Mossad Adına Casusluk Yaptığı İddia Edilen 15 Kişi Tutuklandı

Mossad adına casusluk faaliyetinde bulundukları iddiasıyla gözaltına alınan 34 şüpheliden 15’i tutuklandı, 11’i hakkında adli kontrol tedbiri uygulanması kararı verildi. Sekiz şüpheli ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildi.

İsrail iç istihbarat servisi Şin Bet’in başında bulunan Ronen Bar, geçen ay medyaya yansıyan açıklamalarında, “Türkiye ve Katar dâhil dünyanın neresinde olursa olsun ele geçirene dek Hamas liderlerinin peşlerini bırakmayacaklarını” söylemişti.

İsrail dış istihbarat servisi Mossad adına Türkiye’de “uluslararası casusluk” faaliyetinde bulundukları iddiasıyla gözaltına alınan 34 şüpheliden 15’i tutuklandı.

İstanbul merkezli sekiz ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan ve emniyette dört gün ifadeleri alınan şüpheliler, sağlık kontrolünün ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesine gönderildi.

Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, “İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi adına faaliyetlerde bulundukları” tespit edilen 34 şüpheliden 26’sı, “siyasal veya askeri casusluk” suçundan tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik, şüphelilerden 15’inin tutuklanmasına, 11’i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verdi. Sekiz şüphelinin de sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildiği bildirildi.

AA’nın haberine göre, savcılığın sevk yazısında, Mossad’la bağlantılı kişi veya kişilerin Türkiye’de bulunan Filistin ve Suriye uyruklu şahıslara para vermesi suretiyle, “İsrail devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiğinin” tespit edildiği belirtildi.

Sevk yazısında, “İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İsrail Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir” denildi.

İsrail iç istihbarat servisi Şin Bet’in başında bulunan Ronen Bar, geçen ay medyaya yansıyan açıklamalarında, “Türkiye ve Katar dâhil dünyanın neresinde olursa olsun ele geçirene dek Hamas liderlerinin peşlerini bırakmayacaklarını” söylemişti.

Bar’ın bu açıklaması, İsrail’in Türkiye’de operasyon düzenleyebileceği yorumlarına neden olmuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise birkaç gün sonra yaptığı açıklamada, İsrail’in Katar ve Türkiye’deki Hamas liderlerine yönelik suikast düzenleyebileceği iddialarına ilişkin olarak, “Türkiye’ye, Türklere karşı böyle bir adımı atmaya eğer cüret ederlerse bunun bedelini, bir daha bellerini doğrultamayacak surette ödemeye mahkum olurlar” demişti.

Paylaşın

2023 Yılında 157 Bin 576 Öğrenci Üniversiteye Kayıt Yaptırmadı

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “Her geçen gün eğitimden uzaklaşan öğrencilerimizin durumunu artık Milli Eğitim Bakanlığı bile gizleyemiyor” dedi ve ekledi:

“Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor.”

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in üniversiteyi kazanmış olmasına rağmen kayıt yaptıramamış öğrenciler ve kayıtlarını donduran öğrencilere ilişkin verdiği soru önergesine yanıt verdi.

Sol Haber’in aktardığına göre; Bakan Tekin, 2023 yılında 157 bin 576 öğrencinin üniversite eğitimi almaya hak kazanmış olmasına rağmen kayıt yaptıramadığını, son 5 yılda ise eğitimini donduran öğrenci sayısının 268 bin 714 olduğunu açıkladı.

CHP’li Başevirgen, “Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor” dedi.

CHP’li Başevirgen, “Her geçen gün eğitimden uzaklaşan öğrencilerimizin durumunu artık Milli Eğitim Bakanlığı bile gizleyemiyor” dedi ve ekledi:

“Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyon Açıklaması: Yoğun Gayret Sarf Ediyoruz

Ortak Paylaşım Forumu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemin en önemli konularından enflasyona ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Enflasyon meselesinin çözümü için yoğun gayret sarf ediyoruz. OVP ile uyumlu şekilde son aylarda düşüş eğilimi var enflasyonda” dedi.

Konuşmasında, 31 Mart yerel seçimlerine de değinen Erdoğan, İstanbul için ayrı bir paragraf açarak, “İstanbul’umuzu çöp, çukur çamurdan kurtardık.  Şu anda tabii İstanbul o günlerine yeniden dönmek istiyor herhalde. Onun için bizim mottomuz yeniden İstanbul. Buna mecburuz. Yeniden İstanbul’u inşa ve ihya etmeye mecburuz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) düzenlediği Ortak Paylaşım Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından önemli satır başları:

“İşçi-İşveren ve kamu olarak hep beraber omuz omuza vererek ülkemizi güçlendirme mücadelemizi zafere ulaştıracağız. Bizim ilk ve öncelikli kriterimiz Türkiye’ye hizmettir. Her bir yatırımcımıza destek olmak asli görevimizdir. Şimdiye kadar bunu layıkıyla yerine getirdik. 21 yıldır hiçbir zaman sermaye ayrımcılığı ve düşmanlığı yapmadık.

Korkular ve hassasiyetler üzerinden yürütülen kampanyaların ülkemize hiçbir katkı sağlamadığını tecrübe ettik. Türkiye’nin hangi kökenden, inançtan olursa olsun, tüm vatandaşlarının katkısına ihtiyacı olduğunu unutmuyoruz.

Çoğu çocuk ve kadın 23 bin masumun katledildiği Gazze mezaliminde ülkemiz Filistinli mazlumlardan yana tavır almıştır. İsrail yönetiminin vahşet politikasına karşı tüm dünyada artan tepkilerin arkasında ülkemizin duruşunun da payı vardır. Türkiye düşmanlarına karşı da ağır darbe indirmeye devam ediyoruz. Terör örgütlerine adeta nefes aldırmıyor.

Vatandaşlarımızı köken, inanç, hayat tarzı, kıyafet üzerinden ayrıştırmak milli beraberliğimizi dinamitlemektir. Milletimizin arasına nifak duvarları örülmesine seyirci kalmayacağız. Yürüttüğümüz mücadelenin zorluğu ve bölgemizin durumu ortadayken bizim bu tür sanal durumlara harcayacak tek bir saniyemiz olamaz.

Türkiye Yüzyılı’nı, Arabı, Sünnisi, Türkü, Kürdü, Alevisi ile hep birlikte inşa edeceğiz. Son 21 yılda başardıklarımız, gelecekte yapabileceklerimizin öncüsü, girizgahı, müjdecisidir. İş dünyamızın sergilediği birlik tablosunu bu bakımdan çok değerli bulduğumu belirtmek istiyorum.

Teknolojide yaşanan değişim diğer alanlar gibi çalışma hayatını ve işverenleri de yakından ilgilendiriyor. Bilhassa yeşil dönüşüm ve dijitalleşmeyi bir araya getiren ikiz dönüşüm, dünya ekosistemini etkiliyor. Ülkemizin çıkarları doğrultusunda tüm kesimleri bir araya getirmeye yönelik forumun çabalarını takdir ediyorum. Çalışma hayatının geleceğine de ışık tutacağına da inanıyorum. Ortak Paylaşım Forumu’nun temasının Cumhuriyetin yüzüncü yılında da çalışma hayatı olarak belirlenmesi son derece isabetli olmuştur.

Gelecek döneme ilişkin yol haritalarımızı da belirledik. Bunları Türkiye Yüzyılı hedeflerimize ulaşarak taçlandıracağız. Ekonomide önümüzdeki 5 yıla ait planımızı, OVP ile şekillendirdik. 12. Kalkınma Planı’nda ilk kez ülkemizin 2053 vizyonunu da detaylandırdık. Bunlarda iş dünyamızla da istişarelerde bulunduk. Uygulama aşamasında da bunu sürdüreceğiz.

Ekonomideki politikalarımızın meyvelerini vermeye başladığını görüyoruz. Uluslararası sermaye girişi yükseldi, ani kur hareketleri azaldı. Merkez Bankası rezervleri 145,5 milyar doları buldu. İhracatta Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. Enflasyon meselesinin çözümü için yoğun gayret sarf ediyoruz. OVP ile uyumlu şekilde son aylarda düşüş eğilimi var enflasyonda.

