Üsküdar Belediyesi CHP’den AK Parti’ye geçti

Mahkeme kararı sonrası yenilenen seçimde AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin, dördüncü turda 23 oy alarak Üsküdar Belediyesi başkan vekili seçildi. CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oyda kaldı.

Bu sonuçla birlikte Üsküdar Belediyesi’nin yönetimi CHP’den AK Parti’ye geçti.

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından başlayan başkan vekilliği sürecinde daha önce yapılan seçim, mahkeme kararıyla yenilenmişti. Yenilenen seçim için Üsküdar Belediye Meclisi bugün yeniden toplandı. Seçimde CHP-Yeni Parti grubunun adayı Sibel Tan Çetinkaya ile Cumhur İttifakı’nın adayı Dündar Ziya Gültekin yarıştı.

Toplam 42 meclis üyesinin katıldığı seçimde ilk üç turda başkan vekilinin belirlenmesi için gerekli sonuç alınamadı. Dördüncü turda ise AK Parti adayı Dündar Ziya Gültekin 23 oy aldı. CHP adayı Sibel Tan Çetinkaya’nın aldığı oy sayısı 19’da kaldı.

Böylece Gültekin, Üsküdar Belediye Başkan Vekili olarak göreve seçildi. Meclisteki oylama sonucunda Cumhur İttifakı adayı 23 oyla seçimi kazanırken CHP-Yeni Parti grubunun adayı 19 oy aldı.

Başkan vekilliği seçimi öncesinde Üsküdar Belediye Meclisi’nde siyasi dengeler de değişti. CHP’li meclis üyeleri Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta, partilerinden istifa ederek AK Parti’ye katıldı.

Bu gelişmeyle birlikte Cumhur İttifakı’nın meclisteki üye sayısı 21’e ulaştı. CHP-Yeni Parti grubunun üye sayısı ise 21 olarak kaldı.

Seçim sırasında Gültekin’in 23 oy alması, grupların sandalye dağılımının yanı sıra oy kullanabilen üyelerin durumunu da gündeme getirdi. Seçim sonucunda AK Parti adayı, kendi grubunun sandalye sayısının üzerinde oy alarak başkan vekilliğine seçildi.

Üsküdar’da başkan vekilliği için daha önce yapılan seçimde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 22 oy alarak başkan vekili seçilmiş, AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin ise 18 oy almıştı.

AK Parti’nin seçim sonucuna yaptığı itirazın ardından İstanbul 2. İdare Mahkemesi, söz konusu meclis kararının yürütmesini durdurdu ve seçimin yenilenmesine karar verdi. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin de itirazı reddetmesinin ardından yeni seçim süreci başlatıldı.

5 Eylül’de yapılması planlanan yenileme seçimi ise yeterli çoğunluğun sağlanamaması nedeniyle gerçekleştirilemedi ve bugüne ertelendi. Bugün yapılan oylamanın dördüncü turunda ise Dündar Ziya Gültekin 23 oyla başkan vekili seçildi.

Üsküdar Belediyesi’nde böylece başkan vekilliği görevi AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin’e geçmiş oldu.

Paylaşın

Siyasi Meşruiyet Yargı Eliyle Yeniden Nasıl Üretilir?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ve sonrasındaki süreçleri “mutlak butlan” kapsamında değerlendirmesi, aynı zamanda siyasal meşruiyetin üretim rejimlerine ilişkin normatif bir kırılma alanı olarak okunmayı gerektirmektedir.

Haber Merkezi / Söz konusu karar, siyasal meşruiyetin kaynağı, sınırı ve yeniden üretim mekanizmaları bağlamında üç düzeyli bir teorik sorunsal ortaya çıkarmaktadır: (i) yargının karşı-majoriter rolünün genişlemesi, (ii) siyasetin içsel kurumsal kapasite kaybı, (iii) hukukun siyasal alanı kolonize etme riski.

Karşı-Majoriter Yargı ve Meşruiyetin Normatif Kayması

Modern anayasal demokrasi teorisinde yargı, esas itibarıyla “karşı-majoriter güç” (counter-majoritarian difficulty) olarak konumlandırılır. Bu çerçevede mahkemelerin temel işlevi, çoğunluk iradesini denetlemek ve anayasal sınırlar içinde tutmaktır.

Bununla birlikte, incelenen kararda tartışma, yargının denetim işlevinden ziyade siyasal temsil yapısını doğrudan etkileyen sonuç üretici bir aktör haline gelip gelmediği noktasında yoğunlaşmaktadır. Bir siyasi partinin kurultay iradesinin geriye dönük olarak hükümsüz sayılması, yalnızca hukuki bir geçerlilik değerlendirmesi değil; aynı zamanda siyasal temsil zincirinin yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir.

Bu durum, literatürde “judicialization of politics” (siyasetin yargısallaşması) olarak tanımlanan olgunun ileri bir evresine işaret eder: yargının yalnızca çatışmaları çözmesi değil, siyasal düzenin kurucu unsurlarını dolaylı biçimde yeniden belirlemesi.

Ex Tunc Hükümsüzlük ve Kurumsal Süreklilik Problemi

“Mutlak butlan” kavramının ex tunc etkisi, işlemin baştan itibaren hiç doğmamış sayılması sonucunu doğurur. Bu teknik yaklaşım özel hukukta normatif tutarlılık üretmek amacıyla geliştirilmiş olmakla birlikte, siyasi örgütler bakımından uygulandığında kurumsal süreklilik sorunu yaratmaktadır.

Siyasi partiler, yalnızca hukuki tüzel kişiler değil; aynı zamanda temsil, örgütlenme ve siyasal mobilizasyon fonksiyonlarını birlikte yürüten karma yapılardır. Bu nedenle geriye dönük hükümsüzlük, yalnızca bir işlem iptali değil, kurumsal hafızanın yeniden yazımı anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda temel soru şudur: Hukuki geçerlilik ile siyasal devamlılık arasında hangi normatif öncelik kurulmalıdır?

