DEM Parti: Sürecin Önündeki Belirsizlikler Giderilmeli

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından genel merkezde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

Fon soruşturması, Barış ve Demokratik Toplum Süreci, cezaevlerindeki hak ihlalleri ve basın özgürlüğüne ilişkin açıklamalarda bulunan Doğan, sürecin ilerlemesini sağlayacak somut adımların gecikmeden atılması gerektiğini söyledi.

Fon soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan, yaşananları büyük çaplı bir soygun ve yolsuzluk olarak nitelendirdi. Soruşturmanın etkilerine dikkat çeken Doğan, ilk tespitlerine göre 455 bini aşkın yurttaşın birikiminin etkilendiğini ve bu birikimlerin birkaç gün içinde eridiğini belirtti. Konunun MYK toplantısında da ele alındığını ifade etti.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin mevcut seyrinin demokratikleşme beklentileriyle örtüşmediğini söyleyen Doğan, 22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis Genel Kurulu’nda Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısını hatırlattı. Çağrının ardından DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan’ın İmralı’da gerçekleştirdiği aile görüşmesinde iletilen mesajın kamuoyuyla paylaşıldığını belirtti.

Sürecin ilerlemesi için karşılıklı adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Doğan, hareket yönetiminin ateşkes, fesih ve Türkiye’den çekilme yönündeki açıklamalarına dikkat çekti. Buna karşın Abdullah Öcalan’ın koşullarında kapsamlı bir değişiklik yaşanmadığını ifade etti.

Doğan, İmralı’da yapılan görüşmelerin büyük ölçüde DEM Parti İmralı Heyeti’nin ziyaretleriyle sınırlı kaldığını, aile görüşmelerinin ise düzenli bir takvime bağlanmadığını söyledi.

İktidar temsilcilerinin sürecin kendi mecrasında ilerlediğine yönelik açıklamalarını anımsatan Doğan, bu durumda Öcalan’ın koşullarına ilişkin değişikliklerin ne zaman yapılacağı sorusunun yanıtlanması gerektiğini belirtti.

“Barış ve Siyasallaşma Kurulu niye bekletiliyor?”

Sürecin uzamasının yeni sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunan Doğan, Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun çalışmalarına başlaması gerektiğini söyledi. Kurulun neden hâlâ çalışmaya başlamadığını sorgulayan Doğan, sürecin önündeki engellerin ve gecikmeye neden olan unsurların açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Sürecin güven verici adımlarla ilerlemesi ve kamuoyunun kaygılarının giderilmesi gerektiğini belirten Doğan, zamana yayılmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Tarafların gecikmenin risklerine ilişkin değerlendirmelerde hemfikir olması durumunda, sürecin ilerlemesini sağlayacak adımların neden atılmadığının açıklanması gerektiğini dile getirdi.

Doğan, sürecin başlangıcından bu yana yaşanan gelişmeleri sıralayarak hareket yönetiminin ateşkes ilan ettiğini, kongresini topladığını, fesih kararını açıkladığını, silahları imha ettiğini ve Türkiye’den çekilme yönünde açıklamalarda bulunduğunu hatırlattı.

Bu gelişmelerin ardından demokratik siyasetin önünü açacak adımların da atılması gerektiğini söyleyen Doğan, özellikle dönüş koşullarının nasıl oluşturulacağı ve yasal düzenlemelerin ne zaman hayata geçirileceği konularındaki belirsizliklerin sürdüğünü belirtti.

Diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine işaret eden Doğan, demokratik siyaset alanını genişletmeye yönelik çerçeve yasanın yürürlüğe girmesine ilişkin belirsizliklerin giderilmesini istedi.

“Son üç ayda en az 90 mahpusun infazı uzatıldı”

Cezaevlerindeki uygulamaları da gündeme getiren Doğan, özellikle infaz sürelerinin uzatılmasına ve mahpusların şartlı tahliye haklarından yararlandırılmamasına tepki gösterdi.

Özgürlük için Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) verilerine atıfta bulunan Doğan, son üç ayda en az 90 mahpusun infazının uzatıldığını söyledi. Uzun yıllardır cezaevinde bulunan bazı mahpusların, cezaevi idare ve gözlem kurullarının kararları nedeniyle tahliye edilemediğini belirten Doğan, uygulamaların barış sürecinin hedefleriyle bağdaşmadığını savundu.

Ankara Sincan Kadın Hapishanesi’ndeki uygulamalara ayrıca dikkat çeken Doğan, politik mahpus kadınların şartlı tahliye haklarından yararlanamadığını ileri sürdü. Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunan Doğan, ihlallere ilişkin açıklamaların ötesine geçilerek somut adımlar atılmasını istedi.

Doğan, Şermin Demirdağ’ın tahliyesinin sekizinci kez engellendiğini belirtti. Otuz bir yıldır cezaevinde bulunan 75 yaşındaki ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım’ın infazının ise pişmanlık göstermediği gerekçesiyle en az iki kez uzatıldığını söyledi.

Bolu Cezaevi’nde tutulan Ali Adıman’ın da dilekçesinde Abdullah Öcalan’dan söz etmesi nedeniyle infazının yakıldığını ifade eden Doğan, söz konusu örneklerin yaşanan ihlalleri ortaya koyduğunu savundu.

Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik uygulamaları da eleştiren Doğan, demokratikleşme adımlarının tartışıldığı bir dönemde gazetecilerin, siyasetçilerin, yazarların, aktivistlerin ve hak savunucularının faaliyetlerinin engellendiğini söyledi.

Sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildiğini ve televizyon kanallarının kapatıldığını belirten Doğan, geçmişte olağanüstü hâl (OHAL) gerekçesiyle uygulanan kapatma kararlarının devam etmesini eleştirdi.

Doğan, bir yandan özgürlük ve demokrasiye yönelik yasal düzenlemelerin tartışıldığını, diğer yandan gazetecilerin haber yapma, siyasetçilerin soru sorma, yazarların yazma ve hak savunucularının ihlalleri gündeme getirme olanaklarının sınırlandığını ifade etti.

Basın meslek örgütleri ve gazetecilerin de dile getirdiği taleplere işaret eden Doğan, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve haber alma alanlarının özgürleştirilmesi çağrısında bulundu.

Paylaşın

Bakırhan’dan Barış Süreci Çağrısı: İktidar Artık Somut Adım Atmalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketi, barış ve demokratik toplum süreci, Orta Doğu’daki gelişmeler, ekonomik sorunlar ve 2027 yılı bütçesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketine değinerek başlayan Bakırhan, can kayıpları ve kent yaşamında meydana gelen aksaklıkların yalnızca yoğun yağışla açıklanamayacağını söyledi.

İstanbul, Kocaeli ve Sakarya’da dere yataklarının daraltıldığını, su havzalarının yapılaşmaya açıldığını ve yeşil alanların yerini beton yapıların aldığını belirten Bakırhan, kentlerin planlanması ve yönetilme biçiminin sel felaketleri açısından önem taşıdığını ifade etti.

