Davutoğlu’ndan “Kayyım” Tepkisi: Çifte Standart

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasını tepki göstererek, kayyım atama konusunda çifte standart uygulandığını dile getirdi.

Ahmet Davutoğlu, “Belediye başkanını görevden almanın hiçbir demokratik temeli yoktur. Esastan, usulden her türlü hareketle kayyım uygulamasına karşı çıkıyoruz. Herkesin kullandığı oy değerlidir. Eğer o vatandaşlarımızın oyunun mahiyetini değiştirmek istiyorsanız, kendinizi anlatacaksınız, kalplerine gireceksiniz. Şimdi soruyorum; eğer bu Hakkari Belediye Başkanı suçluysa, niye seçime girmesine izin verdiniz?” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi – Gelecek Partisi Meclis Grubu Toplantısı’nda konuştu. Kayyım atama konusunda çifte standart uygulandığını dile getiren Davutoğlu, “Belediye başkanını görevden almanın hiçbir demokratik temeli yoktur. Esastan, usulden her türlü hareketle kayyım uygulamasına karşı çıkıyoruz. Herkesin kullandığı oy değerlidir. Eğer o vatandaşlarımızın oyunun mahiyetini değiştirmek istiyorsanız, kendinizi anlatacaksınız, kalplerine gireceksiniz. Şimdi soruyorum; eğer bu Hakkari Belediye Başkanı suçluysa, niye seçime girmesine izin verdiniz?” ifadelerini kullandı.

Daha önce görevden alınan Ankara ve İstanbul belediye başkanları için farklı bir yöntem izlendiğine dikkati çeken Davutoğlu, “Demokrasi, inanç ve güvenle yürür. Hukuki olarak görevden alınmaları zaten doğru değil. Daha önce istifa eden AKP’li Ankara, İstanbul büyükşehir belediye başkanlarının yerine vali mi atadınız? Niye orada farklı bir uygulama yapıyorsunuz? Bunu gören Hakkarili devlete, demokrasiye nasıl güvenir?” şeklinde konuştu.

“Siyasi ahlak yasasını çıkarmadıkça düzelemezsiniz”

Davutoğlu, Türkiye’de siyasi ahlak eksikliğinin bulunduğunu kaydederek, “Açık ve net söylüyorum, 2016’da kendilerinin içinden çıktığı, ‘Hocam’ dedikleri bir Başbakan’a kumpas kuran ve şimdi Kızılcahamam’da, ‘Ne hale düştük’ diye samimi bir şekilde soran AK Parti’lilere cevap veremeyenlere sesleniyorum. Ne kadar kamp yaparsanız yapın, isterseniz 365 gün kapanın kamp yapın, siyasi ahlak yasasını çıkarmadıkça düzelemezsiniz, düzelemezsiniz, düzelemezsiniz. Hakkın ve halkın rızasını almayanlar, abat olmaz. Sadece şunu söylemiştim, siyasete başlayıp da bitirdiği anda bakarım, izah edemeyeceği hiçbir serveti olmayacak. Allah aşkına kimin izah edebileceği bir kuruşu var şimdi. Onun için bu iktidardan hesap sormak hem bizim üzerimize dinen vacip hem de hukuken bir zaruret değil midir, soracağız” dedi.

Geçen haftaki grup toplantısında Gazze ile ilgili atılması gereken adımları sıraladığını söyleyen Davutoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı, tekrar ‘Ey Batı, ey Amerika’ diye seslendi. Ben de buradan sesleniyorum; ey Ankara, ey Başkent, ey Erdoğan, gerekli adımları atın. Size söyledik, bu adımları aynı gün atabilirsiniz. Bütün bunları yapmazlar, yapamazlar. Çünkü ‘Borç alan emir alır’ diye söylerdi ya Sayın Erdoğan, bir yerlerden borç istemeye başladığınızda boynunuz kırık olur. Bunları yapamayanların sözü kime geçiyor? Filistin için bin genç gösteri yapıyor, demokratik bir hak. Gençleri tutukluyorlar” ifadelerini kullandı.

“Buzdolapları boş”

Grup toplantısında Saadet Partisi adına Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, açıklamalarda bulundu. Yeni kurulan ülkelere göre dahi Türkiye’nin ciddi bir enflasyon oranına sahip olduğunu dile getiren Tekir şunları söyledi:

Türkiye’de açıklanan TÜİK enflasyonu yüzde 75. Ama dün bağımsızlığını kazanan Zimbabve ile mukayese edildiği zaman yüzde 57, Kongo’da yüzde 46, Sierra Leone ‘da enflasyon yüzde 41. Birileri şöyle ifade ediyordu ‘Almanya bizi kıskanıyor’. Almanya bizi neden kıskansın ki? Kıskanılacak bir durum, bir tablo söz konusu değil ki. Ama keşke Almanya’nın bizi kıskanacağı yerde siz Zimbabve’yi kıskansaydınız enflasyon oranları itibari ile. Keşke iktidar olarak siz Kongo’yu kıskansaydınız. Kongo denilen yer daha düne kadar Belçika kolonisi olan yerdi. Ama buna rağmen ekonomiyi düzenlerlerken bize göre ekonomiyi daha aklı selim düzenleme beceresimi gösteriyorlar? Artık ne anlama geliyorsa!

Yanlış ekonomi politikaları nedeniyle buzdolaplarının boş olduğunu dile getiren Tekir sözlerini şöyle sürdürdü: Bir dönem ifade edildi. ‘Bizden önce buzdolabı yoktu’ öyle değil de, hadi diyelim öyle. Bugün siz varsınız, buzdolabı da var. Ama içinde meyve sebze yok. Et yok, süt yok, süt ürünlerinin çoğu yok. Bir başka ifade ile çocuklarımızın beslenmesini sağlayacak temel gıda ürünleri yok. Son 3 yıl içerisinde 2 lira olan soğan 17 liraya çıkmış. Patates 2 liradan 21 liraya çıkmış. Domates 5 liradan 35 liraya yükselmiş. En temel gıda ürünleri dolaba girmez olmuş. Neden? Yanlış ekonomi politikaları nedeni ile.

Ben dolapta ıstakoz yok demiyorum ki. Vatandaşımız bilmez, birileri bilse de! Pirinç 3 yıl içerisinde 40 lira zamlanmış, nohut 60 lira zamlanmış, kuru fasulye 70 lira artış kaydetmiş. Bahsettiğim ürünler her kesimin mutfağına giren ürünler. Son bir yılda et fiyatları ve yemek yeme maliyeti yüzde 100’ün üzerine çıkmış. Sıvı yağ bir yılda yüzde 170 nispetinde zamlanmadı mı? Bekar bir işçinin maliyeti 24 bin TL’yi aşmadı mı? Ülkemizde yardıma muhtaç yoksul insan sayısı 20 milyonun üzerinde değil mi? Açlık sınırı asgari ücretin üzerinde 20 bin TL’ye dayanmadı mı? Sormak lazım milletimiz yaşayıp gördüğüne mi inansın? yoksa sizin algı politikalarınıza mı inansın?

Eski bakan Nureddin Nebati döneminde uygulamaya sokulan Kur Korumalı Mevduat sistemini de hatırlatan Prof. Dr. Sabri Tekir şöyle konuştu: Türkiye nüfusunun yüzde 1’lik kesimi Türkiye’deki servetin yüzde 40’ına sahip. En zengin yüzde 5’lik kesimi Türkiye’deki servetin yüzde 59’una sahip. En zengin yüzde 10’luk kesim Türkiye’nin servetinin yüzde 69’una sahip. Geriye ne kadar kalıyor? Geriye sadece yüzde 31’lik kısım kalıyor. Bu kısımda nüfusun yüzde 90’ına ait.

Asgari ücretlinin alım günün yandaşlara verilen bir kaç maaş ile kıyaslamanın mümkün olmadığını söyleyen Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, iktidarın ileriyi kestiremeyen ekonomi politikaları nedeni ile Türkiye’nin dünyada enflasyonun en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldığını ifade etti.

