Türkiye’de Her Beş Şirketten Biri “Zombi”

“İcra ve İflas Raporu”na göre Türkiye’de her beş şirketten biri fiilen iflas etti, artan kobi kredileri enflasyon karşısında ezilince finansmana erişim düştü, icra dosyalarında ise rekor kırıldı.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün hazırladığı ‘Türkiye’nin İcra ve İflas Raporu’, ekonomik krizin şirketler ve vatandaşlar üzerindeki yıkıcı etkisini ortaya koydu. Buna göre fiilen iflas etmiş ancak çeşitli mali desteklerle ayakta kalmaya çalışan şirketlerin oranı yüzde 20’ye yaklaştı. ‘Zombi şirket’ denilen bu kuruluşlara IMF’nin 2023 tarihli ‘The Rise of the Walking Dead’ raporu da dikkat çekmişti. Çalışma en fazla zombi şirketin Türkiye’de olduğunu gösteriyor.

Özellikle son dönemde devam eden yüksek faiz, KOBİ’ler açısından uygulanan vergi ve teşvik politikaları gibi birçok sebep zombi şirketlerin sayısını artırdı. Çalışmada dikkat çeken bir başka veri ise KOBİ kredisi kullanım oranları oldu. Buna göre, işletmelerin finansmana erişimi artmış gibi gözükse de gerçek borçlanma kapasiteleri zayıfladı. Uzmanlara göre bu sonuçlar sadece ekonomik darboğazın değil, sistematik sürdürülemezliğin de sinyali.

Ekonomideki bu sıkışma nedeniyle icra ve iflas dosyaları 2023’te 38.3, 2024’te 32.7 milyon adet oldu. Vahim tablo mahkemelerdeki icra ve iflas dosyalarının işlem süresini 2023’te 582 gün iken, 2024’te 918’e çıkardı. Her 14 kişiden birinin ekonomik suçlarla ilişkilendirilmesine yol açtı. Uzmanlar gelişmeyi ekonomik darboğazın sosyal yansıması olarak değerlendiriyor.

Enflasyon ve yüksek faizlerin baskısı altında kalan şirketler darboğaza girdi. Gerçekte iflas etmiş olmasına rağmen resmen kapanmayan çok sayıda ‘zombi’ işletme, faaliyetlerini borç, teşvik ve düşük faizli kredilerle sürdürürken, özel sektörün önemli bir bölümü artık ‘yaşar gibi yapan’ firmalardan oluşuyor. Krizin boyutunu ise bağımsız düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün yayınladığı ‘Türkiye’nin İcra ve İflas Raporu’ gözler önüne serdi.

Rapora göre Türkiye’de her beş şirketten biri fiilen iflas etti, artan kobi kredileri enflasyon karşısında ezilince finansmana erişim düştü, icra dosyalarında ise rekor kırıldı. Hukuk ve Adalet Politikaları Direktörü Dr. Yavuz Selim Günay’ın hazırladığı rapora göre pek çok şirket fiilen iflas etmiş olmasına rağmen, bu durumu resmen ilan etmeksizin faaliyetlerini asgari seviyede sürdürerek ‘zombi şirket’ niteliği kazandı. Şirketler elde ettikleri kazançlarla faaliyetlerini sürdüremiyor olsa da yeniden finansman, düşük faiz veya kamu desteği gibi desteklerle iflastan kurtuldu.

Raporda, Türkiye’de süregelen yüksek enflasyon, kredi daralması ve reel sektördeki kârlılık erozyonu gibi etkenler göz önüne alındığında, mevcut durumda zombi şirket oranının yüzde 20 seviyelerine yaklaştığı görüldü. Veriler, Türkiye’de neredeyse her 5 şirketten birinin faaliyetlerini organik olarak değil, sürekli zarar, borçlanma ve yapay yaşam destekleri ile (teşvikler, sübvansiyonlar, düşük faizli krediler vb.) devam ettirdiğini ortaya koydu.

Öte yandan Türkiye, IMF’nin 2023 tarihli başka bir raporuna göre ülkeler bazında halka açık olmayan şirketler arasında zombi şirket oranlarında yüzde 13 ile hala birinci sırada yer alıyor. Rapora göre Türkiye’de zombi şirketlerin artışı finansal istikrar açısından da önemli bir tehdit oluşturuyor. Özellikle son dönemde devam eden yüksek faiz, KOBİ’ler (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler) açısından uygulanan vergi ve teşvik politikaları gibi birçok sebeple bu şirketlerin oranı gün geçtikçe artıyor.

Raporda dikkat çeken bir başka veri ise KOBİ kredisi kullanım oranları oldu. Buna göre, Türkiye’de işletmelerin finansmana erişimi artmış gibi gözükse de gerçek borçlanma kapasitelerinin zayıfladığı ortaya çıktı. Ocak 2023-Mayıs 2025 arasındaki yaklaşık 2,5 yıllık süre içerinde kullanılan KOBİ kredisi oranı yaklaşık yüzde 120 oranında artış gösterdi. Ancak aynı dönem içerisinde kümülatif enflasyon yaklaşık olarak yüzde 240 hesaplandığı için, fiyatlar ortalama olarak 3,4 katına çıkarken KOBİ kredilerindeki artış yalnızca 2,2 kat düzeyinde kaldı. Rapor, kullanılan KOBİ kredisi hacminin nominal olarak artmasına rağmen reel anlamda daraldığını, yani enflasyonun çok gerisinde kaldığını ortaya koydu.

Her 14 kişiden biri ekonomik suçlu

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün raporuna göre Türkiye nüfusu dikkate alındığında, 2024 yılında her 14 kişiden biri ekonomik suçlarla ilişkilendi. Mal varlığına karşı suçlar kapsamında yürütülen ceza soruşturmalarına ilişkin dosya, suç ve şüpheli sayıları incelendiğinde, son yıllarda istikrarlı bir artış eğilimi gözlemlendi. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2022 yılında mal varlığına karşı suçlar kapsamında işlem yapılan şüpheli sayısı 5 milyon 845 bin 634, 2023 yılında 5 milyon 864 bin 585, 2024 yılında 6 milyon 44 bin 908 seviyesine ulaştı.

Aynı dönemde dosya sayısı, 4 milyon 673 bin 836’dan 4 milyon 882 bin 291’e; suç sayısı, 8 milyon 65 bin 237’den 8 milyon 966 bin 686’ya yükseldi. Raporda ayrıca, Türkiye’de icra ve iflas dairelerindeki dosya sayısı da yer aldı. İcra ve iflas dairelerine gelen toplam dosya sayısının 2015’te yaklaşık 26,2 milyon düzeyindeyken, 2023’te 38,3 milyon ile zirve yaptı, 2024’te ise 32,7 milyon seviyesine geriledi. Öte yandan Adalet Bakanlığı verilerine göre icra ve iflas dairelerinde bir dosyanın ortalama işlem süresi 2023 yılında 582 gün iken, 2024 yılında bu süre 918 güne çıktı. Söz konusu yüzde 57’lik artış, sistemdeki yavaşlamanın ciddiyetini de ortaya koydu.

Karar’da yer alan habere göre; Türkiye ekonomisinin zombi şirketlerden kurtulması gerektiğini vurgulayan ekonomist Tunç Şatıroğlu şu ifadeleri kullandı; “IMF çalışmasına göre zombi şirketlerin özel şirketler içinde oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye. Ancak bu çalışma 2020’den sonrasını yani Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu dönemini kapsamıyor. Negatif reel faiz döneminde bu oranın daha da arttığını düşünüyorum. Erken faiz indirimlerinin devam etmesi durumunda zombi şirket oranın daha da artmasını beklerim. O zaman verimlilik daha da düşer ve bu durumdan kurtulmak için ödenmesi gereken ekonomik bedel çok daha ağır olur.