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Erozyon

İkinci analitik eksen, siyasetin içsel kurumsal kapasitesiyle ilgilidir. Siyasetin hukukileşmesi (legalization of politics), siyasal aktörlerin içsel ihtilaflarını çözme kapasitesini kaybederek sürekli yargısal mekanizmalara başvurması durumunu ifade eder.

Bu süreçte üç yapısal sorun öne çıkar:

Tüzüksel normların erozyonu: Parti içi kuralların bağlayıcılığının zayıflaması
İç denetim mekanizmalarının işlev kaybı: Disiplin ve karar organlarının klikleşmesi
Müzakere kapasitesinin çözülmesi: Siyasal uzlaşının yerini yargısal çözümün alması

Bu koşullarda yargı, dışsal bir müdahale aktörü olmaktan ziyade, içsel kurumsal boşlukların zorunlu tamamlayıcısı haline gelir.

Lawfare Literatürü ve Siyasal Araçsallaşma Riski

Uluslararası literatürde “lawfare” kavramı, hukukun siyasal mücadelede stratejik bir araç olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Issacharoff, Levitsky ve Ziblatt gibi yazarların çalışmalarında ortak vurgu, hukuki araçların siyasal rekabeti düzenleme kapasitesinin belirli eşikleri aşması halinde demokratik gerileme üretme riskidir.

Bu perspektiften bakıldığında, yargı kararlarının yalnızca normatif doğruluk üretmesi yeterli değildir; aynı zamanda siyasal sistemde rıza üretme kapasitesi de değerlendirilmelidir. Aksi halde hukuk, “rule of law” (hukukun üstünlüğü) yerine “rule by law” (hukuk aracılığıyla yönetim) rejimine evrilebilir.

Karşılaştırmalı Perspektif: Yargısal Müdahale ve Demokratik Erozyon

Karşılaştırmalı siyaset literatürü, benzer süreçlerin farklı rejimlerde sistemik sonuçlar ürettiğini göstermektedir:

Brezilya örneğinde, Lava Jato süreci yolsuzlukla mücadele bağlamından çıkarak siyasal yeniden dizayn tartışmalarına evrilmiş; bu durum popülist karşı hareketleri güçlendirmiştir.

Tayland örneğinde, anayasa mahkemesi kararları aracılığıyla parti kapatmaların süreklilik kazanması, seçimsel meşruiyetin aşınmasına yol açmıştır.

Pakistan örneğinde, parti içi yargısal müdahaleler siyasal istikrarsızlığı kronikleştirmiştir.

Bu örneklerin ortak sonucu, yargısal müdahalenin kısa vadede düzenleyici, uzun vadede ise kurumsal aşındırıcı etki üretebilmesidir.

Habermasçı Çerçeve: Yaşam Dünyasının Hukuki Kolonizasyonu

Habermas’ın “yaşam dünyasının kolonizasyonu” tezi, siyasal alanın sistemik mekanizmalar (hukuk ve bürokrasi) tarafından aşırı biçimde kuşatılması halinde iletişimsel rasyonalitenin zayıflayacağını ileri sürer.

Bu bağlamda siyasal alan, normatif olarak müzakere ve rıza üretimi üzerine kuruludur. Ancak siyaset, içsel olarak bu rızayı üretemediğinde, hukuk sistemik bir ikame mekanizması olarak devreye girer.

Ne var ki bu ikame, siyasal alanın normatif özerkliğini zayıflatır ve siyasal kararın toplumsal rıza üretme kapasitesini düşürür.

Meşruiyetin Çift Katmanlı Krizi

“Mutlak butlan” kararı, salt teknik bir hukuk tartışması olarak değil, siyasal meşruiyetin üretim rejimine ilişkin yapısal bir kriz olarak değerlendirilmelidir.

Ortaya çıkan tablo iki yönlü bir gerilimi işaret etmektedir:

Bir yanda yargının normatif sınırları genişleyen karşı-majoriter rolü
Diğer yanda siyasetin kendi iç meşruiyet üretim kapasitesindeki zayıflama

Bu iki eğilim kesiştiğinde, ne tam anlamıyla güçlü bir “rule of law” rejimi ne de istikrarlı bir demokratik temsil düzeni ortaya çıkmaktadır. Bunun yerine, hukuki geçerlilik ile siyasal meşruiyet arasındaki boşluk giderek büyümekte ve sistemik bir “meşruiyet açığı” üretmektedir.

Dolayısıyla temel mesele, yargının siyasal alanı ne ölçüde düzenleyebileceğinden ziyade, bu düzenlemenin siyasal rıza üretim kapasitesiyle ne ölçüde uyumlu olabileceğidir.

Paylaşın

CHP Hakkında “Mutlak Butlan” Kararı: Hukukun Siyasallaşması Mı, Siyasetin Hukukileşmesi Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile sonrasındaki süreçlere ilişkin olarak “mutlak butlan” sonucuna ulaşılması, hukuk-siyaset ilişkilerinin normatif sınırlarını yeniden tartışmaya açan nitelikte bir örnek teşkil etmektedir.

Söz konusu karar, salt bir örgüt içi usul uyuşmazlığı olarak değil, siyasi temsilin meşruiyet üretim mekanizmalarını doğrudan etkileyen yapısal bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede tartışma, iki teorik eksen etrafında yoğunlaşmaktadır: hukukun siyasallaşması ve siyasetin hukukileşmesi. Her iki kavram da modern anayasal demokrasilerde normatif gerilim alanlarını açıklamak için kullanılmakta olup, somut olayda eşzamanlı biçimde görünür hale gelmektedir.

