaşma üretmeye gayret edenler 2024 yılında da hayal kırıklığına uğrayacaktır.

“Türkiye Cumhuriyeti, milli ve üniter bir devlettir”

Türkiye Cumhuriyeti, milli ve üniter bir devlettir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü her türlü siyasi mütalaa ve mülahazanın önünde ve üstündedir. Nihai hüküm 29 Ekim 1923 tarihinde verilmiş, 29 Ekim 2023 tarihinde de teyit edilmiştir. Bu karardan geri dönüş diye bir şey söz konusu değildir. Bu nedenle makûs ve menhus emel sahipleri karanlık hesaplarını tekrar gözden geçirmek durumundadır. Aksi halde ödenecek bedellerin ağırlığı da doğrudan doğruya artacaktır.

Hayatın her alanına provokasyon yatırımı yapan, milli ve manevi hassasiyetlerimizi kanatmak pahasına kaşıyan, bilhassa Türk sporunu kirli amaç ve arzularına alet etmek için sürekli faal halde bulunan kim ya da kimler varsa, bu kapsamda hangi çevreler hamle üstüne hamle peşinde koşuyorsa, bilinmesini özellikle isterim ki, alayının karşısında sapasağlam durmaya 2024 yılında da azimle devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, gerek depremde, gerek terörle mücadelede, gerek Gazze’de, gerekse de her türlü hastalık ve afet sonucunda hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, başımız sağ olsun diyorum. Aziz milletimizin, Türk-İslam aleminin, barış, huzur ve istikrara susamış tüm insanlığın yeni yılını kutluyor, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşünün 2024 yılında hız ve derinlik kazanmasını gönülden diliyorum.”

Paylaşın

“Erdoğan, Yeniden Refah Partisi’ni İkna Edemedi” İddiası

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerin ve ittifakların seçim çalışmaları da hız kazandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Cumhur İttifak ortağı Yeniden Refah Partisi’ni ikna edemediği öne sürüldü.

Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) İstanbul ve Ankara’da kendi adaylarını çıkarma hazırlığı içinde olduğu iddia edildi.

14 Mayıs’ta Cumhur İttifakı ile seçimlere giren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) beş milletvekiliyle temsil edilmeye hak kazanan Yeniden Refah Partisi, 31 Mart öncesi dikkat çeken adımlar atıyor.

Gazeteci Sedat Bozkurt, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Recep Tayyip Erdoğan için oy çağrısında bulunan partinin, yerel yönetimler için kurulacak sandık öncesi AK Parti’yle pazarlığa oturduğu ve kimi bölgelerde kendi adaylarına destek istediği öne sürdü.

Bu kapsamda Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, İstanbul, Ankara ve İzmir’le sınırlı bir iş birliği yapılabileceğini şu şerhi düşerek duyurmuştu:

“Eğer ki bizimle işbirliği yapmak isteyen siyasi partiler eşit ve adil koşullarda, dengeli bir işbirliği teklifinde bulunacak olurlarsa Yeniden Refah Partisi olarak eşit ve adil koşullarda, dengeli bir işbirliğinin içerisinde yer almaya hazır olduğumuzu, Ankara, İstanbul, İzmir illeriyle sınırlı olmak kaydıyla ifade ettik.

Ama işbirliği teklifi Yeniden Refah Partisi’nin gücünü görmezden gelmek, önemsememek, eksik ya da küçük görmek şeklinde tezahür edecek olursa en baştan açıkladığımız gibi kendi adaylarımızla, tüm illerde kendi logomuzla yarışma kararlılığımızın da arkasındayız.”

(…) AK Parti ya da başka bir partinin, Yeniden Refah Partisi’yle ittifak söz konusu olduğunda eşit, adil, dengeli tekliflerle bize gelmelerini kendilerine öneriyoruz. Belediye başkanlığı için destek bekleyenlerin, belediye başkanlığı için destek vermeyi kabullenerek, benimseyerek bu görüşmelere devam etmeleri gerektiğini idrak etmelerinde fayda var.”

“Cumhurbaşkanı Erdoğan YPR’yi ikna edemedi”

Partilerin yerel seçimler için çalışmaları sürerken, AK Parti – Yeniden Refah cephesinde yeni bir gelişme yaşandı. Kısa Dalga yazarı Sedat Bozkurt’un aktardığına göre “Erdoğan Yeniden Refah Partisi’ni (YRP) ikna edemedi. Bütçesine hayır oyu vermelerine de hayli kızmış.”

“Seçimler için kritik önemde olmaları nedeniyle bu kızgınlığını dile getiremiyor. Ama bir köşeye yazmıştır” ifadesini kullanan gazeteci, yazısının devamında şu bilgileri verdi:

“YRP de Cumhur İttifakı meselesine çok takılmıyor. Yol haritasını hazırladı. 5 Ocak ile 10 Ocak arasında Ankara ve İstanbul adaylarını açıklayacaklar. İstanbul adayları Mehmet Altınöz, Ankara için eski bakan Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç düşünülüyor. İstanbul’daki Millî Görüş potansiyeli, Ankara’da ise milliyetçi aday çokluğu muhafazakâr adayın olmaması YRP’nin en önemli avantajı.”

Paylaşın

HÜDA PAR’dan “Kamuda İşe Alımlarda Yaş Sınırı Kalksın” Çağrısı

HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, “Emeklilik yaş sınırı yukarı doğru çıkarken, kamuda işe alımlarda, özellikle de A ve B grubuna dair bazı mesleklerde uygulanan 35 yaş sınırı uygulamasından vazgeçilmelidir” dedi ve ekledi:

“Anayasa’nın 48’inci maddesine göre ‘Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.’ Bu nedenle 35 yaş sınırı tamamen kaldırılmalıdır.”

