Her Gün Çinko Takviyesi Almak Doğru Mu?

Vücutta birçok önemli işlevi olan çinko, bağışıklık sistemi, yara iyileşmesi, DNA sentezi ve hücre bölünmesi gibi süreçler için oldukça önemli metalik bir mineraldir.

Haber Merkezi / Her gün çinko takviyesi almak, bireysel sağlık durumuna ve ihtiyaçlara bağlı olarak doğru veya yanlış olabilir. Ancak, çinko takviyesi kullanımı konusunda bazı önemli noktalar göz önünde bulundurmalı:

İhtiyaca göre kullanım:

Çinko eksikliği: Eğer çinko eksikliği varsa (örneğin, kan testiyle doğrulanmışsa), doktor önerisiyle günlük çinko takviyesi almak faydalı olabilir. Eksiklik belirtileri arasında bağışıklık zayıflığı, saç dökülmesi, cilt problemleri veya tat / koku kaybı yer alabilir.

Normal diyet: Dengeli bir beslenme ile çinko ihtiyacı (yetişkinler için günlük 8 – 11 mg, hamile / emziren kadınlar için biraz daha fazla) genellikle gıdalardan (et, deniz ürünleri, kabak çekirdeği, baklagiller, fındık) karşılanabilir. Bu durumda takviyeye gerek olmayabilir.

Fazla çinko alımının riskleri:

Toksik etki: Uzun süre yüksek dozda çinko almak (günlük 40 mg üzeri), bakır emilimini engelleyerek bakır eksikliğine, mide bulantısına, baş ağrısına veya bağışıklık sistemi sorunlarına yol açabilir.

İlaç etkileşimleri: Çinko, bazı antibiyotikler veya diğer ilaçlarla etkileşime girebilir, bu yüzden doktora danışmak önemlidir.

Kimler için gerekli olabilir?

Vejetaryenler/veganlar (bitkisel gıdalardaki çinko emilimi daha düşüktür).
Hamile veya emziren kadınlar.
Bağışıklık sistemi zayıf olanlar veya sık hastalananlar (örneğin, soğuk algınlığı döneminde kısa süreli yüksek doz çinko faydalı olabilir).
Yaşlılar, çünkü çinko emilimi yaşla azalabilir.

Paylaşın

Kilo Vermenin En Etkili Yöntemi Nedir?

Kilo vermenin en etkili yolu, alınan kalori miktarını azaltırken, fiziksel aktiviteyle yakılan kalori miktarını artırmaktır. Başka bir ifadeyle kilo vermenin en etkili yöntemi, kalori açığı oluşturmaktır.

Haber Merkezi / Her bireyin metabolizması farklıdır. Kronik bir rahatsızlığı veya özel bir diyet ihtiyacı olan varsa, bir diyetisyen veya doktorla çalışmak en iyisidir.

İşte kilo verme süreci optimize etmek için atılması gereken temel adımlar:

Kalori Açığı: Günlük harcadığınızdan daha az kalori alın. Bunu, besin değeri yüksek, düşük kalorili gıdalar (sebzeler, tam tahıllar, yağsız proteinler) tüketerek ve porsiyon kontrolü yaparak sağlayabilirsiniz.

Kalori ihtiyacınızı hesaplamak için çevrimiçi bir TDEE (Toplam Günlük Enerji Harcaması) hesaplayıcısı kullanabilirsiniz.

Dengeli Beslenme: Protein ağırlıklı beslenmek tokluk hissini artırır ve kas kütlesini korur. Karbonhidrat ve yağları tamamen kesmek yerine, kompleks karbonhidratlar (yulaf, kinoa) ve sağlıklı yağlar (avokado, zeytinyağı) tercih edin. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

Düzenli Egzersiz: Haftada 3 – 5 kez kardiyo (yürüyüş, koşu, bisiklet) ve direnç antrenmanları (ağırlık kaldırma) kombinasyonu yapın. Kardiyo kalori yakımını artırırken, direnç egzersizleri metabolizmayı hızlandırır ve kas kütlesini korur.

Uyku ve Stres Yönetimi: Yetersiz uyku ve yüksek stres, kortizol seviyelerini artırarak kilo vermeyi zorlaştırabilir. Günde 7-8 saat uyuyun ve meditasyon veya yoga gibi stres azaltıcı aktiviteler yapın.