İstanbul’da 168 dere havzası bulunduğunu, bunların 108’ine fiziksel müdahalede bulunulduğunu söyleyen Bakırhan, suyun doğal akış yollarının kapatılmasının riskleri artırdığını savundu. Selden etkilenen yurttaşların zararlarının karşılanması gerektiğini belirten Bakırhan, iktidara hasarların giderilmesi çağrısı yaptı.

Kanal İstanbul projesine de değinen Bakırhan, İstanbul’un yeni mega projeler yerine mevcut risklerin azaltılmasına ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Belediyelere yönelik siyasi tartışmalar yerine kentlerin altyapı ve çevre sorunlarına odaklanılması gerektiğini belirten Bakırhan, yerel demokrasi ve seçilmişlerin iradesinin korunması gerektiğini söyledi.

Bakırhan, Federal Kürdistan Bölgesi’ne yaptığı ziyaret kapsamında Hewler’de düzenlenen Meri Forumu’na katıldığını belirterek Orta Doğu’daki siyasi gelişmeler ve Türkiye’de yürütülen barış sürecine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

Forumda bölgenin geleceği, Kürtlerin durumu, Türkiye’deki barış ve demokratik toplum süreci ile Suriye’deki gelişmelerin ele alındığını aktaran Bakırhan, Neçirvan Barzani, Bafıl Talabani, Kubat Talabani, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile görüştüklerini söyledi.

Türkiye’de Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesinin yalnızca Türkiye’yi değil, Suriye, Irak ve İran’ı da etkileyeceğini ifade eden Bakırhan, bölgesel barış açısından diyalog kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Kürt siyasi aktörlerinin kendi aralarındaki sorunları diyalog yoluyla çözmesi gerektiğini belirten Bakırhan, ortak çıkarlar doğrultusunda daha fazla görüşme yapılmasının bölgedeki siyasi süreçlere katkı sağlayacağını dile getirdi.

İran’daki gelişmelere de değinen Bakırhan, Bafıl Talabani’nin forumda İran’daki Kürtlerle yeni bir diyalog sürecinin başlangıç aşamasında olduğuna ilişkin açıklamasını önemsediklerini belirtti.

İran’da Kürt siyasi aktörlerinin taleplerinin savaş yerine müzakere yoluyla ele alınması gerektiğini savunan Bakırhan, Tahran yönetimine doğrudan diyalog çağrısı yaptı.

Kürtlerin dilinin, kimliğinin ve siyasi iradesinin tanınmasının İran’ı güçlendireceğini ifade eden Bakırhan, Türkiye’de yürütülen sürecin başarıya ulaşmasının da bölgenin yararına olacağını söyledi. Bakırhan, Türkiye’nin İran ile Kürt siyasi aktörleri arasında olası bir diyalog sürecini desteklemesi gerektiğini kaydetti.

“İktidar artık somut adım atmalı”

Türkiye’deki barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, 8 Ekim’de duyurulan Türkiye’den çekilme kararına dikkat çekti. Hareket yönetiminin Türkiye’deki güçlerini sınır dışına çektiğini ve bazı kampların boşaltıldığını açıkladığını hatırlatan Bakırhan, bu gelişmelerin ardından sürecin ilerlemesi için somut adımlar atılması gerektiğini söyledi.

Bakırhan, iktidara yönelik çağrısında, “Artık neyi bekliyorsunuz?” diye sordu.

Sürecin hukuki güvencelere kavuşturulması gerektiğini belirten Bakırhan; Abdullah Öcalan’ın iletişim koşulları, cezaevlerindeki hasta tutukluların durumu, sürgündekilerin dönüşü, silahlı yapıların mensuplarının demokratik siyasete katılımı ve kayyım uygulamaları gibi konuların çözüm beklediğini ifade etti.

Ahmet Türk ve görevden alınan diğer seçilmişlerin görevlerine dönmesi gerektiğini savunan Bakırhan, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması çağrısı yaptı.

Bakırhan, barış sürecinin ilerletilmesi için Abdullah Öcalan’ın koordinatörlüğünde bir “Barış ve Siyasallaşma Kurulu” kurulmasını önerdi.

Silahsızlanma sürecinin yalnızca açıklamalarla tamamlanamayacağını belirten Bakırhan, süreci ilerletecek bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Kurulun gecikmeden oluşturulması ve çalışmalarına başlaması gerektiğini ifade eden Bakırhan, Meclis’in de gerekli yasal düzenlemeleri yapmasını istedi.

Konuşmasında ifade ve örgütlenme özgürlüğüne de değinen Bakırhan, medya kuruluşlarına, gazetecilere, yayıncılara ve yerel yönetimlere yönelik uygulamaları eleştirdi. Demokratik bir hukuk düzeninin toplumun farklı kesimlerinin haklarını güvence altına alması gerektiğini savundu.

Fon iddiaları ve ekonomik kriz gündeminde

Bakırhan, konuşmasının ekonomi bölümünde fonlarla ilgili iddiaları gündeme taşıdı. Söz konusu iddiaların kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini belirten Bakırhan, ekonomik kriz ve hayat pahalılığı nedeniyle zor durumda olan yurttaşların birikimlerinin korunmasının önemine dikkat çekti.

Fonlarla ilgili iddiaların araştırılması için Meclis’te komisyon kurulması önerisinin kabul edilmemesini eleştiren Bakırhan, mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

Meclis gündemindeki fon düzenlemesine de değinen Bakırhan, düzenlemenin mağdurların zararlarının karşılanmasını ve sorumluların hesap vermesini sağlayacak biçimde ele alınması gerektiğini ifade etti. Konuyla ilgili açıklamalarında siyasi sorumluluk çağrısı yapan Bakırhan, iddiaların takipçisi olacaklarını belirtti.

Ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimler arasında emeklilerin bulunduğunu söyleyen Bakırhan, düşük maaşlar ve artan hayat pahalılığına dikkat çekti.

Halkın Emekliler Sendikası temsilcilerinin grup toplantısına katıldığını belirten Bakırhan, emeklilerin özgürce örgütlenme ve sendikalaşma taleplerini desteklediklerini ifade etti.

Emekli maaşlarının gerçek enflasyon karşısında yeterli seviyeye çıkarılması gerektiğini savunan Bakırhan, emekliler insan onuruna yaraşır yaşam koşullarına ulaşana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusuna da değinen Bakırhan, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2025 yılında en az 2 bin 105 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini belirtti.

“Kaynaklar emekçilere ayrılmalı”

Bakırhan, 2027 yılı bütçesinin kaynak dağılımını da eleştirdi. Bütçede faiz giderlerine yaklaşık 4 trilyon lira, sosyal harcamalara ise 1 trilyon 300 milyar lira ayrıldığını belirten Bakırhan, bu dağılımın emekçiler ve dar gelirli yurttaşlar açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Gelir vergisi kapsamında emekçilerden 5 trilyon 533 milyar lira, işverenlerden ise 2 trilyon lira gelir elde edilmesinin öngörüldüğünü aktaran Bakırhan, vergi yükünün dağılımını eleştirdi.

Savunma harcamalarının yüzde 60 artırılmasını da gündeme getiren Bakırhan, barış sürecinin devam ettiği bir dönemde kaynakların silahlanmaya ayrılmasını sorguladı. Kamu kaynaklarının yoksullara, emeklilere ve emekçilere yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bakırhan, konuşmasının sonunda DEM Parti’nin “Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe” sloganıyla 24 Ekim’de kampanya başlatacağını açıkladı.

