Osteopetroz Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Osteopetroz, osteoklast adı verilen hücreler tarafından kemiğin yeniden emilmesindeki bir kusur nedeniyle artan kemik yoğunluğu ile belirgindir. Bu, kusurlu mimariye sahip kemik birikmesine yol açarak onları kırılgan hale getirir ve kırılmaya ve iskelet anormalliklerine karşı duyarlı hale getirir.

Haber Merkezi / Bu bozukluğun hafif formlarına sahip kişilerde semptomlar başlangıçta belirgin olmasa da, önemsiz yaralanmalar kemik kırılganlığına bağlı olarak kemik kırıklarına neden olabilir. Bu bozuklukların en ağır formlarında, geri dönüşü olmayan komplikasyonlara yol açması ve hematopoietik kök hücre nakli ile tedavi edilebilmesi nedeniyle erken tanı önemlidir.

Üç tip osteopetroz vardır ve kalıtım tarzlarına göre sınıflandırılırlar: otozomal dominant, otozomal resesif ve X’e bağlı resesif. Otozomal dominant form en yaygın olanıdır: Genellikle hastalarda geç çocukluktan yetişkinliğe kadar başlayan hafif semptomlar görülür.

Malign infantil tip olarak da adlandırılan otozomal resesif form, doğumdan hemen sonra ortaya çıkar ve sıklıkla yaşam beklentisini kısaltır. X’e bağlı osteopetroz formu son derece nadirdir ve yalnızca birkaç vaka rapor edilmiştir. Ayrıca, hem daha hafif otozomal resesif formları hem de erken ve şiddetli prezentasyona sahip baskın formları içeren bir orta tip osteopetroz da vardır.

Osteopetroz, vücutta aşırı yoğun kemiklerle karakterizedir. Semptomlar arasında kırıklar, düşük kan hücresi üretimi ve körlüğe, sağırlığa ve/veya fasiyal sinir felcine neden olan kraniyal sinir fonksiyon kaybı yer alır. Etkilenen bireylerde dişlerde ve çene kemiğinde sık sık enfeksiyonlar görülebilir.

Malign infantil tip osteopetroz, otozomal resesif: Osteopetrozun en şiddetli tipi olan malign infantil tip, doğumdan itibaren belirgindir ve tedavi edilmezse yaşamın ilk on yılında ölüme yol açabilir. Belirtiler gen varyantına (mutasyona) bağlı olarak değişir. Etkilenen bireylerde anormal kemik sertleşmesi (osteoskleroz) görülür; genellikle kaburgalarda ve uzun kemiklerde kırılganlık kırıkları; büyük baş (makrosefali) ve küçük çene (mikrognati); büyümede gecikme ve kraniyal kemiklerin yoğunluğunun artması (kranyal hiperostoz) sinir sıkışmasına neden olur.

Ayrıca, BOS normal akışının engellenmesi ve beyindeki beyin boşluklarının (ventriküller) anormal şekilde genişlemesi (dilatasyon) nedeniyle beyin omurilik sıvısının (BOS) kafatasında birikmesi olan ve beyin dokusu üzerinde artan baskıya neden olan hidrosefali de olabilir. Görmeyi etkileyen semptomlar arasında retinanın erimesi (atrofi), geniş aralıklı gözler (hipertelorizm), gözlerin yörüngelerden dışarı çıkması (ekzoftalmi), çapraz gözler (şaşılık), gözlerin istemsiz ritmik hareketleri (nistagmus) ve körlük sayılabilir.

Malign infantil tipte osteopetroz ile ilişkili diğer semptomlar arasında, her tür kan hücresinin belirgin eksikliği (pansitopeni), dalak ve karaciğerde (ekstramedüller) olduğu gibi kemik iliği dışında kan hücrelerinin oluşumu ve gelişimi gibi kemik iliği alanının azalmasının etkileri yer alır. hematopoez) bu organların anormal büyümesine (hepatosplenomegali) ve ekstramedüller bölgelerde miyeloid doku oluşumuna (miyeloid metaplazi) neden olur.

Bu, zatürre ve idrar yolu enfeksiyonları gibi sık görülen enfeksiyonlara ve burundaki mukoza zarlarının kronik iltihaplanmasına (rinit) yol açabilir. Etkilenen bireylerde, hem kemik iliği alanı ve kırmızı kan hücresi üretiminin azalması hem de dalak büyümesi nedeniyle kırmızı kan hücrelerinin artan tahribatı nedeniyle kırmızı kan hücrelerinde düşük demir seviyeleri (anemi) bulunabilir. Hematolojik problemlerin genellikle nörolojik problemlerden önce ortaya çıktığını belirtmek gerekir.

Etkilenen bazı bireylerde işitme kaybı, yeme güçlükleri, kasların ve istemli hareketlerin koordinasyonunu gerektiren becerilerin kazanılmasında gecikmeler (gecikmiş psikomotor gelişim), diş gelişiminde gecikme ve ciddi diş çürükleri ve bel omurlarında iltihaplanma (osteomiyelit) görülür. Hastalar ayrıca kandaki düşük kalsiyum seviyeleri nedeniyle de nöbet geçirebilirler. Malign infantil osteopetrozun nadir varyantları olan bazı kişilerde şiddetli nörodejenerasyon belirtileri gelişebilir.

Yetişkin tipi osteopetroz, otozomal dominant: Osteopetrozun daha hafif bir formu olan yetişkin tipine genellikle geç çocuklukta veya yetişkinlikte teşhis edilir. Çoğunlukla osteoskleroz, minimal travma sonrası kırıklar (genellikle kaburgalarda ve uzun kemiklerde), diş apsesi, osteomiyelit (özellikle çenede) ve kranyal hiperostoz gibi kemik semptomları vardır. Bu tipteki bazı bireylerde herhangi bir semptom görülmeyebilir (asemptomatik). Etkilenen bireylerde bazen rinit, hepatosplenomegali, anemi ve ekstramedüller hematopoez de görülür.

Otozomal Osteopetroz: Ara tip genellikle çocuklarda bulunur ve otozomal resesif veya otozomal dominant bir model olarak kalıtsal olabilir. Hastalığın şiddeti değişkendir ancak genel olarak “klasik” resesif ve dominant formlardan ayrılır. Semptomlar kemiklerin anormal sertleşmesini içerir; kırıklar; belirgin biçimde birbirinden ayrılan ayak bileklerinin (genu valgum) ve kraniyal hiperostozun varlığında dizlerin anormal derecede yakın olduğu, özellikle mandibuladaki osteomiyelit.