Olur ama bizim ekonomi yönetiminde yanlışta inat anlayışı var. O yüzden erken faiz indirimleri de devam eder, zombiler de canlıları yer. Türkiye ekonomisi zombilerden kurtulmalı. Zombiler yaşasın diye ülkenin geleceğinden harcanıyor. Bazı kavramlar: Zombi şirket faaliyetlerini sürdürmek için düşük faizli kredi kullanmak ve veya dışarıdan kendisine sermaye transferi yapılması gereken şirket demek. Düşük faiz gerçek enflasyona göre düşük faiz demek. Yani nominal faizden bahsetmiyoruz. Örneğin kredi faizi yüzde 80 olabilir ama gerçek enflasyon yüzde 90 olursa bu düşük faizdir.”

Paylaşın

Erdoğan: 28 Şubat Artıklarına Boyun Eğmedik Eğmeyiz

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Tanıtım Programı’nda konuşan Erdoğan, “Birileri bu ülkede yasakların kalmasını istemedi. Adaletsizliklerin giderilmesini müfredatın zenginleştirilmesini, okullar arasındaki eşitliğin azalmasını istemedi” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de gerçek manada bir sınıfsal değişimin yaşanmaması için her şeyi yaptılar. Bugün hala kümelendiklerini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki bir ilçede buna yine şahit olduk. Öğrencilerin camiye davet edilmesi birilerini rahatsız etti. Güya laiklik maskesiyle kendi zihin dünyalarındaki faşizmi gizleyeme çalıştılar. Laikliği din ve inanç karşıtlığı gibi anlayan bunu herkese dayatan 28 Şubat artıklarına biz bugüne kadar boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Tanıtım Programı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Yeni maarif modelimizin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum. Bundan 21 yıl evvel Türkiye’ye hizmet yolculuğumuza başladığımızda 4 önceliğimizden birinin eğitim olacağını söyledik ve bu sözümüzü yerine getirdik. Her yıl bütçede aslan payını eğitim için ayırdık. Bütün imkanlarımızı seferber ediyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneği bozmayıp 1 trilyon 620 milyar lirayı eğitime ayırdık. Derslik başına düşen öğrenci sayısını ilk öğretimde 23’e, ortaöğretimde ise 22’ye indirdik.

Geride bıraktığımız 1 yılda 13 bin 715 yeni dersliği ülkemize kazandırdık. Cumhuriyet tarihimizin en fazla öğretmen atamasını yapan hükümetiyiz. Tek seferde 45 bin öğretmeni öğrencileriyle buluşturduk. Bu sene atayacağımız 20 bin öğretmenle eğitim ordumuzu daha da güçlendireceğiz.

Aile konusu son günlerde altını çizdiğim üzere bizim için hayati öneme sahiptir. Çocuklar küresel kültürün dayatmalarına maruz kalıyor. Bunların en başında cinsiyetsizleştirme projeleri var. Çizgi filmlerden sinema yapımlarına pek çok alanda evlatlarımız bu projelerle sık sık karşılaşıyor. Hep beraber el ele vererek küresel cinsiyetsizleştirmeyle mücadele edeceğimize inanıyorum.

Dünya değişirken Türkiye nasıl aynı kalmıyorsa, eğitim sistemimizin de yerinde sayması beklenemez. Burada önemli olan yenilenmeyle birlikte köklerden kopmamaktır. Maziden atiye köprü kuran özgün bir anlayışla sürecin yönetilmesi gerekiyor. Eğitim sistemimiz eskiden daha çok ezbere dayanıyordu.

“Boyun eğmedik, eğmeyiz”

Birileri bu ülkede yasakların kalmasını istemedi. Adaletsizliklerin giderilmesini müfredatın zenginleştirilmesini, okullar arasındaki eşitliğin azalmasını istemedi. Türkiye’de gerçek manada bir sınıfsal değişimin yaşanmaması için her şeyi yaptılar. Bugün hala kümelendiklerini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki bir ilçede buna yine şahit olduk. Öğrencilerin camiye davet edilmesi birilerini rahatsız etti. Güya laiklik maskesiyle kendi zihin dünyalarındaki faşizmi gizleyeme çalıştılar. Laikliği din ve inanç karşıtlığı gibi anlayan bunu herkese dayatan 28 Şubat artıklarına biz bugüne kadar boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyiz.

Bu ülkenin çocuklarıyla inanç değerleri arasına kimsenin girmesine izin vermeyiz. Eski Türkiye alışkanlıklarına müsaade etmeyeceğiz. Pedagojik değil tamamen ideolojik kaygılarla eğitim hamlemize karşı çıkanları kendilerini sorgulamaya davet ediyorum. Bu meseleyi ideolojik kavgalarınıza meze yapmaktan bir an önce vazgeçin. Türkiye’nin gözden çıkarabileceği tek bir evladı yoktur. İdeolojik kaygılarla eğitim hamlemize karşı çıkmayın. Sadece ön yargılarla yeni modelimize karşı çıkanların yapıcı davranmasını ümit ediyorum.

Maarif modeli milletimizin tarihini, kültürünü merkeze alan bir bakış açısıyla hazırlandı. Model uluslararası standartlarda. Amaç kendisi ve toplumla barışık, bilge, özgür birey yetiştirmek. Öğrencilerin bilim ve teknolojinin değil aynı zamanda tasarlayıcısı, üreticisi olması hedeflenmiştir. Yeni müfredatımızla öğrencilerimizin milli, manevi değerler istikametinde okuyan, düşünen, araştıran şahsiyetler olarak yetiştirilmesini hedefliyoruz. Çocuklarımızı demokrasiye, cumhuriyete, bizi millet olarak bir arada tutan temel değerlere sahip çıkan bireyler olarak geleceğe hazırlamayı hedefliyoruz. PİSA sonuçlarını yeterli görmesek de son dönemlerde biz yükselişteyiz.”

Paylaşın

Halkın Yüzde 50’sinin Tasarruf Edecek Bir Geliri Yok

Halkın yüzde 26,9’u para biriktirme hususunda bir sorun yaşamadığını yüzde 73,1’i para biriktiremediğini ifade etti. Para biriktiremediğini ifade edenlerin ise yüzde 49,8’i tasarruf edecek bir gelirinin olmadığını belirtti.

Halkın yüzde 46,5’i kişisel mali durumunun “kötü” olduğunu ifade ederken “ne iyi ne kötü” diyenlerin oranı yüzde 42,2, “iyi” diyenlerin oranı yüzde 11,3 oldu. Halkın yüzde 53,3’üne göre Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, tıpkı kişisel mali durumu gibi kötü. “Ne iyi ne kötü” diyenlerin oranı yüzde 15,8 iken ülkenin ekonomisiyle ilgili iyimser olanların oranı yüzde 30,9 oldu.

Areda Piar, Türkiye genelinde bin 534 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği araştırma sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre, halkın yüzde 73,1’i para biriktiremiyor. Para biriktiremediğini ifade eden katılımcıların yüzde 49,8’i, tasarruf edecek bir gelirinin olmadığını belirtti.

Bu grubun yüzde 23,3’ü aylık harcamasının yüksek olduğunu, yüzde 12,6’sı borçlarının bulunduğunu, yüzde 5,5’i beklenmedik masraflardan dolayı para biriktiremediğini belirtti. Ayrıca yüzde 5’i para biriktirme konusunda planlamaya sahip olmadığını, yüzde 1,4’ü alışveriş bağımlısı olduğunu ve yüzde 0,2’si birikim amacı olmadığı için para biriktiremediğini kaydetti.