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Mersin Milletvekili Faruk Dinç kamuya personel alımlarında uygulanan 35 yaş sınırının “mağduriyete neden olduğunu” belirterek kaldırılmasını istedi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Meclis Genel Kurulu’nda söz alan Dinç, yaş sınırı nedeniyle ciddi sorunlar yaşandığını ileri sürdü ve şu ifadeleri kullandı:

“Özellikle 28 Şubat sürecinde uygulanan katsayı zulmünden dolayı eğitimlerine uzunca bir süre ara vermek zorunda kalan vatandaşlarımız sonraki yıllarda üniversite okuyabildiler.

Hayata geç atılan bu vatandaşlarımız şimdi de 35 yaş sınırı uygulamasından dolayı istihdam problemi yaşıyor. Emeklilik yaş sınırı yukarı doğru çıkarken, kamuda işe alımlarda, özellikle de A ve B grubuna dair bazı mesleklerde uygulanan 35 yaş sınırı uygulamasından vazgeçilmelidir.

Anayasa’nın 48’inci maddesine göre ‘Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.’ Bu nedenle 35 yaş sınırı tamamen kaldırılmalıdır.”

Paylaşın

Demirtaş’ın Babası Hayatını Kaybetti: Yasımı Cezaevinde Tutacağım

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın babası Tahir Demirtaş, Diyarbakır’a bağlı Kayapınar ilçesindeki evinde hayatını kaybetti.

Tahir Demirtaş’ın cenazesi bugün saat 16.00 sularında Mardin Kapı Mezarlığı’nda defnedildi. Taziyesi Liceliler Yasevi’nde yapılacak.

Selahattin Demirtaş, babası Tahir Demirtaş’ın cenaze törenine katılmadı. Demirtaş’ın yassını cezaevindeki hücresinde yaşamak istediği, bu konuda her hangi bir talepte bulunmayacağı bildirilmişti.

Demirtaş’ın ailesi ve yakınları, avukatı Mahsuni Karaman, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ercan Yılmaz, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, DEM Parti milletvekilleri Adalet Kaya, Sevilay Çelenk, Saliha Aydeniz, DEM Parti İl Örgütü, Barış Anneleri, DBP Diyarbakır İl Eşbaşkanı Sultan Yaray, Diyarbakır Barosu avukatları da mezarlığa geldi.

DEM Parti’den de açıklama yapıldı: Rehin tutulan HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın babası Tahir Demirtaş bu sabah hayatını kaybetmiştir. Acımız büyük, sevgili Selahattin Demirtaş’ın, Demirtaş ailesinin ve partililerimizin, halkımızın başı sağolsun.

Ömrünü mücadelede geçiren evlatlar yetiştiren Tahir Demirtaş’ın mekanı cennet olsun. Demokratik siyaset yürütenlere bu acıları yaşatanlar, son anlarında sevdiklerinin yanında olmalarını engelleyen bu zulüm düzeni yarattığı bu öfkede boğulacaktır.

DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: “Önceki dönem Eş Genel başkanımız Sevgili Selahattin Demirtaş’ın babası Tahir Demirtaş’ı kaybettiğimizi derin bir üzüntüyle öğrendik. Yaşamı adaletsizliklere, eşitsizliklere ve haksızlıklara karşı barış ve demokrasi mücadelesiyle geçen Tahir Demirtaş’a Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyoruz.

Rehine politikaları ile acılarımıza el koyan, sevinç ve üzüntülerimizi bizden koparan bu iktidarın ikiyüzlü siyasetine karşı mücadelemiz devam edecek. Tahir Demirtaş ve aynı mücadeleyi yürüttüğü arkadaşlarımıza sözümüzdür: Bu ülkeye barışı getireceğiz.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: “Değerli yoldaşımız Selahattin Demirtaş’ın babası Tahir Demirtaş’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Ömrü cezaevi kapılarında, acılarla geçen ama her zaman barışı savunmakta tek bir geri adım dahi atmayan Tahir Demirtaş’a Allah’tan rahmet, ailesi ve tüm halklarımıza sabır diliyoruz.

Yıllardır ailelerimizden ve sevdiklerimizden uzakta, zulümle ve ölümle bizi karşı karşıya bırakan bu sisteme karşı mücadelemizde başarıya ulaşacağız. Bu karanlık dayatma kaderimiz değildir. Acıların son bulduğu, ömürlerin cezaevi kapılarında geçmediği; adalet ve barış dolu bir ülkeyi kuracağımızın sözünü yineliyoruz.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel: Halkların Demokratik Partisi’nin önceki eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın babası Tahir Demirtaş’ın yaşamını yitirdiğini üzüntüyle öğrendim. Tahir Demirtaş’a Allah’tan rahmet, Demirtaş ailesine başsağlığı diliyorum.

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan: “Sayın Selahattin Demirtaş’ın ve Demirtaş ailesinin acılarını paylaşıyor, başı sağlığı ve sabır diliyoruz. Uygulanan rehine siyaseti nedeniyle Kürt siyasetçilerin, sevdiklerinin son anlarında yanlarında olamaması ayrı bir zulümdür. Haksız hukuksuz biçimde yıllardır hapis tutulan Kürt siyasetçiler, Gezi tutukluları, hak savunucuları ve basın emekçileri serbest bırakılmalıdır.”

EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca: “Selahattin Demirtaş’ın ve Demirtaş ailesinin başı sağ olsun. Acılarını paylaşıyor, sabırlar diliyoruz. Sevdiklerinin son anlarında yanlarında olamayan Kürt siyasetçilere yapılan bu zulüm daha ne kadar devam edecek! Yıllardır cezaevi kapılarında, evlat özlemiyle çile çektirilen ana babaların ahı, Kürt siyasetçileri birer rehine gibi tutsak eden iktidarın üstündedir. Selahattin Demirtaş ve tüm Kürt siyasetçiler derhal serbest bırakılmalıdır.”

SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş: “Selahattin Demirtaş’ın ve Demirtaş ailesinin başı sağ olsun. Acılarını paylaşıyor, sabırlar diliyorum.”

DEM Parti Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Saygiyit: “Sayın Selahattin Demirtaş’ın babası Sayın Tahir Demirtaş’ın vefâtını öğrenmiş olmanın hüznü içindeyim. Ailesi ve dostlarının başı sağolsun. Böylesi acı bir haberi haksız yere esir tutulduğu cezaevinde öğreneceği için Selahattin Demirtaş’a ayrıca sabırlar diliyorum.”

Eski HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar: “Sevgili Selahattin Demirtaş’ın değerli babası Tahir amcayı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyim. Kendisine Allah’tan rahmet, tüm aileye ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Mekanı cennet olsun…”

Cengiz Çandar: Haksız, hukuksuz biçimde demir parmaklıklar ardında tutulan Selahattin Demirtaş, Kürt halkımızın ve onu kardeş bilen, eşitliğine inanan tüm Türklerin göz bebeğidir. Yılın son günü babasını kaybetti. Tahir Demirtaş’a Rahmet, Selahattin Demirtaş ve tüm ailesine başsağlığı diliyorum

Eski HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan: Sevgili Selahattin Demirtaş’ın kıymetli babası Tahir amcanın vefatından dolayı çok üzgünüm. Mekanı cennet olsun..

Sırrı Sakık: Sevgili Selahattin Demirtaş’ın babası Tahir amca vefat etti. Oğluna hasret gitti. Oğluna yapılan hukuksuzluğa kahırlanarak gitti. Mekanı cennet olsun

Kemal Kılıçdaroğlu: Sayın Selahattin Demirtaş’ın vefat eden babası Tahir Demirtaş’a Allah’tan rahmet diliyor, Demirtaş ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

TİP Lideri Erkan Baş: Önceki Dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın değerli babası Tahir Demirtaş’ın vefatını üzüntüyle öğrendim. Başta siyasi tutsak olarak cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş ve kederli ailesi olmak üzere tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum.

DEVA Lideri Ali Babacan: HDP eski Eş Genel Başkanı Sayın Selahattin Demirtaş’ın vefat eden babası Tahir Demirtaş’a Allah’tan rahmet, tüm ailesine başsağlığı diliyorum.

İYİ Parti’den istifa eden İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu: HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Babası Tahir Demirtaş’ın vefat haberini teessürle öğrenmiş bulunmaktayım. Merhuma Cenab-i Allah’tan Rahmet Ailesi ve sevenlerine başsağlığı ve Sabr-ı Cemil Diliyorum.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süper Kupa” Açıklaması: Sporumuza Faydası Yok

İptal edilen Süper Kupa finaliyle ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dün gece yaşanan hadiselerden duyduğumuz üzüntüyü altını çizerek vurgulamak istiyorum. Biz Türk sporunun tartışmalarla değil başarılarla gündeme gelmesini istiyoruz. Sporun gündelik siyasetin mezesi haline getirilmesi yanlıştır, hatalıdır, sporumuza faydası yoktur” dedi ve ekledi:

“Muhalefet partilerinin yaptığı açıklamaları istismar siyasetinin yeni hareketleri olarak görüyoruz. Gazi Mustafa Kemal bu ülkenin banisidir. Daha düne kadar ‘Siz Atatürk’ün askeri değil itlerisiniz’ diyenlerin el ele kol kola yürüyenlerin bizim nezdimizde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Türkiye’nin ve Türk milletinin onurunu, haysiyetini, şerefini nasıl savunduğumuzu CHP bilmese de tüm dünya çok iyi biliyor. Ülkemizin itibarını nasıl koruduğumuzu muhalefet bilmese tüm insanlık biliyor.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “CHP ve şürekası ders vermeyi bırakıp, şayet samimi iseler bölücü örgütün uzantısı ittifak noktalarından uzak sorsunlar. Dünkü olayın mecrasından çıkarılarak şov ve provokasyon malzemesi yapılmasına müsaade edemeyiz. Bu konuda yapılması gereken ne varsa hangi adım atılması gerekiyorsa yapmaktan çekinmedik, çekinmeyiz. Dünkü hadiselerden dolayı futbolseverlere, 20 yılım futbolla geçti, bunlar gibi tribünden seyretmedim. Spor camiasına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Fair play ruhuna samimiyetle sahip çıkmalarını bekliyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10. Necip Fazıl Kısakürek ödüllerinde Süper Kupa hakkında konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Necip Fazıl Ödülleri’nin 10. yıl vesilesiyle 10 farklı kategoride tevcih ediyoruz. İlim, kültür ve sanat erbabımızı tek tek kutluyor, şahsım, ülkem ve milletim adına her birine en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Üstad Necip Fazıl, siyasi, sosyal ve kültürel bakımından Türkiye’nin en sancılı en zor döneminde yaşadı. 79 yıllık ömründe iki cihan harbi dahil savaş, işgal, darbe, ekonomik ve siyasi darboğazlar gördü. O zaman ve mekân şuuruna sahip büyük bir iman ve dava adamıydı. Gümrah bir ırmak misali akan şiiri, tiyatro, tenkit ve inceleme yazılarıyla hakikat yolcusuydu.