Paylaşın

İsrail’den Savaş Suçu: Yerleşim Yerlerini Beyaz Fosforla Vuruyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), İsrail’in Lübnan’da kullanımı yasak olan beyaz fosfor bombası ile sivil yerleşim yerlerini hedef aldığını duyurdu. İsrail ise beyaz fosforun sadece sis perdesi olarak kullanıldığını iddia etti.

Beyaz fosfor bombası, savaş suçu kapsamına giren kimyasal bir silah. Beyaz fosfor olarak da anılan patlayıcı, infilak ettikten sonra yanarak havadan yere doğru iniyor. Dumanıyla perdeleme işlevi gören fosfor bombası, 155 milimetrelik top mermisi patladığında oksijenle temas kurarak ateş alıyor. Bu ateş, geniş bir alanı kaplıyor.

Yerde de patlamalar meydana geliyor. Fosfor bombasının çıkardığı dumana maruz kalanlar boğuluyor. Vücut, cilt altından içten dışa doğru yanıyor ve yanma durdurulamıyor. Beyaz fosfor yalnızca yakıcı değil, böbreği ve karaciğeri de etkiliyor. Organ yetmezliğine neden oluyor ve ölüme yol açıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) İsrail’in 2023 yılının Ekim ayından bu yana Güney Lübnan’daki en az 17 şehirde yanıcı bir madde olan beyaz fosforlu mühimmat kullandığını doğruladıklarını açıkladı. Associated Press News’de (AP) yer alan habere göre ise İsrail durumu reddederek beyaz fosforun sadece sis perdesi olarak kullanıldığını iddia etti.

Açıklamada, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Lübnan araştırmacısı Ramzi Kaiss ,”İsrail’in kalabalık bölgelerde püskürtmeli beyaz fosfor mühimmat kullanması ayrım gözetmeksizin sivillere zarar veriyor ve birçok kişinin evlerini terk etmesine yol açıyor” diyerek İsrail’in yanıcı madde olan beyaz fosforlu mühimmatlar kullanmayı derhal bırakması çağrısında bulundu.

HRW raporunda, çatışmaların vurduğu Güney Lübnan’da sekiz kişi ile yapılan görüşmeleri içerirken; beyaz fosfor mermilerinin Lübnan’ın beş sınır kasabası ve köyündeki konut binalarına düştüğünü gösteren yaklaşık 47 fotoğraf ve videodan elde edilen görüntülerin olduğunu belirtti.

Uluslararası Af Örgütü’nün yanı sıra New York merkezli insan hakları grubu da, İsrail ordusu ile Hizbullah grubu arasında güney Lübnan-İsrail sınırında çatışmaların başlamasından sonra İsrail’i yerleşim bölgelerinde beyaz fosfor kullanmakla suçlamıştı. Ayrıca HRW’nin raporunda Lübnan hükümetine, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’daki “ağır uluslararası suçları” soruşturmasına ve kovuşturmasına izin vermesi çağrısında bulunuldu.

Lübnan’da Ekim ayından bu yana 70’ten fazlası sivil olmak üzere 400’den fazla kişi hayatını kaybetti. On binlerce insan yerinden edildi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Primer Miyelofibroz Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Primer miyelofibroz (PMF), kemik iliğinde kan hücresi üretimindeki anormallikler (hematopoez) ve skarlaşma (fibröz doku oluşumu) ile karakterize edilen nadir bir kemik iliği bozukluğudur. Kemik iliği çoğu kemiğin merkezini dolduran yumuşak, süngerimsi dokudur.

Haber Merkezi / Kemik iliği, büyüyen ve sonunda üç ana kan hücresi türünden birine dönüşen, hematopoietik kök hücreler adı verilen özel hücreler içerir: kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri veya trombositler. Primer miyelofibrozda, tek bir hematopoietik kök hücrenin DNA’sındaki bir değişiklik, anormal hücrenin sürekli olarak kendini çoğaltmasına neden olur. Sonunda bu anormal hücreler kemik iliğindeki normal, sağlıklı hücreleri geride bırakır ve kemik iliğindeki yara iziyle birlikte kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin ve trombositlerin üretimini bozar.

Primer miyelofibrozla ilişkili semptomlar değişiklik gösterir ve kan hücresi üretimini etkileyen anormalliklerle ilişkilidir. Etkilenen bireyler tanı anında semptom göstermeyebilir (asemptomatik) uzun yıllar semptomsuz kalabilirler. Sonunda, etkilenen bireylerde yorgunluk, ateş, sık enfeksiyonlar, soluk cilt, gece terlemeleri ve açıklanamayan kilo kaybı gelişebilir. Genişlemiş bir (dalak) yaygın bir bulgudur. Karaciğer büyümesi (hepatomegali) de meydana gelebilir.

Hastaların yaklaşık yüzde 50’sinde JAK2 geninde mutasyon tespit edildi. Bu anormal genin bozukluğun gelişiminde oynadığı kesin rol bilinmemektedir.

Primer miyelofibroz semptomlarının çoğu, üç ana kan hücresi tipinin üretimini etkileyen anormalliklerle ilgilidir: kırmızı ve beyaz hücreler ve trombositler. Çoğu kan hücresi kemik iliğinde üretilir ve belirli işlevlerini yerine getirerek vücutta dolaşmak üzere kan dolaşımına salınır. Kırmızı kan hücreleri vücuda oksijen sağlar, beyaz kan hücreleri enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olur ve trombositler vücutta kanamayı durdurmak için pıhtı oluşumuna izin verir.

Primer miyelofibrozda genellikle anemi olarak bilinen bir durum olan dolaşımdaki kırmızı kan hücrelerinin düşük seviyeleri vardır. Kırmızı kan hücreleri aynı zamanda şekilsiz (yani gözyaşı damlası şeklinde) ve az gelişmiş (olgunlaşmamış) olabilir. Beyaz kan hücreleri ve trombositler de şekilsiz ve olgunlaşmamıştır. Ancak sıklıkla çok fazla beyaz kan hücresi üretilir. Anormal derecede düşük veya yüksek trombosit seviyeleri olabilir.

Primer miyelofibrozun spesifik semptomları ve ilerlemesi kişiden kişiye değişir. Bazı bireyler uzun yıllar semptom göstermeyebilir (asemptomatik). Sonunda anemisi olan kişiler yorgunluk, nefes darlığı, halsizlik, baş dönmesi, sinirlilik, baş ağrısı ve soluk ten rengi yaşayabilir. Ateş ve geceleri aşırı terleme (gece terlemeleri) de ortaya çıkabilir. Çok fazla beyaz kan hücresi olmasına rağmen, bu anormal hücreler düzgün çalışmıyor ve enfeksiyonla gerektiği gibi mücadele edemiyor. Bu nedenle etkilenen bireylerin bakteriyel ve fungal enfeksiyonlara yakalanma riski artabilir. Trombosit üretimindeki anormallikler, bireyleri minimal yaralanmayı takiben aşırı morarmaya ve mukoza zarlarından, özellikle diş eti ve burundaki spontan kanamalara karşı daha duyarlı hale getirebilir.

Anormal derecede genişlemiş bir dalak, primer miyelofibrozlu bireylerde yaygın bir bulgudur. Splenomegali, midenin sol üst kısmında ağrıya veya dolgunluk hissine neden olabilir. Splenomegali ayrıca sol üst omuzda şiddetli ağrıya da neden olabilir (ağrı olarak anılır). Karaciğerin anormal büyümesi (hepatomegali) hastaların yaklaşık üçte ikisinde görülür. Dalak veya karaciğerde anormal genişleme, kısmen kan hücrelerinin kemik iliği dışında geliştiği anormal bir süreç olan ekstramedüller hematopoez nedeniyle meydana gelebilir.

