Çocuklar, MESEM’le Sermayenin Sömürüsüne Gönderiliyor

DEM Parti Çocuk Komisyonu Eşsözcüsü İhsan Seylan, eğitimde 2012’de, 4+4+4 düzenlemesinin uygulamaya geçirilmesiyle çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi düzenlemelerin yapıldığını hatırlatarak, “AKP, bu düzenlemelerle çocukların yaşam ve eğitim hakkını hiçe sayarak eğitimden uzaklaşmasına ve işçileştirilmesine neden olmuştur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çalışma hayatında yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenen ve sayıları yüzbinleri bulan çocukların sömürü ve istismarı bu sayede artmıştır. 2 milyona yakın öğrencinin bulunduğu MESEM’lerde çocuklar, ‘Bir gün okulda dört gün işyerinde eğitim alma’ adı altında sermayedarların bir ‘memleket meselesi’ olarak gördükleri meslek liseleri vasıtasıyla yoğun emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır. Devlet bunu yasallaştırıyor, çocukları güvencesiz bırakarak sermayedarların hizmetine gönderiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk Komisyonu Eşsözcüsü İhsan Seylan, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği Günü’ne ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. İhsan Seylan, şunları söyledi:

“Açıklamamıza çeşitli sebeplerden dolayı işçileştirilmiş iki çocuk cinayetinden dolayı ailelere başsağlığı dileyerek başlayacağız. Adana Seyhan’da ailesiyle beraber mültecileştirilmiş henüz 10 yaşında bir çocuk, çalıştığı tekstil atölyesinde asansör boşluğu ile duvar arasına sıkışıyor ve maalesef hayatını kaybediyor. Onun bu şekilde çalıştırılması ve tedbirsizlik onun ölümüne neden olmuştur.

Sorumlular yargılanmalıdır. Bu süreci takip edeceğiz. Ankara Şereflikoçhisar’da ise mevsimlik tarım işçisi 2 kız çocuğu maalesef girdikleri gölette hayatını kaybediyor. Burada da mevsimlik tarım işçisi çocukların korumalardan uzak olduğu, kamunun tedbir almadığı, çocukların ölüme gönderildiği ve bu ölümlerin sürekli hale geldiği bir durum var. Bunlarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Çocukların ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO), işçileştirilen çocuklar hakkında farkındalık yaratmak için 12 Haziran 2002’de ilan ettiği “12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü”nün 22. yılını geride bırakmaktayız. Dünyada ve Türkiye’de işçileştirilen çocuk hakikati belirli dönemlerde kısmi azalmalar gösterse de acı bir gerçek olarak artarak karşımızda durmaktadır.

Farklı çağlarda da görülen ancak kapitalist üretim biçimiyle birlikte daha yıkıcı bir hal alan işçileştirilen çocuk hakikatine karşı etkili bir tedbir ve çözüm adına ise herhangi bir ilerleme söz konusu değildir. Bugün devletler ve ulus üstü sermaye grupları, göstermelik açıklamalarla işçileştirilen çocuklar için mücadele ettiklerini ilan etseler de hakikat bunun tam tersidir. Afrika’dan Asya Pasifik’e, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya milyonlarca çocuk başta tarım olmak üzere hizmet ve sanayi sektörlerinde sömürülmekte, sermayenin kar hırsı sonucunda yaşamlarını yitirmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün güncel verilerine göre dünya üzerinde 160 milyondan fazla çocuk işçileştirilmiş durumdadır. Türkiye’de ise bu sayı her geçen yıl artmakta, güvenilirliği ziyadesiyle şüpheli olan TÜİK’in verilerinde dahi çocuk işçi sayısının 850 binden fazla olduğu görülmektedir. Sendikaların verilerine bakıldığı takdirde ise bu sayı 2 milyonu, yaz aylarında 4 milyonu geçmektedir.

Yani Türkiye’de her beş çocuktan biri, oğlan çocuklarının ise üçünden biri işçileştirilmiş durumdadır. Bu veriler yalnızca 15-17 yaş arasındaki çocukları kapsarken, 15 yaş altında çalışmak zorunda bırakılan çocuklara dair ise kamu otoriteleri tarafından 2020’den beri herhangi bir veri paylaşımı yapılmamaktadır. Ayrıca bu verilere mültecileştirilmiş çocuklar dahi değildir.

Tabii ki çocukların işçileştirilmesinin de iş yerlerinde yaşamlarını yitirmesinin de esas sebebi kapitalizm ve onun varoluşsal çıkmazı niteliğindeki kar hırsıdır. Çocukların istismara, yaşam hakkı ihlaline ve yoğun emek sömürüsüne maruz bırakıldıkları günümüz koşulları kapitalist, erkek egemen, ırkçı sistemin bir tezahürüdür. Tüm bu sonuçlar bunların tezahürüdür.

Türkiye’de işçileştirilen çocuklar üretimi ayakta tutan bir olgu olarak varlığını korumaktadır. Türkiye’nin en güvencesiz, korunmasız, sömürülen ve şiddete uğrayan kesimi çalışmak zorunda bırakılan çocuklardan oluşurken, “çocuk işçiliği” sorunu yokmuş gibi bu alan görünmez kılınmaktadır. Sermaye dostu muktedirler tarafından sanki etkili bir mücadele yürütülüyormuş illüzyonu yaratılmak istense de gerçek böyle değildir. Oy kullanma yaşı 18 iken çalışma yaşının 15 olduğu bir yerde çocukların işçileştirilmesi bu sorunu ortaya koymaktadır.

“Son 11 yılda en az 695 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi”

Çocukların işçileştirilmesine göz yuman, bunu bir nevi halkla ilişkiler stratejisiyle meşrulaştırmaya çalışan iktidarın emek politikaları çocukların tehlikeli işlerde, kayıt dışı ve güvencesiz koşullarda çalıştırılmasına zemin oluşturmaktadır. Bunların bir sonucu olarak ise iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısı her geçen gün artmaktadır. Çocukların iş yerlerinde yaşamını yitirmesinin bir diğer sebebi ise AKP’nin kendi iktidarını baki kılmak ve sermayedarların kar hırsını devam ettirmek için yaşamın başka birçok alanında da uyguladığı ‘cezasızlık politikalarıdır.’

Bu politikayla failler cezalandırılmamakta, yaşam hakkı ihlaline kadar varan durumlarda mağdurun zararları giderilmemekte ve en mühimi benzeri vakaların tekrarlanmaması için yapısal tedbirler alınmayarak çocuk cinayetleri görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. İSİG’in son açıklamasına göre son 11 yılda en az 695 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. AKP iktidarları döneminde bunun iki katıdır. Bu neye tekabül ediyor? Her 6 günde 1 çalışan çocuk hayatını kaybetmekte, sorumlular ile ilgili herhangi bir işlem yapılmamakta, kamu otoritesi sorumluluktan kaçmaktadır. Kamu görevlisi sonrasında da bir önlem almamaktadır.

Bildiğiniz gibi 2012 yılında 4+4+4 eğitim düzenlemesi uygulamaya geçirilmiş, bununla birlikte çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi çok sayıda düzenleme yapılmıştır. AKP, bu düzenlemelerle çocukların yaşam ve eğitim hakkını hiçe sayarak eğitimden uzaklaşmasına ve işçileştirilmesine neden olmuştur.

Çalışma hayatında yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenen ve sayıları yüz binleri bulan çocukların sömürüsü ve istismarı bu sayede artmıştır. 2 milyona yakın öğrencinin bulunduğu MESEM’lerde çocuklar, “1 gün okulda, 4 gün işyerinde eğitim alma” adı altında sermayedarların bir “memleket meselesi” olarak gördükleri meslek liseleri vasıtasıyla yoğun emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır. Devlet bunu yasallaştırıyor, çocukları güvencesiz bırakarak sermayedarların hizmetine gönderiyor.

Tüm bunlar ışığında atılması gereken acil adımlar şunlardır: Çocukları ucuz işgücü olarak gören ve bunun altyapısını oluşturan eğitim politikalarına son verilmelidir. Çocuk yoksulluğu ve çocukların işçileştirilmesi ile ilgili bilimsel ve güvenilir düzenli veriler kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çocuk çalıştıran kişi ve kurumlara göz yumulmamalı, caydırıcı cezalar verilmelidir.

Yasa dışı çocuk çalıştırmayı önlemeye yönelik tedbirler alınmalı, denetimler etkin ve sıkı bir şekilde yapılmalı, ilgili mevzuatlar yürürlüğe konulmalıdır. Tüm çocuklar ücretsiz ve detaylı sağlık taramasından geçirilmelidir. Yeterli, sağlıklı ve dengeli beslenme imkânı sağlanmalı, çocukların sağlık hakkı gasp edilmemelidir.

Bizler çocukların işçileştirilmediği, toplumsal üretim ilişkilerine sermayenin ihtiyaçları için değil eşit ve toplumsal özneler olarak özgürleşmek için dahil olmalarını destekleyeceğiz ve bunun için mücadelemizi sürdüreceğiz. Her zaman söyledik ve bugün bir kez daha söylüyoruz: Çocuklar işçi değildir! Zarok ne karker in, Çocuk, yaşam, özgürlük! Zarok, jiyan, azadî!”

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Kayyım” Tepkisi: Sömürge Hukuku

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin, “Erdoğan, geçen gün ‘Yargı burada kanunu değil, hukuku konuşturmuştur’ diyerek aslında yaşananları itiraf etti” dedi ve ekledi:

“Bu, Kürt halkına yürürlükteki kanunlar yerine sömürge hukuku uygulandığını açıkça ifade ediyor. Sömürge hukukunu açıklamak gerekirse; bu, ortakları MHP’lilerin, belediyede Erdoğan’ın fotoğrafını indirdiğinde ses çıkarmayıp, DEM Partili bir belediye eşbaşkanı aynı şeyi yaptığında kıyamet koparan ve yargıya talimat veren ayrımcı bir anlayıştır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları’nın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Devlet Bahçeli’ye yanıt: Siz bu uygulama ile Kürtlere ‘senin seçme ve seçilme hakkın yok, sen bu ülkenin asli yurttaşı değilsiniz’ demiş oluyorsunuz. Kürt halkı ve onunla dayanışma içinde olan halklar ve demokrasi güçlerine ‘Siz ulusal güvenlik sorunusunuz’ demiş oluyorsunuz. Bunu milyonlarca insana diyorsunuz. Bunu da böylece kulağınıza küpe edin. Kalkıp buradan kürsülerden ahkam keserek bunu ters yüz edeceğinizi sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. Bunlar dışarı çıktıklarında ‘Biz de eşitiz var Kürtlerle kardeşiz’ diyorlar. Etle tırnak edebiyatı yapmaya devam ediyorlar. Biz artık bu tiyatroyu fazlasıyla izledik ve çok sıkıldık. Bu tiyatro artık son bulmalıdır.

