2023 Kayıtlara Geçen “En Sıcak Yıl” Olabilir

2023 ocak – eylül döneminde ortalama sıcaklık, daha önce en sıcak yıl olarak belirlenen 2016 yılının 0,05 derece üstüne çıktı. Böylece 2023, kayıtlara geçen en sıcak yıl olabilir. 

Eylül’de ortalamanın 0,93 derece üzerine çıkan hava sıcaklığı 16,38 derece oldu. Bu, 2020 yılında ölçülen en sıcak eylülün 0,5 derece fazlasına tekabül etti. Böylece Eylül 2023, en sıcak eylül ayı olarak kayıtlara geçti.

Avrupa Birliği’nin (AB) finanse ettiği Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2023’ün kayıtlardaki en sıcak yıl olabileceğini, Eylül 2023’ün de en sıcak eylül ayı olarak kayıtlara geçtiğini açıkladı.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin verilerine göre, yılın 9 ayındaki ölçümlerle 2023, daha önce en sıcak yıl olarak belirlenen 2016’yı geride bıraktı.

Ocak-eylül döneminde ortalama sıcaklık, 2016’nın 0,05 derece üstüne çıktı. Böylece 2023’ün, kayıtlara geçen en sıcak yıl olabileceği belirtildi.

Geçen ay ise ortalamanın 0,93 derece üzerine çıkan hava sıcaklığı 16,38 derece oldu. Bu, 2020’de ölçülen en sıcak eylülün 0,5 derece fazlasına tekabül etti. Böylece Eylül 2023, en sıcak eylül ayı olarak kayıtlara geçti.

Ortalamanın üzerinde yağış

Avrupa için de geçen ay, 2020’ye kıyasla 1,1 derecelik artışla en sıcak eylül ayı yaşandı. Ayrıca İber Yarımadası, İrlanda, İngiltere’nin kuzeyi, İskandinavya ve Daniel Fırtınası’nın etkilediği Yunanistan’da eylül ortalamasının üstünde yağış kaydedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İklim Krizi: Türkiye’de En Çok Etkilenecek Bölgeler Belli Oldu

Küresel ısınma, Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye, Fas, Libya, İspanya, Portekiz, İsrail, Tunus ve Suriye’de kuraklık ve ardından aşırı yağışlar ya da orman yangınları gibi pek çok doğal afete neden oldu. Bu doğal afetler, milyarlarca dolar maddi kayba ve binlerce can kaybına neden oldu.

Bilim insanları, Akdeniz’de yaşanan doğal afetlerin en önemli nedeninin küresel ısınma olduğunu doğrularken, küresel ısınmadan kaynaklı iklim krizinden en fazla etkilenecek “sıcak noktaları” belirleyen yeni bir çalışmaya göre, Türkiye’de en olumsuz değişimler Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanacak.

Yakın ve uzak gelecekte, Türkiye’de iklim krizinden etkilenebilecek sıcak noktaları belirlemek üzere yapılan yeni bir çalışmaya göre, en olumsuz değişimlerin Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanacağı öngörülüyor.

Yakın (2024-2049), orta (2049-2074) ve uzak (2074-2099) geleceği ele alan bahse konu çalışmada, iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salımlarının azaltılmadığı kötümser senaryo (RCP 8.5) esas alınıyor. Araştırmaya göre, Türkiye’nin ‘sıcak noktaları’, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olacak.

İlk ortaya çıktığında ‘küresel ısıtmaya duyarlı bölgeler’ olarak tanımlanan ‘sıcak noktalar’, bugün, hem daha etkilenebilir olan hem de insan güvenliğinin risk altında olduğu veya olabileceği bölgeler olarak tanımlanıyor.

Sonuçlar, yakın, orta ve uzak gelecekte, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde sıcaklık artışlarının dikkat çekici olacağını gösteriyor. Yağışların en çok Akdeniz ve Ege bölgelerinde azalacağı öngörülüyor. Aşırı sıcak yılların ise en çok Marmara, Ege, Batı Anadolu ve Akdeniz’de artması bekleniyor. Marmara Bölgesi’nin, yüksek nüfus yoğunluğu nedeniyle, iklim değişikliğinin sosyo ekonomik etkilerinden daha fazla etkileneceği tahmin ediliyor.

Çatışma ve göç uyarısı

Küresel ölçekte bakıldığında ise, Türkiye’nin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası’ndaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olması bekleniyor. Havza’ya dair öngörüler, yüzyıl sonunda yağışlarda önemli düşüşlere işaret ediyor. Çalışma, ortaya çıkacak su stresinin, çatışmalara ve göçlere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Küresel olarak dünyadaki her bölgenin, iklim krizinden farklı risk seviyelerinde etkilenmesi bekleniyor. Ortalama sıcaklıklarda artış, yağışlarda değişkenlik, seller, kuraklık ve orman yangınları gibi aşırı iklim olayları ile kendilerini gösteren bu değişimlerin, önümüzdeki yüzyıl boyunca daha da yıkıcı hale gelmesi bekleniyor.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, Kuzey Afrika’nın kurak iklimi ile Orta Avrupa’nın ılıman ve yağışlı iklimi arasında geçiş bölgesinde yer alıyor. Bu nedenle iklim rejimi, ufak değişikliklerden bile etkilenmeye oldukça açık.