Ekstramedüller hematopoez ayrıca gastrointestinal sistem, akciğerler, deri, karaciğer, dalak ve vücudun diğer bölgelerinde kitlelerin (fibrohematopoietik tümörler) oluşmasına neden olabilir. Bu tümörlerle ilişkili semptomlar, yakındaki yapıların sıkışması veya etkilenen organın bozulmuş fonksiyonu nedeniyle ortaya çıkar. Gastrointestinal sistemdeki fibrohematopoietik tümörler aşırı kanamaya neden olabilir, beyindeki tümörler nörolojik komplikasyonlara neden olabilir ve omurgaya yakın tümörler omuriliğe baskı yapabilir.

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde kemik veya eklem ağrıları gelişebilir. Bazı primer miyelofibroz vakalarında, dalaktan aşırı kan akışına bağlı olarak karaciğere kan sağlayan ana arterdeki kan basıncının artması (portal hipertansiyon) gibi ek komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Karaciğer, mide veya yemek borusu içindeki küçük damarlara zorlanabilecek fazla kan akışını ememez. Bu damarlar genişleyebilir ve sonunda yırtılarak kanamaya (yemek borusu veya mide varisleri) neden olabilir. Akciğerlerin ana arterinde kan basıncında artış (pulmoner hipertansiyon) da meydana gelebilir.

Bireylerin yaklaşık yüzde 20’sinde primer miyelofibroz, spesifik bir kan kanseri türü olan akut miyeloid lösemiye ilerleyecektir.

Primer miyelofibrozun altta yatan nedeni bilinmemektedir (idiyopatik). PMF’li kişilerin yaklaşık yüzde 50’sinde JAK2 geninde mutasyon vardır. Bu gen aynı zamanda esansiyel trombositemi ve polisitemi verada da mutasyona uğramıştır. CALR genindeki mutasyonlar hastaların yaklaşık %20’sinde görülür. Etkilenenlerin yaklaşık yüzde 10’unda MPL geninde mutasyonlar var. JAK2, CALR veya MPL gen mutasyonlarının primer miyelofibroz gelişiminde oynadığı rol tam olarak anlaşılamamıştır.

Primer miyelofibroz semptomlarının çoğu, kan hücrelerinin oluşumunu etkileyen anormallikler nedeniyle ortaya çıkar. Bozukluk, bir hematopoietik kök hücrenin DNA’sındaki edinilmiş bir değişiklikle başlar. Bu kusurlu hücre, aynı mutasyona uğramış DNA’yı taşıyan kendi kopyalarını üretir. Bu anormal hücrelerin sayısı sonunda kemik iliğindeki sağlıklı hücreleri geride bırakır. Bu sürece yanıt olarak kemik iliği içinde skar (lifli) doku oluşur (fibroz), kan hücresi üretimini daha da etkiler. Primer miyelofibrozda, sonunda trombositlere dönüşen hücreler olan megakaryositlerin aşırı üretimi vardır.

Bu megakaryositler, bazı araştırmacıların kemik iliğinde fibröz doku oluşumunu uyarabileceğine inandığı sitokin adı verilen bazı maddeleri salgılar. Kemik veya iliğin anormal yoğunluğu veya sertleşmesi (osteoskleroz) ve kemik iliği içinde çok fazla küçük kan damarının gelişmesi (anjiyogenez) dahil olmak üzere ek değişiklikler iliği etkileyebilir.

Miyelofibrozlu bazı kişiler tüberküloza veya benzen, florür veya fosfor gibi toksik maddelere maruz kalmış olabilir. Miyelofibroz, kanserin primer tümörlerden kemik iliğine yayılması (metastaz) sonucu ortaya çıkabilir. Bu tümörler çoğunlukla meme, prostat, böbrek, akciğer veya adrenal veya tiroid bezinden kaynaklanır. Miyelofibroz, polisitemi vera, multipl miyelom, bazı metabolik bozukluklar ve/veya kronik miyeloid lösemi gibi başka bir kemik iliği bozukluğunun ikincil bir özelliği olarak ortaya çıkabilir.

Primer miyelofibrozisin tanısı kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta geçmişine ve çeşitli özel testlere dayanarak yapılabilir. Pek çok insanda, bozukluğun ilk belirtisi dalakta anormal derecede büyümedir (splenomegali) ve bu, rutin muayenede veya dolaşımdaki kırmızı kan hücrelerinin düşük seviyelerinde tespit edilebilir.

Tam kan sayımı (CBC), düşük düzeyde kırmızı kan hücresi veya yüksek düzeyde trombosit veya beyaz kan hücresi gösterebilir. Etkilenen bireylerde kan hücresi sayımları farklı zamanlarda değiştiğinden, kan sayımları primer miyelofibrozun teşhisinde kesin değildir. Kemik iliği dokusunun cerrahi olarak çıkarılması ve mikroskobik incelenmesi (biyopsi) sıklıkla primer miyelofibroz şüphesini doğrulamak için kullanılır.

Primer miyelofibrozun nedeni bilinmediğinden, tedavi her hastada mevcut olan spesifik semptomlara yöneliktir. Asemptomatik bireylerde doktorlar, semptomlar ortaya çıkana kadar herhangi bir tedavi verilmemesini önerebilir (izleyin ve bekleyin). Etkilenen bireyler, hastalığın ilerlemesini tespit etmek için düzenli kontrollerden geçer. Bireyler uzun yıllar semptomsuz kalabilirler.

Şiddetli anemisi olan kişilere kan nakli yapılabilir. Bununla birlikte, bazı ilaçlar kırmızı kan hücrelerini iyileştirerek kan nakline gerek kalmamasını sağlayabilir. Bazı kişilerde, kırmızı kan hücresi üretimini artırmak veya yıkımını azaltmak amacıyla erkek hormonları (androjenler) ve/veya kortikosteroidler kullanılarak orta derecede başarı elde edilmiştir.

Hidroksiüre gibi kemik iliğinin kan hücreleri geliştirme yeteneğini engelleyen ilaçlar (miyelosüpresif ajanlar), primer miyelofibrozisi tedavi etmek için kullanılmıştır. Busulfan, hidroksiüre tedavisine yanıt vermeyen kişilerde kullanılabilir. Bu ilaçlar, kandaki beyaz kan hücrelerinin anormal derecede yüksek seviyeleri (lökositoz), kandaki anormal derecede yüksek trombosit seviyeleri (trombositoz) ve anormal derecede genişlemiş organlar (organomegali) gibi primer miyelofibroz ile ilişkili bazı semptomları iyileştirebilir.

Bazı kişilerde anormal derecede genişlemiş bir dalak (splenomegali) şiddetli ağrıya, anemiye, düşük trombosit sayısına veya portal hipertansiyona neden olabilir. Bu tür vakalar diğer tedavi yöntemlerine yanıt vermezse dalağın çıkarılması için ameliyat (splenomegali) veya radyasyon tedavisi (dalak ışınlaması) önerilebilir. Bazı vakalarda bu tedaviler, primer miyelofibrozun bazı ilişkili semptomlarında geçici iyileşmeye yol açmıştır. Bu prosedürlerin her ikisi de, her birey için faydalara göre değerlendirilen riskler taşır.

Zoledronik asit gibi bisfosfatlar kemik ağrısını hafifletmek için kullanılmıştır ve kan hücresi üretimini iyileştirebilir. 2019 yılında ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), orta-2 veya yüksek riskli primer veya sekonder miyelofibrozlu hastaları tedavi etmek için Fedratinib’i (Inrebic) onayladı.

2021 yılında ruksolitinib (Jakafi), primer miyelofibroz da dahil olmak üzere orta veya yüksek riskli miyelofibrozlu bireylerin tedavisi için FDA tarafından onaylandı. Bu ilaç, kanın ve immünolojik işleyişin düzenlenmesinde rol oynayan JAK 1 ve 2 enzimlerini inhibe eder. 2023 yılında JAK1/JAK2 inhibitörü momelotinib (Ojjaara), anemili birincil veya ikincil miyelofibroz da dahil olmak üzere orta veya yüksek riskli miyelofibrozlu yetişkinleri tedavi etmek için FDA tarafından onaylandı.