Orta tip osteopetrozisin semptomları ayrıca göz sinirlerinde kademeli bozulma (optik atrofi), görme kaybı, kas zayıflığı ve rinit de içerebilir. Etkilenen bazı bireylerde alt çenede anormal çıkıntı olabilir (mandibular prognatizm); süt dişlerinin tutulması (süt dişlerinin düşmediği bir durum), diş kronunda malformasyon ve diş çürükleri ve yüz felci gibi diş anomalileri. Diğer semptomlar arasında hepatosplenomegali, anemi, dolaşımdaki kan trombosit düzeylerinde azalma (trombositopeni), pansitopeni ve ekstramedüller hematopoez yer alır.

X’e bağlı resesif osteopetroz: X’e bağlı osteopetroz son derece nadir fakat şiddetlidir ve dünya çapında yalnızca birkaç vaka rapor edilmiştir. Osteopetroz ile bağlantılı klasik semptomlara ek olarak, bağışıklık yetersizliği, lokalize sıvı tutulumu ve doku şişmesi (lenfödem) ile saç, cilt, tırnaklar ve ter bezlerinde anormallikler (ektodermal displazi) ile de ilişkilidir.

Osteopetroz, otozomal dominant veya resesif bir şekilde ve çok nadiren X’e bağlı resesif bir şekilde kalıtsal olabilir. Kemik yeniden emilimindeki temel kusur, osteoklast adı verilen hücrelerin yetersiz üretimi veya kusurlu işlevidir. Bu hücreler kemik erimesinden sorumludur ve kemik erimesi (osteoklastlar tarafından) ile kemik oluşumu (osteoblastlar adı verilen diğer özel hücreler tarafından) arasındaki dengeye dayanan sağlıklı kemiğin korunmasına yardımcı olur. İnsan iskeleti her 10 yılda bir tamamen yenilenmektedir. Bu bağlamda, osteoklastlar kemik döngüsü (eski kemiğin yeni kemikle değiştirilmesi), kemiğin yeniden şekillenmesi ve mikro kırık onarımı için gereklidir.

Yetişkin tipi osteopetroz, otozomal dominant bir şekilde kalıtsaldır. Baskın genetik bozukluklar, hastalığa neden olmak için mutasyona uğramış bir genin yalnızca tek bir kopyasının gerekli olduğu durumlarda ortaya çıkar. Mutasyona uğramış gen, ebeveynlerden herhangi birinden miras alınabilir veya etkilenen bireydeki değişen genin sonucu olabilir. Mutasyona uğramış genin etkilenen ebeveynden çocuğa geçme riski her hamilelik için %50’dir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Malign infantil tip osteopetroz, otozomal resesif bir model olarak kalıtsaldır. Resesif genetik bozukluklar, bir bireyin her bir ebeveynden mutasyona uğramış bir geni miras almasıyla ortaya çıkar. Bir kişi hastalık için bir normal gen ve bir de mutasyona uğramış gen alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olacaktır, ancak genellikle semptom göstermeyecektir. Taşıyıcı iki ebeveynin mutasyona uğramış geni geçirme ve etkilenmiş bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %25’tir. Anne-baba gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her gebelikte %50’dir. Çocuğun her iki ebeveynden de normal gen alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

X’e bağlı osteopetroz formu resesiftir ve son derece nadirdir. X’e bağlı genetik bozukluklar, X kromozomu üzerindeki mutasyona uğramış bir genin neden olduğu ve çoğunlukla erkekleri etkileyen durumlardır. X kromozomlarından birinde mutasyona uğramış gen bulunan kadınlar bu hastalığın taşıyıcılarıdır. Taşıyıcı dişilerde genellikle semptom görülmez çünkü dişilerde iki X kromozomu vardır ve yalnızca biri mutasyona uğramış geni taşır. Erkeklerde annelerinden miras alınan bir X kromozomu vardır ve eğer bir erkek mutasyona uğramış bir gen içeren bir X kromozomunu miras alırsa hastalığa yakalanır.

X’e bağlı bir bozukluğun kadın taşıyıcıları, her hamilelikte kendileri gibi taşıyıcı bir kız çocuğuna sahip olma şansına %25, taşıyıcı olmayan bir kız çocuğuna sahip olma şansına %25, hastalıktan etkilenen bir oğula sahip olma şansına ve %25 şansa sahiptir. Etkilenmemiş bir oğul sahibi olma şansı %25. X’e bağlı bozukluğa sahip bir erkek üreyebilirse, mutasyona uğramış geni taşıyıcı olacak tüm kızlarına aktaracaktır. Bir erkek, X’e bağlı bir geni oğullarına aktaramaz çünkü erkekler, erkek çocuklarına her zaman X kromozomu yerine Y kromozomunu aktarır. Orta tip osteopetroz, otozomal resesif veya otozomal dominant bir şekilde kalıtsal olabilir.

Osteopetroz tanısı, kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta geçmişine ve X-ışını görüntüleme ve artan kemik kütle yoğunluğunun (BMD) ölçümü gibi çeşitli özel testlere dayanır. İskelet röntgeni bulguları oldukça spesifiktir ve tanı koymak için yeterli kabul edilir. Kreatinin kinaz BB izoenzimi ve tartrat dirençli asit fosfataz (TRAP) konsantrasyonunun artması gibi biyokimyasal bulgular da tanının konulmasına yardımcı olabilir.

Şu anda, otozomal resesif malign infantil osteopetroz için belirlenmiş tek tedavi, bazı hastalar için hematopoietik kök hücre naklidir (HSCT). Bu, donörden türetilen osteoklastlar tarafından kemik erimesinin onarılmasına olanak tanır. HSCT’nin uygun olup olmadığını belirlemek için genetik çalışmalar önemlidir çünkü bazı gen varyantlarına sahip hastalar ( RANKL geninde olanlar) nakilden fayda görmeyecektir.

Bazı hastalarda ( OSTM1 geninde varyantları olanların tümü ve CLCN7 geninde iki varyantı olanların bazıları ) HSCT ile tedavi edilemeyen ilerleyici nörodejenerasyon gelişir. Hafif osteopetroz formlarında, riskleri ve faydaları tartmak önemlidir; çünkü bunlar, reddedilme, ciddi enfeksiyonlar ve ilk yılda yüksek ölüm riskine yol açan kandaki çok yüksek kalsiyum seviyeleri gibi HSCT ile ilişkili riskleri garanti etmeyebilir. HSCT’nin uygun olmadığı hastalar için kortikosteroidler düşünülebilir ancak bunların rutin kullanımını destekleyecek yeterli kanıt yoktur.