Bilimsel çalışmalar, Akdeniz Havzası’ndaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olacağını ortaya koyuyor. Bölgede son yüzyılda gözlenen kuraklık eğilimi de oldukça dikkat çekici. Havza’nın gelecekte daha da sıcak ve kuru iklim koşullarına sahip olacağı öngörülüyor.

Yüzyıl sonuna doğru yağışlarda beklenen önemli düşüşün ise su stresini artırabileceği, bunun sonucunda tetiklenen sosyal gerilimlerin artarak çatışmalara ve göçlere yol açabileceği ifade ediliyor.

Türkiye’nin yanı sıra, Akdeniz Havzası’nda bulunan İspanya, Portekiz, Güney Fransa, İtalya ve Batı Yunanistan’ın da kuraklıktan önemli ölçüde etkilenebileceği düşünülüyor.

Uzak gelecekte (2074-2099), yağışların tüm Türkiye’de azalması ve ortalama sıcaklıkların da dikkat çekici şekilde artması bekleniyor. Ancak yağışlardaki genel azalım eğiliminin yanı sıra, mevsimsel olarak, başta Doğu Karadeniz ve Güneybatı Marmara olmak üzere farklı bölgelerde, aşırı yağış olaylarının şiddet, sıklık ve etki alanlarında artış yaşanacağı öngörülüyor.

İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çölleşme eğilimi yüksek karasal topraklar bulunuyor. Bu nedenle tarım sektörüne bağlılığı yüksek olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin, tarımsal üretim ve su kaynakları açısından, iklimsel değişimlerden daha fazla etkilenmesi bekleniyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Yeni İklim Raporu: Zaman Daralıyor

Kasım ayında Dubai’de yapılacak 28’inci İklim Konferansı öncesi yeni bir iklim raporu yayınlayan Birleşmiş Milletler (BM), raporunda iklim hedeflerine ulaşmak için gösterilen çabaların yetersiz olduğunu açıkladı.

İklim hedeflerine ulaşmak için gösterilen çabalar yeterli seviyede olmadığı belirtilen raporda, küresel ısınma ile mücadelede zamanın daraldığı uyarısı yapılırken dünya genelindeki sera gazı emisyonlarının küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılmasını öngören modellerle örtüşmediği dile getirildi.

Rapora göre, Paris İklim Anlaşması’nın merkezinde yer alan Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) Paris’te kabul edilen iklim hedeflerine ulaşmak için yeterli değil. BM İklim Sekreterliği, 1,5 derece hedefine ulaşabilmek için 2030 yılına kadarki emisyon tasarruf hedeflerinde 20,3 ile 20,9 gigatonluk açık bulunduğuna dikkat çekti. Paris İklim Anlaşması, küresel ısınmanın sanayileşme öncesi döneme göre 2, mümkün olursa 1,5 derece ile sınırılandırılmasını öngörüyor.

BM’nin son raporu, Küresel Emisyonlar Durum Değerlendirmesi’nin (Global Stocktake) bir parçasını oluşturuyor. Raporda, Paris iklim hedeflerine ulaşılabilmesi için hem daha iddialı tasarruf hedeflerine hem de bu hedeflerin hayata geçirilmesine ihtiyaç olduğu belirtildi. İklim değişikliği ile mücadelenin temel ayaklarının yenilenebilir enerjilerin yaygınlaştırılması ile fosil enerjilerinden vazgeçilmesi olduğuna dikkat çekildi.

45 sayfalık raporda, küresel ısınmanın kalkınmayla ilgili kaydedilen ilerlemeye de zarar verdiği vurgulandı. Zengin sanayileşmiş ülkelerin yoksul ülkelere iklim yardımlarının arttığı belirtilirken daha fazla yardımın şart olduğu ifade edildi.

1,5 santigrat derece hedefi

1,5 santigrat derece hedefi, iklim değişikliğinin yıkıcı ve muhtemelen geri döndürülemez sonuçlarından kaçınmak için küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelere (1850-1900) kıyasla 1,5 santigrat derece ile sınırlamayı amaçlayan 2015’teki Paris iklim görüşmelerinde kabul edildi.

Öte yandan Hindistan’ın başkenti Delhi’de düzenlenecek G20 Zirvesi öncesi açıklamalarda bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklim değişikliğiyle etkili bir şekilde mücadele etmek için “1,5 santigrat derece hedefinin” korunmasının hayati önemini vurguladı.

Guterres, dünya GSYİH’sının yüzde 85’ini ve küresel emisyonların yüzde 80’ini oluşturan G20 ülkelerinin, 1,5 santigrat derece küresel ısınma hedefinin tutturulmasında öncülük etmesi gerektiğini belirtti.

Guterres, büyük emisyon salınım yapan ülkelerin emisyon salınımlarını azaltmak için ekstra çaba sarf etmeleri ve gelişmekte olan ekonomilere bu emisyon salınım azaltmaları konusunda da destek vermeleri gerektiğini vurguladı. Guterres ayrıca G20 içindeki gelişmiş ülkelere, gelişmekte olan ülkelere yönelik taahhütlerini yerine getirerek liderlik etmeleri çağrısında bulundu.

