Küresel Isınma: Dünya Gezegensel İflasla Karşı Karşıya

IFoA’nın küresel ısınmaya ilişkin yayınlandığı raporda, dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, gezegendeki sistemlerin artık insanlık için kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu belirtildi.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Yıllık küresel sıcaklık 2024’te ilk kez uluslararası düzeyde kabul edilen 1.5 derecelik hedefin üzerine çıkarken, İngiltere’de yapılan yeni bir çalışmada, iklimdeki bozulmanın sebep olacağı yıkıcı etkiler gözler önüne serildi.

Son yıllarda yangın, sel, kuraklık, sıcaklık artışları gibi aşırı hava olayları ve afetler artarken, Institute and Faculty of Actuaries’in (IFoA) raporunda, iklim kriziyle mücadele için siyasi liderlere daha hızlı hareket etme çağrısında bulunuldu.

IFoA raporuna göre, karbonsuzlaşmayı hızlandırmak ve doğayı onarmak için acilen harekete geçilmezse, 2090 yılına kadar küresel ekonomik büyüme yüzde 50 düşecek.

2050 yılına kadar 3 derece veya daha fazla ısınma halinde ise, 4 milyardan fazla ölüm, dünya çapında önemli sosyo-politik parçalanma, devletlerin yıkılması ve bunun sonucunda hızlı ve kalıcı sermaye kaybı meydana gelebilir.

Raporun yazarlarından Sandy Trust, bu senaryodan kaçınmak için gerçekçi bir plan olmadığını ifade ederek küresel sıcaklıkta 3 derecelik bir artışın sonuçlarının yanlış tahmin edildiğini ve bunların siyasi liderleri politikalarının riskleri konusunda körleştirdiğini söyledi.

Karar Gazetesi’nin The Guardian’dan habere göre, raporda ayrıca, küresel ısınmanın ekonomik etkilerini değerlendirmek için finans kuruluşları, politikacılar ve kamu görevlileri tarafından kullanılan iklim riski değerlendirmelerinin yanlış olduğu, çünkü küresel ısınmanın bir sonucu olarak iklim değişikliğinin devrilme noktaları, deniz sıcaklığı artışları, göç ve çatışma gibi beklenen ciddi etkilerini göz ardı ettikleri belirtildi.

Raporda, bu riskler dikkate alındığında dünyanın gezegensel iflasla karşı karşıya olduğu, Dünya’daki sistemlerin artık insanlık için şart olan kritik gereksinimleri sağlayamayacak kadar bozulduğu eklendi.

Trust, “Doğa bizim temelimizdir; gıda, su ve oksijenin yanı sıra ekonomimize güç veren hammadde ve enerjiyi sağlar. Bu temelin istikrarına yönelik tehditler, gelecekteki insan refahına yönelik risklerdir ve bunlardan kaçınmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Paylaşın

2024, Türkiye’de Son 53 Yılın “En Sıcak Yılı” Oldu

2024 yılı, dünya genelinde 1,5 derece ısınma sınırının aşıldığı ilk yıl olurken, Türkiye’de de 15,6 derece ortalama sıcaklık ile son 53 yılın en sıcak yılı oldu.

2024 yılı sıcaklık rekoru, bir önceki sıcaklık rekoru olan 2010 yılına ait 15,5 derecesinin 0,1 derece üzerinde.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2024 Yılı Sıcaklık Değerlendirme raporunu yayınladı. Yayınlanan raporda, 2024 yılının son 53 yılın “en sıcak” yılı olduğunun altı çizildi.

220 istasyondan alınan hava durumu verilerinin uzun yıllar ortalama verileri ile karşılaştırılarak tamamladığı 2024 Yılı Sıcaklık Değerlendirme raporuna göre, yıl içerisinde Türkiye genelinde yağışlar normaline göre yüzde 6,3 oranında azaldı.

2024 yılında Ankara, İstanbul ve İzmir’de de yağışlarda azalma olduğu belirtildi. En fazla yağış alan il Rize olurken en az yağış alan il ise Edirne oldu.

Söz konusu raporda Türkiye’nin 2024 yılı ortalama sıcaklığı, 15,6 derece olarak gerçekleşirken bu değerin 1991–2020 normalinin ortalaması olan 13,9 derecenin, 1,7 derece üzerinde seyrettiği bilgileri yer aldı.

Yine 2024 yılı Türkiye ortalama sıcaklığı, 1971-2024 periyodu ile karşılaştırıldığında ise 15,6 derece ile en sıcak yıl olarak tarihe geçti. Bu derece, bir önceki sıcaklık rekoru olan 2010 yılına ait 15,5 derecesinin 0,1 derece üzerinde gerçekleşti.

Yine, 2024 yılının ocak, nisan, haziran ve temmuz aylarında ortalama sıcaklık rekorları kırılırken, mevsimsel olarak bakıldığında ise kış ve yaz mevsimleri yine rekor sıcaklık dereceleri ile tamamlandı.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

2024, 1,5 Derece Isınma Sınırını Aşan İlk Yıl Oldu

Avrupa Kopernik Gözlemevi’nin (Copernicus) İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2024’ün küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sınır olan 1,5 derecelik ısınmanın ötesindeki “ilk yıl” olduğunu açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Paris İklim Anlaşması’nın en iddialı sınır olan küresel ısınma sınırını, geri dönülmez eşik olarak tanımlanan 2°C’nin çok altında tutmayı ve “Sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’yi aşmama” hedefini içeriyordu.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo da “Gelecek bizim elimizde. Hızlı ve kararlı bir eylem gelecekteki iklimimizin gidişatını değiştirebilir” dedi. Copernicus C3S Yardımcı Direktörü Samantha Burgess de “Son on yıl her yıl kayıtlara geçen en sıcak on yıl arasında yer aldı” tespitinde bulundu.

İnsan kaynaklı küresel ısınma, kıtaların ve okyanusların yüzeyinde gözlenen aşırı sıcaklıkların başlıca nedeni olmaya devam ediyor. Olağanüstü doğal afetlerle geçen 2024 yılında, küresel ısınma ilk kez +1,5°C eşiğini aştı. Okyanuslarda sıcaklık rekoru kırıldı, atmosfer daha çok nemle yüklendi ve doğal afetler sonunda olağanüstü maliyetler kaydedildi.

2024 yılı öngörüleri doğrulayarak sıcaklık kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1850 yılından bu yana kaydedilen, en sıcak yıl oldu. Haziran ayında Mekke’de hac sırasında aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanan bin 300 ölüm, İspanya’nın Valencia bölgesi başta olmak üzere Batı ve Orta Avrupa’daki tarihi seller, ABD ve Karayipler’deki şiddetli kasırgalar ve Los Angeles’da devam eden yangınlar, tarihe geçti.

Avrupa Kopernik Gözlemevi’nin (Copernicus) İklim Değişikliği Servisi (C3S) bu sabah yayımladığı raporunda, felaketler ve rekorlarla dolu 2024’ün, son rekoru elinde tutan 2023’ten bile daha sıcak bir yıl olduğunu açıkladı. Copernicus, küresel ısınmanın Paris İklim Anlaşması ile belirlenen uzun vadeli sınır olan 1,5°C’lik ısınmanın ötesindeki “ilk yıl” olduğunu açıkladı.

