TÜİK Açıkladı: Konut Satışları Mart Ayında Yerinde Saydı

Türkiye genelinde konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 oldu. Konut satışlarında İstanbul 19 bin 40 konut satışı ve yüzde 18,1 ile en yüksek paya sahip oldu.

Haber Merkezi / Satış sayılarına göre İstanbul’u 9 bin 523 konut satışı ve yüzde 9,0 pay ile Ankara, 6 bin 413 konut satışı ve yüzde 6,1 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 23 konut ile Ardahan, 42 konut ile Bayburt ve 55 konut ile Hakkari oldu.

Yabancılara yapılan konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 47,9 azalarak bin 778 oldu. Mart ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 652 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 618 konut satışı ile Antalya ve 151 konut satışı ile Mersin izledi.

Yabancılara yapılan konut satışları 2024 yılının ilk üç aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %48,0 azalarak 5 bin 685 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Konut Satış İstatistikleri Mart 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; Türkiye genelinde konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 oldu. Konut satışlarında İstanbul 19 bin 40 konut satışı ve yüzde 18,1 ile en yüksek paya sahip oldu.

Satış sayılarına göre İstanbul’u 9 bin 523 konut satışı ve yüzde 9,0 pay ile Ankara, 6 bin 413 konut satışı ve yüzde 6,1 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 23 konut ile Ardahan, 42 konut ile Bayburt ve 55 konut ile Hakkari oldu.

Konut satışları 2024 yılının ilk üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 azalışla 279 bin 604 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49,0 azalış göstererek 12 bin 880 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 12,2 olarak gerçekleşti. 2024 yılının ilk üç aylık döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 53,0 azalışla 27 bin 622 oldu.

Mart ayındaki ipotekli satışların, 3 bin 105’i; 2024 yılının ilk üç aylık dönemindeki ipotekli satışların ise 6 bin 569’u ilk el satış olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde diğer konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15,3 artarak 92 bin 514 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 87,8 olarak gerçekleşti. 2024 yılının ilk üç aylık döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12,3 artışla 251 bin 982 oldu.

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı, mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 artarak 34 bin 399 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 32,6 oldu. İlk el konut satışları 2024 yılının ilk üç aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 artışla 88 bin 256 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,2 azalış göstererek 70 bin 995 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 67,4 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,0 azalışla 191 bin 348 olarak gerçekleşti.

Yabancılara yapılan konut satışları mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 47,9 azalarak bin 778 oldu. Mart ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 652 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 618 konut satışı ile Antalya ve 151 konut satışı ile Mersin izledi.

Yabancılara yapılan konut satışları 2024 yılının ilk üç aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48,0 azalarak 5 bin 685 oldu. Mart ayında Rusya Federasyonu vatandaşları Türkiye’den 411 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 182 konut ile İran, 129 konut ile Ukrayna ve 82 konut ile Irak vatandaşları izledi.

Paylaşın

Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı Namağlup Şampiyon

Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, FIBA Süper Kupa, Türkiye Kupası ve EuroLeague şampiyonluğunun ardından ligi de şampiyonlukla tamamladı ve 2023-24 sezonunda mücadele ettiği 4 kulvarda da mutlu sona ulaştı.

ING Kadınlar Basketbol Süper Ligi’nde normal sezonu 28’de 28 yaparak namağlup lider tamamlayan Fenerbahçe, çeyrek final serisinde Botaş’a, yarı final serisinde de Galatasaray’a 2-0’lık üstünlük kurdu ve adını finale yazdırdı.

Final serisinde ise Mersin’e 3-0’lık seriyle geçerek sezonu 35’te 35 yaparak namağlup şampiyon tamamlayan Fenerbahçe, üst üste 6., toplamda da 18 lig şampiyonluğuyla en çok şampiyon olan takım unvanını sürdürdü.

Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı’na şampiyonluk kupası ve madalyalarını Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan ile TBF Başkan Vekili Ömer Onan takdim etti. Final serisinin en değerli oyuncusu seçilen Natasha Howard ise ödülünü TBF Kadın Ligleri Direktörü Nilay Kartaltepe’den aldı.

ING Kadınlar Basketbol Süper Ligi Play-off final serisi üçüncü maçı Servet Tazegül Spor Salonu’nda oynandı. Karşılaşmayı Kadın Basketboldan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyemiz Mustafa Kemal Danabaş da takip etti.

İlk periyotta 12-9 geri düşen Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, ardından yakaladığı 9-0’lık seriyle skoru 12-18’e getirdi. İlk çeyreği 17-21 önde tamamlayan Fenerbahçe, ikinci periyotta Sevgi Uzun’un üçlükleriyle farkı korurken pota altında ise Meesseman ve Collier’la etkili oldu: 25-33 (04:24) Soyunma odasına 30-38 Fenerbahçe üstünlüğüyle gidildi.

Üçüncü çeyrekte farkı çift hanelere çıkaran Fenerbahçe, Natasha Howard ve Sevgi Uzun’un basketleriyle periyotu 42-62 önde tamamladı. Farkı açmaya devam eden Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı,, maçtan 80-56 galip ayrıldı.

Çeyrek skorları:
1.Çeyrek: 17-21
2.Çeyrek: 13-17
3.Çeyrek: 12-24
4.Çeyrek: 14-18

Kadınlar Basketbol Süper Ligi’nde Fenerbahçe’den sonra en fazla şampiyonluk yaşayan takım Galatasaray oldu. Galatasaray, ligde daha önce 13 kez şampiyonluk sevinci yaşadı.

Bir dönem kadın basketbolunda şampiyonluklara adeta ambargo koyan Galatasaray, 1989-1990 ile 1997-1998 sezonları arasında üst üste 9 kez lig kupasını kazanarak rekor kırdı. Galatasaray, 1987-1988, 1999-2000, 2013-2014 ve 2014-2015 sezonlarında da şampiyonluk kupasını müzesine götürdü.

Kadınlarda lig tarihinde Beşiktaş ve ODTÜ üçer kez şampiyonluk elde etti. Ligde ayrıca MTA ve BOTAŞ ikişer, İstanbul Üniversitesi ile Yakın Doğu Üniversitesi de birer şampiyonluk kazandı.

Paylaşın

İran İle İsrail Arasında Gerilim Tırmanıyor: Sert Karşılık Veririz

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Şunu açıklığa kavuşturmak isterim, kendi kararlarımızı kendimiz vereceğiz ve İsrail devleti kendini savunmak için gerekli olan her şeyi yapacak” dedi. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise, “İsrail’in en ufak işgalinin büyük ve sert bir karşılığa yol açacağı” uyarısında bulundu.

1 Nisan tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluğuna bir hava saldırısı düzenlenmiş ve saldırıda İran Devrim Muhafızlarına üye, aralarında iki üst düzey generalin de bulunduğu yedi kişi hayatını kaybetmişti. Tahran, İsrail’in sorumlu tutulduğu bu saldırıya yanıt olarak Cumartesi günü geç saatlerde 300’den fazla füze ve insansız hava aracı (İHA) ateşlemiş ve ilk kez İsrail’e doğrudan saldırıda bulunmuştu.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile bir görüşme yaptı.