Kayyım: Hakkari’den İstanbul’a halk direniş içerisinde. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, çoluğuyla çocuğuyla halk Hakkari’deki iradesine sahip çıkıyor ve bunu hiçbir şekilde ters yüz edemezler. Bakın AKP’nin en büyük mağduriyet edebiyatı neydi? Darbeler üzerinden konuşurdu ve 28 Şubat Darbesi’ni sürekli örnek verir. Bunu iddia eden bunun üzerinden mağduriyet edebiyatı gerçekleştiren AKP iktidarı var ya aynı zamanda o gün askeri de sokağa indirdi.

O görüntü aynen şudur; burası Hakkari Valiliğinin önü. Bu fotoğrafı tarih unutmayacak, bu görüntüyü tarih unutmayacak. Askeri cuntaya karşıyız diyorlar ya bakın asker burada. Bunlar gerçekleştirdikleri siyasi darbeyi, polis ve kolluk kuvvetinden güç aldıkları darbeyi bir de arkada dizmiş oldukları askerle beraber aynı zamanda Hakkari’de yapmış oldukları bu siyasi darbeye asker eşlik etmiş oldu. Siz darbe mağduruymuş gibi davranıyorsunuz ancak gerçek darbeci sizlersiniz. Kayyım atamaları, bir siyasi darbedir. Hakkari’de askeri sokağa çıkararak, bu siyasi darbeye asker de dahil olmuş oldu.

Siz darbecilerin paltosundan çıktınız ve FETÖ’cülerin yazdığı iddianamelerle halk iradesini gasp ediyorsunuz. Erdoğan, “yargının verdiği karar kimseyi rahatsız etmesin” demişken, neden 31 Mart’ta Kürt halkının verdiği karar sizi rahatsız ediyor? Sandıktan çıkan her iradeye saygı duyacağınızı söylerken, pratikte kayyım atayarak “Kürdün iradesi hariç” demiş oldunuz. Seçimlerde sürekli Kürt halkına yenilginizi kabul etmekte zorlanıyorsunuz.

Ant olsun, hem size hem de yanınızdaki suç örgütüne Kürt halkına, tüm halklara ve inançlara saygı duymayı öğreteceğiz. Bu, sadece sözde kalmayacak, eylemlerinizle de göstereceksiniz.

Kalkıp diyorlar ki “siz de dosyası olmayan aday koysaydınız.” Peki, Mardin Nusaybin Belediye Eş Başkanı Semire Nergiz’in ya da Van Başkale Belediye Eş Başkanı Erkan Acar’ın dava dosyası var mıydı? Hayır. Bu, dava dosyasının sadece bir bahane olduğunu gösteriyor. Gerçekte yaşanan, çifte standart uygulayan bir sömürge hukukudur.

Hakkari Belediye Eş Başkanları Mehmet Sıddık Akış ve Viyan Tekçe, halk oylamasıyla ve Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) onayıyla, YSK denetiminde yapılan seçimlerde yüzde 49 oy alarak seçildi. YSK tarafından mazbataları verildi, her şey yolundaydı. Ancak sonra “Terörle mücadele” bahanesiyle, “Seçilebilirsin ama yönetemezsin” denildi. Bu, açıkça Kürde karşı düşmanlık olarak adlandırılabilir.

Erdoğan, geçen gün “Yargı burada kanunu değil, hukuku konuşturmuştur” diyerek aslında yaşananları itiraf etti. Bu, Kürt halkına yürürlükteki kanunlar yerine sömürge hukuku uygulandığını açıkça ifade ediyor. Sömürge hukukunu açıklamak gerekirse; bu, ortakları MHP’lilerin, belediyede Erdoğan’ın fotoğrafını indirdiğinde ses çıkarmayıp, DEM Partili bir belediye eş başkanı aynı şeyi yaptığında kıyamet koparan ve yargıya talimat veren ayrımcı bir anlayıştır.

Adalet Bakanı, Tatvan’da Erdoğan’ın fotoğrafının indirilmesi hakkında ‘birliğimize yönelik saldırıdır, milletimizin birliğini bozmaya yöneliktir’ demiştir. Bu ifadeler, ayrımcı tutumun açık bir göstergesidir. Bugün Filistin’deki zulümle Hakkâri’de yaşanan irade gaspı arasında hiçbir fark yok. Hakkâri, mazlumların gözünde Gazze gibidir; Gazze ne kadar meşru bir direniş alanıysa, Hakkâri için de direnmek aynı derecede hak ve meşrudur. İsrail ve Hakkâri’de polis şiddetinin benzer yüzlerini görmekteyiz.

Biz, ayrımcı ve darbeci hukuka karşı “Direniş Hukuku” ile mücadele ediyoruz. Meşru olanı savunmak, haktır. Sokaklarda, meydanlarda, parlamentoda, her yerde direnmeye devam edeceğiz. Hiç kimseye boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.

Bu vesileyle, Hakkâri Belediye Meclisi tarafından başkanvekili olarak seçilen Eş Başkanımız Viyan Tekçe’yi kutluyoruz. Meşru olan Viyan Tekçe ve seçilmiş belediye meclisidir. Atanmış kayyım Valiyi tanımıyoruz, meşru değildir.”

1 Eylül 2016’da AKP ve ortağı MHP’nin oylarıyla çıkan Kayyım Kararnamesi, Venedik Komisyonu’nun Ekim 2017 raporunda hem Türkiye yasalarıyla hem de Avrupa Sözleşmeleriyle derin çelişkiler içinde olduğu belirtilmiştir. Kayyım rejimi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı da ortadan kaldırmaktadır.

“Türkiye Yüzyılı” adı altında çıktıkları yolda, Tanzimat döneminden bile geriye düşmüşlerdir. Yeni dedikleri yüzyıl adeta 18. yüzyıldır. Şimdi, iktidar ve ortakları, Kürt vatandaşların yerel seçim hakkını kayyım atayarak ellerinden almakta ve Türkiye’yi Tanzimat öncesi, yani Padişahlık dönemine geri götürmektedir. O dönemde bile Kürtlerin hakları bu kadar gasp edilmemiştir. Bu politika, açıkça bölücülük politikasıdır.

“Bakanlık, yargı, polis, asker benim emrimde. Anayasayı dahi çiğneyebilirim” demek, Firavun ya da Dehak hükmüne eşdeğerdir. Bu, keyfiyet ve tek adam yönetiminin açık bir göstergesidir. Zulüm ile abad olanın akibeti berbat olur. Bu dünya ne şahlar, ne padişahlar, ne Dehaklar, ne Firavunlar gördü; ama büyük insanlık asla boyun eğmedi. Diyoruz ki; Yürü bre Hızır Paşa. Senin de çarkın kırılır. Güvendiğin Padişahın. Gün gelir o da devrilir”

Halkbank: Devlet çaya, buğdaya komik zamlar yapmış, üretici isyanda. Esnaf faiz zamları yüzünden krediye ulaşamıyor, gün içinde siftah etmeden kepenk kapatmak durumunda kalıyor. Esnaf bu durumdayken kemer sıkma politikası uygulayanlar, Ayhan Bora Kaplan çetesine, 550 milyon TL krediyi verebilmiş. Bu krediyi esnafa, çiftçiye, işçiye vermiyorlar.”

Paylaşın

Bakırhan’dan AK Parti’ye Uyarı: Kayyımınızı Çekin

Yüksekova’da açıklamalarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin, “AKP’yi uyarıyoruz: Kayyımınızı çekin, kayyımcı anlayışınızı bitirin” dedi ve ekledi:

“Eğer bu ülkede gerçekten sorunları çözmek istiyorsanız, Kürt halkının iradesi orta yerde duruyor ve konuşmaya da tartışmaya da hazırdır. Ama kayyımda ısrar ederseniz de direniriz, kayyıma izin vermeyiz. Çünkü kayyım haksız hukuksuz bir girişimdir. Seçimde yenileceksiniz, bu annelerimizin oylarıyla yerel yönetimlerde kaybedeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki ben bu annenin iradesine kayyım atıyorum.

Kusura bakmayın, bunu kabul etmeyiz. Hakkari de de söyledik burada da söylüyoruz: Siz kayyım atarsanız biz direniriz, karşı dururuz, onu yok sayarız. Bir sonraki seçimde de sadece tabela partisi olmazsınız, aynı zamanda Kürt halkının ve Türkiye halklarının oylarıyla iktidardan tepetaklak gidersiniz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyet, Yüksekova Belediyesi ziyareti sonrası esnaf ziyareti gerçekleştirdi. Esnaf ziyareti sonrası halk buluşmasında konuşan Bakırhan, Hakkari’ye atanan kayyımı halkın kabul etmediğini vurguladı ve şunları söyledi:

“Gelê me yê Geverê hun hemû bixêr hatin. Ez we hemuyan slav dikim. Çok değerli Yüksekova halkı, sağ olun, bizi bugün coşkulu bir şekilde karşıladınız. Dün Colemêrg’deydik. Colemêrg halkının iradesine kayyım atandı, halkın iradesi gasp edildi. Genel Merkezimiz, milletvekilli arkadaşlarımız ve yöneticilerimizle 4 gündür Hakkari’deyiz, halkımızla birlikteyiz. İradesine sahip çıkan Colemêrg halkına selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Colemêrg bir kez daha gösterdi ki artık Kürt halkı kayyım istemiyor, kayyım anlayışına karşıdır. Kayyım bu topraklara iki dönemdir hükümet tarafından atandı ve halkımız kayyımın ne olduğunu gördü. Bunu en iyi Yüksekova halkı bilir. Yüksekova’da kayyım zihniyetinin nasıl yerel yönetimleri tahrip ettiğine, belediyeyi borç batağına nasıl batırdığına herkes şahit oldu.

Sandıkta bütün hilelere, kaçak seçmenlere rağmen yenilen AKP-MHP iktidarı Hakkari’ye yine kayyım atadı. Biz bunu kabul etmeyeceğiz, Kürtler bunu kabul etmeyecek; Türkiye’nin emekçileri, yoksulları, halkları bunu kabul etmeyecek. Etmediler de. Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkesler, kadınlar, gençler ilk defa Hakkari’deki kayyım meselesinde, Edirne’den Hakkari’ye kadar ses yükseltti.

Partilimiz olmayanlar, siyasi partiler, kitle örgütleri, dost kurum ve kuruluşlar kayyıma karşı ses yükseltti. Hükümetin de Türkiye’de ve Hakkari’de ortaya çıkan kayyım karşıtı direnişi görmesini istiyoruz. Kayyım çare değil, kayyım çözüm değil. Kayyım; bu ülkede barış için az da olsa var olan o anlayışı, o iradeyi ortadan kaldırıp silecek bir düşman hukukudur.