İnterferon gamma-1b (Actimmune), şiddetli malign infantil osteopetrozu olan bireylerde hastalığın ilerlemesini geciktirmek için ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandı. Kanda düşük düzeyde kalsiyum varsa, kalsiyum ve D vitamini takviyeleri de dahil olmak üzere, osteopetrozlu hastalar için iyi beslenme çok önemlidir. Diğer tedaviler semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın

Osteosarkom Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Osteosarkom bir kanser türüdür. Kemikleri etkileyen bir tümör türüdür. Osteosarkom her yaştan insanı etkileyebilir ancak en sık ergenlik çağında görülür ve çocukları ve 20 yaşın altındaki ergenleri etkileyen en yaygın kemik kanseridir.

Haber Merkezi / Bacakların uzun kemikleri genellikle dizlere bağlandıkları yerin yakınındadır. ve kolların üst uzun kemiği, bu kemiğin omuzlarla buluştuğu yerin yakınında, osteosarkom oluşumunun en yaygın bölgeleridir. Semptomlar hastalığın tam konumuna ve yaygınlığına bağlı olarak değişecektir. Ağrı, osteosarkomun en sık görülen semptomudur ve sıklıkla hissedilebilen (palpabl) bir kitle veya şişlik vardır.

Bireylerin yüzde 80’i lokalize hastalıkla başvuruyor, bu da kanserin ilk geliştiği bölgede kaldığı anlamına geliyor. Osteosarkom vücudun diğer bölgelerine, büyük olasılıkla akciğerlere yayılabilir (metastaz yapabilir). Çoğu kişide kesin neden bilinmemektedir, ancak osteosarkom radyasyonla tetiklenebilir. Çoğu birey kemoterapi ve cerrahi kombinasyonuyla tedavi edilir. Bazen radyasyon terapisi kullanılabilir.

En sık etkilenen kemikler bacaklardaki uzun kemiklerdir. Bunlar femur ve tibiadır. Uyluk kemiği olarak da adlandırılan femur kalçadan dize kadar uzanır ve tibia veya kaval kemiği dizden ayak bileğine kadar uzanır. Femur ve tibia dizde buluşarak diz ekleminin oluşmasına yardımcı olurlar. Osteosarkomlar, çocuklarda ve ergenlerde bu kemiklerin en hızlı büyüdüğü, büyüme plakası adı verilen yerde oluşabilir.

Bireylerin yaklaşık %50’sinde diz çevresinde osteosarkom gelişir. Bacaklar için bu, dizlerin yakınındadır ve uyluk kemiğinin alt kısmı ile kaval kemiğinin üst kısımlarını içerir. Osteosarkomlar aynı zamanda humerus adı verilen uzun kol kemiğinin üst kısmını da etkileyebilir. Humerus dirsekten omuza kadar uzanır. Humerusun omuza bağlandığı yerin yakınındaki alan, osteosarkomların yaklaşık %15’ini oluşturur.

Daha az sıklıkla femurların veya tibianın orta kısımları etkilenebilir. Osteosarkomlar potansiyel olarak vücudun herhangi bir kemiğinde bulunabilir, ancak bu çok daha az yaygındır. Etkilenebilecek diğer alanlar arasında omurga, omuz, pelvis, kafatası veya çene bulunur.

Tümörün bulunduğu bölgede ağrı yaygındır. Ağrı zamanla artabilir veya azalabilir (artıp azalabilir). Kişi ağırlık kaldırma veya başka bir aktivite gibi efor gerektiren bir şey yaptığında ağrı artabilir. Bir tümör görülebilen veya hissedilebilen (aşikar) bir kitle olarak görünebilir ve dokunulduğunda hassas olabilir. Tümörün yakınında şişlik de yaygındır. Bazen bir tümör, etkilenen kol veya bacakta veya yakındaki eklemde hareketin azalmasına neden olur. Bazı kişiler bacakta veya diz yakınında bulunan bir tümör nedeniyle topallayabilir. Osteosarkomdan etkilenen kemikler zayıflar ve kırılma veya kırılma olasılıkları daha yüksek olabilir, ancak bu sık görülen bir durum değildir.

Osteosarkomlar vücudun diğer bölgelerine, çoğunlukla akciğerlere yayılabilir (metastaz yapabilir). Genellikle kanser başka bölgelere yayılmışsa prognoz daha kötüdür. Araştırmacılar şu anda metastatik osteosarkomu önleme veya tedavi etme yolları üzerinde çalışıyorlar.

Osteosarkomlar yüksek dereceli, orta dereceli ve düşük dereceli olarak sınıflandırılabilir. Bu, kanserin mikroskop altında nasıl göründüğünü ifade eder ve osteosarkomun büyüme ve yayılma olasılığını belirler. Yüksek dereceli osteosarkomlar çocuklarda ve ergenlerde en sık görülen formdur ve en hızlı büyüyen formdur. Ayrıca yayılma (metastaz) konusunda da en büyük eğilime sahiptirler.

Pek çok kanser türünde olduğu gibi, çoğu kişide osteosarkomun altında yatan kesin neden bilinmemektedir. Çoğu çocuk ve ergende bu kanserin rastgele, belirli bir neden olmaksızın (ara sıra) ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kanserin ara sıra ortaya çıkmasının birden fazla faktörün birlikte hareket etmesi nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Buna genetik ve çevresel faktörler de dahil olabilir.

Osteosarkomlardaki kanserli hücreler genellikle mezenkimal kök hücreler veya osteoblastlardır. Mezenkimal kök hücreler büyüyebilen ve kemik, kıkırdak, kas, yağ veya bağ dokusu gibi farklı hücre türlerine dönüşebilen (farklılaşabilen) “yetişkin” kök hücrelerdir. Osteoblastlar yeni kemik geliştirmek için çalışan hücrelerdir. Kanserli hale geldiklerinde osteoid adı verilen olgunlaşmamış bir kemik formu üretebilirler ve patolog bu şekilde tanı koyar.