Görüşmeyle ilgili Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada iki bakanın “her türden öneri ve tavsiyede bulunduğu” ancak Netanyahu’nun iki bakana “Şunu açıklığa kavuşturmak isterim, kendi kararlarımızı kendimiz vereceğiz ve İsrail devleti kendini savunmak için gerekli olan her şeyi yapacak” dediği ifade edildi. Netanyahu’nun İsrail’in “kendini koruma hakkını saklı tutacağını” görüşmede ifade ettiği belirtildi.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise “İsrail’in en ufak işgalinin büyük ve sert bir karşılığa yol açacağı” uyarısında bulundu. Bu yıl İran’ın başkenti Tahran’ın güneyi yerine kuzeyindeki bir kışlada yapılan askeri geçit töreni sırasında konuşan İran Cumhurbaşkanı Reisi, Cumartesi günü İsrail’e yönelik saldırının “sınırlı” olduğunu söyledi.

İran’ın resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı habere göre İran Cumhurbaşkanı, “Eğer İran daha büyük bir saldırı düzenlemek isteseydi, Siyonist rejimden geriye bir şey kalmazdı” iddiasında bulundu. İranlı yetkililer, İbrahim Reisi’nin konuştuğu askeri geçit töreninin yerinin neden değiştirildiği konusunda bir açıklama yapmadı; devlet televizyonu ise önceki yıllarda olduğu gibi geçit törenini canlı yayınlamadı.

1 Nisan tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluğuna bir hava saldırısı düzenlenmiş ve saldırıda İran Devrim Muhafızlarına üye, aralarında iki üst düzey generalin de bulunduğu yedi kişi hayatını kaybetmişti. Tahran, İsrail’in sorumlu tutulduğu bu saldırıya yanıt olarak Cumartesi günü geç saatlerde 300’den fazla füze ve insansız hava aracı (İHA) ateşlemiş ve ilk kez İsrail’e doğrudan saldırıda bulunmuştu.

Füze ve İHA’ların hemen hemen hepsi İsrail, ABD, İngiltere ve Ürdün tarafından havadayken imha edilmişti. İsrail bu saldırıya yanıt verileceğini duyururken Batı ülkelerinden İsrail’e misillemede bulunmama çağrıları yapılmıştı.

İran – İsrail gerilimi

İran ile İsrail arasındaki ilişkiler aslında 1979’daki İslami Devrim’e kadar barışçıldı. Bunun yanında Filistin’in bölünmesine yönelik planlara karşı çıkmasına rağmen, 1948’de kurulan İsrail Devleti’ni tanıyan ikinci İslami devleti, Mısır’dan sonra İran olmuştu.

O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi. Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalıştı.

Ancak 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin öncülüğündeki İslam Devrimi ile Şahlar tahttan indirildi; yeni yönetim, ABD ve müttefiki İsrail’in “emperyalizmini” reddeden, baskı altındaki toprakları savunma üzerine kurulu olduğunu söylediği bir kimlik inşa etmeye çalıştı.

Ayetullah Humeyni yönetiminde ülke, İsrail’le olan köprüleri yıktı ve İsrail vatandaşlarının pasaportlarını tanımamaya başladı. Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği’ni ele geçirerek, kontrolünü bir Filistin devleti kurulması amacıyla İsrail hükümetine karşı mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü’ne devretti.

Nitekim Humeyni Filistin davasını kendi davası olarak göstermeye başladı ve büyük çaplı Filistin destekçisi yürüyüşler Tahran’da yaygınlaştı. Öte yandan bu dönemde İsrail’de İran’a yönelik düşmanlık 1990’lı yıllara kadar baş göstermedi çünkü Irak’taki Saddam Hüseyin’in varlığı, o dönemde daha büyük bir bölgesel tehdit olarak görülüyordu.

1980-1988 yılları arasında ABD’nin İran’ın komşusu Irak’a yönelik savaşta kullanılan silahları gizli bir şekilde İran’a yönlendirdiği ortaya çıktı ve bu skandalla bağdaştırılan “İran-Kontra” isimli yapılanmada İsrail hükümeti bir aracıydı. Zaman içinde İsrail ve İran arasındaki sözlü rekabet açık bir düşmanlığa dönüştü.

Paylaşın

Kabinede Değişiklik Olacak Mı? AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik Açıkladı

Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, hükümette ve partide değişim olup olmayacağına yönelik, “Yaptığımız çalışmalarda seçimin sayısal sonuçlarını, çeşitli illerdeki durumunu değerlendiriyoruz” dedi ve ekledi:

“Siyasal sonucu değerlendirme aşamasına geldik. MYK’da, Bakanlar Kurulu’nda değişim olacaksa bu Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiridir kuşkusuz. Cumhurbaşkanımız uygun gördüğünde bir tasarrufta bulunur.”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MKYK toplantısı sürerken basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Cumhurbaşkanımızın ve genel başkanımızın iç ve dış politikaya yönelik değerlendirmeleri olmuştur. Netanyahu ve ekibinin bölgedeki tansiyonu yükseltmek üzere kasti, hesaplı, sistematik politika izlediğini ifade etmiştik. Netanyahu ve ekibi bölgesel savaş çıksın, bu savaşa ABD de dahil olsun diye riskli bir senaryonun peşinden koşmaktadır. Bu konuda ABD ve diğer ülkelerin sağduyulu olması gerekir. Filistinlilere dönük soykırım siyaseti 40 bine yakın insanın ölümüne sebep oldu.

Buradaki olumsuz koşullar dünyanın gözü önünde devam ediyor. İran’la aralarında çıkan tansiyonla birlikte bir kere daha Netanyahu hükümetini teşvik edecek şekilde tabloyla karşı karşıya kaldık. İsrail doğrudan İran’ın Şam Büyükelçiliği’ni vurdu. Bu saldırıda da İranlı görevliler hayatını kaybetti. Bir ülkenin diplomatik temsilciliğine başka bir ülke tarafından saldırıldığında bütün dünyanın ayağa kalkması tablosu ortaya çıkar. Fakat saldıran İsrail olunca bu konuya herkes ikiyüzlü bir şekilde suskun kaldı.

İran’ın cevabi saldırısına dünyadan kınama geldi. ABD ambargo ve kısıtlama ortaya koyacağını söyledi. Peki İsrail’e dönük bu tepkiler gündeme gelmiyor. Müeyyideler adaletli ve eşit bir şekilde uygulanmıyor. Sorunun temeli, özü bundan ibarettir. Bütün bu gelişmelerin Filistin’deki esas meseleyi unutturmaması gerektiğini ifade ediyoruz. Muhakkak ateşkes sağlanmalı ve iki devletli çözüme en güçlü şekilde gidilmelidir.

Son zamanlarda Yunanistan’la aramızda normalleşme süreci yaşanıyordu. Bütün normalleşme çabaları güzel bir şekilde devam ederken bir sıkıntılı adım söz konusu. Yunanistan bir okyanuslar konferansı düzenliyor. Ege ve İyon denizinde iki bölgeyi deniz parkı olarak ilan etmeye dönük yaklaşım sergiliyor. Bu normalleşme sürecini sabote eden, tek taraflı deniz parkı ilan etmesini tek taraflı ihlal olarak değerlendiriyoruz.

Deniz parkı ilan etme gibi yaklaşımlara Türkiye’nin hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğini ifade ediyoruz. Umarız sağduyulu davranırlar. Bugün gelinen noktada kuşkusuz bölgenin daha fazla tansiyona, şiddete tahammülü yoktur. İsrail’e ne kadar dozda, ne şekilde misilleme yapacağı konusunda akıl verenler, bunlar gelişmiş demokrasi ve ekonomilerdir. İsrail’e bu saldırgan tutumundan vazgeçmesini ifade etmeleri gerekmektedir.