Gelişmiş ülkelerin 2040 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı taahhüt ettiğini, gelişmekte olan ekonomilerin ise 2050 yılına kadar bu hedefi hedeflemesi gerektiğini söyleyen Guterres ayrıca, OECD ülkelerinin 2030 yılına kadar kömürü aşamalı olarak bırakmalarını, diğer ülkelerin de 2040 yılına kadar aynı şeyi yapmalarını önerdi.

Paylaşın

İklim Krizi, Türkiye’nin Gıda Güvenliği İçin Ciddi Tehdit

İklim krizi artık Türkiye’nin gıda güvenliği için ciddi bir tehdit. Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi İrem Daloğlu Çetinkaya, “Yağış ve sıcaklık desenleri değişiyor, bunlar tarımsal üretimi zorlayan ve gıda kıtlığını etkileyen faktörler” diyor.

Türkiye İhracatçılar Meclisi Tarım Kurulu Başkanı ve üretici Melisa Tokgöz Mutlu, iklim beklentilerinin tutmadığını ve tarımsal üretimin planlamadığını söylüyor ve ekliyor:

“Tarımda o sezonun iklim ve yağış beklentileri çok önemlidir. Toprağın kuru kalması, yağış alması ve tekrar kuru kalması gereken sezonları vardır. Ama bu sezonlar tamamıyla kaydı. Geldiğimiz noktada iklim kriziyle beraber artık yağışları kontrol edemez hale geldik.”

Mutlu, bu senenin “verim yılı” olması beklenirken, tam tersi biçimde birçok mahsulde sorun yaşandığını aktarıyor: “Hiç beklemediğimiz bir anda inanılmaz bir yağmur yedik. Birçok ürünün hasadıyla ilgili problem yaşadık. O yağış sürecinde patates tarlalarına girilemedi.

Eskiden Mayıs ortasında kiraz çıkmasını beklerken şimdi Haziran başına kaydı. Haziran başında kiraz inanılmaz büyük bir yağmur yedi. Kayısı çok kötü yağmur yediği için bu sene kayısı alamadık.”

BBC Türkçe’den Fundanur Öztürk‘ün haberine göre; Önce yağış, sonra soğuk ve don. Hemen ardından yüksek sıcaklıklar. İklim krizine bağlı bu ani ısı değişiklikleri, tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor. Yaz mevsimi olmasına rağmen domatesin kilosu marketlerde 45-50 lirayı buluyor.

Yaz döneminde bollaşan domates, biber ve patlıcan gibi ürünler, her yıl bu aylardaki enflasyonu düşüren en önemli faktörlerdendi. Fakat TUİK’in açıkladığı Temmuz ayı enflasyon verilerinde fiyatı en çok artan gıda ürünleri arasında %20,1 ile sebze ve %15,7 ile taze meyve, listenin en başında yer aldı.

Bu yaz raflardaki meyve sebzede kalite istikrarını yakalayabilmek de oldukça zor. Peki, yaz aylarında enflasyonu düşürmesi beklenen meyve sebze fiyatları bu yaz neden çok yüksek?

Antalya hallerindeki veriler, Türkiye’nin genelini yansıtan bir ayna gibi. Antalya Ticaret Borsası’nın açıkladığı Temmuz verilerine göre, ildeki hallerde domates, sebze ve meyve miktarında rekor seviyede azalma var.

Fiyatlarındaki artış da son 8 yılın ortalamasının en yüksek seviyesinde. Temmuz’da Antalya hallerindeki domates miktarı geçen aya göre %39,78, geçen yıla göre %31,35 oranında azaldı. Domatesin fiyatı da geçen aya göre %70, geçen yıla göre de %124,76 yükseldi.

Sebze rekoltesi %52,59 azalırken, yıllık fiyatı %89,83 arttı, meyvenin yıllık üretimi %44,15 azaldı, fiyatı da yıllık %57,09 oranında yükseldi.

İklim krizi tarımı tehdit ediyor

Tarımsal verimlilikteki düşüşü sadece iklim koşulları ile açıklamak mümkün olmasa da, iklim krizi artık Türkiye’nin gıda güvenliği için ciddi bir tehdit.

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi İrem Daloğlu Çetinkaya, “Yağış ve sıcaklık desenleri değişiyor, bunlar tarımsal üretimi zorlayan ve gıda kıtlığını etkileyen faktörler” diyor.

Türkiye İhracatçılar Meclisi Tarım Kurulu Başkanı ve üretici Melisa Tokgöz Mutlu, iklim beklentilerinin tutmadığını ve tarımsal üretimin planlamadığını söylüyor:

“Tarımda o sezonun iklim ve yağış beklentileri çok önemlidir. Toprağın kuru kalması, yağış alması ve tekrar kuru kalması gereken sezonları vardır. Ama bu sezonlar tamamıyla kaydı. Geldiğimiz noktada iklim kriziyle beraber artık yağışları kontrol edemez hale geldik.”

Mutlu, bu senenin “verim yılı” olması beklenirken, tam tersi biçimde birçok mahsulde sorun yaşandığını aktarıyor:

“Hiç beklemediğimiz bir anda inanılmaz bir yağmur yedik. Birçok ürünün hasadıyla ilgili problem yaşadık. O yağış sürecinde patates tarlalarına girilemedi.”

“Eskiden Mayıs ortasında kiraz çıkmasını beklerken şimdi Haziran başına kaydı. Haziran başında kiraz inanılmaz büyük bir yağmur yedi. Kayısı çok kötü yağmur yediği için bu sene kayısı alamadık.”