Belirli genlerdeki değişikliklerin (varyantlar veya mutasyonlar), osteosarkomlu bireylerde, bu kanser türü olmayan kişilere göre daha sık meydana geldiği kaydedilmiştir. Bu genler , retinoblastoma adı verilen nadir bir çocukluk çağı göz kanseriyle ilişkili olan retinoblastoma 1 (RB1) genini veya yine kanserle ilişkili olan TP53 genini içerir. WWOX genindeki bir varyant da osteosarkomlu bireylerde artan sıklıkta görülmektedir.

Osteosarkomların gelişimine katkıda bulunan genetik faktörler heterojendir; bu, hastalığa yatkınlıkla sonuçlanan farklı genetik anormalliklerin veya mekanizmaların olduğu anlamına gelir. RB1 veya p53 gibi genlerdeki mutasyonlar daha yüksek osteosarkom riskine yol açsa da etkilenen bireylerin çoğunda bu genlerde değişiklik yoktur. Osteosarkomla ilişkili altta yatan genetik faktörler çok karmaşıktır ve doktorların osteosarkom gelişimine katkıda bulunan tüm genetik ve çevresel etkileşimleri anlaması için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Osteosarkomlar ergenlik çağındaki ergenleri etkileme eğiliminde olduğundan ve büyüyen kısımları (büyüme plakaları) orantısız bir şekilde etkilediğinden, birçok araştırmacı kemik kanserinin bu formunun gelişimine katkıda bulunan kemik büyümesinde sorunlar olabileceğine inanmaktadır.

Osteosarkomun nedenleri ve genetik özellikleri tam olarak anlaşılmamasına rağmen çeşitli risk faktörleri tanımlanmıştır. Risk faktörleri, kişinin bir rahatsızlık geliştirme riskini artıran her şeydir. Bir risk faktörüne sahip olmak, kişinin bu durumu mutlaka geliştireceği anlamına gelmez ve herhangi bir risk faktörüne sahip olmayan kişilerde de bu durum gelişebilir.

Radyasyon tedavisi veya alkilleyici ajanlar adı verilen bazı antikanser ilaçları ile tedavi edilen kişilerde osteosarkom gelişme riski daha yüksektir. Erkek cinsiyet, uzun boylu olmak ve Afro-Amerikan veya Hispanik/Latin kökenli insanlar, insanlarda osteosarkom gelişme olasılığını artıran unsurlardır. Osteosarkomlar ayrıca kalıtsal retinoblastoma (RB1), Li-Fraumeni sendromu (p53), Rothmund-Thompson sendromu, Blackfan-Diamond anemisi, Bloom sendromu veya Werner sendromu gibi nadir genetik bozuklukları olan kişilerde veya ailelerde daha sık görülür .

Pek çok yetişkin de dahil olmak üzere bazı kişiler, kemikte Paget hastalığı veya fibröz displazi gibi kanserli olmayan başka bir kemik bozukluğuna sahip olduklarında, kemik döngüsünün artmasına neden olan osteosarkom geliştirir. Kemik döngüsü, kemiğin yavaş yavaş parçalandığı ve daha sonra yeniden oluştuğu normal bir süreçtir.

Karakteristik semptomların tanımlanması, ayrıntılı hasta öyküsü, kapsamlı bir klinik değerlendirme ve çeşitli özel testlerin ardından osteosarkom tanısından şüphelenilir. Fizik muayenede şişlik veya dokunulduğunda hassas olan bir kitle ve yakındaki bir eklemin hareketliliğinin sınırlı olduğu ortaya çıkabilir.

Osteosarkomlu bireylerin terapötik yönetimi, iskelet sistemi bozukluklarının tanı ve tedavisindeki uzmanlar (ortopedistler), ortopedi cerrahları, kanser tedavisinde uzmanlaşmış ortopedi cerrahları (ortopedik) gibi tıp uzmanlarından oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. onkologlar), çocuklarda kanserin teşhis ve tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar (pediatrik onkologlar), kanserin teşhis ve tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar (onkologlar), kanser tedavisinde radyasyon tedavisinin kullanılması konusunda uzmanlaşmış doktorlar (radyasyon onkologları) ), onkoloji hemşireleri, psikiyatristler, beslenme uzmanları ve diğer sağlık uzmanları. Tüm aile için psikososyal destek de önemlidir.

Spesifik terapötik prosedürler ve müdahaleler, hastalığın evresi gibi çok sayıda faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir; tümör boyutu; spesifik tümör alt tipi; kanserin yayılıp yayılmadığı; belirli semptomların varlığı veya yokluğu; bireyin yaşı ve genel sağlığı; ve/veya diğer unsurlar.

İlaç rejimlerinin ve/veya diğer tedavilerin kullanımına ilişkin kararlar, hekimler ve sağlık ekibinin diğer üyeleri tarafından, hastanın durumunun özelliklerine dayalı olarak hastaya dikkatli bir şekilde danışılarak verilmelidir; olası yan etkiler ve uzun vadeli etkiler de dahil olmak üzere potansiyel faydalar ve risklerin kapsamlı bir şekilde tartışılması; hasta tercihi; ve diğer uygun faktörler.

Osteosarkomlu bireyler için ana tedavi seçeneği kemoterapi ve ameliyatın birleşimidir. Kemoterapi, kanser hücrelerinin büyümesini durdurmak veya öldürmek için bazı ilaçların kullanılmasıdır. Kanser hücreleri hızla büyür ve bölünür, bu da onları kemoterapi ilaçlarına karşı duyarlı hale getirir. Osteosarkomda kemoterapi, tümörü küçültmek için ameliyattan önce veya kalan kanser hücrelerini ortadan kaldırmak ve tekrarlama riskini azaltmak için ameliyatın ardından verilebilir.

Genellikle kemoterapi ameliyattan önce ve sonra verilir. Farklı ilaç kombinasyonları kullanılabilir; buna kemoterapi rejimi denir. Kemoterapi verildiğinde, kullanılan spesifik kemoterapi rejimi değişebilir. Farklı tıp merkezlerinin tedaviye en iyi yaklaşım şekli ve her birey için hangi kemoterapötik rejimin en iyi olduğu konusunda kendi tercihleri ​​olabilir.

Tümörün cerrahi olarak çıkarılması (rezeksiyon), osteosarkom tedavisinin temel dayanak noktasıdır. İdeal olarak, doktorlar uzuv koruyucu ameliyat yapacaktır. Bu ameliyat, tümörü çıkarmak ama uzvun fiziksel görünümünün yanı sıra uzvun işlevini de korumak için tasarlanmıştır. Bazen bu ameliyat bir uzuvun kırılgan kalmasına neden olabilir ve etkilenen kişilerin yüksek stresli fiziksel aktivitelerden kaçınması gerekebilir.