Kampanya kapsamında kendisinin Siirt’in Kurtalan ilçesinde emekçiler ve emeklilerle bir araya geleceğini, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın ise İstanbul’da etkinliklere katılacağını belirten Bakırhan, yurttaşları kampanyaya destek vermeye çağırdı.

Bakırhan, bütçe kaynaklarının faiz, rant ve güvenlik harcamaları yerine emekçilere, emeklilere ve dar gelirli kesimlere ayrılması için hem sahada hem de Meclis’te mücadele edeceklerini söyledi.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Barış Sürecinde Somut Adımlar Çağrısı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Ortadoğu’daki çatışmalardan fon krizine, ekonomik sorunlardan siyasi transferlere ve kadın haklarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin çatışmalara asker göndermek yerine diplomatik girişimlerde bulunması gerektiğini belirten Hatimoğulları, fon mağdurlarının zararlarının karşılanması, siyasi transferlerin önlenmesi ve barış sürecinde somut adımlar atılması çağrısı yaptı.

Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendiren Hatimoğulları, Türkiye’nin kendi içinde barış sürecini yürüttüğü bir dönemde başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderilmesinin tartışılmasını eleştirdi. Yemen’deki Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara işaret eden Hatimoğulları, Türkiye’nin önceliğinin askeri müdahale değil, müzakere ve diyalog olması gerektiğini söyledi.

Hatimoğulları, “Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol oraya asker taşımak değil, tam tersine müzakere ve diyalog süreci için aracı olmak” ifadelerini kullandı.

Fon krizine karşı yedi maddelik öneri

Fon krizini “yüzyılın vurgunu” olarak nitelendiren Hatimoğulları, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) uyarılarına rağmen gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının açıklığa kavuşturulmasını istedi. Fon şirketleriyle iktidar çevreleri arasındaki olası ilişkilere dikkat çeken Hatimoğulları, kimlerin kazanç sağladığının ve kimlerin zarara uğradığının ortaya çıkarılması gerektiğini belirtti.

Soruşturmada adı geçen kişiler açısından gündeme getirilen lekelenmeme hakkının herkes için eşit biçimde uygulanması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, DEM Parti’nin fon mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik yedi önerisini açıkladı.

Hatimoğulları’nın sıraladığı öneriler şöyle:

Mağduriyetin maliyeti halka yüklenmemeli: Fon krizinden kaynaklanan zararların vatandaşlara ödetilmemesi ve bu konuda yasal güvence oluşturulması gerektiğini belirtti.

Kaçırılan varlıklar geri getirilmeli: Yurt dışına çıkarılan paraların Türkiye’ye getirilmesini, sorumluların mal varlıklarının dondurulmasını istedi.

Bütün mağdurların zararı karşılanmalı: Tazminatlarda üst sınır uygulanmasına karşı çıkan Hatimoğulları, herhangi bir miktar sınırlaması olmadan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini söyledi.

Ödeme takvimi açıkça belirlenmeli: Mağdurlara yapılacak ödemelerin tarihlerinin belirsiz bırakılmamasını istedi.

Kamu görevlilerinin sorumluluğu araştırılmalı: Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını, bürokratların ve sorumluluğu bulunan siyasetçilerin rollerinin ortaya çıkarılmasını önerdi.

Fonlarda şeffaflık sağlanmalı: Fonların portföylerinin, yöneticilerinin ve denetim raporlarının her ay kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade etti.

SPK bağımsızlaştırılmalı: Kurul üyelerinin Mecliste nitelikli çoğunlukla seçilmesini ve denetim raporlarının Meclise sunulmasını önerdi.

Hatimoğulları, fon krizinin yalnızca şirketlerden kaynaklanmadığını, denetim mekanizmalarının işleyişinin de araştırılması gerektiğini savundu.

Fon soruşturması kapsamında gazetecilerin tutuklanmasını ve bazı gazetecilere ev hapsi uygulanmasını eleştiren Hatimoğulları, soruşturmada adı geçen bazı kişilerin gördüğü muameleyle haber yapan gazetecilerin karşılaştığı uygulamalar arasında çifte standart bulunduğunu ileri sürdü.

Fonlarla ilgili milyarlarca liralık iddialara dikkat çeken Hatimoğulları, “Bu ülkede vurgun yapmak serbest ama bunun haberini yapmak suç” dedi. Konuşmasında adalet sistemine yönelik eleştirilerini sertleştiren Hatimoğulları, gazetecilerin haberleri nedeniyle cezalandırılmasına tepki gösterdi.

Hatimoğulları, Türkiye’deki ekonomik koşullara ilişkin değerlendirmelerinde tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçlarının büyüklüğüne dikkat çekti. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) 25 Eylül tarihli verilerine atıfta bulunan Hatimoğulları, söz konusu borçların yaklaşık 6,95 trilyon liraya ulaştığını belirtti.

Enflasyonun düştüğüne ilişkin açıklamaların vatandaşların günlük yaşamındaki gerçeklerle örtüşmediğini savunan Hatimoğulları, gıda fiyatları, kira giderleri ve eğitim masraflarının hane bütçeleri üzerindeki baskısına işaret etti.

Türkiye’de çalışmanın yoksulluktan kurtulmak için artık yeterli olmadığını söyleyen Hatimoğulları, Şanlıurfa’da çiftçilerin üretim ve geçim sorunları nedeniyle protesto düzenlediğini, Manisa’nın Akhisar ilçesinde ise zeytin üreticilerinin ürün fiyatlarına tepki gösterdiğini hatırlattı.

Hatimoğulları, geçinemediği için zeytin toplamak zorunda kalan 66 yaşındaki bir emeklinin yaşadığı sıkıntıları anlatmasının, ekonomik tablonun vatandaşlar üzerindeki etkisini ortaya koyduğunu ifade etti.

Emeklilerin ekonomik ve sosyal haklarına da değinen Hatimoğulları, Birleşik Emekliler Sendikasının Karadeniz şubelerinden gelen temsilcileri selamlayarak emeklilerin taleplerine destek verdi. DEM Parti olarak emeklilerin geçim, sağlık, sosyal yaşam ve güvence taleplerinin yanında olduklarını söyledi.

Siyasi transferlere karşı yasal düzenleme çağrısı

Hatimoğulları, siyasi parti değiştiren milletvekilleri ve belediye başkanlarını da eleştirerek siyasi transferlerin seçmen iradesini zedelediğini savundu. Fonlarda para, ekonomide krizin yükü ve siyasette seçmen iradesinin el değiştirdiğini belirten Hatimoğulları, yargıdaki atamalarla ilgili iddialara da dikkat çekti.

Siyasi transferlerin önüne geçilmesi için üç temel öneri sundu. İlk olarak, partisinden ayrılan milletvekilleri ile belediye başkanlarının ve belediye eş başkanlarının, ilgili parti listelerinden kazandıkları görevlerini sürdürmelerini engelleyecek açık bir yasal düzenleme yapılmasını önerdi.

İkinci olarak, büyük ekonomik suçları, yolsuzlukları ve sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir mahkeme kurulması çağrısında bulundu.