“Ekonomi yönetimine desteğimiz tam”

Ekonomik programımızı yürüten bakanımız Mehmet Bey’le ilgili birtakım spekülasyonlar sosyal medyada dolaşıma sokuluyor. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanımızın desteği tamdır. AK Parti olarak ekonomi yönetimine teşekkür ediyor, desteklediğimizi ifade ediyoruz.

Yaptığımız çalışmalarda seçimin sayısal sonuçlarını, çeşitli illerdeki durumunu değerlendiriyoruz. Siyasal sonucu değerlendirme aşamasına geldik. MYK’da, Bakanlar Kurulu’nda değişim olacaksa bu Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiridir kuşkusuz. Cumhurbaşkanımız uygun gördüğünde bir tasarrufta bulunur.

7 Haziran’dan itibaren kamudan herhangi bir şekilde İsrail’e destek olma anlamına gelebilecek herhangi tasarrufta bulunulmamıştır. Özel sektörün konularında, Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı 54 birimde kısıtlama tamamen kontrol altına alınmıştır. ‘Savaş yakıtı buradan’ gidiyor sözleri spekülatiftir.

Filistin davası milli siyasetimizin parçasıdır. Bırakın destek olmayı İsrail’in Netanyahu hükümetinin eylemlerinin karşısındaki tutumumuzu devam ettiriyoruz. Yeni konular gündeme gelirse, yeni meseleler olursa bu kısıtlamaları icra etmekten, yeni kararlar almaktan çekinmeyiz. Bu sorulan sorular çerçevesinde herhangi ticarete müsaade edilmemektedir.”

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder, Genel Kurul’u Yönetirken Rahatsızlandı

TBMM Başkanı Bekir Bozdağ, “Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder bu hafta nöbetçi grup başkanvekilimiz. Ancak devam eden tedavisi nedeniyle biraz istirahat ihtiyacı oldu” dedi ve ekledi:

“O nedenle kendisinin yerine Meclis yönetimini ben deruhte edeceğim. Sayın başkanımıza buradan acil şifalar dileklerimizi iletiyoruz. Sıhhati gayet iyidir. Sadece bir istirahat ihtiyacı hasıl olmuştur.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Genel Kurul’daki oturumu yönetirken rahatsızlandı.

Önder’le ilgili gelişmeyi daha sonra TBMM Başkanı Bekir Bozdağ açıkladı. Bozdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder bu hafta nöbetçi grup başkanvekilimiz. Ancak devam eden tedavisi nedeniyle biraz istirahat ihtiyacı oldu. O nedenle kendisinin yerine Meclis yönetimini ben deruhte edeceğim. Sayın başkanımıza buradan acil şifalar dileklerimizi iletiyoruz. Sıhhati gayet iyidir. Sadece bir istirahat ihtiyacı hasıl olmuştur.”

Sırrı Süreyya Önder kimdir?

Sırrı Süreyya Önder, 1962 yılında Adıyaman ilinin merkez ilçesinde, Türkmen kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Berber ve arzuhalci olan babası, 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Adıyaman kurucusu ve il başkanı oldu.

Sekiz yaşındayken babası sirozdan ölen Önder, annesi ve dört kardeşi ile dedesinin evine taşındı ve bu dönemde bir fotoğrafçıda çırak olarak çalışmaya başladı. Fotoğrafçılıktan aldığı ücretin ailesini geçindirmeye yetmemesi üzerine 16 yaşını bitirdikten sonra Sıtma Savaş ve Eradikasyon Teşkilatı’na mevsimlik işçi olarak girdi.

Milliyetçi Cephe Hükûmeti kurulunca bu işini kaybeden Önder, bir lastik tamirci dükkanı açtı. 1978 yılında Adıyaman Lisesi’nde lise iki öğrencisi iken Maraş Katliamı’nı protesto ettiği için tutuklanarak cezaevine giren Önder, tahliye olduktan sonra üniversite sınavında yaptığı ilk tercihi olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gitti.

12 Eylül Darbesi yapıldığında Ankara’daydı. İlk tutuklama furyasında hapse girdi. Uzunca bir yargılama sürecinin ardından 12 yıl hapse mahkûm edildi. Afişlerle aranmaya başladığı zaman Ankara’nın Altındağ ilçesinde bir gecekonduda saklanan Önder, geçmiş yıllarda beraber işkence gördüğü bir arkadaşının, saklandığı yeri ihbar etmesi ile yakalanmış ve 105 gün DAL adı verilen bir yerde tutuldu.

105 günlük tutukluluk ardından mahkûmiyeti sona erdi. Açlık grevi gibi protestolar ve eylemler nedeniyle infazlarının yakılması sonucu çeşitli cezaevlerinde yedi yıl hapis yattı.

Önder’in 2013 Taksim Gezi Parkı direnişine karıştığı ve biber gazı fişeğinin isabet etmesi sonucu hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Abdullah Öcalan ile Türk Hükûmeti arasında 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı’na yol açan diyalogu kolaylaştıran HDP’li siyasetçilerden oluşan bir heyetin parçasıydı.

Önder, 2013 yılında Nevruz kutlamaları sırasında yaptığı konuşma nedeniyle 3 Aralık 2018’de 43 ay hapis cezasına çarptırıldı. 6 Aralık 2018’de Kocaeli’de cezaevine girdi. Önder, bir gün önce Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermesi üzerine 4 Ekim 2019’da serbest bırakıldı.

17 Mart 2021’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile örgütsel birlik içinde olduğu gerekçesiyle Önder ve 686 diğer HDP’liye 5 yıl siyasetten men ve HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı.

Önder, gazeteciliğe Ocak 2010 – Mart 2010 tarihleri arasında BirGün gazetesinde köşe yazıları yazarak başladı. Ekim 2010’dan sonra Radikal gazetesinde, 2011 Mayıs – Haziran aylarında Özgür Gündem gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 33 Bin 899’a Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 194. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında ölü sayısı sayısı son 24 saatte 56 artarak 33 bin 899’a yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 89 artarak 76 bin 664’e çıktı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü saldırıları nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden edildi. Bu Filistinlilerin çoğu, İsrail’in daha önce “güvenli bölge” olduğunu iddia ettiği Refah kentine sığındı.

Gazze Şeridi’nin en güneyinde, Mısır sınırında yer alan Refah’ın İsrail saldırılarından önce 280 bin olan nüfusu, 5 kattan fazla artarak yaklaşık 1,5 milyona ulaştı. İsrail’in saldırılarından kaçarak, yeterli kalacak yerin bulunmadığı ve altyapının yetersiz olduğu Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.

İsrail ordusunun sık sık hava saldırıları düzenlediği Refah’a kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak yerinin kalmayacağından endişe ediliyor.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), savaşın devam ettiği Gazze Şeridi’nde kıtlık riskiyle karşı karşıya olan Filistinliler için 2,8 milyar dolar yardım çağrısında bulundu. BM’nin Gazze ve Batı Şeria’daki insani yardım ofisinin başkanı Andrea De Domenico gazetecilere yaptığı açıklamada, savaştan zarar gören Gazze’de sadece yaklaşan kıtlık tehlikesiyle değil, temizlik, su ve sağlık tesisleri için de mücadele gerektiğini vurguladı.