Hukukun Siyasallaşması: Yargısal Alanın Genişleyen Müdahale Kapasitesi

“Hukukun siyasallaşması” tezine göre yargı organları, normatif uyuşmazlıkları çözme fonksiyonunun ötesine geçerek siyasi rekabetin dolaylı belirleyicisi haline gelmektedir. İncelenen kararda bu tartışmayı tetikleyen temel unsur, ana muhalefet partisinin kurumsal devamlılığını doğrudan etkileyen bir sonuç doğurulmasıdır.

Kararın zamanlaması ve etkisi, yargısal denetimin “siyasi sonuç üretme kapasitesi” tartışmasını yeniden gündeme taşımaktadır. Özellikle bir siyasi partinin liderlik yapısının fiilen yeniden tesis edilmesine yol açan müdahalenin, demokratik rekabetin doğal akışını kesintiye uğrattığı yönünde eleştiriler ileri sürülmektedir.

Bu yaklaşımda temel kaygı, yargının tarafsız bir hakem olmaktan çıkarak siyasal alanın yeniden yapılandırılmasında aktif bir kurucu aktör haline gelmesidir. Literatürde bu durum, giderek “lawfare” (hukukun siyasal mücadele aracı haline gelmesi) kavramı ile de ilişkilendirilmektedir.

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Boşluk ve Yargıya Taşınan Siyasal Krizler

Buna karşılık “siyasetin hukukileşmesi” yaklaşımı, sorunun yalnızca dışsal bir yargısal müdahaleden ibaret olmadığını, siyasi örgütlerin iç işleyişindeki normatif zayıflıklardan kaynaklandığını ileri sürer.

Bu perspektife göre, siyasi partilerin kendi tüzüksel mekanizmalarını etkin biçimde işletememesi, iç denetim ve meşruiyet üretim süreçlerini zayıflatmaktadır. Parti içi ihtilafların siyasal ve kurumsal uzlaşı yerine yargısal mekanizmalara taşınması, yargıyı fiilen ikincil bir siyasal düzenleyici konuma yerleştirmektedir.

Dolayısıyla mahkeme müdahalesi, yalnızca dışsal bir aktörün müdahalesi değil; aynı zamanda içsel kurumsal boşlukların dışarıdan doldurulması işlevi olarak da okunabilir. Bu durum, siyasal alanın özerkliğinin aşınması sonucunu doğurmaktadır.

Mutlak Butlanın Hukuk Tekniği ve Geriye Yürüyen Hükümsüzlük Etkisi

Kararın merkezinde yer alan “mutlak butlan” kavramı, özel hukuk teorisi bakımından işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması sonucunu doğurur (ex tunc etki). Bu nitelik, yalnızca geleceğe dönük bir iptal değil, geçmişte doğmuş tüm hukuki sonuçların da ortadan kalkması anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda, kurultay sonrası oluşan yönetim organlarının hukuki varlığı, kararın kabulü halinde tartışmalı hale gelmekte; parti içi temsil, yetkilendirme ve idari tasarrufların tümü geriye dönük olarak geçersizlik riskine maruz kalmaktadır. Bu durum, siyasi partiler hukuku bakımından “kurumsal süreklilik” ilkesinin ciddi biçimde sınandığı bir örnek oluşturmaktadır.

Demokratik Temsil ve Meşruiyet Üretimi Krizi

Söz konusu karar, demokratik sistemlerde meşruiyetin kaynağına ilişkin temel bir tartışmayı da yeniden gündeme getirmektedir. Siyasi partiler, modern demokrasilerde seçmen iradesinin kurumsallaşmış taşıyıcılarıdır. Bu nedenle liderlik değişiminin hangi meşruiyet zemini üzerinden gerçekleşeceği, sistemin normatif bütünlüğü açısından kritik önemdedir.

Yargısal müdahalenin bu sürece dahil olması, temsilin kaynağının seçimsel mekanizmalar mı yoksa yargısal denetim mi olduğu sorusunu keskinleştirmektedir. Bu gerilim, anayasal demokrasi literatüründe “karşı-majoriter güç” tartışmalarıyla doğrudan ilişkilidir.

Ekonomi-Politik Boyut: Öngörülebilirlik ve Risk Algısı

Siyasi kurumların istikrarına ilişkin belirsizlik, doğrudan ekonomik rasyonaliteyi etkileyen bir değişkendir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde siyasal öngörülebilirlik, sermaye akımlarının yönünü belirleyen temel parametrelerden biridir.

Bu bağlamda, ana muhalefet partisinin kurumsal yapısına ilişkin yargısal belirsizlik, piyasalarda risk primi algısını yükselten bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Borsa endekslerindeki oynaklık ve ülke risk primindeki değişim, doğrudan hukuki öngörülebilirlik algısıyla ilişkilidir.

Dolayısıyla mesele yalnızca iç siyasal denge değil, aynı zamanda makroekonomik istikrarın algısal temelleridir.

Karar, hukukun siyasallaşması ile siyasetin hukukileşmesi arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini görünür kılan tipik bir örnek olarak değerlendirilebilir. Bir yandan yargının siyasal alan üzerindeki etkisinin genişlemesi tartışılırken, diğer yandan siyasi aktörlerin kendi iç kurumsal zayıflıkları nedeniyle yargıyı zorunlu bir hakem konumuna taşıması söz konusudur.

Bu çift yönlü yapı, ne yalnızca yargısal bir “aşırılık” ne de yalnızca siyasal bir “çürüme” ile açıklanabilir. Aksine, her iki sürecin eşzamanlı işleyişi, Türkiye’de hukuk-siyaset ilişkisinin normatif sınırlarının geçirgenleştiğini göstermektedir.