Üçüncü olarak ise siyaset ile ticaret arasındaki ilişkinin sınırlandırılması ve bürokrasinin kişisel çıkarlar için kullanılmasının önlenmesi amacıyla siyasi etik kanunu çıkarılmasını istedi.

Hatimoğulları, “Türkiye böyle yönetilemez” diyerek seçmen iradesinin ve vatandaşların emeğinin korunması gerektiğini vurguladı.

Kadın cinayetleri ve nafaka hakkı gündeminde

Konuşmasında kadın haklarına da geniş yer ayıran Hatimoğulları, Rojin Kabaiş ve Gülistan Doku dosyalarına değinerek şüpheli ölümlerin aydınlatılmasını ve sorumluların bulunmasını istedi. Kadın örgütlerinin ve ailelerin yürüttüğü mücadelenin önemini vurgulayan Hatimoğulları, dosyaların kapatılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Nafaka hakkına ilişkin olası düzenlemelere de tepki gösteren Hatimoğulları, boşanma sonrasında kadınların ekonomik güvencelerinin zayıflatılmaması gerektiğini belirtti. Nafakanın bir lütuf değil, hayati bir hak olduğunu söyleyen Hatimoğulları, kadınların ekonomik eşitsizlikler ve karşılıksız ev içi emek nedeniyle daha fazla güçlük yaşadığını ifade etti.

Hatimoğulları, kadınların hayatını doğrudan etkileyecek düzenlemelerin kadınlar sürece dâhil edilmeden yapılmaması gerektiğini belirterek nafaka hakkı başta olmak üzere mevcut kazanımların korunması çağrısında bulundu.

Barış sürecinde somut adımlar çağrısı

Hatimoğulları, konuşmasının önemli bölümünü Türkiye’de yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ayırdı. Sürecin hangi aşamada olduğu ve bundan sonra hangi adımların atılacağı konusunda toplumda ciddi beklentiler bulunduğunu belirten Hatimoğulları, yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi için daha fazla beklenmemesi gerektiğini söyledi.

8 Ekim’de yapılan çekilme açıklamasını tarihî bir adım olarak değerlendiren Hatimoğulları, barışın tarafların sorumluluklarını karşılıklı olarak yerine getirmesiyle mümkün olacağını ifade etti. İktidarın sorumluluklarının belirsiz bir geleceğe ertelenemeyeceğini belirten Hatimoğulları, sürecin ilerlemesi için somut adımlar atılması gerektiğini kaydetti.

Kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ’ın durumunun çözüme kavuşturulması yönündeki talepleri yineleyen Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın koşullarına ilişkin de çağrıda bulundu.

Sürecin koordinasyonundan sorumlu kurulların ve alt komisyonların bir an önce oluşturulmasını isteyen Hatimoğulları, Meclis İzleme Kurulunun da gecikmeden çalışmalarına başlaması gerektiğini belirtti.

Kurulun yalnızca sembolik bir yapı olmaması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, sahada gözlem yapan, süreçteki tıkanıklıkları belirleyen, taraflarla görüşen ve çözüm önerileri geliştiren işlevsel bir mekanizmaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Kadın örgütleri, Alevi kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının da sürece etkin biçimde katılmasını istedi.

Barış sürecinin toplumsal önemine dikkat çeken Hatimoğulları, son iki yıldır Türkiye’ye asker ve gerilla cenazelerinin gelmemesini önemli bir kazanım olarak değerlendirdi. Bu durumun değerinin en iyi asker ve gerilla anneleri tarafından bilindiğini ifade eden Hatimoğulları, barışın kalıcı olması için demokratikleşme adımlarının da atılması gerektiğini söyledi.

Barış ve demokrasinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Hatimoğulları, sürecin yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınmaması, hak ve özgürlükleri güçlendiren düzenlemelerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Konuşmasının sonunda Hatay’ın Samandağ ilçesinde hayatını kaybeden Eğitim Sen Şube Başkanı Cüneyt Kayıkçı’yı anan Hatimoğulları, ailesine, yakınlarına ve eğitim emekçilerine başsağlığı dileklerini iletti.

Hatimoğulları, konuşmasını mücadele ve dayanışma mesajlarıyla tamamlayarak demokratik ve adil bir düzenin ortak mücadeleyle kurulabileceğini ifade etti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: AK Parti İle Seçim Pazarlığı Yapmıyoruz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK’nın silah bırakma süreci, İmralı görüşmeleri, yeni anayasa tartışmaları ve sürecin seçim pazarlığı olduğu yönündeki eleştirilere ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun sunduğu Gün Doğarken programına konuk olan Bakırhan, PKK’nın silah bırakma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kasım ayının sonunda yapılması beklenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında sürecin teyit edilip edilmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bakırhan, saha okumaları ve kendilerine ulaşan bilgilere göre 27 Kasım’a kadar önemli bir aşamanın tamamlanabileceğini söyledi.

Bakırhan, “Saha okumalarından, oradan aldığımız duyumlara göre 27’sine en azından örgütün, PKK’nın kendisini yetiştirebileceğini düşünüyoruz. Yani diğer taraftan gerçekten sürece bir inanç var. Bakın bu çok önemli” ifadelerini kullandı.

2013’teki çözüm süreci ile mevcut sürecin aynı olmadığını savunan Bakırhan, PKK’nın bu süreçte daha bütünlüklü bir yaklaşım ortaya koyduğunu belirtti. Bakırhan, “Ben 27’sine yetişebileceğini düşünüyorum ama meselemiz sadece Milli Güvenlik Kurulu’nun vereceği o tespit ve teyit raporu değil” dedi.

Bakırhan’ın 27 Kasım tarihine vurgu yapması dikkat çekti. PKK, 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Fis köyünde kurulmuştu.

Silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama dönüşünün ne zaman gündeme geleceğine ilişkin soruyu da yanıtlayan Bakırhan, sürecin geçmişteki Habur görüntüleriyle karşılaştırılmasına karşı çıktı.

Silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama dönüşünün sürecin doğal bir parçası olduğunu belirten Bakırhan, geçmişte yaşananlardan ders çıkarılması gerektiğini söyledi. Bakırhan, “Kimsenin böyle bir derdi yok. Biz gerçekten barışmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, kalıcı bir barış için hukuki ve siyasi zeminin oluşturulması gerektiğini belirterek, “Bir barışı hukuka oturtamazsan, bir barışı siyasete oturtamazsan, bir biçimiyle bir başka biçimde tekrar patlak verir” değerlendirmesinde bulundu.

“AK Parti ile seçim pazarlığı yapmıyoruz”

Sürecin AK Parti ile DEM Parti arasında bir seçim pazarlığına dayandığı yönündeki eleştirileri de değerlendiren Bakırhan, böyle bir işbirliğinin söz konusu olmadığını söyledi.

Muhalefetin sürece ilişkin kaygılarını anladığını belirten Bakırhan, DEM Parti’nin görüşmelerde kendi kimliğini ve değerlerini koruduğunu ifade etti.

Bakırhan, “Orada biz bir ittifak, biz bir işbirliği içerisinde değiliz. Bir meselenin çözümü için masaya oturulmuş. Bizim kimliğimiz, bizim değerlerimiz orada duruyor” dedi.