Geçtiğimiz yıl milli gelirimizin yüzde 5,4’ü düzeyinde gerçekleşen cari açığı bu yıl yüzde 4’e önümüzdeki yıl yüzde 3’lere çekme hedefimiz var. Enflasyonda başlayan ivme kaybı yılın ikinci yarısında herkesi şaşırtacak şekilde daha fazla hissedilecek.

Hem Eximbank kredilerini hem de ihracata verilen destekleri artırmaya devam ediyoruz. Her küresel kriz Türkiye’nin önüne yeni fırsatlar getirmektedir. Siyasi belirsizliklerin azalması, güven ve istikrar ortamının gelişmesi. Hedeflerimize ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Bizi en çok sevindiren husus ekim ayı verilerine göre bir önceki yıla göre istihdamın 812 bin artış ile 32 milyona ulaşmasıdır. Bunu koruyacak ve daha da geliştireceğiz.

Türkiye’nin istihdamına yaptıkları katkılar dolayısıyla TİSK mensuplarına teşekkür ediyorum. Türkiye’nin son 21 yılı, Cumhuriyet döneminin altın yılları olarak şimdiden tarihe geçmiştir. Aklınıza gelebilecek her alanda çok büyük dönüşümlere imza attık. Ülkemizi nice yılların getirdiği eksiklerin utancından kurtardık. İstanbulumuzu çöp, çukur çamurdan kurtardık.

Şu anda tabii İstanbul o günlerine yeniden dönmek istiyor herhalde. Onun için bizim mottomuz yeniden İstanbul. Buna mecburuz. Yeniden İstanbul’u inşa ve ihya etmeye mecburuz. Sadece 21 yılda milletimizin asırlık eksiklerini tamamladık. Elbette bu tarihi dönüşümden çalışma hayatımız da nasibini aldı. Emekçilerimizin ücret ve çalışma şartlarını iyileştirirken işverenlerimizin de hak ve hukukunu korumaya özen gösterdik. Hep adaletten ve hakkaniyetten yana olduk.

Paylaşın

AK Parti’de İstanbul İçin Öne Çıkan İsim “Murat Kurum”

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde çalışmaları hız kazandı. AK Parti’de anketler ve temayül yoklamaları sonrası yapılan değerlendirmelerle İstanbul için aday sayısı ikiye indirildi. Son gelen kulis bilgilerinde Murat Kurum’un adaylığı daha fazla dillendirilmeye başlandı.

İstanbul Büyükşehir adaylığı için bugüne kadar Ali Yerlikaya ve Murat Kurum’un yanı sıra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski Bakan Adil Karaismailoğlu, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan’ın isimleri de anıldı.

Adaylara ilişkin tüm bu görüşleri ve ihtimalleri dinleyen AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son olarak İstanbul İl Teşkilatı ile de değerlendirme yaptıktan sonra kararını vereceği ve adayı açıklanacağı kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) başkan adayını pazar günü İstanbul’da açıklaması bekleniyor. Erdoğan’ın eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ya da İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’yı aday olarak açıklaması bekleniyor. Kulislerde yapılan son değerlendirmelerde öne çıkan isim ise Murat Kurum.

AK Parti, 7 Ocak’ta düzenleyeceği toplantıda İstanbul Büyükşehir’in yanı sıra İstanbul’un bazı ilçeleri ve Marmara Bölgesi ağırlıklı olmak üzere yaklaşık 30 belediye başkanı adayını açıklaması bekleniyor. AKP’nin 15 Ocak’ta gerçekleştireceği ikinci toplantıda ise kalan diğer adaylar ve AK Parti’nin yerel seçimler beyannamesi açıklanacak. AK Parti, yerel seçim adaylarını ortağı MHP ile görüşerek belirledi.

İstanbul Büyükşehir adaylığı için bugüne kadar Ali Yerlikaya ve Murat Kurum’un yanı sıra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski Bakan Adil Karaismailoğlu, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan’ın isimleri de anıldı. Ancak anketler, temayül yoklamaları ve Aday Tespit Komisyonu’nda yapılan değerlendirmeler sonrası aday sayısı ikiye indirildi. Son gelen kulis bilgilerinde Kurum’un adaylığı daha fazla dillendirilmeye başlandı.

Peki İstanbul adayının belirlenmesi sürecinde AK Parti içinde nasıl bir değerlendirme süreci yaşandı? Ve gelinen son aşamada nasıl bir tablo ortaya çıktı?

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; AK Parti içinde hem teşkilat hem parti yönetimi hem de kanaat önderi olarak kabul edilen isimlerden görüş alındığı toplantılarda Murat Kurum’un daha önce TOKİ’de görev alması, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı olması, İstanbul’un deprem gündemiyle bir seçim kampanyası yürütülebilecek olması, Kurum’a artı puan kazandıran özellikler olarak sıralandı.

Kurum’un AK Parti İstanbul İl Teşkilatı ile uyumu da pozitif yönlerinden biri olarak görüldü.

Anketlerde Yerlikaya’nın arkasında kalsa da Kurum’un da seçmende ciddi bir karşılığı olduğuna inanılıyor. AK Parti kurmayları, seçim kampanyası sürecinde anketlerdeki farkın giderileceğini savunuyor. Kurum’un kampanyada siyasi söylemle değil İstanbul’a dair yeni projelerle öne geçebileceği üzerinde duruluyor.

AK Parti’de özellikle kampanyayı yönetecek ekibin ise bu noktada Kurum’a dair bazı endişeleri var. Kurum’un CHP’nin adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kıyaslandığında “siyasi söylem gücünün daha geride” olduğu düşünülüyor. Ancak bu farkın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kapatılabileceği tahmin ediliyor. Erdoğan’ın bu nedenle İstanbul kampanyasının önemli bir parçası olacağı beklentisi hakim.

Kurum’un Erdoğan’ın ailesi ve yakın çevresi ile olan iyi ilişkileri de AK Parti içerisinde dikkat çekilen bir nokta.

Ali Yerlikaya’nın artıları, eksileri neler?

AK Parti’de yapılan anketlerde memnuniyeti en yüksek çıkan isim İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya. Başta adaylığa soğuk olan Yerlikaya’nın da son günlerde adaylığa sıcak baktığı kulislere yansımıştı. Ancak yarattığı memnuniyet yüksek olsa da bunun oya dönüşüp dönüşmeyeceğine ilişkin kuşkular var. “Başarılı bir Bakan” olarak görülen Yerlikaya’nın bakanlığı bırakmasıyla vatandaşlardaki bu eğilimin yok olabileceği göz önünde bulunduruluyor.

Ayrıca “fazla ön plana çıkmasının” seçim sürecinde özellikle AK Parti teşkilatı ile sorun yaşamasına yol açabileceği ifade ediliyor.

Yerlikaya’nın sadece AK Parti tabanı değil merkez sağdaki seçmene daha rahat ulaşacağı düşünülüyordu. Ancak Yerlikaya’nın adaylığına karşı çıkanlar, teşkilatla sorun yaşama ihtimalinin yanı sıra “başarılı bir bakanın yerinde devam etmesinin daha doğru olacağını” savunuyor.

AK Parti’de parti yöneticileri ile yapılan toplantıda 2019’daki Binali Yıldırım’ın adaylığına dair süreç de gündeme geldi. Yıldırım’ın da o dönem Meclis Başkanı olarak popüler bir aday olduğuna, ancak teşkilatla yaşadığı uyumsuzluk sebebiyle seçimin kaybedildiğine işaret edildi.

Adaylara ilişkin tüm bu görüşleri ve ihtimalleri dinleyen Erdoğan’ın son olarak İstanbul İl Teşkilatı ile de değerlendirme yaptıktan sonra kararını vereceği ve adayı açıklanacağı kaydediliyor. Bir AK Partili kurmay, “Son olarak teşkilatın fikrini alacağını dikkate alırsak adayın Murat Kurum olma olasılığı daha yüksek demektir” yorumunu yapıyor. Erdoğan’ın başlangıçta Ergün Turan’ı istediğine işaret eden kurmay, “Cumhurbaşkanı istişareye önem verir” diyerek fikrinin değiştiğini söyledi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de katıldığı bir TV programında İstanbul adayına ilişkin “Bizim siyasi hareketimizin bir önceki aşamasında Türkiye’ye örnek olmuş halen de kendi alanında rakibi olmayan Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. Her şehrin kendine göre kimliği var. İstanbul’un çok özel kimliği var. Bizim teşkilatlarımız müthiş bir organik yapıya sahiptir. Tüm teşkilatlar genel başkanımıza bakar. Genel başkanımız bütün teşkilatları dinler, kararını verir. Her zaman temayül yaparız. İllere arkadaşlarımız gider, anket yaparız. Cumhurbaşkanımız ‘daha çok dinlemeliyiz’ diyerekten tek tek genel merkezde, bütün büyükşehirlerle görüştü” diye konuştu.