Paylaşın

Primer Ortostatik Tremor Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Primer ortostatik tremor (titreme), ayakta dururken bacaklarda meydana gelen hızlı titreme ile karakterize nadir bir hareket bozukluğudur. Etkilenen kişi yürürken veya otururken titreme kısmen veya tamamen kaybolur. Primer ortostatik tremoru olan kişiler kararsızlık veya dengesizlik duyguları yaşarlar.

Haber Merkezi / Titreme bazen “bacakların titremesine” neden olarak tanımlanır ve etkilenen kişilerin düşme korkusu nedeniyle hemen oturmaya veya yürümeye çalışmasına neden olabilir. Çoğu hastada titreme zamanla daha şiddetli hale gelir. Primer ortostatik tremor, etkilenen bireylerin yaşam kalitesini etkileyebilecek sürekli bir sorundur. Primer ortostatik tremorun kesin nedeni bilinmemektedir.

Primer ortostatik tremorun ana semptomu, ayakta dururken her iki bacağı da etkileyen hızlı titremenin ortaya çıkmasıdır. Titreme, çeşitli kasların istemsiz, ritmik kasılmalarıdır. Ortostatik tremor bacaklarda “titreşim”, dengesizlik veya dengesizlik hissine neden olur. Primer ortostatik tremorla ilişkili tremor, çıplak gözle görülemeyecek kadar yüksek frekansa sahiptir ancak uyluklara veya baldırlara dokunularak, bu kaslar bir stetoskopla dinlenerek veya elektromiyografi ile palpe edilebilir.

Titreme pozisyona özgüdür (ayakta dururken) ve etkilenen kişi yürüdüğünde, oturduğunda veya uzandığında kısmen veya tamamen kaybolur. Çoğu durumda, titreme giderek daha şiddetli hale gelir ve dengesizlik duyguları daha yoğun hale gelir. Etkilenen bazı kişiler, titreme başlamadan önce birkaç dakika ayakta kalabilir; diğerleri yalnızca anlık olarak ayakta kalabilirler. Etkilenen bireylerde en sonunda bacaklarda sertlik, halsizlik ve nadir durumlarda ağrı görülebilir. Ortostatik tremor, genellikle giderek daha belirgin hale gelmesine rağmen, başka rahatsızlıklara dönüşmez veya vücudun diğer sistemlerini etkilemez.

Etkilenen bazı bireylerde kolları etkileyen bir titreme de olabilir. Tıp literatüründe bildirilen bir vakada, primer ortostatik tremorla bağlantılı olarak etkilenen kaslarda aşırı büyüme (kas hipertrofisi) meydana gelmiştir.

Primer ortostatik tremorun kesin nedeni bilinmemektedir (idiyopatik). Bazı araştırmacılar bu bozukluğun esansiyel tremorun bir varyantı veya alt tipi olduğuna inanıyor. Diğer araştırmacılar bu bozukluğun ayrı bir varlık olduğuna inanıyor. Primer ortostatik tremoru olan bazı bireylerin ailelerinde tremor öyküsü bulunması, bu vakalarda genetik faktörlerin bozukluğun gelişiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, Primer ortostatik tremorun altında yatan kesin nedeni/nedenleri belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Primer ortostatik tremor tanısı kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta geçmişine dayanır ve yüzey elektromiyogramı (EMG) gibi özel testlerle desteklenir. Yanlış teşhis yaygındır. Birçok kişinin başlangıçta psikojenik bir bozukluğa (fiziksel bir nedenden ziyade psikolojik bir nedenin neden olduğu bir bozukluk) sahip olduğundan şüphelenilebilir.

Çeşitli ilaçlar birincil ortostatik titreme ile ilişkili semptomları hafifletmeye yardımcı olabilir. Etkilenen bireylerin çoğu klonazepam (Klonopin) adı verilen bir ilaçla tedavi edilir. Ancak etkilenen bazı bireyler bu birinci basamak ilaç tedavisine yanıt vermemektedir.

Etkilenen bazı bireyler, gabapentin (Neurontin) adı verilen nöbet önleyici (antikonvülsan) bir ilaçla tedavi edildikten sonra olumlu yanıt verdi. Çok küçük, çift kör, plasebo kontrollü bir çalışma, etkilenen bireylerin ilaçla tedavi edildiğinde sürekli bir iyileşme yaşadığını gösterdi. Çalışmanın yazarları, gabapentinin primer ortostatik tremoru olan kişiler için birinci basamak tedavi olarak düşünülmesini önerdi.

Primer ortostatik tremorlu bireyleri tedavi etmek için kullanılan ek ilaç tedavileri arasında primidon (Mysoline), klordiazepoksit (Librium), pregabalin (Lyrica), pramipeksol (Mirapex), fenobarbital ve valproik asit (Depakote) yer alır. Parkinson hastalığı olan kişileri tedavi etmek için yaygın olarak kullanılan ilaçlar (levodopa veya pramipeksol), primer ortostatik tremoru olan kişilere de reçete edilebilir.

Bacak kaslarına botulinum toksini enjeksiyonu faydalı olabilir. Omurilik stimülasyonu veya derin beyin stimülasyonu gibi cerrahi tedaviler, yalnızca tıbbi tedaviye yeterince yanıt vermeyen en sakatlayıcı vakalar için kullanılmalıdır. Ek tedavi semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın

Primer Sklerozan Kolanjit Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Primer sklerozan kolanjit (PSC), karaciğerden safrayı taşıyan pasajlarda (safra kanalları) iltihaplanma, kalınlaşma ve anormal fibröz doku oluşumu (fibrozis) ile karakterize, nadir görülen ilerleyici bir hastalıktır. Hem karaciğer içindeki (intrahepatik) hem de karaciğer dışındaki (ekstrahepatik) safra kanalları etkilenir. Bu genellikle karaciğerden safra akışının tıkanmasına veya kesintiye uğramasına (kolestaz) neden olur.

Haber Merkezi / PSC ile ilişkili semptomlar arasında yorgunluk ve kaşıntı (kaşıntı), ardından derinin, mukozaların ve göz beyazlarının sararması (sarılık) yer alır. Etkilenen bireylerde ayrıca koyu renkli idrar, açık renkli dışkı, karın ağrısı ve/veya mide bulantısı da görülebilir.

Bazı durumlarda karaciğer de anormal şekilde büyüyebilir (hepatomegali). Sonunda karaciğerde yara izi (siroz) gelişir ve birçok kişi sonuçta karaciğer nakline ihtiyaç duyar. Tıbbi literatüre göre, PSC’li bireylerin yaklaşık yüzde 60 ila 80’inde, çoğunlukla ülseratif kolit olmak üzere inflamatuar barsak hastalığı (IBD) vardır. Bu bozukluklar ile PSC’nin kesin nedeni arasındaki ilişki tam olarak anlaşılamamıştır.

Primer sklerozan kolanjit öncelikle safra kanallarını içerir. Safranın oluşumu karaciğerin görevlerinden biridir. Safra, su, elektrik yükü taşıyan bazı mineraller (elektrolitler) ve safra tuzları, fosfolipitler, kolesterol ve hemoglobinin doğal parçalanmasının bir yan ürünü olan turuncu-sarı pigment (bilirubin) gibi diğer malzemeleri içeren bir sıvıdır. kırmızı kan hücrelerinden.

Safra akışı vücutta iki önemli görevi yerine getirir; diyetteki yağların, vitaminlerin ve diğer besin maddelerinin sindirimine ve emilmesine yardımcı olur ve aşırı kolesterol, bilirubin, atık ve toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Bu nedenle, normal safra akışıyla ilgili bir sorun sıklıkla hayati besinlerin emiliminin bozulmasına ve vücutta toksik maddelerin birikmesine neden olur.

