Tekstil Ve Hazır Giyim Sektöründe 300 Firma Konkordato İstedi

Bu yılın ilk yedi ayında, tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 300 firma, mali kriz nedeniyle konkordato talebinde bulundu: “Bir firmanın konkordato ilanı, hammadde ve hizmet sağlayan yüzlerce firmayı da doğrudan etkiliyor.”

Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan ekonomik sıkıntılar derinleşiyor. Bu yılın ilk yedi ayında yaklaşık 300 firma, mali kriz nedeniyle konkordato talebinde bulundu.

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz, sadece iflas riski taşıyan şirketlerin değil, tedarik zincirinin tamamının bu durumdan olumsuz etkilendiğini belirtti. Öksüz, “Bir firmanın konkordato ilanı, hammadde ve hizmet sağlayan yüzlerce firmayı da doğrudan etkiliyor” dedi.

Öksüz, bankaların alacaklarını güvence altına alırken piyasanın diğer paydaşlarının yeterince korunmadığını vurgulayarak, sistemdeki dengesizliğin sektördeki sorunları büyüttüğünü söyledi. Ayrıca, finansal krizle mücadelede acil yapısal reformların şart olduğunu belirtti.

Reuters’a konuşan Öksüz, konkordato kapsamının yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade ederek, “Konkordato sadece banka ve kamu borçlarını kapsamalı; piyasaya olan borçlar bu kapsam dışında tutulmalı. Aksi halde ticaretin devamlılığı riske girer” diye ekledi. Mevcut uygulamaların piyasalarda kırılganlığa yol açtığını belirten Öksüz, bu konuda değişiklik çağrısında bulundu.

Paylaşın

Tüketicinin Ekonomiye Güveni Düştü

Haziran ayında 85,1 olan tüketici güven endeksi temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Temmuz 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Haziran ayında 85,1 iken Temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde -1,8 azalışla 83,5’e, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -1,6 azalışla 68,2’ye, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde -4,2 azalışla 79’a, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -0,3 azalışla 102,3’e geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Hazine’nin Borcu 11,5 Trilyona Yükseldi

Merkezi yönetim brüt borç stoku, haziran sonu itibarıyla 11,5 trilyon lira seviyesinde yükseldi. Borç stokunun 5,3 trilyon liralık kısmı TL, 6,1 trilyon lira tutarındaki bölümü ise döviz cinsiden oluştu.

Haber Merkezi / Ayrıca, hazine alacakları, şubat sonu itibarıyla 32,1 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 11,1 milyar lirayla mahalli idareler oluşturdu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Merkezi yönetim borç stoku 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 11.462,4 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Borç stokunun 5.309,7 milyar TL tutarındaki kısmı Türk Lirası cinsi, 6.152,7 milyar TL tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluşmaktadır.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Haziran itibarıyla Hazine alacaklarına ilişkin verileri de açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Hazine Alacak stoku, 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla 32,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Hazine alacak stoku içerisinde en yüksek pay 11,1 milyar TL ile mahalli idarelere aittir. 2025 Haziran ayı sonu itibarıyla Hazine alacaklarından toplam 7,8 milyar TL tahsilat gerçekleştirilmiştir.”

Paylaşın

Türkiye’de Ortalama Kira 20 Bin Lirayı Aştı

Haziran itibarıyla, Türkiye genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 liraya ulaşırken, ortalama kira bedelleri de 20 bin lirayı aştı. Kiracı oranı ise yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi.

İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin liraya yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin lira seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 lirayı buluyor.

Yaz aylarında hız kazanan taşınma hareketliliğiyle birlikte Türkiye’de kiracılık oranı da dikkat çekici biçimde artıyor. Haziran 2025 itibarıyla ülke genelinde konut metrekare fiyatları 39 bin 738 TL’ye ulaşırken, ortalama kira bedelleri 20 bin TL’yi aştı. Uzmanlar, artan konut maliyetleriyle birlikte Türkiye’nin Avrupa’da kiracılık oranı en yüksek ülkeler arasına girdiğini vurguluyor.

