Küresel Isınma: Her Ay Sıcaklık Rekoru Kırılıyor

Atmosferdeki sera gazlarının birikimi sonucu dünya yüzeyindeki ortalama sıcaklıkların artması olarak tanımlayabileceğimiz küresel ısınma sonucu dünyada her ay sıcaklık rekorları kırılıyor.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

Jennifer Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

İklim bilimciler sıcaklık artışının şaşırtıcı olmadığını, ısınma eğilimlerinin, artan fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksit birikiminden kaynaklandığını söylüyor.

Avrupa Birliği’nin iklim gözlem ajansı Copernicus, geçtiğimiz ay kayıtlara geçen en sıcak mayıs ayının yaşandığını ve bunun son bir yılın aylık rekoru olduğunu açıkladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü de, 2024-2028 yılları arasındaki ortalama küresel sıcaklıkların, Paris görüşmelerinde kabul edilen sanayi öncesi dönemden bu yana 1,5 santigrat derece olan ısınma sınırını aşma ihtimalinin neredeyse ikide bir olduğunu tahmin etti.

“Earth System Science Data” dergisinde yayınlanan bir raporda ise, 57 bilim insanından oluşan bir grup, 2023’te Dünya’nın 2022’ye kıyasla biraz daha hızlı ısındığını tespit etti.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (NOAA) göre, 2023’te atmosferdeki ısı tutucu gazların seviyesi tarihi zirvelere ulaştı. NOAA, özellikle insan faaliyetleriyle üretilen sera gazlarının en bol ve en önemlisi olan karbondioksitin, 2023’te 65 yıllık kayıtlardaki üçüncü en yüksek miktarda arttığını bildirdi.

Aşırı sıcaklıklar ve ani hava değişiklikleri, öngörülemez fırtınalara neden oluyor. Bu bahar Asya’da etkili olan sıcak hava dalgası Filipinler’de okulların kapanmasına neden oldu, Tayland’da insanların ölümüne yol açtı.

Geçtiğimiz ay Hindistan’ın bazı bölgelerinde haftalarca süren sıcak hava dalgaları da okulların kapatmasına ve insanların ölümüne neden olmuştu.

BM’nin daha önceki çalışmaları, Dünya’nın ekosisteminde büyük değişikliklerin 1,5 ila 2 santigrat derece ısınma arasında başlama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor; buna gezegenin mercan resiflerinin, Kuzey Kutbu deniz buzunun, bazı bitki ve hayvan türlerinin nihai kaybı ve insanları öldüren ve altyapıya zarar veren daha da kötü aşırı hava olayları da dahil.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

İklim bilimciler, iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarını engellemek için fosil yakıt kullanımının aşamalı olarak azaltılması ve yenilenebilir enerjinin daha fazla kullanılması gerektiğini düşünüyor. Küresel ısınmaya en olumsuz etkiyi, fosil yakıtlar (petrol, gaz ve kömür) yapıyor.

Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

BM’den kömür, petrol ve doğal gaz reklamlarına yasak çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, dünyayı iklim krizinin yıkıcı etkilerinden kurtarmak için fosil yakıt şirketlerinin reklamlarının yasaklanması gerektiğini söyledi.

Guterres, Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı konuşmasında kömür, petrol ve gaz şirketlerini iklim değişikliği konusunda onlarca yıldır gerçeği çarpıtan ve halkı yanıltan “iklim kaosunun mafya babaları” olarak nitelendirdi.

Tütün reklamlarının halk sağlığına etkisi nedeniyle yasaklanmasına benzer şekilde, fosil yakıtlar için de bir yasağın uygulanması gerektiğini belirten Guterres tüm ülkeleri, medya ve teknoloji kurumlarını fosil yakıtların reklamlarından acilen uzaklaşmaya çağırdı.

BM Genel Sekreteri konuşmasında küresel ısınmanın önemli bir bölümünden sorumlu olan fosil yakıt endüstrisine bugüne kadar yaptığı en sert eleştiriyi yöneltti.

Guterres’in sözleri gezegenimizin rekor düzeyde ısındığını gösteren yeni çalışmaların ardından geldi. AB’nin iklim hizmetlerinden elde edilen veriler, son 12 ayın her birinin, yılın o dönemi için yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırdığını doğruluyor.

Paylaşın

Görsel Agnozi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Görsel agnozi, tanıdık nesneleri ve/veya insanları görerek tanıma ve tanımlama yeteneğinin tamamen veya kısmen kaybıyla karakterize edilen nadir bir nörolojik hastalıktır. Bu, nesneyi veya kişiyi gerçekten görme yeteneği kaybedilmeden gerçekleşir.

Haber Merkezi / Görme agnozisinin semptomları, beynin belirli bölgelerinin (birincil) hasar görmesi sonucu veya diğer bozukluklarla (ikincil) ilişkili olarak ortaya çıkar.

Görsel agnozisi olan kişiler, zeka, motivasyon ve/veya dikkatte bozulma olmaksızın görsel tanımada bir veya daha fazla bozukluğa sahip olabilir. Vizyon neredeyse her zaman sağlamdır ve zihin açıktır. Etkilenen bazı bireyler tanıdık nesneleri tanıma yeteneğine sahip değildir. Nesneleri görebilirler ancak görerek tanıyamazlar. Ancak nesneler dokunma, ses ve/veya koku yoluyla tanımlanabilir. Örneğin, etkilenen bireyler bir dizi anahtarı görerek tanımlayamayabilir, ancak onları ellerinde tuttuklarında tanıyabilirler.

Bazı araştırmacılar görsel agnoziyi iki geniş kategoriye ayırır: algısal agnozi ve ilişkisel agnozi. Algılayıcı agnozi, gördüklerini düzgün bir şekilde işleyemeyen bireyleri ifade eder; bu, şekilleri tanımlamada veya farklı nesneler (görsel uyaranlar) arasında ayrım yapmada zorluk yaşadıkları anlamına gelir. Etkilenen kişiler aynı nesnenin farklı açılardan çekilmiş resimlerinin aynı nesneye ait olduğunu anlayamayabilir. Etkilenen kişiler bir nesneyi kopyalayamayabilir (örneğin resim çizemeyebilir).

Çağrışımsal agnozi, bir nesneyi hafızasıyla eşleştiremeyen kişileri ifade eder. Bir nesneyi doğru bir şekilde tanımlayabilir ve hatta nesnenin resmini çizebilirler, ancak nesnenin ne için kullanıldığını veya kullanıldığını ifade edemezler. Ancak nesnenin ne olduğu sözlü olarak söylendiğinde, etkilenen kişi onun ne için kullanıldığını açıklayabilecektir.