Yastık altı, döviz ve altın

Araştırmada yer alan katılımcıların yüzde 70,4’ü Türkiye’de tasarruf yapmanın “çok zor”, yüzde 13,9’u da “zor” olduğunu ifade etti. Yüzde 11,5’i orta düzeyde olduğunu belirtirken soruya “kolay” ve “çok kolay” yanıtı verenlerin oranı sırasıyla yüzde 2,2 ve yüzde 2’de kaldı.

“Tasarruf imkânınız olsa hangi aracı tercih edersiniz?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 47,7’si fiziki altın (yastık altı birikim, gram, çeyrek ziynet vs.), yüzde 25,3’ü döviz, yüzde 22,5’i altın, yüzde 21,8’i Türk lirası mevduat (faiz geliri), yüzde 8’i Borsa İstanbul, yüzde 6,6’sı katılım hesapları (faizsiz birikim hesapları), yüzde 4,5’i döviz mevduat (faiz geliri), yüzde 3,7’si bireysel emeklilik hesapları ve yüzde 1,8’i kripto para piyasası yanıtını verdi.

Araştırmada katılımcılara en çok hangi alanlarda tasarruf yaptıkları da soruldu. Araştırmaya katılanların yüzde 22,3’ü giyim ve ayakkabıdan, yüzde 16,1’i eğlence ve sosyalleşme masraflarından kısarak tasarruf yaptığını belirtti. Yüzde 14,6’sı elektrik kullanımı, yüzde 12,3’ü su kullanımı, yüzde 9,8’i gıdadan ve yüzde 8,8’i her alanda tasarruf yaptığını söyledi.

Ayrıca yüzde 3,8’i hediye ve bahşiş masraflarında, yüzde 2,8’i doğalgaz kullanımında, yüzde 2,3’ü kişisel bakım masraflarında, yüzde 1,8’i konut masraflarında ve yüzde 0,7’si sigorta masraflarında tasarrufa gittiğini belirtti.

Araştırmada katılımcılara tatil alışkanlıklarındaki değişkenlik de soruldu. Katılımcıların yüzde 50,7’si artık tatile gitmediğini ifade etti. Bununla birlikte yüzde 31,7’si bütçesi daha uygun yerleri tercih ettiğini belirtirken yüzde 11,1’i tatil planlamasında herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi. Tatil süresini daha kısa tutarak tasarruf ettiğini belirtenler de katılımcıların yüzde 6,5’ini oluşturdu.

Araştırmaya katılanların yüzde 46,5’i kişisel mali durumunun “kötü” olduğunu ifade ederken “ne iyi ne kötü” diyenlerin oranı yüzde 42,2, “iyi” diyenlerin oranı yüzde 11,3 oldu. Katılımcıların yüzde 53,3’üne göre Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, tıpkı kişisel mali durumu gibi kötü. “Ne iyi ne kötü” diyenlerin oranı yüzde 15,8 iken ülkenin ekonomisiyle ilgili iyimser olanların oranı yüzde 30,9 olarak araştırmaya yansıdı.

Türkiye genelinde bin 534 kişinin katıldığı araştırma, 29 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirildi.

Araştırmanın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Bakırhan’dan AK Parti’ye Uyarı: Kayyımınızı Çekin

Yüksekova’da açıklamalarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin, “AKP’yi uyarıyoruz: Kayyımınızı çekin, kayyımcı anlayışınızı bitirin” dedi ve ekledi:

“Eğer bu ülkede gerçekten sorunları çözmek istiyorsanız, Kürt halkının iradesi orta yerde duruyor ve konuşmaya da tartışmaya da hazırdır. Ama kayyımda ısrar ederseniz de direniriz, kayyıma izin vermeyiz. Çünkü kayyım haksız hukuksuz bir girişimdir. Seçimde yenileceksiniz, bu annelerimizin oylarıyla yerel yönetimlerde kaybedeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki ben bu annenin iradesine kayyım atıyorum.

Kusura bakmayın, bunu kabul etmeyiz. Hakkari de de söyledik burada da söylüyoruz: Siz kayyım atarsanız biz direniriz, karşı dururuz, onu yok sayarız. Bir sonraki seçimde de sadece tabela partisi olmazsınız, aynı zamanda Kürt halkının ve Türkiye halklarının oylarıyla iktidardan tepetaklak gidersiniz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyet, Yüksekova Belediyesi ziyareti sonrası esnaf ziyareti gerçekleştirdi. Esnaf ziyareti sonrası halk buluşmasında konuşan Bakırhan, Hakkari’ye atanan kayyımı halkın kabul etmediğini vurguladı ve şunları söyledi:

“Gelê me yê Geverê hun hemû bixêr hatin. Ez we hemuyan slav dikim. Çok değerli Yüksekova halkı, sağ olun, bizi bugün coşkulu bir şekilde karşıladınız. Dün Colemêrg’deydik. Colemêrg halkının iradesine kayyım atandı, halkın iradesi gasp edildi. Genel Merkezimiz, milletvekilli arkadaşlarımız ve yöneticilerimizle 4 gündür Hakkari’deyiz, halkımızla birlikteyiz. İradesine sahip çıkan Colemêrg halkına selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Colemêrg bir kez daha gösterdi ki artık Kürt halkı kayyım istemiyor, kayyım anlayışına karşıdır. Kayyım bu topraklara iki dönemdir hükümet tarafından atandı ve halkımız kayyımın ne olduğunu gördü. Bunu en iyi Yüksekova halkı bilir. Yüksekova’da kayyım zihniyetinin nasıl yerel yönetimleri tahrip ettiğine, belediyeyi borç batağına nasıl batırdığına herkes şahit oldu.

Sandıkta bütün hilelere, kaçak seçmenlere rağmen yenilen AKP-MHP iktidarı Hakkari’ye yine kayyım atadı. Biz bunu kabul etmeyeceğiz, Kürtler bunu kabul etmeyecek; Türkiye’nin emekçileri, yoksulları, halkları bunu kabul etmeyecek. Etmediler de. Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkesler, kadınlar, gençler ilk defa Hakkari’deki kayyım meselesinde, Edirne’den Hakkari’ye kadar ses yükseltti.

Partilimiz olmayanlar, siyasi partiler, kitle örgütleri, dost kurum ve kuruluşlar kayyıma karşı ses yükseltti. Hükümetin de Türkiye’de ve Hakkari’de ortaya çıkan kayyım karşıtı direnişi görmesini istiyoruz. Kayyım çare değil, kayyım çözüm değil. Kayyım; bu ülkede barış için az da olsa var olan o anlayışı, o iradeyi ortadan kaldırıp silecek bir düşman hukukudur.

AKP’yi uyarıyoruz: Kayyımınızı çekin, kayyımcı anlayışınızı bitirin. Eğer bu ülkede gerçekten sorunları çözmek istiyorsanız, Kürt halkının iradesi orta yerde duruyor ve konuşmaya da tartışmaya da hazırdır. Ama kayyımda ısrar ederseniz de direniriz, kayyıma izin vermeyiz. Çünkü kayyım haksız hukuksuz bir girişimdir.

Seçimde yenileceksiniz, bu annelerimizin oylarıyla yerel yönetimlerde kaybedeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki ben bu annenin iradesine kayyım atıyorum. Kusura bakmayın, bunu kabul etmeyiz. Hakkari de de söyledik burada da söylüyoruz: Siz kayyım atarsanız biz direniriz, karşı dururuz, onu yok sayarız. Bir sonraki seçimde de sadece tabela partisi olmazsınız, aynı zamanda Kürt halkının ve Türkiye halklarının oylarıyla iktidardan tepetaklak gidersiniz.

“Bu toprakların evlatlarını kayyımla, zorla, cezaeviyle yıldıramazsınız”

İnsanlar size 31 Mart’ta bir mesaj verdi, diyalogla ve müzakereyle sorunların çözülmesini istediklerini söyledi. Buna rağmen baskıyı, zoru, kolluğu Kürt halkının başına bela etmeye kalkarsanız da sandıkta cevabınızı alırsınız. Yüksekova’dayız. Biraz önce belediyemizi ziyaret ettik. Yüksekova Belediye Eş Başkanlarımız ve meclis üyelerimizle sohbet ettik. Burada da bir enkaz bırakılmış.

Biraz vicdanı ve onuru olan hiçbir insan kayyım anlayışının yarattığı bu tahribatı kabul etmez. Yüksekova Belediyesi rekor oyuyla Türkiye’de örnek ve model olmuş bir kenttir. Ama kayyım onu başka bir şekilde Türkiye’de tekrar model yapmaya çalıştı. Büyük borç batağıyla. Yüksekova Belediyesinin borcu büyükşehir belediye borçlarıyla neredeyse aynıdır. Nüfusa kıyaslarsan daha büyük bir borç batağına batmış bir kent. Bu enkazı görmeyenler, bu yolsuzluğu ve usulsüzlüğü görmeyenler Kürt’e “biz size kayyım atayacağız” diyor.

Ayıptır, günahtır, biraz vicdanlı olun. Bu toprakların evlatlarını baskıyla, zorla, zindanla, kayyımla yıldıramazsınız. Kürtler onurluca eşit yaşamak istiyor. Kimsenin malında ve toprağında gözleri yok, insanca yaşamak istiyorlar. Bu talebi görmek yerine kayyımı dayatmak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür. Biz bu kötülüğün karşısında durmaya devam edeceğiz.

Yüksekova halkıyla, Colemêrg halkıyla dayanışma içinde olacağız. Genel Merkezimizle, bütün dost kurumlarla, bütün ittifak ve bileşen partilerimizle, vicdanlı onurlu Türkiye halklarıyla birlikte bu gaspı kabul etmeyeceğiz. Gever’de AKP’ye oy vermiş yurttaşlarımız da olabilir. Onlara da biraz vicdan diyoruz. Hangi din ve vicdan üç dönemdir bir halkın iradesine atanan bu kayyımı kabul eder.

Bugünden sonra vicdanı olan, onuru olan hiçbir Kürt değil AKP’ye oy vermek ve üye olmak, AKP binasının önünden bile geçmemelidir. Size hakaret ediyorlar, dilinizi yok sayıyorlar, iradenize kayyım atıyorlar. 7’den 70’e Kürtleri zindana atıyorlar. Bir de utanmadan AKP’li olunuyor. Kürt halkı onurludur. Şex Saidlerin, Seyid Rızaların torunlarıdır. Bu vahşete izin vermemelidir. Bizim yanımıza gelmeyenler AKP’ye de oyunu vermesin.

AKP Hakkari ve Gever il ve ilçe örgütleri de kendi genel merkezlerine protesto faksları göndermelidir, bu gaspa dur demelidir. Bu kayyım sadece DEM Parti’ye atanmış değildir, Kürtlere ve onurlu Türkiye halklarına da atanmıştır. Bu kayyım belasını hep birlikte defedeceğiz. Sizin bu onurlu duruşunuzun, direnişinizin, rekor oyla defalardır partimizi Gever’de en yüksek oyla seçmenizin karşısında biz onur duyuyoruz. Asla iradenizin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Bunu herkes böyle bilsin.

Bugün burada ortaya koyduğunuz coşkuyu çok anlamlı görüyoruz. Lütfen Colemerg halkıyla daha fazla dayanışma içinde olun. Bu kayyımcı anlayışa karşı belediyenizi ve il-ilçe örgütünüzü daha fazla sahiplenin. Bir arada olursak hiçbir zulüm, hiçbir kayyımcı anlayış karşımızda duramaz.

Sizleri gece gündüz her dakika yerel yönetimleri sahiplenmek için uyanık olmaya davet ediyorum. Bir daha asla bu topraklarda kayyımcı, rantçı anlayışın yer bulmaması için lütfen belediyenize ve partinize sahip çıkın. Emin olun ki sizden büyük yoktur. Sizin direnişiniz onların topundan da tankından da dipçiğinde de daha büyüktür.

Yıllarca bu asimilasyoncu, bu inkarcı anlayışa karşı diz çökmediniz, boyun eğmediniz. Bugünden sonra da direnişinizle, duruşunuzla bir daha bu topraklarda kayyımcı anlayışın olmaması için elinizden gelen çabayı ortaya koyacağınıza inanıyor, tekrar hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ji me hemûyan re serkeftin serkeftin.”

Paylaşın

Progresif Osseöz Heteroplazi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Progresif osseöz heteroplazi (POH), vücudun normalde kemiğin bulunmadığı bölgelerinde anormal kemik gelişimi (heterotopik ossifikasyon) ile karakterize edilen son derece nadir bir hastalıktır.

Haber Merkezi / Bozukluk ilk olarak bebeklik döneminde ciltte düzensiz kemik oluşumu (kemikleşme) alanları olarak ortaya çıkar; Heterotopik ossifikasyon, derinin altındaki yağ alanları (deri altı yağ), kaslar, tendonlar, bağlar ve kası saran fibröz doku tabakaları (fasya) dahil olmak üzere yüzeysel ve derin bağ dokularını kapsayacak şekilde ilerler.

Bu anormal kemik oluşumu, etkilenen eklemlerin hareketini kısıtlayabilir ve/veya etkilenen uzuvların büyümesini engelleyebilir. Hastalığın seyri tahmin edilemez; Vücudun bazı bölgeleri ciddi şekilde etkilenirken diğerleri etkilenmeden kalabilir. POH tanısı ancak kemik oluşumunun daha derin bağ dokularına ilerlemesi durumunda konur. Aksi takdirde kemik oluşumu osteoma kutis olarak sınıflandırılır.

POH semptomları genellikle doğumda (konjenital) veya yaşamın ilk birkaç haftasında mevcuttur ve etkilenen kişi yaşlandıkça yavaş ve asimetrik olarak ilerleme eğilimindedir. POH’li bebeklerde tipik olarak makülopapüler döküntü (dermiste düzensiz kemik bölgeleri) bulunur. Başlangıçta, etkilenen cilt anormal derecede pürüzlü hissedilebilir.

POH’li bebeklerde en önemli bulgu ekstra iskelet kemiğinin gelişmesidir (heterotopik ossifikasyon). Başlangıçta deride kemik büyümesi gelişebilir (osseöz nodüller veya osteoma kutis adı verilen plaklar). Bu alanlar giderek yaygınlaşabilir ve daha da geniş sertleşmiş ve kalınlaşmış cilt alanları (dermal ossifikasyon) oluşturmak üzere birlikte büyüyebilir (birleşebilir). Hastalık ilerledikçe bu kemik oluşumları derinin daha derin katmanlarına (deri altı katmanlara) kadar uzanabilir. Sonunda fasya ve iskelet kası gibi vücudun çeşitli bağ dokularında anormal kemik büyümeleri meydana gelir.

Osteoma kutis veya POH’li çocuklarda ayrıca cilt yüzeyini kırarak tahrişe veya yüzeysel enfeksiyona neden olan keskin, iğne benzeri kemik çıkıntıları (spiküller) bulunabilir.

Kemiğin anormal gelişimi ilerledikçe eklemlerin hareketi kısıtlanabilir ve sonunda eklemlerin kilitlenmesine (ankiloz) neden olabilir. POH ayrıca vücudun herhangi bir bölgesindeki hareketi de kısıtlayabilir. Etkilenen kollar ve bacaklar deforme olabilir ve tam uzunluğa ulaşamayabilir. Bu, vücudun bir tarafında meydana gelebilir ve eşitsiz büyümeye yol açabilir; örneğin bir bacak veya bir kol diğerinden kısa olabilir. Vücudun bazı bölgeleri ciddi şekilde etkilenebilirken diğer bölgeleri etkilenmeden kalabilir. Bazı hastalarda lezyon oluşumu baskın olarak veya yalnızca vücudun bir tarafında (sol veya sağ) meydana gelir (hemimelik ilerleyici osseöz heteroplazi).

Ek olarak, omurga çevresinde kemik büyümesi meydana geldiğinde, etkilenen bazı bireylerde omurganın yana doğru anormal bir eğriliği (skolyoz) gelişebilir.

POH’un ilerlemesi aynı ailenin üyeleri arasında bile oldukça değişkendir. Bazı bireylerde son derece yavaş ilerleyebilir; diğerlerinde ise daha hızlı ilerleyebilir. Çoğu birey, durumun kademeli olarak ilerlemesini yaşar.

POH’da heterotopik kemik oluşumu, doğası gereği endokondralden ziyade intramembranöz olabilir ve herhangi bir inflamatuar bileşen tanımlanmamıştır. Histolojik olarak, menşei tam olarak bilinmeyen hücre(ler) olmasına rağmen, kemiğin doğrudan yağ stromal dokusundan ortaya çıktığı görülebilir.

Ekstra iskelet kemiği oluşumunun uyarılmasına ek olarak, GNAS genindeki etkisizleştirici mutasyonlar, fare modellerinde değişen iskelet kemiği kalitesiyle ilişkilendirilmiştir. POH’da iskelet kemiği kalitesine ilişkin ayrıntılı çalışmalar kapsamlı bir şekilde araştırılmayı beklemektedir.

Bazı POH vakalarına GNAS geninin bozulması veya değişiklikleri (mutasyonlar) neden olabilir   . İncelenen POH hastalarının yaklaşık dörtte üçünde etkisizleştirici  GNAS  gen mutasyonları var.

GNAS   (guanin nükleotid bağlayıcı protein, alfa uyarıcı polipeptit) geni, araştırmacıların kemik büyümesini destekleyen ve hücre kaderini yönlendiren proteinlerin (diğer genler tarafından üretilen) aktivitesini düzenlemede rol oynayabileceğine inandıkları bir proteinin üretilmesine (kodlanmasına) yönelik talimatlar içerir . kararlar. POH’da GNAS geninin mutasyonu, Gsα proteininin eksikliğine veya işlevsizliğine neden olur. GNAS genindeki mutasyonların POH semptomlarına nasıl   yol açtığı henüz bilinmiyor, ancak kanıtlar bu süreçte “kirpi” sinyal yolunun aktivasyonunu gösteriyor.

Çoğu POH vakası, GNAS geninin spontan (sporadik) genetik değişiminin (yeni mutasyon) sonucu olarak rastgele meydana gelir . Ancak bu mutasyon aynı zamanda bir ebeveynden de kalıtsal olabilir ve otozomal dominant kalıtımı takip edebilir. Baskın genetik bozukluklar, belirli bir hastalığa neden olmak için çalışmayan bir genin yalnızca tek bir kopyasının gerekli olduğu durumlarda ortaya çıkar.

POH ile ilişkili spesifik bir gen düzenleme süreci, genetik damgalama olarak bilinir. Herkeste her genin (X ve Y kromozomlarındaki genler hariç) biri babadan, diğeri anneden alınan iki kopyası vardır. Çoğu durumda her iki gen kopyası da “açılabilir” ve aktiftir. Bununla birlikte, bazı genler, o genin hangi ebeveynden geldiğine bağlı olarak (genetik damgalama) tercihen susturulmuş veya “kapatılmış” olarak korunur.

Genetik damgalama, DNA metilasyonu adı verilen bir süreç aracılığıyla kimyasal düzenlemeyle kontrol edilir. Normal gelişim için uygun genetik damgalama gereklidir. Arızalı damgalama, POH dahil çeşitli insan hastalıklarıyla ilişkilendirilmiştir. POH’li bireylerde  GNAS  geninin kusurlu kopyası babadan miras alınır. Arızalı bir  GNAS  geni anneden miras alınırsa, bireylerde tipik olarak Albright kalıtsal osteodistrofi (AHO) ve/veya psödohipoparatiroidizm tip 1a (PHP1a) olarak bilinen ilişkili ancak klinik olarak farklı bozukluklar gelişir.

POH tanısı kapsamlı bir klinik değerlendirme, karakteristik fiziksel bulgular ve fasyanın derin bağlantısında POH için karakteristik görünümle birlikte heterotopik ossifikasyonun varlığını gösteren testlerle (örneğin, röntgen veya röntgenogramlar ve BT taramaları) doğrulanabilir. , kaslar, tendonlar, kaslar ve/veya bağlar.

Alt ekstremiteleri içeren POH’li kişilere yardımcı olmak için yürüme ve ağırlık taşımaya yardımcı olan özel ayakkabılar, destekler ve diğer cihazlar kullanılmıştır. Mesleki terapi değerlendirmeleri ve günlük yaşam aktiviteleri için uygun yardımcı cihazlar, POH’nin üst ekstremiteyi etkilediği kişiler için yararlı olabilir. Bu hastalıkta yaygın olan kemik büyümelerinden etkilenmeyen cilt bölgelerine aşı yapılmalıdır. Diğer tedaviler semptomatik ve destekleyicidir. Bu bozukluğu olan bebeklere yönelik bir ekip yaklaşımı faydalı olacaktır ve özel sosyal, eğitimsel ve tıbbi hizmetleri içerebilir.

Paylaşın

Progresif Supranükleer Felç Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Progresif supranükleer felç (PSP), denge ve yürümede ilerleyici bozulmaya neden olan nadir görülen dejeneratif nörolojik bir hastalıktır; özellikle aşağı doğru göz hareketinin bozulması; anormal kas tonusu (sertlik); konuşma güçlükleri (dizartri); ve yutma ve yeme ile ilgili problemler (yutma güçlüğü).

Haber Merkezi / Etkilenen bireyler sıklıkla kişilik değişiklikleri ve bilişsel bozulma yaşarlar. Belirtiler genellikle 60 yaşından sonra başlar ancak daha erken de başlayabilir. PSP’nin kesin nedeni bilinmiyor. PSP sıklıkla Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, kortikobazal dejenerasyon ve diğer nörodejeneratif bozukluklar olarak yanlış teşhis edilir.

PSP’nin belirti ve semptomları kişiden kişiye değişir, ancak hastalar genellikle dört klinik sendromdan (fenotip) birine girer: Richardson sendromu, atipik Parkinsonizm, kortikobazal sendrom ve saf akinezi ve yürüme donması. Daha az yaygın olarak, hastalar kognitif kayıpla başvururlar ve motor belirtiler yoktur.

En yaygın görülen görünüm, yürüme ve denge bozukluğu, fal taşı gibi açılmış yüz ifadesi, anormal konuşma, hafıza ve bilişsel bozukluk ve özellikle aşağıya doğru istemli göz hareketinde yavaşlama veya kayıptan (supranükleer oftalmopleji) oluşan Richardson sendromudur. . Bilişsel semptomlar arasında unutkanlık ve önceden zevk veren faaliyetlere ilgi kaybı (ilgisizlik), dikkat ve konsantrasyonda bozulma, depresyon ve artan sinirlilik gibi kişilik değişiklikleri yer alır.

