Kuzey ve Doğu Suriye’deki Yerel Seçimler Ağustos’a Ertelendi

11 Haziran’da yapması planlanan yerel seçimlerin ağustos ayına ertelendiğini duyuran Kuzey ve Doğu Suriye Yüksek Seçim Komisyonu, kararın siyasi partilerin kampanyaları için kendilerine ek süre verilmesi yönündeki taleplerinden kaynaklandığını açıkladı.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD), planlanan seçimlere devam etmeme çağrısında bulunmuştu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vedant Patel, “Kuzeydoğu Suriye’de şu anda böyle bir seçim için koşulların oluştuğunu düşünmüyoruz” demişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin “Terör örgütünün seçim bahanesiyle ülkemizin ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik saldırgan eylemlerini yakından takip ettiğini” söylemişti.

Kuzey ve Doğu Suriye’de 11 Haziran’da yapılması planlanan yerel seçimler ertelendi. Kuzey ve Doğu Suriye  Yüksek Seçim Komiserliği, ilk olarak 30 Mayıs’ta yapılması öngörülen seçimleri, “hazırlık süresinin yetersiz olması” gerekçesiyle 11 Haziran’a ertelemişti.

Komisyondan bugün yapılan açıklamada, seçimlerin ağustos ayına ertelendiği duyuruldu. Komisyon, seçim sürecine katılan siyasi parti ve ittifakların talepleri doğrultusunda ve seçim sürecinin demokratik bir şekilde yürütülmesi amacıyla seçim tarihinin ertelenmesine karar verildiğini belirtti.

Siyasi partiler ve ittifakların, seçim propaganda süresi için ayrılan sürenin sınırlı olması nedeniyle erteleme talep ettiği ifade edildi. Ayrıca, seçim sürecini izleyecek uluslararası gözlemcilerin bölgeye davet edilmesi için yeterli sürenin sağlanması da erteleme gerekçeleri arasında yer aldı.

Ağustos ayında yapılması planlanan belediye seçimlerinde yaklaşık üç milyon kişi oy kullanma hakkına sahip. Seçimlere toplam 27 parti ve 5 bin 336 aday katılırken, seçim komisyonu bölge genelinde yaklaşık 2 bin sandık kurdu.

PYD, Süryani Birlik Partisi, Demokratik Asuri Partisi, Suriye’nin Geleceği Partisi, Demokratik Yeşiller Partisi, Kürdistan Çağdaşlık Hareketi, Kürdistan Kardeşlik Partisi, Suriye Kürt Demokrat Sol Partisi, Kürdistan Emekçiler Birliği, Suriye Ulusal Demokratik İttifak Partisi bu partilerden bazıları.

Merkezi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde bulunan, Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) siyasi çizgisindeki Suriyeli siyasi partiler ise seçimleri boykot edeceklerini açıklamıştı. Bunların başında, Ankara’ya yakınlığı ile bilinen Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) geliyordu.

Ankara, “Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit” olarak gördüğü seçimlerde ısrar edilmesi halinde askeri müdahale sinyali vermişti.

Seçimleri “teröristan kurma girişimi” olarak değerlendiren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gerekirse “harekete geçmekten çekinmeyeceklerini” söylerken; Savunma Bakanı Yaşar Güler de “Böyle bir oldubittiye izin vermeyeceğiz” açıklamasını yapmıştı.

Paylaşın

Ali Koç’tan “Aziz Yıldırım” Açıklaması: İlişkimiz Tatsız Yere Evrildi

Aziz Yıldırım’a dair konuşan Ali Koç, “Fenerbahçe’nin kale gibi durduğu 3 Temmuz süreci var. Sayın Aziz Yıldırım, yöneticilerimiz, profesyonellerimiz haksız yere zulüm yaşarken biz de dışarda mücadele veriyorduk. Ben yönetici olmadan önce de işbirliğimiz vardı. Fenerbahçe başkanı kimse desteklemek durumundaydık. Aziz Bey ile ağabey kardeş durumumuz vardı. Tatsız bir yere evrildi” dedi ve ekledi:

“Zaman zaman Aziz Yıldırım’ı yanlış mı tanımışım duygusu oluyor. Ben seçim sürecinde de seçildikten sonra da Aziz Yıldırım’a üçüncü kişiler önünde laf ettirmedim. Ulaştım, ulaşmaya çalıştım, ona ihtiyacımız olan yerler oldu, yakışacağı yerler olacaktı, Can Bartu’nun cenazesi, Birsel’in jübilesi gibi yerlerde mesaj yazdım, mektuplar geri döndü, telefonla ulaşmaya çalıştım. Aziz Yıldırım’a nefret dolu biri olsam 20 yıl boyunca asistanı olan biriyle devam ettim. Onla ulaştım. Görüşmek istemediğini söyledi. 3 Temmuz’a birlikte çalışacaktık, imtina ettiler. 6 sene boyunca Fenerbahçe ile ilgili konularda ihtiyacımız olan yerler oldu, iddialar, saldırılar karşısında.”

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, hafta sonu yapılacak seçimli kongre öncesinde Habertürk TV’de Mehmet Ayan ve Ahmet Selim Kul’un sorunlarını yanıtladı. Koç’un röportajından öne çıkanlar şöyle:

Tabii ki üzülüyorum, üzülüyoruz, kırılıyorum, yeri geliyor kızıyorum. Bir yolculuk var, keşke yaşamasaydık dediğimiz, Fenerbahçe’nin kale gibi durduğu 3 Temmuz süreci var. Sayın Aziz Yıldırım, yöneticilerimiz, profesyonellerimiz haksız yere zulüm yaşarken biz de dışarda mücadele veriyorduk. Ben yönetici olmadan önce de işbirliğimiz vardı. Fenerbahçe başkanı kimse desteklemek durumundaydık. Aziz Bey ile ağabey kardeş durumumuz vardı. Tatsız bir yere evrildi. Zaman zaman Aziz Yıldırım’ı yanlış mı tanımışım duygusu oluyor.

Ben seçim sürecinde de seçildikten sonra da Aziz Yıldırım’a üçüncü kişiler önünde laf ettirmedim. Ulaştım, ulaşmaya çalıştım, ona ihtiyacımız olan yerler oldu, yakışacağı yerler olacaktı, Can Bartu’nun cenazesi, Birsel’in jübilesi gibi yerlerde mesaj yazdım, mektuplar geri döndü, telefonla ulaşmaya çalıştım. Aziz Yıldırım’a nefret dolu biri olsam 20 yıl boyunca asistanı olan biriyle devam ettim. Onla ulaştım. Görüşmek istemediğini söyledi. 3 Temmuz’a birlikte çalışacaktık, imtina ettiler. 6 sene boyunca Fenerbahçe ile ilgili konularda ihtiyacımız olan yerler oldu, iddialar, saldırılar karşısında.