AK Parti ile seçim pazarlığı yapıldığı iddialarını da reddeden Bakırhan, “Biz AK Partiyle seçim pazarlığı yapmıyoruz. Seçime ilişkin iş tutmuyoruz. Onun için bir seçim işbirliği yok. Böyle bir şey asla masada yok” diye konuştu.

Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bakırhan, DEM Parti’nin demokratik anayasa talebinin yeni olmadığını söyledi.

HADEP döneminden bu yana demokratik anayasa talebini dile getirdiklerini belirten Bakırhan, eşitlikçi, özgürlükçü ve katılımcı bir anayasa hazırlanması halinde bunu değerlendireceklerini ifade etti.

Bakırhan, anayasanın tek bir siyasi parti veya kişinin siyasi ajandasına göre hazırlanmasına ise karşı olduklarını belirterek, “Tek partiye, tek kişiye, bir siyasi ajandaya dayalı bir anayasa olursa biz buna ‘evet’ demeyiz. Siyasi ajandaya dayalı bir anayasa bizden geçmez” dedi.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşullarına ilişkin tartışmalara da değindi. Öcalan için “villa” yapıldığı yönündeki iddiaları reddeden Bakırhan, İmralı Cezaevi’nde yapılan düzenlemelerin çalışma koşullarına yönelik tadilat ve düzenlemeler olduğunu savundu.

Bakırhan, “Öyle bahsedildiği gibi havuzu, denize kapısı olan bir şey değil. Çok ayıp. Orada cezaevinin içerisinde çalışma koşullarını düzenleyen kimi tamir ve tadilatlar yapılmıştır. Tamamı budur. Bunun dışında anlatıldığı gibi bir villa meselesi yok” ifadelerini kullandı.

Gazetecilerin İmralı’ya gidip gitmeyeceği sorusuna da yanıt veren Bakırhan, Öcalan’ın bu konuda heyete mesaj verdiğini belirtti. Bakırhan, “Sayın Öcalan’ın kendisi heyete söylemişti; ‘Yani gelsinler’ demişti. Dolayısıyla bu konuda kendisinin de böyle bir yaklaşımı olduğunu biliyoruz” dedi.

Paylaşın

DEM Parti: Bütün Tıkanıklıkların Aşılmasının Yolu Siyasetten Geçiyor

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, parlamento muhabirleriyle TBMM’de düzenlenen kahvaltıda bir araya gelerek yeni yasama dönemine ve siyasi gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Koçyiğit, Türkiye’nin birden fazla krizle karşı karşıya olduğunu belirterek, çözüm için Meclis’in daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Koçyiğit, yeni yasama döneminin ilk gününde yaşanan gelişmelerin zorlu bir sürece işaret ettiğini belirterek, siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin sonuçlarının toplumun tamamını etkilediğini ifade etti. Bu krizlerden çıkış için Meclis’in sorunları tartışması ve yeni bir yol haritası ortaya koyması gerektiğini söyledi.

Koçyiğit, “çerçeve yasa”nın uygulanması için teyit ve tespit koşulunun bulunduğunu ve bunun Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) onayına bağlandığını belirtti. Örgüt ile devletin güvenlik bürokrasisi arasında sürecin yürütüldüğünü söyleyen Koçyiğit, dönüşler ve yasanın uygulanmasına ilişkin kesin bir takvim veremeyeceklerini kaydetti.

Koçyiğit, gerekli koşulların en kısa sürede karşılıklı olarak sağlanmasını ve yasanın hızlı şekilde hayata geçirilmesini umduklarını dile getirdi.

Koçyiğit, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile yapılan görüşmede kurulların işleyişinin, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile gerçekleştirilen görüşmede ise Meclis’te kurulması planlanan İzleme Komisyonu ile yol haritasının ele alındığını söyledi.

Koçyiğit, Abdullah Öcalan’ın süreçteki pozisyonunun belirleyici olduğunu savundu. Öcalan’ın sürece koordinatör olarak öncülük etmesinin süreci hızlandırıcı bir etkisinin olacağını belirten Koçyiğit, bugüne kadar alınan mesafede Öcalan’ın yaklaşımının önemli rol oynadığını ifade etti.

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise gazetecilerin İmralı’ya gitmesine ilişkin henüz belirlenmiş bir tarih bulunmadığını söyledi. DEM Parti’nin yanı sıra diğer siyasi partiler, gazeteciler ve aydınların da adaya gitme talebinde bulunduğunu belirten Temelli, bu konuda henüz somut bir adım atılmadığını ifade etti.

Temelli, İmralı’ya yönelik tecridin tamamen sona erdiğinin söylenemeyeceğini savunarak, sürecin şeffaf ve etkin şekilde yürütülebilmesi için iletişim ve diyalog zemininin oluşturulması gerektiğini söyledi.

Temelli, 10 Ağustos’ta kabul edilen yasanın bir “ilk adım yasası” olduğunu belirterek, yasanın uygulanmasının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söyledi.

Yasanın MGK vesayetine bağlandığını savunan Temelli, sürecin ilerletilmesinde Meclis’in siyasi inisiyatif alması gerektiğini ifade etti. Temelli, kurulacak komisyonun yalnızca yasanın uygulanmasına odaklanmaması, sürecin önündeki engelleri kaldıracak ve diğer yasal düzenlemelerle süreci destekleyecek çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirtti.

Koçyiğit de bütün gazetecilerin İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüşebilmesini istediklerini söyledi. Gazetecilerin Adalet Bakanlığı’na başvurduğunu belirten Koçyiğit, kimlerin ne zaman adaya gideceğine ilişkin henüz kesin bir yanıt verilemediğini ifade etti.

Gazetecilerin, aydınların, yazarların ve siyasi parti temsilcilerinin Öcalan’la birebir görüşmesinin toplumsal güveni artıracağını savunan Koçyiğit, bu görüşmelerin gecikmeden gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Temelli, sürecin yalnızca iktidarla değil, tüm muhalefet partileri ve toplumun farklı kesimleriyle birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Kürt meselesinin demokratik çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Temelli, sürece ilişkin yaklaşımlarında iktidarla farklılıklar bulunduğunu ifade etti. DEM Parti’nin bu konuyu Türkiye’nin demokratikleşme sürecinden ayrı değerlendirmediğini söyledi.

“Eskiden bu baskıyı Kürtler yaşıyordu, şimdi bütün Türkiye yaşıyor”

Koçyiğit, Türkiye’de demokratikleşme meselesi ile Kürt sorununun demokratik çözümünün birbirinden ayrı ele alınamayacağını savundu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin bir soru üzerine kayyum uygulamalarına ve cezaevindeki siyasetçilere dikkat çeken Koçyiğit, “Eskiden bu baskıyı Kürtler yaşıyordu, şimdi bütün Türkiye yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Koçyiğit, Türkiye’de refah, eşitlik, özgürlük ve demokrasi alanlarında ortak bir zeminin oluşturulamadığını savunarak, yaşanan sorunların çözümünde demokratik siyasetin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Türkiye’deki siyasi gelişmelerin ayrı kulvarlarda değerlendirilmesi gerektiğini belirten Koçyiğit, mevcut siyasi koşullara yönelik itirazlarının sürecin ilerletilmesine ilişkin tutumlarını değiştirmediğini söyledi.