‘İşgalcilerim’ diye tabir ettiği devrinin tatsız, tutsuz, ahenksiz lisan dayatmalarına asla itibar etmemiştir. Dilden daha büyük, aziz, gerçek, müdafalı vatan yoktur diyerek Türkçe’yi savunmuştur. Üstad şiirde ve nesirdeki hikmetli sözleri keskin bir zekayla, derinlikle, ustalıkla, mecazla ve nükteyle tezyin etmiştir. Sanatların sultanı olarak tarif ettiği şiirle mutlak hakikati aramıştır. Necip Fazıl’a göre mutlak hakikat Allah’tı. Şiir Allah’ı sır ve güzellik yolunda arama işiydi. Şiire ve Allah’ın mahrem ülkesi, meçhuller aleminin derbebeder seyyahı olarak şaire çok önemli görevler yüklüyordu.

Tüm yasaklara, tüm engellemelere rağmen 35 yıl boyunca neşrettiği Büyük Doğu Dergisi ve cemiyetiyle özellikle gençlere ilham aşılamanın, özgüven ve cesaret vermenin gayretiydi. Mücadelesini fildişi kulelerde değil milletin içinde, milletiyle bilhassa gençlerle birlikte yürüttü. Anadolu’yu karış karış gezerek binlerce kişinin katıldığı konferanslar tertip etti. Sayısız takibata uğradı, defalarca hapse girdi. Birçok haksızlığa maruz kaldı fakat inandığı yoldan asla geri adım atmadı.

Geleceğin fikir yükünü sırtlayacağına, inandığı gençlikten ümidini hiçbir zaman kesmedi. Rabbim bizlere de üstadın bu mücadelesine omuz vermeyi bahşetti. Üstad hayatta iken takdimini yapma bahtiyarlığını yaşamıştık. Vefatından 37 yıl sonra ise en büyük hayali olan Ayasofya’yı açma şerefine eriştik. 80 yıllık hasretin ardından zincirleri hep birlikte kırdık, Fatih’in vasiyetine uygun olarak Ayasofya’yı asli kimliğine tekrar kavuşturduk. Üstadın hayali kurduğu şekilde tıpkı kitap gibi, tıpkı mukaddesatçı Türk gençliğin kalbi gibi bu yüce mabedi açmayı başardık. Ayasofya’yı yeniden açan Cumhurbaşkanı olarak anılmak inanın bizim gönül dünyamızda şereflerin en büyüğü idi.

“31 Mart çok önemli”

Şu andaki zât oradaki birçok eseri ne yazık ki çalarak, kaldırarak adeta boşaltılmış bir harabeye döndürdü. Şimdi biz orayı yeniden restore ediyoruz renove ediyoruz. Bunlara hiçbir şey bırakılmaz. Bunlar ülkeyi bile çırılçıplak hale getirirler. Geldiğimiz zaman çöp, çukur, çamurdu İstanbul. Ama kendilerine nasıl bir İstanbul teslim ettik ortada. Onlar şimdi aynı hale dönüştürdüler, dönüştürüyorlar. Onun için 31 Mart çok önemli. Yeniden İstanbulumuzu, Türkiyemizi aslına rücu ettirmemiz için 31 Mart çok önemli. Ayasofya’yı biz açtık ama onu koruyacak olanlar elbette gençlerimizdir.

Gençlerimizin bu mukaddes emanete layıkıyla sahip çıkacağına yürekten inanıyorum. Allah’ın izniyle Ayasofya’nın kubbelerinden Kur’an sesi, minarelerinden ezan sesi hiçbir zaman eksilmeyecektir. Ayasofya’yı Kebir Camii Şerifi Türkiye Yüzyılı’nın yıldızı olarak ebediyete kadar mümin yüreklerini selamlamaya devam edecektir. Üstadın adına verdiğimiz ‘İlk Eserler Ödülleri’ ile genç kardeşlerimizi destekliyoruz. Bu yıl Sema Bayar, Rıdvan Tulum layık görüldü. Hikaye ve Roman Ödülü bu yıl Selahattin Yusuf’a takdim ediyoruz. Necip Fazıl Şiir Ödülümüzü Ali Günvar’a tevcih ediyoruz. Fikir Araştırma Ödülümüzü Ahmet Ayhan Çitil’e takdim ediyoruz

Uluslararası Kültür Sanat Ödülümüzün bu yılki sahibi Nasır Hemir’dir. Çocuk Edebiyatı Ödülümüzün sahibi Figen Yaman Coşar kardeşimizdir. Görsel Sanatlar Ödülümüzü Selahattin Sancaklı’ya takdim ediyoruz. Mimarlık Ödülümüzü ise 6 isme birden veriyoruz. Müzik Ödülü’ne genç piyanistimiz Büşra Kayıkçı layık görüldü. Saygı Ödülümüzü kıymetli hocamız Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’ye takdim ediyoruz.

Bizler velisinden delisine, esnafından evliyasına kadar şiirle yaşamış, hayatı şiir, şiiri hayat tarzı haline getirmiş milletin mensuplarıyız. Yunus Emre, Karacaoğlun, Yahya Kemal, Ziya Paşa, Şeyh Galib, Ziya Paşa, Nazım Hikmet, Abdürrahim Karakoç’a kadar birinci sınıf şairi saymak mümkündür. Kültür sanat hayatımıza ket vuran bir diğer husus varlığını halen devam ettiren ideolojik al gülüm ver gülüm ilişkileridir. Birçok alanda içiçe geçmiş çok katmanlı bu ilişkilere rastlıyoruz. Bu ilişkiler yeni özgür seslerin, kabiliyetlerin çıkmasına da engel teşkil etmektedir. Hükümet olarak son 21 yılda attığımız kararlı, cesur ve dirayetli adımlarla siyasetteki vesayet sistemini hamdolsun bitirdik.