Doktorlar tümörün tamamını çıkaramıyorsa veya etkilenen uzvun işlevini korumadan bunu yapabiliyorsa amputasyon önerilebilir. Bu, tümörü ortadan kaldırır ve kanserin daha fazla yayılmasını önleyecektir. Bazen doktorlar, tümörün ameliyatla tamamen çıkarılamadığı kişilere radyasyon tedavisi önerebilir. Radyasyon tedavisini takiben yan etki riski vardır.

Osteosarkom tedavisinin geç etkileri: Kanser tedavisinin geç etkileri, çocukluk çağında kanserden kurtulanların, çocukluk döneminde aldıkları tedavi nedeniyle yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde sorunlarla karşılaşabilme riskini ifade eder. Kemoterapi veya radyasyon tedavisi gören çocuklarda, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde kalp sorunları, böbreklerde veya merkezi sinir sisteminde toksisite, kısırlık ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde ikinci, farklı bir kansere yakalanma riskinin artması gibi çeşitli sorunların ortaya çıkma riski vardır.

Paylaşın

Orçun Sonat Kimdir? Hayatı, Filmleri

1 Ocak 1941 yılında Samsun’da dünyaya gelen Orçun Sonat, 24 Şubat 2007 yılında Ankara’da hayatını kaybetti. Asıl adı Orçun Alkan olan Orçun Sonat’ın naaşı Kurtköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

İlkokuldan sonra Ankara Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’ne giren Orçun Sonat, Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu’nu bitirdikten sonra Üsteğmen rütbesiyle görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 1969 yılında ayrıldı ve tiyatroya geçti.

Lale Oraloğlu tiyatrosunda profesyonel sanat yaşamına başlayan Orçun Sonat, 4 yıl süreyle aynı tiyatroda oynadı. 1971’de yapımcılığını Lale Oraloğlu’nun yaptığı “Bir Kadın Tuzağı” filmiyle sinemaya geçen Orçun Sonat, ilk önceleri ikinci derecede rollerde gözüktü, sonra baş rollere yükseldi.

Orçun Sonat, 1974’te yapılan Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nda Hülya Koçyiğit ile baş rolleri paylaştıkları, Orhan Kemal’in romanından uyarlanan “Sokaklardan Bir kız” adlı filmdeki rolüyle, “En iyi yardımcı erkek oyuncu” ödülünü kazandı.

1980’de tekrar Oraloğlu Tiyatrosu’na ortak olan Orçun Sonat, sonraki yıllarında televizyon dizilerinde rol aldı.

Orçun Sonat’ın rol aldığı film ve dizilerden bazıları: Acı Kader, Ah Koca Dünya, Asi Kalpler, Aşka Selam Kavgaya Devam, Aşkların En Güzeli, Ölüm Bebekleri, Ölümle Sevişenler, Süper Adam Kadınlar Arasında, Süpermen Geliyor, Asiye Nasıl Kurtulur, Hazreti Ömer, Mahpus Sevişmek Bir Dakika, Sokaklardan Bir Kız, Tamam Mı Devam Mı, Yaşamak Daha Zor, Ye Kürküm Ye,

Arabacının Aşkı, Beş Dakikada Beşiktaş, Hayatın Gerçek Tadı, Dolandırıcı Aşıklar, Ölmeyen Şarkı, Onu Kötü Vurdular, Şahit, Uyanış, Baskın, Sekiz Sütuna Manşet, Çöp, Sürgün, Deli Balta, Geceler, Kavak Ailesi, Su Gibi Berrak, Üç Kişilik Dünya, Gizli Aşk, Güzel Günler, Sibel, Mualla, Şampiyon, Bize Ne Oldu, Gurbet Sancısı, Kiralık Kadın.

Paylaşın

Orhan Günşiray Kimdir? Hayatı, Filmleri

16 Eylül 1928 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Orhan Günşiray, 27 Ağustos 2008 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Orhan Mahir Günşiray olan Orhan Günşiray’ın naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Tophane Sanat Okulu’ndan mezun olan Orhan Günşiray, bir süre ticaretle uğraştı. 1950’de Adalar Erkek Güzeli seçilen Orhan Günşiray, 1957’de Hasan Kazankaya’nın teşvikiyle sinema oyunculuğuna adım atıp Lejyon Dönüşü filmiyle beyaz perdeye geçti. Günşiray, ardından aynı yıl içinde Murat Çeşmesi adlı tarihi temalı filmde oynadı.

O yıllarda sinema oyunculuğuna güvenemeyen Günşiray, yapmakta olduğu müteahhitlik işi yanında sinemaya devam eden Orhan Günşiray, 1959 yılında başrolünü Neriman Köksal’la paylaştığı Fosforlu Cevriye filmi beklenmeyen bir ilgiyle karşılaşınca, film yapımcılarının aradığı jön olan Orhan Günşiray, yaşamının yönünü sinemaya çevirerek kısa sürede halkın en sevdiği oyuncular arasına girdi.

Sinemada daha sonra Atıf Yılmaz’la ortak Yerli Film’i kurarak yapımcılığa geçen Orhan Günşiray, 1962’de Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun eserinden, Suat Yalaz’ın senaryosunu yazıp, Atıf Yılmaz’ın yönettiği Cengiz Han’ın Hazineleri filminde başrol oynadı. Büyük umutlarla varını yoğunu bu kostüme, tarihi temalı filme yatıran Günşiray, film vizyona girdiğinde beklediği hasılatı elde edemedi.

Orhan Günşiray, daha sonra kendi firması “Günşiray Film”i kurdu. 1966’da Lütfü Ömer Akad’ın yönettiği, kendisinin başrolünü oynadığı, Türkiye’nin ilk sinemaskop siyah-beyaz filmi Sırat Köprüsü filmini yaptı. 1959-1966 yılları arası Türk Sineması’nın en sevilen ve filmleri ilgi gören aktörü olan Orhan Günşiray, özellikle polisiye filmlerin çapkın jönü oldu.