PSC, safra kanalları içinde iltihaplanma, kalınlaşma ve/veya anormal fibröz doku oluşumundan (fibroz) kaynaklanan, karaciğerden safra akışının kesintiye uğraması veya engellenmesi (kolestaz) atakları ile karakterize edilir. PSC’nin spesifik semptomları, ilerlemesi ve şiddeti kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir. Başlangıçta, etkilenen bireylerin çoğunda herhangi bir fark edilebilir semptom (asemptomatik) veya sadece hafif semptomlar olmayabilir. Bazı kişiler yıllarca yalnızca hafif semptomlar gösterecektir.

PSC’nin yaygın başlangıç ​​semptomları yorgunluk, karın rahatsızlığı ve kaşıntıdır (kaşıntı). Kaşıntı potansiyel olarak şiddetli olabilir ve hatta devre dışı bırakabilir. Safranın karaciğerden akışı engellendiğinde, safra kan dolaşımına karışabilir, bu da cildin, mukozaların ve göz aklarının sararmasına (tıkanma sarılığı) neden olabilir. Ek semptomlar arasında genel bir sağlıksızlık hissi (halsizlik); karın ağrısı, özellikle karnın sağ üst kısmı; mide bulantısı; Koyu idrar; açık renkli dışkılar; istenmeyen kilo kaybı ve/veya karaciğerin (hepatomegali) ve/veya dalağın (splenomegali) anormal büyümesi.

Bazı kişilerde A, D, E ve K vitaminleri de dahil olmak üzere bazı vitaminlerin eksikliği gelişebilir. Bunlar yağda çözünen vitaminlerdir. Safra normalde yağların parçalanmasına ve bu vitaminlerin vücut tarafından emilmesine yardımcı olur.

Kronik karaciğer hastalığı olan bazı bireylerde hepatik osteodistrofi olarak adlandırılabilecek metabolik kemik hastalığı gelişir. Etkilenen bireyler sonunda kemiklerin kırılgan ve kırılgan hale geldiği bir durum olan osteoporoz gelişebilir. Osteoporozu olan kişiler tekrarlayan kırıklara eğilimlidir. Ağır vakalarda öksürme gibi hafif streslerden dolayı bile kırıklar meydana gelebilir. Bilek, kalça ve omurgadaki kemikler sıklıkla etkilenir.

Bazı durumlarda, etkilenen bireylerde safra kanallarının enfeksiyonundan (bakteriyel kolanjit) kaynaklanan ateş, üşüme ve gece terlemeleri yaşanabilir. Ek olarak, PSC ilerleyerek karaciğerde yara izi oluşmasına ve hasara (siroz) ve mide-bağırsak sisteminden (GI) kanı karaciğer yoluyla kalbe geri taşıyan damarlarda kan basıncının artmasına (portal hipertansiyon) neden olabilir.

Portal hipertansiyon, midede sıvı birikmesi (asit), yemek borusu, mide ve rektumdaki kan damarlarında kanama ve hepatik ensefalopati (dışarıda hiçbir belirti veya semptomu olmayan hafif bir durumdan, hafif bir beyin bozukluğu) gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Kafa karışıklığı ve koma gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilecek ciddi durum.

PSC yaşı olan bireylerde sıklıkla karaciğer (karaciğer) yetmezliği gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlar gelişir. PSC’li bireyler, safra kanallarını etkileyen bir kanser türü (kolanjiyokarsinom) geliştirme konusunda genel popülasyona göre daha büyük risk altındadır. Etkilenen bireylerin yaklaşık %8-15’inde sonunda kolanjiyokarsinom gelişir. Etkilenen bireyler aynı zamanda safra kesesi kanserine yakalanma riski altındadır.

Vakaların yaklaşık yüzde 60 ila 80’inde, PSC’li bireylerde, kronik inflamasyon ve kalın bağırsağın (kolon) büyük bölümünün astarında ülserasyon ile karakterize edilen, nedeni bilinmeyen bir inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD) olan ülseratif kolit de vardır. PSC ayrıca IBD’nin başka bir formu olan Crohn hastalığı ile de ilişkilidir.

Bu koşullar hafif veya hatta “sessiz” olabilir ve hiçbir belirgin semptoma neden olmaz (asemptomatik). PSC ve IBD (ve özellikle ülseratif kolit) veya Crohn hastalığı olan bireyler, bu durumlardan yalnızca birine sahip olan bireylere veya genel popülasyona kıyasla kolon kanserine yakalanma riski daha yüksektir.

IBD’ye ek olarak, PSC ile ilişkili çok sayıda otoimmün veya immün aracılı bozukluğun ortaya çıktığı rapor edilmiştir. Bu tür bozukluklar arasında sarkoidoz, tiroid hastalığı, Peyronie hastalığı, retroperitoneal fibrozis, sedef hastalığı, romatoid artrit, Çölyak hastalığı, Sjogren sendromu, kronik pankreatit, lupus, diyabet, Wegener granülomatozu, piyoderma gangrenozum, Grave hastalığı, Langerhans hücreli histiyositoz ve bazı immün yetmezlik bozuklukları yer alır. Bu bozukluklar ile PSC arasındaki kesin ilişki bilinmemektedir. PSC’nin bu bozuklukların bazılarına ikincil bir durum olarak gelişmesi mümkündür.

Primer sklerozan kolanjit çok faktörlü bir hastalıktır; bu, bozukluğun gelişimi için genetik, çevresel ve immünolojik faktörler gibi birçok farklı faktörün bir arada ortaya çıkması gerektiği anlamına gelir. PSC’nin gelişiminde rol oynayan spesifik faktörler kesin olarak tanımlanmamıştır.

Araştırmacılar, bozukluğun, anormal bir bağışıklık sistemi tepkisine, özellikle anormal bir alerjik veya inflamatuar reaksiyona (bağışıklık aracılı bozukluk) neden olan spesifik olmayan bir tetikleyici olaydan veya bağışıklık sisteminin yanlışlıkla sağlıklı dokuya (otoimmünite) saldırması nedeniyle ortaya çıktığına inanıyor. genetik olarak böyle bir reaksiyona duyarlıdır. Bu anormal tepki sonuçta safra kanallarında ilerleyici hasara neden olur. Tetikleyici olay büyük olasılıkla bulaşıcı veya toksik bir ajandır.

Genetik, PSC’nin gelişiminde önemli bir rol oynar ve bozukluğun birinci derece akrabalar, özellikle de kardeşler arasındaki görülme sıklığı, beklenenden daha yüksektir. Araştırmacılar bu bozuklukla ilişkili on altı farklı genetik bölge keşfettiler. Bu genetik alanlardaki belirli genler, etkilenen bireyleri PSC geliştirmeye yatkın hale getirebilir.

Genetik yatkınlık, kişinin bir hastalık için gen veya gen(ler)i taşıması anlamına gelir, ancak çevredeki bir şey hastalığı tetiklemedikçe bu durum ifade edilemeyebilir. Bu gen bölgelerinin hepsi olmasa da bazıları genetik olarak belirlenmiş bir insan lökosit antijeni veya HLA’yı içerir. HLA’lar vücudun bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan proteinlerdir. PSC ile ilişkili genetik alanların birçoğu aynı zamanda inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD) ile de ilişkilidir.

PSC’nin altta yatan nedeni ve patogenezine ilişkin, PSC ve IBD’li bireyler için sızdıran bağırsak sendromu veya hastalığın fare modellerinde oluşturulan ancak insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda kanıtlanmayan toksik safra teorisi de dahil olmak üzere çeşitli teoriler vardır.

PSC ile. Hiçbir teori tüm PSC vakalarını açıklamıyor, bu da PSC’nin farklı alt tiplere sahip olduğunu veya bir grup benzer bozukluğu temsil ettiğini öne sürüyor. Sonuçta PSC’nin gelişmesiyle sonuçlanan altta yatan nedeni ve çeşitli mekanizmaları anlamak ve bozukluğun spesifik alt tiplerini tanımlayan bir sınıflandırma sistemi oluşturmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Primer sklerozan kolanjit tanısı, kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta öyküsüne, karakteristik bulguların tanımlanmasına ve çeşitli özel testlere dayanarak konur. PSC’li bireyler için spesifik, evrensel bir tedavi yoktur. Tedavi, her bireyde görülen spesifik semptomlara yöneliktir ve bozukluğun ilerlemesini yavaşlatmaya yöneliktir.