AKP’yi uyarıyoruz: Kayyımınızı çekin, kayyımcı anlayışınızı bitirin. Eğer bu ülkede gerçekten sorunları çözmek istiyorsanız, Kürt halkının iradesi orta yerde duruyor ve konuşmaya da tartışmaya da hazırdır. Ama kayyımda ısrar ederseniz de direniriz, kayyıma izin vermeyiz. Çünkü kayyım haksız hukuksuz bir girişimdir.

Seçimde yenileceksiniz, bu annelerimizin oylarıyla yerel yönetimlerde kaybedeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki ben bu annenin iradesine kayyım atıyorum. Kusura bakmayın, bunu kabul etmeyiz. Hakkari de de söyledik burada da söylüyoruz: Siz kayyım atarsanız biz direniriz, karşı dururuz, onu yok sayarız. Bir sonraki seçimde de sadece tabela partisi olmazsınız, aynı zamanda Kürt halkının ve Türkiye halklarının oylarıyla iktidardan tepetaklak gidersiniz.

“Bu toprakların evlatlarını kayyımla, zorla, cezaeviyle yıldıramazsınız”

İnsanlar size 31 Mart’ta bir mesaj verdi, diyalogla ve müzakereyle sorunların çözülmesini istediklerini söyledi. Buna rağmen baskıyı, zoru, kolluğu Kürt halkının başına bela etmeye kalkarsanız da sandıkta cevabınızı alırsınız. Yüksekova’dayız. Biraz önce belediyemizi ziyaret ettik. Yüksekova Belediye Eş Başkanlarımız ve meclis üyelerimizle sohbet ettik. Burada da bir enkaz bırakılmış.

Biraz vicdanı ve onuru olan hiçbir insan kayyım anlayışının yarattığı bu tahribatı kabul etmez. Yüksekova Belediyesi rekor oyuyla Türkiye’de örnek ve model olmuş bir kenttir. Ama kayyım onu başka bir şekilde Türkiye’de tekrar model yapmaya çalıştı. Büyük borç batağıyla. Yüksekova Belediyesinin borcu büyükşehir belediye borçlarıyla neredeyse aynıdır. Nüfusa kıyaslarsan daha büyük bir borç batağına batmış bir kent. Bu enkazı görmeyenler, bu yolsuzluğu ve usulsüzlüğü görmeyenler Kürt’e “biz size kayyım atayacağız” diyor.

Ayıptır, günahtır, biraz vicdanlı olun. Bu toprakların evlatlarını baskıyla, zorla, zindanla, kayyımla yıldıramazsınız. Kürtler onurluca eşit yaşamak istiyor. Kimsenin malında ve toprağında gözleri yok, insanca yaşamak istiyorlar. Bu talebi görmek yerine kayyımı dayatmak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür. Biz bu kötülüğün karşısında durmaya devam edeceğiz.

Yüksekova halkıyla, Colemêrg halkıyla dayanışma içinde olacağız. Genel Merkezimizle, bütün dost kurumlarla, bütün ittifak ve bileşen partilerimizle, vicdanlı onurlu Türkiye halklarıyla birlikte bu gaspı kabul etmeyeceğiz. Gever’de AKP’ye oy vermiş yurttaşlarımız da olabilir. Onlara da biraz vicdan diyoruz. Hangi din ve vicdan üç dönemdir bir halkın iradesine atanan bu kayyımı kabul eder.

Bugünden sonra vicdanı olan, onuru olan hiçbir Kürt değil AKP’ye oy vermek ve üye olmak, AKP binasının önünden bile geçmemelidir. Size hakaret ediyorlar, dilinizi yok sayıyorlar, iradenize kayyım atıyorlar. 7’den 70’e Kürtleri zindana atıyorlar. Bir de utanmadan AKP’li olunuyor. Kürt halkı onurludur. Şex Saidlerin, Seyid Rızaların torunlarıdır. Bu vahşete izin vermemelidir. Bizim yanımıza gelmeyenler AKP’ye de oyunu vermesin.

AKP Hakkari ve Gever il ve ilçe örgütleri de kendi genel merkezlerine protesto faksları göndermelidir, bu gaspa dur demelidir. Bu kayyım sadece DEM Parti’ye atanmış değildir, Kürtlere ve onurlu Türkiye halklarına da atanmıştır. Bu kayyım belasını hep birlikte defedeceğiz. Sizin bu onurlu duruşunuzun, direnişinizin, rekor oyla defalardır partimizi Gever’de en yüksek oyla seçmenizin karşısında biz onur duyuyoruz. Asla iradenizin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Bunu herkes böyle bilsin.

Bugün burada ortaya koyduğunuz coşkuyu çok anlamlı görüyoruz. Lütfen Colemerg halkıyla daha fazla dayanışma içinde olun. Bu kayyımcı anlayışa karşı belediyenizi ve il-ilçe örgütünüzü daha fazla sahiplenin. Bir arada olursak hiçbir zulüm, hiçbir kayyımcı anlayış karşımızda duramaz.

Sizleri gece gündüz her dakika yerel yönetimleri sahiplenmek için uyanık olmaya davet ediyorum. Bir daha asla bu topraklarda kayyımcı, rantçı anlayışın yer bulmaması için lütfen belediyenize ve partinize sahip çıkın. Emin olun ki sizden büyük yoktur. Sizin direnişiniz onların topundan da tankından da dipçiğinde de daha büyüktür.

Yıllarca bu asimilasyoncu, bu inkarcı anlayışa karşı diz çökmediniz, boyun eğmediniz. Bugünden sonra da direnişinizle, duruşunuzla bir daha bu topraklarda kayyımcı anlayışın olmaması için elinizden gelen çabayı ortaya koyacağınıza inanıyor, tekrar hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ji me hemûyan re serkeftin serkeftin.”

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları: Türkiye Derhal Erken Seçime Gitmeli

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, “AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar” dedi ve eklendi:

Haber Merkezi / “Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur. Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır ve Çiğdem Kılıçgün Uçar sivil toplum örgütü ve meslek örgütleriyle Hakkari’de bir araya geldi. KESK’te yapılan buluşmada Hatimoğulları ve Bakırhan açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları şunları söyledi:

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Biz kayyım atandığı günden beri buradayız. Hakkari’ye atanmış olan kayyım bir kez daha demokrasiye, seçilmişlere ve Kürt halkına yapılmış bir darbedir. Bunu her ne kadar iktidar bir biçimiyle Türkiye kamuoyuna açıklamaya çalışsa da emin olalım ki bir izahat getiremiyor. Kendileri bunun darbe olmadığını söylüyor. Biz altını kalın kalın çiziyoruz. Bu, Kürt’ün seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, Kürt’ü bu ülkenin asli yurttaşı olarak görmemek demektir.

Bu, Kürt’ün iradesine, Türkiye halklarının iradesine ve Türkiye demokrasisine yapılmış siyasi bir darbedir. Bunu asla kabul etmiyoruz. Erdoğan çıkıp bunu savunmaya çalışıyor. Hakkında dava olan diğer belediye eş başkanlarına da kayyım atanacağına dair bir mesaj verdi. Buradan bir kez daha kendilerine diyoruz. Anayasaya aykırı davranmak, yasaları çiğnemek, bu ülkeyi Kürt ve Türk diye ayırmak şu an onların yaptığı iştir. Aslında bu ülkeyi bölen onlardır. Aslında bu ülkeyi çete gibi yöneten kendileridir.

Hukuku tanımayan kendileridir. Mehmet Sıddık Başkanımız Hakkari halkının yarısının oyunu almıştır. Doğrudan Hakkari halkı seçmiştir iki eş başkanımızı ve belediye meclisimizi. Bu iradeye saygı duymak zorundalar. Ancak halkın iradesini tanımamak konusunda adeta ant içmişler. Kayyım politikasını sürdürme konusunda verdikleri mesajla belli ki Türkiye ve Kürdistan’da bunun devamını getirecekler. Buradan kendilerini uyarıyoruz: Türkiye’de artık hiç kimse kayyım rejimine müsamahakar davranmıyor, davranmayacak.

Bugün Türkiye’nin dört bir tarafında DEM Partiye hayatı boyunca oy vermemiş, belki de oy vermeyi düşünmemiş farklı düşünen insanlar dahi kayyım rejimine hayır dedi. Bu önemli bir konudur. Türkiye ve Avrupa’da herkes kayyım rejimine hayır diyor. AKP, Erdoğan ve küçük ortağı bu ülkeyi uçurumun derinliklerine sürüklüyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkiye halkları bunu kabul etmiyor. Yapılan meşru değildir, bir darbedir.

Dün biz Hakkari Valiliğinin önünde basın açıklamamızı ve oturma eylemimizi gerçekleştirdiğimizde polis bariyerinin arkasında jandarma konumlanmıştı. O fotoğraf; sadece kolluk kuvvetleriyle ve yargıyla değil, sadece İçişleri ve Adalet Bakanıyla değil, sadece Saray rejiminin doğrudan görünen yüzüyle değil asker postallarıyla da bir darbe yapıldığını tescillemiştir. Valiliğin önündeki bu fotoğrafı tarih asla affetmeyecektir.

Mehmet Sıddık Akış’ın 2014’te açılmış bir davası vardı ama bu dava 10 yıldır öyle durmaktaydı. Ne zamanki kendisi belediye eş başkanı seçildi, bu dava devreye konuldu. Kayyım atandığı zaman daha gözaltı yeni gerçekleşmiş, daha İçişleri Bakanlığı yazıyı henüz göndermemişti. Yani adeta Süleyman Soylu’nun söylediği icra edilmiştir: “Siz yapacağınızı yapın kanun arkasından gelir”. Aynen öyle yaptılar. Gözaltı süresinde duruşmasının gününü dahi beklemeden kayyım atandı. Sadece biz DEM Parti olarak söylemiyoruz, Türkiye’deki bütün hukukçular söylüyor. Olması gereken normal şartlarda şudur. Zaten arkadaşımız hakkında tezgahlanmış olan bu davayı kökten reddediyoruz, gayrimeşrudur.

Tıpkı Kobanî Kumpas Davası gibi Saray’da yazılmış senaryolardandır. Bu davaların hiçbiri hukuki değildir. Siyasi intikam davalarıdır. Yine de bütün bunlara rağmen olması gereken şudur. Dava süreci ilerler, nihai karar verilene kadar belediye eş başkanına görevden el çektirilemez. Nihai karar açıklandıktan sonra da belediye meclisi kendi belediye başkanını kendisi belirler. Halkın iradesine saygı duymanın kanalları buradan geçer. Ama onlar, yine kendilerinden birini seçerler fikriyle hareket ederek ve seçilmişin yerine atanmışı getirerek adeta bizi Orta Çağ’ın gerisine götürdüler. Çünkü sadece krallıklarda, padişahlıklarda, faşist rejimlerde atanmışlar seçilmişlerin yerine geçer.

Hakkari halkıyla, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle, haktan ve adaletten yana olan her kesimle, kayyım rejimine karşı olan her kesimle beraber kayyım rejimine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün Türkiye’de çok güçlü sesler yükseliyor. Bu sesleri daha çok güçlendirmenin, daha çok bir arada olmanın, bu kayyımcı rejime karşı daha fazla durmanın tam da zamanıdır. Hakkari’ye kayyım atayarak demokrasiyi sadece toprağa gömmediler, üzerine beton da döktüler. Bu iktidar artık gayrimeşrudur, daha da gayrimeşru hale gelmiştir. Bu iktidar iyice güç kaybetmiştir. AKP tabanı bile kayyım rejimine karşı çıkmaktadır. Bunu hakkaniyetli ve adil bulmamaktadır.

Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar. Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur.

Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

“Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız”

Hatimoğulları’ndan sonra konuşan Bakırhan ise şu ifadeleri kullandı: “Değerli kurum temsilcileri, kanaat önderleri, uzun yıllar birlikte çalıştığımız şimdi aramızda gördüğümüz çok kıymetli arkadaşlarım, iradesine sahip çıkan halkımız ve STK temsilcileri, hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

Kürt’ü tanımadıklarını defalarca söyledik, iradesini defalarca gasp ettiler. Bunun bir işe yaramadığını 31 Mart’taki seçim bir kez daha ortaya koydu. Kürdistan ve Türkiye halkları bu irade gaspçılarına, yolsuzluk ve zulümle bu ülkeyi yönetenlere bir sarı kart gösterdi. Ama belli ki onlar kırmızı kart görmek istiyor. Biz de DEM Parti olarak, Türkiye emekçileri ve demokrasi güçleriyle birlikte; bu zulüm politikalarını reddedenlerle, kadınlarla ve gençlerle birlikte daha güçlü bir mücadele öreceğiz ve bir an önce bu zulüm düzeninin bitmesi için mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.

Colemêrg çok stratejik bir yerdir. Bu güzel ve onurlu ilimize kafayı takmalarının bir sebebi var. Tabii ki sizin duruşunuz onların yüreğinde yaradır. Her seçimde 3 milletvekili çıkarmanız, onların yüreğinde yaradır. Colemêrg halkının 40 yıldır sürdürdüğü onurlu direniş onları rahatsız ediyor. Bunu biliyoruz. Ama bu kentimizin ayrıca önemli bir rolü, misyonu var. Colemêrg, Irak ve İran’a sınırıyla onların iştahını kabartan bir sınır kentimizdir.

Kriminal işlerle uğraşıyorlar. Çetelerle ve mafyalarla kol kola siyaset yapıyorlar. Buradan geçirdikleri tozlarla kendi iktidarlarını ayakta tutmaya çalışıyorlar. Suç İçişleri Bakanının o geçişler için önemsediği kentlerden birisi Colemêrg’dir. Birçok sebepten dolayı burayı gözlerine kestirdiler, kayyım atadılar. Allah aşkına Kürt ne yapsın? Siz de bu soruyu sorun. Devlet dairesinde sorun, çavuşa söyleyin, polise söyleyin, komşunuza söyleyin.

Türkiye metropollerindeki diğer halklara sorun: Kürt ne yapsın? Bir hukuk var ki antidemokratik bir hukuk olmasına rağmen ona bile uymuyorlar. Belediye başkanlarının davası varmış. Davası olmayan insan mı bıraktınız? Dava yalanıyla Türkiye kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar. Davası olmayan arkadaşımıza da soruşturma açıp görevden aldılar. Bir dönem önceki Hakkari Belediye Eş Başkanımızı çocuğunun cenazesine katıldığı için görevden aldılar. Bir belediye başkanımız, bir yoksulun mutfağını yaptı diye hiçbir soruşturması ve davası olmadığı halde görevden aldılar.

Bir belediye eş başkanımıza, kendisini tanıtacağımız toplantıya katıldığı için soruşturma açıp görevden aldılar. Bir kadın belediye eş başkanımızı 8 Mart etkinliğine katıldığı için görevden aldılar. Bunlar riyakardır, hilekardır. Dini ve inancı kullananlardır. Başları secdede, elleri semada ama akılları Kürt düşmanlığında olanlardır. Emin olun ki bunlar sadece Kürt siyasetine değil Kürt’e düşmanlar. Diline, kültürüne, iradesine, yerel yönetimine düşmanlar. Dolayısıyla dün Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi bir durum yok. Onların gözünde bütün Kürtler düşmandır, bütün Kürtler suçludur. Onuruna ve kimliğine sahip çıkan bütün Kürtler onlar için tehdittir.

Belediyeye kayyım atamak için kılıf buluyorlar. Kepez Belediye Başkanı tutuklanıyor, ne yapıyorlar, belediye meclisine seçtiriyorlar. Öyle değil mi? Erdoğan Siirt’te bir şiir okuduğu için tutuklanınca, yerine gelecek kişiyi 28 Şubat darbecileri bile belediye meclisinden seçtirdi. Ama o diyor ki söz konusu olan Kürt’se ayrı bir hukuk uyguluyoruz. Sen Kürt’e 50 bin sene de ayrı bir hukuk uygulasan, vahşet uygulasan bu Kürt eyvallah etmez.

Biraz önce Yüksekova’dan geldik, Pervin Başkan da burada. Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, üçünün de tesadüfen ailelerinden biriyle karşılaştık. Kürt faili meçhul cinayetle, cezaeviyle bu haklı davasından vazgeçmiyor. Defalarca size bunu gösterdi. Kürt cezaeviyle haklı davasından vazgeçmiyor. Mücadelesine hakkına hukukuna sahip çıkmaya çalışıyor. Öyle sağa sola kırmasına gerek yok, soruyoruz Recep Tayyip Erdoğan’a: Kürt’ün hukuku nedir Türkiye’de? Sömürge bir halksa kabul edin. Zaten öyle yapıyorsunuz. Kürtler sömürgedir, bir hakkı hukuku yoktur deyin.

Deyin ki Kürtler seçilmez. Seçerse, seçilirse de cezaevine atarız deyin. Bunu açık yüreklilikle söyleyin. Öyle naralar atıyorsunuz; davaları varmış, örgüt yöneticisiymiş. Allah aşkına, siz tanırsınız, Mehmet Sıddık Akış hangi örgütün yöneticisidir? Evli, çocuklu, iş yeri olan, 30 yıldır sizin içinizde yerleşik olan bir insan nasıl örgüt yöneticisi oluyor? Hadi örgüt yöneticisidir, 83 yaşındaki Makbule anne nedir? O hangi örgütün yöneticisidir? Çocuğuna para gönderdiği için sedyeyle alınıp cezaevine konulan akrabam Hatice Yıldız hangi örgütün yöneticisidir? Kürt’ün 7’de 70’ine, hastasına, yaşlısına tamamına örgüt yöneticisi diyorlar. Herkes örgüt üyesiyse, bütün Kürtler örgüt yöneticisiyse siz zaten kaybetmişsiniz, boşuna uğraşmayın.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu baskılar, bu kayyım atamaları, bu yolsuzluk, bu hırsızlık, Kürt’ün iradesine el koymak… Kürt vazgeçmiyor, emin olun vazgeçmiyor. Hilvan’da yaptılar, cüzi bir oyla seçimi kazandık. Sandığı emniyet kameraları önünde yaktılar. Seçimi yenilediler. Hilvan halkı oyunu yüzde 33’ten 52 buçuğa çıkardı. Yani Kürt halkı şu mesajı veriyor. Hilenize, zulmünüze, baskınıza rağmen biz partimizin yanında olacağız dedi. Bunu anlamak istemiyorlar. Peki, biz ne yapacağız? Valla Kürt’e sömürge hukukunu uygulayan bu faşizan zihniyet karşısında direneceğiz. Partimize sahip çıkacağız, irademize sahip çıkacağız, belediye eş başkanlarımıza sahip çıkacağız.

Seyid Rızalar, Şeyh Saidler idam sehpası önünde boyunlarını büktüler mi? Şimdi biz bir kayyım efendiye mi boynumuzu bükelim? Onlar vaz mı geçtiler, aman mı dilediler? Dolayısıyla boşuna uğraşıyorlar. Bu ülkenin enerjisini, ekonomisini çarçur ettiler, yok ettiler, ülkeyi uçurumun kenarına getirdiler. Kürt’e, emekçiye, ezilene, yoksula düşmanlık yaptıkları için.

Buradan sesleniyoruz: Bizim kararımız da yolumuz da nettir. Yolumuz Selahattinlerin, Gültanların, Figenlerin, Leyla Güvenlerin yoludur. Biz çok netiz, siz de kararınızı verin. Kürt bu ülkenin vatandaşı mıdır değil midir? Kürt’ün bu ülkedeki hukuku nedir? Kürt seçilir mi seçer mi? Siz söyleyin. Biz ona göre davranalım. Aksi halde bu ülkeyi gerçekten demokratik anlamda, ekonomik anlamda batırdınız.

Değerli halkımız bir çağrımız da size. Bunlar bütün zulümlerini Kürdistan topraklarında test ediyorlar. Eğer Hakkari’de üçüncü defadır devam eden kayyım uygulaması başarıya ulaşırsa Türkiye’nin her yerine kayyım anlayışını yayma riski var. Çünkü bunların sandıktan kazançlı çıkma şansları yok. 31 Mart’ta bu test edildi. Dolayısıyla hiçbir belediyenin, hiçbir şirketin, hiçbir demokratik kitle örgütünün yarın başına ne geleceğinin garantisini kimse veremez. Onun için Hakkari dayanışma için çok önemli bir merkez haline geldi. Sürekli kullandığımız Hakkari’den Edirne’ye kavramını artık hayata geçirmek gerekiyor. Hakkari’den Edirne’ye demokrasi köprüsünü, dayanışma köprüsünü, barış köprüsünü, direniş köprüsünü oluşturmalıyız. Aksi halde Hakkari’nin iradesini çalanlar yarın İzmir ve diğer kentlerin de iradesini çalabilir.

Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız. Baş eğmeyen, diz çökmeyen, 3 dönemdir kayyım atanmasına rağmen halen kendi partisine sahip çıkan, 3-0 yapan, onurluca ayakta duran, yoksulluğa ve şiddete rağmen direnen halkımızın yanındayız. Hakkari’nin fotoğrafına baktığınız zaman yoksulluk akıyor. Kaldırım yok, yol yok, su yok, iş yok. Bir garnizon haline getirilmiş bir Hakkari var. Burada duran, direnen Hakkari halkıyla direnmeye devam edeceğiz, onlara layık olmaya çalışacağız. Ne pahasına olursa olsun sizin iradenizi savunacağız, sahipleneceğiz.