Magazin basınında da çapkınlıkları ile gündeme gelen Orhan Günşiray, 1970’ten sonra sinemadan uzaklaşarak şarkıcılık, düğün salonu, yazlık sinema işletmeciliği (Beşiktaş Mıstık Sineması) yaptı. 1970’te İbret filmiyle sinemaya döndü fakat kısa bir süre sonra sinemadan ayrılan Orhan Günşiray, 1981’de “7 Şoförün Öyküsü” olan Unutulmayanlar filminde rol aldı.

Televizyon reklam filmlerinde rol alan Orhan Günşiray, ömrünün kalan bölümünde bazı film ve televizyon dizilerinde oynadı.

100’den fazla yapımda rol alan Orhan Günşiray’ın filmlerinden bazıları: Hayat Cehennemi, İstanbul Macerası, Fosforlu Cevriye, Cici Kâtibem, Dolandırıcılar Şahı, Fosforlu Oyuna Gelmez, Üç Çapkın Gelin, Dullar Tercih Edilir, Yankesici Kız, Keloğlan İş Başında, İlk Aşk.

Paylaşın

Osman Alyanak Kimdir? Hayatı, Filmleri

1 Ocak 1911 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Osman Alyanak, 30 Eylül 1991 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Osman Alyanak’ın naaşı Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verildi.

Osman Alyanak, İş Bankası yayınlarından çıkan ve cumhuriyet dönemi Türk tiyatrosu’nun elli yılının anlatıldığı kitaba göre; devlet tarafından ilk kez verilen tiyatro bursunu alan üç kişiden biridir.

1932 – 1936 yılları arasında Galatasaray’da sağ bek pozisyonunda oynayan Osman Alyanak, ilerleyen yıllarda ise Galatasaray’da 1386 sicil numarasıyla divan üyeliği yapmıştır. Futbolculuk yaşamından sonra sanat yaşamına operetlerde oyunculuk yaparak başlayan Osman Alyanak, azı tiyatro topluluklarında kısa süreli oyunlarının ardından, 1950 yılından itibaren kamera karşısına geçerek çeşitli sinema ve dizi filmlerde yardımcı rollerde oynadı.

150’yi aşkın yapımda yer alan sanatçı, aynı zamanda seslendirme çalışmaları yapan Osman Alyanak, bir dönem oynadığı reklam filmi nedeniyle “Oralet Osman” olarak tanınmasının yanı sıra, Yeşilçam’da “Tayyare Osman” olarak bilinmekteydi.

Osman Alyanak’ın rol aldığı filmlerden bazıları: Bu Kız Böyle Düştü, Şimal Yıldızı, Kanlı Nigar, Gece Kuşu, Bücür, Keşanlı Ali Destanı, Keloğlan, Güneşe Giden Yol, Soytarı, Aslan Pençesi, Kenarın Dilberi, Umut, Kiralık Katiller, Son Nefes, Satın Alınan Koca, Sevdiğim Uşak, Emine, Solan Bir Yaprak Gibi, Vurun Kahpeye, Yaban, Belalılar, Zavallılar, Beş Milyoncuk Borç Verir Misin, Bitmeyen Şarkı, Anayurt Oteli.

Paylaşın

Osman Fahir Seden Kimdir? Hayatı, Filmleri

22 Mart 1924 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Osman Fahir Seden, 1 Eylül 1998 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Osman Fahir Seden’in naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Alman Lisesi’nden mezun olan Osman Fahir Seden, İstanbul Üniversitesinde hukuk eğitimi aldı. 1951 yılında Kani Kıpçak’ın yönettiği “İstanbul Kan Ağlarken” adlı filmin senaryosunu yazarak sinemaya giren Osman Fahir Seden, 1956’da ilk filmi Kanlarıyla Ödediler’i çekti.

1959’da çektiği “Düşman Yolları Kesti” adlı filmle Türk sinemasının önemli yönetmenleri arasına giren Osman Fahir Seden, bazı önemli filmleri Düşman Yolları Kesti (1959), Namus Uğruna (1960) ve Çalıkuşu’dur (1966).

Genellikle duygusal filmler çekmesine rağmen ilk dönemlerinde Feridun Karakaya’nın unutulmaz tiplemesi Cilali İbo serisi gibi filmleri de yöneten Osman Fahir Seden, sinema filmlerinin dışında son dönemlerde pek çok TV dizisinin yönetmenliğini yaptı.

Osman Fahir Seden, sanat yaşamı boyunca pek çok ödül kazanan yönetmene, Kültür Bakanlığı tarafından 1991 yılında Devlet Sanatçısı unvanı verildi.

Osman Fahir Seden’in yapımlarından bazıları: İnsansızlar, Yol Palas Cinayeti, Ahmet Hamdi Bey Ailesi, Hayatın İçinden, İki Kızkardeş, Gül ve Diken, Gurur, Gökkuşağı, Zehra Ana, Zühre, Anılardaki Sevgili, İlk Aşk, İntizar, Nice Yıllardan Sonra, Çalıkuşu, Yeniden Doğmak, Ahmet Hamdi Bey Ailesi, Yol Palas Cinayeti, Hayatın İçinden, Rabia, Gurur, Gül ve Diken, Mirasyediler, Zehra Ana.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervleri Eksi 57 Milyar Dolar

Merkez Bankası’nın (TCMB), 12 nisan ile biten haftada, swap hariç net rezervleri eksi 65,5 milyar dolara geriledi. Bankanın brüt rezervleri ise 126,9 milyar dolar seviyesinde.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 12 nisan ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı.

Buna göre; Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt rezervleri 128,4 milyar dolar oldu. Bir önceki hafta brüt rezervler 126,9 milyar dolar seviyesindeydi. Aynı haftada net rezerv ise 15,5 milyar dolardan 19,7 milyar dolara yükseldi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervleri de eksi 57,05 milyar dolara geriledi. Bir önceki hafta swap hariç net rezervler eksi 65,5 milyar dolardı.

Ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre kur korumalı mevduatlarda toplam büyüklük 2,26 milyar lira geriledi. Toplam kur korumalı mevduat büyüklüğü 2,274 trilyon lira olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Mehmet Şimşek: Yapısal Reformları Hızlandıracağız

Mehmet Şimşek, kamu maliyesi alanında Merkez Bankası’nı destekleme konusunda kararlı olduklarını vurgulayarak, “Programı güçlendireceğiz, ileriye dönük yapısal reformları hızlandıracağız” dedi.