Koçyiğit, Türkiye’de çatışmasız geçen dönemi önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirterek, “Ne olursa olsun süreç de ilerlesin istiyoruz” dedi.

Sezai Temelli, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçimlerin Meclis eliyle yenilenmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine, DEM Parti’nin gündeminde seçim tartışması bulunmadığını söyledi.

Temelli, “Terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” kavramlarının siyasetin dışına çıkarılması gerektiğini belirterek, önceliğin barış ve müzakere sürecinin ilerletilmesi olduğunu ifade etti.

Anayasa tartışmalarına da değinen Temelli, yeni anayasanın toplumun katılımıyla hazırlanması gerektiğini savundu. Gerçek anlamda sivil bir anayasa için toplumun anayasa yapabilecek bir siyasi ve toplumsal iklime kavuşması gerektiğini belirten Temelli, bunun siyasetin öncelikleri arasında yer alması gerektiğini söyledi.

Koçyiğit ise Cumhur İttifakı’nın kendi içerisindeki iş bölümünün DEM Parti’yi bağlamadığını belirtti. DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve yerel seçimlerde kendi siyasi iddiasıyla yer alacağını söyledi.

CHP ile seçim ittifakı yapılacağı yönündeki iddialara da yanıt veren Koçyiğit, “Şu anda hiçbir partiyle bizim kurullarımızda yürütülmüş bir tartışma yok” dedi. Koçyiğit, DEM Parti’nin ittifak anlayışının seçim ittifakından ziyade toplumsal bir demokrasi ittifakı oluşturmak üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Bu kapsamda işçiler, emekçiler, kadınlar, ekoloji hareketleri, meslek örgütleri ve sendikalar başta olmak üzere farklı toplumsal kesimlerle ortak bir demokrasi zemini oluşturmayı hedeflediklerini belirtti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Barış İçin Somut Adım Bekliyoruz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Okullarda güvenlik önlemlerinin artırılmasından Kobani davasına, fon ve borsa iddialarından Mersin’deki belediye operasyonlarına, barış sürecinden basın özgürlüğüne kadar birçok başlıkta açıklama yapan Bakırhan, iktidara “cesur ve somut adımlar” atma çağrısında bulundu.

Konuşmasına okullarda yaşanan şiddet olaylarına değinerek başlayan Bakırhan, bir okulda meydana gelen bıçaklı saldırıda öğrencilerin yaralanmasına dikkat çekti. Yaralı öğrencilere geçmiş olsun dileklerini ileten Bakırhan, okullarda güvenlik tedbirlerinin yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.

Güvenlik önlemlerinin tek başına yeterli olmayacağını belirten Bakırhan, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmasını ve çocuklar arasında şiddet ile akran zorbalığını önlemeye yönelik kalıcı programların hayata geçirilmesini istedi. Bu çalışmaların eğitim sendikaları, aileler, öğrenciler ve uzmanların katılımıyla hazırlanması gerektiğini ifade etti.

6-8 Ekim Kobani olaylarının yıl dönümüne de değinen Bakırhan, olaylarda hayatını kaybedenleri andı ve faillerin ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

Kobani davasında tutuklu bulunan DEM Partili isimlere ilişkin de konuşan Bakırhan, yerel mahkemenin kararına rağmen tutuklulukların devam etmesini eleştirdi. Bakırhan, davada yargılananların bir an önce özgürlüklerine kavuşması gerektiğini savundu.

Ekonomik sorunlar ve son dönemde gündeme gelen fon ve borsa iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Türkiye’de geniş kesimlerin geçim sıkıntısı yaşadığını söyledi.

Emeklilerin, çiftçilerin, esnafın ve öğrencilerin ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Bakırhan, buna karşılık büyük miktarlarda para kazanıldığı iddialarının gündemde olduğunu ifade etti.

Bakırhan, “yerli ve milli finans” söyleminin halkın sırtından servet transferi yapanların maskesi haline getirildiğini savunarak, futbola kadar uzanan bir ekonomik ve kurumsal sorun bulunduğunu ileri sürdü.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun son yıllarda yüzlerce yöneticiyi bahis nedeniyle disipline sevk ettiğini hatırlatan Bakırhan, futboldaki gelişmeleri de genel kurumsal ve siyasal çürümenin yansıması olarak değerlendirdi.

Bakırhan, gençlere yönelik çağrısında, “Nerede kof bir milliyetçilik, nerede içi boş bir hamaset görürseniz önce duygularınızı sonra ceplerinizi kontrol edin” dedi.

Bakırhan, konuşmasının önemli bölümünde kamuoyunda tartışılan fon ve borsa iddialarına ilişkin iktidara ve ilgili kurumlara çeşitli sorular yöneltti.

Vurgun iddialarından önce fonlardan yüksek miktarda para çekenlerin kimler olduğunu soran Bakırhan, bazı kişilerin mal varlıklarına yönelik tedbirlerin kısa süre içinde kaldırıldığı iddialarının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Bakırhan, Sermaye Piyasası Kurulu yönetiminin görevde kalmasını da eleştirerek, iddiaların bütün boyutlarıyla araştırılması gerektiğini söyledi. Mağdur edildiğini belirten yurttaşların zararlarının nasıl karşılanacağının açıklanmasını isteyen Bakırhan, TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

“Barış için somut adım bekliyoruz”

Konuşmasında barış sürecine ilişkin değerlendirmelere geniş yer veren Bakırhan, Meclis’ten geçen çerçeve yasa kapsamında oluşturulan kurul ve alt komisyonların çalışmalarının sonuçlarının görülmesi gerektiğini söyledi.

Bakırhan, silahsızlanma ve stratejik koordinasyon kurulunun etkin şekilde çalışmasının önemine dikkat çekerek, devletin ve iktidarın “cesur ve ciddi adımlar” atması gerektiğini ifade etti.

Barış sürecinde silah bırakmanın karşılığında hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini savunan Bakırhan, demokratik hakların tanınması ve hukuki güvencelerin sağlanmasının sürecin temel unsurlarından olduğunu söyledi.

Bakırhan ayrıca Abdullah Öcalan’ın çalışma, görüşme ve iletişim koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, ilgili taraflarla düzenli temas kurmasının önünün açılmasını istedi.

Meclis’in de süreci izlemek üzere öngörülen komisyonu en kısa sürede kurması gerektiğini belirten Bakırhan, komisyonun uygulamayı izlemesi, taraflarla görüşmesi ve ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler konusunda çalışma yürütmesi çağrısında bulundu.

Bakırhan, son dönemde bazı medya kuruluşlarına ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini de eleştirdi. T24 ve Mezopotamya Ajansı’nın Kürtçe sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerine değinen Bakırhan, basın kuruluşlarının geçmişteki haberlerinin incelenmesine gösterilen hassasiyetin, kamuoyunda tartışılan ekonomik iddialar konusunda da gösterilmesi gerektiğini savundu.

Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, haber yapan gazetecilerin tutuklandığını, buna karşılık fon soruşturmalarında sorumluların yeterince araştırılmadığını ileri sürdü.