Yaz yemeklerinde ilk akla gelen malzeme olan domates de marketlerdeki en pahalı ürünlerden biri. Gazeteci Ali Ekber Yıldırım durumu “Ani hava olayları ve ısı değişiklikleri sebebiyle bu sene mahsullerin hem kalitesinde hem de veriminde ciddi kayıplar yaşandı” diyerek açıklıyor:

“Bu sene tarlalara domates fideleri dikildikten sonra, aşırı yağış nedeniyle birçok yerde ürün bozuldu. Üretici fideyi tekrar dikmek zorunda kaldı, bu da maliyetleri artırdı. Sonra Temmuz ayı boyunca yaşanan aşırı sıcaklar domatesleri tam gelişmeden önce yaktı ve üretim azaldı.”

Adapazarı’nda üretim yapan ve Türkiye’nin her yerinden ürün alan Nergis Kılıç da bu sene domateste hem üretimin hem de kalitenin düştüğünü şöyle açıklıyor:

“Domates gerçekten yok. Ben eskiden domates alacağım zaman, şu kişi kaliteli domates veriyor derdim ve sipariş ederdim. Şimdi kendim Antalya’ya gidip ürünün başında durmadan gönderemiyorum, tıra kötü mal koyma ihtimalleri yüksek çünkü iyi mal çok az.”

Ürünlerin kalitesindeki sorun sadece domateste değil, başka birçok mahsulde yaşandı. Yıldırım, “Patates tohumları çok yağış sebebiyle tarlalarda çürüdü, hastalıklar ortaya çıktı ve ekstrem yağışlar yüzünden birçok üründe benzer durum yaşandı” diyor.

Mutlu’ya göre domates fiyatlarındaki artışın temel sebeplerinden biri girdi maliyetlerindeki artış. TÜİK’in son açıkladığı veriye göre Mayıs ayında Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi yıllık %33,2 arttı.

Sadece son bir ayda mazota %51,9 zam geldi, bu zam sadece üretimde değil, nakliyatta da maliyetleri artırdı. Dövizdeki hareketlilikle birlikte gübre fiyatlarında da son bir ayda %33’e varan artışlar görüldü.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar basın açıklamasında, nakliye giderlerinin artmasıyla gıda fiyatlarının katlanacağını belirtiyor.

Son akaryakıt zammıyla birlikte çiftçilere verilen mazot desteğinin eridiğini söyleyen Bayraktar, tarıma verilen tüm desteklerin 75’inin mazot vergisine gittiğini aktarıyor.

Öte yandan hem çiftçi artan maliyetler sebebiyle üretimden uzaklaşıyor hem de işçilerin yevmiye ücretleri giderek artıyor.

Daloğlu, “İklim değişikliği kaynaklı tatmin edici gelir sağlayamayan çiftçiler ya şehir değiştiriyorlar ya meslek değiştiriyorlar, iklim değişikliği her boyutta hayatımızı yavaş yavaş değiştiriyor ve etkiliyor” diyor.

Balık türleri azalıyor

İklim krizi denizlerdeki balık miktarı, çeşitliliği ve göç sezonlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye iklim krizi, kaçak avlanma ve denizlerdeki kirlilik sebebiyle her geçen yıl daha az balık stokuyla karşı karşıya kalıyor.

2016’dan beri iklim krizinin Marmara Denizi’ndeki balıklar üzerine etkisini araştıran İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi akademisyenlerine ait araştırmalar, Marmara’da her yıl balık miktarında ve türlerinde azalma olduğunu belirledi.

Akdeniz’de de durum farklı değil. Üretici Firdevs Külekçioğlu iklim krizine bağlı olarak avlanma sezon sürelerinin değiştiğini ve tüm avlanma/yetiştirme pratiklerinin şaştığını anlatıyor:

“Ani ısı değişiklikleri sebebiyle balıkçılıkta mevsimler kaydı. Önceden Haziran ayında olan balık şimdi Temmuza kaydı. Her sezon belli bir avlanma süremiz var ancak Akdeniz’de bir göç balığı olan orkinos bu yaz geç geldi.”

“İklim krizi yüzünden artık bakanlığın belirlediği avlanma süresiyle balıkların geliş zamanı çakışmıyor. Bakanlık bu sebeple 30 gün olan avcılığı 45 güne artırdı ama ısı değişikliği bu önlemleri hiçe sayarak daha da artış gösteriyor.”

Türkiye’de gıda fiyatları artıyor

İklim krizinin tehdit ettiği gıda güvenliği, tüm dünyanın ortak sorunu. İspanya, Fransa ve İtalya gibi Akdeniz ülkeleri, özellikle son iki yıldır çok ciddi kuraklık yaşıyor.

Bunun yanı sıra, gıda ihracatında başı çeken ülkelerden Hollanda, Polonya ve Pakistan da iklim krizi sebebiyle düşen rekolteler sonucu uluslararası piyasada pasif kalıyor.

Tüm bunlara rağmen dünyada gıda fiyatları azalma eğilimindeyken, Türkiye’de artış gösteriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) gıda fiyat endeksi, yıllık bazda yüzde 11,8 geriledi. Türkiye’de aynı dönemde gıda fiyatları yıllık bazda yüzde 61 yükseldi.