Ama kültür sanat alanındaki vesayeti sona erdirmekte henüz muvaffak olamadık. İdeolojik akrabalığı referans alan vesayet düzeni kültür sanat camiasında varlığını halen sürdürüyor. Türkiye’ye dair pekçok tartışmada bu zihniyetin tarafgir ve karanlık yüzüne şahit oluyoruz. Sırf kendi dünya görüşünden oluduğu için katillere, tacizcilere, ülke ve millet düşmanlarına leke kondurmuyorlar. Lafa gelince demokrasiyi kimseye bırakmazlar. 27 Mayıs ve 28 Şubat darbecilerini alkışlamaktan da geri durmazlar. Başörtüsü yasağını savunmakta hiçbir beis görmezler. sürekli barış, yaşamdan, bir arada yaşamaktan bahsederler ama bölücü terör örgütünün kalemşörlüğünü yapmaktan gocunmazlar.

İnsan haklarında mangalda kül bırakmazlar ama İsrail vahşeti karşısında çıkıp bir kelime etmezler. Hatta Hamas bahanesiyle İsrail’in devlet terörünü günümümüzün Führer’i Netanyahu’nun soykırım politisasını meşrulaştırmaya çalışırlar. Vesayetçiler adına gazete köşelerinden darbeciler adına, televizyon ekranlarına sağa sola ayar verirken görürsünüz. Nerede Türkiye’ye ve Türk milletine karşı eylem hazırlığı varsa bunları tekmili birden ön safta bulursunuz.

“Bu mücadeleden zaferle çıkacağız”

Son dönemde artan pervasızlığını, ülkemizin kültür, sanat, spor ve medya camiasında kurdukları ahbap çavuş düzeninin artık dağılmaya başladığının işaretleri olarak değerlendiriyoruz. Son 21 yılımızı burada yaşadığı halde bize Paris’ten, Londra’dan, Washington’dan, hatta Kandil ve Pansilvanya’dan seslenen Batının gönüllü lejyonerleriyle mücadeleyle geçirdik. İnşallah bu mücadeleden zaferle çıkacağız. Türkiye’nin kültür ve sanat iklimi mutlaka hak ettiği seviyelere ulaşacaktır.

Dün gece yaşanan hadiselerden duyduğumuz üzüntüyü altını çizerek vurgulamak istiyorum. Biz Türk sporunun tartışmalarla değil başarılarla gündeme gelmesini istiyoruz. Sporun gündelik siyasetin mezesi haline getirilmesi yanlıştır, hatalıdır, sporumuza faydası yoktur. Muhalefet partilerinin yaptığı açıklamaları istismar siyasetinin yeni hareketleri olarak görüyoruz. Gazi Mustafa Kemal bu ülkenin banisidir. Daha düne kadar ‘Siz Atatürk’ün askeri değil itlerisiniz’ diyenlerin elele kolkola yürüyenlerin bizim nezdimizde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Türkiye’nin ve Türk milletinin onurunu, haysiyetini, şerefini nasıl savunduğumuzu CHP bilmese de tüm dünya çok iyi biliyor.

Ülkemizin itibarını nasıl koruduğumuzu muhalefet bilmese tüm insanlık biliyor. CHP ve şürekası ders vermeyi bırakıp, şayet samimi iseler bölücü örgütün uzantısı ittifak noktalarından uzak sorsunlar. Dünkü olayın mecrasından çıkarılarak şov ve provokasyon malzemesi yapılmasına müsaade edemeyiz. Bu konuda yapılması gereken ne varsa hangi adım atılması gerekiyorsa yapmaktan çekinmedik, çekinmeyiz. Dünkü hadiselerden dolayı futbolseverlere, 20 yılım futbolla geçti, bunlar gibi tribünden seyretmedim. Spor camiasına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Fair play ruhuna samimiyetle sahip çıkmalarını bekliyorum.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Bu Seçimlerde 2014’teki Ruhu Yeniden Yaratacağız

Yerel seçimlere ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kayyum atanan belediyeleri geri alacaklarını yineleyerek, “Bu seçimlerde 2014’teki ruhu yeniden yaratacağız. 2014’te nasıl o belediyeleri kazandıysak, emeklerimizle 2024’te de o belediyelerimizin hepsini tek tek geri alacağız. Çalışmalarımız ve motivasyonumuz bu yönde” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kürt sorununun demokratik çözümü için Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini belirterek, diyalog çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Bitlis’te 2’nci Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Kentteki bir düğün salonunda gerçekleşen kongreye, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın yanı sıra çok sayıda siyasetçi ve kurum temsilcisi de katıldı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, AKP’nin demokratik siyasete tahammülünün olmadığına işaret ederek, partilerinin kapatılmalara rağmen güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğini vurguladı.

Kürt sorununun demokratik bir şekilde çözülmesinin kapılarının açılması gerektiğine vurgu yapan Hatimoğulları, 3 yılı aşkındır İmralı’da tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın durumunu işaret ederek, “Ağırlaştırmış tecridin derhal kalkması gerekiyor. Bunun için devleti derhal diyaloğa davet ediyoruz” dedi. Hatimoğulları, 106 cezaevinde Öcalan’ın üzerindeki tecridin kalkması hem de Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözülmesi için açlık grevinin sürdüğünü belirtti.