Su Tüketimi: Günde 2-3 litre su içmek metabolizmayı destekler ve iştahı kontrol altında tutar.

Sürdürülebilirlik: Hızlı kilo kaybı vaat eden diyetlerden (keto, intermittent fasting vb.) ziyade, uzun vadede uygulayabileceğiniz bir beslenme planı seçin. Haftada 0.5-1 kg kayıp, sağlıklı ve sürdürülebilir bir hızdır.

Paylaşın

Kronik Ağrınız mı Var? Uzmanlar Bu Egzersizleri Denemenizi Öneriyor

Kronik ağrılar varsa, düzenli egzersiz yapmak imkansız görünebilir, ancak kronik ağrılar, düzenli ve doğru egzersizlerle yönetilebilir. Egzersiz seçimi ağrının türüne, şiddetine ve genel sağlık durumuna bağlıdır.

Haber Merkezi / İşte kronik ağrıları azaltmaya yardımcı olabilecek egzersizler:

Düşük etkili aerobik egzersizler: Aerobik egzersizler endorfin salgısını artırarak doğal ağrı kesici etkisi sağlar.

Yürüyüş: Eklem dostu bir egzersizdir. Günde 10 – 30 dakika tempolu yürüyüş, kan dolaşımını artırır ve kas gerginliğini azaltır.

Yüzme veya su aerobiği: Suyun kaldırma kuvveti eklemlere binen yükü azaltır. Haftada 2 – 3 kez 20-30 dakika yüzme veya su egzersizi ağrıyı hafifletebilir.

Bisiklet: Sabit bisiklet, diz ve kalça ağrısı olanlar için idealdir. Düşük dirençle başlayın, 10 – 20 dakika sürün.

Esneme ve esneklik egzersizleri: Esneme, kas ve eklem sertliğini azaltarak hareket kabiliyetini artırır.

Yoga: Hafif yoga pozları (örneğin, kedi-inek pozu, çocuk pozu) kasları gevşetir ve esnekliği artırır. Haftada 2 – 3 kez 15 – 20 dakikalık seanslar uygundur.

Tai Chi: Yavaş, kontrollü hareketler içeren bu egzersiz, dengeyi geliştirir ve eklem sertliğini azaltır.

Statik esneme: Her büyük kas grubu için 10 – 30 saniye süren esnemeler (örneğin, hamstring veya omuz esnetme) gerginliği azaltır.

Kuvvetlendirme egzersizleri: Güçlü kaslar, eklemlere daha az yük bindirir ve duruşu iyileştirir.

Direnç bandı egzersizleri: Hafif direnç bantlarıyla kol, bacak ve sırt kaslarını güçlendirin. Örneğin, bantla omuz çekme veya bacak açma hareketleri.

Vücut ağırlığı egzersizleri: Duvara dayalı squat veya yarım şınav gibi düşük etkili hareketler kas gücünü artırır. Haftada 2 kez, 10 – 15 tekrar yapın.

İzometrik egzersizler: Kasları hareket ettirmeden sıkma (örneğin, plank pozisyonu) ağrıyı artırmadan güç kazandırır.

Denge ve koordinasyon egzersizleri: Denge egzersizleri düşme riskini azaltır ve özellikle fibromiyalji veya artrit gibi durumlarda faydalıdır.

Tek ayak üzerinde durma: Bir sandalyeye tutunarak 10 – 20 saniye tek ayak üzerinde durun, diğer ayağınızla değiştirin. Günde 2 – 3 set yapın.

Topuk parmak yürüyüşü: Düz bir çizgide topuklarınızla yürüyün, ardından parmak uçlarınızda yürüyün. 1 – 2 dakika tekrarlayın.

Nefes ve rahatlama egzersizleri: Nefes egzersizleri kaygıyı azaltır ve ağrıyla başa çıkmayı kolaylaştırır.

Diyafram nefesi: Sırt üstü yatın, bir elinizi göğsünüze, diğerini karnınıza koyun. 5 saniye burundan derin nefes alın, 5 saniye ağızdan verin. Günde 5 – 10 dakika yapın.

Progresif kas gevşetme: Kas gruplarını sırayla sıkıp gevşetin (örneğin, önce eller, sonra omuzlar). Bu, stres ve ağrıyı azaltır.