Türkiye ve dünya gıda pazarında yaşanan tüm bu gelişmeler, artan nüfusla birlikte iklim krizinin gıda güvenliğini her geçen gün daha çok tehdit edeceğini gösteriyor. Uzmanlara göre yapılabilecek en doğru şey, iklimi çok iyi gözlemleyerek planlı tarım yapmak.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Yakın Zamanda Su Kıtlığı Yaşanabilir” Uyarısı

ABD’nin New York kentinde üç gün sürecek olan Birleşmiş Milletler Su Konferansı başladı. 1977’den beri yapılacak ilk büyük Birleşmiş Milletler su zirvesine binlerce delege katılıyor.

Zirveden hemen önce ortaya konan raporda dünyanın “vampirce aşırı su tükettiği ve aşırı geliştiği, kör bir şekilde tehlikeli bir yolda ilerlendiği” ifade edildi. Raporda, aşırı kullanım ve iklim krizi sebebiyle yaşanacak bir su krizinin an meselesi olduğu ve yakın zamanda su kıtlığı yaşanabileceği konusunda uyarıda da bulunuldu.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Su Konferansı nedeniyle yayınladığı video mesajda, suyun bir insan hakkı olduğunu, dünyanın geleceğinde daha iyi şartların oluşması ve küresel kalkınmanın sağlanması için kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Guterres, dünyada su kullanımında aşırı tüketimin sürdürülebilir bir durum olmadığının altını çizdi.

Guterres, “Suyun başı büyük dertte. Aşırı tüketim ve yanlış kullanım yollarıyla insanlığın can damarını kurutuyoruz. Vampir gibi suyu tüketiyoruz. Suyu küresel ısınma yoluyla buharlaştırıyoruz. Su akışındaki dengeleri bozduk, ekosistemleri yok ettik, yer altı sularını kirlettik” dedi.

Genel Sekreter, dünyanın yaşadığı doğal afetlerin suyla bağlantılı olduğunu kaydederek “Dünyada yaşanan her dört doğal afetten üçünün suyla bağlantılı olduğunu biliyoruz. Dünyanın dörtte birinin güvenli su hizmetleri veya temiz içme suyu olmadan yaşadığını biliyoruz. 1,7 milyar kişi temel sağlık koşullarından yoksun durumda. Yarım milyar insan açıkta dışkılarını yapmak zorluğuyla yaşıyor. Milyonlarca kız çocuğu sadece evlerine su taşımak için her gün saatlerini harcıyor” dedi.

BM Genel Sekreteri Guterres, bugün başlayan Su Konferansı’na katılan üye devletler ve uluslararası toplumun, suyun dünyanın sürdürülebilirliği için hayati önemini, barışı ve uluslararası işbirliğini teşvik etmek için önemli bir araç olduğunu kabul ettiklerini belirterek, “Amaç su kullanım kapasitesinde büyük bir artış sağlamanın yollarını bulmak” dedi.

“Su sorununu çözemeyiz”

Guterres, öncelikle dünyadaki su açığının kapatılması gerektiğini vurgulayarak dört kilit alanda harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

Guterres, hükümetlerin herkese eşit su erişimini sağlayan ve aynı zamanda su tasarrufunu teşvik eden planlar geliştirmesi gerektiğini, geliştirdiği bu planların uygulamaya geçmesini sağlamasını, değerli bir kaynak olan su kullanımını ortaklaşa yönetmek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

Guterres, su ve sanitasyon sistemlerine büyük yatırım ihtiyacının karşılanması için kalkınmaya yatırımı artırmayı amaçlayan küresel finans alanında gerekli reformların yapılması gerekliliğini vurgulayarak, “Uluslararası finans kurumları, suyun finansmanını arttırmak ve hızlandırmak için yaratıcı yollar geliştirmeli, suya erişimde çaresiz durumdaki ülkeleri desteklemek için su ve sanitasyonun finansını genişletmeye devam etmelidir” dedi.

Guterres, su kaynaklarının kullanımındaki altyapı sorununa da dikkat çekti. Su konusunda 21. yüzyılda yaşanan bu acil durumun başka bir çağdan kalma altyapıyla yönetilemeyeceğini belirterek, “Afetlere dayanıklı boru hatlarına, su dağıtım altyapısına ve atık su arıtma tesislerine, suyu geri dönüştürmenin ve korumanın yeni yollarına yatırım yapılması gerekir” dedi.

Uluslararası topluluğun su kullanımını azaltan iklim şartları nedeniyle bir küresel bilgi sisteminin kurulması gerektiğini belirten Guterres, “Küresel ısınmayı 1,5 santigrat derece ile sınırlamak, gelişmekte olan ülkelere iklim adaleti sağlamak için hiçbir çabadan kaçınmayın” dedi.

Nasıl katkıda bulunabilirsiniz?

BM, zirve vesilesiyle su krizine karşı bireysel olarak alınabilecek önlemleri de ortaya koydu. İşte önerilen bazı basit eylemler:

Daha kısa duş alın ve evinizdeki su israfını azaltın: Evsel atık suyun yüzde 44’ünün güvenli bir şekilde arıtılmadığı düşünüldüğünde, daha kısa duşlar almak bu değerli kaynağı korumak için harika bir yoldur.