Bir TFF başkanı çıkıp 2011’den beri Türkiye’de şike olmuyor dedi. Biz net ve sert bir reaksiyon verdik. Sayın Başkanın topa girmesini beklerdik, ters taraftan topa girdi. İşler kötü gittiğinde keyif aldıklarını gördük. Tatsız bir hafta bittikten sonra balıkçılarda vur patlasın çal oynasın. İşler iyi giderken ses seda yok. Hiçbir destek göremedik. Canı sağolsun. Köstek de olundu ama. Bugün mesnetsiz iddialar o zaman bu ABD projesi, Fenerbahçe filan dertleri değil siyasete girmek için yapıyor dedi. Ankara ile karşı karşıya getirilmeye çalışıldık. Üzülüyorum, keşke olmasaydı diyorum. Canımı vereceğim demeyim ama boynum kıldan ince dediğim kişiyi tanımamışım. Herkes değişiyor, bazen iyiye bazen kötüye. Bir kez daha yarışacağız.

“Futbol takımımız karlı halde şu an”

2018’de aldığımız Fenerbahçe’yi Mourinho alır hale getirdik. Önümüzü görebiliyoruz artık. FFP kıskacı içinde değiliz. FFP’den kurtulmak için kozmetik transfer yapmak zorunda değiliz. Bunlar küçümsenecek şeyler değil. Futbol dışındaki branşlarda ezeli rakiplerle mücadele etmiyoruz, müessese takımlarıyla mücadele ediyoruz. Olimpik branşlara bakın. Geçen Olimpiyatlar’da da en çok biz sporcu gönderdik. Bu sene 18-19’lara gelecek, 17’ydi en son. Bunlar bu kadar mali sıkıntı içindeyken, ülke ekonomisi böyleyken… 2018’de 41 milyon dolar yayın geliri vardı, şimdi 7-8. Vergi 15’ten 40’a çıktı. 3.7 kat vergi maliyeti arttı. Vergiyi futbolcular ödemiyor. Üstüne pandemi geldi. Faiz yüzde 20’den yüzde 47-48’lere geldi. Bir de kur. Biz geldiğimizde 4.5-5’ti, 35’e geldi. Biz geçen sezon 1.5 milyar TL faiz ödedik. Futbol takımımız karlı halde şu an.

Ebrar Karakurt’u isterim ben. Ebrar, müthiş bir oyuncu. Rusya’da istatistikleri kırdı, rekor bırakmadı. Çılgın bir oyuncu, çılgın bir karakter. Bir kere yemek yedik beraber. Orada da şakayla karışık laf açıldı. Dünya çapında bir takım olacaksanız, biz oraya yakınız, en iyi Türkler’i almalısınız, Ebrar da öyle biri.

Jorge Jesus geldi, 4 kişiyle gelecekti, 8’e çıktı. Benim birine ihtiyacım var dedi, sportif direktör dedi. Kim dedik, Mario Branco dedi. Geldi. Baktık ki sportif direktör değil, Jesus sağ kolu gibi kullandı. İlk başta transferde değildi. Jesus da baskın bir hocadır, göz açtırmaz. Çalışmaya başladık. Bu adam yetenekli, meziyetli, bilgisi var, biz bunu yüzde 10 kullanıyoruz. Jesus ile değerlendirme yaparken, keşke bu adamdan daha fazla yararlansaydık dedi. Jesus, Suudi Arabistan’a götürecekti ama biz ikna ettik, burada kaldı. Çok da iyi yapmışız. Geçen sene kadro mühendisliğini kendisi, ben, Selahattin Bey ve Ahmet Bey yaptı.

Pazarlık yapmasını, network’ünü gördükçe iyi bir adam diyorum. Sadece takım kurmadı, yapı da kurdu. Bence Mourinho’yu bu etkiledi. Hazır bir sisteme geldi. Pazarlık yapmadan 15 milyon euro veriyorum, sportif direktör soruyorsun yok sensin diyorum. Yapı yok, işleyiş tarzı yok, sunum yok. Adam diyor ki sahayla ilgilenirim, futbolcumla, rakiplerimle ilgilenirim. Hem Fenerbahçe’nin tarihinden, büyüklüğünden, bir spor kulübünden fazlası oluşundan etkilendi. Kadroyla ilgili soruyoruz, ihtiyaçlar, eksikler şunlar, şu profilde oyuncular arıyoruz diyoruz. Olaya nasıl bakıldığını görünce bizim sisteme güvendi. Bunlar ön plana çıktı.

Açıktan para verdin iddiası var, bu iddia bir suç. Bu nasıl bir zihniyet! İrfan Can transferinde de bu oldu, SPK’ya şikayet edeceğim dedi etmedi. Böyle bir iddiada bulundu. Usulsüzlük var dedi. Külliyen yalan. O kadar külliyen yalan var ki, bıktım uğraşmaktan. 45-46’yı 3 sene olarak hesapladım ben. 2 sene olarak hesaplarsanız da 15 milyon, yüzde 10 menajer 16.5, vergisiyle beraber 45’e gelebiliyor. Ben bunu telaffuz ettim. Gelemez mi bir insan daha az paraya, daha başka bir vizyona. Aldım diyorsun, anlaştım diyorsun. Bu ne demek? Bitti demektir.

Benim terbiyem böyle. Anlaşınca açıklıyorum. Anlaştık ama bitirdik, sessiz sedasız devam ettik. Niye sessiz sedasız devam ettik? İsmail Hoca’ya büyük saygı duyuyorum, takıma da. Biz hoca değişikliğine gitmek durumunda kalır isek… Bu adamın en fazla çalışmadığı süre 6 ay hayatında. Bu illaki bir yere gidecek. Mario öyle getirdi, temas kuracağım dedi, kur dedik. Hiç pazarlık yapmadık. Sunumlar, anlatmalar, biz anlatıyoruz sen ne anlatacaksın? Nasıl çalışırsın, başkanla sportif direktörle nasıl muhatap olursun, transferi nasıl seçersin? Adam hiç isim vermiyor, hep profil veriyor.