Copernicus açıklamasında, dünyanın sadece 2024 yılında değil, aynı zamanda 2023-2024 yıllarının ortalamasında da sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’lik bir ısınma yaşadığını açıkladı. Avrupa Gözlemevi, bu rakamların “modern tarihte sıcaklıklarda sürekli ve benzeri görülmemiş bir artışın işareti olduğunu” duyurdu.

BM Paris İklim Anlaşması’nın en iddialı sınır olan küresel ısınma sınırını, geri dönülmez eşik olarak tanımlanan 2°C’nin çok altında tutmayı ve “Sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C’yi aşmama” hedefini içeriyordu.

ERA5 atmosferik yeniden analiz sistemine dayanan Copernicus’a göre, geçen yıl 15,1°C olan küresel ortalama sıcaklık, sanayi öncesi seviye olarak adlandırılan 1850-1900 yılları arasındaki sıcaklık tahmininden 1,6°C daha yüksek.

Ancak uzun vadeli eğilimlere atıfta bulunan Paris Anlaşması’na göre, “sınırın aşıldığını kabul etmek için” ortalama 1,5°C’lik ısınmanın en az 20 yıl boyunca gözlemlenmesi gerekiyor.

Copernicus, bu 20 yılın ilk adımının 2024’te atıldığını kaydediyor. Copernicus’un açıkladığı verilere göre, Ocak-Haziran 2024 arasındaki her ay, bir önceki yılın kayıtlara geçen aynı döneminden daha sıcak oldu. Ayrıca günlük ortalama sıcaklığın 17,16°C olduğu 22 Temmuz 2024’te yeni bir rekora imza atıldı.

Copernicus’a göre bu durum, küresel sıcaklıklar, modern insanların deneyimlediği seviyenin ötesine geçiyor. Bilim insanlarına göre iklimin şu anki ısınması en az 120 bin yıldır görülmemiş düzeyde.

Kopernik’in İklim Değişikliği Servisi’ne (C3S) göre, aylardır tahmin edilen ve 31 Aralık’a kadar olan tüm sıcaklıklarla teyit edilen 2024 yılı, kayıtların 1850’de tutulmaya başlanmasından bu yana kaydedilen en sıcak yıl oldu.

Okyanuslarda rekor sıcaklık

Okyanuslar da aşırı ısınmaya devam ediyor. Antarktika’da üst üste ikinci yıldır rekor veya rekora yakın düşük değerlere ulaşıldı.

Kutup bölgeleri hariç, yıllık ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı da 1991-2020 ortalamasına göre 0,51 derece artarak 20,87 derece ile rekor kırdı. Raporda ayrıca, küresel iklim ‘istikrarının’ önemli bir göstergesi olan Arktika ve Antarktika çevresindeki deniz buzu kapsamının, “geçen yılki buzlu deniz suyu kapsamının ortalamasının önemli ölçüde altında olduğunu” belirtiyor.

Deniz ısı dalgalarının mercanlar ve balıklar üzerindeki ani etkilerine ek olarak, okyanusların bu kalıcı aşırı ısınması, Dünya ikliminin başlıca düzenleyicisi olup, deniz ve atmosfer akıntılarını etkiliyor. Daha sıcak denizler atmosfere daha fazla su buharı salarak tayfunlar, kasırgalar ve fırtınalar için ek enerji sağlıyor.

Rapora göre ayrıca, 2024 yılında, küresel ısınmaya neden olan iki ana sera gazı olan “karbondioksit ve metan gazının” atmosferdeki yoğunlukları da artmaya devam etti. Bunlar sırasıyla milyonda 422 parça (ppm) ve milyarda 1897 parça (ppb) olmak üzere rekor yıllık seviyelere ulaştı.

Küresel ısınma atmosferin su alma kapasitesini de artırıyor: Clausius-Clapeyron formülüne göre, her ilave derece atmosferin maksimum su içeriğini yüzde 7 artırıyor. C3S’ye göre, geçen yıl atmosferdeki toplam su buharı miktarı rekor seviyeye ulaşarak 1991-2020 ortalamasından yaklaşık yüzde 5 daha arttı.

Avrupa İklim Kurumu, “Bu nem fazlalığı, aşırı yağış potansiyelini artırdı. Ayrıca yüksek deniz yüzeyi sıcaklıklarıyla birleşince tropikal siklonlar da dahil olmak üzere büyük fırtınaların oluşumuna katkıda bulunmuştur” diye değerlendiriyor.

Mayotte’deki fırtına ve California’daki yangınların da ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise iklim değişikliğiyle birleşen doğal afetlerin, geçen yıl olağanüstü yüksek ekonomik kayıplara yol açması. Sigorta şirketlerinin rakamlarına göre, 140 milyar dolara ulaşan sigortalı kayıplarla, 2024 yılı 1980’den bu yana en maliyetli üçüncü yıl oldu.

AFP’ye açıklama yapan Bavyera sigorta şirketi Munich Re grubunun hesaplamalarına göre, toplam ekonomik kayıplar 2023’teki 268 milyar dolara kıyasla yüzde 19 artışla 320 milyar dolara ulaştı. Grubun baş iklim uzmanı Tobias Grimm, “Gezegenimizin iklim makinesi yüksek vitese geçiyor” uyarısında bulundu.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo da “Gelecek bizim elimizde. Hızlı ve kararlı bir eylem gelecekteki iklimimizin gidişatını değiştirebilir” dedi. Copernicus C3S Yardımcı Direktörü Samantha Burgess de “Son on yıl her yıl kayıtlara geçen en sıcak on yıl arasında yer aldı” tespitinde bulundu.

(Kaynak: VOA Türkçe / Arzu Çakır)

Paylaşın

Türkiye, Ekolojik Tahribatın En Üst Seviyeye Çıktığı Ülkelerden Biri

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Insights tarafından hazırlanan ve 76 ülkeyi kapsayan “Yeşil Gelecek Endeksi 2023” raporunda, Türkiye 63’üncü sırada yer aldı. Raporda hava, su ve toprak kirliliğine dikkat çekildi.

Doğaya ve yaşam alanlarına yönelik saldırılar 2024 yılı boyunca dur durak bilmedi. Doğaya dönük rant odaklı yaklaşım nedeniyle dünyanın çeşitli yerlerinde kuraklık, sel felaketleri, yangınlar, erozyon ve toprak kaybı, biyolojik çeşitliliğin azalması, ormansızlaşma gibi ekolojik sorunlar yıl boyunca büyüyerek devam etti. Söz konusu saldırılar, iklim değişikliğini beraberinde getiriyor. Bu durum dünyanın ısınması, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, şiddetli hava olayları yaşanması gibi pek çok olumsuz gelişmeye neden oluyor.

Yapılan araştırmalar da bu durumu doğruluyor. Küresel Karbon Projesi bilim ekibine göre, fosil yakıtlardan kaynaklanan küresel karbon emisyonları 2024 yılında rekor seviyeye ulaşacak. 2024 Küresel Karbon Bütçesi raporuna göre, fosil karbondioksit (CO2) emisyonlarının 2023 yılına göre yüzde 0,8 artışla 37,4 milyar tona ulaşacağı öngörülüyor.