De Domenico, bu hizmetlerin yeniden sağlanması ve asgari standartların karşılanması için “büyük operasyonlara” ihtiyaç olduğunu ve bunun da askeri operasyon sürerken yapılamayacağını ekledi.

Hastanelerin, su arıtma tesislerinin, evlerin, yolların ve okulların tahrip edildiğine işaret eden De Domenico, Gazze’deki en büyük hastane olan Şifa Hastanesi’nin saldırı sonucu kapanmak zorunda kaldığını anımsattı. BM yetkilisi, “vücudun bölümlerini inceleyen ve kanserleri tespit edebilen bir MRI cihazının vurulmasındaki askeri amacın ne olduğunu” sorguladı.

Şifa Hastanesi’nde saldırı sonrası gördükleri manzarayı da anlatan De Domenico, “bir dehşet sahnesiyle” karşılaştıklarını, meslektaşlarının, insanlara aile üyelerini ayakkabıları veya giysilerinden tanımaya yardım ettiklerini söyledi.

De Domenico, İsrail’in Gazze’ye daha fazla insani yardım ulaştırma konusunda “iyi niyetli” olduğuna dair işaretler olduğunu belirterek, kıtlık tehdidiyle en çok karşı karşıya olan kuzeye bir yardım geçiti ve fırınlar açılması gerektiğini önerdi. BM’nin İsrail’i daha fazlasını yapmaya zorlamaya devam ettiğini dile getiren yetkili, yardım konvoylarının Gazze’ye girişlerinin İsrail tarafından geciktirildiğine dikkat çekti.

Filistin’in BM’ye tam üyeliği oylanacak

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Filistin’in BM’ye tam üyeliğine ilişkin karar tasarısı oylanacak. Filistin’in BM Daimi Temsilciliği, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, karar tasarısının Arap Grubu adına Cezayir tarafından hazırlandığını bildirdi.

Karar tasarısı metninde, “BM Genel Kurulu’na Filistin’in tam üye olarak kabul edilmesi tavsiye edilir” ifadesi yer alıyor. BM’ye tam üye olmak için yapılan bir başvurunun, ABD’nin veto edebileceği Güvenlik Konseyi ve ardından 193 üyeli Genel Kurul’un en az üçte ikisi tarafından onaylanması gerekiyor.

1990’ların başında İsrail ve Filistin Yönetimi arasında Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasından bu yana Filistin devletinin kurulması konusunda çok az ilerleme kaydedildi. İsrail yerleşimlerinin genişlemesi engeller arasında yer alırken, İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan, Filistin Yönetimi’nin devlet olmak için gerekli kriterleri karşılamadığını söyledi.

Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi, Batı Şeria’da sınırlı bir özerklik uyguluyor ve İsrail’in Oslo Anlaşmaları’ndaki ortağı. Hamas 2007 yılında Filistin Yönetimi’ni Gazze Şeridi’nde iktidardan indirmişti.

Paylaşın

Erdoğan: Rakiplerimizi Asla Sevindirmeyeceğiz

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Kendi bünyemizde gerekli değişimi gerçekleştireceğiz. AK Parti’nin tökezlemesini bekleyen rakiplerimizi asla sevindirmeyeceğiz. Küçük hesaplar ve tuzaklar peşinde koşanların oyunlarına gelmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Güçlenmiş şekilde yola devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemi yeni bir şahlanışın dönüm noktası haline getireceğiz. Biz bugünlere bir anda gelmedik, AK Parti’nin temelinde binlerce kahramanın alın teri var. Şunu herkes görsün ve bilsin, biz bitti demeden hiçbir şey bitmez. Biz bu ülkenin en dinamik partisiyiz, heyecanımız ilk günkü gibi dipdiri.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“31 Mart Pazar günü bir demokrasi bayramı olan mahalli idareler seçimini gerçekleştirdik. Doğudan batıya güneyden kuzeye yurdumuzun dört bir köşesinde vatandaşlarımız sandık başına gitti. Bölücü örgüt yandaşlarının seçmeni baskı altına almaya dönük teşebbüsleri amacına ulaşamadı. Seçim günü milletimizin sergilediği demokratik olgunluk gerçekten takdire şayandır. Vatandaşımız iradesini ortaya koymuştur. 85 milyon olarak birlikte var olduğumuzu hep birlikte Türkiye olduğumuzu tüm dünyaya yeniden gösterdik.

AK Parti teşkilatları hem kampanyada hem de sandık günü olağanüstü bir mücadeleyle çalıştı. Buradan Cumhur İttifakı olarak birlikte hareket ettiğimiz Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve ülkücü kardeşlerimize de teşekkür ediyorum. Sandıktan çıkan takdir hangi yönde olursa olsun saygındır, makbuldür, başımızın üzerinde yeri vardır. Bize oy versin vermesin sandığa giden tüm vatandaşlarımıza müteşekkiriz.

YSK şimdiye kadar 3 ilçe ve 4 belde de seçimlerin yenilenmesine karar vermiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak şimdiden bu seçimlere hazırlanacağız. Seçimlerde ilk göze çarpan katılım seviyesinin yüzde 78 ile düşük olmasıdır. Bu açıdan birçok zaviyeden kapsamlı değerlendirmeyi hak ediyor. 16 milyon seçmenin iradesi sandığa yansımamıştır. Katılım oranının düşüklüğü partimizin oylarını da etkilemiştir.

Hatay’a özel bir parantez açmak durumundayım. Hatay pek çok siyasi tartışmalara meze edilen bir şehir oldu. Hatay üzerinden sosyal fay hatlarımızla oynamaya çalıştılar. Hatay bu kirli senaryolara karşı tavrını çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Hataylı vatandaşlarıma özellikle teşekkür ediyorum. CHP’nin milli irade hazımsızlığı ayyuka çıksa da YSK son noktayı koymuştur. Ölülere oy kullanıldığı gibi akla zarar pek çok yalan söylenmiştir. Önümüzdeki dönemde şehrimizi ziyaret ederek Hataylı kardeşlerimize teşekkür edeceğiz. Özellikle depremzede şehirlerimizin süratle ayağa kaldırılması gündemimizin ilk sırasında yer almaya devam edecektir.

Seçim sonuçlarından herkes kendisine göre dersler çıkaracaktır. Sonuçlara bakarak farklı heveslere kapılanlar olduğunu görüyorum. Bunun bir yerel seçim olduğunu unutup şımaranlar, farklı heveslere kapılan zavallılar olduğunu görüyorum. Adete bir genel seçim havasına kapılarak sanki ülkeyi yöneteceklerini zanneden zavallılar. Yerel iktidar-merkezi iktidar söylemleri DEM’lendikleri ortaklarına diyet hamlesi değilse ham bir hayaldir. 81 ilimizde tek bir iktidar vardır o da 14-28 Mayıs’ta milletin ülkeyi yönetme vazifesi verdiği Cumhurbaşkanı ve kabinesidir. Dün 16.toplantımızı yaptığımız kabinemiz de görevinin başındadır.

Milletimiz bizden kapsamlı, samimi ve cesur bir özeleştiri yapmamızı istemiştir. Milletimizin mesajlarını baş tacı ederken sadece bununla yetinmeyip bu mesajların gereğini de yerine getireceğiz. Bizi var eden ilkelerimize çok daha sıkı sarılacağız. Milletin verdiği mesajları doğru okumalıyız. Muhasebeyi yapmak aziz milletimize karşı görevimizdir.