Yerel nehirlerin, göllerin veya sulak alanların temizlenmesine katılın: Bir ağaç dikin. Bu eylemler su ekosistemlerini kirlilikten korumaya, sel riskini azaltmaya ve suyu verimli bir şekilde depolamaya yardımcı olabilir.

Tuvaletler, sanitasyon ve mensturasyon arasındaki kritik bağlantı konusunda farkındalık yaratın: Bulunduğunuz toplumda, okulunuzda veya iş yerinizde konuşmalar başlatarak tabuları yıkın.

Paylaşın

BM Genel Sekreteri Guterres: İklim Krizi Saatli Bomba Gibi

Bilim insanları iklim eyleminin çoğaltılması açısından fırsat penceresinin hızla kapandığı konusunda uyarırken BM Genel Sekreteri Guterres, zengin ülkeleri “iklim saatli bombasını durdurmak için” 2050’ye takvimlenmiş olan CO2 salım hedeflerini “2040’a çekmeleri” çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “insanlık için bir hayatta kalma kılavuzu” olarak nitelediği, BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) uzmanlarının son raporunun yayımlanması vesilesiyle dolaşıma soktuğu videoda, “İnsanlık ince bir buz üzerinde yürüyor ve bu buz hızla eriyor” diye uyarıyor.

Dünyanın küresel ısınmayı sanayi öncesi döneme kıyasla hala 1,5 °C  ile sınırlayabileceğine inandığını belirten Guterres, bunun için “tüm ülkeler ve tüm sektörlerce  iklim eyleminde kararlı bir ilerleme kaydedilmesi” gerektiğini vurguladı.

Bu konuda tüm oyuncular “ileri sarma düğmesine basmalı” diyen BM Genel Sekreteri gelişmekte olan ülkelerin hem küresel ısınmadan daha az sorumlu olduğunu hem de geçiş sürecini hızlandırmak konusunda kapasitelerinin daha düşük olduğunu dile getirdi. Dolayısıyla gelişmiş ülkelere yönelmek gerektiğini ileri süren Guterres, tüm ülkelerin CO2 salım takvimlerini 2040’a çekmeyi taahhüt etmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

COsalımlarını sıfıra çekme konusunda Almanya 2045, Finlandiya 2035’i hedeflerken Çin 2060 Hindistan 2070’i hedefliyor.

Bu hedefe ulaşılabilmesinde en büyük rolün küresel sera gazı salımlarının yüzde 80’inden sorumlu olan G20 ülkelerine düştüğünü belirten Guterres, eylüldeki iklim zirvesinde bu ülkelerin”iddialı” ve “her şeyi kapsayan” yeni sera gazı azaltım taahhütleri sunmaları ve 2035 ve 2040 için bu salımlara ilişkin “mutlak azaltım” hedefleri koymalarını beklediğini dile getirdi.

Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) “Sentez Raporu 6. Değerlendirmesi”ni hazırlayan bilim insanları iklim eyleminin çoğaltılması açısından fırsat penceresinin hızla kapandığı konusunda uyardı.

IPCC’den alarm çanları

IPCC, küresel sıcaklık artışının 1850-1900 dönemine göre 1,1 °C’ye ulaştığını ve artmaya devam eden salımların küresel sıcaklık artışını hızlandırdığına raporda vurgu yaptı.

Raporda dikkat çekilen diğer bir önemli konu da küresel sıcaklık artışının 1,5 °C ile sınırlandırılması için sera gazı salımlarının 2030’a kadar yarı yarıya azaltılması gerekliliği oldu.

Bilim insanları ayrıca 2022’de nüfusu 8 milyarı aşan dünyada yaklaşık 3,6 milyar insanın  iklim krizine karşısında aşırı kırılgan bölgelerde yaşadığını da vurguladı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İklim Krizi Hız Kazandıkça Felaketler Artacak

İklim koşullarında meydana gelen olumsuz değişimler ve zararlı sonuçlarının bütünü şeklinde tanımlanan iklim krizi hız kazandıkça, kuraklık ve seller gibi felaketlerin artacağı ortaya çıktı.

Bilim insanları, rekor sıcaklık eğiliminin başladığı 2015’ten bu yana bu aşırı olayların yoğunluğunun ve sıklığının arttığını belirtti.

CNN’in haberine göre, NASA’da görevli bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma, giderek daha sık, yaygın ve yoğun yaşanan kuraklık ve sellerin, iklim kriziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Araştırmada, iklim krizi hız kazandıkça bu gibi felaketlerin artacağı belirtildi.

Araştırmanın baş yazarı Matthew Rodell, 2002’den 2021’e kadar olan 20 yıllık NASA uydu verilerine bakarak dünyadaki suyla ilgili aşırı olayların boyutunu, süresini ve ciddiyetini analiz etti. Bu kapsamda, yaklaşık yüzde 70’i altı ay veya daha kısa süren ve yaklaşık yüzde 10’u bir yıldan fazla süren 505 aşırı yağış olayı ve 551 aşırı kuraklık olayı incelendi.

Bilim insanları, rekor sıcaklık eğiliminin başladığı 2015’ten bu yana bu aşırı olayların yoğunluğunun ve sıklığının arttığını ortaya koydu. Rodell, “Bunun küresel ısınmayla ilgili olabileceğini düşündük çünkü son 7 yılda en yüksek sıcaklıkların kaydedildiğini biliyoruz. Bu olayların dünya çapındaki sıklığı ile yüksek sıcaklıklar arasında önemli bir korelasyon vardı.” dedi.