Sonuç olarak, mevcut tablo bir “kesişim kümesi” olarak değerlendirildiğinde, ortaya çıkan olgu ne tam anlamıyla konsolide bir yargı bağımsızlığı ne de kurumsallaşmış bir parti içi demokrasi üretmektedir. Bu durum, demokratik temsilin kurumsal aracılarının hem içsel hem dışsal baskılar altında yeniden tanımlandığı bir geçiş rejimi görünümüne işaret etmektedir.

Paylaşın

CHP Hakkında Mutlak Butlan Kararı: Siyasi Darbe

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” kararı vererek kurultayın hukuken hiç yapılmamış sayılmasına hükmetti.

Kararla birlikte mevcut Genel Başkan Özgür Özel ve kurultay sonrasında oluşan tüm parti yönetim organlarının görev ve yetkileri tedbiren askıya alınırken, parti yönetiminin karar kesinleşinceye kadar kurultay öncesindeki yapıya dönmesi öngörüldü.

Kararın açıklanmasının ardından Ankara’da siyasi trafik olağanüstü hızlanırken, CHP Genel Merkezi’nde kriz masası oluşturuldu. İktidar ve muhalefet cephesinden peş peşe açıklamalar gelirken, finans piyasaları da gelişmeye sert tepki verdi. Borsa İstanbul’da satış baskısı artarken BIST 100 Endeksi gün içerisinde devre kesici uygulamasına kadar uzanan sert dalgalanmalar yaşadı.

Mahkeme Kararı Siyasi Tarihe Geçti

Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından hazırlanan yaklaşık 20 sayfalık gerekçeli kararda, CHP’nin kurultay sürecine ilişkin açılan davalar birlikte değerlendirildi. Mahkeme, sürecin başlangıç noktası olarak kabul edilen 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi’nde ortaya çıkan bazı işlemlerin delegelerin özgür iradesini etkilediği kanaatine vardı.

Kararda, söz konusu usulsüzlüklerin daha sonraki kurultay sürecine de doğrudan etki ettiği belirtilerek, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay’ın hukuki geçerliliğinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldı. Bu nedenle kurultayın “mutlak butlanla malul” olduğuna hükmedildi.

Hukuk çevrelerinde oldukça istisnai kabul edilen bu kararın anlamı ise son derece ağır: Kurultay yalnızca iptal edilmiyor, aynı zamanda hukuken hiç gerçekleşmemiş sayılıyor. Bu durum da kurultay sonucunda seçilen tüm organların meşruiyetini doğrudan etkiliyor.

Kurultay Sonrası Tüm Kararlar Tartışmalı Hale Geldi

Kararın en dikkat çekici bölümü ise zincirleme sonuçları oldu. Mahkeme, mutlak butlan kararının yalnızca kurultay gününü değil, o tarihten sonra gerçekleştirilen tüm olağan ve olağanüstü kurultayları, parti meclisi seçimlerini ve alınan kurumsal kararları da etkileyebileceğini belirtti.

Bu kapsamda Özgür Özel yönetimi döneminde oluşturulan Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Parti Meclisi (PM) ve diğer parti organlarının hukuki statüsü tartışma konusu haline geldi. Mahkeme ayrıca doğabilecek telafisi güç sonuçların önüne geçmek amacıyla ihtiyati tedbir uygulanmasına karar verdi.

Karar doğrultusunda Yüksek Seçim Kurulu (YSK), İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği başta olmak üzere ilgili kurumlara resmi bildirim gönderildiği öğrenildi.

Hukuki sürecin ise henüz tamamlanmadığı belirtiliyor. Kararın Yargıtay nezdinde temyiz incelemesine konu olabileceği, ancak tedbir hükümlerinin bu süreçte uygulanmaya devam edeceği ifade ediliyor.

CHP Genel Merkezi’nde Olağanüstü Hareketlilik

Kararın duyulmasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu üyelerini acil toplantıya çağırdı. Genel Merkez binasında gün boyu süren görüşmelerde hem hukuki yol haritası hem de siyasi strateji ele alındı.

Parti yönetimi, kararı kabul etmediklerini ve tüm hukuk yollarına başvuracaklarını açıkladı. CHP kaynakları, kararın yalnızca bir parti meselesi değil, demokratik temsil ve seçmen iradesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Genel Merkez önünde toplanan partililere hitap eden CHP lideri Özgür Özel, oldukça sert ifadeler kullandı: “Müesses nizamın makbul muhalefet partisi olmayacağız. Biz buradayız, halkın iradesi burada. Yapsınlar baskın seçimi, bekliyoruz. Türkiye’de demokrasiye inanan herkesi bu hukuksuzluğa karşı ses yükseltmeye davet ediyorum.”

Özel’in konuşması sık sık sloganlarla kesilirken, parti yöneticileri de örgütlerin sürece sahip çıkacağını ifade etti.

Ekrem İmamoğlu: “Bu Karar Millet İradesine Müdahaledir”

Kararın ardından açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, gelişmeyi yalnızca CHP’ye yönelik bir karar olarak görmediklerini söyledi.

İmamoğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bu karar yalnızca CHP’ye yönelik değildir. Doğrudan millet iradesine, demokrasiye ve hukuk güvenliğine yönelik bir müdahaledir. Yargı eliyle siyaset dizayn edilmeye çalışılıyor. Buna karşı demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz.”

İmamoğlu’nun açıklaması kısa sürede sosyal medyada gündemin ilk sıralarına yükseldi.

Mansur Yavaş’tan Sağduyu Çağrısı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise daha temkinli bir açıklama yaptı.

Yavaş, hukuki sürecin dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Kararın tüm yönleriyle incelenmesi gerekiyor. Hukuk yolları açıktır. Ancak partimizin birlik ve beraberliğini koruyacak şekilde hareket etmesi büyük önem taşıyor. Gerekirse en kısa sürede demokratik yöntemlerle yeniden kurultaya gidilmesi değerlendirilebilir.”