Mehmet Şimşek, “Türk varlıklarına çok güçlü bir ilgi var. Halkı enflasyonun düşeceğine ikna etmemiz gerekiyor” dedi. Şimşek, piyasanın enflasyon beklentilerinin ise gelecek 12 ayda yaklaşık yüzde 36 civarında olduğunu belirtti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından düzenlenen Küresel Görünüm Forumu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Enflasyonun düşürülmesinin öncelikli hedef olduğunu söyleyen Bakan Şimşek, OVP’nin “güçlü ve güvenilir” bir çerçeveye sahip olduğunu söyledi.

Mehmet Şimşek, “Program, fiyat istikrarını ve kamu maliyesi disiplinini yeniden sağlamayı aynı zamanda cari açığın azaltılması gibi diğer bazı makroekonomik zorlukları da ele almayı amaçlıyor. Nihai hedef sürdürülebilir yüksek büyüme oranı ve herkes için refah sağlamak” dedi.

Kısa vadede en önemli zorluğun yüksek enflasyon olduğunu belirten Bakan Şimşek, “Maliye politikasıyla merkez bankasının enflasyonla mücadele çabalarını desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu. Şimşek, programın temel amaçlarının fiyat istikrarının sağlanması, rekabetçilik ile verimliliğin artırılması ve yapısal reformlar olduğunu anlattı.

Türkiye’de geçen yıl meydana gelen depremlerin bütçede büyük bir açığa neden olduğunu anımsatan Mehmet Şimşek, açığın azaltılmasına yönelik önemli tedbirler aldıklarını kaydetti. Türkiye’nin ana ticaret ortaklarının büyüme beklentilerindeki iyileşmenin dış talebi destekleyeceğini belirten Şimşek, “Cari açık program hedeflerimizin ötesinde daralıyor” diye konuştu.

Bakan Şimşek, aylık enflasyonun yavaşladığını ve yıllık enflasyonun ise bu yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başlayacağını kaydetti. Şimşek, “Enflasyonun düşürülmesi öncelikli hedefimiz. Bunun işaretlerini zaten aydan aya görüyoruz, ancak yıllık bazdaki eğilimi yılın ikinci yarısında göreceğiz. 2026 yılına kadar enflasyonun tek haneli rakamlara indiğini görmek istiyoruz ve o zamana kadar oldukça kapsamlı yapısal reformları uygulamaya koyacağız” diye konuştu.

Mehmet Şimşek, yatırımcılarla çok sayıda toplantı yaptıklarını belirterek, “Yatırımcıların Türkiye’ye bakış açısı geçen seneye göre değişti. Geçen yıl yatırımcıların ortodoks politikalardan geri adım atılması, programın uygulanmaması ihtimali konusunda şüpheleri vardı. Bu yıl bu konuda neredeyse hiç soru gelmedi. Yani programın sürekliliğine dair soru gelmiyor, artık sorular daha çok programın detaylarına ilişkin oluyor” dedi.

Kamu maliyesi alanında Merkez Bankası’nı destekleme konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Mehmet Şimşek, “Programı güçlendireceğiz, ileriye dönük yapısal reformları hızlandıracağız.” dedi. Bakan Şimşek, “Türk varlıklarına çok güçlü bir ilgi var. Halkı enflasyonun düşeceğine ikna etmemiz gerekiyor” diye konuştu. Bakan Şimşek, piyasanın enflasyon beklentilerinin ise gelecek 12 ayda yaklaşık yüzde 36 civarında olduğunu belirtti.

“2028’e kadar seçim yok”

Türkiye’de Haziran 2028’e kadar seçim olmadığına işaret eden Bakan Şimşek, bunun da program sonuçlarını almak için siyasi istikrar açısından bolca zaman vereceğini söyledi. Mehmet Şimşek, Türkiye ekonomisinin dayanıklı olduğunu belirterek, ülkede canlı bir özel sektör ve güçlü girişimcilik kültürü bulunduğunu vurguladı.

Türkiye’nin emsal ülkelerle karşılaştırıldığında uzun vadede avantajları olduğuna dikkati çeken Bakan Şimşek, küresel borçluluğun büyümenin önünde hız kesen bir faktör olduğunu ve Türkiye’nin borcunun gayrisafi yurt içi hasılasına oranının gelişmekte olan ülke ortalamasına kıyasla düşük seyrettiğini kaydetti.

Mehmet Şimşek, ticaretteki parçalanmalara değinerek, jeostratejik rekabet ve jeopolitik gerginliklerin parçalanmalara neden olduğunu anlattı. Türkiye’nin bundan faydalanabilecek en iyi adaylardan biri olduğunu vurgulayan Şimşek, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya ile yakın ilişkilerden bahsetti.

Yeşil dönüşümün Türkiye’nin en büyük önceliklerinden biri olduğuna dikkati çeken Bakan Şimşek, geçen yıl itibarıyla kurulu güç kapasitesinin yüzde 55’inin rüzgar, güneş ve hidroelektrik enerjiye dayandığını, inşaatı devam eden nükleer santralin de devreye gireceğini kaydetti.

Mehmet Şimşek, fosil yakıtlara bağımlılığın giderek azaldığına işaret ederek, “Yeşil dönüşüm ile rekabet gücü ve üretkenliği artırmaya yardımcı olacak yatırımlar yoluyla Türk ekonomisini karbondan arındırmaya kararlıyız” diye konuştu.

Paylaşın

Taliban, İki Televizyon Kanalını Kapattı: Gerekçe, ‘İslami Değerlerin İhlali’

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, “ulusal ve İslami değerleri dikkate almadıkları” gerekçesiyle “Noor TV ve Barya TV” adlı iki televizyon kanalının faaliyetlerini askıya aldı.

2007 yılında yayına başlayan Noor TV, ülkenin eski dışişleri bakanı ve Cemiyet-i İslami partisinin lideri Salahuddin Rabbani tarafından destekleniyor. 2019 yılında faaliyete geçen Barya TV’nin sahibi eski başbakan ve Hizb-e-İslami partisinin savaş ağası lideri Gülbuddin Hikmetyar.

Taliban, 1990’ların sonlarında ilk kez iktidara geldiği dönemde ülkedeki televizyon, radyo ve gazetelerin çoğunu yasaklamıştı.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban, “ulusal ve İslami değerleri dikkate almadıkları” iddiasıyla iki televizyon kanalının faaliyetlerini durdurdu.

Enformasyon Bakanlığı Medya İhlalleri Komisyonu yetkilisi Hafizullah Barakzai, bir mahkemenin Kabil merkezli iki kanalla ilgili dosyaları inceleyeceğini söyledi.