“Biz bitti demeden hiçbir şey bitmez”

Kendi bünyemizde gerekli değişimi gerçekleştireceğiz. AK Parti’nin tökezlemesini bekleyen rakiplerimizi asla sevindirmeyeceğiz. Küçük hesaplar ve tuzaklar peşinde koşanların oyunlarına gelmeyeceğiz. Güçlenmiş şekilde yola devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemi yeni bir şahlanışın dönüm noktası haline getireceğiz. Biz bugünlere bir anda gelmedik, AK Parti’nin temelinde binlerce kahramanın alın teri var. Şunu herkes görsün ve bilsin, biz bitti demeden hiçbir şey bitmez. Biz bu ülkenin en dinamik partisiyiz, heyecanımız ilk günkü gibi dipdiri.

Milletimizin dışında hiç kimsenin yönlendirmesine ihtiyacımız yok. Buradan muhalefete de AK Parti üzerinden kendilerine ikbal devşirmeye çalışanlara da ekmek çıkmaz. Artık seçimin de olmadığı önümüzdeki 4 yıl içinde enflasyonla mücadelemizi inşallah zaferle sonuçlandıracağız. Geçmişte yaptık, yine yapacağız.

Filistin davasını sadece savunmuş değil bu uğurda çok ağır bedeller ödemiş bir hareketiz, böyle bir kadroyuz. Kimse Filistin hassasiyetimizi sorgulamasın. Filistin’i kutlu emanet gibi yüreğimizde taşıdık. Tayyip Erdoğan olarak tek başıma kalsam dahi Filistin mücadelesini savunmaya devam edeceğim. 14 bin çocuğu öldürdüler bunlar Hitler’i çoktan geçtiler. ”

Paylaşın

Her Gün 800 Kadın, Çocuk Doğururken Hayatını Kaybediyor

Dünya genelinde her gün yaklaşık 800 kadın, çocuk doğururken hayatını kaybediyor. Yine dünya genelindeki kadınların dörtte biri, cinsel ilişki talebinde bulunan eşine hayır deme hakkına sahip değil. Ayrıca her on kadından biri de doğum kontrolü konusunda kendi karar veremiyor.

Öte yandan Türkiye’de her 100 bin doğumda 17 kadının, çocuk doğururken yaşamını yitirdiği ifade ediliyor. 2004-2022 yılları arasındaki 18 senelik sürenin baz alındığı dönemde Türkiye’de nitelikli sağlık personelinin katıldığı doğumların ise yüzde 97 olduğu aktarılıyor.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından hazırlanan bir rapora göre ırkçılık, cinsiyetçilik ve ayrımcılığın diğer türleri nedeniyle, dünya üzerinde milyonlarca kadın ve kızın cinsel ve üreme sağlığı hakkı zedeleniyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Siyasi karar alma organlarının büyük oranda erkeklerin hakimiyetinde olduğunu ifade eden UNFPA İcra Direktörü Natalia Kanem, kadınlara yeterince söz hakkı verilmediğini belirtti. Kadın bedeninin birçok kez siyasi çatışma alanı olarak suistimal edildiğini dile getiren Kanem, buna örnek olarak kürtaj hakkı ile ilgili tartışmalara işaret etti.

UNFPA raporuna göre, dünya genelinde her gün yaklaşık 800 kadın, çocuk doğururken hayatını kaybediyor. Yine dünya genelindeki kadınların dörtte biri, cinsel ilişki talebinde bulunan eşine hayır deme hakkına sahip değil. Ayrıca her on kadından biri de doğum kontrolü konusunda kendi karar veremiyor.

Rapor yoksulların toplumun en dezavantajlı kesimi olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. Hamilelik, doğum ve doğum sonrası komplikasyonlar nedeniyle kadın ölümlerinin yarısı, insani kriz ve çatışmaların yaşandığı ülkelerde kayıtlara geçiyor. Bu da günde ortalama 500 ölüm vakasına tekabül ediyor. Diğer yandan tek tek ülkeler ele alındığında da, zengin kesimin yoksullara göre sağlık hizmetlerinden çok daha iyi yararlandığı görülüyor.

Dezavantajlı konumda bulunan kadınların durumunun iyileştirilmesine yönelik spesifik programlar uygulanmasını talep eden UNFPA, 79 milyar dolarlık bir yatırımla, düşük ve orta seviye gelirli ülkelerde, 2030 yılına dek yaklaşık 400 milyon planlanmamış gebeliğin önlenebileceğini ve bir milyon insanın hayatının kurtarılabileceğini ifade ediyor.

Türkiye’deki kadınların durumu

UNFPA raporu 2024 verileri, Türkiye’de yaşayan 15-49 yaş arası kadınların yüzde 48’inin herhangi bir gebelik önleyici yönteme başvurduğunu, bu oranın aynı yaş grubundaki evli ya da bir ilişki yaşayan kadınlarda yüzde 72 olduğunu ortaya koyuyor. Gebelik önleme için modern yöntemler kullanan kadınların oranı ise yine aynı yaş grubunda tüm kadınlarda yüzde 33, evli ve ilişkide olanlarda ise yüzde 50 olarak saptandı.

Raporda doğum esnasında anne ölümleri ile ilgili günümüze en yakın veriler 2020 yılından. Bu başlık altında Türkiye’de her 100 bin doğumda 17 kadının, çocuk doğururken yaşamını yitirdiği ifade ediliyor. 2004-2022 yılları arasındaki 18 senelik sürenin baz alındığı dönemde Türkiye’de nitelikli sağlık personelinin katıldığı doğumların ise yüzde 97 olduğu aktarılıyor.

Paylaşın

Davutoğlu: Milletimizin Verdiği Mesajdan Kimse Kaçamaz

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi grubunda seçim değerlendirmesi yapan Ahmet Davutoğlu, “Milletimizin verdiği mesajdan kimse kaçamaz, kimse milletimizin verdiği mesajı göz ardı edemez” dedi.

Ahmet Davutoğlu, iktidarın ilk kez ikinci parti olduğunu ifade ederek, iktidara uyarı mahiyetindeki mesajların doğru algılanmasını dilediğini kaydetti. Ana muhalefete de kredi açıldığını belirten Davutoğlu, “Ana muhalefet partisi de bu krediyi kendisine verilmiş bir kredi olarak değil iktidara dönük büyük tepkinin ortaya çıkardığı geçici kredi olarak görmesi gerekir” dedi.

Temel Karamollaoğlu ve Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu “Milletimizin verdiği mesajdan kimse kaçamaz, kimse milletimizin verdiği mesajı göz ardı edemez” diye konuştu.

Davutoğlu, iktidarın ilk kez ikinci parti olduğunu ifade ederek, iktidara uyarı mahiyetindeki mesajların doğru algılanmasını dilediğini kaydetti. Ana muhalefete de kredi açıldığını belirten Davutoğlu, “Ana muhalefet partisi de bu krediyi kendisine verilmiş bir kredi olarak değil iktidara dönük büyük tepkinin ortaya çıkardığı geçici kredi olarak görmesi gerekir” dedi.