Paylaşın

DEM Parti: Faşizmi Kurumsallaştıran Anayasa Yapmak İstiyorlar

Meclis’te basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Yeni bir anayasa tartışması Türkiye’nin en temel tartışmalarından biridir. Biz de yeni demokratik çoğulcu, özgürlükçü, özgürlükçü laiklik ilkesine sahip bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılması gerektiğini çokça ifade ettik” dedi ve ekledi:

“Ama bu anayasa meselesinde AKP’nin kafasının arkasındaki anayasanın asla çoğulcu, demokratik anayasa olmadığını tam da bu sürecin içerisine bakarak görebiliriz.  Yapmak istedikleri şey, yeniden 12 Eylül Anayasasını aratacak. Daha otokratik, daha despotik daha bütün temel hak ve özgürlükleri tırpanlayan bir anayasa yapmak istiyorlar.”

Gülistan Kılıç Koçyiğit, konuşmasının devamında, “Bu yeni yönetimi daha kalıcı hale getiren, faşizmi gittikçe kurumsallaştıran bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu anlamıyla da bu krizi yeniden Allah’ın bir lütfu olarak gördüklerini ve bu kriz üzerinden de yeni anayasa tartışmalarını ilerletmeye çalıştıklarını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamıyla da buna geçit vermemek gerektiğini ifade edelim.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, gündemdeki gelişmelere dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre Koçyiğit, konuşmasında şunları söyledi:

“Koç Üniversitesinde bir üniversite öğrencisinin Alevi ve Kürt olmasının nedeniyle oda arkadaşları tarafından darp edilmesi ve ırkçı saldırıyla, nefret saldırısına maruz kalmasına ilişkin haberleri takip ettik. Ne yazık ki gereğinin yerine getirilmediğini, sürecin akamete uğratıldığını, saldırıya uğrayan öğrencinin okuldan uzaklaştırıldığını ve saldırganlarla ilgili hiçbir şekilde bir sürecin işletilmediğini görüyoruz.

Yaşanan olay her gün Kürde, Alevi’ye, sosyaliste, devrimciye, kadına ve LGBT+ bireylerine yönelik nefret söylemlerinin bu ülkedeki şiddeti olağanlaştırıp yaygınlaştırıldığını ve hayatın her alanını şiddetle kuşattığını göstermesi açısından da önemli.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, 8 Kasım tarihinde yargısal bir darbe olarak nitelendirilen bir karara imza atarak bu kararın uygulanmayacağını ifade etti. Bunun üzerine Can Atalay’ın avukatları yeniden AYM’ye bireysel başvuru yaptılar. AYM bir kez daha ‘hak ihlali’ kararı verdi.

Anayasanın 153/6 fıkrasının yani anayasa kararlarının yasama, yürütme ve yargı, gerçek ve tüzel kişileri bağladığına ilişkin fıkrasına atıf yaparak bu kararın derhal uygulanması gerektiğini ifade etti. Ama ne yazık ki bu karara da İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi uymak ve gereğini yerine getirmek yerine; topu bir kez daha Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesine attı. Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, bir yargısal darbeye imza atarak haddini ve sınırlarını aşan bir karara imza koymuş oldu.

Bu kararın detaylarına politik olarak bakış açımızı ifade etmeden önce bu kararın ve bu sürece nasıl geldiğimizi kısaca özetlemek istiyorum. Biz bu darbe sürecini çok uzun bir süredir yaşıyoruz. Aslında Kürt sorunundaki çözümsüzlük meselesinin sürekli darbe mekaniğini canlı tuttuğunu çokça ifade ettik.

Ama bu darbe mekaniğinin bugün son 7-8 yıllık sürecin başlangıcını oluşturan 30 Ekim 2014 tarihindeki MGK kararı ve ardından 24 Temmuz 2015 tarihinde barış ve çözüm sürecinin yok edilerek yeniden Kürt sorununda güvenlikçi anlayışın devreye girmesiyle başladığını ifade etmek gerekiyor.

Bu başlangıcın bir gerekçesi de HDP’nin 7 Haziran başarısı olduğunu altını çizmek gerekiyor. Bu ülkede Kürtlerin, demokratların, sosyalistlerin ittifakıyla 80 milletvekilinin Meclis’e girmesi müesses nizamı ve onun bekçilerini oldukça ürküttü. Hızlı bir şekilde kırmızı alarm vererek Kürt düşmanı bir ittifakı hayata geçirdiler ve o gün bugündür de başta Kürt halkı olmak üzere demokratik siyasete ve tüm alanlara saldırılar olduğunu biliyoruz.

Ne yapıldı? 20 Nisan 2016 tarihinde bu Meclis anayasaya aykırı olduğu halde milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırdı. O zaman ‘anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz’ diyenlerin bugünkü anayasal krizde, devlet krizinde emeklerinin olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.  O gün bu yargısal darbeye bu hukuksuzluğa geçit verilmeseydi, sırf Kürt’tür diye, sırf demokratik siyaseti temsil ediyor diye HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmasaydı bugün belki de bunları konuşmuyor olacaktık.

Ama sadece bununla da sınırlı kalmadı. Hatırlatalım, 4 Kasım 2016 tarihinde eş zamanlı olarak eş genel başkanlarımızın ve milletvekilli arkadaşlarımızın içinde olduğu birçok arkadaşımız gözaltına alındı, tutuklandı ve cezaevine konuldular. Bununlar da yetinmediler. 2016 yılındaki darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL eliyle aslında KHK’ler eliyle bir siyasi mühendislik yapmaya çalıştılar ve bununla da bir bütün olarak sistemi değiştirmek istediklerini göstermiş oldular.

Bu da yetmedi. HDP’ye kapatma davası açıtlar, Kobani kumpas davasıyla 108 arkadaşımızı en ağır suçlarla yargılamaya çalışıyorlar ki hali hazırda Kobani kumpas davası devam ediyor ve bütün bunların aslında yeni kurulmak istenen rejimin, sistemin taş ayakları olduğunu bütün bunların bir büyük planın parçası olduğunu ama ilk elden kendileri açısından sorun teşkil eden Kürtleri devrimcileri sosyalistleri aslında bu ülkenin direniş odağını yok etmek istediklerini çok iyi biliyoruz.

İşte bu nedenle bu ülke 7 Haziran 2015 ten bu yana karanlığın içine gömülmüş durumda. Bu karanlığı bizim dışımızda aydınlatmaya çalışan da yok ne yazık ki. Bu nedenle bu kadar darbelere maruz kalmış, yargısal darbelere maruz kalmış bir parti olarak bugün yaşanan sürecin aslında çok önceden geldiğini ifade etmiştik. Bugün de bunun altını bir kez daha çizmemiz gerekiyor. Tabi ki yargıdaki mesele sadece bize yönelik kumpaslar ve darbelerle sınırlı değil. Aslında liyakatsizliğin başını alıp gittiği, çürümenin olduğu, yargıda borsaların konuşulduğu, yargısal çürüme sürecinin içinden geçtiğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

Mehmet Uçum şöyle diyor; ‘Biz Başkanlık sistemine geçtik, kendimiz açısından yeni bir düzeni kurduk ama bu düzenin içerisinde hali hazırda önümüzde engeller var. AYM bazen hoşumuza gitmeyen kararlar alıyor. Onun için AYM’nin de Anayasa’nın da değiştirilmesi gerekiyor.’ Yani AYM’nin itibarsızlaştırılması, yetkilerinin gasp edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Mehmet Uçum bunu kimin adına söylüyor? Çünkü dün AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in bir açıklaması vardı. Yine Erdoğan’ın da aynı şekilde yaptığı açıklaması vardı.

Bu tartışma ve çelişkide, iki yüksek yargı kurumu arasındaki çelişkide ‘hakemim’ diyordu. Öncelikle şunu söyleyelim. Bu bir maç değil. Eğer bu, topluma karşı bir maç ise bütün muhaliflerin elini, kolunu bağlamışsınız, kaleciyi kale duvarına sabitlemişsiniz ve tek taraflı oynadığınız şikeli bir maçtır. Eğer hakemsen, Mehmet Uçum’un açıklamalarını kim yazıyor? Mehmet Uçum kim adına konuşuyor, diye de sormamız lazım. Mehmet Uçum, Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin 8 Kasım’da verdiği ilk kararında da son kararında da açık ve net bir şekilde AYM’ye parmak sallıyor, tehdit ediyor. Aslında AYM’yi birçok konuda suçluyor.

Sadece yeni bir hukuksal düzenin kurulması gerektiğini ifade etmiyor. Henüz HDP kapatma davasında karar vermediği için son yerel seçimde HDP’ye yapılan hazine yardımı nedeniyle AYM’yi terörün finansmanıyla suçlayacak akıldan, izandan, sağduyudan yoksun açıklamalar yapıyorlar. Bir karar vermeleri gerekiyor. Bu tartışmanın içinde Saray’ın nerede durduğunu çok iyi biliyoruz. Saray bizzat taraftır.

Kendi yeni rejimini kurmak, tek adam rejimini sağlamlaştırmak açısından bu iktidara dikensiz gül bahçesi yaratmak açısından Saray’ın taraf olduğunu, Erdoğan’ın taraf olduğunu biliyoruz. Tek taraf olanlar onlar değil, özellikle grup ve kürsü konuşmalarında AYM’ye parmak sallayanlar, partimizin kapatılması için oradan emir ve talimat verenler ve bugün aslında Yargıtay’ın birçok dairesinde ve özellikle 3’üncü Ceza Dairesinde etkin olduğunu bildiğimiz siyasi partinin de bu işin bir tarafı olduğunu ve siyasi mühendislik yaparak ülkeyi başka bir yere taşımaya çalıştığını da çok iyi biliyoruz.

Artık ortada bir anayasasızdık hali var. Ne yazık ki AYM’de bu anayasasızlaştırma meselesinde bir taraftı. Bu sürece katkı koydu. Bu sürecin parçalarını oluşturan bir yerde duruyordu ama gördüğümüz meselenin çok daha ileri boyuta gittiğini, Yargıtay’ın sadece AYM’ye değil, aynı zamanda halka, Meclis’e, Meclis Başkanı’na da parmak sallayan had bildiren bir noktaya taşındığını görüyoruz. Bunu kabul etmek, buna sessiz kalmak mümkün değil.

Biz de bunu kabul etmeyeceğiz, sessiz kalmayacağız. Bu anlamıyla bu siyasi krizin bizim açımızdan bir yönüyle de aslında yaratılmak istenen bir kriz olduğuna dair de açıkçası şüphelerimiz olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Yani bir danışıklı dövüşün, bir kavganın seyircisi pozisyonuna da bütün toplumu ve siyasi getirmek isteyen bir anlayışı olduğunu da görüyoruz.

“Daha otokratik, daha despotik daha…”

Buradan ifade edelim; dün Ömer Çelik’in açıklamalarında bütün bu krizin asıl nedeninin mevcut anayasa olduğunu, mevcut anayasa durduğu sürece bu krizlerin de artarak devam edeceğini ifade etmiş. Şunu söyleyelim; yeni bir anayasa tartışması Türkiye’nin en temel tartışmalarından biridir. Biz de yeni demokratik çoğulcu, özgürlükçü, özgürlükçü laiklik ilkesine sahip bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılması gerektiğini çokça ifade ettik. Ama bu anayasa meselesinde AKP’nin kafasının arkasındaki anayasanın asla çoğulcu, demokratik anayasa olmadığını tam da bu sürecin içerisine bakarak görebiliriz.

Yapmak istedikleri şey, yeniden 12 Eylül Anayasasını aratacak. Daha otokratik, daha despotik daha bütün temel hak ve özgürlükleri tırpanlayan bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu yeni yönetimi daha kalıcı hale getiren, faşizmi gittikçe kurumsallaştıran bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu anlamıyla da bu krizi yeniden Allah’ın bir lütfu olarak gördüklerini ve bu kriz üzerinden de yeni anayasa tartışmalarını ilerletmeye çalıştıklarını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamıyla da buna geçit vermemek gerektiğini ifade edelim.

Şimdi bu bir karanlık dehliz, bu bir karanlık eşik…Türkiye çok yakın dönemde aslında birçok dönemeçten geçti. Örneğin; 7 Haziran 2015 bu eşiklerden birisiydi. Türkiye halkları bir taraftan barışın, demokrasinin tercihini yapmıştı. Türkiye halkları gerçekten o yoldan gidilseydi, bugün Türkiye bambaşka bir yerde olurdu. Ama diğer taraftan güvenlikçi, savaştan, askeri operasyonlardan medet uman, yeniden Kürt sorununun çözümsüzlüğünden beslenen bir yol vardı. Ne yazık ki AKP iktidarı bu yolu tercih etti. O gün bugündür de Türkiye ne yazık ki düze çıkamıyor.

Şimdi yeni bir yol ayrımındayız. Ya hep beraber bu ülkedeki yurttaşlar olarak, bu ülkedeki siyasetçiler olarak, bu ülkedeki her bir yurttaşın temel hak ve özgürlüklerini savunacak, anayasal devlet düzenini savunacağız ya da bu büyük karanlık ve kötülük kendini gittikçe büyütecek ve bütün ülke sathına yayılarak yeni bir anayasal düzeni bize dayatacak. Bunun içerisinde her birimiz kaybolup gideceğiz. O anlamıyla biz bütün çağrımızı bütün Türkiye halklarına yapmak istiyoruz; gelin bu darbeye hep beraber direnelim.

Bu çağrımızı Meclise yapmak istiyoruz. Meclis iradesine, halkın kendisine verdiği temsile sahip çıkması gerekiyor. Meclisin onuruna sahip çıkması gerekiyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, meclise parmak sallıyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi meclise kayyım olarak atanmak isteniyor. Bu kayyımca anlayışa karşı biz meclisin onuruna, haklarına toplum adına Türkiye halkları adına sahip çıkması gerektiğini ifade ediyoruz.

Meclis Başkanına çağrı yapıyoruz; Yargıtay’ın kararı asla ama asla Meclis’te okunmamalıdır bu yargısal krizin Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin kararının geçmişteki darbe muhtıralarından bir farkının olmadığını altını çiziyoruz. Bu kararın 28 Şubat muhtırasından 27 Nisan e-muhtırasından hiçbir farkı olmadığını ifade edelim. O gün ‘bize karşı darbe yapılıyor diye bağıranlar’ ve o günün mazlumları bugünkü darbenin başında olup bütün topluma darbe yapıyor. Sayın Numan Kurtulmuş’a çağrı yapıyoruz, asla ama asla Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin kararı bu Meclis’te okunmamalıdır. Sizden de Meclis iradesini sahip çıkacak bir tutumu beklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Bu işin bütün bu sürecin mağduru olan Hatay halkının iradesi olan Can Atalay var. Can Atalay hali hazırda hepimiz gibi milletvekili olarak seçildi ama ne yazık ki yemin edemedi, milletvekili görevlerini yerine getirmiyor. Neden tutuluyor? AKP’nin aslında emelleri için.

AKP’nin bir yeni Türkiye inşası için aslında orada, cezaevinde rehine pozisyonunda tutulmaya devam ediyor. Burada da bir kez daha AYM kararının derhal uygulanması ve Hatay Milletvekili Can Atalay’ın derhal serbest bırakılması çağrısını yenilemek istiyoruz. Bu ülkedeki bütün toplumsal kesimleri darbeye karşı demokratik, barışçıl gösteri hakkını, darbeye karşı direnmeye, ülkeyi karanlıktan çıkarıp aydınlığa taşımak için elin taşın altına koymaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: İstanbul’u Yeniden Kazanacağız

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tanıtım toplantısında konuşan mevcut belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, “31 Mart 2024’te sizlerin iradesiyle İstanbul’u yeniden kazanacağız” dedi ve ekledi:

“Ve Allah’ın izniyle daha büyük işler başaracağız. Çünkü engellemelere karşı bağışıklık kazandık. Hizmet ürettik tecrübe kazandık. Artık küçüldükçe küçüldü o engelleme refleksleri. Toza dönüştü görmüyoruz onları artık. Başarıya nasıl ulaşacağımızı artık çok daha iyi biliyoruz. Artık İstanbul senin. O, ‘İstanbul benim’ diyen tek kişiden kurtuldu. İstanbul 16 milyonun, İstanbul herkesin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tanıtım toplantısını Haliç Kongre Merkezi’nde düzenledi. İstiklal Marşı’nın okunması ve saygı duruşu ile başlayan tanıtım toplantısında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den sonra mevcut belediye başkanı Ekrem İmamoğlu bir konuşma yaptı. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Mustafa Kemal Atatürk, 10’uncu yıl nutkunda şöyle der: Az zamanda büyük ve önemli işler yaptık. Ve ardından şöyle devam eder: Fakat asla yaptıklarımızı asla kâfi görmeyiz. Çünkü çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Hazır mıyız İstanbul.

Aziz Atatürk’ten aldığımız ilhamla az zamanda büyük ve önemli işler başardık. Bunca engele rağmen başardıklarımız bize güven ve cesaret veriyor. Sizlerin iradesiyle 2019 yılında köklü bir değişim başardık. Sizlerin desteğiyle biz başardıkça onlar 25 yılda yaptıklarını her gün ama acemice her gün hararetle bizim dört buçuk yılımızla kıyaslamak zorunda kaldılar. İnanın bu başarı hepimizin başarısıdır. Tüm inancımla söylüyorum, İstanbul olarak başarmaya devam edeceğiz.

31 Mart 2024’te sizlerin iradesiyle İstanbul’u yeniden kazanacağız. Ve Allah’ın izniyle daha büyük işler başaracağız. Çünkü engellemelere karşı bağışıklık kazandık. Hizmet ürettik tecrübe kazandık. Artık küçüldükçe küçüldü o engelleme refleksleri. Toza dönüştü görmüyoruz onları artık. Başarıya nasıl ulaşacağımızı artık çok daha iyi biliyoruz. Artık İstanbul senin. O, ‘İstanbul benim’ diyen tek kişiden kurtuldu. İstanbul 16 milyonun, İstanbul herkesin.

Bizim devraldığımız belediyede metro projeleri tamamen stop etmişti. Bazıları bir buçuk yıldır duruyordu. Bazıları 2016, 2017’de ihale edilmesine rağmen hiç başlanmamış haldeydi. İştirak şirketleri vergi borcuna batırılmış ve ihale yasaklısıydı. Bugün o parlak isimleriyle tekrar Türkiye’nin markası haline gelen iştiraklerimiz ne yazık ki İBB’nin bile ihalesine giremiyordu. Kasasında sadece altı milyon lira bırakılmış bir belediyeydi. Altı milyon lira ne demek biliyor musunuz 2019’da? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir saatlik bile gideri değildi.

Tabii enflasyon, döviz kurları ve işsizlik aldı başını gitti. Milletçe fakirleştik. Biz de İBB olarak gerçekten fakirleştik. Yürüttüğümüz her projenin bedeli dört kat beş kat bu dönemlerde artıyor oldu. İhaleler iptal edildi. Artan krizden dolayı hükumetin çıkardığı bir genelgeyle yüzde 15’in altında olan müteahhitler tek tek işleri iptal ediyorlardı. Her yürüttüğümüz projenin maliyeti artarken israfı bitirdiğimiz için biz bu zor dönemde bile onların ürettiği işlerin iki katını onların harcadıkları bütçenin yarısına bitirmeyi başardık.

(Ceketini çıkarıp kollarını sıvadıktan sonra) Sayın Genel Başkanım, biz 6 Mayıs’ta çıkarttığımız o ceketi hiç giymedik. Türkiye’de iktidar olana kadar da giymeyeceğiz!”

“Her şeye ben karar veririm diyor”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise konuşmasında şunları söyledi: “Napolyon’un bana dünyayı verseniz ona başkent yaparım dediği şehirde, Fatih Sultan Mehmet’in çağ açıp çağ kapattığı şehirde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülkenin ziğneti dediği şehirde beş yıldır hizmet veren Ekrem İmamoğlu’nun yeniden beş yıl hizmet vermesi için bir aradayız.

Bir ülkenin olabilmesi için o ülkenin ordusunun sınırlarını koruması ve bir sözleşmesi olması lazım. Bir sözleşmemiz var. Hepimizin üzerinde mutabık olduğu bir anayasamız yok ama ilk dört maddesinde mutabık olduğumuz bir anayasamız var. O anayasa, değiştirilene kadar hepimizi bağlıyor. Eğer siz o anayasanın bir maddesini yok sayarsanız başka birinin de başka bir maddeyi yok sayma tartışmasını kabul edersiniz.

Anayasa’nın 153’üncü maddesi Anayasa Mahkemesi’nin kararını bağlayıcı olduğunu söylerken birisinin talimatıyla beş kişi Anayasa’nın o sayfasını yırttı attı. Bu, başka birisinin Anayasa’nın 75’inci maddesini yok saymasını kabul etmek olur. Başka birisi gelir Anayasa’nın 101’inci maddesini atar. O, Cumhurbaşkanı’nın olmaması demektir. Yani birileri gelmiş devletin çivisini çıkarmaya çalışmaktadır.

Burada iki büyük ailenin temsilcileri var. Birisi Cumhuriyet Halk Partisi ailesidir, diğeri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. Bu iki ailenin ortak bir çocuğu var: Tayfun Kahraman. Burada Tayfun Kahraman nezdinde, Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı, Çiğdem Mater’i selamlamak isterim.

Bu insanlar her biri temsil ettikleri meslek grubu yöneticileri olarak Gezi Platformu’nda yer aldılar. Bu insanlar dönemin başbakanıyla görüşmek istediler. Gezi’de bir kişinin daha burnunun kanamaması için çaba sarf ettiler. Bunun için altı madde istediler.

Ne istiyorlardı: Ağaçları kesmeyin diyorlardı. Gezi Parkı’nı kesip yerine Topçu Kışlası yapmayın, AKM’yi yıkıp yerine AVM yapmayın, gençleri nezarethaneye atmayın diyorlardı. Bugün Gezi Parkı yerinde duruyorsa Mücella Yapıcı sayesinde, Can Atalay sayesinde, Mine Özerden sayesinde duruyor. Bugün AKM, AKM olarak duruyorsa arkadaşlarımız sayesinde duruyor. Şimdi diyorlar ki bunlar bize darbe yapmaya çalıştılar. Mahkeme salsa da salmam diyor. Her şeye ben karar veririm diyor.

Ama İstanbul’un iki güzide takımı 100’üncü yılın son derbisini oynayacak. Alıp onları Riyad’a götürüyorlar. Sanki bilmezmiş gibi onlar gelince Anıtkabir’e gitmiyorlar. Sanki bilmezmiş gibi senin bir adım önüne gelip ‘Merhaba asker’ diye Türkçe selamlamaktan yani Türkçe’yi saygıyla ağzına almaktan imtina eden birinin ne yapacağını bilmezmiş gibi İstanbul’un, İzmir’in Türkiye’nin hak ettiği son derbiyi götürüyor ve orada Gazi Mustafa Kemal’i utanmadan pazarlık konusu yapmaya niyetleniyorlar sonra biz çıkıp her şeyden sen sorumlusun da bu konuda neden sorumlu değilsin diye sorduğumuzda açıklama yaptırıyorlar cumhurbaşkanımızın bu konuda bir dahli yok, bunu kulüplere sorduk biz yaptık diye.

Dahlin yoksa Gezi’den de elini çek, dahlin yoksa bu milletin evlatlarından elini çek. Yok her şeyi sen biliyorsan o maçı da oraya sen götürdün, o Suudi Arabistanlıları istemeyiz, İstiklal Marşı’nı okutmayız diyecek hadsizliğin sorumlusu da sensin Recep Tayyip Erdoğan.

Biz bu ülkeye önce bağımsızlığı getiren partiyiz. Sonra bu ülkeye çok partili rejimi, parlamenter rejimi getiren partiyiz. Sonra bu ülkeye sosyal devlet anlayışını ve sosyal belediyeciliği getiren partiyiz.

Türkiye’de yerel yönetimler tarafından ilk kez ortaya konulan kentsel dönüşümden toplu konut projelerine, metrodan metrobüse, hafif raylı sistemden biyolojik arıtma tesislerine kadar bugün bir çoğu bu salonda olmayan Cumhuriyet Halk Parti’li sosyal demokrat belediye başkanlarının ve onların inanmış kadrolarının eseridir. İstanbul’da ilk metronun temeli 1991’de Nurettin Sözen tarafından, İzmir’de Yüksel Çakmur tarafından atılmıştır.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den ‘Gezi’ Tutuklularına Selam

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tanıtım toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Burada iki büyük ailenin temsilcileri var. Birisi Cumhuriyet Halk Partisi ailesidir, diğeri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. Bu iki ailenin ortak bir çocuğu var: Tayfun Kahraman. Burada Tayfun Kahraman nezdinde, Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı, Çiğdem Mater’i selamlamak isterim” dedi ve ekledi:

“Bu insanlar her biri temsil ettikleri meslek grubu yöneticileri olarak Gezi Platformu’nda yer aldılar. Bu insanlar dönemin başbakanıyla görüşmek istediler. Gezi’de bir kişinin daha burnunun kanamaması için çaba sarf ettiler. Bunun için altı madde istediler. Ne istiyorlardı: Ağaçları kesmeyin diyorlardı. Gezi Parkı’nı kesip yerine Topçu Kışlası yapmayın, AKM’yi yıkıp yerine AVM yapmayın, gençleri nezarethaneye atmayın diyorlardı.”

Özel, konuşmasının devamında, “Bugün Gezi Parkı yerinde duruyorsa Mücella Yapıcı sayesinde, Can Atalay sayesinde, Mine Özerden sayesinde duruyor. Bugün AKM, AKM olarak duruyorsa arkadaşlarımız sayesinde duruyor. Şimdi diyorlar ki bunlar bize darbe yapmaya çalıştılar. Mahkeme salsa da salmam diyor. Her şeye ben karar veririm diyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tanıtım toplantısını Haliç Kongre Merkezi’nde düzenledi. İstiklal Marşı’nın okunması ve saygı duruşu ile başlayan tanıtım toplantısında CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bir konuşma yaptı. Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Napolyon’un bana dünyayı verseniz ona başkent yaparım dediği şehirde, Fatih Sultan Mehmet’in çağ açıp çağ kapattığı şehirde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülkenin ziğneti dediği şehirde beş yıldır hizmet veren Ekrem İmamoğlu’nun yeniden beş yıl hizmet vermesi için bir aradayız.

Bir ülkenin olabilmesi için o ülkenin ordusunun sınırlarını koruması ve bir sözleşmesi olması lazım. Bir sözleşmemiz var. Hepimizin üzerinde mutabık olduğu bir anayasamız yok ama ilk dört maddesinde mutabık olduğumuz bir anayasamız var. O anayasa, değiştirilene kadar hepimizi bağlıyor. Eğer siz o anayasanın bir maddesini yok sayarsanız başka birinin de başka bir maddeyi yok sayma tartışmasını kabul edersiniz.

Anayasa’nın 153’üncü maddesi Anayasa Mahkemesi’nin kararını bağlayıcı olduğunu söylerken birisinin talimatıyla beş kişi Anayasa’nın o sayfasını yırttı attı. Bu, başka birisinin Anayasa’nın 75’inci maddesini yok saymasını kabul etmek olur. Başka birisi gelir Anayasa’nın 101’inci maddesini atar. O, Cumhurbaşkanı’nın olmaması demektir. Yani birileri gelmiş devletin çivisini çıkarmaya çalışmaktadır.

Burada iki büyük ailenin temsilcileri var. Birisi Cumhuriyet Halk Partisi ailesidir, diğeri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. Bu iki ailenin ortak bir çocuğu var: Tayfun Kahraman. Burada Tayfun Kahraman nezdinde, Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı, Çiğdem Mater’i selamlamak isterim.

Bu insanlar her biri temsil ettikleri meslek grubu yöneticileri olarak Gezi Platformu’nda yer aldılar. Bu insanlar dönemin başbakanıyla görüşmek istediler. Gezi’de bir kişinin daha burnunun kanamaması için çaba sarf ettiler. Bunun için altı madde istediler.

Ne istiyorlardı: Ağaçları kesmeyin diyorlardı. Gezi Parkı’nı kesip yerine Topçu Kışlası yapmayın, AKM’yi yıkıp yerine AVM yapmayın, gençleri nezarethaneye atmayın diyorlardı. Bugün Gezi Parkı yerinde duruyorsa Mücella Yapıcı sayesinde, Can Atalay sayesinde, Mine Özerden sayesinde duruyor. Bugün AKM, AKM olarak duruyorsa arkadaşlarımız sayesinde duruyor. Şimdi diyorlar ki bunlar bize darbe yapmaya çalıştılar. Mahkeme salsa da salmam diyor. Her şeye ben karar veririm diyor.

Ama İstanbul’un iki güzide takımı 100’üncü yılın son derbisini oynayacak. Alıp onları Riyad’a götürüyorlar. Sanki bilmezmiş gibi onlar gelince Anıtkabir’e gitmiyorlar. Sanki bilmezmiş gibi senin bir adım önüne gelip ‘Merhaba asker’ diye Türkçe selamlamaktan yani Türkçe’yi saygıyla ağzına almaktan imtina eden birinin ne yapacağını bilmezmiş gibi İstanbul’un, İzmir’in Türkiye’nin hak ettiği son derbiyi götürüyor ve orada Gazi Mustafa Kemal’i utanmadan pazarlık konusu yapmaya niyetleniyorlar sonra biz çıkıp her şeyden sen sorumlusun da bu konuda neden sorumlu değilsin diye sorduğumuzda açıklama yaptırıyorlar cumhurbaşkanımızın bu konuda bir dahli yok, bunu kulüplere sorduk biz yaptık diye.

Dahlin yoksa Gezi’den de elini çek, dahlin yoksa bu milletin evlatlarından elini çek. Yok her şeyi sen biliyorsan o maçı da oraya sen götürdün, o Suudi Arabistanlıları istemeyiz, İstiklal Marşı’nı okutmayız diyecek hadsizliğin sorumlusu da sensin Recep Tayyip Erdoğan.

Biz bu ülkeye önce bağımsızlığı getiren partiyiz. Sonra bu ülkeye çok partili rejimi, parlamenter rejimi getiren partiyiz. Sonra bu ülkeye sosyal devlet anlayışını ve sosyal belediyeciliği getiren partiyiz.

Türkiye’de yerel yönetimler tarafından ilk kez ortaya konulan kentsel dönüşümden toplu konut projelerine, metrodan metrobüse, hafif raylı sistemden biyolojik arıtma tesislerine kadar bugün bir çoğu bu salonda olmayan Cumhuriyet Halk Parti’li sosyal demokrat belediye başkanlarının ve onların inanmış kadrolarının eseridir. İstanbul’da ilk metronun temeli 1991’de Nurettin Sözen tarafından, İzmir’de Yüksel Çakmur tarafından atılmıştır.”

“Bunca engele rağmen başardıklarımız bize güven ve cesaret veriyor”

Özgür Özel’den sonra kürsüye çıkan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise şunları söyledi: “Mustafa Kemal Atatürk, 10’uncu yıl nutkunda şöyle der: Az zamanda büyük ve önemli işler yaptık. Ve ardından şöyle devam eder: Fakat asla yaptıklarımızı asla kâfi görmeyiz. Çünkü çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Hazır mıyız İstanbul

Aziz Atatürk’ten aldığımız ilhamla az zamanda büyük ve önemli işler başardık. Bunca engele rağmen başardıklarımız bize güven ve cesaret veriyor.

Sizlerin iradesiyle 2019 yılında köklü bir değişim başardık. Sizlerin desteğiyle biz başardıkça onlar 25 yılda yaptıklarını her gün ama acemice her gün hararetle bizim dört buçuk yılımızla kıyaslamak zorunda kaldılar. İnanın bu başarı hepimizin başarısıdır. Tüm inancımla söylüyorum, İstanbul olarak başarmaya devam edeceğiz.

31 Mart 2024’te sizlerin iradesiyle İstanbul’u yeniden kazanacağız. Ve Allah’ın izniyle daha büyük işler başaracağız. Çünkü engellemelere karşı bağışıklık kazandık. Hizmet ürettik tecrübe kazandık. Artık küçüldükçe küçüldü o engelleme refleksleri. Toza dönüştü görmüyoruz onları artık. Başarıya nasıl ulaşacağımızı artık çok daha iyi biliyoruz. Artık İstanbul senin. O, ‘İstanbul benim’ diyen tek kişiden kurtuldu. İstanbul 16 milyonun, İstanbul herkesin.

Bizim devraldığımız belediyede metro projeleri tamamen stop etmişti. Bazıları bir buçuk yıldır duruyordu. Bazıları 2016, 2017’de ihale edilmesine rağmen hiç başlanmamış haldeydi. İştirak şirketleri vergi borcuna batırılmış ve ihale yasaklısıydı. Bugün o parlak isimleriyle tekrar Türkiye’nin markası haline gelen iştiraklerimiz ne yazık ki İBB’nin bile ihalesine giremiyordu. Kasasında sadece altı milyon lira bırakılmış bir belediyeydi. Altı milyon lira ne demek biliyor musunuz 2019’da? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir saatlik bile gideri değildi.

Tabii enflasyon, döviz kurları ve işsizlik aldı başını gitti. Millletçe fakirleştik. Biz de İBB olarak gerçekten fakirleştik. Yürüttüğümüz her projenin bedeli dört kat beş kat bu dönemlerde artıyor oldu. İhaleler iptal edildi. Artan krizden dolayı hükumetin çıkardığı bir genelgeyle yüzde 15’in altında olan müteahhitler tek tek işleri iptal ediyorlardı. Her yürüttüğümüz projenin maliyeti artarken israfı bitirdiğimiz için biz bu zor dönemde bile onların ürettiği işlerin iki katını onların harcadıkları bütçenin yarısına bitirmeyi başardık.”

Paylaşın

CHP’den 14 Ocak’ta “Anayasa’ya Saygı” Mitingi Düzenleme Kararı

Gündeme ilişkin açıklamalar yapan CHP Lideri Özgür Özel, TBMM’yi 9 Ocak Salı günü olağanüstü toplantıya çağırdı. Özgür Özel, ayrıca 14 Ocak Pazar günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda “Anayasa’ya saygı” mitingi düzenleyeceklerini açıkladı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Özel, “Elimde tüm muhalafet partilerinin toplandığında katılacaklarını bildirdikleri; CHP ve Gelecek Partisi, Saadet Partisi, TİP, DEVA, Demokrat Parti tarafından imzalanan İYİ Parti ve DEM tarafından da toplanıldığında oturuma katılacakları ifade edilen 9 Ocak 2024 Salı günü saat 15.00’te Genel Kurulu toplantıya çağırdığımız başvurumuz burada. TBMM’yi kendi iradesine karşı yapılan bu darbe girişimine karşı olağanüstü toplantıya çağırıyoruz” diye konuştu.

“Ayrıca CHP olarak, sivil toplumda bu darbe girişimine karşı hangi demokratik çağrı varsa en yürekten katkıyı sağlayacağımızı ifade ediyoruz” diyen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“‘Geleceğimize sahip çıkıyoruz’ diyeceğimiz; demokrasiye, anayasaya sahip çıkacağımız büyük miting için, 14 Ocak Pazar günü saat 13.00’te tüm vatandaşlarımızı, tüm siyasi partileri, bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen her ferdini, gençlerini Tandoğan Meydanı’nda geleceğimize, adalete sahip çıkan mitingimize davet ediyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) toplantıları sonrası açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamasından satır başları şöyle:

“Yargı darbesi Can Atalay konusunu aşmıştır. Can Atalay 600 milletvekilinin oylarıyla insan hakları komisyonuna seçilmiştir. Birileri onlara hadi oradan siz bilmezsiniz biz biliriz demiştir. Bu durum Devlet Bahçeli’nin zoruna gitmiyorsa milletin zoruna gidiyordur.

153. maddede AYM kararları yayınlandığı anda AYM kararları yürütme, yasama ve yargı organları için bağlayıcı durumdadır. Kendisi için anayasa yaptıran Erdoğan kendini bu anayasanın da üzerinde görmektedir. Erdoğan, ‘153. maddeyi benim için yok hükmünde’ diyerek yırtıp atmıştır. Erdoğan darbe girişiminin başında olduğunu itiraf etmiştir.

Yapılan iş varlığımızı borçlu olduğumuz rengini bayraktan alan anayasayı tartışmaya açmaktır. Anayasa yoksa devlet yoktur, devlet yoksa düzen yoktur. Gücün zehirlediği bu şahıs, memleketi yönetilemez bir hale getirmiştir. Memleket muz cumhuriyetine dönmüştür. Siz burada yazılan kuralları terk ederseniz muz cumhuriyetini bile ararsınız.

Cumhuriyetten önce kurulmuş iki güzide kulübümüzü Arabistan’a götürenler Atatürk’ü pazarlık konusu yaparlar.  Bu ayıbı örtmeden bir miting tertip etmişler.

Yılbaşı eğlencesinden dönenlerle sabah namaza gidenler arasında bir sürtüşme planlamışlardır. .Bu durum bir yaralanmaya sebep vermiştir. Ardından yaşananları dikkatle takip ettik. Ege’nin babası Zafer beyi aradım. Şiddete karşıyız, ama geçmişte sabıkası olmayan, adresi belli 22 yaşındaki bir genci nasıl tutuklarlar. Yılmaz Tunç bir açıklasın bakalım. Yumruğa karşıyız ama Ege’nin tutuklanmasına da karşıyız. Ege’nin savunmasını okuduk. Pişman olduğunu söylemiş ama tutukladılar çocuğu.

Yargıtay’a kurumsal başvurumuzu yapıyoruz. Bu 5 hakim için görevden el çektirilmelerini kendi görevleri olduğunu hatırlatıyoruz.  Yargıtay’ın kararı Yargıtay’da görev yapan tüm hakimlerin üzerine sürülen bir lekedir. Bu 5 celladın ceza genel kuruluna götürülmesini davet ediyoruz. 5 tane celladın geleceğimizi karartmasına sessiz kalmayacağız.

“TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırıyouz”

Elimde tüm muhalefet partilerinin toplantıya katılacaklarını bildirdikleri CHP ve Gelecek Partisi, Saadet Partisi, TİP, DEVA, Demokrat Parti tarafından imzalanan İYİ Parti ve Dem tarafından da toplanıldığında oturuma katılacakları ifade edilen 9 Ocak 2024 Salı günü saat 15.00’te Genel Kurulu toplantıya çağırdığımız başvurumuz burada. TBMM’yi kendi iradesine karşı yapılan bu darbe girişimine karşı olağanüstü toplantıya çağırıyoruz.

Ayrıca CHP olarak, sivil toplumda bu darbe girişimine karşı hangi demokratik çağrı varsa en yürekten katkıyı sağlayacağımızı ifade ediyoruz. Gelecek hafta 14 Ocak Pazar günü geleceğimize sahip çıkıyoruz diyeceğimiz, demokrasiye, anayasaya sahip çıkacağımız büyük miting için, 14 Ocak Pazar günü saat 13.00’te tüm vatandaşlarımızı, tüm siyasi partileri, bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen her ferdini, gençlerini Tandoğan Meydanı’nda geleceğimize, adalete sahip çıkan mitingimize davet ediyoruz.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: AK Parti Adaylarını 7 Ve 15 Ocak’ta Açıklayacak

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerde çalışmalarına hız verdi. Erdoğan, partisinin İstanbul adaylarını 7 Ocak Pazar, Ankara adaylarını 15 Ocak Pazartesi günü açıklayacaklarını söyledi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde aday belirleme komisyonu toplantısı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayını pazar günü duyacaksınız. Bizim yapacağımız açıklamalarda A’dan Z’ye hepsi sürprizdir ve yerel yönetim seçimlerindeki partimizin kazanma azminin simgesi olacak” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayının 15 Ocak’ta Ankara’da düzenlenecek toplantıda açıklanacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ankara adayını Ankara’da açıklayacağız. Seçim beyannamesini burada açıklayacağız. Strateji belgemizi açıklayacağız. Yarıya yakınını açıklarız” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik dün yaptığı açıklamada, hem belediyecilik geleneğinin ana esaslarını hem de bugünün şartlarına, ihtiyaçlarına hitap eden söylemleri, projeleri içeren bir beyanname ile seçmenin karşısına çıkacaklarını söylemişti.

Çelik, yerel seçimler için diğer partilerle işbirliği çalışmalarındaki son durumun sorulması üzerine, şu an görüşmelerin sürdüğünü, sonuçlandığında gerekli açıklamaların yapılacağını belirtmişti.

Paylaşın

Türkiye’de 57 Gazeteci Tutuklu, 280 Gazeteci Yargılanıyor

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, 2023 yılında sansürden haber takibinin engellenmesine, tutuklamalardan basın ve medya organlarına yönelik baskılara kadar tüm engellemelere rağmen, gazetecilerin karşı karşıya kaldıkları saldırılara karşı direndiğini söyledi ve ekledi:

“Başta özgür basın emekçileri olmak üzere onurlu gazeteciler bu saldırılar karşısında kalemi, fotoğraf makinesi ve kamerasını hakikatten yana tutarak gerçeğin karartılamayacağını ortaya koydu.”

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) kuruluşunun 4’üncü yılında 2023 yılı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Dernek binasında yapılan açıklamanın Kürtçesini Hakkı Boltan, Türkçesini ise DFG Eşbaşkanı Serdar Altan okudu. Raporda, 2023 yılında yaşanan hak ihlallerine yer verilerek, mücadele ve dayanışmanın önemine işaret edildi.

Bugün aynı zamanda kuruluş yıldönümleri olduğunu dile getiren ve kuruldukları günden bu yana gazetecilere yönelik haksızlıklara ve baskılara karşı mücadele edildiğini dile getiren Altan, 4 yılda önemli çalışmalara imza atıldığını belirtti.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; 2023 yılı için de kara bir tablonun oluştuğunu ifade eden Altan, “Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) 31 Aralık’ta yaptığı açıklamaya göre, 2023 yılında 11’i kadın 120 gazeteci ve medya çalışanı öldürüldü. Federasyon, bu yıl dünya çapında öldürülen gazetecilerin ve medya çalışanlarının yüzde 68’inin Gazze’de öldürüldüğünü kaydetti. Gazze’deki savaş sonucunda 75 Filistinli, 4 İsrailli, 3 Lübnanlı gazeteci öldürüldü. Suriye’de ise 3 gazeteci cinayeti işlendi. KDP asayişi tarafından 25 Ekim’de alıkonulan Rojnews editörü Silêman Ehmed’ten ise 72 gündür haber alınamıyor” dedi.

Türkiye’de her yıl olduğu gibi 2023 yılında da gazetecilere yönelik şiddet ve baskı tutumundan vazgeçilmediğini altını çizen Altan, şunları söyledi: “Deprem gibi büyük bir krizin yaşandığı zamanlarda bile depremi sahada takip eden meslektaşlarımız defalarca kolluk kuvvetleri tarafından engellendi. Onlarca gazeteciye deprem merkezli yaptıkları haberlerden ötürü soruşturmalar açıldı. Kriz anlarında toplumun ihtiyacı olan doğru ve faydacı gazetecilik iktidar eliyle engellenerek, insanların haber alma hakkı da bu şekilde yok sayıldı. Bu vesileyle geçtiğimiz yıl yaşanan Şubat depremlerinde alınmayan önlemlerden ötürü hayatını kaybeden 25 basın emekçisi arkadaşımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz.”

Yıl içerisinde onlarca gazetecinin soruşturmalara, gözaltılara, haksız hukuksuz tutuklamalara maruz kaldığına da dikkat çeken Altan, “8 Haziran 2022 tarihinde Diyarbakır merkezli soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan 16 Kürt gazeteci, 13 ay boyunca cezaevinde tutuldu. 25 Ekim 2022 tarihli Ankara merkezli soruşturma kapsamında gözaltına alınıp tutuklanan ve ilk duruşmada serbest bırakılan 9 Kürt gazeteci de benzer bir şekilde zulme tabi tutuldular. Aynı şekilde 25 Nisan ve 29 Nisan 2023 tarihinde iki ayrı soruşturma kapsamında gözaltına alının gazeteciler, aylarca hapiste tutuldular.

Bu gazeteciler içerisinde yer alan Eşbaşkanımız Dicle Müftüoğlu halen hukuksuz bir şekilde hapiste tutulmaktadır. Tüm bu örnekler ile birlikte 2023 yılında Türkiye, gazeteci tutuklamakta bir ilke de imza attı. ‘Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek’le suçlanarak gözaltına alınan 5 gazeteci arasında yer alan Fırat Can Arslan, 1991 tarihli TMK 6/1’den tutuklanan ilk gazeteci oldu. Yine Gerçek Gündem editörü Furkan Karabay, ‘Terörle mücadelede görev almış kişiyi hedef gösterme’ ve ‘İftira’ suçlamalarıyla yılın son günlerinde tutuklandı” diye belirtti.

“Sansür yasası devrede”

2022 yılının en tartışmalı yasalarından biri olan ve “sansür yasası” olarak bilinen 7418 sayılı dezenformasyon yasasının amaç dışı kullanıldığına da tanıklık edildiğini vurgulayan Altan, bu yasadan tutuklanan ilk gazetecinin de Sinan Aygül olduğunu belirtti. Yine aynı yasa gerekçesiyle gazeteci Tolga Şardan, editör Dinçer Gökçe ve muhabir Cengiz Erdinç’in gözaltına alındığını, gazeteci Şardan’ın tutuklandığını hatırlatan Altan, “Yasanın yürürlüğe girişinin birinci yılında en az 26 gazeteci gözaltına alındı, tutuklandı, yargılandı. Toplamda 29 vaka kayıtlara geçti. Tüm bu yaşananlara baktığımızda 2023 yılında gazetecilerin mesailerinin büyük bölümünü adliyede geçirdiğini görmekteyiz. Şöyle ki; bir yıl içerisinde 280 gazeteci en az 821 kez hakim karşısına çıktı” diye belirtti.

2023 yılında onlarca kez gazetecilerin haber takibinin engellendiğini ve saldırıya uğradığını ifade eden Altan, “Bitlis’in Tatvan ilçesinde gazetecilik yapan ve belediyedeki usulsüzlük iddialarını yazan gazeteci Sinan Aygül, Tatvan Belediye Başkanı Emin Geylani’nin korumalığını yapan polis memuru ve belediye çalışanının saldırısına uğradı. Verilerde de aktaracağımız üzere yıl içerisinde çok sayıda internet sitesi kapatılırken binlerce habere ve sanal medya içeriğine erişim engeli getirildi” dedi.

2023 yılında sansürden haber takibinin engellenmesine, tutuklamalardan basın ve medya organlarına yönelik baskılara kadar tüm engellemelere rağmen, gazetecilerin karşı karşıya kaldıkları saldırılara karşı direndiğini aktaran Altan, “Başta özgür basın emekçileri olmak üzere onurlu gazeteciler bu saldırılar karşısında kalemi, fotoğraf makinesi ve kamerasını hakikatten yana tutarak gerçeğin karartılamayacağını ortaya koydu. Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde 2024 yılının başta derneğimizin Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu olmak üzere tüm gazetecilerin özgür olduğu, güvenli bir ortamda mesleğini icra ettiği bir yıl olması dileğiyle” diyerek, sözlerini noktaladı.

DFG tarafından 2023 yılında yaşanan hak ihlallerine ilişkin hazırlanan raporun detaylarında ise şu veriler yer aldı: “ 36 gazeteci saldırıya uğradı, 43 gazetecinin evi basıldı, 119 gazeteci gözaltına alındı, 36 gazeteci tutuklandı. Yıl içerisinde 64 gazeteci kötü muameleye maruz kalırken, 38 gazeteci tehdit ve ajanlık dayatmasına, 110 gazeteci de haber takibinde engellemelerle karşılaştı. 37 gazeteci cezaevinde ihlallere maruz kaldı.”

Yine Gazeteciye yönelik düşünce ve ifade özgürlüğü İhlalleri kapsamında şu veriler paylaşıldı: 75 gazeteci hakkında soruşturma açıldı. 66 gazeteci hakkında dava açılırken, 44 gazeteci ceza aldı. Toplamda gazetecilere 48 yıl 9 ay 14 gün hapis, 147 bin 486 TL para cezası verildi. 280 gazetecinin yargılaması devam ederken, gazeteciler 821 kez hakim karşısına çıktı. Tutuklu gazeteci sayısı (04 Ocak 2024 itibariyle) 57, işine son verilen gazeteciler 58, RTÜK 68 yayına 84 ceza verdi, 112 habere yayın yasağı getirildi. 83 internet sitesi kapatılırken, 7 bin 106 habere erişim engeli getirildi, 3 bin 761 sosyal medya içeriğine engel. “

Paylaşın