Ben menajerlik şirketiyle oturup pazarlık yapmam. Biz bu adamla çalışabilir miyiz, o bizle çalışabilir mi düşünüyorum, daha para pula gelmeden önce. Aylardır transfer için çalışıyor Branco. Bu doğal bir sürecin parçası. Suudi Arabistan’dan Mourinho’ya teklif geldi. Aramco var biliyorsunuz, onlar Suudi Arabistan’da 5. takım kuruyor. Onlar çok istedi. Bu adam iyi anlamda söylüyorum iyi bir deli. Sen niye Fenerbahçe’yi istiyorsun dedik, sadece şampiyon olursam başarısız sayılırım, Avrupa’da bir yere getirirsem işte o zaman ‘Special One başardı’ derler dedi.

Mourinho’nun Fenerbahçe’de bildiği oyuncular var. Acun Bey’in dediği gibi, Szymanski’ye özel bir ilgisi var. Feyenoord’da oynarken onu çok zorlamış. Bazı oyuncular piyasayı değil de oynadıkları oyuncuları, rakip oyuncuları çok iyi bilirler. Szymanski, Mourinho’nun takımını hırpalamış. 30 artı gole katkısı oldu. Benim en beğendiğim tarafı komple defansif ofansif. İpince de bir çocuk. Szymanski’yi Galatasaray alıyordu, Mikonos’tan uçağa bindirdi İstanbul’a getirdiler. Menajeri ondan habersiz yaptıkları için çıldırdı. Biz iyi ki transfer etmişiz. Ekonomik açıdan da çok katkısı olacaktır.

Paylaşın

“Kur Korumalı Mevduat”tan Son Dört Ayın En Hızlı Çıkışı

Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 31 Mayıs ile biten haftada 36,8 milyar lira düşüş kaydetti. Böylece kur korumalı mevduat hesapları toplamı 2,12 trilyon liraya geriledi.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervleri eksi 1,5 milyar dolara geriledi. Bankanın toplam rezervleri ise 143,6 milyar dolara yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 31 mayıs ile biten haftada 36,8 milyar TL düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,12 trilyon TL’ye geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) aynı hafta brüt rezervleri 143,6 milyar dolara yükseldi. Net rezervler de aynı dönemde 45,46 milyar dolara çıktı. Swap hariç net rezervler ise 1,5 milyar dolar oldu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Rezervlerimiz ve makro finansal istikrarımız güçleniyor. Swap hariç net rezervlerimiz, 2020 yılı mart ayından sonra ilk defa pozitife döndü. Son 2 ayda swap hariç net rezervler 67 milyar dolar arttı. Brüt rezervler ise 143,6 milyar dolara ulaştı” dedi.

Şimşek, açıklamasında, “Rezervlerimizin daha da artırılması için yeşil dönüşüm, enerji verimliliği ve yeni sanayi politikalarıyla sürdürülebilir cari açığa ulaşılması, doğrudan yabancı yatırımları artırmaya yönelik politikalar ve sermaye benzeri dış kaynağa erişim önem arz etmektedir. Bunu da programı kararlılıkla uygulayarak başaracağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Putin’den Batı’ya “Nükleer” Tehdit

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın Rusya’nın asla nükleer silah kullanmayacağını varsaymasının yanlış olduğunu söyledi ve ekledi: Kremlin’in nükleer doktrini hafife alınmamalı.

Rusya’nın 2020 yılında yayınlanan nükleer doktrini hangi durumlarda nükleer silah kullanılmasının değerlendirileceğini belirliyor. Bu doktrinde koşullar, “nükleer ya da diğer kitle imha silahlarıyla yapılan bir saldırıya karşılık verileceği durumda ya da devletin varlığını tehdit edecek şekilde konvansiyonel silahların kullanılması durumunda“ ifadeleriyle sıralanıyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu (SPIEF) kapsamında basın toplantısı düzenledi. Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkilere değinen Putin, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) Türkiye ekonomisi ve enerji sektörü için yeni bir alan açtığını söyledi.

Türkiye’de kurulması planlanan doğal gaz merkezinin, başta Avrupa’ya yönelik olmak üzere gaz ticareti için elektronik bir platform olmasının planlandığını belirtti:

“Türkiye, Ukrayna ile bazı alanlarda işbirliği yaparken, Ukrayna, Türkiye’ye gaz taşıyan boru hatlarını vurmaya çalışıyor. Bu bir şaka veya herhangi bir şekilde abartma değil. Rus ordusunun elektronik harp sistemleri tarafından iki insansız hava aracı düşürüldü ve Karadeniz sahilindeki gaz pompalama istasyonunun yanına düştü. Lütfen dostumuz Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bu konu hakkındaki gerçeklerle ilgili bilgi verin. Karadeniz altındaki sevkiyat sistemini koruyan gemilere yönelik de sürekli insansız deniz araçlarıyla saldırı yapılıyor.”

Putin, Türkiye ile ticari ilişkilerin ve iki ülke ticaret hacminin geliştiğine işaret ederek, “Bana öyle geliyor ki Türkiye’de hükümetin ekonomik bloğu son zamanlarda kredi almaya, yatırım yapmaya, Batılı finans kuruluşlarından hibe almaya ağırlık veriyor. Bu muhtemelen kötü bir şey değil ama eğer Rusya ile ticari ve ekonomik ilişkilerin kısıtlanmasıyla bağlantılı olursa, o zaman Türk ekonomisinin kazancından çok kaybı olur. Bana göre böyle bir tehdit var” değerlendirmesinde bulundu.

“Nükleer tehdit”

Putin, Batılı ülkelerin Rusya’yı sürekli nükleer tehditler kullanmakla suçladığını belirterek, bunu yanlış bulduğunu ve ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’da nükleer bomba kullanan ülke olduğunu vurguladı.

Ukrayna savaşının nükleer savaş riski yaratacak bir duruma evrilmemesi gerektiğinin altını çizen Putin, “Nedense Batılı ülkeler, Rusya’nın bunu (nükleer silah) asla kullanmayacağına inanıyor. Bizim nükleer doktrinimiz var. Birisinin eylemi egemenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü tehdit ediyorsa, elimizdeki tüm imkanları kullanmamızın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Bu hafife alınmamalıdır” dedi.

ABD ve Avrupa’dan bazı ülkelerin, Ukrayna’ya verdikleri silahları Rusya topraklarında kullanmasına izin vermesini şöyle değerlendirdi: “Burada Ukrayna ordusunun rolü nedir? Hedefleri belirliyorlar. Ancak bu hedeflerin vurulup vurulmayacağının kararını onlar vermiyor. Bunu ATACMS’lar için Pentagon, Storm Shadow’lar için de İngilizler yapıyor.”

Putin, Rusya’nın NATO’ya saldıracağına yönelik söylemleri “aptallık” şeklinde niteleyerek, “Hepiniz aklınızı mı kaçırdınız? Kim uydurdu bunu? Bu tam bir saçmalık, anlıyor musunuz?” diye konuştu.

Filistin ve Gazze Şeridi

Putin, Gazze’de yaşananlarla ilgili soruya, “Şu anda Gazze’de olanlar savaşa benzemiyor, bu sivil nüfusun tümden yok edilmesine benziyor” yanıtını verdi. ABD’yi suçlayan Putin, “Bunun ABD’nin politikasının bir sonucu olduğuna inanıyoruz. Çözüm sürecini tekeline aldı. Bu son derece zorlu sorunu çözmeye yönelik toplu girişimlere yönelik önceden oluşturulmuş tüm araçları bir kenara ittiler” dedi.

Putin, ABD yönetiminin Gazze konusunda “daha az görüş, daha hızlı çözüm” şeklinde bir yaklaşım sergilemiş olabileceğine işaret ederek, “Ancak uygulamada durumun böyle olmadığı görüldü. Bazı maddi sadakaların yardımıyla sorunu çözmek de mümkün değil. İşin aslını, siyasi meseleleri çözmek lazım. Bu, Birleşmiş Milletler’in bu topraklarda iki devlet kurma kararında öngörüldüğü gibi iki devletin yaratılmasıdır. Bir Filistin devleti ve bir Yahudi devleti” şeklinde konuştu.

Bu temel sorunlara değinmeden, durumu çözüme kavuşturmanın mümkün olmadığını vurgulayan Putin, “Filistin devletini Sovyetler Birliği döneminden beri uzun zamandır tanımış durumdayız. Bu bağlamda yaklaşımımız değişmedi” dedi.

Paylaşın

181 Milyon Çocuk Gıda Kıtlığıyla Karşı Karşıya

Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) son raporunda, dünya genelinde 5 yaş altı yaklaşık 181 milyon çocuğun ciddi gıda kıtlığıyla karşı karşıya olduğu belirtildi.

Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Gazze’de 10 çocuktan 9’unun ciddi gıda kıtlığıyla mücadele ettiği, yetersiz beslenmenin ise hayati tehlike riskini artırdığını vurguladı.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), “Çocuklarda Gıda Kıtlığı” raporunu yayımladı.

Bianet’in aktardığına göre; Raporda, dünya genelinde 5 yaş altı 181 milyon çocuğun ciddi gıda kıtlığıyla karşı karşıya olduğu bildirilirken, söz konusu çocukların, hayati tehlikeye yol açan aşırı zayıflığa yakalanma riskinin yüzde 50 daha fazla olduğu kaydedildi.

Bu çocukların yüzde 65’inin 20 ülkede yaşadığı aktarılan raporda, ciddi gıda kıtlığından etkilenen 64 milyon çocuğun Güney Asya, 59 milyon çocuğun ise Sahra altı Afrika’da yaşadığı ifade edildi.

Vakaların hemen hemen yarısının yoksul ailelerde boy gösterdiğine dikkati çekilen raporda, aynı zamanda çocuklara besleyici ürünler sağlayamayan gıda sistemlerinin de etken olduğu belirtildi.

Gazze Şeridi

Raporda, 7 Ekim’in ardından ortaya çıkan tabloya göre, Gazze’de 10 çocuktan 9’unun ciddi gıda kıtlığıyla mücadele ettiği, yetersiz beslenmenin ise hayati tehlike riskini artırdığı vurgulandı.

Gazze’deki durumun, ailelerin çocuklarının gıda ihtiyaçlarını karşılayamadığını gösterdiğine işaret edilen raporda, durumun çocuklar için korkunç sonuçlar doğurduğunun altı çizildi. Raporda, hükümetlere çocuklarda gıda kıtlığını engellemek için adım atma çağrısı yapıldı.

Paylaşın

AK Parti’de Değişim İçin 2025 Yılı Sonu İşaret Edildi

Yerel seçimi ciddi kayıplarla kapatan AK Parti’de nasıl bir değişim yaşanacağı merak konusu olurken, değişimin zamana yayılacağı ortaya çıktı. Parti teşkilatı ve yönetiminin yenilenmesi beklenen büyük kongre için 2025 yılı sonu işaret edildi.

Parti kadrolarındaki değişim-dönüşüm içinse öncelikle “sorunların doğru tespit edilmesi” gerektiği ifade ediliyor. Partide ya da Kabine’de 3-5 kişinin değişmesinin bir anlam taşımadığını, yapısal dönüşüm için çok iyi analiz yapılması gerektiğini savunan partililer bunun için de çok geniş bir çalışma başlatıldığını anlatıyor.

Yerel seçimlerin ardından seçimsiz 4 yıllık döneme giren siyaset yeni yol haritasını belirlemeye çalışıyor. Bir yandan iktidar ile muhalefet arasında “normalleşme-yumuşama” olarak nitelenen görüşmelerle iki taraf da zaman kazanırken diğer yandan yapısal değişim-dönüşüm için atılacak adımlar planlanıyor.

Yerel seçimi ciddi kayıplarla kapatan AK Parti’de nasıl bir değişim yaşanacağı merak konusu. MYK, MKYK toplantılarının yapıldığı partide gözler son Kızılcahamam kampına çevrilmişti. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan toplantıda bir dizi tartışma gündeme geldi ancak beklenen değişimin zamana yayılacağı ortaya çıktı. Parti teşkilatı ve yönetiminin yenilenmesi beklenen büyük kongre için 2025 yılı sonu işaret edildi.

AK Partili siyasetçilere göre temel öncelik ekonominin düzeltilmesi olacak. 2023 genel seçimlerinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna oturan Mehmet Şimşek’in yürüttüğü politikaların sonuç getireceği beklentisi yüksek. Enflasyonda düşüş, fiyat istikrarı, Merkez Bankası rezervlerinde yükseliş gibi birçok konuda 2 yıllık bir süreçte hedeflenen tabloya ulaşılacağı hesabı yapılıyor. Geçen süre toplum açısından zorluklar içerse de iki yılın sonunda ortaya çıkacak olumlu durumun herkesi rahatlatacağı savunuluyor.

Öyle ki Kızılcahamam kampında topluma sunulan acı reçeteye karşın yaptığı sunumla en çok alkışı Mehmet Şimşek’in aldığına işaret ediliyor. Sorunları, çözüm yollarını, atılan adımları, riskleri, olumlu-olumsuz yaşanacak sonuçları tüm yönleriyle ortaya koyan Şimşek’in bu açık-şeffaf söylemi ile büyük bir güven oluşturduğu belirtiliyor. Asıl değişim-dönüşümün “enflasyonun tek haneye düştüğü, milli gelirden alınan payın arttığı, refahtan herkesin pay aldığı bir tablo” olacağı konuşuluyor.

Parti kadrolarındaki değişim-dönüşüm içinse öncelikle “sorunların doğru tespit edilmesi” gerektiği ifade ediliyor. Partide ya da Kabine’de 3-5 kişinin değişmesinin bir anlam taşımadığını, yapısal dönüşüm için çok iyi analiz yapılması gerektiğini savunan partililer bunun için de çok geniş bir çalışma başlatıldığını anlatıyor.

7 bölge 81 ilin röntgeni çekiliyor

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘nın edindiği bilgilere göre; AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala’nın başında bulunduğu strateji ekibi analizlerini sürdürüyor. SETA’nın da aralarında bulunduğu birçok araştırma merkezi ve anket firması ile hem bölgesel hem de il il araştırma yapılıyor, bir anlamda tüm kentlerin röntgeni çekiliyor. Açık uçlu soruların da sorulduğu araştırmalarda 7 bölge, 81 ilde vatandaşın sorunları, talepleri, beklentileri ayrı ayrı ölçülüyor.

Araştırma kapsamında yerel seçim sonuçlarının daha iyi analiz edilmesi için de yeni veriler elde edilmeye çalışıyor. Örneğin Trabzon Büyükşehir Belediyesi kazanılırken Trabzon’un en büyük ilçesi Ortahisar’ın neden kaybedildiği ya da Van’da önceki seçimde 4 ilçe belediyesi kazanan partinin neden bu seçimde tek bir belediye alamadığı anlaşılmaya çalışılıyor.

Tüm verilerin analiz edilip raporlanacağını belirten parti yöneticileri elde edilen sonuçların “siyasal değişim-dönüşüm” sürecine kaynaklık edeceğini söylüyor. Önümüzdeki bir ay içinde tamamlanması beklenen araştırma sonuçlarının sonbaharda başlaması hedeflenen ilçe, ardından il kongrelerinde, yeni yönetimlerin oluşmasına da etki edeceği vurgulanıyor.

Bir parti yöneticisi yürütülen çalışma için, “Sadece seçim sonuçlarındaki oranlara bakarak bir değişim olmaz. Doğru okumalar yapmak için daha çok bilgiye ve bu bilgilerle ortaya çıkacak analizlere ihtiyaç var. Yeni bir reform sürecinden bahsediyoruz. Bu çalışma reform sürecinde doğru adımların atılmasını da sağlayacak. Birileri görevden alınacaksa, yeni görevlendirmeler yapılacaksa bunlar bir veriye dayanacak” değerlendirmesi yapıyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Hakkari” Açıklaması: Hukuk Gereğini Yaptı

Erdoğan, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasını ilişkin, “Hukukun kanunun ve demokrasimizin kırmızı çizgilerine riayet eden, meşruiyetten sapmayan herkes yasal engeli yoksa elbette bu ülkede özgürce siyaset yapabilir. Buna kimse itiraz etmez, edemez. Biz de meşru siyasete söz söylemedik” dedi ve ekledi:

“Yargının, Hakkari ile ilgili vermiş olduğu karar kusura bakmasınlar ama kimseyi rahatsız etmesin. Yargı burada kanunu değil hukuku konuşturmuş ve kararını buna göre vermiştir. Bunlar hemen parlamentoyu ayağa kaldırmaya kalktılar. Kusura bakmayın, burası hukukun işlediği Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosudur. Orada elinizde pankartlarla, tekme yumruk sağa sola saldırmanın size kazandıracağı hiçbir şey yok. Sizin karşısınızda hukuku savunacak parlamenterler var.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu Medya Ödülleri töreninde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle. “Bu güzel buluşmaya vesile olan herkese teşekkür ediyorum. Farklı kategorilerde ödüllerini takdim edeceğimiz kurumlarımızı, medya mensubu arkadaşlarımızı tebrik ediyorum. İlk olarak Anadolu Yayıncılar Derneği olarak 14 yıl önce faaliyete başlayan kuruluşumuz, büyüdü, serpildi, maşallah ülkemizin dört bir köşesine dal budak saldı. Toplam 320 mahalli ve bölgesel radyo, televizyon, gazete, dergiyi bir araya getiren federasyonumuzun yoluna güçlenerek devam etmesinden memnuniyet duyuyorum.

Anadolu Yayıncılar Federasyonu olarak kurumsal kimliğini güçlendiren kardeşlerime başarılar diliyorum. Halktan yana ve halka karşı kendisini sorumlu hissederek yayımcılık yapan mahalli medyanın yerini başka hiçbir kurum alamaz ve dolduramaz. Mahalli medyamız insanımızın talep, beklenti ve eleştirilerini aktarmada bir nevi köprü görevi yapıyor. Ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik değerlerini sınırlı imkanlarla yansıtan Anadolu medyası ne kadar etkili olursa demokrasi kültürümüz o derece güçlü olacaktır.

Siyasi hayatımızın tüm aşamalarında Anadolu yayıncılığının yanında olduk. Sizlere gereken her türlü desteği sağlamayı çalıştık. İnşallah bundan sonra da size sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Milletin karşısında kurumlanan ve konumlanan değil, milletin yanında dimdik duran 4. kuvvet olarak siz kıymetli Anadolu medyası mensuplarına kapımızın her zaman açık olduğunu özellikle ifade ediyorum.

Rabbim muhabbetimizi ve dayanışmamızı daim eylesin diyorum. Gündemini millete ve milletin değerlerine sabitlemiş yayıncılığın önemini her geçen gün daha kavrıyoruz. Anadolu yayıncılığı yüzyüze geldiğimiz kritik kavşakların tamamında gerçekten takdire şayan duruş sergilediler. Sokaklarımızın ateşe verildiği Gezi olaylarında birileri 24 saat canlı yayınlarla Gezici vandalları överken sizler milletin yanında net tavır koydunuz. Sizler 17-25 Aralık yargı darbe girişiminde milli iradenin sesi oldunuz. 15 Temmuz gecesi birileri ‘bekle gör’ politikası izlerken demokrasimizi korkusuzca savundunuz.

Anadolu yayıncıların vicdanlı ve ilkeli tutumlarını Gazze’deki katliamda da aynı kararlılıkla devam ettirdiklerini memnuniyetle takip ediyorum. İsrail güçleri tarafından Filistin’de şehit edilen gazeteci meslektaşlarınızın hatıralarına ve mücadelelerine sahip çıktığınız için sizleri tebrik ediyorum. Müslümanlığımızla birlikte insanlığımızın da sınandığı Filistin halkına karşı insani görevimizdir. Vicdanı kurumayan hiç kimse böyle bir zulme suskun kalamaz. Yıllardır bize basın özgürlüğü dersi veren Filistin topraklarında yaşananlara sesini çıkarmıyor.

Medya ofisleri basılırken, haber kanalları kapatılırken, canlı yayında gazeteciler kurşunlanırken, dikkat ederseniz, Gezi olayları sırasında Türkiye’ye kamp kuranlardan hiçbir tepki yükselmiyor. 8 ayda 150 gazeteciyi katledenler hala basın hürriyetinden bahsedebiliyor. Merhum Ahmet Kaya ne diyordu, ‘Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça’. Bunlarınki yalnızca tutarsızlık değil; aynı zamanda vicdansızlık, ilkesizlik, adaletsizlik ve tarafgirliktir. Elbette tarih zulüm karşısında susanlarla hakkı ve hakikati haykıranları kaydetmektir. Zor dönemde konuşanlar tarih önünde olduğu gibi insanlığın vicdanında da ibra olacaktır.

Bugün soykırım karşısında üç maymunu oynayanlar alınlarına yapışan kara lekeyi ömürleri boyunca silemeyecek. Biz tarihin doğru tarafında olmanın çabasındayız. Gazze’de ilk günden itibaren basın yayın organlarımız Filistinli mazlumların sesi oldu. AA ve TRT’miz Gazze’de işlenen cinayetleri tüm çıplaklığıyla dünyaya anlattı. İletişim Başkanlığımız toplantı, etkinlik, basılı ve görsel materyallerle Gazze için küresel vicdanı harekete geçirmeye çalıştı. Siyasi partilerimiz birkaç İsrail mühibbi dışında Filistinli kardeşlerimizle dayanışma içinde oldu.

Sivil toplum kuruluşlarımız, üniversitelerimiz, gençlerimiz tek vücut olarak Gazzeli mazlumlara samimiyetle sahip çıktı. Milletimiz adına bundan büyük onur duyuyoruz. Filistinli kardeşlerimizi savunurken aslında insanlığı, barışı, adaleti, özgürlükleri savunuyoruz. Katliama tepki verirken gelecek nesillere huzurlu, adil dünyada yaşama umudunu miras bırakmayı hedefliyoruz. Bu çizgimizi sonuna kadar muhafaza edeceğiz. Mazlumun yanında zalimin de karşısında olmaya devam edeceğiz.

Medyamız özellikle de merkez medyamız ülkemizde uzun yıllar vesayetin gölgesi altında görev yapmaya çalıştı. Bu vesayet sadece devlet içindeki oligarşik yapıların değil, Türkiye’de ekonomi ve paraya hükmedenlerin de vesayetiydi. Medyamız çoğu zaman darbeciler namına milleti denetledi. Milleti terbiye etti. Milleti sorguya çekti. Vatandaşa ayar vermeye çalıştı. Basınımızın tek parti dönemindeki ahvalini burada konuşmaya gerek dahi duymuyorum. 27 Mayıs darbesine hazırlık sürecinde cuntacıların basın bülteni gibi çıkan gazetelerini şimdi yüzümüz kızararak okuyoruz. 12 Eylül, 28 Şubat’ta aynı manşetlerin tekrar tekrar atıldığına şahit olduk.

“Demokrasiyi, milli iradeyi savunurken ortalıkta yoklar”

Üzülerek söylemek isterim ki, Türkiye’de kalemini, köşesini, ekranını demokrasi karşıtlarına gönüllü olarak kiralayan bir kesim hep olagelmiştir. Bunlar müzik kutusu gibi kimi zaman darbecilerin türkülerini söylediler. Daha sonra terör örgütü mensuplarının şarkılarını çaldılar. Bir ara ülkemize yönelik psikolojik harekatlara asker yazıldılar. Hatta Kandil’deki bölücü canileri ‘yere izmarit atmıyor’ diye methedecek kadar içlerindeki millet düşmanlığını kustular. Bir türlü milletten, milli iradeden, demokrasiden yana tavır alamadılar.

Bunların FETÖ, PKK, DHKP’sine kadar terör örgütlerinin yanında saf tuttuklarını gördük. Teröre karşı devletimizin yanında bunları göremedik. Teröristler Cumhuriyet savcımızı kalleşçe şehit ediyor, bunlar teröristlerin sözcülüğünü yapıyor. Şehirlerimizi hendek ve çukurlarla bizden koparmaya çalışıyor, bunlar şehir eşkıyalarına canlı kalkan oluyor. Kandil’deki terör baronları yerel ve genel siyaseti dizayn etmeye çalışıyor, bunlar teröristlerin kravatlı avukatlığına soyunuyor. Demokrasiyi, milli iradeyi savunurken ortalıkta yoklar. Terör mağdurlarını savunurken ortalıkta yoklar. Şehit edilen öğretmen, polis, asker, korucu, işçiyi savunurken ortalıkta yoklar.

Terör örgütüne isyan bayrağı çeken yüreği yanık Diyarbakır annelerini savunurken ortalıkta yoklar. Bölücü terör örgütü ve uzantıları sözkonusu olunca en ön safta yer almaktan çekinmiyorlar. Milletten esirgedikleri empatiyi teröristlere göstermekten utanmıyorlar. Terörle sivil siyaset yanyana durmaz. Terörle demokrasi bir arada bulunmaz. Sırtını elinde kaleşnikof olana, molotof olana, bomba olana dayanarak meşru siyaset yapılmaz.

Hukukun kanunun ve demokrasimizin kırmızı çizgilerine riayet eden, meşruiyetten sapmayan herkes yasal engeli yoksa elbette bu ülkede özgürce siyaset yapabilir. Buna kimse itiraz etmez, edemez. Biz de meşru siyasete söz söylemedik. Yargının, Hakkari ile ilgili vermiş olduğu karar kusura bakmasınlar ama kimseyi rahatsız etmesin. Yargı burada kanunu değil hukuku konuşturmuş ve kararını buna göre vermiştir. Bunlar hemen parlamentoyu ayağa kaldırmaya kalktılar. Kusura bakmayın, burası hukukun işlediği Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosudur. Orada elinizde pankartlarla, tekme yumruk sağa sola saldırmanın size kazandıracağı hiçbir şey yok. Sizin karşısınızda hukuku savunacak parlamenterler var.

Sivil ve demokratik siyasetin zemininin güçlendirilmesi için pekçok adım attık. Ancak milli iradeye pusu kurulmasına izin vermedik. Dünyanın hiçbir medeni ülkesi demokrasinin kundaklanmasına göz göre göre müsaade etmez, etmeyeceğiz. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesi dağdaki eli kanlı teröristlerin tünel kazarak belediyelere sızmasına göz yummaz. 31 Mart’tan önce ‘adaylarınız herhangi bir gayrimeşru, gayriyasal işlemlere girmediyse, katılmadıysa onlara söyleyecek sözümüz yok, ama gayriyasal işler yapmışsa bizler de yasaları işletmek durumundayız ve işletiriz’.

Hakkari şimdi bunun ilk adımı olmuştur. Şu anda hukuk gereğini yapmıştırve bundan sonra yapmaya devam edecektir. Türkiye sözde siyasetçilerin terör örgütüne ayakçılık ve kuryelik yaptığı utanç verici hadiselere şahit olmuştur. Milletimizin hafızasında derin izler bırakan bu acı olayların hiçbirimiz istemeyiz buna izin de vermeyiz. Terörle arasına mesafe koymadan hatta sırtını terör örgütüne yaslayarak siyaset yapılamayacağını herkesin kabullenmesi gerekiyor.

Muhalefet partileri koro halinde ezberleri tekrarlamak yerine terör siyaset ilişkisini sorgulamalı, Kandil güdümlü siyasetin Türk demokrasisine verdiği zararların ortadan kaldırılmasına odaklanmalıdır. İlla bir tepki gösterilecekse Kandil’in belediyelere çökme girişimine göstermelidir. Şimdi bazıları çıkmış Meclis’te terör estirerek ‘belediyeler bizimdir’ naraları atıyor. Belediyeler ne onların ne terör örgütlerinindir. Belediyeler kimsenin arka bahçesi değildir. Belediyeler sırtını Kandil’e rastlayanların hiç değildir. Belediyeler halkımızındır, aziz milletimizindir.

Bu ülkenin devletin belediyelerin tek sahibi vardır, o da millettir, 85 milyonun tamamıdır. Örgütün tasallutundan kurtulmak için belediye başkanlarının atacakları adımlarda devlet de millet de yanlarında olacaktır. Hizmet edenlerle kimsenin bir derdi bulunmuyor. Cumhurbaşkanı olarak benim de onlarla bir derdim yok. Biz terör belasıyla hukuk zemininde mücadele ediyoruz ve edeceğiz. İnşallah bu mücadeleyi de kimsenin oyununa gelmeden yürüteceğiz. Millete ve milli iradeye saygılı olan herkesten aynı tavrı bekliyoruz. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin diyoruz.”

Paylaşın

Beşiktaş’ta Teknik Direktör Belirsizliği Sona Erdi: Giovanni Van Bronckhorst

Haftalardır süren teknik direktör belirsizliğini sona erdiren Beşiktaş, Gio lakaplı Hollandalı teknik adam Giovanni van Bronckhorst ile 2+1 yıllık sözleşme imzaladığını duyurdu.

Haber Merkezi / Beşiktaş, Giovanni van Bronckhorst için düzenlenecek imza töreninin tarihini ise daha sonra bildirileceğini açıkladı.

Beşiktaş’tan konuya ilişkin yapılan açıklama şöyle; “Yönetim Kurulumuz tarafından yeni dönem yapılanmasıyla ilgili gerçekleştirilen detaylı çalışmalar sonucu Futbol A Takımımızın Teknik Direktörlüğüne Hollandalı Giovanni van Bronckhorst getirilmiştir.

2+1 yıllık anlaşmaya varılan Giovanni van Bronckhorst’un yardımcılıklarını Jean Paul van Gastel ve Serdar Topraktepe yapacaktır. Yeni Teknik Direktörümüzün imza töreni ile ilgili ayrıca bilgilendirme yapılacaktır. Kulübümüze önemli hizmetlerde bulunacağına inandığımız Giovanni van Bronckhorst’a başarılar diler, kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Giovanni van Bronckhorst kimdir?

Profesyonel futbolculuk kariyerine 1993 yılında Hollanda’nın Rotterdam kulübünde başlayan van Bronckhorst daha sonra Feyenoord, Glasgow Rangers, Arsenal ve Barcelona gibi dünyaca ünlü kulüplerin formalarını giydi ve kariyeri boyunca orta sahada ve savunmada görev yaptı.

Gio lakabıyla tanınan Van Bronckhorst, Feyenoord formasıyla 2010 yılında futbola veda ettiği güne kadar; Barcelona formasıyla 1 kez Şampiyonlar Ligi, 2 kez İspanya La Liga, 2 kez İspanya Süper Kupa şampiyonlukları, Arsenal formasıyla 1 kez İngiltere Premier League, 2 kez FA Cup, 1 kez League Cup, 1 kez İngiltere Süper Kupa şampiyonlukları, Glasgow Rangers formasıyla 2 kez İskoçya Ligi, 1 kez İskoçya Kupası, 1 kez İskoçya Lig Kupası, Feyenoord formasıyla 2 kez Dutch Cup kazandı.

Van Bronckhorst Hollanda milli takımıyla 1998-2010 yılları arasında 3 kez Dünya Kupası’nda, 3 kez de Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yer aldı. Gio, 2010 Dünya Kupası’nda finalde İspanya’ya karşı kaptan olarak takımının başında sahaya çıktı.

Gio, teknik direktörlük kariyerine 2011 yılında Feyenoord’da yardımcı antrenör olarak başladı. 2015 yılında aynı kulüpte teknik direktörlük görevine yükselen van Bronckhorst, hocalık kariyeri boyunca 1 kez Hollanda Ligi (Eredivisie) şampiyonluğu, 2 kez Hollanda Kupası, 2 kez Hollanda Süper Kupa, 1 kez de İskoçya Kupası şampiyonlukları yaşadı. van Bronckhorst, Glasgow Rangers’ı 2021-22 sezonunda UEFA Avrupa Ligi finaline taşımayı başardı.

Paylaşın

Hakkari Belediye Başkanı’na 19 Yıl 6 Ay Hapis Cezası

İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden alınan ve yerine kayyım atanan Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’a 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Kararın ardından mahkeme önünde protestolar başladı.

Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış hakkında 2014 yılında açılan davanın 61’inci duruşması Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mehmet Sıddık Akış, duruşma için geniş güvenlik önlemleri altında adliyeye getirildi. Duruşmanın başlamasıyla birlikte Akış da savunmasına başladı. Kayyım atanmasına gerekçe yapılan davanın savcısı D.Y.’nin FETÖ firarisi olduğunu hatırlatan Akış, davanın siyasi olduğunu vurguladı.

Akış, “Benim başım dik. 53 yaşındayım, bunca yıldır mücadele ediyorum, mücadele etmeye devam edeceğim. Benim kaçtığıma ilişkin haberlerin yapıldığını duydum. Ben asla kaçma girişiminde bulunmadım. Yaptığım her şeyin arkasındayım. Siyasi olarak ne yapmam gerekiyorsa onu yaptım. Karşınızda başı dik bir şekilde duruyorum. Ben barış dedim, kardeşlik dedim, adalet dedim, eşitlik dedim, özgürlük dedim. Halen diyorum. Tüm yaşamımı bunların etrafında ördüm, bundan sonrada öyle yapacağım” diye konuştu.

“Tutuklanmaktan, cezaevine girmekten korkmuyorum” diyen Akış, şöyle devam etti: “Başım dik bir şekilde karşınızdayım. Yeniden iddianame hazırlanmasını talep ediyorum. FETÖ’cü bir savcının hazırladığı iddianame ile yargılanmak istemiyorum. Sizden tahliye ya da beraat talep etmiyorum. Sadece vicdanınıza bırakıyorum kararı. Ben bugüne kadar şerefimle, bu halkın tek kuruşuna dokunmadan görev yaptım. Neden 4 ay önce değil? Neden 1 yıl önce değil. Neden 4 yıl önce yapılmadı bu yargılama? Bu yargılamanın siyasi olduğunu biliyorum.”

Duruşma avukatların savunmalarının ardın mahkemeye ara verildi. Aranın ardından mahkeme kararını açıkladı. Akış’a 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Kararın ardından Akış tutuklandı.

“Saray halka karşı savaş başlattı”

Karar sonrası Hakkari’de protestolar başladı. Adliye önünde yürüyüşe geçen Hakkarililere polis, biber gazı sıktı. Cumhuriyet caddesinden gelen takviye kolluk gücüne halk tepki gösterdi. Buradan yürüyüşe geçen DEM Parti milletvekilleri kararı protesto etti.

Yürüyüşe geçen kitlenin önü birçok yerde polis tarafından kesildi. Çıkan olaylar sırasında Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez, gözaltına alınmak istedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları ve Bayındır’ında içinde bulunduğu grup, Hakkari Valiliği’ne doğru yürüdü. Valilik önünde barikatlarla grubun önünün kesilmesi üzerine Hatimoğulları burada bir açıklama yaptı.

Hatimoğulları, “Saray halka karşı savaş başlattı. Saray, Türkiye halkalarına karşı savaş açıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz” dedi.

Hatimoğulları şöyle devam etti: “Buradan bir kez saraya sesleniyorum. Kayyım irade gaspıdır, kayyım darbedir. Bugün bir kez daha AKP’nin kayyımı tescillenmiştir. AKP her Allah’ın günü bir darbenin altına imza atıyor. hepsi yargılanacak, bu karar bizde yok hükmünde. Yolumuza devam edeceğiz. Heyetimizle birlikte Hakkari halkının yanında olmaya, kayyımın karşısında olamaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Şimşek’ten Enflasyonla Mücadelede Kararlılık Mesajı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Enflasyonu tek haneye indirmek meşakkatli olsa da programımızı kararlılıkla uygulayarak başaracağız. Tüm hedeflerimize ulaşmakta kararlıyız” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden Türkiye’nin ekonomik durumuna ilişkin detaylı bir değerlendirme paylaştı. Şimşek’in paylaşımı şu şekilde:

“İlk yılın muhasebesi: Program çalışıyor, politika önceliklerimizde kat ettiğimiz mesafe doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.

Mali disiplin: Bütçe açığı yüksek ama deprem harcamaları hariç açığın milli gelire oranı 2023’te yüzde 1,6 gerçekleşti. Harcama disiplini, tasarruf, vergide adalet ve verimlilik odaklı maliye politikasına devam edeceğiz. Açığı 2024’te yüzde 5’in, 2025’te ise yüzde 3’ün altına indirmekte kararlıyız.

Büyümede dengelenme: Net dış talebin büyümeye katkısı 5 çeyrek sonra 1,6 puan ile pozitife döndü. Güçlü iç talep nedeniyle oluşan makroekonomik dengesizlikleri gideriyoruz.

Sürdürülebilir cari açık: Yıllık cari açık 26 milyar dolar düştü. Dış borcun sürdürülebilirliği için yüzde 2,5’in altında cari açık hedefine yönelik yapısal dönüşümü hızlandırıyoruz. Daralan açık sonucu azalan dış finansman ihtiyacıyla kalıcı rezerv birikimi sağlayacağız.

Dış finansmana erişim: Bankaların dış borç çevirme oranı yüzde 96’dan yüzde 153’e, reel sektörün yüzde 73’ten yüzde 118’e yükseldi. Bankalar yılbaşından beri 4,1 milyar dolar sermaye benzeri dış kaynağa erişim sağladı. Uzun vadeli, sermaye benzeri dış finansmanı artırmak önemli hedefimiz.

Rezerv Birikimi: Merkez Bankası brüt rezervleri 44 milyar dolar artarak 142 milyar doları aştı. Swap hariç net rezervler pozitife döndü.

KKM’den çıkış: KKM stoku 1,2 trilyon TL azaldı. TL mevduatın toplam içindeki payı 16,2 puan arttı. KKM stokunu kademeli olarak azaltmaya devam edeceğiz.

Dezenflasyon süreci başlıyor: Yıllık enflasyonda en yüksek seviye geride kaldı. Enflasyonda belirgin ve kalıcı düşüş dönemine giriyoruz. Piyasanın 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 33,2, 24 ay sonrası beklentisi yüzde 21,3 seviyesinde.

Güven artıyor: Risk primimiz CDS 440 baz puan düştü. Kredi notumuz arttı, görünümümüz pozitif.

Gri listeden çıkış süreci: Teknik çalışmalar tamamlandı, yerinde denetim yapıldı. Teknik rapor olumlu. Kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanı ile mücadelede kararlıyız.

Yapısal dönüşüm: Yeni sanayi politikası uyguluyoruz. İkiz dönüşümü hızlandırıyoruz. Yatırım ortamının iyileştirilmesi ile uluslararası doğrudan yatırımları artırmayı hedefliyoruz.

Sonuç olarak; program çalışıyor ama daha kat edecek yolumuz var. Enflasyonu tek haneye indirmek meşakkatli olsa da programımızı kararlılıkla uygulayarak başaracağız. Tüm hedeflerimize ulaşmakta kararlıyız.”

Paylaşın