Mersin’de belediyelere yönelik operasyonlara da değinen Bakırhan, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile birlikte çok sayıda kişinin gözaltına alınmasını eleştirdi. Eyüpsultan Belediyesi’ne yönelik operasyonu da gündeme getiren Bakırhan, son dönemde belediyelere yönelik operasyonların arttığını söyledi.

Kadın cinayetlerine de dikkat çeken Bakırhan, son günlerde yaşanan kadın cinayetlerinin münferit olaylar olarak görülmemesi gerektiğini savundu. Kadınların yaşam hakkının güvence altına alınması için somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Cezaevlerindeki infaz uygulamalarına ilişkin de konuşan Bakırhan, özellikle siyasi tutukluların cezalarının tamamlanmasına rağmen çeşitli gerekçelerle tahliyelerinin engellendiğini ileri sürdü.

Bakırhan, konuşmasının son bölümünde Varto Belediyesi’nin katılımcı bütçe uygulamasını örnek gösterdi. Varto Belediyesi’nin katılımcı bütçe çalışmasının, dünya genelinde 188 belediyenin yer aldığı bir yarışmada finale kaldığını ve ikinci olduğunu belirten Bakırhan, yurttaşların kent bütçesindeki öncelikleri doğrudan belirlemesini “yerel demokrasinin önemli bir örneği” olarak nitelendirdi.

Varto’daki köylerin çevresel projelere karşı yürüttüğü direnişe de değinen Bakırhan, köylülerin yaşam alanlarını korumak için sürdürdüğü hukuki mücadeleye destek verdi.

Akbelen’deki kamulaştırma davasını da gündeme getiren Bakırhan, “kamu yararı” kavramının şirketlerin çıkarlarıyla değil, halkın, doğanın, suyun ve üretimin korunmasıyla değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Bakırhan, konuşmasının sonunda DEM Parti’nin “Demokratik Cumhuriyet Hareketi” olarak adlandırdığı siyasi yaklaşımın önemine vurgu yaptı.

Türkiye’nin barışa, Cumhuriyet’in demokrasiye ve siyasetin hukuka ihtiyacı olduğunu belirten Bakırhan, bu hareketin halkın egemenliği, hukukun üstünlüğü, emeğin korunması ve yurttaşların eşitliği temelinde şekilleneceğini söyledi.

Bakırhan, “Demokratik Cumhuriyet Hareketi”nin yalnızca bir partiye değil, Türkiye’de eşit ve özgür yaşamak isteyen herkese ait olduğunu savunarak, vurguna karşı emeği, yasaklara karşı özgürlüğü ve kayyımlara karşı halk iradesini savunmaya devam edeceklerini ifade etti.

Paylaşın

DEM Parti: Barış Sürecinde İlerleme Yok

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında hem iç politikadaki güvenlik ve sosyal politikaları hem de “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne ilişkin son durumu değerlendirdi.

Koçyiğit, Türkiye’de artan şiddet olayları ve toplumsal güvenlik sorunlarında devletin sorumluluğunun yeterince tartışılmadığını savunarak, özellikle son dönemde yaşanan saldırıların ciddi bir toplumsal travmaya dönüştüğünü söyledi.

Mereş ve Sêwereg’de okullara yönelik saldırılara değinen Koçyiğit, yeni eğitim döneminin kaygı ve tedirginlik içinde başladığını ifade etti.

“Ders zilleri çaldı ancak veliler çocuklarını büyük bir endişeyle okula gönderiyor. Öğrenciler de güvensizlik hissiyle eğitim hayatına başlıyor” diyen Koçyiğit, okulların güvenli alanlar olması gerektiğini vurguladı.

Çocukların eğitim ortamlarının giderek şiddet ve silah tehdidiyle anılır hale gelmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Koçyiğit, “Çocukları koruma sorumluluğu siyasetçiden ebeveyne kadar hepimizin omzundadır ancak bu sorumluluk yeterince yerine getirilmiyor” ifadelerini kullandı.

“Sosyal devlet geri çekiliyor”

Meclis gündemindeki sosyal hizmetler düzenlemelerine de değinen Koçyiğit, iktidarın sunduğu yasa teklifinin “sosyal devlet anlayışından uzak” olduğunu öne sürdü.

Sağlık, sosyal hizmetler, çalışma hayatı ve dijital alanı kapsayan düzenlemelerin bütüncül bir hak perspektifinden uzak olduğunu savunan Koçyiğit, şunları söyledi:

“Bu düzenlemeler kamusal sorumluluğu azaltan, sorunları parçalayan ve sosyal hizmetleri piyasaya ya da yardıma indirgeyen bir yaklaşım içeriyor. Sosyal devletin tasfiye edildiğini görüyoruz.”

Koçyiğit, 2020’de Dersim’de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku dosyasını da gündeme getirdi. Yıllardır Meclis’e çok sayıda soru önergesi ve araştırma komisyonu talebi sunduklarını ancak iktidar tarafından reddedildiğini hatırlattı.

“Gülistan Doku nerede?” sorusunu yıllardır hem sokakta hem Meclis’te dile getirdiklerini belirten Koçyiğit, dosyada etkin bir ilerleme sağlanmadığını söyledi.

Hatay’da polis olan babasının beylik tabancasından çıkan kurşunla hayatını kaybettiği belirtilen üniversite öğrencisi İlayda Zorlu’nun ölümüne de değinen Koçyiğit, olayın tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini ifade etti.

Benzer dosyalarda yaşanan gecikmelerin kabul edilemez olduğunu söyleyen Koçyiğit, “Yeni acıların yaşanmaması için bu dosyanın da tüm yönleriyle aydınlatılması gerekir” dedi.

“Barış sürecinde ilerleme yok”

“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Koçyiğit, daha önce iktidar kanadından yasal düzenlemelere dair bazı beklentiler oluştuğunu ancak somut bir adım atılmadığını söyledi.

Sürecin ilerlemesi için yasal düzenlemelerin zorunlu olduğunu belirten Koçyiğit, gecikmenin sürece katkı sunmadığını ifade etti.

“Şu anda bize ulaşan ya da paylaşılan yeni bir gelişme yok” diyen Koçyiğit, sorumluluğun esas olarak hükümet ve devlette olduğunu vurguladı.

Koçyiğit, barış sürecinin yalnızca siyasi aktörlerin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu da sözlerine ekledi.

Paylaşın

Hatimoğulları: Demokrasi Ve Seçim Güvencesi En Temel Talep

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada hem Türkiye’deki siyasi gündemi hem de bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.

Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında özellikle demokrasi, seçim güvenliği ve seçilmişlerin durumu öne çıktı.

Hatimoğulları, Türkiye’de yurttaşların en temel taleplerinden birinin demokratik hakların korunması ve seçimle göreve gelenlerin görevlerini sürdürebilmesi olduğunu vurguladı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına tepki gösteren Hatimoğulları, “Yurttaş seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini talep ediyor” dedi.

Toplumun geniş kesimlerinde demokrasiye yönelik güçlü bir talep olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Ülkenin tamamına yakını Türkiye’de demokrasinin kırıntısının kalmadığını söylüyor ve demokrasi istiyor. Yargının bağımsız olmadığına, kararların siyasi saiklerle verildiğine dair güçlü bir kanaat var” diye konuştu.