Earth System Science Data‘da yayınlanacak olan ön baskı, emisyonların bu hızla devam etmesi halinde, ısınmayı yüzde 50 olasılıkla 1,5 santigrat derece ile sınırlamak için kalan karbon bütçesinin altı yıl içinde aşılabileceğini ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) verilerine göre küresel karbon emisyonunun en az yüzde 5,5’i askeri yatırım ve operasyonlar nedeniyle oluşuyor.

Gezegenin ısınmasıyla birlikte buzullardaki erime arttı. Bilim insanları, Kuzey Kutbunda Arktik bölgesinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan toprağın çözülmesiyle tonlarca civanın açığa çıktığını belirledi. Panama’nın kuzey kıyısında yer alan küçük mercan adası Gardi Sugdub’da yaşayan 300 aile, deniz seviyesinin yükselmesinden kaynaklı başka bir yere nakledildi. Yine biyolojik çeşitliliğinin azaldığı da raporlara yansırken. Dünya Doğayı Koruma Vakfı Kenya, yıl içinde yayımladığı “Yaşayan Gezegen Raporu”nda yaban hayatı popülasyonunun son 50 yılda yüzde 76 azaldığını ortaya koydu.

İklim değişikliğine paralel olarak yaşanan aşırı doğa olayları, tüm dünyada büyük bir yıkıma neden oldu. Tıp dergisi Lancet’in 2024 Geri Sayım Raporu’na göre, sıcağa bağlı ölümler 2023’te yüzde 167 oranında arttı. 2024’te ise sadece İspanya’da yaşanan selde 205, Katmandu ve Nepal’deki selde 217 kişi yaşamını yitirdi. Nijerya, Endonezya ve Kazakistan’da yüzbinleri etkileyen seller yaşandı. Yıl içinde yaşanan Helene kasırgasında ABD’de en az 227, Vietnam ve Çin’de etkili olan Yagi Tayfunu’nda 155, Boris Fırtınası’nın vurduğu Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya ve Slovakya’da 24, Shanshan Tayfunu nedeniyle Japonya’da 6 kişi hayatını kaybetti. Milyonlarca insan ise bulundukları bölgelerden tahliye edildi.

Ekolojik tahribatın en üst seviyeye çıktığı ülkelerden birisi Türkiye oldu. Türkiye’de iktidar ve sermaye grupları, ekolojik talana aralıksız bir şekilde sürdürdü. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Insights tarafından hazırlanan ve 76 ülkeyi kapsayan Yeşil Gelecek Endeksi 2023 raporunda, Türkiye 63’üncü sırada yer aldı. Raporda hava, su ve toprak kirliliğine dikkat çekildi.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) Kara Rapor 2024 raporuna göre Türkiye’de nüfusun yüzde 92’sinden fazlası Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Raporda, hava kalitesi en kirli il ise Hakkari oldu.

Yıl boyunca Giresun ve Ordu’da fındık bahçelerine; Diyarbakır ve Tunceli’de tarihi ve kültürel alanlara; İzmir, Muğla ve Çanakkale’de orman ve tarım arazilerine maden işletme ruhsatları verildi. Birçok ruhsat için “ÇED gerekli değil” kararları verildi. Hakkari’deki 4 bin 135 rakımlı Cilo-Sat Dağları’nda buzullar erimeye başladı. Bilim insanları, yıllar önce 100-200 metrelik dikey tabakanın 50 metreye kadar düştüğünü duyurdu.

Binlerce “ÇED gerekli değil” kararı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın sitesinden, 1 Ocak-12 Aralık tarihleri arasında 12 bin 57 tane ÇED duyurusu yapıldı. Bunların 3 bin 623’ü “ÇED gerekli değil”, 621’i “ÇED olumlu” olurken, 405’i “iptal/iade”, 11’i ise “ÇED olumsuz” kararı oldu. 3 bin 902 enerji sektörüne dair ÇED duyurusu yapılırken, bunların 624’ü “ÇED gerekli değil” kararları oluşturdu. Bu kararlardan birisi de Kahramanmaraş’ta bulunan Afşin Termik Santraline 2 ünite daha eklenmesine ilişkin oldu. Madencilik faaliyetlerine ilişkin ise, toplam 3 bin 683 ÇED duyurusu yapıldı. Bunların bin 233’ü “ÇED gerekli değil” duyurularından oluştu.

Açılan yeni maden ocakları ve rant odaklı projeler nedeniyle geniş bir ormanlık alan yok edildi. Cengiz Holding’in Kazdağları’nda hayata geçirmek istediği Halilağa Bakır Madeni projesine karşı mücadele eden yaşam savunucuları, bölgede 600-700 bine yakın ağacın kesildiğini duyurdu.

Şırnak’ın Cudi, Gabar, Besta, Komate dağları bölgesinde orman kıyımı bu yılda da aralıksız devam etti. Diyarbakır’ın Lice ilçesinin kırsal mahallelerin de kapsayan geniş bir bölgede açılmak istenen bakır madeni için ise binlerce ağaç kesilmeye başlandı.

Balıkesir’in İvrindi ve Altıeylül ilçelerini kapsayan alanda açılmak istenen altın madenine karşı yöre halkının açtığı dava sürerken, şirket bölgede yüzlerce ağaç kesti.

İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık bu yıl kendisini daha fazla hissettirdi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 2024 Temmuz ayının son 53 yılın en sıcak Temmuz’u olduğunu, Haziran ayının yağışlarında normaline göre yüzde 65 azaldığını açıkladı. Yine Nisan ayındaki yağışların geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6, uzun yıllar ortalamasına göre ise yüzde 50 oranında düşüş gösterdiği belirtildi. Bu durumun en bariz örneği Muğla Bodrum’da yaşandı. İçme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan Mumcular Barajı’nda su miktarının ölü hacme ulaşması nedeniyle Devlet Su İşleri tarafından Bodrum’a iletilen su kesildi.

Isparta’da bulunan Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’ndaki su genişliği, 1,8 kilometreden 1,2 kilometreye geriledi, Tunca Nehri’nde, kuraklık ve aşırı sıcaklara bağlı buharlaşmayla birlikte bazı bölümlerinde su akışı durdu. Balıkesir’in Bandırma ilçesine içme ve kullanma suyunu sağlayan Gönen Barajı’nda su seviyesi yüzde 13 seviyelerine geriledi. Mersin’in içme suyunu karşılayan Berdan Barajı’nın su seviyesi, geçen yıla oranla yüzde 30 azaldı.

Muğla ile Aydın sınırında bulunan Bafa Gölü’nde 30, Burdur Salda Gölü’nde 20 metre, Sakarya Sapanca Gölü’nde 17, Van Gölü’nde ise 12-13 metre çekilme yaşandı.

Sivas’ta başta angut ve turnaların üreme yeri olarak bilinen Bingöl Gölü, Konya’da “flamingo cenneti” olarak bilinen Küçük Göl ile Kırklareli’ndeki Teke Deresi ise tamamen kurudu. Aydın’ın Söke ilçesindeki antik Myus kentinin yanı başında ve Latmos (Beşparmak) Dağları’nın kuzey batısında yer alan Azap Gölü’nde geçmiş yıllarda yaklaşık 5-6 metreye bulan su derinliği 130 santimetrelere kadar düştü.

Edirne’de son 70 yılın en kurak kışı yaşandı. Yaz aylarında ayçiçeği tarlalarında çekirge istilası yaşandı. Karadeniz’in değişen iklimi ise, özellikle Ordu ve Samsun bölgesinde yaşanan kahverengi kokarca nedeniyle fındık üreticileri büyük zarara uğradı.