Genel ipuçları:

Yavaş başlayın: Egzersiz süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Aşırı zorlama ağrıyı kötüleştirebilir.

Isınma ve soğuma: Her seans öncesi 5 dakika hafif yürüyüş veya esneme yapın. Seans sonrası da esneme ile kasları rahatlatın.

Ağrıyı dinleyin: Hafif rahatsızlık normaldir, ancak keskin veya artan ağrı hissederseniz durun.

Düzenli olun: Haftada 3 – 5 gün, 10 – 30 dakikalık egzersizler idealdir.

Hidrasyon ve beslenme: Bol su için ve eklem sağlığını destekleyen besinler (örneğin, omega-3, antioksidanlar) tüketin.

Not: Herhangi bir egzersize başlamadan önce bir doktor veya fizyoterapiste danışılması önemlidir.

Önemli not: Egzersiz programı, kronik ağrının nedenine (örneğin, artrit, fibromiyalji, sırt ağrısı) ve bireysel duruma göre özelleştirilmelidir. Bir fizyoterapist, kişiye özel bir plan oluşturabilir.

Ayrıca, bazı durumlarda (örneğin, iltihaplı romatizma) egzersiz öncesi ilaç kullanımı gerekebilir.

Paylaşın

Vücuttaki Değişiklikler Bunamanın İşaretleri Olabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, demans (bunama) hastalığına yakalanan kişilerin teşhis konulmadan yıllar önce kilo vermeye ve bel çevrelerinin incelmeye başladığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırmada, bu kişilerde, demans tespiti konulmadan önce “iyi” kolesterol olarak bilinen kolesterolün de daha yüksek olduğu belirtildi.

Avustralya’daki Monash Üniversitesi’nden Dr. Zimu Wu liderliğindeki araştırma, JAMA Network Open’da yayınlandı. Araştırmada, yaşlı yetişkinler üzerinde yapılan ve Aspirin’in Yaşlılarda Olayları Azaltma (ASPREE) adlı çalışmadan elde edilen veriler kullanıldı.

Bilim insanları, araştırmada iki yaşlı yetişkin grubunu karşılaştırdılar. Birinci grupta daha sonra demans teşhisi konulan 1.078 kişi yer alırken, ikinci grupta demans teşhisi konulmayan 4.312 kişi vardı.

Araştırmanın sonuçları, demans hastalığına yakalanan kişilerin, teşhis konulmasından yedi yıl öncesine kadar daha düşük vücut ağırlığına ve daha ince bel ölçüsüne sahip olduğunu gösterdi. Bu fiziksel değişiklikler, teşhisten önceki on yılda daha da belirgin hale geldi.

Bu durum, sağlıklı görünen yaşlı yetişkinlerde bile, belirgin bir sebep olmadan kilo vermenin, beynin değişmeye başladığının erken bir işareti olabileceğini düşündürüyor.

Araştırma ayrıca, demans hastalığına yaklanaan kişilerin, genellikle “iyi” kolesterol olarak adlandırılan yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyelerinin, teşhislerinden beş yıl öncesine kadar daha yüksek olduğunu buldu.

Bilim insanları, araştırmada kan basıncı ve kandaki yağ seviyelerini de incelediler. Demans hastalığına yakalanan kişilerde, teşhisten önceki on yıl boyunca sistolik kan basıncı ve kandaki bir tür yağ olan trigliserit seviyeleri daha düşüktü.

Yüksek trigliserid düzeyleri genellikle kalp sorunlarıyla ilişkilendirilirken, bu araştırma çok düşük düzeylerin demans riskiyle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmacılar, bu bulguların doktorların demans geliştirme olasılığı daha yüksek olan kişileri tespit etmelerine yardımcı olabileceğine düşünüyorlar. Araştırma, bunamanın sadece beyin hastalığı olmadığı fikrini destekliyor.

Paylaşın

Kahve, Kalp Sağlığını Desteklemek İçin Nasıl İçilir?

Semmelweis Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, günde üç fincana kadar kahve içmenin kalbi koruyabileceği,  felç ve ölümcül kalp hastalığı riskini azaltabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, dünyanın en popüler içeceklerinden biri olan kahvenin uzun vadeli faydalarına dair yeni bakış açıları sunuyor.