Tıkanıklıkları gidermek ve daralmış safra kanallarını büyütmek için yapılan endoskopik cerrahi, bazı durumlarda karaciğerin bozulmasını önlemeye yardımcı olabilir. Bu eksikliklere bağlı komplikasyonları önlemek için kaybedilen vitaminlerin gerektiğinde değiştirilmesi gerekir. Antibiyotikler inflamasyonu veya enfeksiyonu kontrol etmede faydalı olabilir. PSC’li bireylerin normal sağlıklı bir diyet izlemeleri ve alkolden kaçınmaları veya yalnızca küçük miktarlarda alkol almaları teşvik edilir.

İlaç kolestiramin kaşıntıyı kontrol etmede etkili olabilir. Kolestiramin, antihistaminiklerle birlikte veya antihistaminikler olmadan verilebilir. Kolestiramin etkisiz ise başka ilaçlar önerilebilir. Kemik kütlesi kaybını önleyen ilaçlar olan bifosfonatlar osteoporoz tedavisinde kullanılabilir.

Sonuçta PSC’li bireylerin karaciğer nakline ihtiyacı olabilir. Karaciğer naklinin PSC’li bireylerin tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmıştır. Genel olarak bu prosedür, PSC’nin ilerlemiş semptomları (örn. inatçı kaşıntı, tekrarlayan bakteriyel kolanjit, son dönem karaciğer hastalığı) olan kişiler için ayrılmıştır. Bazı vakalarda karaciğer naklinden sonra bozukluk tekrarlamıştır.

Paylaşın

Göknur Karadağ Kimdir? Hayatı, Albümleri

1978 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Göknur Karadağ, müziğe ilkokul yıllarında, sanat yaşamına 1990’lı yıllarda çeşitli dernek ve organizasyonlarda türkü söyleyerek başladı.

Ailesinin onun sanatçı olmasını istememesine rağmen Göknur Karadağ müziği seçti. Konservatuar hocalarından Suat Özbek’ten şan dersleri alan Göknur Karadağ, bu süreçte çeşitli halk konserleri verdi, televizyon programlarına çıktı.

Sanatçının ilk albümü 2004 yılında “Gidem Yare” adıyla Ayka Müzik Yapım’dan çıktı. Halk ozanlarını ve halk müziği ustalarını örnek aldığını söyleyen sanatçı ikinci albüm çalışmalarına devam ediyor.

Göknur Karadağ’ın albümleri: Gidem Yare.

Paylaşın

Gülay Sezer Kimdir? Hayatı, Albümleri

24 Mayıs 1970 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Gülay Sezer (Gülay), müzik hayatına babası olan ünlü müzisyen ve besteci Eyüp Ercan Sezer’in bağlama ile çaldığı türkülere eşlik ederek 5 yaşında başladı.

2001 yılında Kuzey Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz Üniversitesi Müzik Bölümü’nde kompozisyon eğitimi almaya başlayan Gülay Sezer, 2007 yılında okuduğu bölümden, birincilikle mezun oldu.

Gülay Sezer, 1988’de çıkardığı arabesk albümü “Her Akşam”ı, 1995 yılında “Cesaretin Var mı?” ve 1997’de “Bir Sevi Masalı” adlı pop albümleri izledi. Gülay Sezer, albüm çalışmalarına ara vererek 1999 yılında BRT Televizyonu için “Damlalar” isimli halk müziği programını hazırlayıp sundu. 2001 yılında “Damlalar”, 2003 yılında “Damlalar 2” adlı halk müziği albümlerini ve 2005 yılının başında da “Adı Yo”k isimli pop albümünü çıkardı.

Gülay Sezer, 2006 yılında “Dalgalar” isimli halk müziği albümünü, 2011 yılında ise yine bir pop albümü olan “Aşkhane”yi çıkardı. Gülay Sezer, bunun dışında İstanbul Kanatlarımın Altında adlı filmin “Aşk” adlı şarkısının sözlerini yazdı ve seslendirdi. “Yaşama Hakkı” adlı filmin aynı adı taşıyan şarkısının sözlerini yazdı ve seslendiren Gülay Sezer, “Hamam” isimli film için “İstanbul Uyurken” adlı besteyi ve tüm bunların yanında birçok televizyon dizisinin jeneriklerini seslendirdi.

Gülay Sezer, Konya Selçuk Üniversitesi’nden 3 yıl boyunca müzik dalında “Yılın İletişimcileri” ödülünü, 1996 yılında “İFA Müzik Ödülü”nü, 2000 yılında Motif Halk Bilim Ödülleri’nden “Müziğe Teşvik” ödülünü, yine 2000 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nden “Yılın Programcısı” ödülünü, 2001 yılında Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’nden “En İyi Halk Müziği Programı” ödülünü, 2007’de “34. Altın Kelebek En İyi Türk Kadın Solisti Ödülü”nü aldı.

Gülay Sezer’in albümleri: Her Akşam, Cesaretin Var mı?, Bir Sevi Masalı, Damlalar, Damlalar 2, Adı Yok, Dalgalar, Aşkhane, Damlalar 3, Gri Şarkılar, Damlalar’dan Seçmeler.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’ın Bir Yetkisini Daha İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a vali yardımcısı, kaymakam ve hudut mülki idare amirleri atama yetkisi veren düzenlemeyi iptal etti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), daha öncede Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanını görev süresi dolmadan değiştirme yetkisini iptal etmiş ve TBMM’den yetki alınmadan yapılan bu değişikliklerin anayasaya aykırı olduğuna hükmetmişti.

T24’ten Sibel Yükler’in haberine göre, Anayasa Mahkemesi (AYM) 2021 tarihli ve 70 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerini iptal etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle getirilen bazı düzenlemelerin iptali ve yürürlüğün durdurulması talebiyle AYM’ye başvurdu.

Başvuruyu Şubat 2024’te karara bağlayan Yüksek Mahkeme, ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ndeki çok sayıda düzenlemeyi iptal ederken, yürürlüğün durdurulması taleplerini de reddetti. Yüksek Mahkeme, iptal nedeniyle doğacak hukuksal boşluğu kamu yararını ihlal edecek nitelikte gördüğünden kararın 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi. Bu sürede yeni yasal bir düzenlemeye gidilmesi gerekiyor.

AYM’nin iptal kararlarından biri, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) 271. maddesine eklenen 2 ve 3 numaralı fıkralara ilişkin oldu.

Kararname ile getirilen söz konusu kuralda, İçişleri Bakanlığı taşra teşkilatında hudut mülki idare amiri istihdam edilebileceği hükme bağlanmıştı. Aynı kuralda, hudut mülki idare amirlerinin, mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımında vali yardımcısı ve bakanlığın taşrada görev yapan il mahalli idareler müdürüne denk oldukları düzenlenmişti.

Ancak memurlar ve diğer kamu görevlilerinin kadroları ile bunların atamasına ilişkin zaten kanunla düzenleme yapıldığını vurgulayan AYM, bu noktada CBK ile bir düzenleme yapılamayacağını bildirerek kuralı iptal etti.

Yüksek Mahkeme, Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle “vali yardımcıları ve kaymakamlar” ifadesinin “vali yardımcıları, hudut mülki idare amirleri ve kaymakamlar” şeklinde değiştirilmesini de inceledi.