Mecliste geçen bütçeyle ilgili de konuşan Hatimoğulları, iktidarın bütçe tercihini eleştirerek, “Bütçe demek Türkiye ve Kürdistan’da bir tane insanın aç kalmamasının planlanması demektir. Oysa bunlar Türkiye’nin bütün varlıklarını kendi yandaşlarına peşkeş çekmeye; savaşa, İHA’lara, SİHA’lara, bombalara, mermilere para vermeye devam eden bir bütçe açığa çıkardılar” dedi.

“Kürt sorununun çözülmediğini, daha derinleştiğini hepimiz görüyoruz”

İktidarın güvenlik politikalarına para ayırarak Kürt sorununun üzerini örteceğini zannettiğine dikkat çeken Hatimoğulları Rojava ve Irak Kürdistan Bölgesinde süren sınır ötesi operasyonları işaret ederek, “Oysa buraya yatırım yapmadıkça Kürt sorununun çözülmediğini, daha derinleştiğini hepimiz görüyoruz. Türkiye’nin sınırlarının nasıl daha güvensiz hale geldiğini, IŞİD ve el Nusra’ya nasıl açıldığını hepimiz görüyoruz. Sınırlar hallaç pamuğuna dönmüş durumda. Şu anda Türkiye’nin sınırları 100 yıllık tarihi boyunca hiç olmadığı kadar güvensiz. Çünkü IŞİD ve el Nusra elini kolunu sallayarak sınırlardan geçiyor. Sınır kentlerinde yaşayan halk bunu çok iyi biliyor, görüyor” ifadelerini kullandı.

Yerel seçimlere ilişkin de konuşan Hatimoğulları, kayyum atanan belediyeleri geri alacaklarını yineleyerek, “Bu seçimlerde 2014’teki ruhu yeniden yaratacağız. 2014’te nasıl o belediyeleri kazandıysak, emeklerimizle 2024’te de o belediyelerimizin hepsini tek tek geri alacağız. Çalışmalarımız ve motivasyonumuz bu yönde” dedi. Konuşmaların ardından seçimler yapıldı. DEM Parti il eş başkanlığı görevine Fikret Birlik ve Sakine Olan seçildi.

Paylaşın

İmamoğlu: Fetret Devri İstanbul’da 2019 Yılında Kapandı

Beşiktaş’ta Barbaros Meydanı açılışında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Fetret devri İstanbul’da 2019 yılında kapandı, yatırım ve atılım dönemi başladı. Halkçı, demokrat, milletini seven, devletini koruyan ve güçlendiren bir anlayışla yolumuza devam ediyoruz” dedi.

Suudi Arabistan’da oynanması planlanan Türkiye Süper Kupa finalinin Mustafa Kemal Atatürk fotoğraflı poster ve tişörtlere izin verilmemesi nedeniyle iptal edilmesine de değinen İmamoğlu, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın maça çıkmama kararı alarak ülkeye dönmesinin doğru bir adım olduğunu söyledi.

Süper Kupa finalinin Suudi Arabistan’da planlanmasının hata olduğunu kaydeden İmamoğlu, “Bu gidişin mimarı kim?” diye sordu. Devlet yetkililerinin tavrını eleştiren İmamoğlu, “Ülkedeki yönetici akıl böyle kritik olaylardan sonra bir süre kayboluyorlar ortadan, ses bile çıkarmıyorlar” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş’ta Barbaros Meydanı açılışında konuştu. İmamoğlu’nun konuşmasından satır başlar şu şekilde;

“Ne güzel sizlerle birlikte burada olmak ve hiç olmayan meydanın keyfini burada sizlerle yaşamak. Beşiktaş meydanı, meydan değildi. Pırıl pırıl bir meydan oluştu. Bu meydan şu an simgeleriyle de çok güzel bir yer.

Bu kararı kim verdi, niçin oraya gidildi? Bunun sorgulanması lazım. Hangi detayları hesaba katmadılar. Ülkedeki yönetici akıl böyle kritik olaylardan sonra ortadan kayboluyorlar. Bunlar yarın bayraklarıyla buraya gelenleri suçlarlarsa şaşırmayın

Bu kararı kim verdi, niçin oraya gidildi? Bunun sorgulanması lazım.  Bu memleket, ne yazık ki düştüğü ekonomik durum yüzünden itibarlı bir dış politika yönetme marifetlerini kaybetmiştir. Dünyada hiçbir ülke yok ki çatır çutur vatandaşlık satsın

Gönül birliğimizi çok güçlü kılmalıyız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Mustafa Kemal Atatürk her zaman kazanır, her zaman milletine kazandırır.

“Demokrasiniz, adalet sisteminiz güçlü olacak”

Bir ülkenin kralının ölümüne milli yas ilan ediyorsunuz ama o ülke Atatürk’ün fotoğrafına bile tahammül edemiyor. İtibar çok önemlidir. Lafla iş olmaz.

İtibar nedir biliyor musunuz? Çalışacaksınız, üreteceksiniz, liyakata göre görev vereceksiniz. Demokrasiniz, adalet sisteminiz güçlü olacak.  Boşuna Tayfun Kahraman, Can Atalay hapis yatmayacak.

Fetret devri İstanbul’da 2019 yılında kapandı, yatırım ve atılım dönemi başladı. Halkçı, demokrat, milletini seven, devletini koruyan ve güçlendiren bir anlayışla yolumuza devam ediyoruz.