Aşırı hava olaylarından seller, 20 Temmuz’da Van’ın Erciş ilçesini, 15 Temmuz’da Erzurum’un Hasankale, 9 Temmuz’da Erzurum Tekman ile Ağrı’nın Eleşkirt ilçelerinde etkili oldu. Yıl içinde Karadeniz bölgesinin sahil hattında irili ufaklı birçok sel ve heyelan meydana geldi. Bu nedenle Karadeniz Sahil Yolu defalarca ulaşıma kapandı. 7 Temmuz’da ise Muş’un Malazgirt ilçesi ile Ordu’nun Çaybaşı ilçesinde yaşanan sellerde 1’er yurttaş hayatını kaybetti.

Sellerin yanı sıra birçok kentte orman yangınları yaşandı. Haziran ayında Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre yangınlar geçen yıla göre 5 kat arttı. 1-21 Haziran 2023’te 84 orman yangını çıkarken, bu yıl aynı dönemde 399 yangın kayıtlara geçti. 20 Haziran’da Diyarbakır’ın Çınar ile Mardin’in Mazıdağı ilçesinde çıkan yangınlarda 15 kişi yaşamını yitirdi, 72 kişi yaralandı. Yangında 924 hayvan öldü, 14 bin 900 dekarlık alan yandı.

İzmir Karşıyaka ilçesi Yamanlar Dağı’nda 15 Ağustos’ta başlayan ve rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangında 17 ev yandı, 105 ev boşaltıldı, 44 iş yeri tahliye edildi. 3 mahallenin boşaltılmasına neden olan yangın, yaklaşık 1600 hektarlık alanda etkili oldu. Balıkesir, Manisa, Denizli, Tokat, Muğla, Aydın, Mardin, Uşak ve Çanakkale gibi kentlerde çıkan yangınlarda yüzbinlerce hektarlık alan yandı.

Maden ve enerji şirketlerinin doğaya saldırıları sürerken, ekolojistler ve yaşam alanlarını korumak isteyen yurttaşların direnişi ise hiç son bulmadı. 3 Eylül’de Artvin’in Borçka ilçesinde Reşit Kibar bu mücadele sırasında katledildi. Köyüne mesire alanı adı altında açılmak istenen taş ocağına karşı direnen Kibar, şirket çalışanları tarafından yapılan silahlı saldırıda katledildi.

Adıyman’ın Koru köyündeki taş ocağına, Hakkari’nin Kavaklı köyünde maden faaliyetlerine karşı çadır kuruldu. Diyarbakır, Trabzon, Artvin, Ordu, Eskişehir, Trabzon’da ekolojik tahribatlara karşı büyük protesto eylemleri düzenlendi.

(Tolga Güney / MA)

Paylaşın

Kurak Alanlar, 30 Yılda Avustralya Kıtasının Yarısı Kadar Genişledi

Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, kurak alanlar 2020’ye kadar geçen 30 yılda yaklaşık 4,3 milyon kilometrekare, yani Avustralya kıtasının yarısı kadar genişledi.

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle, Antarktika hariç, Dünya’nın kara alanlarının yüzde 40,6’sının artık kurak alanlardan oluştuğu anlamına geliyor.

Araştırmada, iklim değişikliği nedeniyle kurak alanlarda yaşayan insan sayısının ise 2100 yılında 5 milyarı aşabileceği ifade ediliyor.

Kuraklık, bir bölgede yaşamı destekleyen nemin çok az olduğu iklimsel ve kalıcı durum olarak tanımlanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Bilim-Politika Arayüzü (UNCCD-SPI) araştırması, kurak alanlar, 2020’ye kadar geçen 30 yılda yaklaşık 4,3 milyon kilometrekare, yani Avustralya kıtasının yarısı kadar genişledi.

Bu, Antarktika hariç, Dünya’nın kara alanlarının yüzde 40,6’sının kurak alanlardan oluştuğu anlamına geliyor.

Bilim insanları, kurak alanlar veya yağış miktarının yüzde 65’ten az olduğu alanların genişlemesinin yakın zamanda gerçekleştiğini, kurak alanların 1990’lı yıllarda önemli ölçüde artmaya başladığını söylüyor.

Son yıllarda kuraklaşan alanlar, ABD’nin batısında, Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda, Brezilya’nın kuzeydoğusunda, Arjantin’in kuzeybatısında, Akdeniz bölgesinde, Karadeniz’in kuzeyinde, Sahel’de, Rift Vadisi’nde, Güney Afrika’nın kuzeydoğusunda, Rusya ile Kazakistan arasındaki sınırda, kuzeydoğu Sibirya’da, Moğolistan’ın büyük bir bölümünde, Çin’in kuzeydoğusunda ve Avustralya’nın güneydoğusunda yer almaktadır.

Kuraklığın, tarımsal üretimi de etkilediği vurgulanan araştırmada, “Kuraklık, Dünya’nın ekilebilir arazilerinin yüzde 40’ını (yaklaşık 5,7 milyon kilometrekare) etkiliyor” denildi.

Araştırmada ayrıca, kuraklığın, insan sağlığını olumsuz etkilediği de ifade edildi: Kalitesiz veya kirli su, ağır metaller ve diğer toksik elementleri içerebilir, kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve diğer hastalıkların riskini artırabilir.

Bilim insanları, sınırlı su kaynakları ve çevre koşullarının getirdiği zorluklarla başa çıkmak için hem doğal hem de insani sistemlerde uygulanabilir stratejilere ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Paylaşın

İklim Krizi: BM’den G20 Ülkelerine “Örnek Liderlik” Çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, G20 ülkelerine “örnek liderlik” çağrısında bulundu ve “çalkantılı dönem” olarak tanımladığı günümüz dünyasında ulusların ortak zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Guterres, Gazze, Lübnan, Ukrayna ve Sudan’da barış için harekete geçmeleri çağrısında bulundu. Guterres, “Gazze’de barışın sağlanması, tüm rehinelerin derhal serbest bırakılması ve iki devletli çözüme doğru geri döndürülemez bir sürecin başlatılmasına” vurgu yaptı.

Dünya liderlerinin, ekonomik işbirliklerini ve politikaları ele alacakları G20 Liderler Zirvesi öncesinde Pazar günü Brezilya’nın Rio de Janeiro kentine ayak bastı.

Süreç içerisinde dünyanın en büyük ekonomilerinden bazılarının yöneticileriyle görüşmesi beklenen Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, G20’nin katılımcısı olan tüm ülke liderlerini karşıladı.

Rio’daki zirve öncesinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, G20 ülkelerine “örnek liderlik” çağrısında bulundu ve “çalkantılı dönem” olarak tanımladığı günümüz dünyasında ulusların ortak zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışılması gerektiğini sözlerine ekledi.

António Guterres, “G20’nin liderleri örnek liderlik etmeli. G20 ülkeleri tanımları gereği muazzam bir ekonomik güce sahip. Ellerinde muazzam bir diplomatik güç var. Bunu temel küresel sorunların üstesinden gelmek için kullanmalılar” dedi.

G20 Liderler Zirvesi, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de iklim görüşmelerinin ikinci haftasına girilirken, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı (COP29) Dünya Liderleri İklim Zirvesi ile aynı zamana denk geliyor. Bakü’deki yavaş ilerleme, hayal kırıklığı olarak yorumlanıyor.