İlgili kadrolara atanma şartlarının da kanunla düzenlendiğini hatırlatan AYM, “Vali yardımcıları, hudut mülki idare amirleri ve kaymakamların üst kademe yöneticisi olduğu söylenemez. Zira söz konusu unvana sahip kişilerin görev yaptıkları kurumun genel olarak politikalarının belirlenmesi sürecine katılmadıkları, yönetim yetkilerinin ağırlıklı olarak bu politikaları uygulamakla sınırlı olduğu anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Bu noktada üst kademe yöneticisi olmayan vali yardımcıları, hudut mülki idare amirleri ve kaymakamların atamasının CBK ile düzenlenemeyeceğini bildiren AYM, kuralı iptal etti.

CBK yetkisiyle yapılacak bir düzenlemenin ancak üst kademe kamu yöneticileriyle ilgili olabileceğine dikkat çeken AYM, “Zira Anayasa koyucu sadece üst kademe kamu yöneticileriyle sınırlı olarak atanma esaslarının belirlenmesi yetkisini Cumhurbaşkanına bırakmıştır. Kendilerini atayan Cumhurbaşkanı ile göreve gelme esasına tabi olmayan diğer kamu görevlilerinin atanma esaslarının CBK ile belirlenmesi mümkün değildir. Diğer kamu görevlileri yönünden Anayasa’nın 128. maddesindeki atanma esaslarının kanunla düzenlenmesi güvencesi varlığını devam ettirmektedir” dedi.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Özgür Özel’e Sert Sözler

CHP’ye geçen İYİ Partili milletvekillerini ve CHP lideri Özgür Özel’i sert sözlerle eleştiren İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Bir siyasi parti genel başkanının böyle bir işe çanak tutmak için plan kurması ayıp ve utanç vericidir” dedi ve ekledi:

“Bir dalı bırakmadan bir başka dalı tutmak maymunların hareket stratejisidir. Yüzleşmeden helalleşenlerin, helalleşip yine aynı işi tekrar edenlerin iktidardan aldığı dönem ödevinin farkındayız. Muhalefeti tek elde toplamaya çalışıp iktidar ile oluşturacağı pazarlığın heyecanını normalleşme diye satanların iyice yumuşacık olup iktidara yaktıkları yeşil ışığı da görüyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasının kendilerini gizleyeceğini sanarak ortaya saçtıkları kirli pazarlıkların da farkındayız. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı asla unutmaz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Tek adam rejimi güdümlü bir muhalefet yaratmak için durmadan çalışmaktadır. İstediği şey varlığını millet yerine muktedirlere borçlu olan görevini saraydan alan bu başı bozuk düzenin neferi olmaktan başka hiçbir görevi olmayan bir Meclis dolusu kalabalık yaratmaktır. Yaratmaya çalıştığı bu siyasetçi kalabalığının görevi her  bir yenisi yaşanan türlü hukuksuzluklar, bitmeyen utanmazlıklar karşısında milletin çığlıklarını bağırtılarla susturmaktır. Milleti Türkiye Yüzyılı masallarıyla ölüm uykusundan uyandırmaması, iyi günler ileride nakaratıyla kader diye pazarladıkları karanlığa mahkum bırakmasıdır.

Bu garabete de normalleşmek diyorlar. AKP iktidarı milletimize yumuşama masalı anlatıyorlar. Anlıyoruz ki anormallikleri kendilerini bile şaşırtıcı hale geldiğinden normalleşmeden bahsediyorlar. İktidar ve avenelerine sesleniyorum, hodri meydan haydi normalleşelim. Yargıda emniyette jandarmada devletin tüm kurumlarında cemaatleri, tarikatı söküp atın, görelim, normalleşelim. Bunları yapamayacaksanız bizi milleti yeni anayasa oyunlarıyla yeni çözüm tuzaklarıyla bitmeyen yargı reformlarıyla, uzlaşmacı demokrat pozlarıyla oyalamayın.

Karşılıklı çay içmelere ben normalleştim tiratlarıyla içi boş hamasetinizle işçinin emeğiyle, memurun göreviyle, gencin umuduyla, kadının namusuyla, çocuğun geleceğiyle, öğrencinin eğitimiyle, hayvanının canıyla, ülkenin itibarıyla, vatanın hudutlarıyla devletin saygınlığıyla oynadığınız bu ucuz film artık İyi Parti sayesiyle gösterimden kalkmıştır. Devletin içinde örgütlerin, sokaklarda çetelerin. medyada trollerin başrol oynadığı bu oyunca biz asla yevmiyeli figüran olmayacağız.

Özgür Özel’e sert sözler

Suçlulukları psikolojilerine yansımış olacak ki bir de utanmadan mazeretlerini sıralıyorlar. Yok yerel seçimlerde şu oldu, yok Bilecik’te şöyle böyle oldu türünden gerekçeler yaratarak güya bir haklılık oluşturmaya çaba sarf ediyorlar utanın beyler. Bir milletvekilinin partisi ile bağını koparmadan kendisine siyasi ikbal aramak üzere başka bir partinin kapısında istikbal dilenmesi ne kadar ayıp ise, bir siyasi parti genel başkanının böyle bir işe çanak tutmak için plan kurması da aynı derecede ayıp ve utanç vericidir. TBMM’de siyasette yapmak yerine avlanmaya çıktıysanız o başka tabi.

O zaman siyasi ahlak kurallarıyla bağdaşmayan bu davranışınıza göstereceğimiz tepkiyi en başında kabullenmiş olacaksınız. Bir dalı bırakmadan bir başka dalı tutmak maymunların hareket stratejisidir. Yüzleşmeden helalleşenlerin, helalleşip yine aynı işi tekrar edenlerin iktidardan aldığı dönem ödevinin farkındayız. Muhalefeti tek elde toplamaya çalışıp iktidar ile oluşturacağı pazarlığın heyecanını normalleşme diye satanların iyice yumuşacık olup iktidara yaktıkları yeşil ışığı da görüyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasının kendilerini gizleyeceğini sanarak ortaya saçtıkları kirli pazarlıkların da farkındayız. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı asla unutmaz.

Küçükçekmece’de bir bina çöktü. Ve yine insanlarımız öldü. İktidar ve medyasının dilinde her olaya münferit dendiği gibi buna da münferit bir olay deyip geçebiliriz. Ancak bu münferit değil müteselsil bir olaydır. Hadiseden hemen sonra binanın 1,5 katının sonradan eklendiğini ve inşaatta da deniz kumu kullanıldığını öğrendik. Cinayet silahları hemen ortaya çıktı aslında. Affedilen cinayet silahları.

Hakkâri’ye kayyım atanması

Adalet ve hukuk tesis edilmediğinde, Cumhuriyet düzeni bile isteye bozulduğunda AK Parti’nin ruh ikiziyle icra ettiği oyunlar da asla sona ermez. Kayyum uygulaması tam olarak böyle bir hadisedir. Hakkari Belediye Başkanı seçilen kişi tam 10 yıldır yargılanıyormuş. Hem de terör suçundan. Sanki bugünler düşünülmüş, planlanan vadede toplumsal bir kargaşaya vesile olacak şekilde beklemişler, beklemişler, beklemişler. İdarenin işleri takdir yetkisini aşıyor.

Soruşturmayı açan savcı FETÖ’cü, FETÖ’cü olmaktan da başka bir mahkemede yargılanıyor. Dava sonlanmadıysa, bu kayyumu neden atıyorsunuz da memleketi karıştırıyorsunuz? 3 gün sonra davanın karar duruşması var, karar duruşmasından sonra verilen karara bakarak, herhangi bir şeye bakmadan kanunun icaplarını yerine getirerek bu meseleyi halledebilirsiniz mesela. Hukuku istismar edenlerle demokrasiyi istismar edenler aynı zihniyettir. Bu anlamda AK Parti ve DEM Parti birbirine en yakın siyasi partilerdir.”

Paylaşın

Jose Mourinho’nun Maliyeti Açıklandı: 12 Milyon Euro

Jose Mourinho’nun maliyeti hakkında açıklama yapan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Jose Mourinho ile ekibiyle birlikte 12 milyon euroya anlaştık.” dedi. Ali Koç, “Transfer listemiz ve oyuncular belli” ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Bazı yöneticilerimiz açıklayalım görüştüğümüz oyuncuları diyor ama 3-5 oy fazla alabilmek için bitmemiş transfer paylaşmayacağız. Görüşmeler şu an sürüyor” dedi.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Halk TV’de açıklamalarda bulundu. Koç, Jose Mourinho ve teknik ekibinin yıllık maliyetini açıkladı: “Mourinho bombası güzel oldu. Mourinho’yu ikna etmemizde zamanlama çok önemliydi. Zaman zaman yavaş karar almak konusunda şikayet ediliyoruz.

Önümüzdeki sezon planlaması çerçevesinde sportif direktörümüz çalışıyordu. Hoca değişikliği konusu hasıl olursa diye ne gibi opsiyonlar var diye çalıştı. Bunlardan biri sayın Mourinho. Hayatına bakınca 6 aydan daha uzun boş kaldığı olmamış. Derhal yeni bir kontrat yapacağı apaçık ortadaydı. Roma’da Avrupa’da iyi işler yaptı, ligde yapamadı, tatsız bir ayrılık oldu orada. Bir kulüpte çalışmak istediğini tespit ettik.

Mario Branco ilk çalışmaları yaptı. Önce Fenerbahçe’yi anlattı, Fenerbahçe nedir, tarihi nedir, bir spor kulübünden çok daha fazla olduğunu anlattı. Türkiye’de Fenerbahçe’nin ne demek olduğunu, futbolun ne olduğunu anlattı. Mourinho taraftara, ilgi alakaya, büyük kulüplere önem verir.

Fenerbahçe’nin futbol açısından buhran dönemini yaşıyoruz. İstikrar var mı, var. 10 senede toplam tabloya bakınca Galatasaray’ın 718 puanı var, Fenerbahçe’nin 717, öyle gidiyor. İlk 5’te olup şampiyonluğu olmayan tek takım Fenerbahçe. O da motivasyon kaynağı oldu onun için. Başka kulüpler de böyle dönemler yaşadı. Biri 13 sene, biri 15 sene, biri 38 sene. Benzer bir dönemden geçiyoruz, bunu seneye sonlandıracağız.

Hayallerimizi anlattık. Fenerbahçe’yi anlattıktan sonra Fenerbahçe’nin futbol operasyonlarını, kurduğumuz yapıyı, süreçleri, imkanlarımızı anlattı. 100 sayfalık bir rapor sundu Mario Branco. Bundan etkilendi. Daha o dönemde oraya buraya gideceğim diye bir şey yok. Bizim herhangi bir hocayla anlaşma niyetimiz yok. Piyasa araştırıyoruz sadece. İsmail Hoca liderliğinde şampiyonluğa gidiyorduk, güzel işler başardık.

Muhtemel bir değişiklik durumunda hazır olmak için, şampiyon olamazsak diye görüşmeleri başlattık. Kadro mühendisliğinde yaptığımız gibi, aynı muhtemel transferler gibi bunları yaptık. Kendisine, Mario şu anki takımla ilgili bilgi verdi. Bizim röntgenimize göre takımdaki eksikler, aradığımız profiller, profillere uyan listeler verdi. Bize göre şu pozisyonlara ihtiyacımız var, kendi imkanlarımız dahilinde bunları bunları alırız.

Mourinho’ya şunu belirttim; bak dedim senin çalıştığın hiçbir kulübün satın alma gücü Fenerbahçe kadar az değil. Hepsi çok daha varlıklı, derin cepleri olan, istediği futbolcuyu alabilecek bir kulüp. Hayatında ilk defa böyle bir yapıya geleceksin. Bunu bilerek geleceksin. Takımımız çok güçlü, daha da güçlendireceğiz ama çok daha yaratıcı, inovatif olmamız lazım.

Dün Sayın Aziz Yıldırım demiş ki, ‘Ben 15 verdim, adam aptal mı, niye altına anlaşsın. Menajerlere açıktan para vermişlerdir.’ dedi. Bu suç! Çok ağır bir iddia! 20 sene Fenerbahçe başkanlığını yapmış bir insanın, böyle bir transferde bizi açıktan para vermeyle itham etmesi çok sıkıntılı bir durum. Aynı şeyi İrfan Can Kahveci’de de yaptı. Kulübü kutlayacağına, bizi SPK’ya şikayet etmekle tehdit etti. Beni değil, Fenerbahçe’yi şikayet ediyorsun. 3 milyon Euro daha az. Aziz Yıldırım 15 verdim diyor, biz bütün ekibine ve kendisine 12 verdik. Sayın Aziz Bey’in ödediği 15 kendine mi, ekibine mi bilmiyorum.

Hem Fenerbahçe kulüp olarak hem bizler yönetim olarak aklına yattık. Sonra ne oldu? Başka kulüpler ilgilendi. Türkiye’den Beşiktaş ile görüştü. Sayın Saadettin Saran ile, Sayın Aziz Yıldırım ile görüştü. Biz bunların hepsinden önce görüştük. Mario tüm görüşmeleri yaptık. Başkaları teklif verirken biz veremezdik.

Hocamız var, şampiyonluğa gidiyoruz, son maçta şampiyon olabilirdik. Bize dediler ki başkaları teklif verdi, siz ciddi değil miydiniz? Sen de hocamız olsan, sen de varken teklif vermeyiz. Bizi bekledi. Lig bittikten sonra tekrar temasa geçildi. Konuşuldu. Birbirimize aklımız yattı. Bize Aziz Bey’in yaptığı tekliften çok daha uygun şartları kabul etti. Suudi Arabistan’dan olağanüstü bir teklif vardı, onu da istemedi.

“Güldü, şiddetle reddetti”

Onların ne yaptığı beni o kadar ilgilendirmiyor. Bizim anlaştığımız ortaya çıkınca Sayın Aziz Yıldırım ‘Karşı taraf anlaştı, Mourinho bana sordu, ben de imzalayın dedim’ mealinde bir şey söylemiş. Teyit etmek istedim, ben de şaşırdım. Olabilir, niye olmasın. Hoca güldü, şiddetle reddetti. Basın toplantısında ben kimseden izin almam dedi. O adam bizim adamımız, bizim için Fenerbahçe’yi seçti havası yarattı. Bu da gerçekleri yansıtmıyor ne yazık ki.

2018’de aldığımız Fenerbahçe, Mourinho’yu hayatta düşünemezdi, aklının ucundan bile geçiremezdi. 2018’de aldığımız Fenerbahçe, Szymanski’ye Cengiz’e Dzeko’ya Tadic’e bu paraları vermeyi düşünemezdi. 6 senede finansal sorunları çözmesek de nefes alabilir noktaya getirdik. İstediğimiz noktaya yolumuz var. Hiç olmazsa önümüzü görebiliyoruz. Finansal yapımızın iyileşmesiyle paralel olarak takımımızın da ne kadar kuvvetlendiğini görebiliyorsunuz son 2 senedeki hamlelerle.

Alacağımız oyuncular belli. Hatta bazı yöneticilerimiz açıklayalım diyor, 3-5 tane fazla oy alacağız diye bitmemiş bir işi. Kesinlikle olmaz diyorum. Giderler bir ülkeye, çok önemli futbolcusunuz, bir fotoğraf çekerler, servis ederler transfer ediyoruz diye. Halbuki transferden çok uzaklardır. Medyada haber çıkartırlar heyecan yaratmak için. Biz onu yapmak istemiyoruz. Tutamayacağımız sözü vaat olarak vermek istiyoruz.

Hocamızın tercihleri var. Varsa o da koyacak. Biz kimi istiyorsun dedik. İllaki buraya getirmek istediğiniz biri var mı dedik. Profil veririm, isim vermem dedi. O da benzer pozisyonlara ihtiyaç olduğunu söyledi, hemfikirdik. Profiller vardı, bizim listemizdeki isimlerden uyanlar vardı uymayanlar vardı.”

Paylaşın