Bir öneri yapayım, o kupa maçı artık oynanmasın. Millet bu anıyı unutmayacak. O kupayı ikiye bölün birisi Galatasaray Müze’sinde birisi de Müze’sinde ilelebet dostluk içinde yaşsın. Ama bir şölen yapın. O şölenin yeri de Beşiktaş’taki Dolmabahçe Sattı olsun İnönü Stadı olsun. Üç takımın  bütün Türkiye’nin takımlarını davet ettiği bir spor şöleni olsun.”

Paylaşın

DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan: İktidar Kaybetsin Diye Oy Vermeyeceğiz

31 Mart’ta 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, “Eskisi gibi iktidara kaybettirme ve karşısında kim olduğuna bakılmaksızın ona oy veren bu yöntemi artık değiştiriyoruz” dedi ve ekledi:

“O gün koşullar öyle gerektiriyordu işte baskıcı, reddeden iktidara ders vermek gerekiyordu sandıkta dedik, verdik. 20 yıldır, 25 yıldır yönettiği belediyeleri kaybetti. Bugün koşullar farklı. Bugün artık emekçiler, Kürtler, yoksullar, Aleviler, kadınlar yaşadıkları kentleri yönetmek istiyorlar. Biz artık iki blok arasında sürekli her seçimde birisine taraf olma durumunda değiliz. Biz demokrasi mücadelesi yürütüyoruz ve büyük bedeller ödüyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kayyum atanarak iradesi gasp edilen belediyelerimizi geri alacağız. Ağrı’da, Bingöl’de, Muş’ta ve birçok buna benzer yerlerde AKP tarafından yönetilen ve usulsüzlük ile anılan, hizmet adına bir şeyin olmadığı yerlerde toplumcu belediyeciliğin kazanması için ciddi bir çalışma içindeyiz.

Hedefimiz 2014’te 100’ün üzerinde almış olduğumuz belediye hedefine ulaşmaktır. Tabii çok kolay değil. Bölge geçmişle kıyaslandığı zaman büyük bir baskı altında. Mesela daha önce bin oyla kazandığımız belde ve ilçelere 3 bin 4 bin seçmen kaydırılmış. İki dönemdir aldığımız Siirt’te 6-7 bin seçmen artışı var. Bu seçmenlerin yüzde 95’i Siirtli olmayan seçmen. Bizimle sandıkta yenişemeyen ve kayyum belediyeciliği ile bir model ortaya koyamayan usulsüzlük ile anılan iktidar ve ortakları şimdi tabur kaydırarak, kolluk güçleriyle seçmen kaydırıyor.

Bizim kesinlikle iktidarla diyaloğumuz, temasımız yok. İktidarla en yakın temasımız karakollar, cezaevleri, gözaltılar. Biz kesinlikle irademizin pazarlık aracı yapılmasına karşıyız. Biz bağımsız, kendi kararını veren ve bugüne kadar bu konuda geçmişteki pratikleriyle tutarlı bir siyaset izleyen bir geleneğe sahibiz. Biz 2015 yılından beri bir biçimde aslında iktidara kaybettiren cephede yer alıyoruz.

En son cumhurbaşkanlığı seçiminde de işte bölgedeki bütün renklerin her iki turda da aynı çıkması, seçim sonuçlarının birbirine yakın olması bizim ne kadar tutarlı olduğumuzu gösteriyor. Herhangi bir temasımız yok. Bunlar bize dışarıdan yol belirlemeye çalışan, rota belirlemeye çalışan aynı istikamette gitmemizi isteyen kimi çevrelerin art niyetli düşünceleri. Yani biz bir şey karşılığında asla pazarlık yapmayız.

Biz sadece şunu söyleriz, Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere bütün sorunları diyalog ve müzakereyle çözülmelidir. Biz iktidar ile ancak bu zeminde, bu durumda bir araya gelebiliriz. Biz kiminle iş birliği yapacağımızı ilkelerimizi ortaya koyarak belirleriz. Bizim siyasetimiz özgündür, bağımsızdır. Belediyeler karşılığında anlaşacağımızı, arka kapı pazarlıkları yapacağımızı söylemek art niyetli bir yaklaşım.

“İş birliği, güç birliğine her zaman açığız”

Bir siyasi parti seçimlerde iş birliği, güç birliğine her zaman açıktır. Adayları kentin bütün bileşenleriyle belirleyelim diyoruz. Mesela kadın düşmanı bir belediye başkanı, belediyecilik anlayışı, göçmen düşmanı yani mülteci düşmanı bir anlayışı olmasın, ırkçı olmasın, tekçi olmasın. Bu ülkenin mozaiğine uygun bir pratik, bir dil, bir söylem, bir eylem içinde olan anlayışa sahip olsun istiyoruz.

Önümüzdeki dönemde de Batı’da daha net, daha somut ilçe ilçe tavrımızı ortaya koyacağız. Adaylarımız DEM Partili olmak zorunda değil, hangi partili olduğunun bizim için önemi yok. İlkelerde uzlaşabilirsek, aday kapsayıcı ve demokratik olabilirse oturup konuşuruz. Eskisi gibi iktidara kaybettirme ve karşısında kim olduğuna bakılmaksızın ona oy veren bu yöntemi artık değiştiriyoruz.