BM Genel Sekreteri iklim kriziyle mücadelede “başarısızlığın bir seçenek olmadığını” söyledi ve savunmasız ülkelerin en ağır şekilde etkilenen ülkeler olmasına atıfta bulundu.

António Guterres, günümüzün küresel ekonomisini ve bu ulusların ihtiyaçlarını daha iyi yansıtacak reformlar yapılması çağrısında bulunarak, “Bu uluslar, modası geçmiş, etkisiz ve adil olmayan bir uluslararası mali mimariden ihtiyaç duydukları desteği alamıyorlar” dedi.

Brezilya Devlet Başkanı Da Silva’nın, uluslararası zirvelere pek ilgi göstermeyen ve dış politikasını çoğunlukla ideolojik temellere dayandıran aşırı sağcı eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’ya karşı 2022 seçimlerinde kazandığı zafer, uluslararası toplumda sol görüşlü lidere yönelik umutları artırdı.

Brezilya dönem başkanlığında ele alınması gereken üç öncelik ortaya konuldu: Açlıkla mücadele, yenilenebilir enerjiye geçiş ve uluslararası kurumların reformu. Ancak bu yılki zirvenin Ukrayna ile Rusya arasındaki ve Ortadoğu’daki iki büyük savaşın yanı sıra Donald Trump’ın son ABD seçim zaferinin gölgesinde kalması bekleniyor.

Guterres, Gazze, Lübnan, Ukrayna ve Sudan’da barış için harekete geçmeleri çağrısında bulundu. “Gazze’de barışın sağlanması, tüm rehinelerin derhal serbest bırakılması ve iki devletli çözüme doğru geri döndürülemez bir sürecin başlatılmasına” vurgu yaptı.

“Lübnan’da barış, Güvenlik Konseyi kararlarının tam olarak uygulanması yönünde anlamlı adımlarla yapılmalı. Ukrayna barışında, BM Şartı’na, BM kararlarına ve uluslararası hukuka uyulmalı. Sudan’da, savaşan taraflara sivillere yönelik korkunç şiddeti ve çaresiz insani krizi sona erdirmeleri için baskı yapılmalı,” diye devam etti.

Brezilya hükümetinin açıklamasına göre, G7 üyeleri ve gelişmekte olan ekonomilerin yer aldığı G20’ye 56 heyet daha katılacak ve zirve sonunda üye ülkelerin destekleriyle hazırlanmış ortak bir bildiri yayınlanacak. Görüşmeler öncesinde düzenlenen bir protestoda “Amazonia de Pe” hareketinden aktivistler Amazon yağmur ormanlarına dikkat çekerek “Dünya liderleri Amazon’u izliyor” yazılı bir pankart açtılar.

Amazon, dünyadaki karbondioksitin büyük bir kısmının depolanmasında önemli bir rol oynuyor. Ancak artan sıcaklıklar ve ormansızlaşma politikaları nedeniyle tehlikeli bir noktaya yaklaşıyor.

ABD Başkanı Joe Biden, G20 zirvesi öncesinde Amazon’u gezdi ve yerli liderlerle bir araya gelerek yağmur ormanlarını ziyaret eden ilk Amerikan başkanı oldu. Bu ziyaret, seçilmiş başkan Donald Trump’ın ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele taahhüdünü kırmaya kararlı göründüğü bir zamanda geldi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İklim Krizi: COP29 Çözümün Neresinde?

Sabancı Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, “COP29 başkanlığının fosil yakıt üreticisi ülkeleri iklim finansmanı verecek ülkeler arasına sokma çabası içinde olacağını görüyoruz” dedi ve ekledi:

“COP29 ‘finans COP’u’ olarak anıldığı için bu da önemli olabilir. Dolayısıyla fosil yakıt üreticisi ülkeler zirveye ev sahipliği yaptıklarında direnen tarafta değil, biraz daha ilerici politikaları savunan tarafta yer almak zorunda kalıyor olabilirler. Bu nedenle kınamak yerine bu eğilimi güçlendirmeye çalışmak iklim hareketi için akıllıca olur”

Birlemiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferanslarının 29’uncusu COP29, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olan devletlerin yanı sıra binlerce uzmanı, gazeteciyi, iklim aktivistini, iş dünyasından ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcileri buluşturmaya hazırlanıyor.

11-22 Kasım tarihlerinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenecek konferansın geçen yılki merkezi Dubai olmuştu. İklim aktivistleri ve sivil toplum örgütleri, fosil yakıt merkezlerinin iklim için düzenlenecek zirveye ev sahipliği yapıyor olmasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), konferansın “Azerbaycan’ın insan hakları alanındaki vahim siciline rağmen bu ülkede düzenleniyor” olmasına tepki gösterdi.

COP29’un, iklim değişikliğinin başlıca nedenleri arasında olan fosil yakıtlara büyük ölçüde bağımlı olan bir ülkede düzenlenmesinden kaynaklanan endişelerini 11 başlıkta sıralayan HRW, iklim krizinin bir insan hakları krizi olduğunu belirterek, “Azerbaycan’ın fosil yakıt üretimini artırma planları Paris Anlaşması’nın hedefleriyle bağdaşmıyor” dedi.

“Küresel karbondioksit emisyonlarının yüzde 80’inden fazlası fosil yakıtlardan kaynaklanıyor ve iklim krizinin başlıca nedenidir” denilen açıklamada, “2023’teki COP28’in Küresel Durum Değerlendirmesi sonuç belgesi, ülkelere fosil yakıtlardan uzaklaşmaya başlamaları için çağrıda bulunmuş olsa da hükümetleri fosil yakıtları net bir takvim dahilinde aşamalı olarak terk etme taahhüdüne bağlamaktan geri kalmıştır” tespiti yer aldı.

Azerbaycan son zamanlarda yenilenebilir enerjiye yatırım yapmış olsa da devlet gelirlerinin yarısından fazlasının petrol ve gaz üretiminden geldiğini vurgulayan HRW, ülkenin AB ile 2022’de gaz ithalatını 2027’ye kadar iki katına çıkarmak için bir anlaşma imzaladığını, bunun zirvenin amacı ve hedefleriyle tezat oluşturduğuna dikkati çekti.

İklim Değişikliği Konferanslarını yerinde izleyen Sabancı Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, VOA Türkçe’den Fatma Yörür‘e yaptığı açıklamada, “Zirvelerin fosil yakıt üreticisi ülkelerde düzenlenmesi elbette çelişkili bir durum” dedi.

“Geçen yıl Dubai’de fosil yakıtlardan çıkış ihtiyacının yetersiz bir şekilde de olsa iklim müzakereleri tarihinde ilk kez karar metnine girmesinden de anladığımız gibi bu her zaman bir dezavantaj olmayabilir” diyen Şahin, şöyle devam etti:

“Bu yıl da COP29 başkanlığının fosil yakıt üreticisi ülkeleri iklim finansmanı verecek ülkeler arasına sokma çabası içinde olacağını görüyoruz. COP29 “finans COP’u” olarak anıldığı için bu da önemli olabilir. Dolayısıyla fosil yakıt üreticisi ülkeler zirveye ev sahipliği yaptıklarında direnen tarafta değil, biraz daha ilerici politikaları savunan tarafta yer almak zorunda kalıyor olabilirler. Bu nedenle kınamak yerine bu eğilimi güçlendirmeye çalışmak iklim hareketi için akıllıca olur”

COP29’da hükümetlerin, gelişmekte olan ülkelerin azaltım ve uyum çabalarındaki ihtiyaçlarını desteklemek için yeni bir küresel iklim finansman hedefi belirlemeleri bekleniyor. HRW, “Maliyetler oldukça yüksek ve Dünya Bankası’nın da belirttiği gibi iklim finansmanı ihtiyacı, GSYH’nin yüzdesi olarak, küresel ısınmaya en az katkıda bulunan ülkelerde daha yüksek” dedi. Örgüt, uluslararası insan hakları hukukunun, bu finansman hedeflerine ulaşmak için önemli ve adaletli bir çerçeve sunduğunu hatırlattı.

COP28 Dubai’de Türkiye’yi temsil eden isimlerden biri olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın İklim Değişikliği Başkanlığı’nda Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Tuğba Dinçbaş, Türkiye’nin bir yılda katettiği yolu şöyle özetledi:

“Ulusal Katkı Beyanımızı uygulamak üzere İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı’nı 2024-2030 yıllarını kapsayacak şekilde hazırladık. Bu strateji 2030 yılına kadar ülkemizin yapacağı yatırımları ve faaliyetleri ortaya koyuyor. Enerji, sanayi, binalar, ulaştırma, atık, tarım, AKAKDO, karbon fiyatlandırma ve Adil Geçiş olmak üzere toplam 9 sektörün ele alındığı ve 49 strateji ve 260 eylemden oluşan plan, bütüncül olarak ülkemizin kalkınma planına ve sektörel planlarına uygun hazırlandı”

“COP28 sonrası iklim değişikliğine uyum için önemli adımlar attık” diyen Dinçbaş, uyum planı kapsamında “12 sektör, 40 strateji ve 129 eylemden oluşan strateji ve eylem planının özellikle kentlerin uyum kapasitesini artırmak, su kaynaklarının korunması, tarım sektöründe sürdürülebilir üretim tekniklerinin geliştirilmesi, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem hizmetlerinin korunması” gibi kritik alanlarda somut adımlar atıldığını belirtti.

Dinçbaş, yatırımları çevreye ve iklime duyarlı hale getirmek ve yeşil finansman kaynaklarından yararlanmak için Ulusal Yeşil Taksonomi mevzuatını hazırlayıp bu yıl sonunda uygulamaya geçmeyi amaçladıklarını belirterek, bununla hangi yatırımların çevresel olarak sürdürülebilir olduğunu ortaya koyacak ilke ve teknik kriterlerin belirleneceğini belirtti.

Dinçbaş, “Paris Anlaşması ile yeni bir döneme giren şeffaflık raporlamalarının bu zirvede yapılacak olması, ülkelerin iklim eylemi için yaptıklarını ve kolektif olarak tüm politika ve uygulamaları görmemiz açısında kritik bir öneme sahip” dedi.

“Bir önceki küresel hedef olan 100 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefi 2022 yılı itibari ile gerçekleştirildi. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2022 yılında 115.9 milyar dolarlık iklim finansmanı sağladı” diyen Dinçbaş, COP29’dan beklentiyi ise “Özellikle azaltım ve uyumda COP28’de alınan kararların bir adım öteye taşınması” şeklinde özetledi.

Dinçbaş, iklim kriziyle mücadelenin uluslararası bir işbirliği ve sorumluluk gerektirdiğini vurgulayarak, “COP28 sürecinde farklı ülkeler tarafından başlatılmış birçok girişime dahil olduk. Bunların en önemlilerinden biri İklim Kulübü girişimi. Özellikle sanayimizin yeşil dönüşümü açısından bu girişimin ülkemize önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu.

Ulusal düzeyde iklim eyleminin yasal altyapısını güçlendirmek ve böylece daha hızlı hareket edilmesini sağlamak amacıyla İklim Kanunu hazırlandığını belirten Dinçbaş, bu kanunun pek çok ülkeye örnek olacağını belirtti. Dinçbaş’ın paylaştığı bilgiye göre İklim Kanunu ile;

İlgili tüm kamu kurumlarının görevleri belirlenecek

Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’nin kuruluşu için gerekli yasal çalışma tamamlanacak

Emisyon Ticaret Sistemi ile Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda endüstriyel emisyonların azaltılması için gerekli çalışmalar teşvik edilecek

AB tarafından uygulanacak Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasından etkilenecek sanayi sektörlerinin korunması için bir altyapı kurulacak

“Fosil yakıtlara bağlılık sürüyor” eleştirisi

Dr. Ümit Şahin’e göre, bu planlara rağmen Türkiye bu yıl içinde COP28’de alınan kararlara karşın tatmin edici bir politika değişikliğine gitmedi.

“Hala Türkiye’nin kömürden çıkış hedefi yok, hala mutlak emisyon azaltım hedefi yok. Hala az gelişmiş ülkelere yönelik iklim finansmanına ismini koyarak katkıda bulunmuyor” diyen Şahin’e göre, “bu yıl ekonomisinin büyüklüğüne ve emisyonlarının artış hızına uygun olarak Türkiye’nin daha sorumlu bir politika izlemeye başlaması gerekiyor.”

Şahin, bunun ilk adımı olarak yapılacakları anlatırken, “Yeni kömürlü termik santral projelerini durdurmak ve kömürden çıkış takvimini tartışmaya açmak olumlu olacaktır” dedi.

“Türkiye’nin artık Kömürden Çıkış İttifakı’na üye olması gerekiyor” diyen Şahin, “Ben ayrıca Türkiye’nin, Küresel Metan Taahhüdü’ne de imza atması gerektiğini düşünüyorum. Bütün bunlar Türkiye’ye iklim finansmanı akışını da kolaylaştıracaktır” dedi.

Paylaşın

Bilim İnsanlarından “Antarktika” Uyarısı: Hızla Yükseliyor

Antarktika kıtası, küresel ısınma nedeniyle, her geçen gün üzerindeki buz kütlesinin bir bölümünü kaybediyor. Yapılan yeni bir araştırma, bu durumun kıtanın hızla yükselmesine neden olduğunu ortaya koydu.

Kanada’daki McGill Üniversitesi’nden Natalya Gomez, “Yaklaşık 700 milyon kişinin kıyı bölgelerinde yaşadığı ve deniz seviyesindeki yükselmenin potansiyel maliyetinin bu yüzyılın sonuna kadar trilyonlarca dolara ulaşacağı düşünüldüğünde, Antarktika’daki buz erimesinin domino etkisini anlamak kilit önem taşıyor” dedi.

Bilim insanları Antarktika’nın hızla yükseldiğini tespit etti. Kıta, deniz seviyelerinin yükselmesine sanılandan daha fazla katkı sağlıyor olabilir.

Antarktika’daki buzulların erimesiyle deniz seviyelerinin yükseldiği ve küresel ısınmanın etkisiyle bu sürecin hızlandığı biliniyor. Ayrıca kıta bu yolla ağırlığını kaybettikçe yukarı çıkıyor ve beraberinde deniz seviyelerini de yükseltiyor.

