Erdoğan’dan Enflasyonla Mücadele Açıklaması: Geri Adım Yok

Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyonla mücadelede geri adım atılmayacağının altını çizerek, rakamlar inen enflasyonun ateşinin düşmeye başladığına işaret ettiğini, piyasa gerçekleriyle açıklanamayacak fahiş fiyat artışlarına giden açgözlülere yönelik denetimleri yoğunlaştıracaklarını söyledi.

Hayat pahalılığının farkında olduklarına işaret eden Erdoğan, bütçe imkanlarını zorlama pahasına çalışanların ve emeklilerin maaşlarında yüksek oranlı artışlara gidildiğini, 2024 yılı asgari ücret rakamını da bu tablonun tamamlayıcısı olarak gördüklerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni asgari ücretle çalışanları enflasyona ezdirmeme sözümüze bir kez daha sadık kaldık. Yeni asgari ücretin işverenlere, çalışanlara ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu’nda, Muhtarlar Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Muhtarlar toplantımızın 53’üncüsünde sizlerle birlikteyiz. Bugün Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını temsilen 81 ilden gelen 2023 muhtarımızla bir aradayız. Muhtarlarımızı özlemişiz. 2024 senesinde 51 ilimizde 179 muhtar hizmet binamızın yapımına başlıyoruz.

Önümüzdeki seçimlerde köylerine ve mahallerine hizmet için adaylığını koyacak muhtar adaylarımıza başarılar diliyorum. Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde şehirlerimizin muhtarların da aralarında olduğu temsilcileri dinlemeye önem verdik. Bu yıl sizlerle arzu ettiğimiz sıklıkla bir araya gelemedik.

2015 yılı şubat ayından bu yana toplantılar yaptık. Niçin muhtarlarla bu kadar sık irtibat halindeyiz. Muhtarlar bu yönetim sisteminin temelidir. Hem milletimizin nabzını en iyi şekilde tutacağımızı hem de 85 milyona ulaşabileceğimizi hem de ülkenin gerçek fotoğrafını bulabileceğimizi biliyoruz. 2002’den beri demokrasimizin uçbeyleri olarak gördüğümüz muhtarlarımızı destekledik.

Muhtarlarımızın maaşlarını, sigortalarını ve diğer özlük haklarını yaptıkları işlerle mütenasip hale getirdik. Adrese dayalı kayıt sistemini muhtarlara da açtık. Metruk binaları muhtarlarımız sistem üzerinden bildirebiliyor. Ayni yardımlara muhtarları da dahil ettik.

Belediye başkanlığı, kaymakamlık, valilik gibi üs müesseselerle ilişkilerin sürdürülebilir olmasını muhtarlıklarımız temin ediyor. Muhtarlık kurumunun lağv edilmesi gibi önerilere biz katılmıyoruz. Güvenlikten sosyal desteklerin adaletli dağıtımına kadar pek çok vazife üstlenen muhtarlıklarımız gereklidir. Muhtarlıklarımızın daha işlevsel hale getirilmesi düşünülebilir. Bu dönüşüm kolayca yapılabilir.

Buradan İçişleri Bakanımıza talimat veriyorum; muhtarlıklarımızın günümüz şartlarına göre yeniden yapılandırılası çalışmalarını gündeme alın. Vatandaşlarımızın, muhtarlarımızın, belediye başkanlarımızın, kaymakamlarımızın, valililerimizin görüşlerini alarak çalışmayı süratle hayata geçirelim. Meclis tatile girmeden, yetişmezse önümüzdeki yasama yılında çözüme kavuşturalım. Biz buralara “Muhtar bile olamazsın” manşetlerini alt ederek geldik.

Türkiye binlerce yıllık geçmişi, coğrafyamızdaki bin yıllık hakimiyeti, ilk asrını geride bıraktığımız cumhuriyetiyle dünyanın en kadim devletlerinden birisidir. Bu topraklar insanlığın en gözde yerleşim yeri olması hasebiyle gözlerin üzerinde olduğu coğrafyadır.

Son bir buçuk asrımız epeyce zorlu geçti. Çanakkale’den Sarıkamış’a kadar çok büyük fedakârlıklalar yürüttüğümüz sürecin ardından Cumhuriyetimizle yeni dönemin kapılarını açtık. İstiklal ve istikbal mücadelemiz hiç bitmedi. Düşmanlarımız son 40 yıldır PKK ve uzantılarıyla aynı sinsi hedefin peşinde koşuyor. Bugüne kadar emellerine ulaşamadılar ama asla da vazgeçmediler. Biz de son 21 yıldır devletimiz ve milletimiz adına bu coğrafyada yaşamanın bedelini her gün ödedik ve ödüyoruz.

Asıl mesele ülke içinde birilerinin hala Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada neye tekabül ettiğinin farkına varamamış olmasıdır. Dış politikadan terörle mücadeleye kadar her konuda bu çarpıklığın tezahürleriyle karşılaşıyoruz. Muhalefetin hali bizi üzmekle beraber, biz sorumluluklarımız yerine getirmeye çalışıyoruz.

Ülkemizin son 6-7 yılı terörle mücadele bakımından en başarılı yılları olarak tarihe geçmiştir. Risklere prim vermedik. Türkiye yakın tarihinin en önemli terörle mücadele harekatlarını gerçekleştirmiştir. 12 şehidimiz oldu. Ardından ne oldu? 3 gün içerisinde 59 teröristi gömdük.

Sınırlarımız ötesindeki operasyonlarımızı sürdürüyoruz. Teröristlerin vatan topraklarını kirletmesine müsaade etmiyoruz. Daha önce, kendi şehirlerimizde, kendi dağlarımızda, kendi karakollarımızda içimizi acıtan alçak terör eylemlerine maruz kalıyorduk. Şimdi teröristleri kendi üstlerinde, mağaralarında imha ediyoruz. Bugün sınırlarımız içinde terör bitme noktasına geldiyse Irak ve Suriye’de yürüttüğümüz operasyonlardır.

2 ayrı çatışmada 12 şehidimizin acısı milletçe hepimizin yüreğini dağladı. Şehitlerimizin kanını yerde bırakmadık, bırakmıyoruz. MİT, Suriye’nin kuzeyindeki terör altyapısına ve elebaşlarına yönelik son derece başarılı operasyonlar icra ediyor. Terör örgütü için kritik önemde 70 tesis vuruldu. Bu operasyonlarımıza son terörist de tehdit unsuru olmaktan çıkana kadar devam edeceğiz.

Kuzey Irak’taki operasyon bölgemiz coğrafi ve iklim şartları bakımından çok zor. Teröristler bu zorluğu kullanarak ülkemiz topraklarına rahatça girip çıktılar. Kan döktüler, vahşet sergilediler. Askerlerimizin operasyon yürüttüğü yerler o kadar zor ki, kalıcı üs bölgelerini hemen kurmak ve güvenlik sistemlerini çalıştırmak mümkün olmuyor. Şartlar arzu ettiğimiz hızda ilerlememizi güçleştiriyor. Baharla birlikte yeni üs bölgelerimizi tamamlayacak, teröristleri ayak basamayacak hale getireceğiz.

Bölgedeki şartları bilmeyen, taktiklerden haberi olmayan birileri PKK uzantıları ağzıyla güya bizi eleştiriyor. Hiçbir ülkede kendi devletinin güvenlik stratejilerini değersizleştirmeye çalışan muhalefet örneği yoktur.

Ülkemizin tek derdi terörle mücadele olsa, güvenlik güçlerimiz ile milletimizin birlikte ve beraberliğiyle bunun üstesinden geleceğimize şüphemiz yok. Coğrafyamızın bize dayattığı başka sınamalarla karşı karşıyayız. Deprem, iklim değişikliği gibi sorunlar bunlardan biridir. Türkiye tüm bu mücadeleleri aynı anda yürütebilecek kararlılığa sahiptir.

Bir yandan 6 Şubat depremlerinde yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldıracak faaliyetleri sürdürürken, diğer yandan deprem tehdidi altındaki şehirlerimiz güçlendirmeye devam ediyoruz. İstanbul’da 350 bin konutun dönüşümünü tamamlamayı hedefliyoruz. Hane başına toplam 1,5 milyon liralık desteği içeren bu programın hayırlı olmasını diliyorum.

31 Aralık’ta yürürlüğe girecek olan bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. Geçtiğimiz 20 yılda depremler sebebiyle yapılan harcamaların tutarı, vergi gelirlerimizin 8 katını bulmaktadır. Devletimiz vatandaşını desteklemek için imkanlarını seferber etmektedir.

Merkez Bankası rezervlerimize dair en müjdeyi de paylaşmak istiyorum. Rezervler; 145 milyar 456 milyon dolara ulaşarak rekor kırmıştır. Bu rakamı daha da artıracağız. Hayat pahalılığının farkındayız. Bütçe imkanlarını zorlama pahasına çalışanların ve emeklilerin maaşlarında yüksek oranlı artışlara gittik. 2024 yılı asgari ücret rakamını da bu tablonun tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Yeni asgari ücretle çalışanları enflasyona ezdirmeme sözümüze bir kez daha sadık kaldık. Yeni asgari ücretin işverenlere, çalışanlara ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum.

Enflasyonla mücadelede geri adım atmayacağız. Rakamlar enflasyonun ateşinin düşmeye başladığına işaret etmektedir. Piyasa gerçekleriyle açıklanamayacak fahiş fiyat artışlarına giden açgözlülere yönelik denetimleri yoğunlaştıracağız.”

Paylaşın

AK Partili Zengin, Muhalefeti Hedef Aldı: Hukuk Da Sizi Korumuyor

TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada muhalefeti hedef alan AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Hukuk da sizi korumuyor, merak etmeyin, siyaset de milletimiz de sizi bu manada korumayacaktır” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali kararına rağmen hapiste tutulması tepki çekmeye devam ediyor.

Anketlerde yurttaşın hukuk organlarına olan güveninin düşük olduğu belirtilirken; bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den de bu yönde bir çıkış geldi. Özel, konuya ilişkin anketlerde Türkiye’de her 100 kişiden 83’ünün (yüzde 83) adalet sistemine güvenmediğini gözlemlediklerini belirtti.

Bu yöndeki tartışmalar devam ederken AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in 25 Aralık’ta Meclis kürsüsünden sarf ettiği ifadeler, yeniden gündem oldu. Erdoğan ve partisine olan eleştirileri ‘düşmanlık’ olarak niteleyen AK Partili Özlem Zengin, sözlerinin devamında ‘hukukun ve siyasetin’ hedef aldığı kişileri korumadığını da söyledi.

Zengin’in konuşmasındaki ilgili bölüm şöyle:

“Yeni gelen konular var, konuşmalar var, bu konuşmalar konusunda tabii, Filistin meselesine özel bir alan açmak istiyorum. Şöyle bir tablo görüyorum: Medeni Kanunu tabii, biz hukuk fakültelerinde eski medeni kanunları da okuma imkânımız oluyor, eski Medeni Kanun’un 2’nci maddesinin ikinci fıkrasını size okumak istiyorum, diyor ki: ‘Bir hakkın sırf gayri ızrar eden suistimalini kanun himaye etmez.’

Yani, bir kötü niyetle, aslında, suistimal ederek, zarar vermek kastıyla bir hakkın kullanımını hukuk korumaz. Biliyor musunuz, siyaset de korumuyor. Siyaset de korumuyor. Bundan neyi kastediyorum? Şimdi, Filistin’le alakalı bu kürsülerde konuşmalar duyuyoruz. Fakat, bu yüksek hacimli, yüksek volümlü içinde bir sürü de aslında yalan da olan konuşmalar yapılırken aman Allah’ım, Netanyahu’nun adı geçmiyor. İsrail, hiç ortada yok.

Varsa yoksa ne var? ‘Erdoğan… Erdoğan… Erdoğan… AK Parti… AK Parti… AK Parti…’ Yahu, bir fail varken önce failden bahsedersiniz, önce failden. Siz, faili bir kenara koyuyorsunuz, neymiş efendim, ‘Faile öyle değil de böyle yapılsaymış’ diye faili neredeyse hiç anmadan AK Parti ve Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapıyorsunuz.

Vallahi, hakikaten, bunlar çok üzüntü verici işler, memleket adına üzüntü verici işler. Bunları görmekten hicap ediyorum, bunu söylemem lazım. Bu nasıl bir düşmanlıktır ya? Bu nasıl bir düşmanlıktır? İnanılır gibi değil! Hukuk da sizi korumuyor, merak etmeyin, siyaset de milletimiz de sizi bu manada korumayacaktır.”

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan: Verilen Sözler Yerine Getirilmedi

Dün akşam açıklanan ve milyonlarca vatandaşı ilgilendiren asgari ücretle ilgili yazılı açıklamada bulunan YRP Lideri Erbakan, genel seçimler öncesi yapılan ittifak protokolünde yer alan ekonomiye ilişkin verilen sözlerin yerine getirilmediğini hatırlattı:

“Yeniden Refah Partisi olarak, Mayıs 2023 Genel Seçimleri için Ak Parti ile yapmış olduğumuz ‘İttifak Protokolü’ ile iktidardan “çalışanların ve emeklilerin aylık gelirlerinin yoksulluk sınırından aşağıda olmamasının temin edilmesi” ve “çalışanlar arasındaki ücret dengesizliklerinin giderilmesi” hususlarında gerekli sözleri Aziz Milletimiz adına aldık.

Ancak 2024 yılı asgari ücreti olarak açıklanan 17 bin 2 TL, verilmiş olan sözlerin yerine getirilmesinden oldukça uzak olunduğunu ortaya koymuştur. İktidarı, Yeniden Refah Partisi nezdinde Aziz Milletimize vermiş olduğu sözleri yerine getirmeye davet ediyoruz. Borç-faiz-zam-vergi ekonomisinin ülkemize, ekonomimize ve Aziz Milletimize vermiş olduğu zararları iktidarın artık kabullenmesini ve bu anlayışı terk etmesini bekliyoruz.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren asgari ücretle ilgili yazılı açıklamada bulundu. Erbakan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İktidar, 2024 yılı asgari ücret rakamını 17 bin 2 TL olarak açıklamıştır. Yeniden Refah Partisi olarak; emekçimizin bu gelir seviyesiyle yaşamasının mümkün olmadığını, belirlenmesi gereken asgari ücretin en az 23 bin TL olması gerektiğini kamuoyuyla paylaştık.

Bugün 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını ifade eden gıda ihtiyacının 15 bin TL’ye, yoksulluk sınırının 46 bin TL’ye dayandığı hesap edildiğinde, 2024 yılı için belirlenen asgari ücretin ülkemiz gerçeklerinden ne denli uzak olduğu açıkça görülmektedir. 17 bin TL asgari ücretin ülkemizin çalışan nüfusunun yarısını ve ailelerini sadece yoksulluğa değil aynı zamanda gıda, kira, eğitim, giyim, ulaşım, elektrik ve ısınma gibi temel ihtiyaçlar bakımından yoksunlukla yüz yüze bırakmasına da yol açacağı açıktır.

17 bin 2 TL tutarındaki asgari ücret, yoksulluk sınırının altındadır ve birkaç ay içerisinde yüksek enflasyon ve zamlar nedeniyle açlık sınırının da altına gerileyecektir. Bu nedenle şimdiden ifade ediyoruz: Belirlenen asgari ücret, emekçimizin sadece gıda gereksinimi bakımından o da yalnızca 2-3 ay nefes alması için yeterli olacaktır. Ekonomi yönetiminin şimdiden, asgari ücretin Temmuz ayında yeniden artırılması yönünde karar alması, emekçilerimizin ve ailelerinin açlığa, yoksulluğa ve yoksunluğa terk edilmemeleri sağlanmalıdır.

Elbette, asgari ücretin çalışan yönü olduğu kadar, işveren yönü de bulunmaktadır. Açıklanan asgari ücretten üreticinin, tüccarın ve esnafın, olumsuz ekonomik koşullar ve artan maliyetlerle birlikte sürdürülebilirlikleri olumsuz etkilenmemesi için gerekli adımların atılmalı. Çok sayıda çalışanı olan işletmeler ve az sayıda çalışanı olan işletmeler için iki farklı asgari ücret destek paketi oluşturularak işveren kesiminin rahatlaması sağlanmalı ve işletmelerimizin sürdürülebilirlikleri teminat altına alınmalıdır.

Özellikle az sayıda çalışanı bulunan ve zar zor ayakta kalabilen esnafımızın sırtında bir yük olan stopaj uygulamasına son verilerek rahat bir nefes alması sağlanmalıdır. İşverene yönelik destekleyici uygulamaların hayata geçirilmemesi halinde, asgari ücrete yapılacak iyileştirme zamlarına rağmen, maliyeti artan işletme sahiplerinin yapacağı zamlarla ekonominin enflasyon, zam ve yoksulluk sarmalı içerisine daha da derinlemesine girmesi söz konusu olacaktır.

Yeniden Refah Partisi olarak, Mayıs 2023 Genel Seçimleri için Ak Parti ile yapmış olduğumuz ‘İttifak Protokolü’ ile iktidardan “çalışanların ve emeklilerin aylık gelirlerinin yoksulluk sınırından aşağıda olmamasının temin edilmesi” ve “çalışanlar arasındaki ücret dengesizliklerinin giderilmesi” hususlarında gerekli sözleri Aziz Milletimiz adına aldık.

Ancak 2024 yılı asgari ücreti olarak açıklanan 17 bin 2 TL, verilmiş olan sözlerin yerine getirilmesinden oldukça uzak olunduğunu ortaya koymuştur. İktidarı, Yeniden Refah Partisi nezdinde Aziz Milletimize vermiş olduğu sözleri yerine getirmeye davet ediyoruz. Borç-faiz-zam-vergi ekonomisinin ülkemize, ekonomimize ve Aziz Milletimize vermiş olduğu zararları iktidarın artık kabullenmesini ve bu anlayışı terk etmesini bekliyoruz.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, 54. Hükümet Dönemi’nde takip edilen Millî Görüş’ün Ekonomi Modeli, başarısı ispat edilmiş bir model olarak önümüzde durmaktadır. İktidarı çok geç olmadan “önce millet anlayışına sahip, israftan kaçınan, yerli ve milli kaynaklara yönelen ve reel üretim odaklı olan” Millî Görüş’ün Ekonomi Modelini uygulamaya davet ediyoruz.”

Paylaşın

RTÜK’ten “Yılmaz Güney” Cezası

RTÜK, Tele 1’de yayınlanan ‘5. Boyut’ programında oyuncu ve yapımcı Yılmaz Güney’in hayatı hakkında yorumlar yapılırken, sanatçının işlediği cinayeti haklı ve masum gösterildiği öne sürülerek, Tele 1’e üst sınırdan idari para cezası uyguladı.

Haber Merkezi / RTÜK, Kızıl Goncalar dizisinin yayınlandığı FOX TV’ye idari para cezası ile iki kez program durdurma cezası verdi. Cezanın “toplumun milli ve manevi değerlerine” aykırılık gerekçesiyle verildiği belirtildi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), FOX TV, Halk TV, KRT, Sözcü Televizyonu, TELE1 ve TGRT’ye idari para cezası kesti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) RTÜK üyesi İlhan Taşcı, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda RTÜK’ün televizyon kanallarına yönelik cezalarını şu şekilde sıraladı:

“Tarikat ve cemaatlerin iç yüzünü kurgusal olarak anlatan Kızıl Goncalar dizisine “toplumun milli ve manevi değerlerine” aykırılıktan Üst Kurul yüzde 3 idari para 2 kez de program durdurma cezası verdi.

Fox TV’ye Somali Cumhurbaşkanının oğlunun kurye Yunus Emre Göçer’e çarparak ölümüne neden olması ve hakem Halil Umut Meler’e saldıran Ankaragücü’nün eski başkanı Faruk Koca’nın saldırmasına ilişkin değerlendirmeler nedeniyle ‘tarafsız! davranmadığı savıyla yüzde 3 idari para cezası

Halk TV’ye “terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet edecek sonuçlar doğuracak şekilde” sunulduğu iddiasıyla yüzde 3 idari para; aynı kanalda LGBT+konusundaki değerlendirmeler nedeniyle milli ve manevi değerlere aykırılıktan yüzde 3 idari para cezası verildi

SZC televizyonundaki programda TÜİK çalışanının işsizliği az göstermelerinin karşılığında prim, terfi aldıklarına ilişkin sözlerinin aktarılması nedeniyle “tarafsızlık” ihlali savıyla yüzde 3 idari para cezasına RTÜK oy çokluğuyla karar verdi.

RTÜK, Tele 1’e “kişileri küçük düşürmekten” yüzde 3; aynı kanala kara para aklama yöntemlerinin tartışıldığı program nedeniyle yüzde 3,  kanalda Yılmaz Güney’in tartışıldığı programa da “suçluyu övmekten” yüzde 3 idari para cezasına karar verdi.

KRT’de Zafer Arapkirli’nin Çalışma Bakanı Işıkhan’ı “aşırı yoksulluk yok” sözleri Sağlık Bakanı Koca’yı da yurtdışına giden doktorlar için “para” için gittiklerine dönük el işaretini eleştirmesinden dolayı “küçük düşürmekten” kanala yüzde 3 idari para cezası verildi.

TGRT’ye haber bülteninde Starbucks bardağının görünmesi nedeniyle “gizli ticari iletişim”den yüzde 3 idari para cezası verildi.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda “Anayasa Mahkemesi” Sorunu

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay hakkındaki gerekçeli kararı, ana omurgasını AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı‘ndaki çatlağı derinleştirmeye aday olduğu öne sürüldü:

“TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yargıtay’ın uyarısını dikkate almayıp Atalay kararını Genel Kurulda okutmaması oldu. Bu da MHP liderinin bütün çıkışlarına rağmen AK Parti’nin -ilk günlerdeki heyecanlı tartışmalardan sonra- AYM ve Yargıtay kavgasına girmek istemediğini gösterdi.”

Gazeteci Murat Yetkin, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tutuklu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki gerekçeli kararının Cumhur İttifakı‘ndaki çatlağı derinleştirmeye aday olduğunu söyledi.

Yaşananları yetkinreport.com’da yayımlanan yazısında değerlendiren Yetkin, şunları kaydetti:

“(…) AYM, Gezi Davasında 18 yıl hapse çarptırılmış durumda TİP Milletvekili seçilen Can Atalay’ın daha önce Yargıtay’dan dönen tahliye kararında ısrar etmişti. Bu arada öne çıkmayan ancak en önemli etken, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yargıtay’ın uyarısını dikkate almayıp Atalay kararını Genel Kurulda okutmaması oldu.

Bu da MHP liderinin bütün çıkışlarına rağmen AK Parti’nin -ilk günlerdeki heyecanlı tartışmalardan sonra- AYM ve Yargıtay kavgasına girmek istemediğini gösterdi. AYM gerekçeli kararının Resmi Gazetede yayınlanmasından birkaç saat önce Bahçeli’nin hala DEM ve CHP’yi kapatmıyorsa AYM’nin kapatılmasından söz etmesi bu Cumhur’da bu alandaki rahatsızlığın da arttığına işaret. (…)”

Ne olmuştu?

TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Gezi Davası’nda Osman Kavala ile birlikte yargılanan 8 sanıktan biriydi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan 2022 tarihinde Gezi Davasında Osman Kavala’yı “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay’ın arasında bulunduğu 7 sanığı ise darbeye teşebbüse yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Can Atalay, cezaevinde tutuklu bulunurken 14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay milletvekili seçildi. AYM, Gezi Davası’nda tutuklanan Can Atalay’ın 14 Mayıs seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesiyle ilgili yapılan başvuruda 25 Ekim’de oy çokluğuyla “seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Can Atalay için “hak ihlali” kararı vererek tahliyesinin gerektiğine hükmeden AYM kararını reddederken, hak ihlali kararı veren AYM üyelerinin yetkilerini aştığını belirtti. Yargıtay, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı da aldı.

Tahliye kararının uygulanmaması üzerine AYM’ye yapılan ikinci başvuruda 21 Aralık’ta ikinci kez, oy birliği ile hak ihlali kararı verildi. AYM’nin kısa kararı Gezi Davası’na bakan ve hükmü veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme ikinci hak ihlali kararını da uygulamadı.

Paylaşın

Can Atalay Düğümü Yine Çözülmedi: Dosya, Yeniden Yargıtay’a Gönderildi

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tahliyesine karar verdiği tutuklu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın dosyasını görüşen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yeniden Yargıtay’a gönderdi.

Haber Merkezi / İhlal kararının Yargıtay’dan kaynaklandığı savunan mahkeme, kararına ilişkin yaptığı değerlendirmede özetle şu ifadeleri kullandı:

“Her ne kadar ilgili Mahkeme olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi gösterilmiş ise de, kovuşturma aşamasının ilk derece mahkemesi safahatinde başvurucu Şerafettin Can Atalay’ın milletvekili olarak bulunmadığı, genel hükümlerine göre yargılamanın yapılarak neticelendirildiği, söz konusu düzenlemeler dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesince verilen bireysel başvuruya konu ihlal kararı Mahkememizin kararına ilişkin olmayıp,

Yargıtay ilgili Ceza Dairesince verilen tahliye talebinin reddi kararına ilişkin olduğu, dosyanın ilgili Daire önünde bulunduğu sırada başvurucunun milletvekili seçildiği ve bireysel başvuruya konu ihlalin bu Dairenin kararından kaynaklandığı, ayrıca bireysel başvuru yapıldıktan sonra ilgili Ceza Dairesince dosyanın esastan incelendiği ve karara bağlandığı, bu sebeple oluşan yeni hukuki durum karşısında Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeni bir değerlendirme yapılarak bireysel başvuruya ilişkin karar verildiği, bu karara karşı yeniden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu kullanmak suretiyle başvuru yapıldığı,

Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirme neticesinde ilgili başvuruya konu kararın Mahkememize yeniden gönderildiği, Belirtilen başvuruya konu yeni değerlendirmelerin Yargıtay 3. Ceza Dairesinin vermiş olduğu karara dair olduğu gözetilerek karara ilişkin oluşan yeni hukuki duruma karşı Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeni bir değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılmakla, dosyanın Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hüküm kurulmuştur.”

“Anayasa’ya karşı suç işlemişlerdir”

Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Can Atalay’ın avukatı Özgür Urfa “10 saatin sonunda yaza yaza iki buçuk sayfalık evrağa imza atmışlar. Elimizdeki karar bir mahkeme kararı değildir. Yukarıda bu karara imza atan üç kişi cübbe giymiş olsa da hakim falan değildir. Bu üç kişi suçludur. Anayasa’ya karşı suç işlemişlerdir. AYM’yi de Anayasayı da tanımıyoruz demişlerdir. Anayasal rejime karşı başkaldırmışlardır. Bu üç hakimin derhal bu gece HSK tarafından açığa alınması gerekmektedir.

Yerlerine yeni hakimler görevlendirilerek bu karar yeniden değerlendirilmek zorundadır. Böyle bir rezalet böyle bir kepazelik olamaz. 2 buçuk sayfa yazdık demek 10 saattir iktidardan talimat aldık demektir. İktidar partisinden onun küçük ortağınının talimatlarıyla hareket ediyoruz demektir. Onun Yargıtay’daki temsilcilerinin talimatıyla biz bu karara imza attık demektir. ‘AYM yok, Anayasa yok’ demektir. Siz bunları tanımıyorsanız biz de sizi tanımıyoruz. Hakim değilsiniz, birer emir erisiniz!” dedi.

Ne olmuştu?

TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Gezi Davası’nda Osman Kavala ile birlikte yargılanan 8 sanıktan biriydi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan 2022 tarihinde Gezi Davasında Osman Kavala’yı “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay’ın arasında bulunduğu 7 sanığı ise darbeye teşebbüse yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Can Atalay, cezaevinde tutuklu bulunurken 14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay milletvekili seçildi. AYM, Gezi Davası’nda tutuklanan Can Atalay’ın 14 Mayıs seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesiyle ilgili yapılan başvuruda 25 Ekim’de oy çokluğuyla “seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Can Atalay için “hak ihlali” kararı vererek tahliyesinin gerektiğine hükmeden AYM kararını reddederken, hak ihlali kararı veren AYM üyelerinin yetkilerini aştığını belirtti. Yargıtay, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı da aldı.

Tahliye kararının uygulanmaması üzerine AYM’ye yapılan ikinci başvuruda 21 Aralık’ta ikinci kez, oy birliği ile hak ihlali kararı verildi. AYM’nin kısa kararı Gezi Davası’na bakan ve hükmü veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme ikinci hak ihlali kararını da uygulamadı.

Paylaşın

Netanyahu’dan Erdoğan’a “Yaptıklarının Hitler’den Farkı Var Mı?” Yanıtı

Erdoğan’ın “Yaptıklarının Hitler’den farkı var mı?” sözlerine yanıt veren Netanyahu, “Kürtlere soykırım uygulayan ve muhalif gazetecileri hapse atma konusunda rekoru elinde tutan Erdoğan, ahlak dersi verecek son kişidir” dedi.

Haber Merkezi / İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den farkı var mı?” sözlerine yanıt verdi.

“Erdoğan Kürtlere soykırım yapıyor, hükümetini eleştiren gazetecileri hapsetme konusunda dünya rekorunu kırdı ve bize ahlaki açıdan ders verebilecek son kişi” ifadelerini kullandı. Haaretz gazetesinin aktardığına göre Netanyahu basın açıklamasında İsrail ordusunun Hamas’la mücadele ettiğini, Erdoğan’ın ise “onları övdüğünü ve üst düzey yetkililerini ağırladığını” söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, 100. Yıl TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni’ne katılarak konuşma yaptı. Konuşmasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da tepki gösteren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Gözlerimizin önünde insanlığa ait tüm değerler kurşuna dizildi. Stadyumlarda İsrail’in Nazi kamplarını izledik değil mi? Bu nasıl bir iştir? Hitler’den garip garip bahsederlerdi. Sizin Hitler’den ne farkınız var ya. Bunlar bize Hitler’i de aratacak. Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den geri kalır yanı var mı? Hitler bunun kadar zengin değildi, bu Hitler’e göre daha zengin.

Batı’dan ABD’den her türlü destek geliyor. 20 bini aşkın Gazzeli’yi bunlar öldürdüler. Mazlumun yanında olan ses Müslüman Türk’ün sesidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, ibadethaneler bombalandı.

Gazzeli bilim insanları aileleriyle birlikte şehit edildi. 2,5 milyon insanın kıyıma uğramasını içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Diplomatik alanda gösterilen onlarca çabaya rağmen yüzlerce Gazzeli’nin öldürülmesine engel olamadık. Bir Müslüman olarak hepsinden önemlisi insan olarak kendi iç dünyamızda bu zUlmü engelleyememenin mahcubiyetini yaşıyoruz.”

Gazze’de katliam devam ediyor

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana sürdürdüğü saldırılarda öldürülen Filistinlilerin sayısının son 24 saatte 195 artarak 21 bin 110’a çıktığını açıkladı.

Bakanlık Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, Gazze’deki son duruma ilişkin bilgi verdi. Kudra, İsrail güçlerinin son 24 saatte Gazze Şeridi’nde 195 Filistinliyi daha öldürdüğünü belirtti.

Sağlık Bakanlığı Sözcüsü, Gazze’de 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarındaki yaralı sayısının da 55 bin 243’e çıktığını kaydetti.

Paylaşın

MHP’li Yalçın’dan CHP Lideri Özel’e Ağır Hakaretler

MHP Lideri Devlet Bahçeli ve CHP Lideri Özgür Özel arasında yaşanan polemiğe MHP’li Semih Yalçın da katıldı. Özel için “Müptezel, arsız, ayağı Mekap’tan aylarca çıkmamış PKK’lının çorap kokusu” ifadelerini kullanan Yalçın, “Sen partisinin geleceğini PKK’ya ipotek eden politik bir tefecisin” dedi.

Haber Merkezi / Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında ortak bildiriye imza atmayan ve Manisa’da asker cenazesinde provokasyona maruz kalan Özgür Özel için “Böyle giderse sokağa bile çıkamaz” demişti. Özel ise Bahçeli’nin bu sözlerine yanıt olarak, “İyi siyasetçi olabilir ama kötü biri” ifadelerini kullanmıştı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’i ağır ifadelerle hedef aldı. Özgür Yalçın, şu ifadeleri kullandı:

“Ey CHP’nin eş genel başkanı; iş birlikçi-vesayetçi yüzüne taktığın demokrat maskesi  Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli tarafından indirilip kirli çorapların ortaya serilince, kürsüye çıkıp olanca hiddet, şiddet ve huşunetle saldırıya geçtin. Ama nafile! Retorik içeren ihtiraslı ve gazlı cümleler, seni kurtarmaz. Laf cambazlığı, eleştirileri hakaretle karşılamak, seni temize çıkarmaz. Sen; partinin kongresinde Demirtaş haini başta olmak üzere teröristlere selam yolladın mı, yollamadın mı?

Mazbatalı, kravatlı teröristlerle iş tuttun mu, tutmadın mı? 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde Dem’in oylarıyla demlenmeye muhtaç olduğun için önlerine halı oldun mu olmadın mı? Cumhuriyet’i kuran CHP’nin şeref ve haysiyetini bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısına çiğnettin mi, çiğnetmedin mi?

Genel Başkanımıza dil uzatıp ‘kötü insan’ deme hadsizliğine soyundun ya, sen nesin peki? Biz senin kim olduğunu tasvir ve tarif edelim, millet de bilsin. Kötü sıfatı, senin gibilere iltifat sayılır. Alçak da senin türünden mürai politikacı taslakları için madalya yerine geçer.

Sen; partisinin geleceğini PKK’ya ipotek eden politik bir tefecisin. Zaten ipotekle kazanılmış belediyeleri kaybetmemek için şehitlerimizin ruhlarına azap etmekten, ailelerinin yüzüne durmaktan çekinmeyen bir arsızsın.

CHP’nin elindeki ipotekli belediyeleri kurtarayım derken Cumhuriyet’i kuran partiyi Kandil’in hızarına vermekten imtina etmeyen bir peşkeşçi, veresiyecisin. Yerel seçimlerde oy avlamak uğruna milletin kutsallarını çiğnemeyi göze alabilen bir tufeylisin.

CHP’yi milletin gözünden de, haysiyetten de düşürmekle kalmayan, batakçı siyasetin cehennem kuyusuna yuvarlayan bir müptezelsin. Seni ve partini o ateş kuyusundan küresel zebaniler ve sömürge cinleri bile çıkaramaz.

Sende düşkünlüğün, vurdumduymazlığın, yüzsüzlüğün, çıkarcılığın ölçüsü seviye bile değil; çukur derekesinde… Sen, kelimenin tam manasıyla çukur bir insansın. Sen, nefesi aylarca ayağı mekaptan çıkmamış PKK’lı teröristin çorabı gibi iğrenç koku yayan pis bir politikacısın!

Teröristi kırk kalıp sabunla yıkayıp aklamak için lafı sabun gibi köpürten, siyasi rakiplerine vıcık vıcık bulaşmaktan zevk alan, kaygan dilli bir demagogsun. Oylarını almak için DEM’ci hainlerin eteğine sarılmaktan başka politika üretemeyen kifayetsiz bir muhterissin!

Yüz yıllık CHP’yi hainler sürüsüne ağız eğmeye mecbur bırakan bir zavallısın. Özgür Efendi! 31 Mart’ta, bu şekilde milletten oy alacağınızı ve PKK militanlarına peşkeş çektiğiniz belediyelerde yeniden hüküm sürmek için seçim kazanacağınızı sanıyorsan, aldanıyorsun! Madem milletle hemdert olmak yerine Kandil meyhanelerinde “DEM” çekmeyi yeğliyorsun. Madem siyasetin mutfağında değil, pazarındasın. Seni ve partini malzeme olarak kullananların masasına gelip sofrasında garnitür ve menü olacağın aşikâr.

“Senin de sonun hüsran olacak”

El Hak! Senin de sonun hüsran olacak. Şayet unutkanlık illetiyle alilsen, hatırlatalım. Esasen, henüz seçim sonuçları hakkındaki bilgiler sıcak ve hafızalarda taze… Kimin ne mal olduğuna, kimin kaç para ettiğine, geride bıraktığımız Cumhurbaşkanı Seçimi ve Genel Seçimlerde herkesi sarraf hassasiyetiyle tartan millet karar verdi. Senin partinin kefesi pek hafif geldi. Senin partinin karnesi de kırık notlarla dolu…

MHP ve Cumhur İttifakı aleyhinde olmadık dümen ve dalavereye tevessül eden, işitilmedik yalan ve iftira kampanyaları düzenleyen, görülmedik ittifak ve iş birlikleri tertipleyerek şeytanı bile şaşırtan sabık genel başkanınız; hırsına yenik düşüp koltuğu sana devretmek zorunda kaldı.

Buna rağmen sen; partinin ve başındakinin yaşadıklarından ibret almayıp eskisinden daha beter, daha sefil, daha aşağılık politik manevralara, manipülasyonlara yelteniyorsun.

Bak, demedi deme Özgür Efendi! Öfkeyle kalkan zararla oturur. Keskin sirke küpüne zarar verir. Boşuna celallenme, beyhude efelenme! Bu millet sana da dersini 31 Mart 2024’te verecek. PKK’nin siyasi acentesiyle ticaret yapmanın zehirli meyvesini sandıkta devşireceksin. O vakit biz, ‘Dersini almış da ediyor ezber.’ türküsünü söyleyeceğiz. Sen ve ‘Kendim ettim, kendim buldum; gül gibi sararıp soldum, eyvah!’ diye ağıt yakacaksın. Ayaktaşlarınsa bu kez faturayı sana çıkaracak ve yeni yüzyılın eş başkanı Badi Ekrem’e koşacak. O da, hizmetten çok poz ve metan gazı verdiği İstanbul’u kaybetmenin ezikliğinden kaçmak için yeni bir maceraya heveslenecek.”

 

Paylaşın

Erdoğan: Şehitlerimizin Kanları Asla Yerde Kalmayacak

100. Yıl TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Menfur terör saldırılarının kutlu yürüyüşümüzü asla durduramayacağını bilmenizi istiyorum. 12 evladımız şehit oldu. Allah rahmet etsin. Tüm ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. 36 saatte 54 terörist yok edildi. Çünkü şehitlerimizin kanları asla yerde kalmayacak” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, konuşmasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında değinerek, “Saldırılar başlayalı bugün itibarıyla 80 gün oldu. Gözlerimizin önünde insanlığa ait tüm değerler kurşuna dizildi. Stadyumlarda İsrail’in Nazi kamplarını izledik değil mi? Bu nasıl bir iştir? Hitler’den garip garip bahsederlerdi. Sizin Hitler’den ne farkınız var ya. Bunlar bize Hitler’i de aratacak. Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den geri kalır yanı var mı? Hitler bunun kadar zengin değildi, bu Hitler’e göre daha zengin. Batı’dan ABD’den her türlü destek geliyor.

20 bini aşkın Gazzeliyi bunlar öldürdüler. Mazlumun yanında olan ses Müslüman Türk’ün sesidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, ibadethaneler bombalandı. Gazzeli bilim insanları aileleriyle birlikte şehit edildi. 2,5 milyon insanın kıyıma uğramasını içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Diplomatik alanda gösterilen onlarca çabaya rağmen yüzlerce Gazzeli’nin öldürülmesine engel olamadık. Bir Müslüman olarak hepsinden önemlisi insan olarak kendi iç dünyamızda bu zulmü engelleyememenin mahcubiyetini yaşıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen, 100. Yıl TÜBA ve TÜBİTAK Bilim Ödülleri Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

“Bildiğiniz gibi bizim kültürümüzde marifet iltifata tabidir. İyi olanı başarılı olanı ülkemizin önünde yeni yollar açanı ödüllendirmek, takdir etmek görevimizdir. Taltif ve takdir edilen her başarı yeni çalışmaların, başarı hikayelerinin önünü açar. TÜBA ve TÜBİTAK ödülleriyle bunu yapmanın gayretindeyiz. Bilim dünyasına önemli katkılar sunan, gece gündüz demeden çalışan tüm bilim insanlarımızı tebrik ediyorum. 77 bilim insanımız ödüle layık görüldü. Akademi ödüllü bilim insanı sayımız 28’e yükseliyor. Ödül kazanan bilim insanı sayımız 644’e ulaşıyor. 13 telif eserimiz ödül almaya hak kazandı. Ödüllerle birlikte ödül alan eser sayısı 239’a çıkacak.

Yeni umutlar, yeni heyecanlarla 2024 senesini karşılayacağız. Geride bırakmakta olduğumuz 2023 senesi Cumhuriyetimizin 100. yılı olmasından dolayı bizim için özel anlamlar ihtiva ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti 100. yaşını tamamlayıp yeni asra yelken açarken geleceğine hiç olmadığı kadar güvenle bakmaktadır. Sadece yakın çevresinde değil bölgesinden başlayarak çok geniş coğrafyada nüfuzu artan bir Türkiye gerçeğinden bahsediyorum. Ekonomisiyle, ticaretiyle, teknolojisiyle her alanda elde ettiği başarılarıyla ülkemiz bölgesel oyuncu olmaktan çıkıp küresel aktör haline gelmektedir. ”

İçinde bulunduğumuz asrın milletin ve devletin asrı olacağından zerre kadar şüphe duymuyorum. Menfur terör saldırılarının kutlu yürüyüşümüzü asla durduramayacağını bilmenizi istiyorum. 12 evladımız şehit oldu. Allah rahmet etsin. Tüm ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. 36 saatte 54 terörist yok edildi. Çünkü şehitlerimizin kanları asla yerde kalmayacak. Elbette her başarı gibi Türkiye’nin başarıları da tesadüf değildir. Elde ettiğimiz kazanımların gerisinde yoğun planlama, uygulama süreci vardır. Ülkemizin yıldızının küresel ölçekli yükselmesinde en büyük payın bilim ve teknolojide yakaladığımız ivme olduğuna inanıyorum.

Biz hiçbir zaman kısa vadeli hedefler peşinde koşmadık. İstikbali şekillendirmenin hedefindeyiz. Bu anlayışla 2002’den itibaren ülkemiz sathında bilim, sanayi, teknoloji ekosisteminin geliştirilmesine özel önem verdik. Bilimsel çalışmaların merkezleri olan üniversitelerin sayısını 76’dan 208’e yükselttik. 208 üniversite ile 81 vilayetin 81’inde üniversitelerimiz var. Şu anda üniversitemizin olmadığı bir ilk yok. Mesele ufku yakalayabilmektir. Sadece belli şehirlerde değil, tüm coğrafi bölgelerimizde güçlü araştırma ve geliştirme girişimcilik ekosistemi inşa ettik.

“İnancın olmadığı yerde başarıdan söz edilemez”

Teknofest’le bu alanda ülkemiz genelinde bir uyanışa vesile olduk. Teknofest kapsamında düzenlediğimiz yarışmalarda seçtiğimiz 3 öğrencimizi Antarktika bilim seferine dahil ettik. TÜBİTAK akademik araştırma geliştirme destek programları kapsamında 31 bin projeye destek sağladı. 68 milyar liranın üzerinde kaynak kullandık. Bilim kültürünün toplumda yaygınlaştırılması için 47 bin projeye 4 milyar lira destek sağladık. Kritik adımlarla Türkiye’yi bilimsel araştırmalarda 21 yıl öncesine göre çok farklı noktaya taşıdık. İnanmak, başarmanın yarısı olarak tarif edilir. İnancın olmadığı yerde başarıdan söz edilemez.

Ödül takdim edeceğimiz bilim insanlarının başarılarını azmin zaferi olarak gördüğümü özellikle belirtmek isterim. Biz de devlet olarak sizleri desteklemeye gayret ettik. İnşallah bundan sonra da sizlere katkı sunmayı, imkanlarımızı sizler için seferber etmeyi sürdüreceğiz. Sizler Türkiye için Türkiye Yüzyılı için çalıştıkça hiç endişeniz olmasın, biz de sizin gibi bilim insanlarına sahip çıkacağız. Fikri ve ilmi boyutu eksik her mücadele yarım kalmaya mahkumdur. Siyasi, ekonomik, diplomatik olarak tam bağımsız Türkiye hedefliyorsak bilimde, teknolojide zirveyi hedeflemek mecburiyetindeyiz. Bunun için herkesin tüm yetişmiş insan kaynağımızın desteğine katkısına ihtiyacımız vardır.

Fikri ve ilmi boyutu eksik her mücadele yarım kalmaya mahkumdur. Siyasi, ekonomik, diplomatik olarak tam bağımsız Türkiye hedefliyorsak bilimde, teknolojide zirveyi hedeflemek mecburiyetindeyiz. Bunun için herkesin tüm yetişmiş insan kaynağımızın desteğine katkısına ihtiyacımız vardır. Bilim insanlarının ülkesine dönerek kalkınma mücadelesine destek vermesi çok önemlidir. Şimdiye kadar 199 lider bilim insanı ülkemize geldi. Lider araştırmacılarımızın projelerinde 408’i doktora olmak üzere 1256 öğrenci ve araştırmacı görev aldı.

Türkiye’nin küresel rolü güçlendikçe ilmi birikimini ve tecrübesini ülkemizde değerlendirmek isteyenlerin sayısı da artacaktır. Gazze krizi sonrasında batının prestijli üniversitelerinde yaşanan utanç verici sahnelerin bir süreci daha da hızlandıracağına inanıyorum. 7 Ekim’den beri çoluk, çocuk, kadının hayatına mal olan İsrail vahşeti turnusol işlevi gördü. AB’den gazeteci örgütlerine ne kadar varsa bu krizde hepsi sınıfta kaldı. Büyük laflar eden kurumların söz konusu İsrail olunca içlerinin tamamen boş olduğunu anladık. Saldırılar başlayalı bugün itibarıyla 80 gün oldu. Gözlerimizin önünde insanlığa ait tüm değerler kurşuna dizildi. Stadyumlarda İsrail’in Nazi kamplarını izledik değil mi? Bu nasıl bir iştir? Hitler’den garip garip bahsederlerdi.

Sizin Hitler’den ne farkınız var ya. Bunlar bize Hitler’i de aratacak. Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den geri kalır yanı var mı? Hitler bunun kadar zengin değildi, bu Hitler’e göre daha zengin. Batı’dan ABD’den her türlü destek geliyor. 20 bini aşkın Gazzeliyi bunlar öldürdüler. Mazlumun yanında olan ses Müslüman Türk’ün sesidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, ibadethaneler bombalandı. Gazzeli bilim insanları aileleriyle birlikte şehit edildi. 2,5 milyon insanın kıyıma uğramasını içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Diplomatik alanda gösterilen onlarca çabaya rağmen yüzlerce Gazzeli’nin öldürülmesine engel olamadık. Bir Müslüman olarak hepsinden önemlisi insan olarak kendi iç dünyamızda bu zulmü engelleyememenin mahcubiyetini yaşıyoruz.”

Paylaşın

Davutoğlu: 12 Şehidin Ardından Cumhurbaşkanını Bölgede Gördünüz Mü?

Gelecek – Saadet ortak grup toplantısında konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “Pençe-Kilit Harekatı 20 ayı doldurdu. Sayın Bahçeli’nin dün bu kürsüden ifadesiyle; kış şartlarında teneke barakalara kim terketti askerlerimizi? Neden yeterli teçhizat verilmedi?” dedi ve ekledi:

“Bakın terörle mücadelenin başında bulunmuş bir kardeşiniz olarak söylüyorum; her çatışmada insan kaybolur, olabilir askerliğin gereği bu. Ama eğer 12 şehit varsa, ben görevde olsaydım ilk sorum şu olurdu; çok kapsamlı bir çatışma mı yaşandı? Bir baskın mı yedik? Eğer kapsamlı bir çatışma yaşanmış ise; bunun öncesinde ve sonrasında o harekatın devam ediyor olması lazım.”

Ahmet Davutoğlu, konuşmasının devamında, “12 şehidimizin üzerinden kaç gün geçti, sayın cumhurbaşkanını bölgede gördünüz mü? Siyasi parti liderlerine cenazeleri dar edebilirsiniz ama siz nerdeydiniz? Biz o cenazelere giderken herhangi bir tahrik değil, şehit annesinin, babasının elini öperken gözlerimiz yaşararak, ağlayarak, acıyı hissederek gideriz.

Şimdi bu sorulara cevap verme vakti: Savunma Bakanlığımız bilirler; her olay olduğunda bütün komutanları ve yerel komutanları toplayarak değerlendirme yapardık biz. Yapsınlar değerlendirmeleri ve açıklasınlar millete. Sıvasız evlerden çıkan cenazelerin boyutlarını açıklasınlar” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek – Saadet ortak grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şu şekilde:

“Bir hüzün durumundayız. Grubumuzda birçok vesileyle konuştuk ama bugün konuşurken yüreğimizde derin bir sızı, boğazımıza düğümlenen cümleler…

Hasan Bitmez kardeşimiz; ahlakıyla, vakarıyla ve herkese örnek olan o asil duruşuyla bizim sadece Meclis’teki bir milletvekilimiz değil, aynı zamanda her an ve her seferde yüzüne baktığımızda muhabbeti cehli gayreti gördüğümüz bir kardeşimizdi.

Vefatından yaklaşık 1 hafta önce 2 saat kadar birlikte baş başa. Üslubunda nezaket ve kararlılık vardı. Ve bu Meclis kürsüsünde konuşurken, Gazze’deki kardeşlerinin gayretini anlatırken, son nefesinde de tarihin şahitliğine ve Allah’ın huzuruna bütün vicdan sahibi milletvekillerini davet ederken, vuslata kavuştu.

O vuslat ki; hepimizin son anda ahiretimiz hayrola dediğimiz bir vuslat. Son nefestir insanın bütün hayatını özetleyen. Biz bir taraftan hüzün duyuyoruz ama aynı zamanda gıpta ediyoruz. Allah bize de Hasan kardeşimiz gibi son nefeste cehdi, gayreti, mazlumların hakkını savunmayı nasip eylesin.

Hasan Bitmez kardeşimizin mirasını üstlenerek, aramıza katılan Kütahya Milletvekilimiz Ali Fazıl Kasap Bey’e tekrar hoş geldiniz diyorum. Sadece milletvekili olarak bir gruba katılmadı. Bütün değerlerimizle aramıza ve aileye katıldı. Bu anlayışı, fedakarlığı ve demokrasiye yaptığı katkılarından dolayı hem kendisine hem de Cumhuriyet Halk Partisi’ne teşekkürü bir borç biliriz.

İktidarda olmak; halka güzel örnek olmakla ancak yerine getirilebilecek bir vazifedir. Bir hak değil, bir vazifedir iktidarda olmak. Ama maalesef bugünkü iktidar, eylemiyle söylemi farklılaşan, sözüyle davranışları bir türlü örtüşemeyen bir tavır sergiliyor.

Birer birer üzerinden geçelim; yüzleşmekten korkmamamız lazım. Biz niçin günde 5 kez rabbimizin huzuruna çıkıyoruz? Ve kimse yok aramızda; ne ruhban sınıfı ne kilise hiçbir şey yok. Secdeye inerken niçin ineriz? Kendimizle yüzleşmek için. Korkmadan, sadece Allah korkusuyla kendimizle yüzleşmenin adıdır namaz.

Gelin yüzleşelim. Önce 12 şehidimiz… Hepimizi yaralayan günler yaşadık. Sadece şehitlerimizin şehadeti dolayısıyla değil, onların arasında bir kardeşimiz de Gelecek Partisi’nin Manisa Gençlik Kolları’ndandı. Ve Gençlik Politikalar Başkan Yardımcımız bizim adımıza cenazedeydi.

3 konuda ciddi bir sınavdan geçtik hükümet, hepimiz ve maalesef başarılı olamadık. Birincisi; “milli birlik ve beraberliğin unutulmaması gereken günlerdeyiz” diye bir tekerleme var. Herkes bunu söyler. Ama 12 şehidimiz toprağa verilirken, ortak kader bilincimiz, ortak acı bilincimiz, ortak demokratik bilincimiz aynı anda darbe yedi. Gönül isterdi ki; 5 değil, 6 partinin de imza attığı bir metinle “bu ülkenin çocukları kardeştir ve bu ülkenin birliği için toprağa düşen herkes aziz şehitlerimiz mukaddestir ve onların davasına sahip çıkarız” diyebilseydik. Maalesef ortak bir metinde dahi buluşulamamış olması milletimizi derinden yaralamıştır.

Biz Gelecek ve Saadet Partisi grubu olarak o gece, arkadaşlarımız ve grup başkanvekillerimiz çok gayret sarffetiler bir ortak zeminde buluşturabilmek için bütün partileri. Çünkü ne zaman buluşacağız; eğer o acının yaşandığı gün buluşamazsak. Maalesef olmadı…

Önce o ortak bildiride uzlaşacaktık, hepimiz altına imza atacaktık. Şehitlerimizin aziz ruhları adına. Sonra demokratik bilincimiz devreye girecekti ve neden bu şehitlerimiz karın kışın ortasında zor şartlarda oralarda terkedildi diye soracaktık. Ve tabii ortak acıyı yaşayacaktık.

Anadolu’da üniversite bitirmeleri, çok yüksek okul okumaları gerekmeyen bizim Toroslar’ın dağlarında dahi Doğu’nun Batı’nın her yerinde iki konuda mutlak mutabakat vardır. Eğer cenaze varsa her şey unutulur. Kan davası unutulur, borçlar unutulur, küslükler unutulur, her şey unutulur ve cenaze makamında sadece tekbir getirilir.

Bir cenaze namazı kılındı Manisa’da ve sanki siyasi partiler arasında kavga mekanı gibi. Ve maalesef bütün bu günlerde milleti birleştirmesi gereken cumhurbaşkanlığı makamı, neredeyse bundan sonraki cenazeleri de ipotek altına alırcasına “daha ne günler göreceksiniz” tarzında halkı ana muhalefet genel başkanına karşı tahrik etti. Düşmanınız gelse cenazede unutursunuz. Taziye kültürünün bir ahlakı vardır. Bu ahlakı ne zaman kaybettik biz?

Şimdi biz imzamızı attık ortak bildiriye, keşke hep beraber atabilseydik… Cenazelerimizi kaldırdık. Mademki ortak acımızı ve ortak kaderimizi paylaşma görevimiz bitti; şimdi Meclis’te demokratik bilincimizi harekete geçirip soru sorma günüdür. Kimse bu sorulardan gocunmasın. Kimse bu sorulardan kaçmasın, kaçamasın. 12 şehidi hamasetle üstüne örtecek şekilde toprağa vermedik biz.

Pençe-Kilit Harekatı 20 ayı doldurdu. Sayın Bahçeli’nin dün bu kürsüden ifadesiyle; kış şartlarında teneke barakalara kim terketti askerlerimizi? Neden yeterli teçhizat verilmedi? Bakın terörle mücadelenin başında bulunmuş bir kardeşiniz olarak söylüyorum; her çatışmada insan kaybolur, olabilir askerliğin gereği bu. Ama eğer 12 şehit varsa, ben görevde olsaydım ilk sorum şu olurdu; çok kapsamlı bir çatışma mı yaşandı? Bir baskın mı yedik? Eğer kapsamlı bir çatışma yaşanmış ise; bunun öncesinde ve sonrasında o harekatın devam ediyor olması lazım.

12 şehidimizin üzerinden kaç gün geçti, sayın cumhurbaşkanını bölgede gördünüz mü? Siyasi parti liderlerine cenazeleri dar edebilirsiniz ama siz neredeydiniz? Biz o cenazelere giderken herhangi bir tahrik değil, şehit annesinin, babasının elini öperken gözlerimiz yaşararak, ağlayarak, acıyı hissederek gideriz.

Şimdi bu sorulara cevap verme vakti: Savunma Bakanlığımız bilirler; her olay olduğunda bütün komutanları ve yerel komutanları toplayarak değerlendirme yapardık biz. Yapsınlar değerlendirmeleri ve açıklasınlar millete. Sıvasız evlerden çıkan cenazelerin boyutlarını açıklasınlar.

Enes kardeşimiz Manisa’daydı ama Ağrılıydı. Bu mesele Türk-Kürt meselesi değil. Bu acıyla yüzleşmemiz lazım. Bir taraftan terörle mücadele yapacaksınız, diğer taraftan halkı birleştireceksiniz, bölmeyeceksiniz.

Ve tam böyle terörle mücadele yapılırken, 12 Eylül ile yüzleşmemiz gerekirken, 12 Eylül’de terörün nerdeyse kuluçka makinası gibi çalışan Diyarbakır Cezaevi’nde orda dışkı yedirmek kadar adice suçlar işlenirken orada bulunan görevlilerin adlarını okullara vermeyeceksiniz. Çünkü 12 Eylül’de ülkücüler, devrimciler, sağcılar, solcular, islamcılar, Kürtler hepsi birden cezalandırılırken çok insan hakları suçu işlendi.

Diyarbakır Hapishanesi onun için İnsan Hakları Müzesi’ne dönüştürelim demiştim ben. Çünkü çok acılar yaşandı orda. Devlet o devlettir ki terörle mücadele ederken, celal vasfını kullanır, kudret dilini kullanır, halkını kucaklarken şefkat elini merhamet elini kullanır. Sürekli sert bir hamasetle yürüteceğiniz mücadelenin adı terörle mücadele olmaz. Türkiye 40 yıldır bu mücadeleyi veriyor. Daha uzun yıllar bu mücadeleyi vermeyecekse halkı kucaklayacaksınız.

Kime olursa olsun insan hakları suçları işlemiş olanları yüceltmeyeceksiniz. 12 Eylül dahil bütün darbelerin hesabını soracaksınız. 28 Şubat’ın faillerinin adları nasıl verilemezse bir okula, 12 Eylül Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan acıların faillerinin de isimleri okula verilemez. Devleti ve milleti birleştirmenin yolu bu.”

Kızıl Goncalar dizisine destek

Tarikatların hedefinde olan Kızıl Goncalar dizisine dair de yorumda bulunan Davutoğlu, şunları söyledi: Allah aşkına siz bir kurgu dizi ile değil de gerçek hayatın en sefil örneklerinin sergilendiği ATV’deki gündüz programlarıyla uğraşın. Aile ilişkisinde ensest ilişkisi dahil her şeyin konuşulduğu sabahtan akşama yayın yapacaksınız, onun sahibi sayın Cumhurbaşkanı’nın damadının kardeşi olacak.

Gerçek sahibi belli… Oradaki en ufak açık oturumlara dahil müdahale edeceksiniz ama sabahtan akşama kadar aile yapımızı ortadan kaldıran, her türlü rezilliğin gösterildiği sabah kuşağı programlarında kadınlarımızın bütün mahremiyeti ortaya çıkacak şekilde izin vereceksiniz. Oradan rant elde edeceksiniz. Bundan daha büyük bir ahlaksızlık olmaz.

Paylaşın