Tüm PSP hastalarının yarısından azına başlangıçta doğru tanı konulur çünkü çoğu hasta klasik Richardson sendromuyla başvurmaz. Bu hastaların çoğu başlangıçta yavaştır ve Parkinson hastalığına benzeyen kas sertliği ve ara sıra titreme gösterirler ve başlangıçta levodopaya bir miktar yanıt verebilirler. Diğer hastalarda kortikobazal dejenerasyonda görüldüğü gibi tuhaf sertleşme (rijidite ve distoni) ve üst ekstremitede istemli fonksiyon kaybı görülür.

Bazı hastalarda ilerleyici yürüme donması sendromu görülür. Bu hastalar, yürüyüşe tereddütle başlarlar ve dönerken ve eşikleri (kapı aralıklarını) geçerken donma veya durma eğilimi gösterirler. Göz hareketleri ve algılamaları normaldir. Küçük el yazısı ve düşük hacimli, hızlı, mırıldanmalı konuşma (taşifemi veya dağınık konuşma) tipiktir ve Parkinson hastalığında meydana gelene benzerdir, ancak Parkinson hastalığının aksine yavaşlama (bradikinezi) veya kas sertliği (rijidite) yoktur.

Son olarak, PSP’li bazı hastalarda bilişsel bozukluk ve kişilik değişikliği (frontotemporal demans), ilerleyici konuşma ve dil bozukluğu, genelleştirilmiş ataksi veya genelleştirilmiş spastisite görülür. Bu atipik belirtileri olan hastaların çoğunda, birkaç yıl içinde sonuçta göz hareketi, konuşma, yutkunma ve yürüyüşte anormallikler (Richardson sendromu) gelişir. Bu nedenle, hastalık ilerledikçe PSP tanısı tipik olarak daha kesin hale gelir.

Buradaki zorluk, hastalığı çok erken evrelerde teşhis etmektir ve klasik Richardson sendromu olmayan hastalarda bu çok zordur. PSP için tanısal bir laboratuvar veya radyolojik test yoktur. Bu nedenle çoğu hastaya hastalığın seyrinde oldukça geç tanı konur. PSP, teşhisten ortalama 6 ila 9 yıl sonra ölümle sonuçlanır ve Richardson sendromu ve demansı olanlar en hızlı şekilde ilerler. PSP’den ölüme çoğunlukla zatürre veya diğer enfeksiyonlar neden olur.

Göz hareketlerinin bozulması sonunda okumayı, araba kullanmayı ve kişiler arası göz temasını zorlaştırır veya imkansız hale getirir. Anormal göz kapağı kontrolü, gözlerin saniyeler veya daha uzun süre boyunca istemsiz olarak kapanmasına (blefarospazm) neden olur ve etkilenen bazı bireyler, göz çevresindeki kaslar rahat görünse bile, kapatıldıktan sonra gözlerini açmakta zorluk çekebilir (göz açma apraksi). Hastalar genellikle normalden daha az göz kırparak gözlerin kurumasına ve kızarmasına neden olur.

Vücudun kasları istemsiz olarak kasılabilir ve etkilenen vücut kısmının (örneğin üst veya alt ekstremite) tuhaf duruşlar almasına neden olabilir. Buna distoni denir. Blefarospazm, göz çevresindeki kasları etkileyen bir distoni şeklidir.

Çoğu hastada sonunda hafif veya orta dereceli bir zihinsel bozukluk ortaya çıkar ve bu, hastalığın erken döneminde, konuşma, denge ve göz hareketlerinde önemli zorluklar ortaya çıkmadan önce ortaya çıktığında yanlışlıkla Alzheimer hastalığı olarak teşhis edilebilir.

Bazı hastalarda sık sık uyanma ve uyku düzeninde değişiklik gibi uyku bozuklukları yaşanır. Uyku bozuklukları depresyonun bir belirtisi olabilir veya bir ilacın yan etkisi olabilir. REM (hızlı göz hareketi) uyku davranışı bozukluğu, PSP’nin bir özelliği değildir ancak Lewy cisimcikli demans, Parkinson hastalığı ve çoklu sistem atrofisinin bir özelliğidir. REM uykusu davranış bozukluğunda hastalar rüya uykusu sırasında konuşur ve hareket ederler ve bu hareket kişisel yaralanmaya veya yatak partnerinin yaralanmasına neden olabilir.

PSP’nin nedeni bilinmemektedir, ancak tau proteininin anormal fosforilasyonunun sinir hücrelerindeki hayati protein filamentlerinin tahrip edilmesiyle ilişkili olduğu bir tauopati şeklidir. Bu “nörofibriler” dejenerasyonun sinir hücrelerinin ölümüne neden olduğu varsayılmaktadır ve deneysel tedavilerin çoğu tau patolojisini önlemeyi amaçlamaktadır. PSP’nin belirti ve semptomları, tau patolojisinin beyindeki dağılımına göre belirlenir. Son çalışmalar hastalığın en azından kısmen genetik olduğunu ileri sürüyor. Artık pek çok araştırmacı, çeşitli genetik ve çevresel faktörlerin bu bozukluğu oluşturmak için etkileşime girdiğine inanıyor.

Tıp literatüründe “tauopati” kelimesi, tau’nun yanlış kullanıldığı PSP de dahil olmak üzere birçok nörodejeneratif bozukluğu ifade etmek için kullanılmaktadır. Tauopatiler olarak sınıflandırılan diğer nörodejeneratif bozukluklar arasında kortikobazal dejenerasyon ve Pick hastalığı bulunur. Alzheimer hastalığı aynı zamanda tau patolojisine de neden olur.

Çoğu hastanın ailesinde PSP öyküsü olmasa da genetik, PSP’de önemli bir rol oynar. Mikrotübülle ilişkili protein tau (MAPT) genindeki nadir mutasyonların, nadir hastalarda PSP’ye neden olduğu görülmektedir ve PSP riski, bir dereceye kadar bu gendeki genetik varyasyonla belirlenir. En az diğer üç genin (STX6 , EIF2AK3 ve MOBP) varyantları da PSP geliştirme riskinin artmasıyla ilişkilidir. Genetik mekanizmaların incelenmesi sonunda etkili tıbbi tedavilere yol açacaktır.

Kapsamlı bir klinik değerlendirme, ayrıntılı bir hasta öyküsü ve karakteristik fiziksel bulguların tanımlanmasına dayanarak ilerleyici supranükleer felç tanısından şüphelenilebilir.

Progresif supranükleer felç tedavisi semptomatik ve destekleyicidir. Şu anda tedavisi yok. Bazı durumlarda, Parkinson hastalığını tedavi etmek için kullanılan levodopa gibi ilaçlar (antiparkinson ajanlar) yavaşlama semptomlarının hafifletilmesinde faydalıdır, ancak etki genellikle sınırlı ve geçicidir. Antidepresan ilaçların bazı durumlarda faydası vardır. Bu ilaçların kullanımı, uygulamalarında deneyimli bir nörolog tarafından dikkatle izlenmelidir.

Önde ağırlıklı bir yürüteç ve topuklu ayakkabılar giymek gibi yürüme yardımcıları, etkilenen bireylerin geriye doğru düşmesini önlemeye yardımcı olabilir. Fizik tedavi, mesleki terapi ve konuşma terapisi ile yapılan periyodik değerlendirmeler, yaşam kalitesinin en üst düzeye çıkarılmasına yardımcı olur. PSP’li bazı bireylere, görüşteki bazı zorlukları (örn. aşağıya bakma güçlüğü) tedavi etmek için çift odaklı gözlükler veya prizmalı özel gözlükler reçete edilebilir. Botulinum toksini enjeksiyonları blefarospazm tedavisinde faydalıdır.

Hastanın artık yutkunamaması durumunda hastanın isteğine ve yaşam kalitesine göre perkütan gastrostomi adı verilen cerrahi işlem uygulanabilmektedir. Bu prosedürde yeterli beslenmeyi sağlamak için karın derisinden mideye bir tüp yerleştirilir.

Paylaşın

Prolaktinoma Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Prolaktinoma, aşırı miktarda prolaktin hormonu üreten hipofiz bezinin (adenom) iyi huylu bir tümörüdür. Kadınlarda hiperprolaktinemi, düzensiz adet dönemleri veya hatta adet yokluğu, kısırlık ve hamile olmayan kadınlarda anne sütü üretimi (galaktore) ile karakterizedir. Erkeklerde en sık görülen semptom iktidarsızlıktır.

Haber Merkezi / Prolaktinoma semptomlarının çoğuna, yumurtalık ve testis fonksiyonlarını azaltan kandaki aşırı miktarda prolaktin (hiperprolaktinemi) neden olur. Kadınlarda prolaktinoma, düzensiz adet dönemleri, kısırlık ve hamile olmayan kadınlarda anne sütü üretimi (galaktore) ile karakterizedir. Bazı kadınlar cinsel istekte azalma veya ağrılı ilişki yaşarlar. Erkeklerde en sık görülen semptom iktidarsızlıktır; kısırlık ve kas gücünün azalması endişe vericidir. Her iki cinsiyette de düşük kemik kütlesi gelişebilir (osteopeniden osteoporoza kadar).

Baş ağrıları ve görme anormallikleri gibi bazı semptomlar, hipofiz tümörünün diğer dokulara ve optik kiazmaya yaptığı baskıdan kaynaklanır. Hipofiz tümörlerinin nedeni bilinmemektedir. Hipofiz tümörlerinin çoğu sporadiktir ve kalıtsal veya çocuklara aktarılabilen genetik faktörlerle ilişkili değildir.

MRI veya BT görüntülemede hipofiz adenomu olduğu gösterilen tüm hastaların serum prolaktin düzeyi kontrol edilmelidir ve eğer prolaktin düzeyleri >150-200 ng/ml ise hastada muhtemelen prolaktin salgılayan bir tümör vardır ve dopamin ile tedavi edilmelidir. Ameliyat yerine agonist ilaç tedavisi. Seviye daha düşükse, bu, <10 mm’lik bir tümöre veya normal prolaktin salgılayan hücrelerin aşırı salgılamasına (sap etkisi) izin veren hipotalamik dopaminin normal inhibisyonunun olmamasına bağlı olabilir.

Bazı ilaçların, eğlence amaçlı ilaçların, makroprolaktin (vücut üzerinde hiçbir etkisi olmayan büyük prolaktin molekülü), diğer tıbbi durumların (düşük tiroid fonksiyonu, karaciğer veya böbrek yetmezliği gibi) etkisi bu düşük seviyeler için değerlendirilmelidir. Bu tür hastalar için deneyimli bir endokrinolog tarafından uzman konsültasyonu düşünülmelidir.

Prolaktinoma, dopamin prolaktin sekresyonunu inhibe ettiğinden bromokriptin, kinagolid ve kabergolin gibi dopamin gibi etki gösteren ilaçlarla (dopamin agonistleri) tedavi edilir. Bu ilaçlar hastaların yaklaşık %80-90’ında tümörün boyutunu küçültür ve prolaktin salgı miktarını azaltır. İlaç tedavisinin etkili olmaması veya rahatsız edici yan etkilerin (baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, bulantı, kusma) olması durumunda ameliyat önerilebilir.

Hem tıbbi tedavide hem de cerrahide iyileşme oranları tümörün boyutuna ve konumuna bağlıdır ve etkilenen bazı bireylerde prolaktinoma tekrarlayabilir. Radyasyon tedavisi bazen ilaçlara yanıt alınamıyorsa ve ameliyata uygun değilse prolaktinomanın büyümesini kontrol etmek için kullanılır.

Paylaşın

Haluk Özkan Kimdir? Hayatı, Albümleri

1965 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Haluk Özkan, ilk öğrenimini Kayseri’de, orta öğrenimini İzmir’de tamamladı. Bir dönem İzmir İktisat Fakültesine devam eden Özkan, İstanbul devlet opera ve şan bölümüne birincilikle girdi.

Akademi Hayat Sinema Televizyon da Sinema bölümünde öğrenim görmüş olan Özkan, bir dönem, İzmir Büyük Şehir Belediye’sinde sanat danışmalığı görevinde de bulundu. Haluk Özkan, konservatuvar eğitimi aldığı yıllarda Ergüder Yoldaş, Sezer Bağcan Ve Niyafu Tayson’la çalışmış ve yine ilk albümü Vira Bismillah’ı Ergüder Yoldaş’ın aranjeleriyle yayınladı. Özkan, birçok film, tiyatro müzikleri yazmanın yanı sıra; TRT de yeşil miras adlı 13 bölümlük dizide başrol oynamış, uzun metrajlı filmlerde de oyunculuk yaptı.

Haluk Özkan, Selahattin Taşdöven’le Münir Özkul Sahnesi’nde, Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz oyununda 5 farklı karakteri canlandırdı. 12 Eylül darbesinde 14 yaşında hapis yatan Özkan hapiste işkence gören sanatçılardandır. Haluk Özkan, 1994 senesinde Yaptığı Deli Sevda adlı albümü ile Alevi Semahlarına, deyişlerine ve halk müziğine çağdaş ve farklı bir yorum getirerek günümüzde de bu alanda müzik yapan birçok sanatçıya öncülük etti.

Türkiye’de ve yurt dışında yüzlerce konser gerçekleştiren sanatçı, uzun metrajlı filmlere yazdığı müziklerin yanı sıra birçok kurumun, kurumsal müziklerini cıngıl ve reklam müziklerini besteleyen Haluk Özkan, birçok gazete ve dergide köşe yazarlığının yanı sıra röportajları yayınlandı. Yayınlanan birçok klibinin yönetmenliğini yapan Haluk Özkan en son 13. albümü Yola Zararsın 2016 senesinde yayınlandı. Senaryosu Haluk Özkan’a ait olan Uyanış Filmi Haluk Özkan’ın ilk yönetmenlik deneyimi oldu.

57 Alay filminin müziklerinin kompozitörlüğünü ve yönetmenliğini üslenen Özkan için senaryosunu Haldun Çubukçunun yazdığı 57.Alay filmi Çekmeyi planladığı ikinci filmi oldu. 2017 senesinde senaryosu, müzikleri ve yönetmenliğini yaptığı Oto Lastik adlı kısa filmini yayınlayan Haluk Özkan, bir kangal köpeğinin hayat hikâyesinin anlatıldığı Hayata Tutunmak Paşanın Hikayesi 9 bölümlük bir belgesel çekti. Haluk Özkan, 2021 senesinde Tarihi İzmir Sinagogları adı altında bir ikinci belgesel çalışmasını gerçekleştirerek Türkiye’ye tarihi bir doküman kazandırdı.

Haluk Özkan, yine 2021 senesinde Bizim Yunus adlı Yunus Emre’nin hayatının ve eserlerinin işlendiği belgeselini yayınladı. Haluk Özkan’ın bu güne kadar yaptığı ve yayınlanan 23 albümü vardır. 2022 senesinde Haluk Özkan Projects müzik ve film Yapım şirketini açan sanatçı, kendi kurduğu yapım şirketinden; kendisine ait 10 Albümün yanı sıra birçok sanatçıya Aykut Aslan, Ayhan Kökoğlu , Grup Araz, Hazal gibi güçlü yorumculara albüm çalışması gerçekleştirerek yayınladı. Haluk Özkan en son 2022 yılında Haluk Özkan Soundtracks başlığı adı altın da, 64 besteden ve farklı konseptlerde olan, 10 albümüm piyasaya sürdü. Albümler Haluk Özkan Projects etiketiyle yayımlandı.

Haluk Özkan’ın albümleri: Vira Bismillah, Dost Dost ille Kavga, İdam Gecesi, Büyük Firar, Deli Sevda, Yalan Dünya
Eyvah, Ateşlere Yürüyorum, Mutlu Aşk Yoktur, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz Özel Single, Yıkılma, Memleket ve Sevdaya Dair, Teskeremden Evvel Vurdular Beni Özel Single, Beton Duvar, Yola Zararsın, Yunusca,

Haluk Özkan Soundtracks Vol. 1 ( 57th Regiment ), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 2 ( Occupation ), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 3 ( That’s Life ), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 4 ( Four Walls Of Loneliness ), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 5 ( HoldOnToLife’s ), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 6 ( Lodestar), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 7 ( My Love Balack Sae), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 8 ( Open Doors), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 9 ( The Voice Of The Night), Haluk Özkan Soundtracks Vol. 10 ( Historical Synagogues ).

Haluk Özkan’ın belgeselleri: Tarihi İzmir Sinagogları, Bizim Yunus, Hayata Tutunmak Paşanın Hikayesi.

Paylaşın

Haluk Tolga İlhan Kimdir? Hayatı, Albümleri

1969 yılında Ankara’da dünyaya gelen Haluk Tolga İlhan, 2002 yılında Bilkent Üniversitesi Opera Şan Bölümü’nden mezun oldu. Haluk Tolga İlhan, 1992 senesinde Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde başladığı opera hayatına 2010 yılında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne geçerek devam etti.

Haber Merkezi / Haluk Tolga İlhan, Saraydan Kız Kaçırma, Figaro’nun Düğünü, Yarasa, Şen Dul ve Sihirli Flüt operalarında başrolde görev aldı. Aynı zamanda Amerika’da düzenlenen Reading Clup of Hollywood yarışmasında en iyi tenor ödülünü aldı. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği bünyesinde vermiş olduğu şan derslerine kendi adı ile açmış olduğu Haluk Tolga İlhan Müzik Merkezi’nde devam etmekte.

Haluk Tolga İlhan, opera sanatı dışında özellikle halk müziği çalışmaları kapsamında 6 adet albüm yayınladı. Albümlerin ilki 2002 senesinde yayınlanan Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan. İlk albümünde söyleyiş biçimi olarak opera formunu çok daha belirgin şekilde kullanan Haluk Tolga İlhan, Sabahtan Cemalin Seyran Eyledim, Gel Benim Derdime Bir Derman Eyle, Kara Yılan, Aydın Ellerinden Kara Burundan, Bize de Banaz da Pir Sultan Derler, Ben Meylimi Üç Güzele Düşürdüm gibi söz müziği kendisine ait olan ve Pir Sultan Abdal’ın eserlerinden oluşan bir albümdü.

Haluk Tolga İlhan, 2011 yılında Ali Ekber Kayış ile kurduğu Grup Abdal grubunda solist olarak yer alarak seslendirdiği Ervah-ı Ezelde eseri ile tanındı. Dijital medyada yakalanan yüksek izlenme sayıları ve yüksek albüm tirajı ile birlikte ülke içinde ve yurtdışında konserler vermeye başlayan Haluk Tolga İlhan, albümün yayınlandığı yıl Grup Abdal ile yolları ayrılan İlhan Abdal Haluk Tolga İlhan ismi ile çalışmalarına devam etti ve 2013 senesinde Çerağ-ı Aşk isimli üçüncü albümünü yayınladı. Bu albümde Aşık Mahzuni’nin Yalancısın İnanamam başta olmak üzere, Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare, Ağ Gül Seni Camekanda Görmüşler, Karadır Kaşların Ferman Yazdırır gibi birçok sevilen esere imzasını attı. Bu albümü sırayla Hançere ve Dara Duran albümleri izledi.

Albümlerinde daha çok Pir Sultan Abdal, Mahzuni Şerif, Karacaoğlan gibi ozanların eserlerini seslendiren İlhan, 2020 senesinde İbrahim Kaypakkaya için yazıp bestelediği Vartinik isimli çalışmasını paylaştı. Haluk Tolga İlhan, son olarak 2020’nin son günlerinde Tütiye isimli yeni albümünü dinleyicileri ile buluşturdu. İlk albümlerinden farklı olarak koral formlara da yer veren İlhan, bu albümü Ruhi Su’ya ithaf etti. Turnalar Semahı, Mavla Gül Diyerek İki Göz Vermiş, Köprüden Geçti Gelin, Açılın Kapılar Şah’a Gidelim, Kağızman’a Ismarladım Nar Gele, Nesini Söyleyim Canım Efendim gibi türküler Tütiye’de yer aldı.

Haluk Tolga İlhan’ın albümleri: Ervah-ı Ezelde, Çerâğ-ı Aşk, Hançere, Dâra Duran, Tütiye.

Paylaşın

Hasan Yükselir Kimdir? Hayatı, Albümleri

1955 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Ördekdede köyünde dünyaya gelen Hasan Yükselir, ilkokul, ortaokul ve liseyi Gaziantep’te okudu. Hasan Yükselir, 1975 yılında Gazi Üniversitesi Müzik Bölümü’ne girdi.

Gazi Üniversitesi Müzik Fakültesi Keman–Şan Bölümü mezunu olan Hasan Yükselir A.Ü.D.T.C. Fakültesi Tiyatro Bölümünde master yaptı. Turgut Aldemir’den Kompozisyon dersleri alan Hasan Yükselir, ADOB solisti Sevim Çıdamlı’nın (Soprano) şan derslerine uzun yıllar devam eden sanatçı, müzik yaşamını 1993 yılından beri Almanya’da ve Türkiye’de sürdürmektedir.

Başta Almanya olmak üzere Fransa, İsviçre, Hollanda, Avusturya, Belçika, İngiltere ve Kanada’da konserler veren Hasan Yükselir, özellikle yönetmen Prof. Dr. Nurhan Karadağ ile AÜDTCF Tiyatro bölümünde, Ankara Deneme Sahnesinde, devlet tiyatrolarında ve özel tiyatrolarda sahnelenen 20′ye yakın birçok oyunun müziklerini yaptı. Hasan Yükselir, TRT’nin birkaç drama ve belgesellerinin müziklerini yaptı.

1987 yılından yönetmenliğini Şerif Gören’in Yaptığı “Umut Sokağı” adlı filmin müziğini yapan Hasan Yükselir, 1990 yılında yönetmenliğini Tunç Başaran’nın Yaptığı “Uzun İnce Bir Yol” adlı filmin müziğini yaptı.

Hasan Yükselir, 1992 yılında “Günler”, 1993 yılında “Ayrılık /Herkes Gibisin”, 1994 yılında “Konserlerim 1”, 1996 yılında “Su Türküler”, 2001 yılında “Göç türküler”, 2005 yılında “Ben Türküyüm”, 2014 “Yel / Saz’dan Caz’a”, 2020 “Allı Turnam”, 2021 “Toprak “gelenekten geleceğe…” isimli albümlerini yayınladı.

Paylaşın