Bazı durumlarda, birincil görsel agnozisi olan kişiler tanıdık kişileri tanımlayamaz (prosopagnozi). Kişiyi net bir şekilde görebilir ve kişiyi tanımlayabilir (örneğin saç ve göz rengi), ancak kişiyi ismiyle tanımlayamazlar. Prosopagnozisi olan kişiler insanları dokunma, koku, konuşma veya yürüme şeklinden (yürüyüş) tanıyabilirler. Bazı nadir durumlarda etkilenen kişiler kendi yüzlerini tanıyamayabilirler.

Bazı insanlar, çevrelerini tanımlama yeteneğinin kaybıyla (çevreye aşinalık kaybı agnozisi) ilişkili bir tür birincil görsel agnoziye sahiptir. Semptomlar tanıdık yerleri veya binaları tanıyamamayı içerir. Etkilenen bireyler tanıdık bir ortamı hafızalarından tanımlayabilir ve onu bir harita üzerinde gösterebilir.

Birincil agnozi, lingual ve fusiform giruslar da dahil olmak üzere ventral görsel akışta iki taraflı hasar ile ilişkilidir.

Görsel agnozi, okuyamama ve kişinin çevresini bir bütün olarak görememe ile karakterize edilen simultanagnosia gibi diğer görsel bozukluklardan ayırt edilebilir. Etkilenen kişi çevredeki manzaranın bir kısmını görebilir ancak tamamını göremez. Bir görsel sahnenin birden fazla parçasını aynı anda kavrayamama veya parçaları koordine edememe söz konusudur.

Nadir durumlarda, görsel agnozisi olan kişiler vücudun çeşitli kısımlarını tanıyamayabilir veya işaret edemeyebilir (ototopagnozi). Semptomlar aynı zamanda solu ve sağı ayırt etme yeteneğinin kaybını da içerebilir.

Görsel agnozi, beyindeki hasar sonucu ortaya çıkan nadir bir nörolojik hastalıktır. Belirtiler, görsel hafızayla ilişkili hasarlı alanlardan bilgi alınamaması nedeniyle gelişir. Lezyonlar travmatik beyin hasarı, felç, tümör veya tehlikeli çevresel toksinlere (örneğin karbon monoksit zehirlenmesi) aşırı maruz kalmanın bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda beyin hasarının nedeni bilinmeyebilir. Belirtiler beynin etkilenen bölgesine göre değişebilir.

Görme agnozisi ayrıca Alzheimer hastalığı, korpus kallosum agenezisi, MELAS ve ilerleyici demansla sonuçlanan diğer hastalıklar gibi altta yatan diğer bozukluklarla (ikincil görsel agnozi) ilişkili olarak da ortaya çıkabilir.

Bir bireyde bozulan görsel sürecin doğasını belirlemek için çeşitli psikofiziksel testler yapılabilir. Görsel agnoziye neden olan beyin hasarı, bilgisayarlı tomografi (BT taraması) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) dahil olmak üzere görüntüleme teknikleri aracılığıyla belirlenebilir.

Görsel agnozinin tedavisi semptomatik ve destekleyicidir. Etkilenen bireyler, günlük yaşam için gerekli olan nesneler hakkında yeniden bilgi edinmek için egzersiz veya rehabilitasyona tabi tutulabilir. Kayıp anıların geri kazanılmasına yardımcı olacak egzersizler ve rehabilitasyon da faydalı olabilir.

Görsel agnozi vakalarında altta yatan bir bozukluğun tedavisi semptomları azaltabilir ve daha fazla beyin hasarını önlemeye yardımcı olabilir.

Paylaşın

Proktit Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Proktit rektumda ortaya çıkan ve kanlı ishal ile karakterize kronik inflamatuar bir hastalıktır. Kasılma yollarına göre farklılaşan, ülseratif ve bel soğukluğu olmak üzere iki tür proktit vardır. Gonore proktit cinsel temas yoluyla bulaşır.

Haber Merkezi / Proktit belirtileri en sık rektal bölgede ağrı ve sık sık dışkı çıkarma isteğidir. Kanlı ishal, ağrılı dışkılama ve rektal bölgede kanama da yaygındır. İshalin ardından spazmla birlikte kabızlık ve rektal kasların ciddi şekilde gerilmesi (tenesmus) gelebilir. Bazı durumlarda dışkı iyi şekillenmiş ancak etrafı kan ve mukusla çevrili olabilir.

Proktit genellikle yıllar boyunca hafif, aralıklı bir seyir izler. Bazen idrar kesesi fonksiyon bozukluğu, alt ekstremitelerde güçsüzlük ve yanma (parestezi) ve uyluklarda ağrı gibi nörolojik tutulum da görülebilir. Erkekler penis ereksiyonunu sürdürmekte zorluk yaşayabilirler. Bel soğukluğu proktit tanısı doğrulandığında bireyler ayrıca sifiliz, amebiasis, klamidya, kampilobakter, şigella ve herpes simpleks virüsü enfeksiyonları gibi cinsel yolla bulaşan diğer organizmalar için de test edilmelidir.

Muayene sırasında ülseratif proktitli bireylerin rektumda ülserleri görülür. Ülserasyonlara genellikle rektal kanama, rektal kasların gerilmesi (tenesmus) ve analdan kanlı mukus akıntısı eşlik eder. Ancak anal kanama nadiren şiddetli olur. İshalli kişiler genellikle dışkı hacminde bir artış olmadığını, bunun yerine sık sık az miktarda mukus veya kanın geçişini tarif eder.

Ateş ve kilo kaybı nadirdir. Ülseratif proktit belirtileri ülseratif kolite çok benzer. Ancak ülseratif proktit kolit kadar ciddi değildir ve rektumla sınırlıdır. 

Proktit, irin üreten gonokok bakterileri ve herpes simpleks virüsü, birincil ve ikincil sifiliz, klamidya trachomatis ve insan papilloma virüslerinden kaynaklanabilir. Gonokokal Proktit genellikle idrarı mesaneden (üretra) boşaltan kanalda enfeksiyonu olan erkeklerle pasif anal ilişkiden kaynaklanır.

Ülseratif Proktit, radyasyon yaralanması, yabancı cisim travması, bir kan damarının daralması veya tıkanması (iskemi), enfeksiyondan kaynaklanabilir veya nedeni bilinmiyor olabilir (idiyopatik). Tahriş edici lavmanların veya laksatiflerin etkileri Ülseratif Proktit ile karıştırılabilir. Bu bozukluk aynı zamanda uzun süreli travma semptomlarını da taklit edebilir.

Proktit tanısı, sigmoidoskopide rektumun mukus tabakasının iltihabını ortaya çıkardığında ve üzerinde astarın normal olduğu açıkça belirlenmiş bir üst sınırla konur. Baryumlu röntgende kolonun ve ince bağırsağın geri kalanı normal bulunurken, kolonoskopi ve rektal biyopside kronik ülseratif kolitten ayırt edilemeyen değişiklikler görülebilir.