“Noor TV” ve “Barya TV”, mahkemenin karar vereceği süreye kadar yayın yapamayacak.

Barakzai, yaptığı açıklamada, “Defalarca yapılan uyarı ve tavsiyelere rağmen Noor ve Barya TV, gazetecilik ilkelerine uymadı, ulusal ve İslami değerleri dikkate almadı.” iddiasında bulundu. Ancak, hangi ihlallerin söz konusu olduğuna dair detay vermedi.

Taliban’ın 2021’de Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinin ardından çok sayıda gazeteci işini kaybetti. Fon yetersizliği sebebiyle birçok medya kuruluşu faaliyetlerine son verdi veya çalışanları ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Kadın gazeteciler ise çalışma yasakları ve seyahat kısıtlamaları nedeniyle ilave zorluklarla karşılaşıyor.

Faaliyetleri durdurulan yayın kuruluşlarından konuyla ilgili bir açıklama gelmedi. 2007’de yayına başlayan Noor TV, ülkenin eski dışişleri bakanı ve Cemiyeti İslami Partisi lideri Salahaddin Rabbani tarafından destekleniyor.

Barya TV ise 2019 yılında faaliyete geçti ve halen Kabil’de bulunan Hizb-i İslami Partisi lideri ve eski savaş ağası Gulbeddin Hekmatyar’a ait.

Afganistan Gazeteciler Merkezi, televizyon kanallarının yayınlarının durdurulmasını, Taliban’ın kontrolündeki hükümetin yasa dışı bir eylemi olarak değerlendirdi. Merkez, yayın durdurmanın ülkede medyanın daha da kısıtlanması anlamına geldiğini vurguladı.

Merkezin açıklamasında, 2023’e ait yıllık raporda, ülke genelinde en az 168 gazeteci hakları ihlali vakasının belgelendiği ifade edildi.

Bu vakalardan biri ölüm, 61’i ise tutuklama olarak kaydedildi. Rakamlar, 2022 yılında 260 olayın kaydedildiği bir önceki yıla göre bir düşüş gösteriyor.

Ancak grup, 2023 yılında sekiz medya kuruluşunun yasaklandığını, beşinin geçici olarak faaliyetten men edildiğini ve üçünün ise tamamen yasaklandığını belirtti.

Taliban, ülke yönetimini ele geçirdikten sonra “daha ılımlı” bir yönetim vaat etmiş olsa da, İslam hukuku veya Şeriat yorumunu günlük yaşamın birçok alanında zorla dayatıyor.

Örgüt, 1990’ların sonunda ilk kez iktidarı ele geçirdiğinde, ülkedeki televizyon, radyo ve gazetelerin büyük bir kısmını yasaklamıştı.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye İle İlişkilerde Yeni Dönem Mesajı

Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği (AB) zirvesinin ilk gün oturumlarının sonunda gazetecilere açıklama yapan AB Konseyi Başkanı Charles Michel, birliğin Türkiye’yle olumlu ve istikrarlı ilişki geliştirilmesinde hemfikir olduğunu söyledi.

Charles Michel, “Türkiye ile olumlu yönde ilişkiler kurmak istiyoruz. İstikrarlı ilişkiler geliştirmek istiyoruz. Aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir bir yaklaşımla çalışmak istiyoruz.” dedi. Michel, Kıbrıs sorununun çözümü için adımlar atılmasının Brüksel-Ankara ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynayacağını ifade etti.

Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları Brüksel’de bir araya geldi. Toplantı sonrası, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, gazetecilere açıklama yaptı. Bianet’in aktardığına göre; Charles Michel, AB’nin Türkiye’yle olumlu ve istikrarlı ilişki geliştirilmesinde hemfikir olduğunu söyledi.

AB liderlerinin Türkiye ile ilişkiler konusunda stratejik bir tartışma yapmak istediğini ve oturumun sonunda görüş birliğinde olduğunu söyleyen Michel, “Türkiye ile olumlu yönde ilişkiler kurmak istiyoruz. İstikrarlı ilişkiler geliştirmek istiyoruz. Aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir bir yaklaşımla çalışmak istiyoruz.” dedi.

Michel, Kıbrıs sorununun çözümü için adımlar atılmasının Brüksel-Ankara ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynayacağını ifade etti.

Karar, Türkiye’nin donmuş Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin yeniden başlayacağı anlamına gelmiyor.

Sonuç bildirisi

Zirvenin sonuç bildirisinin Türkiye ile ilişkiler kısmında “AB’nin, Doğu Akdeniz’de istikrarlı ve güvenli bir ortam ile Türkiye’yle işbirliğine dayalı ve karşılıklı yarar sağlayan bir ilişki geliştirilmesinde stratejik çıkarı vardır.” ifadesi yer almıştı.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in AB Komisyonu’yla Kasım 2023’te sunduğu ortak raporda yer verilen önerilerle ilgili çalışmaların ilerletilmesinin talep edildiğinin duyurulduğu bildiride, bunların “aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir” şekilde ve gerektiğinde AB Konseyi’nin ek rehberliğine tabi olarak ilerletilmesi için AB Daimi Temsilciler Komitesi’ne (COREPER) talimat verildiği ifade edilmişti.

Bildiride, “Türkiye’nin kendi yapıcı katılımı, raporda belirlenen çeşitli işbirliği alanlarının ilerletilmesinde faydalı olacaktır.” tespitinde bulunulmuştu. Bildiride, ayrıca “AB-Türkiye işbirliğini de geliştirebilecek olan Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasına ve ilerlemesine büyük önem vermektedir.” denilmişti.

Borrell ve AB Komisyonu’nun ortak raporunda “Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki tüm yasa dışı sondaj faaliyetlerinden, egemenlik ve egemenlik haklarına saygı göstermeyen diğer tüm eylemlerden kaçınmaya devam etmesi koşuluyla, 2019’da askıya alınan AB-Türkiye Ekonomi, Enerji ve Ulaştırma Yüksek Düzeyli Diyalogları’nın yeniden etkinleştirilmesi, aynı mantıkla, Ortaklık Konseyi ve Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog toplantılarının bakanlar düzeyinde yeniden başlatılması, iklim, sağlık, göç ve güvenlik, tarım ile araştırma ve yenilik konularında sektörel Üst Düzey diyalogların sayısının artırılması” gibi öneriler yer almıştı.

Paylaşın