Bunun nedeni Antarktika’nın kütleçekim kuvvetiyle mıknatıs gibi davranarak buzu muhafaza etmesi. Eriyerek kütlesini kaybettiğinde tutabildiği buz miktarı azalıyor ve okyanuslara daha fazla su bırakıyor.

Bu sürecin yarattığı etkiyi ölçmek isteyen araştırmacılar, Dünya mantosunun Antarktika buz tabakasının altındaki kısmını inceledi.

Science Advances adlı hakemli dergide yakın zamanda yayımlanan çalışmada kıtanın çok hızlı yükseldiği saptandı.

Ohio Eyalet Üniversitesi’nden jeolog Terry Wilson, ortak yazarı olduğu çalışma hakkında “Ölçümlerimiz Antarktika buz tabakasının tabanını oluşturan katı toprağın şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde şekil değiştirdiğini gösteriyor” diyerek ekliyor:

Kara parçasının, yüzeydeki buzun azalmasından kaynaklanan yükselmesi, binlerce yıl yerine onlarca yıl içinde gerçekleşiyor.

Araştırma ekibi daha sonra bir model oluşturarak kıtanın yükselmesinin uzun vadedeki etkilerini analiz etti.

Modele göre sera gazı salımlarının azaltılması ve küresel ısınmanın yavaşlatılması durumunda kıtanın yükselmesinin, deniz seviyelerinin yükselmesi üzerindeki etkisi yüzde 40 azaltılabilir.

Bilim insanları bu durumda, Antartika’nın kütle kaybının 2500’e gelindiğinde deniz seviyelerinin 1,7 metre yükselmesine neden olacağını söylüyor.

Ancak küresel ısınma ilerlemeye devam ederse aynı tarihe kadar 19,5 metrelik bir artış öngörüyorlar.

Massachusetts Üniversitesi’nden araştırmanın bir diğer yazarı Rob DeConto, “Bu çalışma, iklim değişikliğinin yükselen denizler üzerindeki etkilerini daha iyi tahmin etme ve etkili çevre politikalarına yön verme becerimizde çığır açıcı bir adım” diyor.

Kanada’daki McGill Üniversitesi’nden çalışmanın sorumlu yazarı Natalya Gomez de şu ifadeleri kullanıyor:

Yaklaşık 700 milyon kişinin kıyı bölgelerinde yaşadığı ve deniz seviyesindeki yükselmenin potansiyel maliyetinin bu yüzyılın sonuna kadar trilyonlarca dolara ulaşacağı düşünüldüğünde, Antarktika’daki buz erimesinin domino etkisini anlamak kilit önem taşıyor.

Araştırmacılar modelin bazı eksiklikleri olduğuna dair uyarıyor. Batı Antarktika’nın sismik verilerinin yer almaması dışında Grönland’ın deniz seviyelerine etkisini de hesaba katmıyor.

Yine de araştırmacılar, kıyı bölgelerinin tehdit altında olduğuna işaret eden bulguların, diğer çalışmalarla paralellik gösterdiğini belirtiyor. Makalede şu ifadeleri kullanıyorlar:

Bulgular, emisyonları düşük olmasına karşın deniz seviyesinin yükselmesine karşı daha hassas ülkelere yönelik iklim adaletsizliğini vurguluyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kutbu’nda “Cıva Bombası” Tehdidi

Kuzey Kutbu’nda binlerce yıldır donmuş toprakta hapsolmuş cıva, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çözülen toprağı aşındıran nehirler tarafından serbest bırakılıyor. 

Bu durum, Kuzey Kutbu’nda yaşayan 5 milyon kişi ve 2050 yılına kadar donmuş toprağın tamamen yok olması beklenen bölgelerde yaşayan 3 milyondan fazla kişi için büyük bir çevre ve sağlık tehdidi oluşturabilir.

Yer bilimleri ve çevre çalışmaları profesörü Josh West, “Kuzey Kutbu’nda patlamayı bekleyen dev bir cıva bombası olabilir” diyor.

Alaska boyunca Bering Denizi’ne akan Yukon Nehri, kıyıları boyunca donmuş toprağı aşındırıyor ve aşağıya tortu taşıyor. Dünya ısındıkça, permafrost, yan, toprağın sürekli donmuş halde olduğu zemin katmanı daha hızlı aşınıyor. Permafrost çözülmeye başladığında ise içerdiği cıva gibi zehirli maddeler serbest kalıyor.

Eriyen permafrosttan salınan cıva bugün toksik bir tehdit oluşturmasa da, etkisinin zamanla artacağı düşünülüyor. İnsanlar tarafından tüketilen balıklar ve vahşi hayvanlarla birlikte besin zincirinde yavaş yavaş biriken civanın gelecekte tehdit oluşturması son derece muhtemel.

Güney Kaliforniya Üniversitesi Dornsife Edebiyat, Sanat ve Bilim Fakültesi’ndeki (USC) araştırmacılar tarafından yayınlanan yeni bir çalışma, Kuzey Kutbu’ndaki cıva sorununun kapsamını ölçmenin daha doğru yollarını araştırıyor.

Kuzey Kutbu’nda neden cıva var?

Doğal atmosferik sirkülasyon, kirli maddelerin daha yüksek enlemlere doğru hareket etme eğiliminde olduğu anlamına geliyor.

Bu da cıvanın Kuzey Kutbu’nda birikmesine ve burada bitkiler tarafından emilerek ölmesine ve toprağın bir parçası haline gelmesine yol açıyor. Civa, toprağın tüm yıl boyunca donmuş halde kaldığı permafrostta donarken, binlerce yıl boyunca toprakta cıva konsantrasyonları birikmiş oluyor. Bu haliyle özellikle tehlikeli değil ancak toksik metal, toprak çözüldüğünde açığa çıkıyor, bu da iklim değişikliğinin giderek daha yaygın hale getirdiği bir durum.

Kuzey Kutbu küresel ortalamadan dört kat daha hızlı ısınıyor. Daha önce permafrost tarafından binlerce yıl boyunca tortu halinde tutulan bu cıva şimdi toprakla karışık buz katmanının giderek çözülmesi ile çevreye salınıyor.

Bu durum, Kuzey Kutbu’nda yaşayan 5 milyon kişi ve 2050 yılına kadar donmuş toprağın tamamen yok olması beklenen bölgelerde yaşayan 3 milyondan fazla kişi için büyük bir çevre ve sağlık tehdidi oluşturabilir.

USC Dornsife’da yer bilimleri ve çevre çalışmaları profesörü olan çalışmanın eş yazarı Josh West, “Kuzey Kutbu’nda patlamayı bekleyen dev bir cıva bombası olabilir,” diyor.

İçme suyu yoluyla cıva tüketme riski asgari düzeyde ve çoğu insan beslenmesinde bir miktar cıvaya maruz kalıyor. Aşınmış tortular da genellikle nehrin daha aşağılarına doğru yeniden yayılıyor. Bu hareketin dinamiklerini anlamak, Arktik topluluklara yönelik tehdidin boyutunu anlamak açısından hayati önem taşıyor.

Yeni araştırma, nehir tarafından permafrosttan salınan cıva miktarını ölçmek ve salınmayı bekleyen toplam cıvayı tahmin etmek için daha doğru bir yöntemi inceliyor.

Bu zehirli metalin seviyelerini tahmin etmek için kullanılan önceki yöntemler, toprak örnekleme derinliği gibi sınırlamalarla karşı karşıya ve bu da sonuçların büyük ölçüde değiştiği anlamına geliyor. Karot örnekleri permafrostun sadece en üstteki üç metresinden alınmıştı.

Çalışma bunun yerine daha derin toprak katmanlarına ulaşarak nehir kıyılarındaki ve kum setlerindeki tortularda cıvayı analiz etti. Zehirli metal seviyelerinin önceki çalışmalardan elde edilen daha yüksek tahminlerle tutarlı olduğunu tespit eden araştırmacılar, yöntemlerinin muhtemelen doğru olduğunu söylüyor.

Ekip ayrıca, Yukon Nehri’nin akışının önümüzdeki yıllarda nasıl değişebileceğini ve bunun cıva yüklü nehir kıyılarının erozyonunu nasıl etkileyebileceğini görmek için uyduları kullandı. Bu yöntemin, civanın hareketini tahmin etmeye yardımcı olacağını umuyorlar.

Araştırmacılar ayrıca, daha ince taneli tortunun iri taneli tortuya göre daha fazla cıva içerdiğini tespit etti. Bu da farklı toprak türlerinin farklı riskler oluşturabileceğini gösteriyor.

USC Dornsife’da doktora adayı ve çalışmanın sorumlu yazarı Isabel Smith, “Tüm bu faktörleri hesaba katmak, önümüzdeki birkaç yıl içinde permafrost erimeye devam ettikçe salınabilecek toplam cıva hakkında bize daha doğru bir tahmin verecektir,” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Milyonlarca Çocuk “Sıcaklığa Bağlı” Risklerle Karşı Karşıya

UNICEF’in hazırlamış olduğu yeni bir araştırmaya göre; aşırı sıcakların hızla arttığını, her beş çocuktan birinin, yani yaklaşık 466 milyon kişinin bu tehlikeli koşullara maruz kaldığını ortaya koyuyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, AfricaNews’e yaptığı açıklamada, “Eskiden en sıcak yaz günleri olan bu günler artık norm haline geldi. Sıcaklıkların artışı, çocukların sağlığını, refahını ve günlük yaşamlarını doğrudan etkiliyor” dedi.

Catherine Russell, “Hükümetler, ulusal iklim eylem planlarını hazırlarken, bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin geride bıraktığımız dünyada başarılı olabilmelerini sağlamak için şimdi harekete geçmek için kritik bir fırsata sahiptir” diyor.

Dünyada sıcaklıklar artıyor. Küresel çapta yarım milyara yakın çocuk, büyükanne ve büyükbabalarının gördüğünden en az iki kat daha fazla aşırı sıcakların hissedildiği bölgelerde yaşıyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) hazırlamış olduğu yeni bir araştırmaya göre durum böyle. Bulgular, aşırı sıcakların hızla arttığını, her beş çocuktan birinin, yani yaklaşık 466 milyon kişinin bu tehlikeli koşullara maruz kaldığını ortaya koyuyor.

UNICEF, 1960’lı yıllardaki verileri 2020-2024 yılları arasındaki ortalama sıcaklıklarla karşılaştırdı. Bu süreçte “35 santigrat dereceyi aşan günler” olarak tanımlanan aşırı sıcak günlerin sayısında dramatik bir artış olduğunu keşfettiler.

Bu durumun başta çocuklar olmak üzere, bu tür sıcaklıklarla başa çıkmak için gerekli altyapıdan yoksun bölgede yaşayan diğer insanlar dahil birçok kişi üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğu düşünülüyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, AfricaNews’e yaptığı açıklamada, “Eskiden en sıcak yaz günleri olan bu günler artık norm haline geldi. Sıcaklıkların artışı, çocukların sağlığını, refahını ve günlük yaşamlarını doğrudan etkiliyor.” dedi.

UNICEF’in raporunda incelemeye aldığı 16 ülkede yaşayan çocukların, 60 yıl öncesine kıyasla bir aydan daha fazla aşırı sıcak günlere maruz kaldığı söyleniyor. Örneğin Güney Sudan’da 1960’lı yıllarda 110 olan ortalama aşırı sıcak gün sayısı, bugünlerde 165 olarak ölçüldü. Paraguay’daki sayı ise 36’dan 71’e çıkarak neredeyse ikiye katlandı.

Bu tehlikeli sıcaklara en fazla maruz kalanlar, Batı ve Orta Afrika’daki çocuklar. Analize göre sadece bu bölgede yaklaşık 123 milyon çocuğun yaşadığı, her yıl üçte birinden fazlasının aşırı sıcaklara maruz kaldığı ve bu sayının her geçen gün arttığı belirtiliyor.

Senegal, Nijer, Mali ve Sudan gibi ülkelerde çocuklar yılda ortalama en az aşırı sıcak diye nitelenen 35 derecenin üzerinde 195 gün görüyor. Latin Amerika ve Karayipler’de yaşayan 48 milyon çocuk da tıpkı Paraguay’daki çocuklar gibi 1960’lı yıllara kıyasla artık iki kat daha fazla aşırı sıcaklarda yaşıyor.

Aşırı sıcakların özellikle çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde etkili olacağı, benzersiz sağlık risklerine yol açacağı düşünülmektedir. Aşırı sıcakların görüldüğü bölgelerde gerekli müdahalelerin yapılmadığı takdirde, yetersiz beslenme de hesaba katıldığında sıtma, dang humması gibi hastalıklara karşı bağışıklık sistemlerinin zayıf kalacağı vurgulanıyor.

Ayrıca çocukların nörogelişimlerini, ruh sağlıklarını ve genel sağlıklarını kötü anlamda etkileyeceği, uzun vadeli sonuçlara yol açacağı belirtiliyor. Altyapı sistemlerinde görülen hasar, gıda ve suya olan erişimin kıtlığı ve şiddet olayları nedeniyle yerinden edilme hadiseleri düşünüldüğünde, sıcaklığın çocuklar üzerinde yol açtığı etkilerin daha da artacağı söyleniyor.

Aşırı sıcaklara karşı ne yapılabilir?

UNICEF, dünya liderlerine, hükümetlere, özel sektör aktörlerine, aşırı sıcakların bir nedeni olan iklim değişikliğini süratle ele almaları çağrısında bulunuyor. Paris Anlaşması’na taraf olan tüm üye devletler önümüzdeki birkaç ay içinde “Ulusal Olarak Tanımlanmış Katkı Payı” (NDC 3.0) adı verilen yeni ulusal iklim planlarını sunmakla yükümlü.

Bu iklim planlarının Paris Anlaşması’nın şartlarına uygun olarak gelecek stratejilerini içermesi bekleniyor. UNICEF her çocuğun temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreye sahip olma hakkı olduğunu söylüyor.

Kurum, bu hedefe ulaşılmasında emisyonların acilen azaltılması, iklim planlarının belirlenmesi gibi tavsiyeler sunuyor. Ayrıca çocukları henüz küçükken eğitmeyi ve böylece yaşam boyu çevre savunucusu olmalarını sağlamayı amaçlıyorlar.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, “Hükümetler, ulusal iklim eylem planlarını hazırlarken, bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin geride bıraktığımız dünyada başarılı olabilmelerini sağlamak için şimdi harekete geçmek için kritik bir fırsata sahiptir.” diyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın