İmamoğlu: İkinci Erdoğan Derken Neyi Kast Ediyorlar Bilmiyorum, Anlamış Değilim

“İkinci Erdoğan olma potansiyeline sahip olduğu” iddiasına ilişkin değerlendirme yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bu Erdoğan potansiyeli nedir? Anlamış değilim. Ben hayatım boyunca demokrat olma, 2019’da bile gelmiş geçmiş en demokrat belediye başkanı olacağım iddiasını ortaya koyan ve vurgulayan birisiyim” dedi ve ekledi:

“Şeffaflığı vurgulayan biriyim. CHP’de siyaset yapan birisiyim. Çok taban tabana zıt bir durum. Hayatımda hiçbir zaman mış gibi yapmadım. Kabul ettiğimi, ettim derim. Çok uyumlu olduğumuzu düşünmüyorum. İkinci Erdoğan derken neyi kast ediyorlar bilmiyorum, anlamış değilim.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, bir grup gazeteci ile bir araya gelerek, yerel seçime ve CHP’deki tartışmalara dair soruları yanıtladı.

DW Türkçe’den Kıvanç El‘in aktardığına göre; İmamoğlu, Özgür Özel’in değişim ekibindeki rolü nedeniyle bugünkü parti içi tartışmalarda ana aktörlerden birisi ancak bu tartışmalardan rahatsızlığını ortaya koydu.

Seçimlerde İstanbul’daki hedeflerinin belediye meclisinde de çoğunluğu elde etmek olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “İlk kez CHP’nin, İstanbul’da elindeki 14 belediyenin hiçbirinde sıkıntı yaşamayacağını düşünüyorum. Bu 14’ün üzerine artı 14 ilçe belediyesinde de sıkı bir yarış içinde olduğunu görüyorum. 14+14 gibi bir parametreyi görüyorum. Diğer kalan ilçelerde ihtimal yoktur da demiyorum” dedi. İstanbul 39 ilçesinin 14’ü şu an CHP yönetiminde bulunuyor.

“İmamoğlu yenilirse yeni parti kuracak,” “Seçimlerde başarısız olacak” iddialarının CHP içerisinden isimlerin dillendirildiğinin hatırlatılması üzerine İmamoğlu, “Bunu söyleyen kişi belki kendi ruh halini tarif ediyordur. Ben öyle biri değilim. Başarısızlık üzerine bir kariyer planı yapacak bir siyasetçi olmadım, olmam da. Başarısızlık üzerinden bir siyaset kariyeri planlaması yapıp onu kendime bir başlangıç trampleni olarak görmedim, görmem. Hiçbir zaman B planı yapmadım. Elbette ki öyle bir durumda bunun parti içi müzakereleri, kişisel dünyamızda müzakereleri olacaktır, olur da ama bunu bugünden konuşmanın çok anlamlı olmadığını düşünüyorum” açıklaması yaptı.

“Seçimi kaybetmek üzerine bir strateji yapacak kadar sürece kişisel bakan bir insan olmadım. Seçimi kazanmak üzerine de bir kişisel kariyer kurmam. Ama tahmin edemeyeceğiniz derecede yüksek hayallerim var, İstanbul adına” diyen İmamoğlu, “Öyle büyük başarılara imza atabileceğimi görüyorum. İstanbul’da çok özel bir başarı süreci yaşatacağımı görüyorum. En büyük hayalim o. açıklaması yaptı.

CHP içerisinde aday belirleme sürecinde yaşanan tartışmaların sorulması üzerine İmamoğlu, parti içi konularda hiçbir zaman değerlendirme yapmadığını ve yapmayacağını vurguladı.

“Siyasal süreçlerde elbette kırgınlıklar, üzgün haller olabilir. İnsanların farklı bakışları olabilir” ifadelerini kullanan İmamoğlu, sorunların zamanla çözüleceğini kaydetti. İmamoğlu, “Hiçbir yaşımda hiç kimseyle bir küslük yaşamadım. İster 5 yaşında ister 55 yaşında fark etmez. Öyle bir dünyam yok. Birinin benimle küs olduğunu bildiğimde ve benim için değerli bir insan ise mutlaka onunla diyalog kurmaya niçin küs olduğunu anlamaya çalışmaya, tedavi etmeye de gayret içerisinde olmuşumdur” dedi.

Aday belirleme sürecinde İstanbul dışında hiçbir yere müdahale etmediğini söyleyen İmamoğlu, “Tek bir konuda isim dahi zikretmedim, etmem de. Haddim de değil. Hayatı böyle geçmiş olanlar bu yorumu yapıyor” dedi. Sadece İstanbul’a dair çalışma yaptıklarını belirten İmamoğlu, “CHP İstanbul il başkanı Özgür Çelik ile genel başkana sunmak üzere tarihin en derin araştırmalarını yaptık. Bir ilçede 16, 17 araştırma yaptığımız yer var. CHP’nin 22 puan önde olduğu yerlerde bile derinlemesine araştırma yaptık. Çok detaylı hazırlık yaptık” ifadelerini kullandı.

“İstanbul’u almak mı başarının ölçütü, yoksa büyükşehir belediye sayısı artırmak mı başarı ölçütü?” sorusuna “Yani her şey diyebiliriz. Buna mutlaka büyükşehir eklemek ve hiçbir büyükşehri kaybetmek istemiyoruz” yanıtı verdi.

“İkinci Erdoğan derken neyi kastediyorlar, bilmiyorum”

İmamoğlu “Parti içinde ve dışında ‘Erdoğan olma potansiyeli var, Erdoğan’a benziyor, Erdoğan gibi yönetim modeli var söylemlerine ne diyorsunuz?” şeklindeki soru üzerine, bu söylemlere katılmadığını söyledi. İmamoğlu, “Gelmiş geçmiş en demokrat belediye başkanı olacağım iddiasını ortaya koyan ve vurgulayan birisiyim. Çok taban tabana zıt bir durum. ‘İkinci Erdoğan’ derken neyi kastediyorlar bilmiyorum, anlamış değilim” değerlendirmesi yaptı.

İstanbul’da tek adam rejiminin sonlandığını söyleyen İmamoğlu, “Bizim dönemde İstanbul tek adam rejiminden kurtuldu. İstanbul bu umudu büyütüyor. Muhtemeldir ki bu umut daha da büyüyecek. Bir dahaki genel seçimde, 2028’de inşallah bu rejimden kurtuluşun adımını, muhalefet bloğu olarak, başta CHP olarak, ülkemizin demokrasiye inancı yüksek olan kitlenin ortaya koyacağı performansla bu mümkün olur” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her konuşmasında kendisine laf söylediğini kaydeden İmamoğlu, Erdoğan’ın bunları değil enflasyonu, emeklileri ve ekonomiyi konuşması gerektiğini söyledi.

İstanbul’daki reklam billboardlarında Özgür Özel ile birlikte fotoğrafının yer almadığına dair haberlere ilişkin de İmamoğlu, bazı yerlerde ikili bazı yerlerde tek reklamların olduğunu söyledi. İmamoğlu, “İstanbul’da sizin görmediğiniz bir kısım yerlerde vardır, azdır, çok belli değildir. Ama yerel seçim aday odaklıdır. Genel başkanımızla aramızda bir mevzu olmaz. Genel başkanımızla bugüne kadar hiç kimsenin tatmadığı, görmediği seviyede samimi, içten, yeni nesil, 21’inci yüzyılı temsil eden bir diyalog zenginliği içinde gitmektedir.

Ben de bundan çok memnunum. Belki alıştığınız genel başkan, belediye başkanı ilişkileri üzerinden değerlendirdiğiniz için ilişkimizi boyutlandıramıyor olabilirsiniz. Ama gerçekten çok çağdaş, medeni, sevgi saygı çerçevesinde çok özel bir ilişkiye sahibiz. İnşallah da hiç bozulmayacak ve hep böyle devam edecek. İyi bir yol arkadaşıyız. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz” açıklaması yaptı.

Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sahaya inip inmemesine dair bir soru üzerine de İmamoğlu, “Sahada istenmesi kadar doğal bir şey olamaz yani. Partimizin önceki genel başkanı. Sahada olmasını elbette ben isterim. ‘Onu gören sandığa gitmez’ diyenlerden değilim” diye konuştu.

“Akşener’in bıraktığı yerde duruyor”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile ilişkisinin ne durumda olduğunun sorulması üzerine de İmamoğlu, “Sayın Akşener ile ilişkimiz, Akşener’in bıraktığı yerde duruyor. Benim için farklı bir durum yok. Onun bıraktığı yerde duruyor, ben de o noktada duruyorum, izliyorum sadece” yanıtı verdi.

İmamoğlu, İBB’deki 5 yıllık dönemine dair bazı rakamlar da paylaştı. İmamoğlu’nun verdiği bilgilere göre; 2019 Haziran’dan 2023 Aralık’a kadar kur artışının yüzde 498, TÜİK enflasyonunun artışı ise yüzde 224. İBB’nin bu süreçteki kur zararı 69,9 milyar TL. Bu tutar İBB’nin üç yıllık gelirinin toplamına eşit. İBB 5 yıllık dönemde 31 milyar liralık kredi borcu kapattı. Metro başta olmak üzere sermaye yatırımları 101,7 milyar lira. 2023 sonu itibariyle İBB hesabında ise 27,2 milyar lira bulunuyor. 30 Haziran 2019’da ise bu para 6 milyon TL idi. İmamoğlu, “Kasayı boş aldık, maaşları ödeyecek para bile bırakmamışlardı” dedi.

İmamoğlu, belediye meclisinde borçlanma taleplerinin kabul edilememesine karşın bu rakamlara ulaştıklarını kaydetti. İBB Başkanı, dört projelerinin ise hâlâ Hazine ve Maliye Bakanlığından onay beklediğini belirtti.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a : Senin Önceliğin Beşli Çeteler, Benim Emekliler

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a emekli maaşları üzerinden tepki göstererek, “Siyaset öncelik belirleme işidir. Senin emekliye verecek paran yok ama yazlık saraya verecek paran varsa, emekliye verecek paran yok, kışlık saraya verecek paran varsa, emekliye verecek paran yok, uçan saraylara, 14 tane lüks uçağa verecek paran varsa senin önceliğin kendin, ailen ve yandaşların, senin önceliğin beşli çeteler, benim önceliğim emekliler” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Lideri Özgür Özel, Tekirdağ Çorlu’da vatandaşlara seslendi. Özel, şunları söyledi: “3 Mart Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu takibinden 5 ay sonra, yani tam 100 yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün laikliğin temellerini atan 3 büyük düzenlemeyi yaptığı ve bu ülkeyi çağdaşlaşma yolunda, ileriye gitme, zenginleşme yolunda en önemli adımları attığı, Cumhuriyet devrimlerinin tam 100’üncü yılı. Atatürk hilafeti kaldırdı. Atatürk çoklu eğitimi kaldırdı, eğitim birliği yasasını getirdi.

Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli devrim yasalarını bugün çıkardı. Benim bugün burada olmam büyük onur. Çünkü o Gazi Mustafa Kemal Atatürk kara tahtanın önüne geçip, bugün kullandığımız alfabeyi de ilk kez Tekirdağ’da tanıtmıştı. Devrim yasalarının 100’üncü yılı kutlu olsun. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşasın.

Türkiye’nin hiç şüphe yok sanayisinin hızla geliştiği bir kenttesiniz. Kent geliştikçe demokrasinin de onunla birlikte gelişmesi gerekir. Öyle bir yerdeyim ki içim o kadar rahat ki 1989’dan beri belediyeyi sosyal demokratlara emanet eden halkçı belediyeciliğin kıymetini bilen bir kentteyim. 2018 yılından beri, öncesinde belediye başkan yardımcılığı, belediyede diğer görevler, o günden bugüne kadar 6 yıldır sürdürdüğü görevi ile sizlerin çok sevdiği belediye başkanının anketini yaptırdık.

Dedim ki, bizdeki belediyelerde başkanın oyu partinin oyunu geçiyorsa, seçildiğinden ilerideyse, partisini yukarılara taşıyorsa, sen bana emanetsin. Sonra da Çorlululara emanetsin. Başkan görevi süresince bir, iki kere, genel merkeze gelmiş, görevi boyunca hiç Ankara’ya gelmemiş. Diyor ki eksik mi bıraktım acaba? Dedim ki sen Ankara’da değilken Çorlu’da olduğuna göre orada çalıştığına göre, Çorlulular senden razı olacağına göre endişelenme, ben bakacağım dedim. Anket geldi. Şöyle bir baktım, helal olsun Ahmet Başkana dedim.

Genç başkanımız, mesleği inşaat mühendisliği, belediyeciliği biliyor. Siyaseti biliyor. Yaptıklarına baktığımda ilk işe hem kentin tarihi kimliğini ön plana çıkarmak, hem yerli ve yabancı turist sayısını artırmak üzere çok önemli planlama yapmış. Tarihi yapıları ortaya çıkarmış. Buraya turist çekebilecek her türlü tedbiri almış. Gitmiş, Yılmaz Büyükerşen gibi birisini, onun balmumu heykelleri var ya evlatları kadar kıymetlidir, onu ikna etmiş, Türkiye’de ikinci balmumu heykel müzesini de almış, buraya getirmiş.

“Partizanlık yapıyorlar”

Baktım Çorlu’ya gelen turist, ziyaretçi sayısı muhteşem rakamlar. Atatürk Evinin yapılmış olması harikulade iş. Ama bazısı sırf bunları yapar, öbür işlere bakmaz. Sosyal belediyecilik diye bir şey var acaba o nasıl? Baktığımda Dost Kartı gördüm. Yani birileri yoksulluğu yönetmek istiyorlar. Alıyorlar panelvanı yoksul mahallere gidiyorlar. Kapıyı çalıyorlar. Yanında partisinin mahalle başkanı. Burayı geç diyor, bu CHP’li. Bu diyor üyemiz. Açıyor, kapıyı çalıyorlar. Nasıl Tayyip Bey, çocukların kafasına oyuncak atıyor, çay atıyor ya.

Bunlar da ver oradan makarna, ver oradan pirinç, herkesin gözünün önünde fotoğraf çektirerek filan insanların yoksulluğunu yüzlerine vurarak, oy karşılığı bu işi yaptığını belli ederek, mahalle başkanına sorduğu için partizanlık yaparak bu işleri yapıyor. Ahmet Başkan ne yapmış, Dost Kart diye bir kart çıkarmış. İhtiyaç sahibine ulaştırmış. İçine nakdi yardım yapıyor, nasıl biliyor musunuz? Güya bunlar o AKP için bu işi yapanlar çok inançlı ya. Ne demiş Peygamber Efendimiz, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek demiş. Aynen öyle sosyal yardım yapıyor. Helal olsun başkana. Bir tarafta insanların yoksulluğunu siyaseten yönetenler, bir tarafta yoksulluğu yok etmeye yemin edenler var. Partimizle gurur duyuyoruz, belediye başkanlarımızın hepsiyle gurur duyuyoruz.

Tabi önce Çorlululardan 31 Mart günü sandığa gitmelerini bekliyoruz. Karşılarında dört zarf var. Birincisi çok mühim, muhtara atılacak. Muhtar dediğini küçük görmeyin. Muhtarın burasında rozet yok. Bütçe yok, parti yok. Her şeyi kendi bastırıyor filan. Çıkıyor, sonra mahallenizin hakkını, menfaatini koruyor, başkana gidiyor, valiliğe koşturuyor. Ben hangi siyasi görüşten olursa olsun mahallesi için hizmet etmek için yola çıkan bütün muhtarlarımıza başarılar diliyorum.

31 Mart’tan sonra CHP’nin bütün belediyelerinin, bütün başkanların kapısı hem vatandaşlarımıza, hem muhtarlarımıza bundan önce olduğu gibi ardına kadar açıktır. İkinci oy sizin için atılacak. Kime, Ahmet Başkana, Ahmet Sarıkurt’a. Çorlu için. Üçüncü oy, belediye meclisi üyeleri için. Birçoğu burada. Hepsi partimizin geleceğe hazırladığı siyasetçiler. Deneyimlerinden yararlandığı siyasetçiler. O listelerde ne kadar güçlü olursak, belediye meclisinde o kadar rahatız. Çorlu’da zaten rahatız.

Ancak Tekirdağ’da büyükşehir belediye meclis üyeleri gidecek, onun için belediye meclis listemize herkesin sahip çıkmasını bekliyorum. Sonuncusu, dört dönemdir milletvekili. Hangi seçime girse, girdiği sandıktan çıkan, demokraside kadının gücünü gösteren birisi, evladınız, hemşeriniz, Çorlu’da oturan, tüm Çorlu’ya, tüm Tekirdağ’a hiç kimseyi partisinden dolayı ayırmayacak olan, doktor olduğu için sağlıkçı, Çorlu’nun da Tekirdağ’ın da yüzünü güldürecek olan, sağlığa iyi gelecek olan, Ergene’yi temizleyecek olan, hava kirliliğini azaltacak olan, yeşili artıracak olan kimdir? Sizin Candan.

Sevgili Çorlulular, ben Candan kadar tuttuğunu koparan, gayretli, şehri için bu kadar emek harcayan az sayıda milletvekili gördüm. Candan Yüceer’in Tekirdağ için projelerini bugün dinledik. Dünyayı gören, Tekirdağ’ın bundan önce yapılan iyi işlerine duyduğu minneti okuyan, üzerine koymayı hedef olarak koyan ama vizyon sahibi projeleri ile beraber Tekirdağ’ı hak ettiği gibi, Çorlu’yu hak ettiği gibi bir dünya kenti yapacak olan projeleri var, biz kendisine inanıyoruz, güveniyoruz, onu size emanet ediyoruz. 31 Mart seçimlerinde CHP’nin adaylarının Tekirdağ’da yaş ortalaması 48, en gençleri 39 yaşında. Gencecik bir ekibimiz var.

Elbette gençlik vurgusunun önemi hem yarınları düşündüğümüzden, hem bir vasiyeti yerine getirdiğimizden. Yoksa tecrübe, deneyim önemli, bunlardan yararlanmayı sürdürüyoruz ama gençlik şundan önemli. Atatürk, Cumhuriyeti gözlerini yumarken CHP Genel Başkanlarına emanet etmedi, belediye başkanlarına, milletvekillerine emanet etmedi, Atatürk Cumhuriyeti, gençlere emanet etti. Onun için yükünüz ağır. Hep beraber çalışmak, hep beraber önemli işler yapmak durumundayız.

“Siyaset öncelik belirleme işidir”

Gençlere vurgu önemli ama bu memlekette en büyük sıkıntıyı çeken de emekliler. Bir emeklilerin durumunu görmek, emeklileri konuşmak lazım. Şöyle ki bu Tayyip Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı, 1,5 asgari ücretti, bugünkü para ile 25 bin lira olması gerekiyordu ama bugün 10 bin lira. Yani 0,6 asgari ücret. Tayyip Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşıyla ki o zaman emeklilerin yüzde 20’si en düşük emekli maaşını alıyordu. Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Şu anda 2,5 çeyrek altın.

Yani Tayyip Erdoğan, görev süresi boyunca emeklilerin cebinden ayda 5,5 çeyrek altını almış. Bunun hesabını soracak mıyız? Geçen gün emeklilere zam yap dedim. Hiç olmazsa 1,5 asgari ücret ama bizim CHP olarak ilk teklifimiz, hiç olmazsa 1 asgari ücret. 10 bin liralık emeklilere kart verelim, maaşlarını 17 bin liraya çıkaralım. Devletin hizmetlerinden, devletin yaptığı hizmetlerden ücretsiz yararlanmalarını sağlayalım, elektrik, su, doğalgazda yüzde 25-40 arasında indirim sağlayalım diye kanun teklifi verdik, bizi dinlemedi, Meclis’i kapattı ve kaçtı.

Emekliye zam yapalım deyince emekliye para yok diyor. Emekliye para verirsem, çalışanlara maaş ödeyemem diyor. Yani çalışanlarla emeklileri karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Oysa çalışanlarla emekliler karşı karşıya değildir, yan yanadır. Kol koladır. Bütün emekliler yıllarca çalıştı da öyle emekli oldu. Bugün çalışanlar da ama birkaç sene sonra, ama çok daha sonra eninde, sonunda emekli olacaklar. Emekli ile çalışan karşı karşıya değildir ama emekli ile beşli çeteler karşı karşıyadır. Çünkü siyaset öncelik belirleme işidir.

Eğer sen parayı beşli çeteye verirsen, sen parayı saray müteahhitlerine verirsen, sen parayı yandaş müteahhitlere verirsen, sen dünyanın en pahalı makam arabasından 10 tane var dünyada, limuzin, Mercedes, ikisini alır, birine kendin biner, birini yedekte tutar ve boş gezdirirsen, senin emekliye verecek paran yok ama yazlık saraya verecek paran varsa, emekliye verecek paran yok, kışlık saraya verecek paran varsa, emekliye verecek paran yok, uçan saraylara, 14 tane lüks uçağa verecek paran varsa senin önceliğin kendin, ailen ve yandaşların, senin önceliğin beşli çeteler, benim önceliğim emekliler. Bunu bu şekilde bileceksin.