Bugün 1 milyon Gazzelinin felaket ölçeğinde bir açlıkla karşı karşıya bulunduğunu kaydeden Davutoğlu, Gazze’deki çocukların açlıktan öldüğünü vurguladı. Davutoğlu, şöyle konuştu:

“Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, Türkiye’den kalkan gemilerle eğer İsrailli soykırımcı askerler tıka basa karınlarını doyurup o enerjiyle bu çocukları öldürmeye devam etmişlerse, bomba yağdıran uçakların yakıtları Türkiye’den gitmişse, Gazze’de yıkılan Filistinlilerin evlerinin yerine yapılan yerleşimcilerin demiri, çimentosu Türkiye’den gitmişse, bizim tuttuğumuz şeye oruç denir mi, buna ramazan denir mi? Yüreğim kan ağlıyor. Yazıklar olsun bize ki feryadımızı duyuramadık, mühürlü kalpleri açtıramadık. Yazıklar olsun bize ki vefat eden her çocuğun açlığından sorumluyuz.”

Davutoğlu, İsrail ordusunun Ramazan Bayramı’nda düzenlediği saldırıda 3 oğlu ve 4 torunu hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi aradığını ve üzüntüleri nedeniyle seslerinin tıkandığını, konuşamadıklarını anlattı.

“Batı medeniyeti her şeyiyle iflas etmiştir”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da, Gazze’nin hala kanayan bir yara ve yürek sızısı olduğunu belirtti. Üç çeyrek asırdır devam eden ve 7 Ekim’den bugüne her geçen gün daha da şiddetlenen siyonist zulmün, ramazan ve bayram dinlemediğini dile getiren Karamollaoğlu, olup bitenlerin dünyanın güzünün içine baka baka, Müslümanlara adeta meydan okurcasına yapıldığını kaydetti.

Karamollaoğlu, sözde asli görevleri dünya üzerinde huzur ve barışı tesis etmek olan uluslararası kurum ve kuruluşların ise aylardır kör, sağır ve dilsiz kesildiğini söyledi. Gelişmiş kabul edilen batılı ülkelerin söz konusu suçlu siyonist rejim olunca tüm değerleri rafa kaldırdığını belirten Karamollaoğlu, “Bir kez daha açıkça görülmüştür ki batı medeniyeti her şeyiyle iflas etmiştir” ifadesini kullandı.

İslam dünyasının da sınıfta kaldığını dile getiren Karamollaoğlu, “Esas üzücü olan ve bizi dehşete düşüren de İslam aleminin tavrıdır” değerlendirmesinde bulundu. Hak ile batılın mücadele merkezinin bugün Gazze olduğunu söyleyen Karamollaoğlu, bu imtihandan geçemeyen hiçbir insanın, kurumun, partinin veya iktidarın diğer sınavlardan geçme imkanı bulunmadığını kaydetti.

Karamollaoğlu, parti veya şahıs ayırt etmeden 5 yıl boyunca görev yapacak tüm belediye başkanlarına, muhtarlara ve belediye meclis üyelerine başarı diledi. Seçim çalışmalarında devlet imkanlarının iktidar için kullanıldığına dikkat çeken Karamollaoğlu, teşkilat mensupları ve vatandaşların katkılarıyla oluşturulmuş bir bütçeyle seçim kampanyasını yürüttüklerini dile getirdi.

Seçim sürecinde kendini ifade etmek adına bütün kulvarları zorladıklarını anlatan Karamollaoğlu, şöyle konuştu: “Zira bizim siyasetimiz yolunu bulma derdinde olanların değil hakikate dair yol alma hedefine inananların işidir. Bizim partimiz ve fikrimiz, yolu kendine mülk etme hevesiyle yanıp tutuşanların değil iyiye, güzele ve doğruya giden yolu açma peşinde koşanların durağıdır, partisidir.

Biz, Erbakan hocamızın işlerini örnek, fikrini esas alarak hakikate mevzi kazandırmak adına siyaset yaparız ve yapıyoruz, yapmakta da devam edeceğiz. Her konuyu pazarlığa dönüştürerek konjonktürel teveccühe talip olanlar bugün varlar ama dün yoktular ve emin olun yarın da olmayacaklar. Doğruyu pazarlayanların, doğru yapanlardan ve doğruyu yaşayanlardan daha fazla itibar görmesi, hatta öne geçmesi, daimi bir konum değil geçici bir durumdur.

Biz Saadet Partisi olarak, sesimizin duyulmasını, fikrimizin anlatılmasını engellemek isteyeni de neden engellemek istediğini de biliyoruz. Çünkü bizim durduğumuz yer ve söylediklerimiz birilerinin hem sahteliğini hem de sahteciliğini ifşa ediyor. Çünkü iktidar partisi ve müttefikleri, bizim kendilerini faş eden siyasetimizden rahatsızlar. Bu çevreler bu nedenle, bizi taklit etmeye, milli görüşün fikri yapısını tahrif ve tahrip etmeye meyilli bir oluşumu palazlandırdılar.

Hatta ‘Milli görüşü kim temsil ediyor?’ tartışmasını bile başlatmaya yeltendiler. Milli görüş gömleğini çıkaran ile milli görüş gömleğini kendisinin sanan arasındaki işbirliği herkesin malumudur. Taklitçiliğin ve işbirlikçiliğin hüküm sürdüğü bu süreçte işimizin zor olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, yapılan yanlışları ifşa, yapılması gereken doğruları izah eden biz olmamıza ve bu noktada takdir edilmemize rağmen, milletimizin seçimde mührü neden başka partilerin üzerine vurduğunu elbette değerlendireceğiz.”

Karamollaoğlu, milletin 31 Mart’ta iktidar partisine mesaj verdiğini, ana muhalefet partisine de kredi tanıdığını dile getirdi.

Toplantı öncesinde, salondaki sıraların üzerine davetlilerin takması için “Gazze için harekete geç” yazılı şapka ve Filistin bayrağı renklerini taşıyan atkı bırakıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da bırakılan atkıları boyunlarını taktı.

Paylaşın

Osteokondrit Dissekanlar Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Osteochondritis dissecans, bir kıkırdak parçası ve onun altındaki ince kemik tabakasının altta yatan kemikten ayrılmasıyla ortaya çıkan bir eklem rahatsızlığıdır. Hastalığın erken evrelerinde asemptomatik olabilir.

Haber Merkezi / Semptomları olan kişiler, özellikle kıkırdak ve kemiğin eklem boşluğuna doğru kırılması durumunda, etkilenen eklemde ağrı, tutukluk ve/veya hareket kabiliyetinde azalma yaşayabilir. Osteochondritis dissecans her yaştan insanı etkileyebilir, ancak genellikle 10 ila 15 yaş arasındaki çocuklarda teşhis edilir. Osteochondritis dissecans, genç yaşta yoğun sporla uğraşan genç hastaların çoğunlukla dizlerini, dirseklerini veya ayak bileklerini etkiler.

Çoğunlukla yalnızca bir eklemi ve vücudun yalnızca bir tarafını etkiler, ancak her iki diz veya her iki dirsek gibi vücudun her iki tarafında da bulunabilir. Hastalık süreci, eklemlerdeki kemikte, üstteki kıkırdağın bozulmasına ve ayrılmasına yol açabilecek anormal değişikliklerle karakterize edilir.

Bu durumun tedavisi, etkilenen kişinin yaşı, lezyonun evresi ve semptomların ciddiyeti dahil olmak üzere birçok faktöre bağlı olarak değişir; ancak dinlenme, ağırlık taşıma kısıtlaması, yük boşaltma veya hareketsizlik için destek veya ameliyat ve/veya fizik tedaviyi içerebilir. Yanlış tedavi edilirse, osteokondrit dissekanlar erken osteoartrite neden olabilir.

Osteokondrit dissekans belirtileri genellikle belirsizdir ve özellikle durumun erken evrelerinde ara sıra ortaya çıkar ancak merdiven çıkma veya fırlatma gibi aktivitelerle artabilir. Durum ilerledikçe ve eklemde daha fazla gevşek kıkırdak ve kemik parçası bulundukça, takılma (hareketin kısmi engellenmesi), kilitlenme (hareketin tamamen engellenmesi) veya eklemde çözülme hissi oluşabilir ve ayrıca eklemde gevşeme hissi oluşabilir. eklem içinde gevşek parçaların hissi olabilir. Ayrıca etkilenen eklemde ağrı ve şişlik olabilir.

Bir doktor osteokondrit dissekansı olan bir kişiyi değerlendirdiğinde bulgular genellikle belirsizdir. Kemik ve kıkırdak arasındaki sürtünme (krepitus), eklem şişmesi (efüzyon) veya hassasiyet (basınçla ağrı) nedeniyle oluşan sürtünme sesi veya hissi olabilir. Hassasiyet genellikle hastalığın erken dönemlerinde kötü bir şekilde lokalize edilir, ancak daha sonra daha kesin lokalizasyonlara sahiptir. Diz ve ayak bileğinde, hastalar ağrıyı veya eklem fonksiyon bozukluklarını önlemek için anormal bir yürüyüş (yürüme hareketi) bile yapabilirler.

Ayak bileğinde dizde olduğu gibi krepitasyon, hassasiyet, şişlik ve iltihaplanma olabileceği gibi, ayak bileğine (tibiotalar eklem) bası ile ağrı da olabilir. Dirseğin osteokondriti dissekansı ağrı, şişlik, sertlik ve sınırlı hareket aralığı ile ilişkilidir. Bu hastalığa sahip çoğu insanda eklem ağrısı ve şişlik olmasına rağmen, bu semptomlar aynı zamanda tanıyı daraltmayı zorlaştırabilecek birçok başka bozuklukla da ilişkilidir.

Diz: Dizdeki osteokondritis dissecans’ın kökeni bilinmemektedir, ancak birçok neden öne sürülmüştür. Muhtemelen aşağıdakilerin bir kısmını veya tamamını içerebilecek birçok faktörden kaynaklanmaktadır: inflamasyon, genetik, zayıf kan akışı (iskemi), kusurlu kemik oluşumu (ossifikasyon) veya tekrarlayan travma.

Osteochondritis dissecans’a neden olan travma, araba kazası gibi doğrudan travmadan değil, tekrarlayan eklem hareketleri veya aşırı kullanım gibi dolaylı travmalardan kaynaklanmaktadır. Bu mekanizma, koşucuların aşırı uzun mesafeler veya sert yüzeylerde koştuktan sonra yaşadığı kaval kemiği kırılmalarına (kemik yaralanmaları) benzer. Bu tekrarlayan travma teorisi, genç yaşta spora katılımın artması, tek bir sporda uzmanlaşma ve (eklemlere daha fazla yük bindiren) çocuklukta obezite oranlarının artmasıyla genç hastalarda osteokondrit dissekans görülme sıklığının artmasıyla desteklenmektedir.

Alternatif olarak, vaka sayısının artması, farkındalığın artması ve gelişmiş görüntüleme testleri (röntgen, CT, MRI) yoluyla durumu tespit etme yeteneğinin artmasından kaynaklanıyor olabilir. Bir kişinin eklem yapılarındaki bireysel farklılıklar (anatomik varyasyonlar), tekrarlayan travma nedeniyle osteokondrit dissekans gelişme riskini artırabilir.

Zayıf kan akışı olasılığıyla ilgili olarak bazı bilim adamları, zayıf kan akışının eklemlerdeki kıkırdak ve kemiğin belirli bölgelerini altta yatan kemikten ayrılmaya daha duyarlı hale getirebileceğini öne sürdüler. Bunun altında yatan mekanizma, kemik ve kıkırdak bölgesinin bu kısmının yaralanması, iyi iyileşmemesi ve zamanla yaralanmaların birikmesidir. Sonunda kemik hasar görür ve üstteki kemik ve kıkırdakların bir kısmı ayrılır ve bir flep veya gevşek cisimler halinde eklem boşluğuna düşebilir.

Genç hastalarda anormal kemik oluşumu (ossifikasyon) hakkındaki teori, kemiklerin uygun şekilde sertleşemeyebileceğini ve bunun da stres altında ayrılmaya yol açabileceğini öne sürüyor. Bu ayrılma başlangıçta kısmi olabilir, ancak tekrarlanan travma, kısmi yeniden bağlanma ve hasarın birikmesi döngüsünden sonra katmanlar tamamen ayrılabilir.

Araştırmacılar osteokondrit dissekansın genetik nedenlerini araştırmış ancak aile geçmişi ve genetik yatkınlıklardan kaynaklanan yalnızca küçük etkiler bulmuşlardır.

Ayak bileği ve dirsek: Ayak bileği ve dirseğin osteokondriti dissekanları, dizdeki osteokondritten çok daha güçlü bir şekilde travma ile ilişkilidir. Ayak bileğinde, daha lateral (dış kenara doğru) olan osteokondrit dissekans lezyonları travma ile güçlü bir şekilde ilişkilidir, daha medial (merkez çizgisine doğru) olanlar ise travma ile daha az ilişkilidir. Dirsekte osteokondritis dissekans tekrarlayan travmalarla yüksek oranda ilişkilidir ve beyzbol veya raket sporları gibi fırlatma aktivitelerinde nispeten yüksek bir orana sahiptir.

Yukarıda belirtildiği gibi, osteokondrit dissekansı olan bir kişide fizik muayene bulguları genellikle tanıyı doğrulayacak kadar spesifik değildir. Bu nedenle tanı çoğunlukla görüntülemeye dayanır. Eklemin ilk görüntülemesi genellikle subkondral kemiğin şeffaflığını, kemik parçalarının alttaki kemikten ayrılmasını, koyu (radyolüsan) bir çizgiyle veya gevşek kemik cisimcikleriyle kanıtlanabilen röntgenlerle gerçekleştirilir.

Doktorlar, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi ileri görüntüleme yöntemleriyle kemik ve kıkırdağın durumunu daha iyi tanımlayabilir, bu parçaların yer değiştirme derecesini belirleyebilir ve tedavinin ilerleyişini veya damar desteğinin restorasyonunu izleyebilir. Çalışmalar, MR ve artroskopinin (eklem iç kısmının bir kamera ile cerrahi olarak görüntülenmesi) hastalığın teşhisini ve ilerlemesini belirlemek için en iyi araçlar olduğunu göstermiştir.

Hastalığın tanımlanmasına ek olarak MR ve artroskopi hastalığın evresinin belirlenmesine yardımcı olabilir. Ultrason da kullanılabilir ancak daha az güvenilir olma eğilimindedir. Sintigrafi adı verilen bir görüntüleme tekniği bir zamanlar teşhis ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde kullanılmıştı ancak MRI kullanımının artması nedeniyle giderek kullanımdan kaldırıldı.