Araştırmada, İngiltere Biyobankası’ndan yaklaşık yarım milyon katılımcının verileri 10 ila 15 yıl boyunca takip edildi. Araştırmanın başlangıcında, yarısından fazlası kadın ve ortalama yaşları 56 olan katılımcıların hiçbirinin kalp hastalığı yoktu.

Araştırmacılar, katılımcıları günlük kahve tüketimlerine göre üç gruba ayırdılar: Hiç kahve içmeyenler (Yüzde 22), az – orta düzeyde kahve içenler (Yüzde 58), ve çok tüketenler (Yüzde 20), günde 3 fincandan fazla kahve içenler.

Araştırmanın sonuçları, özellikle az ve orta düzeyde kahve içenler için umut vericiydi. Kahve içmeyenlere kıyasla, bu gruptaki kişilerin herhangi bir nedenden ölme riski yüzde 12, kalp hastalığından ölme riski yüzde 17 ve felç geçirme riski yüzde 21 daha düşüktü.

Günde üç fincandan fazla kahve tüketenlerde bile kalp sorunları veya ölüm riskinde artış görülmedi.

Araştırmada ayrıca kahvenin kalbi nasıl etkileyebileceği daha derinlemesine incelendi. Araştırmacılar, kalp sağlığını değerlendirmek için oldukça hassas bir araç olan kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanarak 30 binden fazla katılımcıdan oluşan bir alt grubu incelediler.

Araştırma, düzenli olarak kahve içenlerin, içmeyenlere kıyasla daha sağlıklı kalplere sahip olduğunu ortaya koydu. Bu, kahvenin yaşlanmanın kalp üzerindeki etkilerini dengelemeye yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Kahvenin içeriğindeki antioksidan ve anti – inflamatuar maddeler gibi bileşiklerin kalp damar sağlığının korunmasında rol oynayabileceği düşünülüyor.

Paylaşın

Beslenme Kolorektal Kanser Riskini Nasıl Etkiler?

Oxford Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan kapsamlı bir araştırma, tüketilen yiyeceklerin kolorektal kanserine yakalanma riskin büyük ölçüde etkileyebileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Kolorektal kanser, dünyada en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Özellikle yüksek gelirli ülkelerde yaygın olmakla birlikte, dünyanın diğer bölgelerinde de vaka sayısı artmaktadır. Artış, beslenme ve yaşam tarzındaki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir; bu da hastalığın yapılan seçimlerden etkilenebileceği anlamına geliyor.

Nature Communications’da yayımlanan araştırmada, İngiltere’de yarım milyondan fazla kadının, yaklaşık 17 yıllık beslenme alışkanlıkları incelendi.

Bilim insanları, kanser riskini nasıl etkilediklerini görmek için 97 farklı yiyecek ve besin maddesini takip ettiler. Ayrıca, belirli yiyeceklerin kansere nasıl yol açabileceği hakkında daha fazla bilgi edinmek için genetik bilgileri kullandılar.

Bilim insanları, kırmızı ve işlenmiş et veya alkol tüketmenin kolorektal kanser riskini artırdığını buldular. Bir kişinin her gün içtiği her 20 gram alkol (yaklaşık iki kadeh) kanser riskini yüzde 15 artıyordu. Günde sadece bir dilim pastırma veya 30 gram kırmızı veya işlenmiş et yemek ise kanser riskini yüzde 8 artırıyordu.

Öte yandan araştırma, bazı yiyeceklerin kolorektal kanser riskini azaltmaya yardımcı olduğunu ortaya koydu. Günde bir bardak süt içmek (300 miligram kalsiyum) kanser riskini yüzde 17 oranında azaltıyordu. Süt ve yoğurt gibi süt ürünleri, kalsiyum açısından zengin oldukları için kanser riskini azaltmada faydalı olduğu görünüyor.

Araştırma ayrıca, yarım dilim tam buğday ekmeği (20 gram tam tahıl) yemenin riski yüzde 10, bir kase kahvaltılık gevrek (40 gram) yemenin riski yüzde 7, günde bir elma (5 gram lif içerir) yemenin  riski yüzde 8, bir kase meyve (200 gram) yemenin ise riski yüzde 10 oranında azalttığını ortaya koydu.

Araştırmada, her gün 100 mikrogram folat almanın kanser riskini yüzde 12, yeterli miktarda C vitamini almanın ise (100 miligram, yaklaşık bir portakaldaki miktar) kanser riskini yüzde 10 oranında azalttığı görüldü.

Paylaşın

Kötü Beslenme Depresyona Neden Olabilir

Yeni bir araştırma, doğru ve dengeli beslenmenin depresyon belirtilerini önemli ölçüde azalttığı, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ise depresyon riskini artırdığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Science World Report’ta yayınlanan araştırmada, orta ila şiddetli depresyondan muzdarip 67 bireyin verileri incelendi.

Katılımcılar iki gruba ayrıldı: İlk gruba sosyal destek verildi ancak yapılandırılmamış beslenme ile devam edildi, ikinci gruba ise sebze, meyve, yağsız etler ve diğer temel besinler açısından zengin kontrollü beslenme planı uygulandı

Birkaç hafta sonra, ikinci gruptaki depresyon belirtileri yüzde 30 azalırken, ilk grupta yalnızca yüzde 8’lik bir iyileşme görüldü.

Araştırmanın sonucuna ilişkin konuşan uzmanlar, psikolojik sağlığın yalnızca sosyal veya çevresel faktörlerden değil, aynı zamanda günlük olarak beslenmeden de etkilendiğini söylüyorlar.

Columbia Üniversitesi’nden Dr. Drew Rems, sıklıkla fast food veya işlenmiş gıdalar tüketen kişilerin depresyon yaşama riskinin yüzde 60-80 daha yüksek olduğunu belirtiyor. Dr. Rems, “Tersine, besleyici bir tüketime bağlı kalmak bu riski aynı oranda azaltabilir” diye ekliyor.

Araştırmanın temel sonucu, sağlıklı bir beslenmenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel dengeyi de desteklediğidir. Uzmanlar, günlük beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesini ve psikolojiyi düzenleyen besinlerin düzenli olarak tüketilmesini öneriyor.

Sağlıklı yiyecekler tüketmenin yanı sıra, beslenme düzenine, porsiyon boyutlarına ve gıda kalitesine de dikkat edilmesi gerekiyor.

Psikolojik dengeyi korumak için günlük olarak meyve, yapraklı yeşillikler, omega-3 açısından zengin besinler, süt ürünleri ve doğal antioksidanlar tüketilmesi öneriliyor. Bu arada, şekerli atıştırmalıklar, fast food ve aşırı işlenmiş ürünler sınırlandırılması tavsiye ediliyor.

Depresyon ve strese bağlı hastalıklar dünya genelinde yayılmaya devam ederken, beslenmeye dayalı yaklaşımlar duygusal dayanıklılığı ve uzun vadeli refahı desteklemenin etkili bir yolunu sunabilir.

Paylaşın

İnme Riskini Azaltmanın Doğal Yolları

İnme (felç), beyne giden kan akışının kesilmesiyle oluşan ciddi bir tıbbi durumdur. Bu durum beyin hasarına, sakatlığa ve hatta ölüme yol açabilir. İyi haber şu ki, sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri birçok inmeyi önleyebilir.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin yapılan araştırmalar, vücuda ve zihne iyi bakmanın felç geçirme riskini büyük ölçüde azaltabileceğini gösteriyor.

En önemli adımlardan biri kan basıncını kontrol altında tutmaktır. Yüksek tansiyon, felç için önde gelen risk faktörlerinden biridir. Yüksek tansiyon, kan damarlarına ekstra baskı uygular ve zamanla hasara yol açabilir.

Araştırmalar, beslenme, egzersiz ve stres yönetimi yoluyla kan basıncını düşürmenin felç riskini yarı yarıya azaltabileceğini gösteriyor. Ayrıca, daha az tuz tüketmek, aktif kalmak ve sigaradan kaçınmak, kan basıncını sağlıklı bir seviyede tutmaya yardımcı olabilir.

Egzersiz, felç önlemede bir diğer güçlü araçtır. Fiziksel olarak aktif olmak kan basıncını düşürmeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve sağlıklı bir kiloyu korumaya yardımcı olur. Her hafta en az 150 dakika tempolu yürüyüş, bisiklet sürme veya yüzme gibi orta düzeyde egzersiz yapılması öneriliyor.

Ne tüketildiği de önemlidir. Meyve, sebze, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar açısından zengin bir beslenme düzeni, kan damarlarını koruyabilir ve iltihabı azaltabilir.

Örneğin, Akdeniz diyetinin felç riskini azalttığı kanıtlanmıştır. Bu beslenme şekli zeytinyağı, balık, kuruyemiş ve yapraklı yeşillikler gibi yiyecekleri içerir. Öte yandan, çok fazla kırmızı et, işlenmiş gıdalar ve şekerli içecekler tüketmek felç riskini artırabilir.

Kan şekerinin yönetimi, özellikle diyabet hastaları için önemlidir. Yüksek kan şekeri zamanla kan damarlarına zarar verebilir. Araştırmalar, dengeli beslenme ve düzenli egzersizle kan şekeri seviyelerinin dengede tutulmasının, diyabetli veya diyabetsiz kişilerde felç riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Bir diğer önemli faktör ise kolesteroldür. Çok fazla LDL kolesterol (bazen “kötü” kolesterol olarak da adlandırılır) atardamarlarda birikerek tıkanıklıklara yol açabilir. Bu tıkanıklıklar felce neden olabilir. Doymuş yağ oranı düşük ve lif oranı yüksek besinler tüketmek, kolesterol seviyelerini sağlıklı tutmaya yardımcı olabilir.

Stres genellikle göz ardı edilir, ancak sağlığı birçok yönden etkileyebilir. Kronik stres kan basıncını yükseltebilir ve aşırı yeme veya sigara içme gibi sağlıksız alışkanlıklara yol açabilir. Farkındalık, derin nefes alma ve doğada vakit geçirme, stresle başa çıkmanın bazı basit yollarıdır. Yeterince uyumak, gecede yaklaşık 7 ila 9 saat, aynı zamanda daha düşük felç riskiyle de bağlantılıdır.

Özetle, küçük ve doğal değişiklikler yaparak felç riskini azaltabilir: Sağlıklı beslenme, daha fazla hareket, stres yönetimi ve yeterli uyku. Bu basit alışkanlıklar beyni korumaya ve tüm vücudu yıllarca daha sağlıklı tutmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

Karaciğeri Temizlemenin Doğal Yolları

Karaciğer, vücudun doğal detoks organıdır. Zararlı maddeleri filtrelemek, yağları parçalamak, ilaçları işlemek ve sindirimi desteklemek için gece gündüz çalışır.

Haber Merkezi / Karaciğer detoksu fikri popüler olsa da, neyin gerçekten işe yaradığını ve neyin faydadan çok zarar verebileceğini bilmek önemlidir. Gerçek şu ki, karaciğerin sağlıklı kalması için özel bir meyve suyu detoksuna veya pahalı bir takviyeye ihtiyacı yoktur.

Hatta piyasadaki birçok karaciğer detoksu ürünü, sağlam bilimsel araştırmalarla desteklenmemekte ve hatta tehlikeli bile olabilir. Karaciğeri desteklemenin en iyi yolu, onun doğal iyileşme ve kendini temizleme özelliğini destekleyen günlük alışkanlıklardır.

Bol su içmek, karaciğere yardımcı olmanın en basit ve en etkili yollarından biridir. Su, böbreklerin ve karaciğerin atıkları daha verimli bir şekilde atmasına yardımcı olur. Ayrıca, susuz kalmamak sağlıklı sindirimi destekleyerek karaciğer üzerindeki baskıyı azaltır.

Dengeli beslenmek bir diğer önemli adımdır. Antioksidan içeriği yüksek besinler (örneğin orman meyveleri, yapraklı yeşillikler ve brokoli ve Brüksel lahanası gibi turpgiller) iltihabı azaltmaya ve karaciğer hücrelerinin onarımını desteklemeye yardımcı olabilir.

Sarımsak ve soğan, toksinleri atmaktan sorumlu karaciğer enzimlerini harekete geçirmeye yardımcı olan kükürt bileşikleri içerir. Tam tahıllar, baklagiller ve meyveler gibi lif açısından zengin besinler de bağırsak sağlığını iyileştirmeye ve karaciğerin toksik yükünü azaltmaya yardımcı olur.