İstanbul Gayrimenkul Değerleme verilerine göre büyükşehirlerde kiralar ciddi oranda yükseldi. İstanbul ve Muğla’da ortalama kiralar 30 bin TL’ye yaklaşırken, Ankara ve İzmir’de bu rakam 25 bin TL seviyelerinde seyrediyor. Kocaeli’de ise ortalama kira 21 bin 500 TL’yi buldu.

Gayrimenkul İktisatçısı Dr. Ahmet Büyükduman’ın aktardığına göre, Türkiye’de kiracı oranı son 20 yılda yüzde 23’ten yüzde 28,2’ye yükseldi. Bu artışla Türkiye, Avrupa’da kiracı oranı en yüksek altıncı ülke konumuna geldi. Eurostat verilerine göre, kiracılıkta başı çeken ülkeler arasında yüzde 52,3 ile İsviçre, yüzde 46,8 ile Almanya ve yüzde 38,9 ile Danimarka bulunuyor.

Buna karşılık, Sırbistan (yüzde 2,5), Litvanya (yüzde 2,9) ve Karadağ (yüzde 3,3) gibi ülkelerde kiracı oranı oldukça düşük seviyelerde seyrediyor.

Ekonomim’in haberine göre, Türkiye’de konut sahipliği oranı da düşüş eğiliminde. Dr. Büyükduman, bu oranın 20 yıl önce yüzde 61 seviyesindeyken bugün yüzde 56’ya gerilediğini belirtti. Buna rağmen, kira ödemeden bir başkasının evinde yaşayanların oranı yüzde 15 civarında seyrediyor. Bu grup da dahil edildiğinde, Türkiye’de konut sahipliği oranı yaklaşık yüzde 71’e çıkıyor.

Büyükduman, konut sahipliği ile ülkelerin gelir düzeyleri arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. “İsviçre, Almanya ve Avusturya gibi yüksek gelirli ülkelerde kiracılık oranı oldukça yüksek. Buna karşılık, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan gibi düşük gelirli ülkelerde konut sahipliği daha yaygın. Gelir arttıkça kiracılığın da arttığı bir yapı gözlemleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’de kiracılık oranındaki artışın sadece ekonomik nedenlerle değil; demografik dönüşüm, yaşam tarzı değişiklikleri, kırsaldan kente göç ve miras intikallerindeki gecikme gibi faktörlerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekiliyor.

Paylaşın

Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borcu 222,3 Milyar Dolar

Türkiye’nin orijinal vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borçları 222,3 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. Borçların yüzde 35’ini Dolar, yüzde 27’sini Euro, yüzde 23’ünü Türk Lirası ve yüzde 15’ini diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) stoku, bir önceki aya göre yüzde 1,2 oranında artarak Mayıs ayı itibarıyla 170,3 milyar dolar oldu. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku 222,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, bir önceki aya göre yüzde 7,8 oranında azalarak 12,0 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 1,2 oranında azalışla 18,8 milyar dolar olmuştur. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 0,1 oranında artışla 20,4 milyar dolar olurken, TL cinsinden mevduatları yüzde 9,9 oranında artarak 22,7 milyar dolar oldu.

Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 2,0 oranında artarak 66,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari krediler yüzde 0,5 oranında artarak 62,1 milyar olurken, nakit krediler kaynaklı yükümlülükler yüzde 25,5 artarak 4,7 milyar dolar olarak kaydedildi.

Kalan vadeye göre KVDB stokunda, Mayıs ayı itibarıyla bankalar ve diğer sektörlerin kredi yükümlülükleri yaklaşık 62,0 milyar dolara gerilemişken, yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de yerleşik bankalardaki mevduat stoku ise yaklaşık 62,0 milyar dolara yükseldi.

Paylaşın

Türkiye’de Her Dört Kişiden Biri İcralık

2025’in ilk beş ayında 1 milyon 38 bin kişi borcunu ödeyemediği için icraya verilirken, icra dairelerinde 24 milyonun üzerinde dosya bekliyor. Başka bir ifadeyle, nüfusa oranla yaklaşık her 4 kişiden biri icralık.

Türkiye’de her geçen gün bireysel borçlu sayısı artıyor. Artık her dört kişiden birinin icralık olduğu bilgisini veren CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, mahalle muhtarlıklarının bile icra tebligatlarıyla dolup taştığını kaydetti. İktidarın “Büyüyoruz” propagandasına tepki gösteren Kış, “İktidar ‘Büyüyoruz’ diyor. Evet, büyüyor ama halkın borcu, bankanın kârı büyüyor” ifadelerini kullandı.