Osteokondrit dissekans tedavisi son 150 yılda gelişmiştir. Orijinal tedavi ya ameliyatsız tedavi ya da gevşek parçaların basit bir şekilde açık bir şekilde çıkarılmasıydı (artrotomi), ancak modern tedavi hem cerrahi olmayan hem de daha gelişmiş cerrahi tedavilerin bir kombinasyonudur. Kesin tedavi kılavuzları kesin olarak belirlenmemiş olsa da, hem cerrahi hem de cerrahi olmayan tedaviler için köklü eğilimler, öneriler ve endikasyonlar bulunmaktadır. Hastalığın erken evrelerinde veya büyüme plakları açık olan genç hastalarda konservatif, ameliyatsız tedavi tercih edilir. Daha sonraki aşamalarda veya yaşlı hastalarda, MR gibi gelişmiş görüntüleme teknikleri, tedavi seçenekleri (artroskopi) ve eklem kemik-kıkırdak iyileşmesinin anlaşılması, hastalığın evresi, ilerlemesi ve tedaviye yanıtının daha doğru değerlendirilmesine olanak tanır.

MRI, hastalığın ilerleme derecesini, büyüme plakasının kapanmasını ve OKB lezyonunun stabilitesini tespit ederek en iyi tedavi seçeneğinin belirlenmesine yardımcı olur.

Açık büyüme plakları olan, minimal semptomları olan, eklem yüzeyleri sağlam olan ve eklemleri daha az dengesiz olan genç hastalar sıklıkla basit ağırlık taşıma kısıtlamaları ve fizik tedavi ile tedavi edilebilir, çünkü osteokondrit dissekanlar sıklıkla ameliyata gerek kalmadan iyileşirler. Ağırlık taşıma kısıtlamaları, daha fazla eklem hasarını önlemek ve uygun iyileşmeye izin vermek için yük boşaltma desteklerinin veya koltuk değneklerinin kullanılmasını içerebilir. Çoğu zaman hastalar, semptomlar ortadan kalkana veya bir dizi MRI önemli iyileşme gösterene kadar bu aktivite sınırlamalarına sahip olacaktır. 3 aylık konservatif tedaviden sonra hastalar semptomatik kalırsa veya görüntülemede çok az iyileşme görülürse ameliyat gerekebilir.

Bunun aksine, büyüme plakları kapalı, ciddi veya kalıcı semptomları olan veya eklemleri dengesiz olan hastalar, cerrahi tedavi olmadan iyileşme şansının düşük olması nedeniyle sıklıkla ameliyat gerektirir. Uygun olmayan tedavi, eklem hastalığının erken ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan osteoartrite doğru ilerlemesi riskini taşır. Türü ne olursa olsun, hasta semptomları en iyi şekilde asetaminofen (Tylenol) ile tedavi edilebilir. Dizin ameliyatsız tedavileri kurumlar arasında oldukça değişkendir ancak genel olarak 3 aşamaya ayrılabilir.

1. aşama, koltuk değneği destekli kısmi ağırlık taşıyan yürüyüş ile 4-6 haftalık diz immobilizasyonunu içerir.

2. aşama, hareketsiz kalmadan 6-8 haftalık ağırlık taşımanın yanı sıra diz hareket açıklığına ve kuadriseps ve diz arkası kaslarının düşük darbeli güçlendirilmesine odaklanan bir rehabilitasyon programının başlatılmasını içerir. Hastalar bu aşamada spor veya tekrarlayan darbeli aktivitelerden kaçınmaya devam etmelidir.

3. aşama denetimli atlama, koşma ve kesme (hızlı yön değiştirme) spor aktivitelerinden oluşur. Hastanın ağrısız kalması durumunda aktivite yoğunluğunun kademeli olarak arttırılmasına ve spora dönüşe izin verilir. Bu aşamada iyileşmeyi değerlendirmek için MR tekrarlanmalıdır. Görüntülerde lezyonların tekrarladığı görülüyorsa veya hastalar yeniden semptomatik hale gelirse, cerrahi olmayan tedavinin tekrarlanması önerilebilir.

Osteokondrit dissekansın cerrahi tedavisi aşağıdakilerden herhangi birine sahip hastalarda endikedir: semptomatik gevşek cisimler, hastalığın ilerlemesi veya konservatif/cerrahi olmayan tedavi sırasında devam etmesi ve eklemde yer değiştirmiş veya tamamen ayrılmış bir parçanın saptanması. Osteokondrit dissekanlı erişkinlerin çoğu, yüksek oranda eklem instabilitesi ve düşük oranda spontan iyileşme nedeniyle cerrahi olarak tedavi edilir.

Cerrahinin hedefleri arasında eklem yüzeylerinin sürekliliğinin (pürüzsüzlüğünün) yeniden sağlanması, parçalara kan akışının arttırılması/yeniden sağlanması, kurtarılabilir parçaların sert bir şekilde sabitlenmesi ve uygun konumlarına (yaklaşık olarak) geri getirilemeyen gevşek parçaların çıkarılması yer alır. Ameliyattan sonra hastalar, hareket açıklığını ve gücünü korumaya yardımcı olmak için doktorlarının izin verdiği ölçüde yürüteç veya koltuk değneği kullanmaya başlamalıdır.

Cerrahlar eklem yüzeyini eski haline getirmek, kan damarı büyümesini teşvik etmek ve kaba kemik veya kıkırdağı düzeltmek için artroskopi gibi minimal invazif teknikler kullanır. Düzensiz bir eklem yüzeyi oluşturma riski nedeniyle sadece tüm kemik parçalarının çıkarılması veya hepsini tekrar yerine yerleştirmeye çalışmanız önerilmez. Bu nedenle, daha büyük parçaların uygun konumlarına yerleştirilmesi ve uygun şekilde değiştirilemeyen daha küçük parçaların çıkarılması, pürüzsüz bir bağlantı yüzeyinin yeniden oluşturulmasına yardımcı olmanın anahtarıdır.

Daha büyük parçalar daha sonra biyolojik olarak parçalanabilen pimler, teller, vidalar veya çivilerle yerine sabitlenir. Eklem yüzeyi kurtarılamazsa, cerrahın deforme olmuş eklemi yeniden yapılandırmak için farklı, ağırlık taşımayan bir eklem yüzeyinden veya kadavra donöründen bir miktar kemik veya kıkırdak alması gerekebilir. Hastalar daha yaşlıysa ve ciddi eklem hastalığı varsa, total veya kısmi diz protezi gibi daha ciddi ameliyatlarla tedavi için sevk edilebilirler.

Ayak bileğinde erken evre lezyonlar ameliyatsız, konservatif olarak tedavi edilirken, geç evre lezyonlar ise ameliyatla tedavi edilmektedir. Tüm çok geç evre lezyonlar, yeri ne olursa olsun, yukarıda listelendiği gibi minimal invazif artroskopik cerrahi ile tedavi edilir.

Diğer eklemlerde olduğu gibi dirsekte de hastalığın evresine, lezyonun büyüklüğüne, hastanın iskelet olgunluğuna, hastanın semptomlarına veya görüntüleme bulgularına göre tedavi ameliyatsız veya cerrahi olabilir. Cerrahi tedavi, kemikteki kan damarı büyümesini uyarmaya yardımcı olmak için sadece gevşek parçaların delme yoluyla çıkarılmasından ibaret olabilir, ancak parçanın fiksasyonla kurtarılması tercih edilir. Vücudun farklı bir kısmından veya kadavra donöründen kıkırdak ve subkondral kemik tıkacının nakledilmesi başka bir tedavi seçeneğidir. Dirsek hareket kaybı ameliyat sonrası en sık görülen komplikasyonlardan biridir.

Paylaşın