Yapılan araştırmalar, ölçülü miktarda kahvenin karaciğere de fayda sağlayabileceğini göstermiştir. Hepatology dergisinde yayınlanan bir araştırma, düzenli olarak kahve içen kişilerde iltihaplanma ile ilişkili karaciğer enzimlerinin daha düşük seviyelerde olduğunu ortaya koymuştur.

Yemeklerde sıklıkla kullanılan sarı bir baharat olan zerdeçal, karaciğer iltihabını azaltıp onarımını destekleyebilen kurkumin adı verilen bir bileşik içerir.

Bir diğer faydalı alışkanlık ise alkol tüketimini sınırlamaktır. Alkol karaciğer tarafından işlenir ve çok fazla içmek zamanla karaciğer hücrelerine zarar verebilir. Alkol alımında küçük bir azalma bile karaciğer sağlığında büyük fark yaratabilir.

Düzenli fiziksel aktivite karaciğer fonksiyonlarını desteklemede de rol oynar. Egzersiz, sağlıklı bir kilonun korunmasına yardımcı olur ve karaciğerdeki yağ birikimini azaltarak yağlı karaciğer hastalığı riskini azaltır. Günde sadece 30 dakika tempolu yürüyüş bile koruyucu etkilere sahip olabilir.

Özetle, karaciğer vücudu temiz tutmada harika bir iş çıkarıyor. Bunu sağlamak için süslü bir detoksa ihtiyaç yoktur.

Paylaşın

Araştırma: Kaslardaki Gizli Yağ Ölüm Riskini Artırabilir

Yeni bir araştırmaya göre, sadece belinizin etrafındaki değil, kaslarınızın derinliklerinde gizlenen yağlar da kalp krizi, kalp yetmezliği ve hatta ölüm riskini artırabilir.

Haber Merkezi / Kaslar arası yağ olarak adlandırılan bu tür yağlar, vücutta düzenli olarak görünmeyebilir veya vücut kitle indeksine (VKİ) yansımayabilir, ancak yine de kalp sağlığınıza zarar verebilir.

Harvard Tıp Fakültesi ve Brigham ve Kadın Hastanesi’nden Profesör Viviany Taqueti liderliğindeki araştırma, kasların içinde depolanan yağın kalp fonksiyonunu ve uzun vadeli kardiyovasküler hastalık riskini nasıl etkilediğini derinlemesine inceleyen ilk araştırmadır.

Deri altında veya organların etrafında bulunan yağın aksine, kaslar arası yağ, kas lifleri arasına yerleşmiştir ve ileri görüntüleme yöntemleri olmadan görülmesi veya ölçülmesi daha zordur.

Bu yağlar, iltihaplanmayı tetikleyebilir, metabolizmayı bozabilir ve kalbe kan sağlayanlar da dahil olmak üzere kan damarlarına zarar verebilir.

Çoğunluğu kadın 669 hastanın (ortalama yaş 63) incelendiği araştırmada öne çıkan bulgular şöyle:

Yağlı kas oranındaki her yüzde 1’lik artış, kalpteki küçük kan damarlarının düzgün çalışmadığı bir durum olan koroner mikrovasküler disfonksiyon (CMD) riskinde yüzde 2’lik bir artışa neden oluyor.

Aynı yüzde 1’lik artışın, hastaneye yatma veya kalp krizi veya kalp yetmezliğinden ölme riskinin yüzde 7 daha fazla olmasıyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Profesör Taqueti, deri altındaki yağın aksine, kaslar arasındaki yağın iltihaplanmaya yol açabileceğini, kan şekerinin düzenlenmesini bozabileceğini ve insülin direncini kötüleştirebileceğini, bunların kalp kasına ve kan dolaşımına zarar verme olasılığını artırdığını açıkladı.

Vücut kitle indeksi ve bel çevresi gibi geleneksel belirteçlerin artık bir kişinin kalp riskini değerlendirmek için yeterli olmadığını vurgulayan Taqueti, “Birinin kaslarında yağ depolandığını bilmek, dışarıdan sağlıklı görünseler bile, kimin risk altında olduğunu belirlemenin daha iyi bir yolunu sunuyor” dedi.

Taqueti, “Henüz bilmediğimiz şey, obezite ve diyabet için yaygın olarak kullanılan GLP-1 ilaçları gibi tedavilerin özellikle bu tür yağları hedef alıp alamayacağı” diye ekledi.

Paylaşın