Darbe görüntülerini aratmayacak bu vahşet altında buraya gelip toplantıya katılmanız büyük bir değerdir. Hakkari halkına da sesleniyorum; sokakta, caddede, mahallenizde bu ırkçı, faşist ve Kürt düşmanı zihniyet karşısında lütfen tepkinizi sürdürün. Siz onurlu bir halksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İnşallah bir gün mutlaka bu irade zulüm uygulayanları gönderecektir ve halkımız kazanacaktır.”

“Kayyım atayanlar karşılığını görür”

Soru: Erken seçim çağrısı yaptınız, aynı zamanda “sine-i millet” tartışmaları da var. Partinizde böyle bir tartışma var mı? Ayrıca erken seçim çağrınıza ilişkin bir takvim öneriyor musunuz?

Hatimoğulları: Biz sine-i milletteyiz zaten. Hiçbir zaman mücadele alanı olarak parlamentoyu gören bir parti olmadık. Her daim halkımızın içinde olduk. Türkiye’de ezilen ve sömürülenlerle beraberiz. Kadınlar, gençler, insan hakları savunucularıyla birlikteyiz. Kayyıma karşı sadece parlamentoda mücadele veren bir parti değiliz. Kayyımın atandığı ilk andan itibaren MYK üyelerimizle buradayız. Bizler zaten milletin içindeyiz, sinesindeyiz. O yüzden tartışmalar söylediğiniz anlamda bizim gündemimizde yok. Biz halkımızla birlikte mücadele alanlarının her yerindeyiz. Parlamento bunlardan biridir. Halkın içindeyiz, sokaktayız, meydandayız. Halkımızla birlikte kararlarımızı alıyoruz, mücadelemizi de ortak veriyoruz.

Erken seçimle ilgili sorunuza da cevap vereyim. Bizim tek başına oradan çekilmemiz buna gerekçe oluşturmaz. Elbette Türkiye halklarının bu talebi gittikçe yükseliyor, erken seçim talebi artıyor. Bunun çok sayıda nedeni var. Ülkenin içinden geçtiği işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve bu iktidarın yürüttüğü ekonomik politikalar. Temmuz ayında asgari ücrete zam dahi yapılmazken, emekliler açlık ve yoksulluktan kırılırken insanlar elbette erken seçim talep ediyor. Kayyım atanırken, yasalara aykırı davranılırken, seçme ve seçilme hakkı ortadan kaldırılmışken halkın, yurttaşın ve siyasi partilerin erken seçim talep etme hakkı vardır.

Soru: İktidara yakın yazarlarda ve kesimlerde haklarında soruşturma devam eden belediye eş başkanlarının da görevden alınıp kayyım atanma ihtimalinin yüksek olduğuna yönelik yazı ve değerlendirmeler var. Nasıl bir şey bekliyorsunuz?

Bakırhan: Daha önce söyledim, Türkiye’de hakkında soruşturma olmayan insan neredeyse kalmadı. Sadece bizim belediye başkanlarımız değil birçok siyasi parti belediye başkanları hakkında da soruşturmalar. Meselemiz onların ne yapacağı değil. Onlar zulümle, hileyle ve zorla iktidarlarını ayakta tutuyorlar. Biz bu tür anti-demokratik tutumlar karşısında kendi duruşumuzu net bir şekilde ortaya koyacağız. Kayyım atayanlar karşılığını görür. Atamaya çalışanlar kendi hesaplarını yapsın, bizim hesabımız çok net.

Paylaşın

Ahmet Türk’ten “Siyasette Normalleşme” Yorumu: Aldatmaca

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, “Bir tarafta normalleşmeden söz ediliyor, bir tarafta anayasa görüşmeleri yapılıyor ama diğer tarafta bakıyoruz tüm bunlar aldatmaca” dedi ve ekledi:

“Buradan ne demokratik bir anayasa ortaya çıkar ne bir normalleşme süreci yaşanır. Ayrıca normalleşme süreci içinde Kürtler yok, olmayacak. Bu çok açık ortada.”

DEM Partili Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘a konuştu. Ahmet Türk, Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyuma ilişkin, Kürtleri yok sayan bir siyaset yürütmenin Türkiye’ye yararı olmadığını belirtti.

Kararın demokrasiye de zararları olduğunu dile getiren Türk, şu yorumu yaptı: Bizim özlemimiz halkların kucaklaştığı, barışın olduğu, adaletin, eşitliğin olduğu, tüm halkların ortak demokratik değerler etrafında buluştuğu bir ülkeyi görmek; bunun hayaliyle yaşıyoruz. Ama maalesef ötekileştiren politikalarla, kayyım politikalarıyla dünyanın neresinde bir Kürt yaşıyorsa ona düşmanca davranan bir siyaset yürütülüyor. Bu siyaset sadece Kürtleri değil bütün Türkiye halklarını derinden etkiliyor ve Türkiye halklarını demokrasiden uzaklaştırıyor.

Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanması kararına karşı tepkilerini güçlü bir şekilde vereceklerini belirten Türk; seçim öncesinde de yeni bir kayyum süreci beklemediklerini açıklamıştı. Yeniden kayyum sürecinin kendisini şaşırttığını belirten Ahmet Türk; “Aslında bu kararı beklemiyorduk. Üçüncü kez böyle bir yanlışlığa başvuracaklarını düşünmüyorduk” diye konuştu.

Türk değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: Kayyım siyasetine karşı halk tepkisini gösterdi. Mardin’de yüzde 50 olan oyumuz yüzde 54’e çıktı. Hilvan’da yüzde 33 oy almıştık, yüzde 52,5’e çıktı. Her yerde böyle…Şimdi bir tarafta normalleşmeden söz ediliyor, bir tarafta anayasa görüşmeleri yapılıyor ama diğer tarafta bakıyoruz tüm bunlar aldatmaca. Buradan ne demokratik bir anayasa ortaya çıkar ne bir normalleşme süreci yaşanır. Ayrıca normalleşme süreci içinde Kürtler yok, olmayacak. Bu çok açık ortada.

“Umut ediyorum ve inanıyorum ki…”

Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi beklenen, CHP lideri Özgür Özel’den beklentileri de sorulan Ahmet Türk şu yorumu yaptı:

Kürtleri düşman gördüğünüz zaman hukuktan, adaletten, eşitlikten söz edemezsiniz. Bu anlayışın terk edilmesi gerekir. Kürtler bu halkın düşmanı değil, Türkiye’nin düşmanı değil, Kürtlerin talebi ortak demokratik değerler etrafında halkların buluşmasıdır. Sayın Özgür Özel de bizim ne düşündüğümüzü, taleplerimizin ne olduğunu çok iyi biliyor. Umut ediyorum ve inanıyorum ki, iktidarın bu yanlıştan kurtulması için Özgür Bey ısrarla demokrasiyi savunur.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

DEM Partili Vekillerden Meclis’te “Kayyım” Nöbeti

DEM Parti Meclis Grubu, “Kayyım atamasının neden olduğu hak ihlallerinin araştırılması” başlıklı grup önerisinin okunmasının ardından Meclis kürsüsünde eylem yaptı.

Oturumu yöneten TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca’nın uyarısına rağmen DEM Partililer kürsüden inmeyince birleşime ara verildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Partili vekiller, gece saatlerine kadar Meclis’te nöbet tutacak. DEM Parti Meclis Grubu, “Belediyeler bizimdir, gaspa izin vermeyeceğiz” yazılı pankart açtı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti),  Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda belediyeye kayyum atanmasının neden olduğu hak ihlallerinin araştırılması için verdiği Meclis araştırılmasının öne alınarak görüşülmesi talebiyle grup önerisi sundu.

Grup önerisinin gerekçesini açıklayan DEM Parti Hakkari Milletvekili Vezir Coşkun Parlak, “Siz kayyım ataması yaparak sadece DEM Parti’ye oy verenlerin iradesini gasp etmiyorsunuz. Seçme, seçilme hakkını ortadan kaldırdığınız için tüm partilere oy veren seçmenin de iradesini elinden alıyorsunuz” dedi.

Hükümetin kayyum kararını eleştiren Parlak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Partimizle olan derdiniz Kürt halkıyla olan derdinizdir. Siz Kürt’ün kimliğini, kültürünü seçme ve seçilme hakkı dahil hiçbir siyasi, sosyal, kültürel hakkını tanımıyorsunuz. Kürtlere düşmanlık hukuku uyguluyorsunuz.

Kayyım sisteminin basit bir idari işlem olmadığını dünya alem biliyor. Kayyım sistemi bir rejimdir, darbe sistemidir. Kürk halkına yeterince zulüm edersek boyun eğerler diye düşünüyorsunuz. Biz parmak ile sayılacak, vurarak tükenecek bir halk değiliz. Kendini galip sayıp böbürlenenler bilsin ki sizin parti militanınız olarak atadığınız kayyum halk iradesini çalan bir gaspçı olarak anılmaya mahkumdur.”

“Hakkari halkının özgür iradesiyle yaptığını siz siyasi yargıyla, polis copuyla, asker tüfeğiyle yıkamazsınız” diye konuşan DEM Partili Parlak, sözlerini, “Biz eş başkanlarımıza, belediyemize, halkımızın demokratik iradesine ne pahasına olursa olsun canımıza da mal olsa sahip çıkacağız. Biz seçimden önce şunu söyledik: ‘Müthiş kazandığımızı göreceksiniz’ dedik. Müthiş direndiğimizi de göreceksiniz. Hakkari’de asla sizlere boyun eğmeyecek ve kazanan bizler olacağız, kaybedecek olanlar da sizlersiniz” şeklinde sürdürdü.

Parlak’ın konuşmasının ardından DEM Partili milletvekilleri Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasını protesto etmek için ellerinde ‘Belediyeler bizimdir, gaspa izin vermeyeceğiz’ yazılı dövizlerle kürsünün etrafında toplandı ve Genel Kurul’da nöbete başladı.

Oturumu yöneten TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca’nın uyarısına rağmen DEM Partililer kürsüden inmeyince birleşime ara verildi.

Öte yandan birçok kentte kayyım protestoları devam ederken DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti milletvekilleri ve belediye eşbaşkanları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Emek ve Özgür İttifakı bileşenleri, CHP heyeti ve STK temsilcileri de Hakkari’de kayyım kararını protesto ediyor.

Ne olmuştu?