Yavaş’ın açıklaması parti içindeki farklı yaklaşımların da işareti olarak yorumlandı.

81 İl Başkanından Ortak Bildiri

CHP’nin 81 il başkanı da ortak açıklama yayımlayarak Özgür Özel yönetimine destek verdi. Açıklamada, parti örgütlerinin seçilmiş yönetimin yanında olduğu vurgulanırken, hukuki mücadele sonuna kadar sürdürüleceği belirtildi.

Bazı il başkanları kararı “siyasi mühendislik girişimi” olarak değerlendirirken, parti tabanında da geniş çaplı destek kampanyaları başlatıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu Sessizliğini Kısa Bir Mesajla Bozdu

Mahkeme kararının ardından gözlerin çevrildiği isimlerden biri de CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Karar doğrultusunda tedbiren göreve dönmesi öngörülen Kılıçdaroğlu, ilk değerlendirmesinde yalnızca: “Hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklar ise sürecin tamamen hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Eski yönetim çevresinde yapılan değerlendirmelerde, parti içinde yeni bir çatışma görüntüsü verilmesinin CHP’ye zarar vereceği görüşü dile getiriliyor.

Hükümet Cephesinden İlk Mesajlar

İktidar kanadında ise kararın ardından yapılan açıklamalarda yargı bağımsızlığı vurgusu öne çıktı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Yargı, önüne gelen uyuşmazlıkları anayasa ve kanunlar çerçevesinde değerlendirir. Mahkemelerin verdiği kararlar eleştirilebilir ancak hukuk devletinde bu kararların denetim mekanizmaları da bellidir. Siyasi tartışmaların yargı süreçlerini gölgelemesine izin verilmemelidir.”

Hükümet kaynakları da sürecin tamamen yargısal bir mesele olduğu görüşünü dile getirdi.

Muhalefet Cephesinde “Yargı Müdahalesi” Tartışması

Muhalefetin diğer partilerinde ise kararın zamanlamasına yönelik değerlendirmeler ön plana çıktı. Parti temsilcileri, ana muhalefet partisinin uzun süreli bir iç tartışmaya sürüklenmesinin Türkiye siyasetinde yeni sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

Kulislerde birçok muhalefet temsilcisi kararın yalnızca CHP’nin iç yapısını değil, olası erken seçim senaryolarını, muhalefet ittifaklarını ve yerel seçim sonrasında şekillenen siyasi dengeleri de etkileyebileceğini ifade ediyor.

Piyasalar ve Kulisler Alarmda

Kararın ekonomik etkileri de kısa sürede hissedildi. Borsa İstanbul’da yatırımcıların satış yönlü işlemleri artırmasıyla birlikte endekste sert hareketler yaşandı. Döviz piyasalarında da volatilite yükselirken yatırımcılar gelişmeleri yakından izlemeye başladı.

Ankara kulislerinde ise tek bir soru konuşuluyor: Yargıtay süreci ne kadar sürecek ve CHP bu tarihi krizden yeni bir kurultayla mı çıkacak, yoksa parti içinde çok daha kapsamlı bir yeniden yapılanma mı yaşanacak?

Bu sorunun yanıtı önümüzdeki günlerde hem Türk siyasetinin yönünü hem de ana muhalefet partisinin geleceğini belirleyecek en kritik başlıklardan biri olarak görülüyor.

Paylaşın

Özgür Özel: CHP’yi Teslim Etmeyiz

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti içindeki tartışmalardan kurultay sürecine, cumhurbaşkanlığı adaylığı senaryolarından erken seçim ihtimaline kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Özel, hem parti yönetimine yönelik yargı müdahalesi iddialarına sert tepki gösterdi hem de Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş hakkında yürütülen tartışmalara ilişkin net mesajlar verdi.

Gazete Pencere’ye konuşan Özel, CHP’nin iktidar yürüyüşünün çeşitli yöntemlerle engellenmeye çalışıldığını savunarak, parti iradesinin mahkeme kararlarıyla değiştirilemeyeceğini söyledi.

Parti içindeki “mutlak butlan” tartışmalarına değinen Özel, kurultay sonucunu kabul etmeyen bazı çevrelerle iktidar arasında bir iş birliği bulunduğunu öne sürdü.

Özel, CHP’de delegenin vermediği bir yetkinin yargı yoluyla elde edilmeye çalışıldığını savunarak, “19 Mart darbecileriyle kurultay sonucunu hazmedemeyenlerin oluşturduğu ittifaka meydan okuyorum” ifadelerini kullandı.

CHP yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesinin mümkün olmadığını belirten Özel, parti örgütlerinin bu tür girişimlere karşı duracağını vurguladı.

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayımladığı “arınma” videosuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, Kılıçdaroğlu’nun “butlan” tartışmalarına karşı daha net bir tutum ortaya koymasını beklediğini söyledi.

Özel, “Partide genel başkanın nasıl seçileceği bellidir. Kemal Bey’in de bu konuda açık bir duruş sergilemesini beklerim” dedi.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarında adı sıkça gündeme gelen Mansur Yavaş hakkında da konuşan Özel, Yavaş’ın herhangi bir adayın “yedek ismi” olarak değerlendirilmesine karşı çıktı.

Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki çalışmalarına odaklandığını ve kamuoyu araştırmalarında yüksek destek gördüğünü belirten Özel, erken bir adaylık tartışmasının hem Yavaş’ı hem de muhalefeti yıpratabileceğini ifade etti.

Özel, Ekrem İmamoğlu’nun adaylığına ilişkin tartışmalar hakkında da net konuştu.