Çalışmada bu çıkarımın doğruluğundan emin olmak için analizler yaptıklarını belirten Rodell, analizlerin sonucunda iklim krizinin etkilerinin diğer doğal göstergelerden daha güçlü olduğunu bulduklarını söyledi.

Rodell, çalışmanın insanların, küresel sıcaklıktaki her küçük artışın önemli olduğunu ve dünyayı ısıtan kirliliğin yükselişinin dizginlenmesi gerektiğini anlamalarına yardımcı olacağını umduğu aktardı.

Araştırmanın detayları Nature Water dergisinde yayımlandı.

Paylaşın

BM’den ‘İklim Değişikliğine Yeniden Öncelik Verin’ Çağrısı

İklim değişikliğini arka plana atmak gibi bir eğilimin olduğunu belirten Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ülkelerin iklim değişikliğine yeniden öncelik vermesi gerektiğini, aksi takdirde dünyanın bir felaketle karşı karşıya kalacağını söyledi.

BM Genel Sekreteri Guterres, 6 Kasım’da Mısır’da başlayacak COP27 İklim Zirvesi öncesinde New York’ta BBC İklim Editörü Justin Rowlatt’a verdiği röportajda, “Bunu tersine çeviremezsek, kötü sonla karşılaşacağız” dedi.

COP27, ülkeleri ikim değişikliği ile mücadele etme yollarını tartışmak üzere bir araya getiriyor. Zirve bu yıl 6-18 Kasım tarihleri arasında Şarm El-Şeyh’te yapılacak.

Enflasyon, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, enerji ve gıda fiyatlarındaki artış gibi küresel problemlerin hükümetlerin kafalarını başka yönlere doğru çevrilmesine neden olduğunu vurgulayan Guterres, “İklim değişikliğini uluslararası tartışmanın merkezine geri getirin” diye konuştu.

BM Genel Sekreteri, ülke liderlerinden iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarından kaçınmak üzere küresel sıcaklık artışını 1.5C’de tutmak da dahil, hayati hedeflerden vazgeçmemelerini istedi.

Guterres, ABD ve Çin’i konferansta birlikte çalışmaya davet etti, dünyanın onların liderliğine güvendiğini söyledi. Pekin yönetimi Ağustos ayında, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a gerçekleştirdiği ziyaret sonrasında iklim değişikliği konusunda ABD ile işbirliğini sonlandırdığını açıklamıştı.

Zamanımızı tanımlayan sorunun bu olduğunu dile getiren Guterres, “Hiç kimsenin herhangi bir nedenle iklim değişikliği konusunda yapılacak uluslararası eylemleri feda etmeye hakkı yok”  dedi ve şöyle devam etti:

“Gerçeği söylemek zorundayız. Gerçek şu ki, iklim değişikliğinin dünyadaki birçok ülke üzerindeki etkisi şimdiden yıkıcı.”

Guterres, hükümetlerin gelişmekte olan ülkelere taahhüt edilen 100 milyar dolarlık finansmanı sağlamaları konusundaki ısrarını da yineledi ve fosil yakıt enerji kârları üzerinden alınabilecek aşırı kazanç vergilerinin, bu parayı sağlayabileceğinden bahsetti.

Guterres’in öne çıkan mesajları şöyle:

  • Ülkeleri daha fazla fosil yakıta yatırım yapmamaya, bunun yerine yenilenebilir enerjiyi desteklemeye çağırdı: “En aptalca şey, bizi bu felakete neyin götürdüğü üzerine bahse girmek.”
  • İklim protestolarına kendisinin de katılıp katılmayacağı sorulan Guterres, gençken eylemlere katıldığını ama artık işinin “barikatlardan barikatlara koşmak” olmadığını söyledi. Bunun yerine görebinin hükümetlere değişim için baskı uygulamak olduğunu belirtti.
  • COP27’ye katılmayacağını açıklayan genç iklim aktivisti Greta Thunberg’in orada olmasının “oldukça güzel olacağını” ifade etti. Gençlerin iklim meseleleri üzerinde dikkat çekici çabalarından ise övgüyle söz etti.

Öte yandan Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yayımlanan bir rapor, üç ana sera gazı olan karbondioksit, metan ve azotoksidin atmosferik seviyelerinin 2021 yılında rekor seviyelere ulaştığını gösterdi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD, Güneş’i Karartmayı Hedefliyor

İklim krizine çözüm arayan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), krizin etkilerini hafifletme amacıyla Güneş’i karartmanın yollarını araştıracak. CNBC’nin haberine göre Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi, bu doğrultuda tasarlanan 5 yıllık bir araştırma projesini koordine edecek.

Proje, atmosferdeki sera gazlarının neden olduğu ısınmayı azaltmak için Dünya’ya ulaşan Güneş ışığı miktarını değiştirme fikrini temel alıyor.

Araştırma planı, Güneş ışığını uzaya geri yansıtmak için atmosfere partiküller püskürtmeyi ve bunun Dünya üzerindeki olası sonuçlarını değerlendirmeyi içeriyor.

Bu yöntem hava araçlarıyla atmosferin stratosfer katmanına çeşitli gaz ve partiküllerden oluşan ince bir sis yaymak demek. Bazı bilim insanları bu sayede Güneş ışığının bir kısmının uzaya geri yansıyacağına ve gezegenin soğuyacağına inanıyor.