Proktit tedavisi nedene göre belirlenir. Gonokokal proktit, prokain penisilin veya spektinomisin ile standart kas içi enjeksiyona yanıt verir, ancak penisilin veya tetrasiklin ile oral tedaviye daha az tutarlı bir şekilde yanıt verir. Primer herpetik proktit asiklovire iyi yanıt verir. Klamidyal proktit tetrasikline yanıt verir. İdiyopatik (nedeni bilinmeyen) ülseratif proktitin tedavisi, ülseratif kolit ve Crohn hastalığının tedavisine çok benzer ve müshil olmayan bir diyeti, atropin sülfat (Lomotil) veya loperamid ile difenoksilat hidroklorür gibi antidiyare ilaçlarının uygulanmasını içerir.

Topikal kortikosteroidler fitiller, steroid lavmanları veya steroid köpüğü şeklinde uygulanabilir. Tutulmalarını en üst düzeye çıkarmak için lavman veya fitiller yatmadan önce uygulanmalıdır. Diğer semptomlar ağrı kesici ve antispazmodik ilaçlarla tedavi edilebilir. Kapsamlı bir fizik muayene için hastaneye yatış gerekli olabilir.

Her ne kadar proktit uzun yıllar devam edebilse de rektum veya kolon kanseri vakalarında artışla ilişkili değildir. Tedavi ile proktit genellikle periyodik hafif ila şiddetli semptom ataklarıyla seyreder. Proktitten etkilenen kişilerin yalnızca %10 ila 30’unda iltihap rektumun ötesine yayılır. Ülseratif proktitli bireylerin %15’inden azı kronik ülseratif kolit geliştirecektir.

Proktitli eşcinsel erkeklerin yaklaşık %40’ında anorektal bel soğukluğu da vardır. Proktitli hastalarda birden fazla hastalık üreten organizmanın keşfedilmesi alışılmadık bir durum değildir. Üreterde gonokok enfeksiyonu olan seks partnerleriyle pasif rektal ilişki yaşayan erkeklerde, belirgin semptom olmamasına bakılmaksızın bel soğukluğu için kültür yapılmalıdır.

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları: Türkiye Derhal Erken Seçime Gitmeli

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, “AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar” dedi ve eklendi:

Haber Merkezi / “Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur. Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır ve Çiğdem Kılıçgün Uçar sivil toplum örgütü ve meslek örgütleriyle Hakkari’de bir araya geldi. KESK’te yapılan buluşmada Hatimoğulları ve Bakırhan açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları şunları söyledi:

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Biz kayyım atandığı günden beri buradayız. Hakkari’ye atanmış olan kayyım bir kez daha demokrasiye, seçilmişlere ve Kürt halkına yapılmış bir darbedir. Bunu her ne kadar iktidar bir biçimiyle Türkiye kamuoyuna açıklamaya çalışsa da emin olalım ki bir izahat getiremiyor. Kendileri bunun darbe olmadığını söylüyor. Biz altını kalın kalın çiziyoruz. Bu, Kürt’ün seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, Kürt’ü bu ülkenin asli yurttaşı olarak görmemek demektir.

Bu, Kürt’ün iradesine, Türkiye halklarının iradesine ve Türkiye demokrasisine yapılmış siyasi bir darbedir. Bunu asla kabul etmiyoruz. Erdoğan çıkıp bunu savunmaya çalışıyor. Hakkında dava olan diğer belediye eş başkanlarına da kayyım atanacağına dair bir mesaj verdi. Buradan bir kez daha kendilerine diyoruz. Anayasaya aykırı davranmak, yasaları çiğnemek, bu ülkeyi Kürt ve Türk diye ayırmak şu an onların yaptığı iştir. Aslında bu ülkeyi bölen onlardır. Aslında bu ülkeyi çete gibi yöneten kendileridir.

Hukuku tanımayan kendileridir. Mehmet Sıddık Başkanımız Hakkari halkının yarısının oyunu almıştır. Doğrudan Hakkari halkı seçmiştir iki eş başkanımızı ve belediye meclisimizi. Bu iradeye saygı duymak zorundalar. Ancak halkın iradesini tanımamak konusunda adeta ant içmişler. Kayyım politikasını sürdürme konusunda verdikleri mesajla belli ki Türkiye ve Kürdistan’da bunun devamını getirecekler. Buradan kendilerini uyarıyoruz: Türkiye’de artık hiç kimse kayyım rejimine müsamahakar davranmıyor, davranmayacak.

Bugün Türkiye’nin dört bir tarafında DEM Partiye hayatı boyunca oy vermemiş, belki de oy vermeyi düşünmemiş farklı düşünen insanlar dahi kayyım rejimine hayır dedi. Bu önemli bir konudur. Türkiye ve Avrupa’da herkes kayyım rejimine hayır diyor. AKP, Erdoğan ve küçük ortağı bu ülkeyi uçurumun derinliklerine sürüklüyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkiye halkları bunu kabul etmiyor. Yapılan meşru değildir, bir darbedir.

Dün biz Hakkari Valiliğinin önünde basın açıklamamızı ve oturma eylemimizi gerçekleştirdiğimizde polis bariyerinin arkasında jandarma konumlanmıştı. O fotoğraf; sadece kolluk kuvvetleriyle ve yargıyla değil, sadece İçişleri ve Adalet Bakanıyla değil, sadece Saray rejiminin doğrudan görünen yüzüyle değil asker postallarıyla da bir darbe yapıldığını tescillemiştir. Valiliğin önündeki bu fotoğrafı tarih asla affetmeyecektir.

Mehmet Sıddık Akış’ın 2014’te açılmış bir davası vardı ama bu dava 10 yıldır öyle durmaktaydı. Ne zamanki kendisi belediye eş başkanı seçildi, bu dava devreye konuldu. Kayyım atandığı zaman daha gözaltı yeni gerçekleşmiş, daha İçişleri Bakanlığı yazıyı henüz göndermemişti. Yani adeta Süleyman Soylu’nun söylediği icra edilmiştir: “Siz yapacağınızı yapın kanun arkasından gelir”. Aynen öyle yaptılar. Gözaltı süresinde duruşmasının gününü dahi beklemeden kayyım atandı. Sadece biz DEM Parti olarak söylemiyoruz, Türkiye’deki bütün hukukçular söylüyor. Olması gereken normal şartlarda şudur. Zaten arkadaşımız hakkında tezgahlanmış olan bu davayı kökten reddediyoruz, gayrimeşrudur.