31 Mart’ta, emekliye para bulamayanların sandıklara bakınca oy görememeleri lazım. Emekliler dün Manisa’da bağırıyordu, madem ki para yok, sana da oy moy yok diye. Emekli astsubaylar pankart açmışlar, sorunlarımızı dile getirin diyorlar. Gerçekten onların çok sorunu var. Bütün emeklilerin çok sorunu var. Arkadaşlarımız bunları her fırsatta dile getiriyorlar. 1 Nisan’dan sonra yine emekli astsubaylar derneğini de bütün emekli derneklerini de Meclis’e de bekliyoruz ama emeklilerin hepsini 1 Nisan’dan sonra meydanlara bekliyorum, meydanlara.

1 Nisan bu iktidara bir sarı kart gösterme günüdür. 1 Nisan, 10 bin liraya geçinilir diyenlere kırmızı ışığı yakma günüdür. 1 Nisan, açlık sınırı 16 bin lirayken emekliyi unutanlara, boş file ile pazardan yollayanlara, emekliye olgun sebze ve meyve diye ezilmiş, büzülmüş, çürümüş meyveleri sattıranlara, emekliyi buna muhtaç bıraktıranlara, emeklilerin yarının emeklisi bugünün emekçilerinin yoksulların hesap sorma günüdür.

31 Mart’ta bu iktidara bu yaptıklarının hesabını sormaya var mıyız? 31 Mart’a kadar hangi siyasi görüşten olursa olsun, emeklisini, emekçisini, esnafını, çiftçisini, yaşlısını, gencini iktidarın karşısında kim güçlüyse onları sandıkta kim yenecekse, AKP’li, MHP’li belediye başkanını kim indirecekse yani gücünüzü iktidara göstermenin yolu neyse orada, meydanlarda, sandıkta buluşmaya, milletin vicdanını sandığa ve sandıkta bu iktidardan hesap sormaya davet ediyorum, hesap sormaya. 1 Nisan’dan sonra hakkını alamayan kim varsa, bakın söylüyorum. Demokrasi tepki ve protesto rejimidir.

Ben istediğimi yapacağım, sen evinde oturup susacaksın, ben seni ihmal edeceğim, görmeyeceğim, sen bana oy vereceksin, 5 sene oturacaksın. Öyle yağma yok. Bugün ABD’de Beyaz Saray’ın önünde protesto gösterisi serbest. Almanya’da parlamentonun önünde protesto serbest. İngiltere’de 10 numaranın önünde serbest, senin geldiğin Türkiye’de Ecevit’in önüne yazar kasa atmak serbest çünkü demokrasi tepki ve protesto rejimidir ama saraya doğru mendil sallasan, kolunu koparırlar.

Seçimlerden sonra kim hakkını alamıyorsa, öyle yakmak, yıkmak için değil kamu malına zarar vermek için değil, kanunlara saygılı şekilde hakkımızı söke söke almak için sokaklardayız. Meydanlardayız. Bugün Ahmet Başkanıma destek için geldim, Candan Başkanımın tanıtımına geldim, belediye başkanlarımla birlikte olmaya geldim. Mehmet Şimşek de İstanbul’a gitmiş, Kurum’a destek olmaya. İşi zor, orada demişler ki evsiziz, kiralar yüksek, ev alamıyoruz, kiraya dahi çıkamıyoruz.

O da demiş ki, enflasyonu tek haneye indirdiğimizde ev alabileceksin çünkü kredi çekebileceksin. Enflasyon tek haneye bunların hesabı ile 2 sene, 2,5 sene sonra gelecek ama aslında biliyoruz ki bunlar iktidardaysa bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Ama kendisi söylerken doğru bir şey söylemiş. Bugün Merkez Bankası’nın faizi yüzde 45 ama bankaların vatandaşa uyguladığı faiz ortalamada yüzde 65. Konut kredisi almak istediğinde 3 milyon liralık konut kredisi alıyorsun, 10 yıl ödemeli. 12 milyon olarak ödüyorsun.

4 katı. 3 milyon krediye ayda kaç para taksit ödenecek, yalan gibi inanılmaz. 95 bin lira aylık ödemesi var. 100 bin lira. Yahu adam 100 bin lira taksit ödeyebilecek olsa, kredi çekecek durumda mı olur gariban adam. O yüzden artık ev alınamaz. Şu an evi ve arabası olmayanların milli piyango çıkmazsa, uzaktan bir akrabadan miras kalmazsa ev alma şansı kalmadı, araba alma şansı kalmadı. Gençler ev almak ister, araba sahibi olmak ister doğru mu? Onun için böyle bir şey istemekle yetmiyor. Gençler araba istiyorsa, Tayyip Beyi göndermek ister, başka çaresi kalmadı.

Şimdi geçerken Trakya Birlik’i gördük, ayçiçeğini biliyoruz. Buğdayı, tarımı biliyoruz. Bir yanı sanayi, bir yanı tarım bir kentte yaşıyoruz. Mayıs ayının 27’sinde verin oyu kardeşinize faizler nasıl düşecek, enflasyonun beli nasıl bükülecek, döviz nasıl durdurulacak, hayat nasıl ucuzlayacak diyen kişi, o gün mazotun litresi 19 lirayken, bugün 40 lira 70 kuruş. Mazot Cumhurbaşkanı seçildiği mayıs ayından 8 ay sonra yüzde 106 zamlanmış.

Benzin yüzde 97 zamlanmış. Neredeyse yüzde 100. Bu şu demek. Hayat pahalılığı kartopu gibi büyüyecek. Mazota ve benzine zam varsa, bundan sonra iğneden ipliğe her şeye zam var demek. Eğer 31 Mart günü bu acımasız, bu beceriksiz, bu sadece kendini düşünen iktidarın karşısına bir güç dengelenmezse, 1 Nisan’dan sonra acı reçeteye hazır olun. Söylüyorlar. Acı reçete içirecekler. Kemer sıkmaya, sıkı para politikalarına hazır olun. Siz ezilirken 4 yıl daha sandık yok. Onun rahatlığında olacaklar.

“Hep birlikte kazanabiliriz”

Ama siz geçen seçimleri hatırlayın. 2018’de tek adam rejimi hayata geçtikten 10 ay sonra yerel seçimlerle, yerel seçimlerin gücü ile İstanbul, Ankara’dan başlayarak, Adana, Mersin’iyle, Antalya’sıyla ve 11 büyükşehir ile CHP’ye, Millet İttifakına önemli bir güç verildi ve bu seçimlere kadar o denge ile gelindi. Bakın küçük bir farkla seçimleri kaybetsek de iktidar tek başına olmayınca karşısında başka bir güç olunca herkesin ama herkesin çıkarlarının korunabileceği, sesinin duyulabileceği, yapılacak seçimlerden endişe duyulacak bir ortam oluşabilir. Bunun olması için Cumhur İttifakının karşısına bir güçlü ittifak koymak gerekmektedir. O ittifakın adı bu seçimde Millet İttifakı değildir, Türkiye ittifakıdır.

Türkiye ittifakının renkleri, ay yıldızlı al bayrağın renkleridir. Bu güzel şanlı bayrağın renkleridir Türkiye ittifakının renkleri. Eğer seçimleri Türkiye ittifakı kazanırsa, yani Laz’ı, Çerkez’i, Türk’ü, Kürt’ü herkes Türkiye ittifakında birleşirse, nasıl milli takım gol atınca hep beraber seviniyorsak, nasıl Filenin Sultanları şampiyon olunca hep beraber ağlıyorsak, bu ülkedeki tüm yoksullar, tüm emekliler, tüm emekçiler, geleceğinden kaygılı gençler, evladım yurtdışına gidecek diye korkan anneler, babalar, yoksullar, hep birlikte birleşirseniz, hep birlikte kazanabiliriz.

Bu birlikteliğimizin adı Türkiye ittifakıdır. Renklerini birlikte söyleyelim, Çorlu duysun, Tekirdağ duysun, Türkiye duysun. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Bundan sonraki süreçte 1 aydan kısa bir zaman kaldı, Çorlu’yu nasılsa kazanıyoruz demeyeceğiz, sanki gerideymişiz gibi çalışacağız. Her 1 oy Çorlu için önemli, Candan Yüceer için önemli. Büyükşehir belediye meclisindeki çoğunluğu erişilmez bir noktada olması için, partimiz için önemli. Geleceğimiz için önemli, her birimiz için önemli.

Bu seçimleri hep birlikte kazanıp, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk seçimlerinde umudu yükseltmeye var mısınız? Yükselen umutla Cumhuriyetin ikinci yüzyılının birinci yüzyılındaki gibi önce Cumhuriyeti yeniden kurtaracak, sonra demokrasiyi yeniden kuracak kadrolar olarak 100 yıl öncekiler gibi siz de bir büyük mücadeleye var mısınız? Ben partinin Genel Başkanı olarak her birinize güveniyor, inanıyorum, her birinizi bu ülkeyi bir kez daha kurtaracak güçte, kudrette görüyorum. Kendinize güvenin, inanın, beni ve adayları değil, şöyle bir yürekle kendinizi alkışlayın. Size güveniyorum. Elbette Ahmet Başkana, Candan Başkana, Çorlu’ya, Tekirdağ’a güveniyorum. Onları size, sizi de Allah’a emanet ediyorum.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Enflasyon’ Açıklaması: Çözeceğiz

Marmaris’te Sivil Toplum Kuruluşları ve Kanaat Önderleri Buluşması’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enflasyon ve hayat pahalılığı meselesi, tüm dünya gibi bizim de başımızı ağrıtan en önemli husustur. Kovid-19 salgınıyla başlayan, bölgesel çatışmaların olumsuz etkileriyle derinleşen enflasyon hususunda vatandaşlarımızın karşılaştığı sıkıntıların hepsinin farkındayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Dış dinamikler ve genel ekonomik gelişmelerle birlikte fırsatçılıktan ve tamahkârlıktan da kaynaklanan bu sorunu mutlaka çözeceğiz. Piyasa gerçeklerinden kopuk bir şekilde fahiş fiyat arttırarak insanımızın lokmasına göz dikenlerle mücadelemiz sürecektir. Fiyat istikrarı ve anti enflasyonist yaklaşımdan taviz vermeden, büyüme odaklı ekonomik programımız doğrultusunda gerekli adımları atıyoruz ve atacağız. İnşallah yılsonuna doğru uyguladığımız politikaların olumlu etkilerini somut olarak hissetmeye başlayacağız.”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Muğla programı kapsamında Marmaris’te bir otelde düzenlenen Sivil Toplum Kuruluşları ve Kanaat Önderleri Buluşması’nda katıldı.

Türkiye’yi yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyütme stratejisini kararlılıkla uyguladıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl yaşanılan deprem felaketine ve bölgede patlak veren çatışmalara rağmen hedeflerinden kopmadıklarını vurguladı. Turizmde 2023’ü rekor ziyaretçi sayısı ve turizm geliriyle kapattıklarını bildiren Erdoğan, bu sene hedefin 60 milyon turist sayısı ve 60 milyar dolar turizm geliri olduğunu ifade etti.