Ancak böyle bir senaryoda hangi gaz ve partiküllerin kullanılması gerektiği yıllardır tartışma konusu.

İklim teknolojilerine odaklanan yatırım fonu Lowercarbon Capital’in kurucusu Chris Sacca, Beyaz Saray’ın bu hamlesini olumlu görenlerden.

CNBC’ye konuşan Sacca, “Bu yöntem milyarlarca insanın geçim kaynağını koruma potansiyeline sahip” dedi: Beyaz Saray, araştırmayı ilerletiyor. Böylece gelecekte verilecek herhangi bir karar, jeopolitik ayrımlara değil bilime dayanabilir.

Söz konusu fikir ilk kez 1989’da Harvard Üniversitesi’nde görev alan Prof. David Keith tarafından incelenmişti. O zamandan beri zaman zaman dile getirilse de birçok uzman bu fikre şüpheyle yaklaşıyor.

Carnegie İklim Yönetişim Girişimi’nin yöneticisi Janos Pasztor, “Bir ülkenin önce emisyon azaltımlarında ne yaptığına bakılmalı. Buna bakmadan diğer adımlarını değerlendiremezsiniz” ifadelerini kullandı: Güneş radyasyonunu değiştirmek asla iklim krizine çözüm olmayacak.

Atmosfere partikül püskürtmek

Güneş’ten gelen ışığın bir kısmını engelleme fikri 2020’de Güney Afrikalı bilim insanlarının yürüttüğü bir araştırmayla da gündeme gelmişti.

Cape Town Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, kentin üzerindeki atmosfere büyük miktarda kükürt dioksit gazı salmayı ve Güneş’i kalıcı olarak “karartarak” su kaynaklarını korumayı amaçladıkları bir plan hazırlamıştı.

Bu planın su kıtlığı riskini 2100’den önce yüzde 90 oranında azaltacağı ifade edilmişti.

Ancak birçok uzman bu fikre karşı çıkmıştı. Kükürt dioksit tekniğinin çevre ve insan sağlığı üzerinde zararlı etkileri olabileceği belirtilmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Pakistan, İklim Krizine Neden Olan Ülkelerden Tazminat Talep Etmeye Hazırlanıyor

Pakistan’da yönetim, iklim krizine neden olan ülke ve şirketlerden tazminat talep etmeye hazırlanıyor. Pakistan’da haziran ayı ortasından itibaren yaşanan yıkıcı sel felaketlerinin maliyeti 30 milyar doların üzerinde.

Bianet’in aktardığına göre, Pakistan, haziran ortasından itibaren ülkede yaşanan yıkıcı sel felaketi sebebiyle, iklim krizine neden olan ülke ve şirketlerden tazminat talep etmeye hazırlanıyor.

Bilim insanları, bu yıl Pakistan’da yıllık yağış ortalamasının üç buçuk katı üzerinde gerçekleşen muson yağmurlarında tartışmasız bir şekilde iklim krizinin rolü olduğunu söylüyor.

Pakistan’daki sel felaketinden sonra ülkede yaşam neredeyse durma noktasına gelmişti.

Selden sonra Pakistan’da:

  • 2 milyondan fazla ev,
  • Yaklaşık 24 bin okul,
  • 1500 sağlık tesisi,
  • 13 bin kilometre yol ya hasara uğradı ya da tamamen yıkıldı.

Ülkede yıkılan diğer yapılar arasında çok sayıda köprü, otel ve baraj da var.

İklim krizini tetikleyen küresel karbon salınımında yüzde 0,8 payı olan Pakistan’ın sel felaketi sonrası karşı karşıya olduğu hasarın maliyeti 30 milyar doların üzerinde.

Bu miktar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 10’undan fazlasına tekabül ediyor.

İklim adaleti tartışmaları

Pakistan’daki ekolojik yıkım, iklim adaleti üzerine yürütülen tartışmaları da yeniden gündeme getirdi.

İklim krizinde büyük payı olan zengin ülkelerin, iklim krizi sebebiyle zarar gören yoksul ülkelere tazminat verip vermemesi şimdi daha yüksek sesle tartışılıyor.

Pakistan ve diğer gelişmekte olan ülkeler, 6-18 Kasım’da Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenecek 27. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP27) bu konuyu tüm boyutlarıyla gündeme getirmeyi planlıyor.

Daha önce de Pakistan İklim Değişikliği Bakanı Şeri Rehman, zengin ülkelerin iklim krizinden etkilenen ülkelere tazminat borcu olduğunu hatırlatmıştı.

Geçen yıl, İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen COP26’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, iklim krizine bağlı kayıp ve hasarlar için yoksul ülkelere tazminata yönelik fon talebini reddetmişlerdi. İslamabad yönetimi ise zengin ülkelerin iklim krizinin kurbanı olan Pakistan’a yardım etmesini ahlâki bir zorunluluk olarak görüyor.

İklim tazminatı nedir?

İklim krizinin büyük orandaki sorumlusu olan zengin ülkelerin, iklim krizinin en çok etkilediği ülkelere, meydana gelen iklim felaketleri nedeniyle maddi-manevi zararlarına karşılık ödeyecekleri bedel veya edim.

Paylaşın