Tıpkı Kobanî Kumpas Davası gibi Saray’da yazılmış senaryolardandır. Bu davaların hiçbiri hukuki değildir. Siyasi intikam davalarıdır. Yine de bütün bunlara rağmen olması gereken şudur. Dava süreci ilerler, nihai karar verilene kadar belediye eş başkanına görevden el çektirilemez. Nihai karar açıklandıktan sonra da belediye meclisi kendi belediye başkanını kendisi belirler. Halkın iradesine saygı duymanın kanalları buradan geçer. Ama onlar, yine kendilerinden birini seçerler fikriyle hareket ederek ve seçilmişin yerine atanmışı getirerek adeta bizi Orta Çağ’ın gerisine götürdüler. Çünkü sadece krallıklarda, padişahlıklarda, faşist rejimlerde atanmışlar seçilmişlerin yerine geçer.

Hakkari halkıyla, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle, haktan ve adaletten yana olan her kesimle, kayyım rejimine karşı olan her kesimle beraber kayyım rejimine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün Türkiye’de çok güçlü sesler yükseliyor. Bu sesleri daha çok güçlendirmenin, daha çok bir arada olmanın, bu kayyımcı rejime karşı daha fazla durmanın tam da zamanıdır. Hakkari’ye kayyım atayarak demokrasiyi sadece toprağa gömmediler, üzerine beton da döktüler. Bu iktidar artık gayrimeşrudur, daha da gayrimeşru hale gelmiştir. Bu iktidar iyice güç kaybetmiştir. AKP tabanı bile kayyım rejimine karşı çıkmaktadır. Bunu hakkaniyetli ve adil bulmamaktadır.

Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar. Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur.

Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

“Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız”

Hatimoğulları’ndan sonra konuşan Bakırhan ise şu ifadeleri kullandı: “Değerli kurum temsilcileri, kanaat önderleri, uzun yıllar birlikte çalıştığımız şimdi aramızda gördüğümüz çok kıymetli arkadaşlarım, iradesine sahip çıkan halkımız ve STK temsilcileri, hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

Kürt’ü tanımadıklarını defalarca söyledik, iradesini defalarca gasp ettiler. Bunun bir işe yaramadığını 31 Mart’taki seçim bir kez daha ortaya koydu. Kürdistan ve Türkiye halkları bu irade gaspçılarına, yolsuzluk ve zulümle bu ülkeyi yönetenlere bir sarı kart gösterdi. Ama belli ki onlar kırmızı kart görmek istiyor. Biz de DEM Parti olarak, Türkiye emekçileri ve demokrasi güçleriyle birlikte; bu zulüm politikalarını reddedenlerle, kadınlarla ve gençlerle birlikte daha güçlü bir mücadele öreceğiz ve bir an önce bu zulüm düzeninin bitmesi için mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.

Colemêrg çok stratejik bir yerdir. Bu güzel ve onurlu ilimize kafayı takmalarının bir sebebi var. Tabii ki sizin duruşunuz onların yüreğinde yaradır. Her seçimde 3 milletvekili çıkarmanız, onların yüreğinde yaradır. Colemêrg halkının 40 yıldır sürdürdüğü onurlu direniş onları rahatsız ediyor. Bunu biliyoruz. Ama bu kentimizin ayrıca önemli bir rolü, misyonu var. Colemêrg, Irak ve İran’a sınırıyla onların iştahını kabartan bir sınır kentimizdir.

Kriminal işlerle uğraşıyorlar. Çetelerle ve mafyalarla kol kola siyaset yapıyorlar. Buradan geçirdikleri tozlarla kendi iktidarlarını ayakta tutmaya çalışıyorlar. Suç İçişleri Bakanının o geçişler için önemsediği kentlerden birisi Colemêrg’dir. Birçok sebepten dolayı burayı gözlerine kestirdiler, kayyım atadılar. Allah aşkına Kürt ne yapsın? Siz de bu soruyu sorun. Devlet dairesinde sorun, çavuşa söyleyin, polise söyleyin, komşunuza söyleyin.

Türkiye metropollerindeki diğer halklara sorun: Kürt ne yapsın? Bir hukuk var ki antidemokratik bir hukuk olmasına rağmen ona bile uymuyorlar. Belediye başkanlarının davası varmış. Davası olmayan insan mı bıraktınız? Dava yalanıyla Türkiye kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar. Davası olmayan arkadaşımıza da soruşturma açıp görevden aldılar. Bir dönem önceki Hakkari Belediye Eş Başkanımızı çocuğunun cenazesine katıldığı için görevden aldılar. Bir belediye başkanımız, bir yoksulun mutfağını yaptı diye hiçbir soruşturması ve davası olmadığı halde görevden aldılar.

Bir belediye eş başkanımıza, kendisini tanıtacağımız toplantıya katıldığı için soruşturma açıp görevden aldılar. Bir kadın belediye eş başkanımızı 8 Mart etkinliğine katıldığı için görevden aldılar. Bunlar riyakardır, hilekardır. Dini ve inancı kullananlardır. Başları secdede, elleri semada ama akılları Kürt düşmanlığında olanlardır. Emin olun ki bunlar sadece Kürt siyasetine değil Kürt’e düşmanlar. Diline, kültürüne, iradesine, yerel yönetimine düşmanlar. Dolayısıyla dün Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi bir durum yok. Onların gözünde bütün Kürtler düşmandır, bütün Kürtler suçludur. Onuruna ve kimliğine sahip çıkan bütün Kürtler onlar için tehdittir.

Belediyeye kayyım atamak için kılıf buluyorlar. Kepez Belediye Başkanı tutuklanıyor, ne yapıyorlar, belediye meclisine seçtiriyorlar. Öyle değil mi? Erdoğan Siirt’te bir şiir okuduğu için tutuklanınca, yerine gelecek kişiyi 28 Şubat darbecileri bile belediye meclisinden seçtirdi. Ama o diyor ki söz konusu olan Kürt’se ayrı bir hukuk uyguluyoruz. Sen Kürt’e 50 bin sene de ayrı bir hukuk uygulasan, vahşet uygulasan bu Kürt eyvallah etmez.

Biraz önce Yüksekova’dan geldik, Pervin Başkan da burada. Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, üçünün de tesadüfen ailelerinden biriyle karşılaştık. Kürt faili meçhul cinayetle, cezaeviyle bu haklı davasından vazgeçmiyor. Defalarca size bunu gösterdi. Kürt cezaeviyle haklı davasından vazgeçmiyor. Mücadelesine hakkına hukukuna sahip çıkmaya çalışıyor. Öyle sağa sola kırmasına gerek yok, soruyoruz Recep Tayyip Erdoğan’a: Kürt’ün hukuku nedir Türkiye’de? Sömürge bir halksa kabul edin. Zaten öyle yapıyorsunuz. Kürtler sömürgedir, bir hakkı hukuku yoktur deyin.