O gün koşullar öyle gerektiriyordu işte baskıcı, reddeden iktidara ders vermek gerekiyordu sandıkta dedik, verdik. 20 yıldır, 25 yıldır yönettiği belediyeleri kaybetti. Bugün koşullar farklı. Bugün artık emekçiler, Kürtler, yoksullar, Aleviler, kadınlar yaşadıkları kentleri yönetmek istiyorlar. Biz artık iki blok arasında sürekli her seçimde birisine taraf olma durumunda değiliz. Biz demokrasi mücadelesi yürütüyoruz ve büyük bedeller ödüyoruz. Böyle haksızlığın ve hukuksuzluğun olduğu bir ülkede biz iki tane müteahhit arasında, birbirine benzer iki belediye anlayışı arasında taraf olmayız.”

Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Her İki Doktordan Biri Yurt Dışına Gitmeyi Düşünüyor

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Her üç hekimden sadece biri beyaz kod veriyor ama buna rağmen beyaz kod verileri artmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı bize sayının ötesinde bir veri sunmuyor. Rakamlarda artış olmasına rağmen yalnızca üç hekimden birinin beyaz kod vermesi bu rakamların katlanarak arttığını gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Hekimlerin yurt dışına gitme düşüncesine baktığımızda; ya her iki hekimden biri gitmeyi düşünüyor ya da hekimliği tümden bırakmayı düşünüyor. Burada çalışma koşullarının ağırlığı, Sağlık Bakanlığı’nın nöbet ertesi izin için genelge yayınlamasına rağmen bunun uygulanmaması ve idarenin baskıcı tutumlarıyla çalışma koşullarının ağırlaştırıldığını dikkate almamız gerekiyor.”

Türk Tabipleri Birliği (TTB), “Hekimlerin Çalışma Koşulları, Ekonomik Sorunları ve Şiddet Hakkındaki Değerlendirmeleri” başlıklı anket çalışmasının sonuçlarını açıkladı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; TTB binasında yapılan açıklamada konuşan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “AKP iktidarı sağlığı sermayeye teslim ediyor” dedi. Fincancı, artan bir şiddet eğilimiyle karşı karşıya olduklarını ve bu durumun hekimlerin Türkiye’de çalışmak istememesine neden olduğunu vurguladı.

TTB Merkez Konseyi üyesi Alican Bahadır ise, hekimlerle 2023 Kasım-Aralık aylarında yapılan anketin sonuçlarını açıkladı. Bahadır, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın “Beyaz Reform” açıklamasına işaret ederek, söz konusu “reformun” sonuçlarını görmek için anket yaptırdıklarını ifade etti.

Bahadır, yüzde 79’unun TTB üyesi olduğu bin 502 hekimin cevap verdiği anketin sonuçları şu şekilde paylaştı;

“Çalışma şartlarınızın yoğunluğu nedeniyle hastalarınızla veya işinizle yeterli ve uygun şekilde ilgilenemediğinizi düşünüyor musunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 64’ü “evet” dedi. 2021 Eylül anketinde bu oran yüzde 68’di.

Daha önceden hasta veya yakını tarafından sözel veya fiziksel şiddet gördünüz mü?” sorusuna katılımcıların yüzde 87’si “evet” yanıtı verdi. 2021 Eylül anketinde bu oran yüzde 83’tü.

Eğer daha önceden sözel veya fiziksel şiddet gördüyseniz, sonrasında Beyaz Kod veya ilgili mercilere şikayet bildiriminde bulundunuz mu?” sorusuna katılımcıların yalnızca yüzde 36’sı “evet” yanıtı verdi. 2021 Eylül ayındaki ankette bu soruya “evet” yanıtı verenlerin oranı yüzde 43’tü.

Alican Bahadır, ayrıca ankete katılanların yüzde 59’unun son bir yıl içerisinde hasta veya yakınlarından fiziksel veya sözel şiddet gördüğünü, yüzde 69’unun son bir yıl içerisinde çalıştığı ortamda sözel veya fiziksel şiddet olayına şahit olduğunu, yüzde 91’inin ise yetkililer tarafından kendilerine sağlıkta şiddet açısından güvenli bir çalışma ortamının sağlanmadığını söylediğini paylaştı.

Beyaz Reform’un hekimlere ve sağlık ortamına derman olamadığını söyleyen Bahadır, “Çözüme giden yol ise TTB ve sağlık emek meslek örgütlerinin haklarımız için oluşturduğu talepleri birlikte mücadele ederek hayata geçirmektedir” dedi.

Bir kez daha konuşan Fincancı, “Yapılan ankette gördüğümüz gibi her üç hekimden sadece biri beyaz kod veriyor ama buna rağmen beyaz kod verileri artmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı bize sayının ötesinde bir veri sunmuyor. Rakamlarda artış olmasına rağmen yalnızca üç hekimden birinin beyaz kod vermesi bu rakamların katlanarak arttığını gösteriyor.

“Her iki hekimden biri yurt dışına gitmeyi düşünüyor”

Hekimlerin yurt dışına gitme düşüncesine baktığımızda; ya her iki hekimden biri gitmeyi düşünüyor ya da hekimliği tümden bırakmayı düşünüyor. Burada çalışma koşullarının ağırlığı, Sağlık Bakanlığı’nın nöbet ertesi izin için genelge yayınlamasına rağmen bunun uygulanmaması ve idarenin baskıcı tutumlarıyla çalışma koşullarının ağırlaştırıldığını dikkate almamız gerekiyor” diye konuştu.

TTB İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten ise, “Çalışma koşulları hepimizi zorlayan bir durum. 2024 yılında bakanlık eğer başta TTB olmak üzere sağlık alanındaki tüm meslek örgütleriyle, sendikalarla ortak bir şekilde sorunları çözme noktasına gitmezse 2024 yılı hem sağlık çalışanları hem çalışan hekimlerle sağlık emekçileri açısından daha zorlu geçecek” uyarısında bulundu.

Paylaşın