31 Mart yerel seçimlerinde DEM Parti’nin kazandığı Hakkari Belediyesi’ne polisler tarafından baskın yapılmış, Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış da Van’da gözaltına alınmıştı.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, seçilen Belediye Başkanı Akış’ın “PKK/KCK yapılanmasında üst düzey görev aldığı” iddia edilerek Hakkari Belediyesi’ne kayyum atandığı belirtilmişti. Açıklamada, Akış’ın “geçici tedbir olarak” görevden alındığı ifade edilmişti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan Kayyım Tepkisi: Boyun Eğmeyeceğiz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın yerine kayyım atanmasına ilişkin, Tüm il ve ilçe örgütlerimize, üyelerimize ve partimize gönül verenlere sesleniyorum. Nerede olursanız olun, bulunduğunuz her yerde bu zulme karşı sesinizi yükseltin” dedi ve ekledi:

“Bütün arkadaşlarımıza, dost çevrelerimize, barış ve demokrasi isteyenlere sesleniyoruz. Kimse yerinde bir dakika bile durmasın. Artık yeter diyoruz. Mücadele edeceğiz. Belediyelerimizi en güçlü bir biçimde koruyacağız… Seyit Rıza baş mı eğdi? Orhan Doğan boyun mu büktü? Ayşe Gökkan aman mı diledi? Alp Altınörs diz mi çöktü? Ant olsun, bu kirli yöntemlere boyun eğmeyeceğiz! Yaşattığınız zulümleri de asla unutmayacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakırhan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Dün yine Türkiye’nin değişmeyen gerçeğiyle uyandık. Hakkari Belediyesi alçakça gasp edildi. 31 Mart seçimlerinde çok yoğun bir mücadele verildi. Emin olun sistem bütün gücüyle Hakkari’ye yükleniyordu. Orayı da garnizon haline yapmışlar. Geçmişte de en hukuk dışı işlerin yürütüldüğü bir kentti. Neredeyse Soylu’nun düzenli ziyaret ettiği merkezlerden biri haline gelmişti.

Biz Hakkari’de siyasi partilerle yarışmadık. Korucularla, beşli çeteyle kirli sermayeyle, itirafçılarla, devletin bütün kurumlarıyla, JİTEM ittifakıyla orada yarıştık. Hakkari’nin gençleri, emekçileri kadınları bütün bu baskıya rağmen iradelerini ortaya koyarak belediye seçimlerinde Mehmet Sıddık Akış yoldaşımızı seçtiler.

Evet, ne yaptılar yine bir sabah kayyım darbesi atadılar. Zannediyorlar ki biz bu gaspa sessiz kalacağız, buna izin vereceğiz. Buna geçit vereceğiz. Yok öyle bir yağma. Biz Hakkari’de Van’da olduğu gibi Türkiye’deki gerçek demokratik muhalefetle birlikte Hakkari’nin iradesine savunacağız. Tekrar yerel yönetimleri alıncaya kadar da Hakkari’den ayrılmayacağımızı buradan belirtmek istiyorum. Edi bese, artık yeter! Bu haksızlığa, bu düşman hukukuna yeter diyoruz. Kayyum anlayışına asla izin vermeyeceğiz.

Neymiş, belediye başkanımız 50 bin lirayla İran’a kaçacakmış. Siz bizim kaçtığımızı nerede gördünüz? Belediye başkanımız YSK’ye başvurdu. YSK kimdir? Türkiye’de AKP’nin yetkin olduğu bir kurum değil mi? Sizin kurumunuz aday olabilir dedi mi, dedi. Bir anda ne oldu da ortada herhangi bir karar yokken, dosyada gizlilik kararı varken eşbaşkanımız suçlu gösteriliyor. Dosya 2014’te açılmış açan savcı FETÖ’den aranıyor. Hangi cürette mahkeme kararı olmadan, soruşturma bile değilken kendinizi mahkeme yerine koyup bu kararı veriyorsunuz?

İçişleri Bakanı’nı uyarıyorum. MHP’nin Ergenekon’un kayığına binerek gideceğiniz yer, Soylu gibi tarihe suç işleri bakanı geçmenizi sağlayacaktır. Bir karar veriniz. Biz biliyoruz ki kayyım kararı Kızılcahamam’da alındı. Orada üç günlük kampı toplarken ne demişti AKP Genel Merkezi? Yeni anayasa tartışacaklarmış, normalleşmeyi tartışacaklarmış. Üç gün toplandılar tartıştılar çıka çıka kayyım darbesi çıktı. Bunlar değişim dediği, normalleşme dediği işte bu kadardır.

Bunların normalleşme dediği Kobane kumpas davasında yüzlerce yıl ceza verilmesidir, 28 Şubat darbecilerinin serbest bırakılmasıdır, seferberlik yönetmeliğinin değişmesidir, etki ajanlığı yasasıdır. Normalleşme dediği Hakkari’de kayyım darbesidir. Bizlere mesaj veriyorlar. İstediğimiz zaman, beğenmediğimiz zaman, bizim gibi düşünmediği zaman herkese her yere kayyım atarız mesajı veriyorlar.

AKP – MHP ittifakının çimentosu Kürt düşmanlığıdır. Japonya’dan Ortadoğu’ya Avrupa’da dünyanın dört bir yanında nerede Kürt iradesi görüyorlarsa tehdit olarak görüyorlar. Japonya’da kendi anadilleriyle eğitim gören insanların eğitimine bile karışıyorlar. Japonya hükümeti ile büyük bir kriz çıkardılar. Bu Kürt düşmanlığı değil de nedir?

AKP – MHP ittifakının birleştiği en temel nokta Kürt düşmanlığıdır. Daha geçen gün Hilvan’da 31 Mart’ta hileyle iptal ettikleri seçimde Kürt halkı en güçlü cevabı verdi. 31 Mart’ta beş yüz oy farkla kazanmıştık. İptal ettiler. 2 Haziran seçimlerinde üç binden fazla oyla kazandık. İktidar Hilvan’dan gereken dersi almadı. Kürtlere dönük OHAL’de ısrarcı olduğunu Hakkari’de gösterdi. Bakın bu OHAL hukukudur. Bu darbe hukukudur. ‘Bu ülkede Türk olmayanın tek bir hakkı vardır. O da Türk’e hizmet etmektir’ diyenlere geçmişte geçit vermedik. Allah’ın izniyle size de boyun eğmeyeceğiz.

“Artık iki yüzlü davranmaktan vazgeçin. Şeffaf olun!”

AKP – MHP ittifakına sesleniyoruz, buyurun yeni anayasanızın ilk iki maddesini açıklıyorum. Madde 1: Kürtler Türkiye’de sömürge bir halktır. Sömürge usulleri ile idare edilir. Madde 2: Kürt halkının seçme ve seçilme hakkı yoktur. Yaşadıkları kentleri yönetme hakları yoktur. İşte sizin yeni anayasadan anladığınız bu iki maddedir. Bu iki maddeyi en başa yazın. Kürtlerin bulunduğu yerde yerel seçimler yapmıyoruz. Genel seçimlerde seçilenleri cezaevlerine atıyoruz yazın. Yazın ki artık iki yüzlü davranmaktan vazgeçin. Şeffaf olun!

Alın yeni anayasanızı başınıza çalın. Hedef Hakkari’de Kürdün iradesidir ama tuzak barış ve demokrasi isteyenleredir. Bu ülkenin hakları bu zulüm karşısında ortaklaşmadığı zaman daha bunları çok göreceğiz. Bir araya gelip bu zulme artık dur dememizin zamanı gelmedi mi? Van’ı nasıl savunduysak, Hakkâri’yi de öyle savunacağımızı söylemek istiyorum.

Tüm il ve ilçe örgütlerimize, üyelerimize ve partimize gönül verenlere sesleniyorum. Nerede olursanız olun, bulunduğunuz her yerde bu zulme karşı sesinizi yükseltin. Bütün arkadaşlarımıza, dost çevrelerimize, barış ve demokrasi isteyenlere sesleniyoruz. Kimse yerinde bir dakika bile durmasın. Artık yeter diyoruz. Mücadele edeceğiz. Belediyelerimizi en güçlü bir biçimde koruyacağız.

Seyit Rıza baş mı eğdi? Orhan Doğan boyun mu büktü? Ayşe Gökkan aman mı diledi? Alp Altınörs diz mi çöktü? Ant olsun, bu kirli yöntemlere boyun eğmeyeceğiz! Yaşattığınız zulümleri de asla unutmayacağız.”

Paylaşın

Kayyım Atamaları Devam Edebilir Mi, Muhalefetten Ne Bekleniyor?

Mehmet Sıddık Akış 1995 yılından bu yana DEM Parti geleneğinden gelen partilerde yöneticilik yaptı ve 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde de ön seçimden çıkarak belediye başkanlığına aday oldu. Ancak belediye başkanı seçilmesinden sonra hakkında yeni bir soruşturma başlatıldığı bilinmiyordu.

Parti kaynakları, bu yolla İçişleri Bakanlığı’nın istediği belediyeye kayyum atayabileceğine dikkat çekerek, “Zaten başka yerlerde de hazırlık yapıldığını biliyoruz” sözleriyle yeni atamaların olabileceğini dile getiriyor.

DEM Parti, önceki yıllardaki kayyum atama süreçlerinin tersine, toplumsal muhalefeti genişleterek, kayyum atamalarının önüne geçme hesabı yapıyor. Hakkari’ye kayyum atanmasının hemen ardından başta CHP olmak üzere muhalefet partileri ile temasın altında da bu anlayış yatıyor.

31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından DEM Partili Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın görevden uzaklaştırılarak, yerine Hakkari Valisi Ali Çelik’in kayyum olarak atanması gündeme damgasını vurdu.

DEM Parti, eylemlilik ve partili belediyeler önünde nöbet tutma kararı alırken, muhalefet partileri ile görüşme trafiği yürüterek, destek istedi. Edinilen bilgiye göre DEM Parti Eş Genel Başkanları CHP lideri Özgür Özel ile temasa geçti.

DEM Parti, Hakkari’ye kayyum atanmasının ardından, yenilerinin gelebileceği endişesini taşıyor ve bu konuda “siyasal ve toplumsal muhalefetin tepkisi”nin süreci belirleyeceğini düşünüyor. Parti yönetimi bu çerçevede yeni kayyum atamalarının önünü kesmek ve belediye meclisinde seçimi zorlamak için toplumsal ve siyasal muhalefeti harekete geçirme stratejisi izleme kararı aldı.

Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınıp, görevden uzaklaştırılmasının ardından DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) olağanüstü toplandı. Toplantı sürerken, Akış’ın yerine kayyum atandı. Toplantıda, Hakkari Belediyesine kayyum atamasına karşı yapılacak protesto eylemlerinin yanı sıra, yeni kayyum atamalarının önüne geçmek için izlenecek strateji ele alındı.

DEM Parti yönetimi, yeni kayyum atamalarının önünü kesmek için partili belediyelerin önünde “nöbet” eylemi başlatma, belediye olmayan yerlerde de il, ilçe örgütlerinin protesto eylemi yapmasını kararlaştırdı. DEM Parti, geçmişteki uygulamalarından farklı olarak muhalefet partileri ile de temasa geçti ve eylemlerine destek istedi.

Bu kapsamda DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit, sabah saatlerinde CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ve Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya ile görüştü. Eş genel başkanlar aynı zamanda CHP lideri Özgür Özel ile de iletişime geçti.

Kayyum kararı bekleniyor muydu?

DEM Parti kaynakları, Hakkari’ye kayyum atamasına dönük işaretleri bir süredir gördüklerini ifade ediyorlar. Sıddık Akış, 2014 yılında hakkında açılan dava nedeniyle 5 Haziran Çarşamba günü hakim karşısına çıkacak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘a konuşan bir DEM Parti yöneticisi, “En azından o zamana kadar beklenir diyorduk, ama onu bile beklemediler. Yaklaşık 10 gün önce mütaala verilmesi ve hemen duruşmaya çağrılması nedeniyle kayyum atanabileceğini öngörüyorduk” görüşünü dile getirdi.

DEM Parti yöneticileri İçişleri Bakanlığı’nın gözaltı gerekçesi olarak 10 yıl önce açılan davayla ilgili yargılama sürecinin bilindiğini, ancak ikinci maddede yer alan Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “terör örgütüne üye olmak” suçlamasından yeni bir soruşturma başlatıldığını gözaltına alındığında öğrendiklerini belirtti.

Yöneticiler, bu soruşturmanın birkaç günlük olduğu ve kayyum atamaya gerekçe üretmek için başlatıldığı görüşünde. Akış’ın adaylığına Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) izin vermesi, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmamasına karşın görevden uzaklaştırılması da “tuzak” olarak nitelendiriliyor.

Kayyum atamaları devam edebilir mi?

DEM Partililer’in verdiği bilgiye göre Mehmet Sıddık Akış 1995 yılından bu yana DEM Parti geleneğinden gelen partilerde yöneticilik yaptı ve 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde de ön seçimden çıkarak belediye başkanlığına aday oldu. Ancak belediye başkanı seçilmesinden sonra hakkında yeni bir soruşturma başlatıldığı bilinmiyordu.

Parti kaynakları, bu yolla İçişleri Bakanlığı’nın istediği belediyeye kayyum atayabileceğine dikkat çekerek, “Zaten başka yerlerde de hazırlık yapıldığını biliyoruz” sözleriyle yeni atamaların olabileceğini dile getiriyor.

Bir parti yöneticisi muhalefetin, özellikle de CHP’nin bu konudaki tutumunun süreç için “belirleyici” olacağını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Belediye başkanlarımız zaten aktif siyasette olduğu için yargılama dosyası olan çeşitli dosyalar var. Burada dikkat çeken nokta şu: Hakkari eş başkanımıza yönelik soruşturma, birkaç gün önce başlamış.

“Dolayısıyla öngöremezsiniz, gizli soruşturma yürütülmüş, o nedenle bütün belediyelere yaygınlaştırılabilir. Amaç, Hakkari’den başlayıp, toplumsal refleksi, muhalefetin tepkisini ölçüp genelleştirmek. Eğer tepki düşük olursa, Hakkari’de olan uygulama genele yaygınlaştırılabilir.”

Hakkari neden tercih edildi?

Kayyum atamalarını, “OHAL uygulamasının Kürtler için devamı” olarak nitelendiren DEM Partililer’e göre Hakkari özellikle tercih edildi. Şırnak’ın “taşıma seçmen” nedeniyle kazanıldığını savunan DEM Partililer, iktidar bloğunun bu hattaki ikinci hedefinin de Hakkari olduğunu savunuyorlar.

31 Mart’ta AKP’nin seçimi almak için “para dağıttığı” ve “taşıma seçmen yığdığını” iddia eden DEM Parti kurmayları, yine de seçimi “büyük farkla” aldıklarını anımsatıyorlar.

AKP adayı İsmet Ölmez’e seçim sonuçlarına itiraz baskısı yapıldığını, ancak Ölmez’in bunu kabul etmediğini belirten DEM Parti kurmayları, “İktidar, Şırnak – Hakkari hattını almak için çok uğraştı, Hakkari’yi seçimde alamadı o nedenle kayyum atandı” görüşünü dile getiriyorlar.

Muhalefetten ne bekleniyor?

DEM Parti, önceki yıllardaki kayyum atama süreçlerinin tersine, toplumsal muhalefeti genişleterek, kayyum atamalarının önüne geçme hesabı yapıyor. Hakkari’ye kayyum atanmasının hemen ardından başta CHP olmak üzere muhalefet partileri ile temasın altında da bu anlayış yatıyor.

31 Mart Yerel Seçimlerinde Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın “memnu (yasak) haklarının iadesi”ne yapılan itiraz gerekçe gösterilerek, mazbatasının verilmemesi üzerine AKP içinden ve muhalefetten yükselen tepkiler nedeniyle geri adım atıldığı anımsatılıyor.

DEM Parti, 31 Mart Yerel Seçimlerinde iktidara karşı “güçlü mevziler kazanan” CHP ve Yeniden Refah’ın yanı sıra diğer muhalefet partileri için kayyum atanması sonrasındaki süreci “demokrasi, adalet mücadelesi sınavı” olarak görüyor.

DEM Parti kurmayları, eğer ilk kayyum atamasına güçlü tepki gösterilmezse, bunun CHP’ye ve diğer muhalefet partilerine de uzanacağını düşünüyor. CHP’lileri İstanbul Şişhane’de kayyum atamalarına karşı yapılan eyleme de davet ettiklerini belirten DEM Parti yöneticilerine göre, güçlü muhalefet iktidara geri adım attırılabilir:

“Biz yeni kayyum atamalarına karşı, hem de Hakkari’de başkanın belediye meclisinden seçilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Ama muhalefete de bu süreçte çağrımız olacak. Çünkü eğer bunun önü alınmazsa, Ekrem İmamoğlu hakkında da dava var.

“Bu İzmir’e de başka yerlere de uzanır. Türkiye’de muhalefete zaten yakıştırılan siyasi suç terör. Onun için siyasi nedenlerle terör yaftası yapıştırılan belediye başkanlarına partisi ne olursa olsun sahip çıkmak gerekiyor. Onun için CHP’nin bu sınavdan başarılı çıkması, gelecekte kurguladığı, hayal ettiği Türkiye’nin gereğidir. Onun için bu CHP’nin en önemli sınıvıdır.”

CHP’den Hakkari’ye heyet

Hakkari’ye kayyum atanması Genel Başkanı Özgür Özel’in başkanlığında toplanan CHP Merkez Yönetim Kurulu’nda (MYK) da değerlendirildi.

Özel, kayyum kararını “Hakkari halkının iradesini yok saymak” olarak nitelendirirken, MYK’da, Hakkari’ye heyet gönderilmesi kararlaştırıldı. MYK sürerken, açıklama yapan Parti Sözcüsü Deniz Yücel, görevden alınan Sıddık Akış’ın hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmadığına dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Kayyum atamak, masuniyet karinesini yok saymak, henüz hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan seçilmiş belediye başkanını doğrudan doğruya suçlu ilan etmektir. CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Antalya Milletvekilimiz Cavit Arı, Bursa Milletvekilimiz Kayıhan Pala bugün (4 Haziran) Hakkari’ye giderek incelemelerde bulunacak.”

‘Normalleşme, yumuşama’ süreci nasıl etkilenir?

AKP’nin ilk kez oy oranıyla ikinci sıraya gerilediği 31 Mart seçimlerinden sonra en çok merak edilen konu başlıklarından birisi kayyum atamalarının devam edip etmeyeceğiydi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen “olağanüstü hal” sürecinde HDP’li belediyelere yönelik başlayan kayyum uygulaması, 2019’da yapılan yerel seçimlerden sonraki “olağan” dönemde de devam etmişti.

31 Mart seçimlerinin ardından muhalefet cephesinde, CHP lideri Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyareti ile başlayan “siyasette normalleşme, yumuşama” sürecinin en önemli göstergelerinden birisinin kayyum atamalarına son verilmesi olacağı konuşuluyordu.

Siyasette “yumuşama dönemi” beklentisi içinde olan kesimlerce Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’a mazbatasının verilmemesi kararından toplumsal tepki üzerine geri adım atılması örnek gösterilerek, iktidarın kayyum politikalarından vazgeçebileceği beklentisi dile getiriliyordu.

DEM Parti yönetimi ise iktidarın kayyum ataması ile muhalefeti “bölme, DEM’i yalnızlaştırma, kriminalize etme” taktiği izlediği görüşünde.

İktidarın “Kürtsüz normalleşme” arayışında olduğunu savunan parti kurmayları, “Aslında seçimden sonra da iktidarda MHP politikaları galip geldi. Normalleşme dedikleri, seçimle zayıflayan iktidarın kendisine güç takviyesine dönük turlar. CHP’yi yanlarına çekme girişiminden öteye gitmez” yorumunu yapıyor.

Paylaşın

Ahmet Türk’ten “Kayyım” Yorumu: İktidar Kendi Kuyusunu Kazıyor

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın yerine kayyım atanmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Güç kaybettikçe kayyuma başvurarak, kendini ayakta tutmak isteyen bir iktidar var. Kendi kuyularını kazıyorlar bu şekilde davranmakla” dedi.

DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması sonrasında İçişleri Bakanlığı Akış’ın görevden uzaklaştırıldığını ve yerine kayyum atandığını bildirdi. Mehmet Sıddık Akış, 31 Mart yerel seçimlerinde oyların yüzde 48,91’ini alarak Hakkari Belediye Başkanı olarak seçilmişti.

Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, kayyum atanmasını eleştirerek, “Demokrasinin olmadığı bir süreçte demokrasiye inanan, halk adına hareket edenlerin elbette ki kendisini göstermesi gerekiyor. İsterse sol parti olsun, isterse sağda olsun. Sonuçta bir seçim yapılıyorsa, halk iradesine başvuruluyorsa, o iradeye saygı duymak gerekir. Muhalefet partileri suskun kalmamalı, demokrasi adına tepki göstermemeli” dedi ve ekledi:

“Sonuçta yıllardan beri iktidarda, güç kaybettikçe kayyuma başvurarak, kendini ayakta tutmak isteyen bir iktidar var. Halk asla böyle bir anlayışa prim vermez. Aslında kendi kuyularını kazıyorlar bu şekilde davranmakla.”

Hakkari Belediye Başkanı’nın yerine “kayyım” atandı

DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması sonrasında İçişleri Bakanlığı Akış’ın görevden uzaklaştırıldığını ve yerine kayyum atandığını bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Mehmet Sıddık Akış’ın Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ncı maddeleri uyarınca Hakkari Valisi Ali Çelik, Hakkari Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, Akış’ın “Silahlı terör örgütünü yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ve örgüt propagandası yapmak” suçlarından yargılandığı belirtilerek, “Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hakkında Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından” açılan soruşturma kapsamında gözaltına alındığı kaydedildi.