Deyin ki Kürtler seçilmez. Seçerse, seçilirse de cezaevine atarız deyin. Bunu açık yüreklilikle söyleyin. Öyle naralar atıyorsunuz; davaları varmış, örgüt yöneticisiymiş. Allah aşkına, siz tanırsınız, Mehmet Sıddık Akış hangi örgütün yöneticisidir? Evli, çocuklu, iş yeri olan, 30 yıldır sizin içinizde yerleşik olan bir insan nasıl örgüt yöneticisi oluyor? Hadi örgüt yöneticisidir, 83 yaşındaki Makbule anne nedir? O hangi örgütün yöneticisidir? Çocuğuna para gönderdiği için sedyeyle alınıp cezaevine konulan akrabam Hatice Yıldız hangi örgütün yöneticisidir? Kürt’ün 7’de 70’ine, hastasına, yaşlısına tamamına örgüt yöneticisi diyorlar. Herkes örgüt üyesiyse, bütün Kürtler örgüt yöneticisiyse siz zaten kaybetmişsiniz, boşuna uğraşmayın.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu baskılar, bu kayyım atamaları, bu yolsuzluk, bu hırsızlık, Kürt’ün iradesine el koymak… Kürt vazgeçmiyor, emin olun vazgeçmiyor. Hilvan’da yaptılar, cüzi bir oyla seçimi kazandık. Sandığı emniyet kameraları önünde yaktılar. Seçimi yenilediler. Hilvan halkı oyunu yüzde 33’ten 52 buçuğa çıkardı. Yani Kürt halkı şu mesajı veriyor. Hilenize, zulmünüze, baskınıza rağmen biz partimizin yanında olacağız dedi. Bunu anlamak istemiyorlar. Peki, biz ne yapacağız? Valla Kürt’e sömürge hukukunu uygulayan bu faşizan zihniyet karşısında direneceğiz. Partimize sahip çıkacağız, irademize sahip çıkacağız, belediye eş başkanlarımıza sahip çıkacağız.

Seyid Rızalar, Şeyh Saidler idam sehpası önünde boyunlarını büktüler mi? Şimdi biz bir kayyım efendiye mi boynumuzu bükelim? Onlar vaz mı geçtiler, aman mı dilediler? Dolayısıyla boşuna uğraşıyorlar. Bu ülkenin enerjisini, ekonomisini çarçur ettiler, yok ettiler, ülkeyi uçurumun kenarına getirdiler. Kürt’e, emekçiye, ezilene, yoksula düşmanlık yaptıkları için.

Buradan sesleniyoruz: Bizim kararımız da yolumuz da nettir. Yolumuz Selahattinlerin, Gültanların, Figenlerin, Leyla Güvenlerin yoludur. Biz çok netiz, siz de kararınızı verin. Kürt bu ülkenin vatandaşı mıdır değil midir? Kürt’ün bu ülkedeki hukuku nedir? Kürt seçilir mi seçer mi? Siz söyleyin. Biz ona göre davranalım. Aksi halde bu ülkeyi gerçekten demokratik anlamda, ekonomik anlamda batırdınız.

Değerli halkımız bir çağrımız da size. Bunlar bütün zulümlerini Kürdistan topraklarında test ediyorlar. Eğer Hakkari’de üçüncü defadır devam eden kayyım uygulaması başarıya ulaşırsa Türkiye’nin her yerine kayyım anlayışını yayma riski var. Çünkü bunların sandıktan kazançlı çıkma şansları yok. 31 Mart’ta bu test edildi. Dolayısıyla hiçbir belediyenin, hiçbir şirketin, hiçbir demokratik kitle örgütünün yarın başına ne geleceğinin garantisini kimse veremez. Onun için Hakkari dayanışma için çok önemli bir merkez haline geldi. Sürekli kullandığımız Hakkari’den Edirne’ye kavramını artık hayata geçirmek gerekiyor. Hakkari’den Edirne’ye demokrasi köprüsünü, dayanışma köprüsünü, barış köprüsünü, direniş köprüsünü oluşturmalıyız. Aksi halde Hakkari’nin iradesini çalanlar yarın İzmir ve diğer kentlerin de iradesini çalabilir.

Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız. Baş eğmeyen, diz çökmeyen, 3 dönemdir kayyım atanmasına rağmen halen kendi partisine sahip çıkan, 3-0 yapan, onurluca ayakta duran, yoksulluğa ve şiddete rağmen direnen halkımızın yanındayız. Hakkari’nin fotoğrafına baktığınız zaman yoksulluk akıyor. Kaldırım yok, yol yok, su yok, iş yok. Bir garnizon haline getirilmiş bir Hakkari var. Burada duran, direnen Hakkari halkıyla direnmeye devam edeceğiz, onlara layık olmaya çalışacağız. Ne pahasına olursa olsun sizin iradenizi savunacağız, sahipleneceğiz.

Darbe görüntülerini aratmayacak bu vahşet altında buraya gelip toplantıya katılmanız büyük bir değerdir. Hakkari halkına da sesleniyorum; sokakta, caddede, mahallenizde bu ırkçı, faşist ve Kürt düşmanı zihniyet karşısında lütfen tepkinizi sürdürün. Siz onurlu bir halksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İnşallah bir gün mutlaka bu irade zulüm uygulayanları gönderecektir ve halkımız kazanacaktır.”

“Kayyım atayanlar karşılığını görür”

Soru: Erken seçim çağrısı yaptınız, aynı zamanda “sine-i millet” tartışmaları da var. Partinizde böyle bir tartışma var mı? Ayrıca erken seçim çağrınıza ilişkin bir takvim öneriyor musunuz?

Hatimoğulları: Biz sine-i milletteyiz zaten. Hiçbir zaman mücadele alanı olarak parlamentoyu gören bir parti olmadık. Her daim halkımızın içinde olduk. Türkiye’de ezilen ve sömürülenlerle beraberiz. Kadınlar, gençler, insan hakları savunucularıyla birlikteyiz. Kayyıma karşı sadece parlamentoda mücadele veren bir parti değiliz. Kayyımın atandığı ilk andan itibaren MYK üyelerimizle buradayız. Bizler zaten milletin içindeyiz, sinesindeyiz. O yüzden tartışmalar söylediğiniz anlamda bizim gündemimizde yok. Biz halkımızla birlikte mücadele alanlarının her yerindeyiz. Parlamento bunlardan biridir. Halkın içindeyiz, sokaktayız, meydandayız. Halkımızla birlikte kararlarımızı alıyoruz, mücadelemizi de ortak veriyoruz.

Erken seçimle ilgili sorunuza da cevap vereyim. Bizim tek başına oradan çekilmemiz buna gerekçe oluşturmaz. Elbette Türkiye halklarının bu talebi gittikçe yükseliyor, erken seçim talebi artıyor. Bunun çok sayıda nedeni var. Ülkenin içinden geçtiği işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve bu iktidarın yürüttüğü ekonomik politikalar. Temmuz ayında asgari ücrete zam dahi yapılmazken, emekliler açlık ve yoksulluktan kırılırken insanlar elbette erken seçim talep ediyor. Kayyım atanırken, yasalara aykırı davranılırken, seçme ve seçilme hakkı ortadan kaldırılmışken halkın, yurttaşın ve siyasi partilerin erken seçim talep etme hakkı vardır.

Soru: İktidara yakın yazarlarda ve kesimlerde haklarında soruşturma devam eden belediye eş başkanlarının da görevden alınıp kayyım atanma ihtimalinin yüksek olduğuna yönelik yazı ve değerlendirmeler var. Nasıl bir şey bekliyorsunuz?

Bakırhan: Daha önce söyledim, Türkiye’de hakkında soruşturma olmayan insan neredeyse kalmadı. Sadece bizim belediye başkanlarımız değil birçok siyasi parti belediye başkanları hakkında da soruşturmalar. Meselemiz onların ne yapacağı değil. Onlar zulümle, hileyle ve zorla iktidarlarını ayakta tutuyorlar. Biz bu tür anti-demokratik tutumlar karşısında kendi duruşumuzu net bir şekilde ortaya koyacağız. Kayyım atayanlar karşılığını görür. Atamaya çalışanlar kendi hesaplarını yapsın, bizim hesabımız çok net.

Paylaşın

Progresif Multifokal Lökoensefalopati Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Progresif multifokal lökoensefalopati (PML), merkezi sinir sistemi (CNS) beyaz maddesi olarak da bilinen, beyin ve omurilikteki sinir hücrelerinin korunmasına yardımcı olan yağlı bir madde olan miyelin üreten hücrelerin tahrip edilmesiyle karakterize nörolojik bir hastalıktır.

Haber Merkezi / Adını ilk keşfedildiği hastanın baş harflerinden alan JC virüsü (JCV) adı verilen bir virüsten kaynaklanır. Virüs yaygındır ve genel yetişkin nüfusun %85’ine kadar bulunur. Sağlıklı bireylerde etkisiz kalır ve yalnızca bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıfladığında (örneğin HIV/AIDS’li kişilerde, hematolojik malignitelerde ve bazı bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar alan kişilerde) hastalığa neden olur. Toplamda, PML yaklaşık 200.000 kişiden birinde görülür.

PML’deki “ilerleyici” terimi, hastalığın kötüleşmeye devam ettiği ve sıklıkla ciddi beyin hasarına yol açtığı anlamına gelir. “Multifokal” terimi, JCV’nin beynin birçok bölgesinde hastalığa neden olduğu anlamına gelir. Ancak PML’li bir bireyin birden fazla lezyon yerine yalnızca tek bir beyin lezyonuna sahip olması da mümkündür. “Lökoensefalopati” terimi, hastalığın esas olarak beynin beyaz maddesini veya miyelini etkilediği anlamına gelir, ancak bazı hastalarda gri madde nöronları da etkilenir.

PML semptomları kişiden kişiye değişir çünkü lezyonlar merkezi sinir sisteminin herhangi bir yerinde meydana gelebilir. Hastaların çoğunda, bir dereceye kadar zihinsel bozukluk ve görme kaybı, konuşma bozuklukları, yüz sarkması, güçsüzlük, koordinasyon sorunları, yürüme ve duyu kaybı gibi çeşitli diğer semptomları içerebilen subakut nörolojik hasar görülür. Ayrıca PML hastalarının yaklaşık üçte biri hastalıklarının seyri sırasında nöbetlerle başvurabilmektedir.

PML’nin hastalık seyrinin her zaman ilerleyici olduğu kabul ediliyordu; HIV ile ilişkili olmayan vakaların çoğu tanıdan sonraki aylar içinde ölümcül sonuçlara yol açıyordu. Ancak artık PML geliştiren az sayıda HIV pozitif hastada hastalığın stabilleşmesi ve hayatta kalma süresinin uzamasının mümkün olduğu bilinmektedir.

CD4+ ve CD8+ T lenfositleri, bağışıklık sisteminin sağlığı açısından büyük önem taşıyan bağışıklık hücresi türleridir. Birçok bulaşıcı organizmaya karşı bağışıklık tepkisine aracılık etmeye yardımcı olurlar. Aktif HIV enfeksiyonu olan bir hastada bu lenfositlerin seviyeleri büyük ölçüde azalır. Ancak artık HIV tedavisinin standart bir parçası olan antiretroviral ilaçlar, önemli CD4 ve CD8 lenfositlerinin normal seviyelere çıkmasını sağlamıştır.

HIV ile savaşmak için kullanılan ilaçlar (antiretroviraller) bulunmadan önce, HIV pozitif PML hastalarının yalnızca %10’u bir yıldan fazla yaşıyordu. Antiretroviral tedavinin (ART) ortaya çıkmasıyla birlikte, bir yıllık hayatta kalma oranı ortalama %50’ye çıkmıştır. ART, önemli lenfosit düzeylerini artırarak bağışıklık sisteminin belirli koşullar altında JC virüsüyle savaşmasını sağlar. Ancak bu hastalar arasında, özellikle JCV’ye karşı yönlendirilen T lenfositlerin aracılık ettiği güçlü bir bağışıklık tepkisi oluşturabilenler daha iyi sonuçlara sahiptir. Bu hastaların bir yıllık hayatta kalma oranı %73 iken, JCV’yi tanıyabilen T hücrelerine sahip olmayanlarda bu oran %46’dır.

Etkilenen bölgelerde CNS hücreleri tarafından yeni beyaz madde oluşumu (remiyelinizasyon) meydana gelmediğinden, PML’den kurtulanların %80’inin semptomlarında fazla bir gerileme yaşanmaz. Felç geçirmiş hastalara benzer şekilde kalıcı nörolojik fonksiyon bozukluğuna sahip olabilirler.

Bununla birlikte, örneğin ART ile tedavi edilen HIV ile enfekte hastalarda veya kemoterapiyle başarılı bir şekilde tedavi edilen kanser hastalarında olduğu gibi, immünosupresyonun başlangıçtaki nedeni kontrol altındaysa, PML hastaları hayatta kalma süresini 15 yıl ve ötesine uzatabilir. Bu hastalarda hastalık artık aktif değildir ve yanmış PML’ye sahiptirler.

JC virüsü genellikle çocukluk döneminde kan dolaşımına girer. PML semptomu olmayan sağlıklı çocuklarda kan testleri yoluyla bulunabilir. Virüs sağlıklı bireylerin idrarında da sıklıkla bulunduğundan, ilk enfeksiyonun idrar-ağız yoluyla kontaminasyon yoluyla ortaya çıkması mümkündür.

Primer enfeksiyondan sonra virüs böbreklerde ve lenfoid organlarda inaktif kalır. Gerçekten de JCV, bağışıklık durumları ne olursa olsun insanların yaklaşık %30’unun idrar örneklerinde bulunabilir. JCV ayrıca PML, HIV, lösemi hastaları ve kemik iliği nakli alıcıları da dahil olmak üzere kemik iliği örneklerinde de tespit edilmiştir. , aynı zamanda bağışıklık sistemi baskılanmayan bazı HIV negatif hastaların kemik iliğinde de bulunur. Diğer çalışmalar, JCV’nin normal sindirim sistemi ve bademciklerde de latent olduğunu ileri sürmektedir ve JCV’nin beyinde de latent kalabileceğine dair artan kanıtlar bulunmaktadır.

JCV aktivasyonuna ve PML gelişimine yol açan kesin mekanizmalar tam olarak açıklanmamıştır ancak yukarıda açıklandığı gibi çoğu vaka derin hücresel immün fonksiyon bozukluğu ortamında ortaya çıkar. JCV’yi taşıyan kan hücrelerinin türüne ilişkin çalışmalar, esas olarak antikor üreten B lenfositleri kan hücrelerinin yanı sıra T lenfositleri, monositler, polimorfonükleer lökositler ve hücresiz plazma dahil olmak üzere diğer lökosit türleri ile bir ilişki olduğunu göstermiştir.

JC virüsünün vücutta taşınmasında kan hücrelerinin olası katılımına rağmen, sağlıklı bireylerin rutin kan testlerinde virüs nadiren tespit edilir. PML’nin genellikle uykuda olan bir JC virüsünün aktivasyonundan kaynaklandığına inanılsa da, bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıflamış yetişkinlerde yeni bir enfeksiyon olarak da ortaya çıkabilir.

Beyin MR’ı PML tanısının ilk adımıdır. Omurilik musluğu yoluyla toplanan beyin omurilik sıvısı da PML’yi teşhis etmenin güvenilir bir yoludur. 2013 konsensüs kriterlerine dayanarak PML tanısı, tipik klinik ve görüntüleme bulgularıyla birlikte pozitif CSF JC virüsü PCR’nin varlığıyla konulabilir. Alternatif olarak, bazı hastalarda tanıyı doğrulamak için beyin biyopsisi gerekli olabilir. PML riski taşıyan birey popülasyonunun artması nedeniyle erken tanı kritik önem kazanmıştır.

Paylaşın

Güler Duman Kimdir? Hayatı, Albümleri

30 Haziran 1967 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Güler Duman, aslen Erzurum Aşkale’lidir. Güler Duman, ilkokul eğitimi döneminde Ruhi Su dostlar korosuna katıldı.

Güler Duman’ın sesini keşfeden Mustafa Budan, Erden Kıral’ın yönettiği ve başrolünde Genco Erkal’ın yer aldığı Hakkâri’de Bir Mevsim filminde seslendirdiği uzun hava ile sanat dünyasında ismini duyurdu. Güler Duman, ilk albümünü 1980 yılında 13 yaşında Dost Garip ile yaptı. Bu albüm 3 milyon 800 bin satış rakamına ulaşarak büyük bir satış yaptı.

Güler Duman, 1987 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı ses eğitimi bölümüne girer ve bitirme tezi olarak Pir Sultan Abdal mahlasında yazan, sekiz şairin aynı mahlası kullandığını açıklayan tez çalışması ile 1992 yılında mezun oldu. Güler Duman, üniversite tezi 2004 yılında kitap olarak yayınlandı.

2008 yılında Almanya Kültür Bakanlığı tarafından kültür elçisi seçilen Güler Duman, ayrıca, dünyanın birçok ülkesinde Türk halk müziği, Türk ritimleri ve dünya ritimleri üzerine seminerler verdi. 1995 yılında Almanya, Hannover’de bir müzik okulu açarak binlerce öğrenciye eğitim vererek Almanya ve Avrupa’nın birçok ülkesine bu konuda öncülük yapan Güler Duman, 2001 yılının sonunda müzik okulunu danışmanlarına bırakarak müzikal kariyerine tekrar ağırlık verdi.

Güler Duman, O Leyli Leyli (1982), Nazlı Yara Küskünüm (1987), Güler Duman ’94 (1994), Bu Devran (1995), Öl Deseydin Ölmez miydim? (1997), Türküler Dile Geldi (2009) ve Yüreğimden Yüreğinize (2012) gibi albümler başta olmak üzere birçok albüm yayınladı.

Albümlerinde Aşık Veysel, Mahzuni Şerif, Karacaoğlan, Musa Eroğlu, Pir Sultan ve Muhlis Akarsu gibi ozanların eserlerine yer veren Güler Duman, Türkiye ve Avrupa’da 10 milyona yakın albüm satışıyla Türk halk müziğinin en çok satan isimlerinden birisi oldu.

Güler Duman’ın albümleri: Dost Garip, O Leyli Leyli, Seher Yeli, Mevlayı Seversen, Misafir Geldim, Nazlı Yara Küskünüm, Kulluk Benim Olsun Sultanlık Senin, Ya Dost, Buldular Beni, Duygu Pınarı (Vezrana), Gül Yüzlü Sevdiğim, Güler Duman ’94, Bu Devran, Öl Deseydin Ölmez Miydim?, Yolcuyum Bu Dağlarda, Türküler Dile Geldi, Yüreğimden Yüreğinize, Yüreğimden Yüreğinize Sazım.

Paylaşın

Gülşen Kutlu Kimdir? Hayatı, Albümleri

1961 yılında Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinde dünyaya gelen Gülşen Kutlu, ilk, orta ve lise eğitimini burada gördükten sonra Ankara’ya taşındı. Gülşen Kutlu, 1981’de TRT’nin açtığı ses sanatçısı yetiştirme sınavında başarılı oldu.

Haber Merkezi / Burada bir yıl edebiyat, nazariyat, nota, solfej, repertuar, diksiyon, ses bakımı ve kullanımı ile ilgili dersler alan Gülşen Kutlu, bunların dışında Prof. Dr. Erol Belgin’den fonetik ve ses eğitimi dersleri aldı.

Kutlu, 1982 yılının Ekim ayında TRT’nin kadrolu ses sanatçısı sınavına girerek birincilikle kazandı. Bundan sonra TRT’nin radyo ve TV programlarında yer alarak sanat kariyerini başlatan Gülşen Kutlu, aynı dönemlerde halk konserleri ve albüm çalışmaları da yaptı. Gülşen Kutlu, bu arada Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümünden mezun oldu.

Gülşen Kutlu, Türkiye’yi THM sanatçısı olarak Almanya, İsviçre, İsveç, Danimarka, Belçika, Yunanistan, Kıbrıs, Arnavutluk, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Ürdün’de temsil eden sanatçı, TRT INT kanalında “Allı Turnam” adlı müzik programında sunucu olarak görev aldı. 1991 yılında evlenen ve bir kız çocuk sahibi olan Gülşen Kutlu, TRT Ankara Radyosu’nda ses sanatçılığı görevini uzun yıllar sürdürdükten sonra 2008’de TRT’den emekli oldu.

Gülşen Kutlu, 1990 yılında “Sultanım” adlı türküyle TRT müzik ödülünü, 27 Mart 1999 Dünya Tiyatrolar Günü’nde Müjdat Gezen sanat ödülünü, 2003 yılı Türk Dil Kurumu özel ödülünü, 2010 yılında Nida Tüfekçi özel ödülünü, 2013 yılında Neşet Ertaş özel ödülünü aldı.

Gülşen Kutlu’nun albümleri: Sebep, Sultanım, Gurbet Ellerinde, Söyle Canan, Dile Geldim, Gelin Eyledim, Bulunur Mu?

Paylaşın

Hasret Gültekin Kimdir? Hayatı, Albümleri

1 Mayıs 1971 yılında Sivas’ın İmranlı ilçesinde dünyaya gelen Hasret Gültekin, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nda hayatını kaybetti. Hasret Gültekin’in naaşı Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Han Köyü’nde defnedildi.

6 yaşında bağlama çalmaya başlayan Hasret Gültekin, ilerleyen dönemlerde profesyonelliğe adım atarak şelpe tekniğini uygulamaya başladı. 1980’lerin ortalarında çeşitli albümlerin yapımlarında yer alan Hasret Gültekin, 1987 yılında profesyonel olarak ilk albümünü çıkardı. Hasret Gültekin, ardından Kürtçe ve Kürtçe müziğinin söylenmesinin yasak olduğu bir dönemde bu yasağı delip Newroz adlı albüm serisini hazırladı.

Hasret Gültekin, bu çalışmalarıyla birbirine yakın bir süreçte hazırladığı ikinci solo albümü Gece ile Gündüz Arasında ise onun ileride “Bağlama Devrimcisi” olarak anılmasına vesile olan bir yeniliği beraberinde getirdi. Hasret Gültekin, 1991 yılında ise kendi tabiriyle ilerici müzik adını verdiği Rüzgarın Kanatları isimli albümünü dinleyicilerine sundu.

Albüm, Hasret Gültekin’in ilerici müziğinin yanı sıra “Derman Sendedir”, “Çeke Çeke”, “Yaralı Ceylan” gibi eserlere yaptığı yeni düzenleme ve introlardan, ezgilerde kullanılmış çok sesliliğe, yıllardır alışılagelmiş deyiş yapısını deyişlerin ana hatlarını, özünü bozmadan batı müziği ve ritmleriyle bir araya getirmesi, halk müziği adına bir devrim olarak nitelendirilmektedir.

Hasret Gültekin’in albümleri: Gün Olaydı, Gece İle Gündüz Arasında, Rüzgarın Kanatlarında.

Paylaşın

Hakan Yeşilyurt Kimdir? Hayatı, Albümleri

8 Ağustos 1973 yılında Ankara’da dünyaya gelen Hakan Yeşilyurt, 9 Şubat 2019 yılında Antalya’da hayatını kaybetti. Hakan Yeşilyurt’un naaşı Antalya’da toprağa verildi.

“Adalılar” isimli müzik grubuyla kariyerine başlayan Hakan Yeşilyurt, daha sonra 1999’da ilk solo albümü ve aynı isimli çıkış parçası olan “Eftelya” ile tanındı. Daha sonra “Ateş Hırsızı” ve “Çökertme” albümlerini piyasaya sürdü. Sanatçının son olarak 2007’de “Sen Aşksın” albümünü piyasaya sürdü.

Hakan Yeşilyurt’un albümleri: Eftelya, Ateş Hırsızı, Çökertme, Sen Aşksın, Bize Kalan, Sen Yanımda Ol.

Hakan Yeşilyurt’un değerli çalışmaları: Adalılar II (Adalılar), Biz Halkız (Adalılar), Türkü Söyler (Adalılar), Şarkılar Yaşar, Pir Sultan Dostları 2, Uzun Yol Türküleri.

Paylaşın

Halil Söyler Kimdir? Hayatı, Albümleri

1 Temmuz 1906 yılında Sivas’ın Zara ilçesinde dünyaya gelen Halil Söyler (Zaralı Halil), 15 Ocak 1964 yılında Zara’da hayatını kaybetti. Halil Söyler’in naaşı Küçük Köprü Başı’ndaki kabristana defnedildi.

Halil Söyler, çoğunlukla sıra gecelerinde, düğünlerde ve eğlence mekanlarında çalarak Sivas, Zara ve çevresinde popüler olmaya başladı. Şükrü Efendi, Halil’i yeteneğinden dolayı elinden tutup İstanbul’a götürür ve bir plak şirketiyle anlaşırlar. Ancak plak şirketi plak doldurduktan sonra Halil Söyler’e vadettiği parayı vermez, mahkemelik olurlar. Doldurulan plak büyük ilgi görür ve yok satmaya başlar.

Şöhreti tüm ülkeye yayılan Halil Söyler, birçok plak yayınlar ve turnelere çıkmaya başlar. Farklı stüdyolarda solo olarak kaydedilen bu şarkılar, sanatçının kayıtlarının tamamını oluşturuyor. Çoğu 1952-1961 yılları arasında 45’lik single’lar olarak, birkaçı da ölümünden sonra yayımlandı.

Sahibinin Sesi, Şençalar ve Odeon etiketiyle yayınladığı plakların hakları 1990’lı yılların sonunda Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık tarafından satın alındı. 2 Şubat 2002 tarihinde Zaralı Halil Söyler adıyla 22 parçadan oluşan arşiv albümü yayınlandı. Albümde yer alan parçaların sesleri düzeltmeler yapılarak iyileştirildi. Albümün yayınlanmasıyla birlikte Zaralı Halil yeni nesiller tarafından da tanınmaya başlandı.

Zaralı Halil’in pek çok şarkısı yıllar içinde başka sanatçılar tarafından cover’lanarak hit oldu. “Bugünde Günlerden Cumadır Cuma”, “Eridi Kalmadı Dağların Karı”, “Kaşların İnce Mince”, “Kaleden İniş M’olur”, “Ezim Ezim Eziliyor” ve “Yandım Allah Yandım” gibi birçok eseri Türk halk müziğinin klasik eserleri arasına girdi. 2009-2011 yılları arasında yayınlanan Hanımın Çiftliği adlı dizinin müziklerinde de Zaralı Halil’in bazı Ender Balkır tarafından yeniden yorumlandı.

Paylaşın