Gülcan Kış’ın paylaştığı veriler ekonomik tabloyu da ortaya koydu:

İcra dairelerinde 24 milyonun üzerinde dosya bekliyor.
Türkiye nüfusuna oranla yaklaşık her 4 kişiden biri icralık.
2025’in ilk beş ayında 1 milyon 38 bin kişi borcunu ödeyemediği için icraya verildi.
Toplam bireysel kredi ve kredi kartı borcu 4,8 trilyon liraya dayandı.
Varlık yönetim şirketleri ve TOKİ dahil toplam borç neredeyse 5 trilyon liraya ulaştı.

Türkiye’de artık insanların borcunu çevirmeye çalıştığını belirten Kış, muhtarlıkların bile icra tebligatıyla dolduğu bilgisini verdi. “Sokakta artık geçim değil, icra konuşuluyor” diyen Kış, Türkiye’nin borç sarmalına sürüklenmesinin baş mimarının da iktidarın ekonomi politikaları ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olduğunu ifade etti. Kış, “Şimşek’in uyguladığı ekonomi programı halkı borçlandırıp bankalara kazandırma düzenidir. Faizi artır, kredi kartı faizlerini artır, vatandaşı icraya sürükle. Bankalar 660 milyar lira net kâr açıklıyor. Bu kâr, vatandaşın alın terinden, borcundan geliyor” dedi.

“Bu düzen bankaları yaşatıyor”

Gülcan Kış’ın paylaştığı verilere göre;

Bankaların batık kredi miktarı 432 milyar TL’ye çıktı.
Bireysel borçlar altı ayda yüzde 22 arttı.
Beş ayda 1 milyon kişi icraya verildi.
Cari açık ilk beş ayda 21 milyar doları geçti.
Yalnızca beş ayda faiz ödemesi 10,5 milyar dolara çıktı.
Son 1 yılda faiz ödemesi 24 milyar dolara dayandı.
Kur korumalı mevduat ve döviz hesaplarıyla birlikte dolarizasyon oranı yüzde 41’e ulaştı.

“Bu iktidar halkı değil, bankaları yaşatıyor” diyen Kış, emeklilerin kart faiziyle, esnafın borçla, işçinin icra tehdidiyle yaşadığını söyledi. “Ama bankalar rekor kâr açıklıyor. Bunun adı ekonomi değil, açıkça servet transferidir. Fakirin cebinden alıp faizcilere veriyorlar” diyen Kış, “Türkiye bir avuç sermaye grubunun, faiz çevrelerinin kâr düzenine teslim edilmiştir. Her dört kişiden birini icralık hale getiren bu iktidar, halktan hesap verecek. Bu düzen sandıkta değişecek. Halk borçla susturulamaz, halk bu adaletsizliğe teslim olmaz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Her Dört Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda!

Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Karar’dan Berfu Kargı‘nın Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. NEET (Not in Education, Employment or Training) olarak tanımlanan bu grup, ülkedeki genç nüfusun dörtte birini oluşturuyor.

Eurostat’ın verilerine göre Türkiye’de NEET oranı, 2015’te yüzde 27,9 seviyesindeydi. 2020 yılında pandeminin etkisiyle bu oran yüzde 32’ye çıkarak son 10 yılın zirvesine ulaştı. 2021’den itibaren hafif bir gerileme eğilimi gözlense de 2024 itibarıyla oran hâlâ yüzde 25,9 seviyesinde seyrediyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde ve Türkiye’yi bu göstergede Avrupa’da ilk sıraya yerleştiriyor.

NEET oranındaki cinsiyet dağılımı, Türkiye’de toplumsal eşitsizliklerin de bir göstergesi niteliğinde. Özellikle 25 – 29 yaş grubunda genç kadınların NEET oranı, erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek. Eurostat, kadınların NEET grubunda erkeklerden ortalama 2 ila 3 kat fazla temsil edildiğini ortaya koyuyor. Ailevi yükümlülükler, çocuk bakımı, geleneksel cinsiyet rolleri ve eğitime erişimdeki engeller bu tabloyu besleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

NEET oranları bölgesel düzeyde de dikkat çekici farklar gösteriyor. Kent merkezlerinde yaşayan gençlerde oran görece düşük seyrederken, kırsal bölgelerde bu oran artıyor. Eğitim altyapısının zayıf olduğu, istihdam olanaklarının sınırlı kaldığı taşra ve kırsal alanlar, gençlerin sistem dışına itilmesine daha yatkın bir ortam sunuyor.

Gençlerin eğitim seviyesi, NEET grubuna dahil olma riskini doğrudan etkiliyor. Eurostat’a göre ilkokul veya ortaokul düzeyinde kalan gençlerin NEET oranı yüzde 30’lara kadar çıkarken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7 – 8 seviyelerine kadar iniyor. Eğitimde kalma süresi uzadıkça hem iş gücüyle bağ kuvvetleniyor hem de yeniden eğitim fırsatları çoğalıyor.

Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar NEET oranını yüzde 9’un altına çekmeyi hedefliyor. Hollanda, İsveç, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler bu hedefi şimdiden tutturmuş durumda. Türkiye ise hâlihazırda bu eşiğin neredeyse üç katı seviyesinde. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Türkiye, Milli Gelirin Yalnızca Yüzde 6,3’ünü Eğitim Ve Sağlığa Ayırıyor

Türkiye, GSYH’nin (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) yalnızca yüzde 3,7’sini sağlık hizmetlerine, yüzde 2,6’sını ise eğitim hizmetlerine ayırıyor. Bu, sağlık  ve eğitim hizmetlerinde yaşanan yapısal sorunlara da ışık tutuyor.

NATO üyesi ülkelerin savunma, sağlık ve eğitim harcamalarına ilişkin güncel veriler, Türkiye’nin sağlık ve eğitim hizmetlerine ayırdığı kaynağın çarpıcı bir biçimde yetersiz kaldığını gözler önüne serdi. Karar’dan Berfu Kargı‘nın aktardığı Visual Capitalist tarafından yayınlanan grafiklere göre Türkiye, NATO üyeleri arasında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranla sağlık ve eğitime en az kamu kaynağı ayıran ülke durumunda.

2022-2023 verilerine göre Türkiye, GSYH’sinin yalnızca yüzde 3,7’sini sağlık hizmetlerine, yüzde 2,6’sını ise eğitim hizmetlerine ayırıyor. Bu oranlar, NATO ortalamasının belirgin şekilde altında. Karşılaştırmak gerekirse, aynı ittifaka mensup çoğu ülke sağlığa yüzde 7 ila yüzde 12, eğitime ise yüzde 4 ila yüzde 6 aralığında pay ayırıyor. En yakın komşular arasında yer alan Yunanistan sağlığa yüzde 8,5, eğitime yüzde 4,4 oranında kaynak aktarırken; Almanya sağlığa yüzde 11,8, eğitime yüzde 4,7 harcama yapıyor.

Benzer bir durum eğitim alanında da kendini gösteriyor. Eğitime ayrılan kamu kaynağının düşüklüğü, velileri çocuklarını özel okullara yöneltmeye zorluyor. Devlet okullarında artan sınıf mevcutları, öğretmen eksiklikleri ve altyapı sorunları, eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştiriyor. Okulların temel temizlik hizmetlerinin bile yapılamaması durumu gözler önüne seriyor. Uluslararası öğrenci başarı sıralamalarından biri olan PISA testlerinde Türkiye’nin son yıllardaki sıralaması da bu durumu teyit ediyor. 2022 PISA sonuçlarında Türkiye, 37 OECD üyesi arasında matematikte 32’nci, fen bilimlerinde 29’uncu, okuma becerilerinde ise 30’uncu sırada yer aldı.

Paylaşın

Bankalara Bireysel Borçlar 5 Trilyon Liraya Dayandı

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi.

Ömer Fethi Gürer, icra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini de kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ekonomik gelişmelere ilişkin basın toplantısı yaptı. Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi ve ekledi:

“Varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan borçlarıyla birlikte vatandaşın toplam finansal borcu 4 trilyon 985 milyar liraya ermiştir. Haftada bireysel kredilerin bakiyesi 13,5 milyar lira artarak 2 trilyon 490 milyar liraya yükselirken, kredi kartı borç bakiyesi ise 25,2 milyar lira artarak 2 trilyon 336 milyar liraya tırmanmıştır. Bireylerin bankalara olan kredi kartı ve bireysel kredi borçlarında, 2024 yılı sonuna göre yüzde 22,6 oranında (888 milyar lira) artış yaşandığı görülmektedir.”

Borcunu ödeyemeyenlerin icra ile varlıklarını kaybettiği bir sürecin yaşandığını ifade eden Gürer, şunları söyledi: “Bankalar ve tüketici finansman kuruluşları, bu yılın ilk beş aylık döneminde 775 bin 160 kişiyi kredi kartı, 636 bin 860 kişiyi de bireysel kredi borcunu vadesinde ödeyemediği için icra takibine aldı.

Hem kredi kartı hem de bireysel kredi borcu nedeniyle takibe alınanlar tek kişi sayıldığında, beş ayda toplam 1 milyon 38 bin 700 kişi bankalar ve finansman şirketlerine borcunu ödeyemedi. Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 289 bin 178 kişi artış gösterdi. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 224 bin 129, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise 182 bin 570 kişi arttı.”

Geliri artmayıp sabit kalan dar gelirli, emekliler, çiftçiler ve esnaf için zor bir dönem yaşandığını belirten Gürer, şu ifadeleri kullandı: “Önceki yıllardan gelenlerle birlikte, halen bankaların takibinde 2 milyon 656 bin 164 kişi; varlık yönetim şirketlerinin takibinde ise 2 milyon 94 bin 827 kişi bulunuyor. Hem bu yıl hem de önceki yıllarda bankalar ve finans kuruluşları tarafından icra takibine alındıkları halde borcunu ödeyemeyenlerin sayısı hem bankalar ve finans kuruluşlarının hem de varlık yönetim şirketlerinin takibinde olanlar tek kişi sayıldığında, 4 milyon 96 bin 259 kişiye yükseldi.”

İcra dosyaları rekor kırdı

İcra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini kaydeden Gürer, “İcra dairelerine, 2024 yılında bu dönemde 4 milyon 800 bin yeni dosya gelmişti. Aynı günler arasında 3 milyon 564 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı” dedi.

“UYAP üzerinden açılan ve icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı, 11 Temmuz itibarıyla 24 milyon 54 bine çıktı. Derdest dosya sayısı, son bir yılda net olarak 1 milyon 684 bin adet arttı” diyen Gürer, ülkede derin yoksulluğun geniş kesimleri sardığını ve iktidarın sorunları görmezden gelip ötelemekten başka bir şey yapmadığını ifade etti.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat Hesaplarında Erime Devam Ediyor

4 Temmuz ile biten haftada Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 535 milyar liraya geriledi. Merkez Bankası (TCMB), yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervleri bir önceki haftaya göre, 10 milyar dolar seviyesinde artarak 164,4 milyar dolar düzeyine yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduatlar 4 Temmuz haftasında 543 milyar lira seviyesinden 535 milyar lira seviyesine geriledi.

Merkez Bankası (TCMB) KKM ile ilgili son olarak 2 Ocak tarihinde yayımlanan düzenleme ile döviz yükümlülüğü bulunan şirketlere KKM desteğini sonlandırma kararı almıştı. TCMB 2025 para politikası çerçevesini sunduğu metinde de yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 4 Temmuz ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Buna göre, brüt döviz rezervi 4 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 10 milyar dolar artarak 164,4 milyar dolara yükseldi. Brüt rezerv bir önceki hafta 154,4 milyar dolar seviyesindeydi.

Aynı hafta net rezerv ise 46,4 milyar dolardan, 57,5 milyar dolara yükseldi. 4 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre swap hariç net rezervi 9,7 milyar dolar artışla 38,1 milyar dolara ulaştı.

Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, bankalarda yurt içi yerleşiklerin toplam döviz mevduatları aynı dönemde 191 milyar 189 milyon dolar seviyesinde oldu. Döviz mevduatları bir önceki hafta 194 milyar 133 milyon dolar seviyesine göre 2 milyar 944 milyon dolarlık azalış gösterdi.

Paylaşın