Akış’ın gözaltına alınması sonrasında polis sabah saatlerinde Altay Caddesi’ni giriş ve çıkışlara kapatıp, Hakkari Belediyesi’nde arama başlattı. Bu arada partililer ise belediye binası önünde toplanmaya başladı. Polisin belediyede yaptığı aramaların tamamlanmasının ardından kurum çalışanlarının içeri girmesine izin verildi. Meclis üyeleri ve belediye başkan yardımcılarının ise binaya girmelerine izin verilmedi.

Hakkari Valiliği ise kentte gösteri ve yürüyüşlerin bugünden itibaren 10 günlüğüne yasaklandığını duyurdu.

Paylaşın

DEM Parti’den ‘Kayyım’ Açıklaması: AKP’nin Normalleşme İddiası Çökmüştür

DEM Parti Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın yerine kayyım atanmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “AKP’nin normalleşme iddiası çökmüştür” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti ) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Koçyiğit’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Hakkari eş başkanımız Mehmet Sıddık Akış, bugün sabah Van’da gözaltına alındı. Sonrasında Hakkari Belediyesi polisler tarafından ablukaya alındı. Seçilmiş belediye meclis üyelerimiz ve belediye çalışanları içeri giremezken, Vali Yardımcısı belediyeye girerek eş başkanımızın görevden alındığını şifahen bildirdi. Sonrasında ise İçişleri Bakanlığı belediyemize kayyım atandığını ilan eden bir açıklama yaptı.

Kayyım atadıkları belediye başkanımız için uydurma gerekçeler sunarak bu hukuksuzluğa hukuk kılıfı bulmaya çalıştıklarını biliyoruz. Ülkede hukukun ne hale geldiğini hepimiz biliyoruz. Verilen bütün kararların siyasi olduğunu, yargının siyasetin aparatı haline geldiğini sadece biz değil, tüm dünya biliyor. Görevden alma, irade gaspı ve hukuki bir kılıf uydurarak demokrasiye darbe yapmak, bu iktidarın bu yüzyılda işlediği en korkunç suçlardan biridir.

Şimdi yine siyasetçilerimizle ilgili her zaman yaptıkları gibi karalama ve algı operasyonları ile toplumu manipüle etmeye çalışıyorlar. Kendini anayasadan üstün gören bir parti ile yönetiliyor tüm Türkiye. İstediği zaman seçim yapar, istediği zaman seçimi yeniler, istediğinde de seçimsiz belediyeye kayyım atar. Fakat hesaba katmadığı bir şey var: demokrasiyi halk söke söke alır.

31 Mart seçimlerinden çıkan en önemli sonuçlardan biri, Kürt halkının darbeci, gaspçı, talancı kayyımları süpürüp tarihin çöp sepetine atmasıydı. Kayyım kararıyla iktidar, 31 Mart seçimlerindeki yenilginin intikamını belediyelerimizden almaya başladı. Önce Van’da, seçilmiş eş başkanımız memnu haklarını almış olmasına rağmen, seçildikten sonra adeta bir tuzak kurarak mazbatasını vermediniz.

Van halkı iradesine sahip çıktı ve zaten kendisine ait olanı geri aldı. Daha dün, 2 Haziran’da, Hilvan halkı türlü hilelerle yenilediğiniz seçimde yeniden DEM Parti dedi. İptal ettiğiniz seçimde oy farkı neredeyse 10 katına çıktı. Hilvan’da halkımız hilecilerin boylarının ölçüsünü aldılar. Halkımız yine iradesine sahip çıktı ve en güzel cevabı size verdi.

1 ay önce sarayın tetikçileri, kazandığımız belediyelere dair gasp etme girişimlerinin sözlü duyurusunu yaymaya başladılar. Kazanılmış belediyemizde asılsız iddialarla, ısmarlama talimatla ve siyasi hazımsızlık sonucu gasp girişimleri, demokrasinin temel ilkelerine ve halkın iradesine açık bir saldırıdır. Mehmet Sıddık Akış, seçimle iş başına gelen, yerel ihtiyaçları bilerek ve bu doğrultuda hizmet üretmeye gönül vererek eş başkan olmuştur. Siz isteseniz de istemeseniz de Hakkari’nin iradesi DEM Parti’dir, Kürt halkıdır, Sıddık Akış’tır.

Bakın bu OHAL hukukudur. KHK ile getirdikleri irade gaspları, siyasi darbeler bugün hâlâ Kürtlere karşı, Kürt halkının iradesini sindirme ve yıldırma politikası olarak kullanılıyor. Kürdün OHAL’i bitmiyor. Biz ne kadar demokratik siyasette ısrar ediyorsak, iktidar da o kadar bu ısrarımızdan bizi vazgeçirmeye çalışıyor.

Normalleşme ve yumuşama safsataları günlerdir almış başını gidiyor. Bu mudur normalleşme? Bu mudur demokratik anayasa için ilk yaptığınız? AKP-MHP iktidarının normalleşme iddiası çökmüştür. Yeni anayasa iddiaları da kayyımın enkazının altında kalmıştır. Yeni anayasanın ve normalleşmenin Kürtleri kapsamadığı açığa çıkmıştır.

31 Mart gününden bu yana, yıllarca çarçur edilen belediyelerimiz sayesinde halkımız nefes aldı. Kayyımların zevki sefa içinde yaşayarak bıraktıkları tahribatı onarmak için kolları sıvadık. Kayyım siyasetinin çoktan iflas ettiğini, kayyımların rüşvet, yolsuzluk, yandaş kayırmacılığı ve Kürt düşmanlığından başka bir miras bırakmadığını hepimiz biliyoruz. Hakkari Belediyemizin toplam borcu 348 milyon lira. Belediyelerimiz halka yeniden açılacak diye coşkuyla karşılandı. Ne bu coşkuyu yarım bırakmanıza ne de halkımızın hakkı olan hizmeti yarıda bırakmanıza müsaade edeceğiz.

Hakkari halkı, kendilerini temsil edeceklerine inandıkları kişiyi seçmiş, önümüzdeki 5 yılı onunla yürümek istediklerini açıkça ifade etmiştir. Fakat bugünkü gasp girişimi halkın beklentilerini boşa çıkarmaya ve yerel demokrasinin işlevsiz hale getirilmesinin önünü açmaktadır. Yerel yönetimler, demokrasinin kılcal damarlarıdır; halkın iradesi seçimle tecelli etmiştir. Siyasi rekabeti sandıkta kaybetmiş olanların, hukuk dışı antidemokratik uygulamaları bu gerçeği değiştirmeyecektir. Belediyemize dönük bu hukuksuzluk, sadece Hakkari halkına ya da DEM Parti’ye değil, tüm demokrasi güçlerine ve yüzyıllar önce kazanılmış seçme seçilme özgürlüğüne yapılmıştır.

Tüm demokratik kamuoyunu bu konuyla ilgili tepkisini en yüksek şekilde göstermelidir. Siyasi partilerden sivil topluma, aydın ve sanatçılardan yüreği demokrasiden yana atan herkese kadar herkes bu kayyım hukuksuzluğuna ses çıkarmalı, Hakkari halkının iradesinin yanında olduğunu göstermelidir.

31 Mart seçimlerinde kaybettiklerini kayyım yoluyla geri almalarına bir kez izin verirsek, Hakkari’de başlayan saldırı ve gasp dalgasının nerede sonuçlanacağını asla bilemeyiz. Bu anlatılan, tüm ülkenin hikayesidir. Seçimlerde oy kullanmış tüm yurttaşlar, kendi oylarına nasıl saygı duyulmasını istiyorlarsa Hakkari için de aynı duyarlılığı göstermelidir. Tüm demokrasi güçlerini bu hukuksuzluğa karşı bir araya gelmeye ve Hakkari halkıyla dayanışmaya çağırıyoruz.

Bütün belediyelerimizin önünde de belediyelerimiz savunmak için nöbet eylemi başlatıyoruz. Bütün halkımızı bu nöbetlere destek vermeye çağırıyoruz. Bugün saat 18.00’de İstanbul Şişhane’de bir buluşma gerçekleştireceğiz.”

Hakkari Belediye Başkanı’nın yerine “kayyım” atandı

DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması sonrasında İçişleri Bakanlığı Akış’ın görevden uzaklaştırıldığını ve yerine kayyum atandığını bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Mehmet Sıddık Akış’ın Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ncı maddeleri uyarınca Hakkari Valisi Ali Çelik, Hakkari Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, Akış’ın “Silahlı terör örgütünü yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ve örgüt propagandası yapmak” suçlarından yargılandığı belirtilerek, “Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hakkında Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından” açılan soruşturma kapsamında gözaltına alındığı kaydedildi.

Akış’ın gözaltına alınması sonrasında polis sabah saatlerinde Altay Caddesi’ni giriş ve çıkışlara kapatıp, Hakkari Belediyesi’nde arama başlattı. Bu arada partililer ise belediye binası önünde toplanmaya başladı. Polisin belediyede yaptığı aramaların tamamlanmasının ardından kurum çalışanlarının içeri girmesine izin verildi. Meclis üyeleri ve belediye başkan yardımcılarının ise binaya girmelerine izin verilmedi.

Hakkari Valiliği ise kentte gösteri ve yürüyüşlerin bugünden itibaren 10 günlüğüne yasaklandığını duyurdu. Bu açıklama öncesinde DEM Parti Genel Merkezi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın Van’da gözaltına alındığı bildirildi.

Hakkari Belediyesinin “polis zoruyla gasp” edildiği belirtilerek, “Bu kayyımcı anlayışı reddediyoruz. Halkımız bu kayyımcı anlayışı tanımadığını 31 Mart’ta demokratik yollarla gösterdi. Bu darbeci ve kayyımcı zihniyet sadece Hakkari’ye değil bütün Türkiye halkının iradesine yönelik bir tehdittir” ifadeleri kullanıldı. DEM Parti paylaşımında “Demokrasiden yana herkese bu darbeye açık tavır alma” çağrısı yaptı.

DEM Parti eş başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarda Hakkari Belediyesine kayyum atanmasına tepki gösterdi. Hatimoğulları, “Sandıkta halkın iradesine yenilen iktidar, yine irade gaspı peşinde. Polis zoruyla belediyemizi gasp etmeye kalkan, Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış’ı gözaltına alan bu kayyımcı anlayışa asla boyun eğmeyeceğiz” dedi.

Bakırhan da paylaşımda “Halk iradesini hiçe sayan AKP-MHP, emrindeki yargı ve polis eliyle halkın meşru ve demokratik temsilcilerine karşı gözaltı hukuksuzluğuna başvurdu. Hakkari Belediye Eş Başkanımızın gözaltına alınması karanlık ve kirli bir hukuksuzluktur. Bu darbeci, kayyımcı ve yeminli Kürt düşmanı anlayışı ret ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

Mehmet Sıddık Akış, 31 Mart yerel seçimlerinde oyların yüzde 48,91’ini alarak Hakkari Belediye Başkanı olarak seçilmişti.

Paylaşın