İmamoğlu’nun yerine yeni bir aday belirlenmesi yönündeki görüşlerin iktidarın işine yarayacağını savunan Özel, muhalefetin adayının arkasında durması gerektiğini söyledi. İmamoğlu’na yönelik hukuki ve siyasi baskıların da bu nedenle arttığını öne sürdü.

Özel, iktidarın çeşitli kanallardan CHP’ye “Ekrem İmamoğlu ile yolları ayırın” mesajı verdiğini ileri sürdü. Ancak CHP’nin iktidar hedefinden vazgeçmeyeceğini belirten Özel, böyle bir teklifi kabul etmelerinin söz konusu olmadığını ifade etti.

Muhalefette kalmanın konforunu değil, iktidarı hedeflediklerini söyleyen Özel, CHP’nin değişim sürecinin de bu amaçla başlatıldığını kaydetti.

“Çok Ani Bir Seçimi de Kazanırız”

Erken seçim tartışmalarına da değinen Özel, CHP’nin her türlü seçim senaryosuna hazır olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimden kaçındığını öne süren Özel, ara seçimden erken seçime kadar farklı seçenekleri gündeme getirdiklerini belirtti. Sandığın milletin önüne gelmesi halinde CHP’nin seçimi kazanacağına inandığını dile getirdi.

Partiye yönelik olası müdahale veya kapatma tartışmalarına ilişkin de konuşan Özel, CHP’nin siyasi mücadelesini her koşulda sürdüreceğini söyledi.

“Biz partimizi bırakmayız” diyen Özel, demokratik siyasetin ve sandığın önüne engel çıkarılması halinde toplumun buna güçlü bir tepki vereceğini savundu. CHP’nin her türlü senaryoya hazırlıklı olduğunu belirten Özel, iktidarın devlet gücüyle değil, sandıkta milletin iradesiyle yarışması gerektiğini ifade etti.

Özel, Donald Trump’ın NATO Zirvesi kapsamında Türkiye’ye gelmesi halinde CHP’nin protesto düzenleyip düzenlemeyeceği sorusuna da yanıt verdi.

CHP’nin kurumsal olarak bir protesto organizasyonu planlamadığını belirten Özel, bireysel ya da sivil toplum kaynaklı tepkilerin olabileceğini ancak partinin kurumsal kimliğiyle böyle bir eylem örgütlemeyi doğru bulmadığını söyledi.

Açıklamalarında sık sık CHP’nin iktidar hedefini vurgulayan Özel, partiye yönelik baskıların arttığını savunurken, hem örgütün hem de seçmenlerin desteğiyle bu süreci aşacaklarını ifade etti.

Paylaşın

CHP’nin 81 İl Başkanından Ortak Bildiri: Özgür Özel’in Yanındayız

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye genelindeki 81 il başkanı, ortak bir deklarasyon yayımlayarak Genel Başkan Özgür Özel’e ve parti yönetimine destek mesajı verdi.

İl başkanları, CHP’nin kurumsal yapısına, seçilmiş organlarına ve parti hukukuna sahip çıkacaklarını vurgularken, partiye yönelik müdahale girişimlerine karşı birlik çağrısında bulundu.

Ortak açıklamada, CHP’nin köklerinin Kuvayı Milliye mücadelesine dayandığı belirtilerek, partinin meşruiyetini millet iradesinden ve gücünü 81 il örgütünden aldığı ifade edildi.

İl başkanları, partide genel başkan ve yönetim organlarının nasıl belirlendiğinin açık olduğunu belirterek, Genel Başkan Özgür Özel’in kurultay iradesiyle dört kez genel başkan seçildiğini hatırlattı.

Açıklamada, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen Ekrem İmamoğlu’nun da parti üyeleri ve toplam 15,5 milyon vatandaşın oyuyla belirlendiği belirtilerek, Özel ve İmamoğlu’nun yürüttüğü mücadelenin CHP’yi toplumun umut merkezi haline getirdiği savunuldu.

Deklarasyonda, CHP’nin uzun yıllar sonra yeniden Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükseldiği öne sürülerek, kamuoyu araştırmalarında partinin ilk sırada yer aldığı ve iktidar değişiminin artık zaman meselesi olduğu ifade edildi.

İl başkanları, hiçbir siyasi girişimin veya dış müdahalenin CHP’nin iktidar hedefini engelleyemeyeceğini belirterek, parti örgütünün ve delegelerin iradesinin dışında bir yetkinin yargı yoluyla oluşturulamayacağını savundu.

“Partimize ve Genel Başkanımıza Sahip Çıkacağız”

Açıklamada, son dönemde CHP’ye ve parti yönetimine yönelik girişimlerin yakından takip edildiği belirtilirken, parti örgütünün bu süreçte geri adım atmayacağı mesajı verildi.

İl başkanları, “Sandığın iradesine de partimizin hukukuna da Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’e de sonuna kadar sahip çıkacağız” ifadelerine yer vererek, CHP örgütlerinin birlik içinde hareket edeceğini vurguladı.

Ortak bildirinin sonunda ise CHP’nin mevcut süreçten daha da güçlenerek çıkacağı savunularak, parti teşkilatlarının demokrasi ve hukuk mücadelesini sürdürme kararlılığı yinelendi.

Paylaşın

Özel’den “Geri Dönüş Yok” mesajı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Journal of Democracy için kaleme aldığı “Türkiye’nin Demokrasisini Nasıl Yeniden İnşa Ederiz” başlıklı makalede, kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Özel, Türkiye’nin “demokrasi ve hukukun üstünlüğü için tarihsel bir mücadelenin ortasında” olduğunu belirterek, 2013’ten bu yana ülkede süregelen bir demokratik gerileme yaşandığını savundu.

Erdoğan’ın iktidara geniş toplumsal destek ve reform vaatleriyle geldiğini hatırlatan Özel, zaman içinde demokratik kurumların zayıflatıldığını, hukukun üstünlüğünün aşındığını ve basın özgürlüğünün kısıtlandığını öne sürdü.

Özel, iktidarın ekonomik ve siyasi alanlarda “bağlı bir iş çevresi ağı” oluşturduğunu iddia ederek, toplumsal destek azaldıkça yönetimin daha baskıcı bir karakter kazandığını ifade etti.

2024 yerel seçimlerinde CHP’nin elde ettiği sonuçların partiyi “demokratik değişim umudunun güçlü bir temsilcisi” haline getirdiğini belirten Özel, Mart 2025’ten itibaren muhalefete yönelik baskıların arttığını savundu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere bazı isimlerin tutuklandığını hatırlattı.

Özel, milyonlarca kişinin Türkiye genelinde meydanlara çıkarak serbest ve adil seçim taleplerini dile getirdiğini belirterek, bu süreci “21. yüzyılın belirleyici demokratik mücadelelerinden biri” olarak tanımladı.

Makalesinde uluslararası karşılaştırmalara da yer veren Özel, Macaristan örneğini hatırlatarak seçimlerin yalnızca iktidar değişimi değil, aynı zamanda demokratik dönüşümün yönünü belirleyen kritik eşikler olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin jeopolitik konumuna dikkat çeken Özel, ülkenin Avrupa ile Orta Doğu arasında stratejik bir köprü, aynı zamanda Rusya’ya yakın ve Müslüman çoğunluklu bir ülke olması nedeniyle küresel ölçekte önemli bir rol oynadığını belirtti.

Özel, Türkiye’deki siyasi sürecin 2002 sonrası şekillendiğini belirterek, başlangıçta ekonomik reform ve istikrar vaatlerinin öne çıktığını, ancak ilerleyen yıllarda yargı bağımsızlığı ve toplumsal kutuplaşma tartışmalarının derinleştiğini savundu.

2016 darbe girişimi sonrası olağanüstü hal süreci ve 2017 referandumu ile parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildiğini hatırlatan Özel, bu dönemin “otoriterleşme sürecini hızlandırdığını” ileri sürdü.

Ekonomi, yerel seçimler ve muhalefet süreci

Ekonomik politikaların geniş kesimlerde yoksullaşmaya yol açtığını savunan Özel, buna rağmen iktidarın yeni siyasi dengeler kurduğunu ifade etti.

2019 yerel seçimlerini bir dönüm noktası olarak nitelendiren Özel, CHP’nin büyükşehirlerde kazandığı başarıyı hatırlattı. 2023 genel seçimlerinde ise muhalefet ittifakının koordinasyon eksiklikleri nedeniyle kaybettiğini belirtti.

Makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri “yargı baskısı” oldu. Özel, 2025 sonrası dönemde CHP’ye yönelik sistematik yargı süreçleri başlatıldığını, İmamoğlu’nun adaylığının engellenmeye çalışıldığını ve bazı CHP’li belediye başkanlarının tutuklandığını öne sürdü.

Bu süreçlerin muhalefeti zayıflatmayı ve “kontrol edilebilir bir muhalefet yapısı oluşturmayı” hedeflediğini savundu.

İstanbul Saraçhane’de başlayan protestoların ülke geneline yayıldığını belirten Özel, yüz binlerce kişinin meydanlarda demokrasi ve hukuk devleti talebiyle bir araya geldiğini ifade etti.

CHP’nin mücadelesini üç başlıkta sürdürdüğünü söyleyen Özel; sokak ve meydan hareketleri, hukuki mücadele ve yeni siyasi program inşasını bu başlıklar arasında sıraladı.

“Geri dönüş yok” mesajı

Makalesinin sonunda Özel, mücadelenin uzun soluklu olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin yeniden demokratik, hukuk devletine dayalı bir cumhuriyet olması için bu yoldan geri dönmeyeceğiz.”

Özel, Türkiye’deki demokratik mücadelenin sonucunun yalnızca ülkeyi değil, küresel ölçekte demokratik eğilimleri de etkileyebileceğini belirtti.

Paylaşın

Özel’den İktidara “Sandıktan Kaçamazsınız” Mesajı

CHP lideri Özgür Özel, derinleşen ekonomik kriz ve demokratik gerilemeye dikkat çekerek ara seçimin zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Özel, iktidarın seçimden kaçtığını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada özellikle ara seçim çağrısını güçlü şekilde gündeme taşıdı.

Özel, Türkiye’de yaşanan çoklu kriz ortamının artık sürdürülemez olduğunu belirterek, halkın iradesinin yeniden sandığa yansıması gerektiğini vurguladı. Mevcut yönetimin hem ekonomik hem de demokratik açıdan ciddi bir tıkanma yarattığını ifade eden Özel, bu çıkmazdan tek çıkış yolunun seçim olduğunu söyledi.

Konuşmasının önemli bölümünü ara seçim konusuna ayıran Özel, Anayasa’nın ilgili maddesini hatırlatarak Meclis’te oluşan boşluklar nedeniyle ara seçimin bir zorunluluk haline geldiğini dile getirdi. Halkın sesini duyurmak istediğini ancak iktidarın seçimden kaçtığını savunan Özel, “Millet konuşmak istiyor, sandık gelmeli” mesajı verdi.

Siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmelere de değinen Özel, birçok partiyle ara seçim konusunda ortak bir anlayış oluştuğunu belirtti. Görüşmelerde en önemli gündem maddesinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve bu krizden çıkış yolu olarak seçim olduğu ifade edildi.

Özel, iktidarın seçimden kaçınmasının nedeninin geçmişte verilen sözlerin tutulmaması olduğunu öne sürerek, “Seçime gelemiyorlar çünkü ne dedilerse tersini yaptılar” dedi. Bu durumun demokratik meşruiyet açısından ciddi bir sorun yarattığını vurguladı.

Ekonomik krize de değinen Özel, yüksek enflasyon, yoksulluk ve borçluluk gibi sorunların halkın günlük yaşamını doğrudan etkilediğini belirtti. Ancak bu sorunların çözümünün de yine sandıktan geçtiğini ifade ederek, ara seçimin sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

Konuşmasının sonunda ara seçim çağrısını yineleyen Özel, partilerinin bu süreçte kararlı olduğunu vurgulayarak, halkın iradesinin önünde hiçbir gücün duramayacağını söyledi. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan çıkış için sandığın kaçınılmaz olduğunu belirten Özel, “Milletin sözünü söylemesi için ara seçim şart” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol Tutuklandı

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, İzmir’de yürütülen “kooperatif” soruşturması kapsamında tutuklandı. Soruşturma kapsamında Erkol’la birlikte toplam 9 kişinin daha cezaevine gönderildiği bildirildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON A.Ş. üzerinden bazı kentsel dönüşüm projelerinde “kooperatif aracılığıyla usulsüz menfaat sağlandığı” iddiasına dayanıyor. Dosyada “zimmet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “resmî belgede sahtecilik” ve “görevi kötüye kullanma” gibi suçlamalar yer aldı.

Soruşturma kapsamında 9 Nisan 2026 tarihinde başlatılan operasyonla çok sayıda kişi gözaltına alındı. Şüphelilerin jandarmadaki işlemlerinin ardından İzmir’e sevk edildiği, savcılık ifadeleri sonrasında ise tutuklama talebiyle mahkemeye çıkarıldığı öğrenildi.

Nöbetçi sulh ceza hâkimliği, aralarında CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un da bulunduğu 9 şüphelinin tutuklanmasına karar verdi. Kararın ardından şüpheliler cezaevine gönderildi.

Soruşturmanın, İZBETON A.Ş. ve bağlı kooperatifler üzerinden yürütülen projelerde mali usulsüzlük iddialarına ilişkin olduğu, bilirkişi raporları ve şikâyet dilekçeleri doğrultusunda genişletildiği belirtildi.

Olayla ilgili yargı sürecinin devam ettiği, soruşturmanın yeni gözaltı ve iddianame süreçlerine açık olduğu ifade ediliyor.

Ümit Erkol kimdir?

Ümit Erkol, uzun yıllar sağlık sektöründe görev yapmış bir hekim ve sağlık yöneticisi olarak biliniyor. CHP Ankara İl Başkanlığı görevini yürüten Erkol, 2025 yılında yapılan il kongresinde delegelerin büyük çoğunluğunun oyunu alarak yeniden seçilmişti.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Mertçe Yarışalım” Çağrısı

Özgür Özel, ara seçim çağrısını yineleyerek iktidarı Anayasa’yı ihlal etmekle suçladı ve Erdoğan’a “mertçe yarışalım” mesajı verdi; emekli ve işçiler için ara zam, yargı bağımsızlığı ve siyasi etik yasası konularında da sert eleştirilerde bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “ara seçim” talebi kapsamında yürüttüğü siyasi temaslar çerçevesinde Gültekin Uysal ile bir araya geldi. Görüşme, Demokrat Parti Genel Merkezi’nde gerçekleşti. Toplantı sonrası düzenlenen ortak basın açıklamasında Özel, hem ekonomik gelişmelere hem de yargı süreçlerine ilişkin iktidara sert eleştiriler yöneltti.

Konuşmasına Polis Teşkilatı’nın kuruluş yıl dönümünü kutlayarak başlayan Özel, güvenlik güçlerinin özlük haklarına dikkat çekti. Küresel ekonomik dalgalanmaların enerji fiyatlarına etkisine değinen Özel, son zamların özellikle dar gelirli kesimleri zorladığını belirterek, “Bu enflasyon ortamında emekliler ve emekçiler için en kısa sürede ara zam yapılmalıdır” dedi.

Ara seçim tartışması: “Anayasal zorunluluk”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gündemimizde yok” açıklamasına tepki gösteren Özel, ara seçim konusunun yürütmenin değil, Anayasa’nın belirlediği bir süreç olduğunu vurguladı. Anayasa’nın 78. maddesine atıf yapan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Erdoğan’ın ‘ara seçim gündemimizde yok’ demesi Anayasa’nın açık hükmünü yok saymaktır. 1960’tan bu yana hiçbir siyasi lider ara seçimden kaçmamıştır. Kendi siyasi yolculuğunu da ara seçimle başlatmış bir isim bugün bunu reddediyor.”

CHP’li belediyelere yönelik yargı süreçlerine de değinen Özel, özellikle Mersin Yenişehir ve İzmir Bornova belediyeleri üzerinden yürütülen işlemleri eleştirdi. Adalet Bakanlığı üzerinden savcılara baskı yapıldığına dair iddialar bulunduğunu söyleyen Özel, yargı bağımsızlığının zedelendiğini savundu.

Bornova Belediye Başkanı’na yönelik tutuklama talebini de eleştiren Özel, “Eğer belediyelerdeki idari sorunlar nedeniyle başkanlar tutuklanacaksa, AK Parti’de benzer durumlar yaşayan çok sayıda isim var” ifadelerini kullandı.

“Siyasi etik yasası” vurgusu

Görüşmede ayrıca “Siyasi Etik Yasası” konusunun da gündeme geldiğini belirten Özel, tüm seçilmişlerin mal varlıklarının şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi. Açıklamasının sonunda Demokrat Parti heyetine teşekkür eden Özel, “Milletin iradesine güveniyoruz. Gelin, anayasal çerçevede mertçe yarışalım” diyerek seçim çağrısını yineledi.

Paylaşın