İhracatta yakalanan ivmenin hız kesmeden devam ettiğinin altını çizen Erdoğan, “Geçen yıl 256 milyar dolarla tarihimizin en yüksek ihracat rakamına ulaşmıştık. Ocak ve şubat ihracat rakamlarımız da oldukça iyi geldi. Şubat ayında ihracatımız, bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 13,6 artarak, 21 milyar doları aştı. Şubat ayında 12 aylık ihracat rakamımız ise yüzde 1,6 artışla 259 milyar doları buldu” bilgisini paylaştı.

Erdoğan, büyüme tarafında da olumlu tablonun devam ettiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geçtiğimiz sene yüzde 4,5 büyüme oranıyla Avrupa Birliği ülkeleri içinde ilk sırada yer aldık. Millî gelirimiz, 1 trilyon dolar sınırını geçerek, tarihimizde ilk kez 1 trilyon 119 milyar dolara ulaştı. Böylece çok kritik bir psikolojik eşiği daha aşmayı başardık. Bölgemizde çatışmalar durulup istikrar arttıkça, inşallah daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.

Enflasyon ve hayat pahalılığı meselesi, tüm dünya gibi bizim de başımızı ağrıtan en önemli husustur. Kovid-19 salgınıyla başlayan, bölgesel çatışmaların olumsuz etkileriyle derinleşen enflasyon hususunda vatandaşlarımızın karşılaştığı sıkıntıların hepsinin farkındayız. Dış dinamikler ve genel ekonomik gelişmelerle birlikte fırsatçılıktan ve tamahkârlıktan da kaynaklanan bu sorunu mutlaka çözeceğiz.

Piyasa gerçeklerinden kopuk bir şekilde fahiş fiyat arttırarak insanımızın lokmasına göz dikenlerle mücadelemiz sürecektir. Fiyat istikrarı ve anti enflasyonist yaklaşımdan taviz vermeden, büyüme odaklı ekonomik programımız doğrultusunda gerekli adımları atıyoruz ve atacağız. İnşallah yılsonuna doğru uyguladığımız politikaların olumlu etkilerini somut olarak hissetmeye başlayacağız.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte üreten, ihracat yapan, çalışan, ekonomiye katkı veren herkesin yanında olmayı sürdüreceklerini vurgulayarak, Türkiye olarak son yıllarda elde edilen kazanımların arka planında siyasi istikrar ve güven ortamının kurulması olduğuna dikkati çekti.

Geri bırakılan 21 yıl içerisinde terör saldırılarından, darbe girişimine, sokak olaylarından tabii afetlere kadar pek çok sıkıntı yaşandığını anımsatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Bir başka ülkenin başına gelse yerle yeksan olmasına yol açacak nice sınamayla nice badireyle karşı karşıya kaldık. Birileri bizim daha önceki dönemlerde ülkeyi yönetenlerin başına geldiği gibi tökezleyeceğimizi, hedeflerimizden vazgeçeceğimizi, statükoya teslim olacağımızı düşündü ama biz tüm bu zorlukların üstesinden alnımızın akıyla gelmeyi başardık. Son olarak 14-28 Mayıs seçimleriyle ülkemizin güven ve istikrarını hedef alan bir senaryoyu daha yırtıp attık.

Daha düne kadar Türkiye’yi birlikte yönetmekten bahsedenlerin, ülkemize güya, barış, huzur ve demokrasi getirmeyi vadedenlerin, ‘Halil İbrahim Sofrası kurduk’ diyerek, milletin gözünü boyayanların, velhasıl kendi içlerindeki kavgayı, çekişmeyi ve rekabeti örtmek için hayal satanların ne hâllere düştüklerini hepimiz görüyoruz. Ortak değer ve prensipler yerine şahsi çıkarları üzerinde ittifak yapanlar, esen ilk rüzgârda darmadağın oldular. Dün bizim kendileriyle ilgili olarak dile getirdiğimiz eleştirilerin, çok daha fazlasını bugün eski ittifak ortaklarına bizzat kendileri söylüyor. Ne diyelim, demek ki milletimizin verilmiş sadakası varmış.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin 14- 28 Mayıs’taki tercihiyle Türkiye’nin son 21 yılda çok ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlara sahip çıktığını belirterek, “Ülkemiz altın değerinde bir beş yıl daha kazanmıştır. Bunu en iyi, en doğru, en etkili şekilde değerlendirmemiz gerekiyor” dedi.

“Kaybeden şehirlerimiz ve vatandaşlarımız oluyor”

Türkiye Yüzyılı’nın inşasını ancak merkezi idare ve yerel yönetimlerin el ele vererek, uyum içinde çalışarak gerçekleştirebileceklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun en çarpıcı örneğinin depreme hazırlık çalışmaları olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bir taraftan 6 Şubat’ta yaşadığımız büyük felaketin izlerini silerken diğer taraftan da şehirlerimizi daha dayanıklı hâle getirmemiz çok önemlidir. Kentsel dönüşüm projeleri ve şehircilik altyapımızın yenilenmesi başta olmak üzere ülkemizin afetlere karşı hazırlıklarını süratle tamamlamak istiyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar olarak biz ülkemizi bir an önce depreme hazırlayalım derken yerel yönetimler aksi istikamette çaba gösterirse kaybeden şehirlerimiz ve vatandaşlarımız oluyor.

Aynı şekilde biz hizmet ve eser siyaseti için koştururken, mahallî idareler istismar siyasetiyle hareket edince kaybeden yine şehirlerimiz oluyor. Muğla’da, İzmir’de, Hatay’da yıllardır, Ankara ve İstanbul’da son beş senedir bu acı gerçekle maalesef yüzleşiyoruz. Öyle ki bu şehirlerimizde işlerin daha fazla kötüye gitmemesi, insanımızın daha fazla zorluk çekmemesi için biz sorumluluk üstlendik. Normalde belediyelerin görevi olan hizmet, yatırım ve eserleri de çoğu zaman bakanlıklarımız vasıtasıyla biz yaptık, yapıyoruz.”

Erdoğan, Marmaris ve Fethiye Körfezi’nin balçıktan temizlenmesi için gönderdikleri iki tarama ve dip temizleme gemisinin dün Marmaris Limanı’na ulaştığını belirterek, gemilerin bu hafta tarama çalışmalarına başlayacağını söyledi.

Turizmle birlikte diğer alanlarda da şehrin ve ilçenin yanında olmayı sürdüreceklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Asıl umudumuz yerelde bir değişimin başlamasıdır. Marmaris başta olmak üzere tüm ilçeleriyle Muğla’mızı da Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonuyla buluşturmayı arzu ediyoruz. Büyükşehir belediyesinde Aydın Hocamızla, Marmaris’te Serkan Yazıcı kardeşimizle el ele vererek inşallah şehrimizi hak ettiği yerlere getireceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Şimdiden her birinize destekleriniz için teşekkürlerimi iletiyorum.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Kurum’a ‘Ordu’ Göndermesi: Onu Bile Bilmiyor

Ekrem İmamoğlu, Murat Kurum’un İstanbul ilçelerini karıştırması ve Ordu Caddesi gafına göndermede bulunarak, “Bir adayları var, 2019’da Binali Bey belediyeciliği veya İstanbul’u bilen aday şeklinde tarif edilmişti. Şimdiki sayın aday aslında her konuda biraz dezavantajı var. Bazı konuları bilmiyor olabilirsiniz, acemi de olabilirsiniz” dedi ve ekledi:

“Öğrenmeye talipseniz sorun yok ama acemilik nasıl hiç bitmek biliyor musunuz? Öğrenmeye meyilli değilseniz, çalışmaya gönlünüz yoksa o zaman işiniz zor. Bir kısım çalışmaların sonuçlarında yapılan şehir planlamalarıyla iki tane cadde açılıyor. Vatan Caddesi, Millet Caddesi varı, o dönemde bir üçleme yapılmıştı, vatan, millet, ordu yani silahlı kuvvetlerimiz. Yani burası bir şehrin ya da yörenin adı değil. Öğrenmeye niyetli değilseniz birine sorup anlamaya çalışmıyorsanız vallahi işiniz zor.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ordu Caddesi ve Yakın Çevresi Düzenleme Açılışı’nda konuştu. İmamoğlu’nun açıklamasından satırbaşları şöyle:

“Biz bu şehri 16 milyon İstanbulluya veriyoruz. Kendimizi bu şehrin muhafızı olarak görüyoruz. Sizden aldığımız güçle İstanbul’da ihmali ihanet ve israf devrini tarihe gömdük. Başka bir dönem başladı, hizmet icraat ve yatırım dönemini başlattı. İstanbul’un dört bir yanında bütün toplum kesimlerinin hayatlarını kolaylaştıran çok güzel şeyler yaptık. Şimdi bir avuç insan o eski şatafatlı günlerine dönmek istiyorlar, İstanbul’un kaynakları size değil kendilerine aksın istiyorlar. Ama siz buna müsaade etmeyeceksiniz.

Her seçimde bir aday çıkar. 2019’da Binali Bey. Şimdiki adayın her konuda dezavantajı var. Bazı konuları bilmeyebilirsiniz. Öğrenmeye talipseniz sorun yok ama acemilik nasıl hiç bitmek biliyor musunuz? Öğrenmeye meyilli değilseniz, çalışmaya gönlünüz yoksa o zaman işiniz zor. İstanbul’un göbeği olan Fatih’in bu caddesinin adı Ordu Caddesi. Aslında burada bir üçleme yapılmıştır. Vatan, Millet, Ordu… Buranın ismi bir şehirden gelmemiştir.

Acemi aday derken farklı bir kavram anlaşılıyor. Sadece acemi olduğunu söylüyorum. Çok acemilik yaşattı bize. İstanbul’la bir alakası var mı yok mu? İstanbul’la ilgili bilgisi var mı? İlçelerini biliyor mu? Büyükçekmece neresi Küçükçekmece neresi? Hangi ilçe hangi yakada bakmak lazım. İstanbul dünyanın gözbebeği.

Sayın Erdoğan böyle bir adayın arkasında. Şöyle düşünsün Cumhur İttifakı’na oy verenler, özne olarak kendisi aday olduğunda bu adaya oy verirler mi vermezler mi önce buna bir baksınlar. Bugüne kadar ortaya koyduğu performanslarda bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Cumhur İttifakı’na oy vermiş insanların bile bu yaptıklarından sonra oy vermeyeceklerini düşünüyorum. Sayın Cumhurbaşkanının bu adayı İstanbul’a göndermesinin irdelemesi lazım vatandaşlarımızın.

Bütün bunları niye yapıyor biliyor musunuz, Sayın cumhurbaşkanı şunu istiyor benim iradem geçecek kardeşim ben ne istiyorsam o olacak. Halkın iradesini istemiyor. Halkın seçtiğini bir belediye başkanının bir irade sahibi olmasını, İstanbul’u korumasını, İstanbullunun sesi soluğu olmasını istemiyor. Nokta. Onun için dediğine imza atacak her dediğini kabul edecek bir aday istiyor. Ceketimi koysam kazanırım anlayışıyla hareket ediyor.

Sayın Topbaş’ı rahmetle andım. Sayın Erdoğan Topbaş’ı görevden aldı. Neden? Topbaş’ın bir iradesi vardı. İstanbullu olarak şehre bakıyordu. Erdoğan’ın her dediğine evet demiyordu. Beş tane imar dosyasına imza atmadı diye metal yorgun deyip görevden aldılar.”

Paylaşın

ABB Başkanı Mansur Yavaş: Son Dönemim

Keçiören Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışında açıklamalarda bulunan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Bir dönem daha yapıp Türkiye’ye Mansur Yavaş belediyeciliğini öğretip bırakacağım” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Sincan ve Keçiören Seçim Koordinasyon Merkezi açılışında açıklamalarda bulundu.

Sincan’da CHP Sincan Belediye Başkan Adayı Veysel Alkan için oy isteyen Mansur Yavaş, Sincanlılara şu sözlerle seslendi: Hizmet yaparken hiç kimseyi ayırmadık, rozetimizi çıkardık. Ankara halkının tümü vergiler veriyor, biz de onlardan dolayı maaşımız alıyoruz, personelimiz de bu maaşı sizden aldığı parayla alıyor ve hizmetlerini o parayla alıyor. O zaman hiç kimseyi ayırmadan hizmet etmemiz gerekiyordu. Şuradan şu oy çıkmış, buradan bu oy çıkmış…

Bunu yapmak için vicdansız olmak lazım, seçime kadar rekabet yaparsınız, seçimden sonra herkesin başkanı oluyorsunuz. Bütün ihalelerimizi canlı yayınladık. Siz de bundan sonra bütün belediye başkanlarına şunu söyleyeceksiniz, ‘Yaptığınız ihalede vereceğiniz para bizim paramız, siz de canlı yapın’ diyeceksiniz. 5 yıldır defalarca Sincan’a geldim, hiçbirisinde çakarlı araçlarla konvoylarla gelmedim. Bir minibüs, bir şoför, bir koruma çünkü hiçbir Sincanlıya, Ankara’nın hiçbir yerinden kimseye kötülük yapmadım ki kimden kötülük göreyim…

Zaman zaman toplantılara gittiğimiz zaman ne aldık, ne harcadık bunların hepsinin vatandaşına hesabını veriyorum. Bazıları hesap sorulduğu zaman, ‘Ben kimseye hesap veremem, benden kimse hesap soramaz, öbür tarafta Allah’a hesap veririm’ deyip geçiştirirler. Bu dünyada parasını kullandığı, parasını emanet aldığı insanlara hesap veremeyen öbür dünyada bilin ki asla veremez.

Asıl belediyecilik nedir biliyor musunuz? Bir dürüst olacak, iki şeffaf olacak, üç hesap verecek. Buradan başlar. Benim anlayışıma göre belediye başkanı bir kentin hem annesidir hem babasıdır hem kardeşidir hem oğludur. Pandemi gibi büyük bir afet yaşadık, Allah’ın izniyle herkese ulaştık, esnafımızın ayakta kalması için uğraştık.

Bizden kimin ne talebi varsa hepsine ulaştık. Türkiye’de başka bir örneği yok, madem kentin annesisin, babasısın bu kentte ihtiyacı olan insanların evinden ne pişiyor? Bu insanlar evlerinde nasıl duruyor soğukta, titriyor mu üşüyor mu? Bunlardan haberi olmayan bir belediye başkanı olur mu? Türkiye’de benden başka yok hatta ve hatta hükümet de yapmıyor bunu; 200 bin aileye doğal gaz veriyorum, onları evinde üşütmüyorum. Bu ailelerin çocuklarını okutmak için uğraşıyoruz.

50-60 bin civarındaki ortaokul, lise öğrencisine 50 bin kişilik kartlar veriyoruz kendilerine, okula ücretsiz geliyor, gidiyor. Birçok küçük çocuğun servisini ödüyoruz. Daha bugün yatırdık, 13 bin küsur öğrencinin kantinden alışveriş yapmasını sağlıyoruz. Teneffüste yaşıtları gidip kantinden alışveriş yaparken bu çocuklar mahzun kalıyordu. Günlük 25 lira kantinden alışveriş yapma hakları var.

“Çin’den dinozor mu getirmeliydim”

Hani ne yaptı diye soranlar var ya…İstasyon Caddesi’ni yaptık beyler İstasyon Caddesi’ni, 25 yıldır yapamadınız. 25 yıldır yapamadığınız İstasyon Caddesi’ni yaptık. Oranın altyapısını da yaptık. Devrimler Caddesi Başer kesişimi katlı kavşağı yaptık, Sincan Organize Sanayi köprülü kavşağını yaptık, bizden önce başlamıştı biz tamamladık.

Polatlı içme suyunu yapıyoruz ki aynı zamanda hem Sincan’da hem Yenikent’te hemen Etimesgut’ta hem de bu organize sanayilerinin kullanacağı şekilde 1,5 milyon nüfusa hitap edecek maliyeti 2,5 milyar lira… Şimdi Polatlı susuzken, Sincan, Yenikent susuzken gidip Çin’den dinozor mu getirmeliydim.

“Ben siyaset yapmıyorum, seçildikten sonra herkesi kucaklıyorum”

Keçiören Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışında da açıklamalarda bulunan Yavaş, “Ben Ankara halkının menfaati için Sayın Cumhurbaşkanını havaalanında karşılıyorum, zaman zaman ondan taleplerde bulunuyorum. Külliyeye gidiyorum, sizler için, Ankara halkı için bir şeyler istiyorum. Hiçbir yerim eksilmiyor.

Çünkü seçilmiş Cumhurbaşkanıdır. Kardeşim ben de seçilmiş belediye başkanıyım. Bir türlü hazmedemediler. İlçe belediye başkanlarının çoğu ne ‘Hayırlı olsun’ dedi ne de daha makamımı gördü. Talimat vermişler, ‘Görüşmeyeceksiniz, başarısız olsun, ondan bir şey istemeyeceksiniz’ demişler. Kim kaybetti? İstemeyen belediye başkanları kaybetti. Ben siyaset yapmıyorum, seçildikten sonra herkesi kucaklıyorum” dedi.

5 yıldır kendi afişlerinin sokaklarda olmadığını hatırlatan Yavaş, “Yerel seçim geldi, benim fotoğraflarımı görüyorsunuz. İl başkanlığı ödüyor hepsini. Belediyenin bir kuruşunu kendi işlerimize katmıyoruz. Belediyede benim fotoğrafımı asmak yasak. Eğer fotoğraf asacaksanız, Atatürk’ün ve kendi çocuklarınızın fotoğrafını asın dedim hepsine” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Türkiye’den 2 Bin 628 Doktor Almanya’da Görev Yapıyor

Almanya’da yabancı pasaportla çalışan doktorların geldiği ülkelere bakıldığında ilk sırada 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı.

Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi. Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Almanya’da pek çok sektöre kalifiye iş gücü sıkıntısı devam ederken sağlık sisteminde yabancı pasaportla çalışanların sayısı da giderek artıyor.

Funke Medya Grubu gazetelerinin Federal Doktorlar Odası istatistiklerine dayandırdığı, Pazar günü yayımlanan haberlerde, 31 Aralık 2023 itibariyle Almanya’da 63 bin 763 Alman pasaportu olmayan doktor çalıştığı bildirildi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Veriler 2013 yılından bu yana sayının ikiye katlandığını gösteriyor. 2013 yılında ülkede 30 bin civarında Alman pasaportu olmayan doktor görev yapıyordu. 1993 yılında ise yabancı kökenli doktor sayısı 10 bin civarındaydı.

Almanya pasaportu olmayan doktorların geldiği ülkelerin başında 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı. Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi.

Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Rheinland-Pfalz Eyalet Doktorlar Odası Başkanı Jürgen Hoffart yabancı meslektaşlarının Almanca bilgisinin yeterli olmadığına değinerek bunun tehlike yaratabilecek yanlış anlaşmalara neden olabildiğini belirtti.

Hoffart, göğüs ve karın ağrısı terimlerinin karıştırılabildiğini ve doktor karın ağrısı için muayene yaparken kalp krizinin gözden kaçabildiğine işaret etti.

Hoffart’a göre gelecek yıllarda bu sorun daha da kötüleşecek zira Almanya’nın sağlık personeli ihtiyacını kendi mezunları ile kapatması mümkün görünmüyor. Almanya’da her yıl mezun olan yaklaşık 11 bin öğrenciden önemli bir kısmı mesleğini icra etmiyor.

Paylaşın

Bakırhan: Oy Vermeyene Hizmet Götürmüyor, Ayrımcılık Yapıyorlar

Bingöl’de halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem bölgesinde ‘bize oy yoksa, size hizmet yok’ diyordu. Bingöl’den soruyoruz: 2004’ten beri Bingöl halkı yerel yönetimlerde AKP’ye oy veriyor. Peki, Bingöl’ün sorunlarını çözdü mü? Hadi oy vermeyene hizmet götürmüyor, ayrımcılık yapıyor; oy verene hizmet verdi mi, hayır vermedi. 2004’ten beri Bingöl Belediyesi AKP’de. Bingöl halkı hala temiz su içemiyor. Bingöl halkı, su yatakları içerisindeki bu kentte suya ulaşamıyor. Allah bir gün inşallah bu yaptığınız şeylerin hesabını sizden soracaktır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel seçimler kapsamında Bingöl’deydi. Bingöl’ün Sancak beldesi ve Karlıova ilçesinde partisinin halk buluşmalarına katılan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, ardından Bingöl kent merkezine geçti. Buradaki partisinin halk buluşmasında konuşan Bakırhan, şunları söyledi:

“Çok değerli Bingöllü hemşerilerim, arkadaşlarım, canlarım. Defalarca Bingöl’de mitingler yaptık. Her zaman bizi böyle coşkuyla, sloganlarınızla, renklerinizle karşıladınız. Sağ olun, çok teşekkür ediyorum. Bugün sizinle birlikte olmaktan dolayı çok büyük mutluluk duydum, onur duydum. Yavuz Kıtay İl Başkanımız şahsında, bugüne kadar Bingöl’de partimize emek vermiş bütün yoldaşları rahmet ve minnetle anıyorum. Eminim Bingöl Şeyh Said’e, Yavuz Tay’a, Rençber Aziz sanatçımıza layık olacak mücadelesini, başarıya ulaştırıncaya kadar devam ettirecektir.

Bingöl biraz iktidarın kendi sözleriyle çeliştiği, söylediği hiçbir sözde durmadığı bir kentimizdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem bölgesinde “bize oy yoksa, size hizmet yok” diyordu. Bingöl’den soruyoruz: 2004’ten beri Bingöl halkı yerel yönetimlerde AKP’ye oy veriyor. Peki, Bingöl’ün sorunlarını çözdü mü? Hadi oy vermeyene hizmet götürmüyor, ayrımcılık yapıyor; oy verene hizmet verdi mi, hayır vermedi. 2004’ten beri Bingöl Belediyesi AKP’de. Bingöl halkı hala temiz su içemiyor. Bingöl halkı, su yatakları içerisindeki bu kentte suya ulaşamıyor. Allah bir gün inşallah bu yaptığınız şeylerin hesabını sizden soracaktır.

Bunların belediyecilik anlayışı hizmet etmek değil, bunların belediyecilik anlayışı sizin için değil, bunların belediyecilik anlayışı gençler iş aş bulsun, insanca doğdukları yerlerde yaşasın, göç etmesin diye değil. Bunların belediyecilik anlayışı, kayyımcı belediyecilik anlayışı gibi ranttır, usulsüzlüktür, belediyeleri borç batağına batırmaktır. Bingöl Belediyesi gibi küçük bir belediye yüz milyonlarca lira borç almış. Ne oldu bu paraya? Alt yapı yok, yatırım yok. Türkiye’de belediyenin ulaşım hizmeti sunmadığı tek kent neresidir biliyor musunuz? Bingöl. Türkiye’nin her yerinde belediye toplu taşıma hizmeti veriyor ama Bingöl’de toplu taşımayı bireylere, özel firmalara peşkeş çekmişler. Belediye su vermez, altyapı yapmaz, ulaşımı karşılamaz ise ne iş yapar, sizlere soruyorum. Siz çok iyi biliyorsunuz belediye ne iş yapar?

“Zazacanın başkenti olan Bingöl’de Zazaca tek bir tabela yok”

Dün Karayazı’daydık. Karayazı’da belediyemiz ulaşımda kadınlar ve öğrencileri 25 kuruşa, akbil kullananları 50 kuruşa, akbili olmayanları ise 1 liraya taşıyor. Bizim o küçük belediyemiz, en küçük olanaklarıyla kendisine bırakılan 7 milyon borcu sıfırlamış. Türkiye’nin tek borçsuz belediyesi varsa Karayazı Belediyesidir. Peki, bu nasıl oluyor? Çünkü biz size inanıyoruz, biz sizin için varız. Biz rant sağlamak için yokuz. Biz sizin diliniz, kültürünüz yaşasın diye mücadele ediyoruz. Bizim belediyecilik anlayışımız demokratik, şeffaf, halkçı, toplumcudur.

Bu kentin halkını önemseyen bir anlayıştır bizimkisi. Şimdi beyefendiye soruyorum; yahu Zazacanın en fazla konuşulduğu, neredeyse Zazacanın başkenti olan Bingöl’de Zazaca tek bir tabela yok, tek bir sokağın ismi Zazaca değil. Bingöl’de yüzlerce değerimiz yaşamını yitirdi. Kürt halkı için mücadele eden, Kürt öncüsü bir tek kişinin ismi caddede, sokakta yok! Yeri gelince de beyefendi “ben Zazayım” diyor. Yahu Zaza olan, halkının yanında olan burada olur, bu meydanda olur. Burada olmayan ne Zaza’dır ne Kürtlerin hizmetindedir. Beyefendiler iktidardakilerin küçük örneklerini burada sunuyorlar.

Bingöl, deprem fay hattının geçtiği en riskli kentlerimizden biridir. Sizlere soruyorum; deprem için şimdiye kadar hem hükümetin hem Bingöl Belediyesinin almış olduğu tek bir önlemden bahsedebilir misiniz? Evet, bir şey yapıyorlar. Bingöl Valisi ile belediye bürokrasisi toplanıp çay ve kuru pasta yiyorlar. Depreme çay içerek, kuru pasta yiyerek önlem alamazsınız; imarla, altyapıyla alabilirsiniz. Dere yataklarını, deprem fay hatlarını imara açarsanız, depremde insanlarımız yaşamını yitirir ve bunun sorumlusu siz olursunuz. Şimdiden Bingöl’den çağrı yapıyoruz, uyarıyoruz: Bingöl deprem fay hattının üzerinde sallanacak bir kenttir. Önlem almayanlar, şimdiden önlemlerini almaya başlasınlar, geç kalmadılar. Rant yerine, ihale verme yerine, deprem için önlem almaya onları çağırıyoruz.

Erdoğan diyor ki geçmiş zamanlarda gaz kuyruğu vardı, yağ kuyruğu vardı. Evet, Türkiye o zaman da iyi yönetilmiyordu. Ama şimdi ekmek kuyruğu var, et kuyruğu var. Peki, bu kuyrukların sorumlusu kim? Erdoğan’a sormak gerekiyor. Geçmişte insanların parası vardı, gaz yoktu, yağ yoktu; şimdi et, ekmek almak için insanların parası yok. Keşke paraları olsa da yağ ve et kuyruğunda olsalardı. Bunlar sadece Bingöl’ü değil emeklileri, asgari ücretle çalışanları da bitirdiler, perperişan ettiler. Gençlerimiz artık kendi kentlerinde yaşamıyor, göç etmek zorunda kalıyor. En çok dışarıya genç göçü veren kentlerinden biridir Bingöl. Peki, Belediye Başkanı sen ne işe yararsın? Gençlik kültür merkezleri yok, gençlere iş yok, aş yok!

Cumhurbaşkanı Yardımcısına da sesleniyorum: Yahu insaf, biraz vicdanlı ol. AKP’nin bakanları, bürokratları kendi kentlerine fabrika ve hizmet götürürken, sen ne iş yapıyorsun? Ne yapıyor bizim Cumhurbaşkanı Yardımcısı? İş takibi yapıyor. İş takibi yapacaksan niye Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldun? Bingöl’de olan torpil dünyanın hiçbir yerinde yok. Çocuklarımız, gençlerimiz eğitim almak için dünya kadar zaman harcıyorlar, emek veriyorlar ama AKP’li olan, AKP üyesi olan Cumhurbaşkanı Yardımcısının ailesi, akrabası, çevresi torpille işe giriyor. Biz geldiğimiz zaman hem iktidarda hem belediyelerde asla torpil olmayacak. Hak eden, emek veren, çalışan girecek.

Anadilimiz Kurmancîdir, Zazacadır. Zimanê me Kurmancî ye Zazakî ye. Meclis’te Zazakî iki kelime söylediğimizde sesimizi kısıyorlar, Kurmancî iki kelime söylediğimizde sesimizi kısıyorlar. Ama buraya gelip Zazakî, Kurmancî parçalarla seçim çalışması yürütüyorlar. İşte bunlar Ankara’da kurt, buraya gelip Kürt olan yalancı ve hilekarlardır! Bingöl halkı eminim ki Bingöl’de Kürt olup Ankara’da JİTEM-Ergenekon ittifakıyla iş tutanlara gereken cevabı 31 Mart’ta verecektir. 21 Şubat Dünya Anadili Gününde Meclis’te Zazakî, Kurmancî, Süryanice, Ermenice, Lazca ve Türkiye’deki bütün dillerle grup toplantısı yaptık.

Ama Bingöl’de 21 Şubat’ta Zazaca konser vardı, iptal ettiler. Peki, sizler dilimizi yok sayan, inkar eden, konserlerinizi yasaklayan bu sisteme hayır diyor musunuz? Cumhurbaşkanı Yardımcısının annesi de nenesi de Zazaca konuşuyordu. Yahu insan anasının, nenesinin, dedesinin konuştuğu dilde kendi kentinde bir konseri yasaklayabilir mi? Beyefendi neden bundan rahatsız olmadı? Nasıl Zaza’dır, nasıl sizin kardeşinizdir? Demek ki onun işi gücü Zazaca, Kurmancî hizmet değil, devlete bürokratlık yapmakmış.

Değerli halkımız; kent susuz, aç yatıyor, fabrika yok. Kadın arkadaşlar burada, Allah aşkına kadınların gidip üretim yapacağı, aile ekonomisine katkı sunacağı tek bir hizmet var mı? Yok! Bizim bütün belediyelerimizde -ki ben de Siirt Belediye Eş Başkanlığı yaptım- gençlerimizin ürettikleri, kurduğumuz kooperatiflerde kadın arkadaşlarımızın aile ekonomisine katkı sunduğu birçok yatırım vardı. Ne yaptı kayyım sistemi? İlk günden geldi gençlik ve kadın kurumlarımızı kapattı. Neden? İstiyorlar ki kadın çalışmasın, üretmesin, aile ekonomisine katkı sunmasın. İstiyorlar ki Bingöl Kürtsüzleşsin ama onlar yanılıyorlar. Bingöl halkı, Seyid Rızaların, Şeyh Saidlerin torunları, bütün zulümlere ve baskılara rağmen kendi toprağını terk etmedi, yine etmeyecek! İnşallah bir gün Allah’ın desteğiyle de burada demokratik ve halkçı yerel yönetimleri seçerek doğrunun, hakkın, hakkaniyetin ne olduğunu hep birlikte bunlara göstereceğiz.

“Dilinizi yok sayanlar diyor ki; ey Zaza halkı getir oyları bize ver”

Belê gelê me yê hêja di 31ê Adarê de em ê bibêjin êdî bes e? Hazır mısınız “edî bes e” demeye? Bakın Şeyh Said’in topraklarındayız. AKP’nin küçük ortağı, geçen gün Şeyh Said Efendiye etmediği hakareti bırakmadı. Niye seslerini çıkarmadılar? Çünkü onlar Şeyh Said’i bir değer olarak görmüyorlar. Şeyh Said’i sizden biri olarak gördükleri için, ona karşı yapılan hakaretlere ve küfürlere sessiz kalıyorlar. Şeyh Said Efendi’ye yapılanları AKP yedi. Cumhurbaşkanı yardımcısı sesini çıkarmadı, belediye bir şey demedi. Ne oldu biliyor musunuz? Bingöl’de AKP ile MHP ittifak yaptı. Sizin dilinizi yok sayanlar diyor ki; ey Zaza halkı, Kurmanc halkı getir oyları bize ver, Şeyh Said’e hakaret eden, Kürtlere hakaret eden MHP de belediyenin ortağı olsun. Buna hayır demeyecek misiniz?

20 yıldır süren yolsuzluğu, adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu inşallah 31 Mart’ta Bingöl’de ortadan kaldıracağız. Bingöl’de artık demokratik yerel yönetimlerin hayata geçeceği gün uzak değil. 28 gün kaldı. Bu 28 günde Bingöllü hemşerilerimizi, seydalarımızı, mellelerimizi, kadınları, gençleri bir seferberlik ruhuyla çalışmaya davet ediyorum. Elinizi vicdanınıza koyun. Sizin eviniz olan, kimliğiniz, diliniz olan partinin Bingöl’de yönetimde olması için, belediyeyi alması için el birliğiyle, güç birliğiyle çalışmalara koyulun. İstanbul adayları diyor ki 31 Mart’ta Gazze sevinecek. Hangi çağda yaşıyorsun? Bingöllü bilmiyor mu İsrail’le en büyük gıda ticaretini yapan ülke Türkiye’dir.

Pekii İsrail’in Gazze’deki çocukları öldüren silahlarındaki metal, çelik, demir nereden gidiyor? Türkiye’den. “Gazze sevinecek” diyenlerin çocuklarının gemileri şimdi nerede? İsrail limanında. İşte bunlar böyle ikiyüzlüler! Gazze için timsah gözyaşları döküyorlar ama İsrail’le en büyük gıda ticaretini yapanlar da onlar. İsraillilerin Filistinlileri katletmek için kullandığı silahların demirini, çeliğini, metalini veren bunlar. Gemileri orada her gün para kazanıyor. Gidiyor, geliyor. Şimdi de olmuşlar İsrail düşmanı. Siz Gazze halkının, Filistin halkının yanında değilsiniz. Siz ticaretinizle, desteğinizle İsrail ve onun katliamlarının yanındasınız. Bunu Bingöl halkı çok iyi biliyor.

Bingöl halkı mazlum halkların yanındadır. İnşallah 31 Mart’ta bu timsah gözyaşları dökenlere sandıkta cevabını verecektir. Filistin halkıyla asıl dayanışanlar sizin çocuklarınızdır. Filistin’in ilk şehitleri Kürtlerdir. Kürt gençleri buradan 30 yıl önce Filistinlilerle dayanışmak için gitti, orada canını verdi. Ama mezar taşları oradadır. Bizim Filistin halkıyla dayanışmamız yalan dolan değil, iki yüzlü değil. Biz Kürt halkıyız. Ezilenle, sömürülenle her zaman dayanışma içerisinde olduk, olmaya devam edeceğiz. Diyorlar ki DEM Parti kirli ittifak peşinde. Asıl kirli ittifak sizsiniz. Kürt halkının en yoğun faili meçhul cinayetlere uğradığı dönem Çiller dönemidir.

Tansu Çiller’in elini İstanbul’da kaldıran sizsiniz. Beyaz Toroslarla Kürtleri katledenler, asit kuyularına atan sizlersiniz. Ergenekoncularla, Beyaz Torosçularla ittifak yaptınız. JİTEM’le, Kürtleri yok sayanlarla ittifak yapanlar asla bize dil uzatamazlar. Bingöllü arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza dil uzatamazlar. Siz onurlu bir halksınız. Kenan Evren darbe yaptığı zaman, Kenan Evren anayasasına karşı en büyük hayır oyu nereden çıkmıştı biliyor musunuz? Bingöl’den. Adaletsizlik ve haksızlıklar karşısında 80 darbesinde durduğunuz gibi; bu zulüm, bu Kürt’ü yok sayan, yok etmeye çalışan sisteme de hayır diyerek demokratik yerel yönetimleri inşallah 31 Mart’ta Bingöl’de hayata geçireceksiniz.

“Bingöl halkı bu kez belediyeyi kendi partisine verecek”

Erdoğan diyor ki Türkiye yüzde 4,5 büyüdü. Elinizi vicdanınıza koyun. Sofranızda peyniriniz, etiniz, zeytininin büyüdü mü yüzde 4,5? Cebinizde yüzde 4,5 büyüme mi, erime mi var? Bunlar kimi kandırıp aldatıyorlar. Zannediyorlar ki halk bunu bilmiyor. Diyorlar ki Türkiye’de kişi başına milli gelir 13.100 dolar. Alla aşkına 13.100 dolar kazanan tek bir kişi var mı içinizde? Saraydakiler kazanıyor ama Bingöl’ün emekçisinin, yoksulunun kazandığı yok. Büyüyen onların gemileridir, çocuklarının servetidir. Beşli Çetenin servetidir. İnşallah biz geldiğimizde halkımız büyüyecek. Yoksullar büyüyecek, emekçiler büyüyecek.

Bingöl’ün gençleri intihar etmeyecek. Kürt coğrafyasında çok yüksek sayıda intiharlar yaşanıyor? Neden? Kimse keyfine intihar etmez. Ya yoksuldur, ya işsizdir, ya geçinemiyordur ya da yaşadığı sorunların altında kalkamıyordur. Peki, intiharın sebebi intihar eden vatandaş mıdır, yoksa onu intihara sürükleyen bu sistem midir? Bizi intihara sürükleyen bu sisteme inşallah hep birlikte hayır diyeceğiz. 200 liranın markette bir kıymeti kaldı mı? 200 lira 5 yıl önceki 20 lira olmuş. 1000 liradan aşağı markete girip çıkan bir tane arkadaşımız varsa söylesin.

Parayı pul ettiler, bizi yoksullaştırdılar. Utanmadan diyorlar ki tekrar Bingöl Belediyesini bize verin. Vallahi kusura bakmayın, Bingöl halkı bu kez belediyeyi kendi partisine verecek. Öyle değil mi? Belê Bîngol ya me ye, DEM Dema Bîngolê ye, DEM Dema me ye, DEM Dema Kurdan e. Ji me hemûyan re serkeftin. Her bijî Çewlîg, her bijî! Aydın Bürçün ve Çiçek Aric arkadaşları zaten tanıyorsunuz, onları sizlere emanet ediyorum. Onlar Yado Paşa’nın, Şeyh Said’in emanetleridir size. Onlar cezaevindeki Selahattin Demirtaşların, Gültan Kışanakların, Sebahat Tuncerlerin emanetidir. Söz veriyor musunuz emanetinize sahip çıkacağınıza?”

Paylaşın

AİHM’den Tarihi Karar: Patronu Eleştirmek İşten Çıkarma Sebebi Olamaz

Türkiyeli bilgisayar mühendisinin patronunu eleştirdiği için işten çıkarılmasıyla ilgili yaptığı başvuruyu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “Patronu eleştirmek işten çıkarma sebebi olamaz” dedi:

“Davacının alaycı bir dil kullandığı doğrudur. Ancak e-postanın konusu, gönderildiği bağlam ve alıcıları dikkate alındığında şirketi ilgilendiren bir tartışmayı teşvik ettiği de doğrudur.

Türk ulusal yargıçları, başvuranın eylemlerinin işyerindeki huzur ve uyumu bozduğuna karar vermek için ilgili tüm olguları ve faktörleri dikkate almamıştır. Üst yönetimin eleştirilmesi  işten çıkarma veya disiplinsizlik sebebi olamaz.”

Patron ve şirket yönetimine yönelik sert eleştiriler içeren e-postanın ardından kovulduğunu belirten mühendis, mahkemeye başvurdu. Ancak iç hukuk yolları, mühendisin aleyhine sonuçlandı. Türkiye’deki iç hukuk yollarını tüketen mühendis, konuyu AİHM’e taşıdı.

Patronlar Dünyası‘nın haberine göre; davacı mühendis, AİHM’e yaptığı başvuruda, patronun yönetim uygulamalarının modern yönetim yaklaşımıyla uyumsuz olduğunu ve sert bir şekilde eleştirdiğini kabul etti. Ancak bunu “kendisine karşı aşağılayıcı veya kaba bir dil kullanmadan” yaptığını belirtti.

Davayı oy birliğiyle karara bağlayan AİHM, olayı ifade özgürlüğü kapsamında temel bir hak olarak kabul etti ve şöyle dedi:

“Davacının alaycı bir dil kullandığı doğrudur. Ancak e-postanın konusu, gönderildiği bağlam ve alıcıları dikkate alındığında şirketi ilgilendiren bir tartışmayı teşvik ettiği de doğrudur. Türk ulusal yargıçları, başvuranın eylemlerinin işyerindeki huzur ve uyumu bozduğuna karar vermek için ilgili tüm olguları ve faktörleri dikkate almamıştır. Üst yönetimin eleştirilmesi işten çıkarma veya disiplinsizlik sebebi olamaz.”

Mahkeme, Türkiye’nin başvurana 2 bin 600 euro manevi tazminat ödemesine hükmetti. Masraf ve giderler için 1000 euro’luk ayrı bir ödeme de talep edildi.

Paylaşın

Akşener’den Özel’e Yanıt: Midem Bulanıyor Artık

CHP Lideri Özgür Özel’in ‘İYİ Parti bize Balıkesir’de jest yapsın’ sözlerine yanıt veren İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “CHP’nin jest isteme işleminden bıktım usandım midem bulanıyor artık. Bu netlikte söyleyeyim çünkü bir 15 milletvekili ve biz onlarla herhangi bir nasıl diyeyim arkadaşlarımızı zora düşürecek hiçbir şey yapmadık. Teşekkür ede ede gezdik bir vefa sistemi içerisinde gezdik ve en ufak incitici bir cümlemiz olmadı” dedi ve ekledi:

“15 arkadaşımıza ve Sayın Kılıçdaroğlu’na o dönemin CHP yöneticilerine ama o kadar ki dön baba dönelim 15 milletvekiline. Ama genel başkanlar dikkatli dil kullanmasına fayda var diye düşünüyorum. Bir yanlışlık daha yapılıyor. Çok manidar bulduğum ifade ediyorum. İsmail Ok beyefendi doğrudur belediye başkan adayı oldu, seçilemedi. 9000 oyla seçilemedi. O Günlerde o dönemde yapılan karşılıklı didismeyle seçilemedi.”

Akşener açıklamasının devamında, “Seçim kaybettikten sonra hepimize sinir oldu O günden sonra da AK Parti’ye Milletvekili olarak geçti.. Belediye başkanı oldu. AK Parti’ye gitti deniliyor, bu kocaman bir yalan. Ben Sayın Ahmet Akın’a karşı evet bir zarif cümle kurdum yani Fi tarihinde. Çünkü o şöyle bir beyanat verdi; ‘Sayın ok gidince ben artık iyi Parti’nin de milletvekiliyim’ dedi. Ben de çok teşekkür ediyorum beni borçlandırdın dedim ama Balıkesir bize bırakıldığında Antalya’yı da CHP’ye bıraktık. Demek ki bilgileri yok arkadaşların bu konuda, şimdi ben hatırlatmış olayım” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler kapsamında Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde esnafı ziyaretinde bulundu. Akşener, ziyaretler sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Meral Akşener’in konuşmasından öne çıkan başlıklar bu şekilde: “Şimdi ben bu seçimlerin büyük bir dikkatle götürmeye çalışıyorum. Hem ben hem arkadaşlarım her zaman seçimleri seçmenin düğünü, bayramı olarak değerlendirdik. Seçmenin lehine seçmen için doğru olan işlerin yarıştığı bir dönem olmasına gayret ettik.

Ben esnafı ilk defa gezmiyorum bütün ağalar yan gelip yatarken ben tek kadın genel başkan olarak; grubu olan bir siyasi parti kadın Genel Başkanı tam 3 yıl boyunca esnaf esnaf; Ankara’da olanlar biliyor, beraberce gezdik burayı öğrendik kamuoyuyla paylaştık ve iktidar partisine de buyurun bu dertleri çözün dedik.

Biz bir Cumhuriyet Halk Partisi ile 2018-2019 ve 2023’te İttifak yaptık. Çünkü bu şu anda Türkiye’nin mahkum olduğu ucube sistem dediğim bu ittifaklara mecbur bırakan sistem bunu yarattı ve böyle bir yol yürüdü. Hem kişisel olarak hem partimin mensupları olarak biz sistemi değiştirebilecek sonuç için gayret gösterdik. Her bir suçu benim üzerime bırakıyor herkes. Keşke bu suç bırakmak problemi çözse. Tamam suçlar benim olsun aldım, gittim. Hani bir film vardır günah yiyen bir papaz vardır onun gibi ben günahları yiyeyim.

Hay hay yeter ki siz günahsız kalın ama konu o değil ki biz başaramadık, bu seçime 3 yıl kala sürekli olarak bir şey söyledim ben. Allah rızası için bir araya toplanıp düzgünce tek bir adayın etrafında toplanıp gidelim ve Sayın Kılıçdaroğlu’na 5 kişi onlar 5 kişi biz onların huzurunda dönüp dedim ki ‘sayın genel başkanım biz birbirimize öyle hitap ediyorduk. Bu iki Belediye Başkanı adayımızın herhangi birine cumhurbaşkanı adayı gösterecekseniz biz varız ama diğerini geri çekin. Eğer bu arkadaşlarımızdan hiçbirini göstermeyecekseniz ikisine birden geri çekin.

Bir başka aday üzerine gideceksek, hiçbirini göstermiyorsanız geri çekin. Çünkü seçmeni taraftar halinde getirir. Bu arkadaşlarımızın tutumu bu yerine geldi mi gelmedi. Ben buna dikkat çekebilmek için durup dururken ben başbakan olacağım dedim. Bunun anlamı ne? Herkes güldü bana bu kadın deli mi ne diye. Bunun anlamı ne? Biz bu ucube sistemi kazanacak değiştirecek bir psikolojik atmosfer yaratmak amaçlıydı.

Sonuçta biz başaramadık yani ittifak siyaseti ile öyle ya da böyle başaramadık. Biz iyi Parti olarak tek mi başımıza hür müstakil bu yerel seçimlerde seçime gitmeye karar verdik kararı bu esnaf esnaf dükkanlarında rastladığımız insanlar verecek.

O günden beri biz inanılmaz bir hakarete iftiraya çirkinlikle karşı karşıya kalıyoruz bugün çok ilginç bir fotoğraf yap gördüm bizim Gölbaşı Belediye Meclis üyelerimizden 2 sırada bulunan arkadaşımız hem Mansur Bey’i hem Cumhuriyet Halk Partisi’ne il başkanlığımızı yapıp sonra genel müdür olan Mesut Özarslan arkadaşımızın şimdi biliyorsunuz Keçiören Belediye Başkan Adayı CHP’nin onun seçim bürosunda bir fotoğrafını gösterdi.

“30 yıl aktif politika yapıyorum”

Arkadaşlar halen bizim listemizden aday bu güzel bir şey değil bu insanlar olan inancı insanlara olan saygının siyasetçi olan saygının siyasetçi olan inancın ortadan kalktığı bir çirkin tavırdır dürüst bir şekilde ben sizden aday falan olmayacağım burayı destekliyorum sizinle beraber olmak istemiyorum demek çok saygıdeğer bir davranıştır ama o listede yer alıp o listeden istifa etmeyip orada gidip yani fotoğraf vermek ve buna da müsaade etmek hem büyükşehir belediye başkan adayının ve o ilçenin adayının müsaade etmesi bunu fotoğraf olarak paylaşması 30 yıl aktif politika yapıyorum.

80 öncesinde sağ sol kavgasını yaşamış insanım abim MHP il başkanıydı ben böylesine bir çirkinliği ilk defa rastlıyorum seçilirsin bu bile yanlış ama seçilirsin gidersin ya da öncesinde dürüst bir şekilde dersin ki ben yokum kardeşim biz de buna saygı gösteririz.

Bu her şeyin mübah olduğu seçim şeklini alıyor ve herkesin her şeyi İYİ Parti üzerine boca ettiği bir durum. CHP’nin jest isteme işleminden bıktım usandım midem bulanıyor artık. Bu netlikte söyleyeyim çünkü bir 15 milletvekili ve biz onlarla herhangi bir nasıl diyeyim arkadaşlarımızı zora düşürecek hiçbir şey yapmadık. Teşekkür ede ede gezdik bir vefa sistemi içerisinde gezdik ve en ufak incitici bir cümlemiz olmadı. 15 arkadaşımıza ve Sayın Kılıçdaroğlu’na o dönemin CHP yöneticilerine ama o kadar ki dön baba dönelim 15 milletvekiline.

Ama genel başkanlarım dikkatli dil kullanmasına fayda var diye düşünüyorum. Bir yanlışlık daha yapılıyor. Çok manidar bulduğum ifade ediyorum. İsmail Ok beyefendi doğrudur belediye başkan adayı oldu, seçilemedi. 9000 oyla seçilemedi. O Günlerde o dönemde yapılan karşılıklı didişmeyle seçilemedi.  Seçim kaybettikten sonra hepimize sinir oldu O günden sonra da AK Parti’ye Milletvekili olarak geçti…

Belediye başkanı oldu. AK Parti’ye gitti deniliyor, bu kocaman bir yalan. Ben Sayın Ahmet Akın’a karşı evet bir zarif cümle kurdum yani Fi tarihinde. Çünkü o şöyle bir beyanat verdi; ‘Sayın ok gidince ben artık iyi Parti’nin de milletvekiliyim’ dedi. Ben de çok teşekkür ediyorum beni borçlandırdın dedim ama Balıkesir bize bırakıldığında Antalya’yı da CHP’ye bıraktık. Demek ki bilgileri yok arkadaşların bu konuda, şimdi ben hatırlatmış olayım.”

Paylaşın

İmamoğlu Ve Kurum Arasında “Canlı Yayın” Polemiği

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu ile AK Parti’nin İBB Başkan adayı Murat Kurum arasında “canlı yayın” polemiği devam ediyor.

Ekrem İmamoğlu, rakibi Murat Kurum’un açıklamalarına cevap vererek, “Söylemleri ve ifadeleri cevap verilecek seviyede değil üzülerek söylüyorum. Çok acemice cümleler. Bir polemik yaratmak istiyor belki onda bile başarı elde edemiyor” dedi.

Murat Kurum, dün katıldığı TRT Haber yayınında Ekrem İmamoğlu’nu hedef alırken “Benimle proje konuşamaz. Sadece İstanbul’u konuşamaz çünkü bilmiyor” demişti. İmamoğlu bugün, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’u ziyareti sırasında, bununla ilgili gelen bir soru üzerine Kurum’la canlı yayında karşı karşıya gelmeye ‘tereddütsüz” olarak olumlu baktığını söylemiş ve şunları eklemişti:

“Elbette bir arada olmaktan ve konuşmaktan, İstanbul’u paylaşmaktan, İstanbul’la ilgili karşılıklı yorum yapmaktan her zaman mutlu olmuşuzdur. Bunu değerli bulmuşuzdur. Elbette ki medeni bir ülkede, medeni bir şehirde, medeniyetin beşiği İstanbul’da, İstanbul için bir süreç ve yarış oluyorsa böylesi bir ortama elbette ki ‘Evet’ derim. Tereddütsüz olumlu karşılarım.”

İmamoğlu’nun açıklamasından sonra Murat Kurum, aynı konunun tekrar hatırlatılması üzerine İBB Başkanı’nın “samimi” bulmadığını söylemişti. Kurum  “Ekrem beyin İstanbul’u ilk önce bir özne olarak görmesi lazım. İstanbul’u görmeyenlerin bugün İstanbul’u bizle konuşmak isteme çağrıları samimi değil. İstanbul konuşulacaksa her projeyi her ortamda konuşmaya hazırız. Bakış açısı samimi değil. Biz her davete açığız ama önce samimiyetini gösterecek” demişti.

Murat Kurum, kendisine yöneltilen ‘Anket sonuçları ne durumda’ sorusuna ise, “İçerideki salonu gördüyseniz, anket sonucu işte budur. Saha da aynısını söylüyor. Anket her zaman sahadır. Sahanın gücüdür. Sahanın sesidir. Sahanın duygusudur, sahanın size sarılma isteğidir, arzusudur. Hamdolsun çok iyi gidiyoruz. O yüzden zaten burada Ekrem başkan ne yapacağını şaşırdı.

CHP anlayışı ne yapacağını şaşırdı. İttifak yapıyor musunuz sorusuna cevap veremiyorlar, yaptık demiyorlar, yapmadık demiyorlar. Yani böyle savruluyorlar. O yüzden çok güzel gidiyor, anketlerde de öndeyiz. Zaten anket firmaları da bunları paylaşıyorlar. İnşallah biz 31 Mart’ta şunu söylüyoruz; Nisan gelecek dertler bitecek. Nisan gelecek, İstanbul’un, İstanbulların yüzü gülecek” diyerek cevap vermişti.

“Bir daveti bile elini yüzüne bulaştırdı”

Son olarak Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile kameraların karşısına geçti. İmamoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtlarken rakibi Murat Kurum’un açıklamalarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Söylemleri ve ifadeleri cevap verilecek seviyede değil üzülerek söylüyorum. Çok acemice cümleler. Bir polemik yaratmak istiyor belki onda bile başarı elde edemiyor. Birçok konuda başarı elde edemediği gibi geçmiş dönemde yaptığı icraatlerde yani bir daveti bile elini yüzüne bulaştırdı. Herkesi zor duruma düşürdü. Bizim nezaketle söylediğimiz bir cümleye atlayıp hayır davet edilmedin deyip ortada bir fırtına kopardı sonra da niye gelmedi dedi. Dolayısıyla cevap versem bir türlü vermesem bir türlü. Kendi haline bırakıyorum.

Ortak yayın sorusuna yanıt veren İmamoğlu ise şunları söyledi: İlan veremediğimiz 13 kanal var. Genel Başkanım ne TRT ne de 13 kanal paramızla bile İBB’nin hizmetlerini anlattığı kampanyasından bahsediyorum bu arada; İmamoğlu’nun adaylık kampanyası ayrı. Onu bile yayınlamayan televizyonlar var. O kanallardan birinde olur sorun yok.

Paylaşın