Seçilmiş siyasetçilere yönelik tutuklamalara da değinen Hatimoğulları, Ekrem İmamoğlu, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay gibi isimlerin durumuna dikkat çekerek bu isimlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Hatimoğulları, iktidarın meşruiyetinin yalnızca güvenlik aygıtlarıyla değil, halkın rızası ve demokratik katılımıyla sağlanabileceğini belirterek, “Bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargı gücü değildir, halkın sesine kulak vermesidir” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’nin demokratikleşme hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Hatimoğulları, “Demokrasi herkes içindir diyerek yola çıktık. Bu odaktan asla ayrılmayacağız” dedi.

Bölgesel gelişmeler ve 1 Mayıs mesajı

Konuşmasında Orta Doğu’daki çatışmalara da değinen Hatimoğulları, savaşların sivil halklar üzerinde ağır yıkımlara yol açtığını belirterek “Savaşa hayır demeyi sürdüreceğiz” mesajını yineledi.

Yaklaşan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, işçi sınıfının güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekti. “1 Mayıs, emekçilerin adalet ve eşitlik çağrısıdır” diyen Hatimoğulları, DEM Parti olarak tüm kadrolarıyla alanlarda olacaklarını söyledi.

Hatimoğulları ayrıca iktidara çağrıda bulunarak Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

DEM Partili Doğan’dan İktidara “Güven” Eleştirisi

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kürt meselesinde gelinen yeni aşamaya dair AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamalarına sert yanıt verdi: Örgüt kendini feshetti, Ömer Bey’in haberi yok galiba!

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, İlke TV’de katıldığı canlı yayında Türkiye siyasetinin sıcak başlıklarını değerlendirdi. Parti içi kulislerden “yol haritası” tartışmalarına kadar pek çok konuya açıklık getiren Doğan, özellikle çözüm süreci tartışmaları ve tutuklu siyasetçilerin durumu üzerinden hükümete kritik mesajlar gönderdi.

Son günlerde kamuoyunda yer alan “DEM Parti yeniden isim değişikliğine gidiyor” iddialarını kesin bir dille yalanlayan Doğan, partinin kurumsal kimliğine odaklandıklarını belirtti. Kongre sürecinin rutin işleyişinde devam ettiğini hatırlatan Doğan, “Milletvekili grubumuzdan Kadın Meclisimize kadar tüm kurullarımızla toplantı halindeyiz ancak masamızda isim değişikliği gibi bir başlık kesinlikle bulunmuyor” dedi.

Ömer Çelik’e “Fesih” Yanıtı: “Aynı Dilde Israr Güven Sarsıyor”

AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in, “Silah bırakma ve örgütün tasfiyesi gerçekleşmeden adımların atılamayacağı” yönündeki açıklamaları, Doğan’ın hedefindeydi. Sürecin yeni bir evreye girdiğini savunan Doğan, Çelik’in söylemlerini “gerçeklikten kopuk” olarak niteledi:

“Örgüt zaten kendini feshetti, galiba Ömer Bey’in bundan haberi yok. Türkiye yeni bir döneme girmişken, AK Parti cephesinde hala eski ve dışlayıcı dilde ısrar edildiğini görüyoruz. Hiçbir şey değişmemiş gibi davranmak, toplumsal barış umudunu zedeliyor ve siyasi güveni sarsıyor.”

“Sürgündeki ve Cezaevindeki Siyasetçiler Dönmeli”

Kürt meselesinin demokratik çözümü için somut bir takvim oluşturulması gerektiğini vurgulayan Ayşegül Doğan, yasal düzenlemelerin hızlandırılması çağrısında bulundu. Doğan, sadece cezaevindekilerin değil, düşünceleri nedeniyle yurt dışında yaşamak zorunda kalan siyasetçilerin de ülkeye dönebilmesi için “ivedi bir yol haritası” gerektiğini ifade etti.

Sürecin sadece söylemle değil, kurumsal adımlarla yürümesi gerektiğini belirten Doğan, sorumluluk paylaşımı konusunda şu vurguları yaptı:

Siyaset Kurumu: Yapıcı ve kucaklayıcı bir dil inşa etmeli.
Meclis Başkanlığı ve Komisyonlar: Çözüm için yasal zemini hazırlamalı.
Güvenlik Bürokrasisi: Demokratikleşme adımlarının önünü açmalı.

Doğan konuşmasını, “Herkesin rolü ve misyonu bellidir. Eğer gerçek bir barış ve çözüm isteniyorsa, siyaset kurumu üzerine düşeni yapmalı ve bu tarihi sorumluluktan kaçmamalıdır,” sözleriyle noktaladı.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Hukuk Herkese Eşit İşlemeli

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel yönetimlerdeki hukuksuzluklara, kayyum uygulamalarına ve siyasi etik eksikliğine tepki gösterdi, herkes için eşit hukuk ve Siyasi Etik Yasası çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yerel yönetimlerdeki operasyonlar, Orta Doğu’daki güç mücadeleleri ve demokratik çözüm süreci tartışmalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakırhan, iktidara güçlü bir “Siyasi Etik Yasası” çağrısı yaptı.

Bakırhan, İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı verileri örnek göstererek yargı uygulamalarındaki çifte standarda dikkat çekti. 31 Mart 2024’ten bu yana açılan 1048 soruşturmanın 472’sinin AK Partili, 217’sinin CHP’li, 78’inin MHP’li ve yalnızca 16’sının DEM Partili belediyeleri kapsadığını belirten Bakırhan, “Partisine göre hukuk uygulanıyor; muhalefet nefes alamıyor, iktidar usulsüzlükten muaf” ifadelerini kullandı.

Yerel seçimlerin ardından yaklaşık 90 belediyede yönetim değiştiğini ve 9 milyon vatandaşın iradesine müdahale edildiğini vurgulayan Bakırhan, bu durumun istikrar değil, güvensizlik ürettiğini söyledi.

Bakırhan, dünyadaki çatışmaları enerji kaynakları, ticaret yolları ve geçitler üzerinden yürütülen bir “dolaşım krizi” olarak tanımladı. Orta Doğu ve İran’daki gelişmelere değinen DEM Parti lideri, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “üç çizgi” analizini hatırlatarak, İsrail çizgisi, İngiltere çizgisi ve demokrasi-ortak yaşam çizgisinin önemine dikkat çekti.

Türkiye’de iç barışın sağlanması gerektiğini belirten Bakırhan, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını, kayyumların kaldırılmasını ve seçilmiş iradenin görev başına gelmesini talep etti.

Ayrıca, siyaset ve bürokraside yolsuzluk ve ayrıcalıklara karşı Siyasi Etik Yasası çağrısı yapan Bakırhan, “Hodri meydan! Kim halkın vergisinden aşırıyorsa peşini bırakmayalım” dedi.

Bakırhan, tüm siyasi partilere de çağrıda bulunarak, “Sandığı, makamı, rantı ve polemiği değil, 86 milyonun geleceğini düşünerek siyasal iklimi normalleştirelim. DEM Parti olarak elimizden geleni yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın