Vegan Olmak Sağlığa Yararlı Mı?

Et ve süt ürünlerini yemeyi azaltan, hatta bunlardan tamamen vazgeçip vegan olanların sayısı giderek artıyor. Örneğin İngiltere’de yapılan bir araştırma, 2006 ile 2018 arasında veganların sayısının dört kat arttığını gösterdi.

Bunun nedenlerinden biri, vegan beslenmenin sağlığa yararlı olduğu kanısı. Hayvansal gıdaları yiyenlere göre veganlar daha çok lifli besin tüketiyor. Aldıkları kolesterol, protein, kalsiyum ve tuz oranının da daha düşük olduğu düşünülüyor.

Ancak et, balık, yumurta ve süt ürünlerini tamamen kesmenin sonuçları hakkında bazı yanlış anlamalar ve kaygılar da bulunuyor.

Başlıca kaygılardan biri, vegan beslenme ile yeteri kadar B12 vitamini alınamayacağı.

Sinirlerin zarar görmesini önlemeye yardımcı olan B12 vitamini, et, balık, yumurta ve süt ürünlerinde bulunuyor, ancak sebze ve meyvelerde yok.

Yetişkinlerin günde 1,5 mikrogram B12 tüketmeleri öneriliyor.

İngiltere’deki Leeds Üniversitesi’nin Gıda Bilimi ve Beslenme Fakültesi’nden Janet Cade, “B12 eksikliği, uyuşma gibi nörolojik semptomlara yol açabilir ve çok uzun süre devam ederse etkisini gidermek mümkün olmaz” diyor.

Kısa bir süre önce 18 yaş üstü 48 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, et yiyenler, balık ve süt ürünleri tüketen ancak et yemeyen peskataryenler ve aralarında bazı veganlar da bulunan vejetaryenlerin sağlığı karşılaştırıldı.

Vegan ve vejetaryen beslenenlerin kalp hastalığı riskinin daha düşük, ancak kısmen B12 eksikliğinden kaynaklanan felç riskinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

B12 vitamini eksikliği olur mu?

Oxford Üniversitesi’nde beslenme epidemiyoloğu olan araştırmacı Tammy Tong, veganlarda hemorajik felç ya da inme riskinin daha yüksek olmasının birkaç nedenden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Hemorajik felç, beyindeki kanamadan kaynaklanıyor. Kan damarlarının tıkanması sonucunda beyine kan gitmemesi veya giden kanın azalmasıyla oluşan inmeye ise iskemik felç deniyor.

Vegan ve vejetaryen diyetiyle ilişkilendirilen düşük kolesterol, iskemik felce karşı koruma sağlasa da, az da olsa hemorajik felç riski yaratabileceğini gösteren bazı bulgular var.

Tammy Tong, vegan ve vejetaryenlerde felç riskinin daha fazla olmasını, B12 vitamini eksikliğiyle bağlantılı olabileceğini söylüyor.

Ancak, Oxford Üniversitesi’nde çevresel sürdürülebilirlik ve halk sağlığı uzmanı olan araştırmacı Marco Springmann’a göre, besin mayası veya bitki bazlı sütler gibi güçlendirilmiş gıdalardan ihtiyacımız olan “azıcık” B12 miktarını almak mümkün.

Springmann, yiyeceklere B12 katkısı yapılmayan ülkelerde vitamin takviyesi alınmasını öneriyor.

Besin mayası veya diğer adı ile beslenme mayası, bir maya türünün inaktif hali. Ancak, Beslenme ve Diyetetik Akademisi, besin mayasının yeterli bir B12 kaynağı olmadığını ve veganların takviye alması ya da zenginleştirilmiş yiyecekler yemesi gerektiğini belirtiyor.

Janet Cade de veganların B12 takviyesi almaları ve vegan beslenen tüm çocuk ve bebeklere yeterli miktarda B12 verilmesi gerektiğine katılıyor.

Protein eksikliği olur mu?

Vegan olmak isteyenlerin bir diğer kaygısı da, yeteri kadar protein alıp alamayacakları.

Springmann, meyve ve sebzelerde çok fazla protein olmamasına rağmen, bunun için kaygılanmaya gerek olmadığını söylüyor.

“Protein eksikliği ile ilgili hiç sorun görmedik, sadece yeteri kadar kalori almayanlarda sorun oluyor” diyor. “Protein her şeyde var.”

Soya sütü, inek sütü ile kabaca aynı oranda protein içeriyor.

Demir eksikliği olur mu?

Springman, diyetiniz her renkten meyve ve sebze içerdiği sürece, vegan bir diyetin demir eksikliğine neden olma ihtimalinin de düşük olduğunu söylüyor.

“Zamanla vücut, beslenmemizdeki demir oranına uyum sağlayabilir ve daha düşük oranda demir alıyorsak, bu demiri daha verimli kullanabilir” diyor.

Springman, dengeli bir vegan diyetin en sağlıklı diyetlerden biri olduğunu söylüyor.

“Vegan beslenmenin en sağlıklı diyetlerden biri olabileceğini, peskataryen ve vejetaryen beslenme tarzlarında daha iyi olduğunu gördük” diyen Springman, vegan diyette meyve, sebze ve baklagiller ağırlıkta olduğu için bunların sağlığa faydalarının diğer her şeyi telafi ettiğini anlatıyor.

Springman, değişik renklerde meyve ve sebzeler, kuruyemişler, kepekli tahıllar, fasulye ve mercimek ile omega 3 içeren chia, kenevir ve keten tohumlarının bol bol tüketilmesini tavsiye ediyor.

Peki ya yeteri kadar çeşitli yiyecek var mı?

Vegan diyette yenilebilecek fazla çeşit olmadığından kaygılananlara ise, 2018’de yapılan bir araştırmada, daha çok çeşit içeren bir diyetin daha sağlıklı olduğuna dair bir kanıt bulunamadığı söylenebilir.

Tam tersine, daha çeşitli yiyecekler yiyenlerin, daha fazla işlenmiş gıda ve şekerli içecek tüketme eğiliminde olduğu görüldü.

Springman, sağlıksız vegan atıştırmalıkların giderek yaygınlaşmasından endişe duyuyor. “Vegan abur cubur alternatifleri, et yiyen ama sağlıksız beslenen biriyle aynı duruma gelmenize neden olabilir” diyor.

Ama böyle olmak zorunda değil. Vegan olmayan, ancak bitkisel gıda oranı yüksek bir diyetin etkilerini inceleyen araştırmacılar, insanları tükettikleri hayvansal gıda oranına göre sıralayan endeksler kullandılar.

En çok bitkisel gıda tüketenlerin bile biraz süt, balık ve et de yediği görüldü.

En fazla bitkisel gıda tüketen ve az et yiyenlerin, sağlık göstergeleri daha iyi çıktı.

Yaş, cinsiyet, ırk, eğitim ve sigara ya da alkol kullanımı ve egzersiz gibi faktörlerin etkisi de hesaplandıktan sonra ortaya çıkan veriler, en fazla bitkisel gıda tüketen grupta kardiyovasküler hastalık riskinin yüzde 32’ye kadar azaldığını gösterdi.

Araştırmayı kaleme alan bilim insanlarından ABD’nin Baltimore kentindeki John Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’nda yardımcı doçent olan Casey Rebholz, “Diyet eğilimleri ile önemli sağlık riskleri arasında çarpıcı bir ilişki bulduk” diyor.

Casey Rebholz, daha fazla meyve ve sebze tüketenlerin genelde daha az kırmızı ve işlenmiş et, süt ürünleri ve balık yediğini gözlemledi.

Ancak araştırmada katı bir vegan diyetin, çoğunlukla meyve ve sebzelerden oluşan, ama bazı hayvansal ürünlere de yer veren bir diyetten daha faydalı olduğuna dair bir bulguya da rastlanmadı.

Veganlar genelde daha sağlıklı alışkanlıklara sahip.

Kopenhag Üniversitesi’nin beslenme, egzersiz ve spor bölümünde doçent olan Faidon Magkos, “Veganlar genelde daha az sigara içiyor, daha az alkol kullanıyor ve daha fazla egzersiz yapıyor” diyor.

Kalp hastalığını olasılığını azaltan bu tercihler, vegan beslenmenin olduğundan daha sağlıklı görünmesine de yol açabilir.

Faidon, vegan olmakla ilgili verilerin çoğu gözleme dayalı olduğu için özellikle de uzun vadeli sonuçlarının hala belirsiz olduğunu kaydediyor.

Örneğin kan şekerinin yüksek olması, diyabet olma riskinin daha yüksek olduğunu gösterse bile, mutlaka böyle olacağı anlamına gelmiyor.

Faidon, diyet değişikliğinin sağlığı etkileyip etkilemediğini görmek için, katılımcıları yeterince uzun süre izlemek gerektiğine dikkat çekiyor.

Bitkisel gıdaların metabolik yararlarını inceleyen Evelyn Medawar da, “Potansiyel gıda eksiklikleri nedeniyle vegan beslenmeye kuşkuyla yaklaşan birçok kişi var, ancak şimdi araştırmacılar hem bunu ve hem de uzun vadeli fayda ve riskleri araştırıyor” diyor.

“Vegan diyet, kemik yoğunluğu ve kırıklar hariç, genel sağlığın daha iyi olmasını sağlıyor gibi görünüyor” diye de ekliyor.

Özel olarak vegan diyetiyle ilgili veri bulunmamasına rağmen, araştırmacılar mevcut bilgilerin genelde birkaç eğilime işaret ettiğini söylüyor.

Vegan beslenme genelde sağlığa yararlı, ancak alınan kalsiyum oranı düşük ve B12 eksikliğine yol açması mümkün.

Veganların vücuttaki kilo-yağ oranını gösteren boy-kilo endeksi, ya da yaygın adıyla vücut kitle indeksi daha düşük. Bu da kolesterol seviyelerinin daha iyi, tansiyonlarının da daha düşük olmasını sağlıyor.

Sonuçta vegan diyeti de diğerleri gibi bir diyet. Yediğiniz yiyeceklere bağlı olarak hastalık riskini düşürebilir de artırabilir de.

Faidon, “Bitkisel gıdalara dayalı bir diyet, içinde et de olan sağlıksız bir diyetle karşılaştırıldığında, kesinlikle daha iyi” diyor.

“Fakat meyve, sebze, baklagiller açısından zengin, ama ete az yer veren Akdeniz diyeti gibi bir beslenme tarzının da en az vegan beslenme kadar sağlıklı olduğunu gösteren bulgular var” diye de ekliyor.

Vegan diyetin diğer beslenme tarzlarından daha sağlıklı olup olmadığını anlamak için daha birçok araştırma yapılması gerekiyor.

Uzmanlar o zamana kadar, veganlara bol meyve, sebze ve B12 takviyesi içeren bir beslenme tarzı benimsemelerini ve vegan abur cubur alternatiflerinden kaçınmalarını tavsiye ediyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Kilo Vermenize Yardımcı Olabilecek Beş Numara

Kilo vermek zor iştir. Sizin için neyin işe yarayıp neyin yaramayacağını asla bilemezsiniz. Günlük rutindeki bazı küçük değişiklikler harikalar yaratabilirken, diğer her çaba boşa gidebilir ve hayal kırıklığına yol açabilir.

Haber Merkezi / Kilo vermenize neyin yardımcı olacağından emin değilseniz, farklı numaralar denemek en iyisidir. Bazıları için sadece diyet ve egzersiz yeterli değildir, daha fazla çaba göstermeleri gerekiyor. 

Bu, modaya uygun bir diyet ve süslü cümlelerle süslenmiş bir antrenman önerdiğimiz anlamına gelmez. Yağ yakma sürecinizi artırabilecek, zaman içinde test edilmiş bazı faaliyetlerden bahsediyoruz. İşte deneyebileceğiniz bazı şeyler:

Karbonhidratlar düşmanınız değil

Popüler inanışın aksine, karbonhidratlar kilo vermek için sağlıksız değildir. Vücudumuzun proteine ​​ihtiyacı olduğu kadar karbonhidrata da ihtiyacı vardır. Karbonhidratlar daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur, sağlıksız yiyecekler için can atmayı önler ve daha uzun süre egzersiz yapmanız için size enerji verir. 

Tıpkı protein gibi, her öğünde ve egzersiz seansınızdan sonra karbonhidrat yemek önemlidir. Diyetinizi kontrol altında tutmak için sebzeler ve kepekli tahıllar gibi düşük kalorili karbonhidratları seçin.

Bir terapistten yardım alın

Evet, doğru okudunuz. Terapist, tüm alışkanlıklarınızı kontrol eden bilinçaltınıza dokunarak kilo verme yolculuğunuzda ilerleme kaydetmenize yardımcı olabilir. 

Uyku düzeninize dikkat edin

Normal bir insan vücudunun düzgün çalışması için 7-8 saat dinlenmeye ihtiyacı vardır. Veriler günümüz toplumunda insanların yaklaşık yüzde 97’sinin uykudan yoksun olduğunu göstermektedir. Uygun uyku düzeninin olmaması kilo verme planınızı etkileyebilir ve kilo vermenizi zorlaştırabilir.

Çocuk gibi davranın

Sadece bir saatlik antrenman programınıza odaklanmak yerine, gün boyunca daha aktif kalmaya çalışın. Öğle yemeğinden sonra dolaşmak, asansör yerine merdivenleri kullanmak ve internetten alışveriş yapmak yerine süpermarkete gitmek gibi küçük çabalar bile kilo vermede harikalar yaratabilir. Tıpkı çocukların bütün gün etrafta koşturup durması gibi, hareket etmek için fırsatlar arayın.

Diyet veya egzersiz arkadaşı edinin

Motive olmakta zorlanıyorsanız, bir diyet veya egzersiz arkadaşı edinin. Kilo verme yolculuğu kolay değil, ancak bir ortağınız varsa kolaylaşabilir. İkiniz de daha iyisini yapmak için birbirinizi motive edebilir ve zorlayabilirsiniz. Bu sayede eskisinden daha hızlı bir şekilde kilo verebilirsiniz.

Paylaşın

Yeşil Biber Kilo Verdirir Mi?

Kilo vermek için bitkilerden baharatlara ve ılık suya kadar çeşitli yiyecek ve içeceklerin kombinasyonlarını denememiz önerildi. Peki yeşil biberin kilo vermeye de yardımcı olabileceğini biliyor muydunuz? 

Haber Merkezi / Kulağa ilginç geliyor, değil mi? O zaman kilo vermek için yeşil biber yemeyi düşünebilirsiniz! Yeşil biberin kilo vermede nasıl etkili olduğuna dair bazı ipuçları:

1 porsiyon yeşil biber yüzde 11 A vitamini, yüzde 182 C vitamini ve yüzde 3 demir içerir. Biber, diyet lifleri açısından zengindir ve ayrıca kolesterol içermez.

Bununla birlikte yeşil biber gözler, cilt ve bağışıklık sistemi için de iyidir. Acı biberde bulunan kapsaisinin sinüsler üzerinde uyarıcı etkiye sahip olduğu da söylenmektedir.

Birçok araştırma, acı biberde bulunan önemli bir aktif bileşik olan kapsaisinin kilo kaybı üzerindeki etkisini doğrulamıştır.

Kapsaisin, vücut ısısını korumak için termojenezi düzenleyen kahverengi yağ dokusu üzerinde önemli bir role sahiptir. Çalışmalar, kapsaisinin, kahverengi yağ dokusu aktivitesinin aktivasyonunu azaltarak kilo yönetimi için faydalı bir etkiye sahip olabileceğini bulmuştur.

Kahverengi yağ dokusu, soğuğa tepki olarak aktive olan farklı bir yağ türüdür. Birincil rolü, vücut sıcaklığının korunmasına yardımcı olmak için ısı üretmektir.

2020 yılında yapılan bir araştırma, acı biber tüketenlerin daha uzun yaşayabileceğini ve kardiyovasküler hastalık veya kanserden ölme riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ortaya koymuştur.

Araştırma, haftada dört defadan fazla biber yiyenlerin, nadiren veya hiç yemeyen kişilere kıyasla, kardiyovasküler hastalık da dahil olmak üzere ölüm oranlarının önemli ölçüde daha düşük olduğunu bulmuştur.

Unutmayalım ki obezite, kardiyovasküler hastalıkların en önemli nedenlerinden biridir.

Paylaşın

Kilo Vermek İçin Yemeniz Gereken Dört Sağlıklı Ekmek Türü

Diyet yapanlar için ekmek en büyük düşman olarak kabul edilir. Kilo vermek veya sağlıklı bir kiloyu korumak için herhangi bir diyete başlamaya karar verdiği anda, alışveriş listelerinden ekmeğin üstü çizilir. Yüksek karbonhidratlı ekmeğin kilo verme hedefini sabote ettiği ve günlük kalori sayısını artırdığına inanılır.

Haber Merkezi / Ancak diyetinize doğru ekmeği eklerseniz, karbonhidratlar günah keçisi olmamaktan çıkar. Karbonhidrat, sağlık için protein kadar önemlidir. İşte bu nedenler, diyetinize ekleyebileceğiniz dört sağlıklı ekmek türünü sizler için sıraladık…

Tam tahıllı ekmek

Tam tahıllı ekmek, kilo için en sağlıklı seçimdir. Yulaf, arpa, mısır gibi çeşitli tam tahıllar sağlıklı beslenmenin anahtarıdır. Diyete tam tahıllı ekmek eklemek, kardiyovasküler hastalık riskini ve tümörleri besleyen kan damarlarının büyümesini azaltabilir. Bu tür ekmekler daha liflidir ve bağırsak sağlığını da olumlu yönde destekler.

Tam buğday ekmeği

Listenin ikinci sırasında ise tam buğday ekmeği yer alıyor. Tam tahıldan farklı olarak buğdaydan yapılır. Yine de besin değeri düşük ve obezite ile ilişkilendirilen rafine unlu normal ekmeğe göre çok daha sağlıklıdır. Besin açısından zengindir ve sağlığınıza birden fazla şekilde yardımcı olabilir. Tam buğday ekmeği, kalp sağlığını artırmaya ve Tip 2 diyabet riskini azaltmaya yardımcı olur.

Filiz tam tahıllı ekmek

Filiz ekmeği, ısıya ve neme maruz kalan tahıllardan yapılır. Çalışmalar, filizlenmenin tahılların besin içeriğini artırabileceğini ve onları daha sağlıklı hale getirebileceğini gösteriyor. Doğal olarak, bu tür tahılları yemek, hızlı kilo vermenize yardımcı olabilir. Ayrıca, kronik hastalıklara yakalanma riskini azaltabilecek daha fazla besin sağlar. Bu ekmek türü kan şekeri seviyenizi yönetmenize yardımcı olabilir.

Yulaf ekmeği

Yulaf, mükemmel sağlıklı bir tahıl ürünüdür. Bu ekmek türü tipik olarak yulaf, tam buğday unu, maya, su ve tuzun birleşiminden yapılır. Lif, magnezyum, B1 vitamini, demir ve çinko bakımından zengindir. İçindeki lif kan şekerini düzenlemeye, yüksek tansiyonu düşürmeye ve kolesterol seviyelerini yönetmeye yardımcı olabilir. Malzeme olarak yulaf ve tam buğday unundan yapılan ekmekleri tercih edin.

Paylaşın

Karpuz, Kilo Vermeye Yardımcı Olabilir Mi?

Kilo vermek için sık sık karpuz tüketilmesi tavsiye edilir. Ancak karpuzun kilo vermede, içeriğinin çok fazla oranda su olmasının dışında, ne kadar etkilidir? Karpuz kilo vermeye gerçekten yardımcı olur mu? Karpuzun diğer sağlık yararları nelerdir?

Haber Merkezi / Karpuz, cucurbitaceae familyasına aittir. Bu, neden içeriğinin daha fazla suya sahip olduğunu açıklar. Ancak kilo vermedeki rolünü anlamak için karpuzun besin bileşenlerine bir göz atmalıyız:

Karpuzun yüzde 91’i sudur. 100 gram karpuz 30 kalori, 0.6 gram protein, 7.6 gram karbonhidrat, 6.2 gram şeker ve 0.4 gram lif içerir.

Bu tatlı meyve herkesin favorisidir, ancak birçok insan onu günlük olarak tüketmeye şüpheyle yaklaşır. Bunun nedeni, karpuzun glisemik indeksinin 72 olmasıdır, bu oran çok daha yüksektir ve normalde şeker hastaları için tavsiye edilmez. Bununla birlikte, birkaç araştırmaya göre, karbonhidrat oranı nispeten daha az olduğu için ölçülü olarak tüketilmelidir.

Karpuz, ayrıca, sitrülin ve likopen bitki bileşikleri ile birlikte C vitamini, potasyum, bakır, B5 vitamini ve A vitamini içerir. Karpuzun kırmızı sulu bölümünü kaplayan beyazımsı kısım, esansiyel amino asit arginine dönüştürülen sitrülindir. Arginin, akciğerlerin, böbreklerin, karaciğerin ve üreme sisteminin normal çalışması için önemlidir.

Bir gıdanın kilo kaybı için düşünülmeden önce bakılması gereken iki önemli parametresi vardır: Kalori ve lif.

100 gram karpuz sadece 30 kalori içermektedir. Ayrıca lif miktarı daha azdır. 100 gram karpuz sadece 0.4 gram lif içerir. Kilo kaybı için beslenmenize karpuz eklemek istiyorsanız, iyi bir lif kaynağı da eklemelisiniz.

Ayrıca, tüm bu sitrülinler yağ yakmaya da yardımcı olabilir. Tüm bunlara rağmen, yüzde 91 su bileşimi olan karpuz, kilo kaybı için ideal bir meyvedir.

Bir araştırma sonucunda yayınlanan rapora göre, karpuz, kalp sağlığına faydalı olduğu bilinen birkaç besin içerir. Biri, kolesterol seviyesini ve kan basıncını iyileştirmeye yardımcı olan bir antioksidan olan likopen. Diğeri, nitrik oksit seviyesini artıran bir amino asit olan sitrülin.

Çok fazla karpuz tüketmek vücudunuzdaki yağ yakımını kesinlikle hızlandırmaz, bunun yerine başka komplikasyonları tetikleyebilir. Karpuzun yüzde 91’i sudan oluştuğu için aşırı tüketmek su zehirlenmesine neden olabilir. Ayrıca karaciğer iltihabına, glikoz seviyesinde artışa, sindirim sorunlarına ve kardiyovasküler sorunlara yol açabilir.

Paylaşın

Sağlıkta Beslenmenin Rolü

Şu anda, yetişkinlerin yaklaşık yarısının, en yaygınları kardiyovasküler hastalık ve tip 2 diyabeti içeren bir veya daha fazla önlenebilir ve beslenmeyle ilişkili kronik hastalığa sahip olduğu tahmin edilmektedir. Genellikle yetersiz beslenme ve fiziksel hareketsizlikten kaynaklanan bu kronik hastalıkların oranı artmaya devam ederken, beslenmenin sağlığın tüm yönlerindeki rolünün tam olarak anlaşılması zorunludur.

Haber Merkezi / Çoğu gelişmiş ülke, genel halk için diyet ve beslenme önerileri hakkında ayrıntılı yönergeler sağlayan kurumlara sahiptir. Bu kurumların hazırladığı raporlarda ana hatları verilen bazı temel beslenme kuralları şu şekildedir;

  • Koyu yeşil, turuncu ve kırmızı sebzeler, baklagiller ve nişastalı sebzeler dahil bir dizi sebze
  • Meyveler, özellikle bütün meyveler
  • Tahıllar, özellikle tam tahıllar
  • Yoğurt, süt, peynir ve/veya güçlendirilmiş soya ürünleri gibi yağsız veya az yağlı süt ürünleri
  • Yağsız et ve kümes hayvanları, deniz ürünleri, baklagiller, tohumlar, fındık ve soya ürünleri dahil olmak üzere proteinli gıdalar
  • Yağlar

Her bireyin genel yeme düzenine dahil edilmesi gereken farklı gıda ürünleri türleri hakkında bilgi sağlamanın yanı sıra, beslenme kılavuzları ayrıca aşağıdakilerin alımının sınırlandırılmasını önermektedir:

  • Doymuş yağlar
  • Trans yağ
  • Eklenen şekerler
  • Sodyum

Her bireyin sağlıklı bir beslenme düzeni izlediğinden emin olmak için, genellikle önerilen tüm besin gruplarında besin açısından yoğun çeşitli yiyeceklerin önerilen miktarlarda tüketilmesi önerilir. Bu gıda ürünlerini tüketerek, genel amaç, vücut olmadan hücreleri ve dokuları desteklemek için yeterli miktarda vitamin, mineral, su karbonhidratı, protein, yağ ve diğer besin maddelerinin mevcut olmasını sağlamaktır.

Yetersiz beslenme nedir?

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre yetersiz beslenme, vücudun besin ve enerji kaynakları arzı ile bu bileşenler için fiziksel talep arasında ortaya çıkan hücresel bir dengesizliktir. Bu dengesizlik vücudun büyüme ve çeşitli vücut fonksiyonlarının yeterli işleyişini sürdürme yeteneğini azaltabilir. Sonuç olarak, yetersiz beslenme, tehlikeye atılmış bir sağlık durumuna yol açabilir ve bireyin birkaç farklı sağlık durumu riskini artırabilir.

Yetersiz beslenme, yetersiz beslenme ve mikro besinle ilgili yetersiz beslenmeyi içeren iki geniş biçimde sınıflandırılabilir. Yetersiz beslenme, israf, bodurluk, zayıflık ve vitamin ve mineral eksikliklerini içeren dört forma ayrılabilir.

Nispeten, mikro besinle ilgili farklı yetersiz beslenme koşullarından bazıları, obezite ve aşırı kilolu olma , diyetle ilişkili bulaşıcı olmayan hastalıklar ve yetersiz mikro besin tüketimini içerir.

Boylarına göre düşük kilolu bir birey olarak da tanımlanabilecek olan israf, genellikle söz konusu bireyin yakın zamanda önemli miktarda atık kaybettiğinde ortaya çıkar. Bu ciddi kilo kaybı, gıda tüketiminin eksikliğinden veya ishal gibi bulaşıcı bir hastalığın sonucu olabilir.

Yaşa göre boy düşüklüğü olarak da bilinen bodurluk, kronik veya tekrarlayan yetersiz beslenmeden kaynaklanan bir yetersiz beslenme şeklidir. Bodurluk genellikle kötü sosyoekonomik koşullar, kötü anne sağlığı ve beslenmesi, bebeklerde ve küçük çocuklarda sık görülen hastalık ve/veya yetersiz beslenme ile ilişkilidir.

A vitamini, demir, iyot ve çinko eksiklikleri, yetersiz beslenmenin en yaygın sonuçlarından bazılarıdır. Örneğin A Vitamini eksikliği (VAD), önlenebilir körlüğün en yaygın nedenidir ve ayrıca bireyin bir hastalıktan sonra ciddi komplikasyon riskini artırır. Aslında, şu anda VAD’nin her yıl özellikle kızamık, ishal ve sıtmaya bağlı 630.000 bulaşıcı ölümden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir.

Hem et hem de bitki tüketiminin olmaması, vücudun oksijeni bağlama ve taşıma, hücre büyümesini ve farklılaşmasını düzenleme ve bağışıklık fonksiyonunu azaltma yeteneğini etkileyebilen bir demir eksikliğine yol açabilir. Nispeten, bir iyot eksikliği büyüme, gelişme ve metabolik süreçlerin düzenlenmesi için gerekli olan normal tiroid fonksiyonlarını ve ayrıca guatr ve kretinizmin önlenmesini engelleyebilir. Ayrıca, iyot eksikliği bozuklukları (IDD) ayrıca fetal kayıp, ölü doğum, konjenital anomaliler ve bozulmuş işitme yetenekleri ile ilişkilendirilmiştir.

Mikrobesinle ilgili beslenme

Obez veya fazla kilolu olan bir kişi, boyuna göre çok ağır olarak kabul edilir. Daha spesifik olarak, aşırı kilolu bir birey için vücut kitle indeksi (BMI) tipik olarak 25’in üzerindeyken, obez bir bireyin BMI’si genellikle 30’un üzerinde olacaktır. 2000’li yılların başından beri, abdominal obezite tüm Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık %50’sini etkilemiştir. prevalansı yaşla birlikte artmaktadır. Şu anda dünyada 2,3 milyar çocuk ve yetişkinin fazla kilolu olduğu tahmin edilmektedir.

Yetersiz beslenmenin çifte yükü, yetersiz beslenme ve obezite arasındaki paradoksu tanımlamak için kullanılır. Obez bir birey yetersiz beslenmiş gibi görünmese de, genellikle yeterli beslenme durumunu sürdürmek için gerekli olan meyveler, sebzeler, tam tahıllar ve fasulye bakımından zengin bir diyetten yoksundur.

Kardiyovasküler hastalıklar (CVD), diyabet ve hipertansiyon gibi bir dizi sağlık durumu riskini artırmanın yanı sıra, obezite ve yetersiz beslenme, bireyin çeşitli bilişsel bozulma biçimleri yaşama riskini de artırabilir.

Çözüm

Dünyadaki birçok ulus arasında mevcut olan büyük sosyoekonomik eşitsizliklere rağmen, dünyadaki her ülke bir çeşit yetersiz beslenmeden etkilenir. Bu nedenle, herkesin beslenme açısından yeterli bir diyet tüketmesini sağlamak, herhangi bir küresel sağlık sorunu için zorunludur.

Genel olarak, yaşamın erken dönemlerinde başlatılan optimize edilmiş bir besin alımının, uzun vadeli sağlık yararları için en iyi fırsatı sunduğu gösterilmiştir. Yetersiz beslenme, yalnızca bireyin çok çeşitli sağlık koşullarına duyarlılığını artırmakla kalmaz, aynı zamanda her ikisi de etkilenen topluluklardaki yoksulluk döngüsüne ve sağlık sorunlarına daha fazla katkıda bulunabilen azalan üretkenlik ve ekonomik büyüme ile ilişkilidir.

Paylaşın

Çok Fazla Meyve Yiyebilir misiniz?

Büyük bir meta-analiz, hem meyve hem de sebze tüketmenin çeşitli etkilerini saptamak için dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleştirilen yaklaşık 350 çalışmayı inceledi. Kardiyovasküler olaylar, kanserler ve erken ölümü içeren sağlık sonuçlarına baktılar. Tüm çalışmalar ileriye dönük kohort çalışmalarıydı ve bu nedenle sonuçlar önceki olaylar ile sonuçlar arasındaki ilişkiyi kanıtladı, ancak nedenselliği kanıtlayamadı.

Haber Merkezi / Sonuç olarak, günde 800 gr veya daha fazla meyve ve sebze yemeyi alışkanlık haline getiren bir grup insan – ki bu da şu anda önerilen 5 porsiyona kıyasla oldukça yüksek – olumsuz sağlık koşulları riskini azalttı. Hatta kanser riski 600g işareti civarında azaldı. Bu çalışma aynı zamanda farklı meyve ve sebzelerin çeşitli sağlık koşullarındaki faydalarını belirlemeye çalıştı. Bununla birlikte, bugün çoğu insanın halk sağlığı kurumları tarafından tanıtılan 5 porsiyonu bile yemediği basit gerçeği için bu çalışmanın güncel bir tavsiyeye dönüşmesi pek olası değildir.

Bu, gerçekçi olmayan hedeflerle onlara baskı yapmak istememe iddiasıyla, genel nüfusa hangi tavsiyenin verildiğini belirlemede bilimsel doğruluğun üstesinden gelen klasik bir menfaat durumudur. Bununla birlikte, gerçek şu ki, bir çalışmada, çok genç yetişkinlerden oluşan bir hedef gruba, herhangi bir hatırlatma veya dırdır olmadan fiziksel olarak yiyecek sağlamanın kolayca gerçekleştirilebilir müdahalesi, bu gruptaki porsiyon sayısını hemen günde 1,2 porsiyon artırdı. zihinsel sağlıklarının birçok alanında önemli gelişmeler sağlamanın yanı sıra. 

Bu, kendi seçtikleri meyve ve sebzeleri kabaca aynı miktarda satın almaları ve bunları günde iki kez hatırlatmalarla, istedikleri gibi tüketime hazırlamaları için kupon alan bir kontrol grubunda görülen fayda eksikliğinin aksineydi. bu son mesajlar rahatsız edici değil, faydalı olarak algılansa da. Sonuç olarak, insanların yemek için toplandıkları her yerde taze meyveyi ücretsiz ve erişilebilir kılmak, sonsuz eğitim kampanyalarından ziyade tüketimi artırmanın en iyi yolu olabilir.

Artan meyve ve sebze tüketimi, aşağıdakilere göre 200 g’lık artışlarla analiz edildi:

  • İskemik kalp hastalığı: Tüketimdeki her 200 gr’lık artış, özellikle C vitamini kaynakları ve elma veya armut, meyve suları, yeşil yapraklı sebzeler, havuç ve tatlı patates ile riski %8 oranında azalttı.
  • İnme: özellikle elma veya armut, narenciye, yeşil yapraklı sebzeler ve sebze turşusu tüketiminde 200 gr artış başına risk %16 azalır
  • Genel olarak kardiyovasküler hastalık: Özellikle elma veya armut, narenciye, havuç, yeşil yapraklı sebzeler ve turpgiller (Brassica) familyasının dışındaki diğer sebzelerde 200 gr artış başına %8 azalma
  • Kanserler: Özellikle turpgiller sebzelerde ve günde 600 gr’a kadar artışlarla 200 gr’lık artış başına %3 azalma
  • Tüm nedenlere bağlı ölüm oranı: Özellikle elma veya armut, narenciye, çilek, her çeşit sebze ve patateste 200 gr artış başına %10 azalma

Başka bir deyişle, incelenen yılda (2013) 5,6 milyon erken ölüm meydana geldi çünkü bu kişiler günde 500 gramdan az meyve ve sebze yediler. Öte yandan bunlardan günde 800 gram yemek, yılda 7,8 milyon insanın ölümünü önleyebilir.

Tabii ki, sadece daha fazla meyve ve sebze yemenin hastalıkları yok etmek için sihirli bir değnek olmadığını söylemeye gerek yok. Ama kesinlikle yemeğinizin size karşı değil sizin için çalışmasını sağlamanın en iyi yollarından biridir ve ayrıca fiziksel olarak aktif kalırsanız ve sigara, alkol ve diğer toksinler gibi zararlı şeyler tüketmiyorsanız, muhtemelen yaşamanız muhtemeldir. yapanlardan daha uzun ve sağlıklıdır.

Taze meyve yemek, diyabetin önlenmesinde ve böbrek hastalığı veya diyabetik retinopati gibi diyabetin bazı küçük vasküler komplikasyonlarının riskini %28 gibi şaşırtıcı bir oranda azaltmada bile faydalıdır. Düzenli olarak meyve yiyen kişilerde yeni başlayan tip 2 diyabet riskinin %12 daha az olmasının yanı sıra, bunu yapan diyabetiklerin, haftada bir kereden daha az meyve yiyenlere kıyasla ölüm veya ikincil kardiyovasküler hastalık riskleri %14 daha düşüktü. Elmalar ve armutlar, düşük glisemik indeksleri (GI) ve kana uzun süreli yavaş şeker salınımı nedeniyle tercih edilir. Muzlar, üzümler ve tropik meyveler, karşılaştırıldığında daha yüksek bir GI’ye sahiptir.

İnsanların %20’sinden daha azı diyetlerinin bir parçası olarak meyve tüketiyor ve %6’dan fazlası meyveyi nadiren ya da hiç yemediğini kabul ediyor.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Tereyağı ve Margarin: Hangisi Daha Sağlıklı?

Tereyağı ve margarin, ekmek üzerine sürülmek ve ayrıca yemek pişirmek için kullanılır. Karşılaştırmalı sağlık yararları söz konusu olduğunda, tereyağı ve margarin kullanımı konusunda çok fazla tartışma var.

Haber Merkezi / Önceki yıllarda, bilimsel görüş, tereyağının yüksek yağ içeriğine sahip olduğu ve bu nedenle sağlık için kötü olduğuydu. Bu bağlamda margarin daha sağlıklı bir alternatif olarak tanıtıldı. Ancak daha sonra araştırmacılar, beslenme uzmanları ve sağlık uzmanları, tereyağının yoğun olarak bitkisel yağdan işlendiği için margarinden daha sağlıklı olduğunu fark ettiler.

Bir süt ürünü olan tereyağı, %80-82 süt yağı, %16-17 su, %1-2 süt katılarından oluşur. Tuzlu tereyağı, tatlı veya yağı azaltılmış tereyağı olarak mevcuttur. Tereyağı ayrıca A, D ve E vitaminleri gibi bazı yağda çözünen vitaminlerle birlikte doymuş yağlar, proteinler, kalsiyum ve fosfor içerir.

Margarin ise sıvı bitkisel yağlardan, yağ asitlerini hidrojen ilavesi ile doyuran hidrojenasyon işlemi ile hazırlanır. Hidrojenasyon, yağ asitlerinin moleküler yapısını trans yağlar oluşturacak şekilde değiştirir ve yağın yarı katı bir hal almasıyla sonuçlanır. Bu, margarinin raf ömrünü ve dayanıklılığını artırır ve ayrıca bu yağla pişirilen yiyecekleri daha çıtır yapar. Margarinin kıvamı ne kadar katı olursa, trans yağ yüzdesi o kadar yüksek olur.

Hem tereyağı hem de margarin yaklaşık olarak aynı yağ yüzdesini, yaklaşık %70-80’ini tutar. Hazırlanışları, içerikleri, aroması, besin değeri ve yağ asitlerinin türü bakımından birbirlerinden farklıdırlar.

Margarin , ayçiçeği, kanola, zeytin ve diğer bazı bitkisel yağlardan sentezlenen oldukça rafine bir üründür. Ayrıca gıda asidi (laktik), tuz, su, süt katıları, koruyucular, emülgatörler, sentetik A ve D vitaminleri ve maltodekstrin içerir. Bu yağlar doğal hallerinde çoklu doymamış ve tekli doymamış yağlar gibi doymamış yağlardan oluşur. Hidrojenasyondan sonra bile, tereyağından daha fazla doymamış yağ içerirler. Bu nedenle margarin kullanımı, düşük yoğunluklu lipoprotein veya ‘kötü’ kolesterol seviyesini arttırır ve yüksek yoğunluklu lipoproteinleri (‘iyi’ kolesterol) azaltır.

Ancak, trans yağ miktarı çeşitli margarin türleri arasında değişiklik gösterdiğinden, tüm margarinler sağlıklı değildir. Örneğin, çubuk margarin, küvet margarininden daha fazla trans yağ içerir. Düşük trans yağlar ve yüksek doymamış yağlar içeren bazı margarinler mevcuttur.

Margarin kolesterol içermemesine veya düşük miktarlarda doymuş yağ içermesine rağmen, sağlıksız trans yağ asitleri ve toksik metal (kadmiyum ve nikel gibi) kalıntıları da içerir. Araştırmalar, trans yağ asitlerinin varlığının, çeşitli dokularda artrit ve kolit gibi durumlar üzerinde ciddi bir etkisi olabilen daha yüksek düşük dereceli inflamasyon seviyelerine yol açtığını kanıtlamıştır.

Öte yandan, basit mekanik çalkalama işlemi ile inek, koyun, keçi gibi hayvan sütünden tereyağı üretilir. Yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerir, ancak trans yağ içermez. Yiyeceklerdeki diğer besin maddelerinin emilimini arttırır ve margarinden daha lezzetlidir.

Tereyağı ve margarin tüketiminin etkisi

Margarin değişken fakat yüksek bir trans yağ seviyesine sahip olduğundan, margarin tüketimi, tereyağı ile karşılaştırıldığında kalp hastalığı, kanser ve diğer hastalıkların görülme sıklığının artmasına neden olabilir. Bu nedenle, tereyağı margarinlerden daha sağlıklı kabul edilir. En son Harvard Tıp Araştırmasına göre, kadınlarda margarin alımı, aynı hacimde tereyağı tüketimine göre kalp hastalığı görülme oranını %53 artırıyor.

Farelerde meme kanseri üzerinde, tereyağı ve margarin tüketimleriyle ilgili olarak deneysel bir çalışma yapıldı ve bu, tereyağının meme kanserine karşı koruyucu bir etki sağlayabileceğini gösterdi. Deneyde fareler, tereyağı, dekstrin, aspir yağı ve margarin gibi çeşitli yağlar içeren farklı diyetlerle beslendi. 

Sonuçlar, aspir yağı ve margarin ile beslenen farelerin kansere yüksek oranda eğilimli olduğunu, tereyağı ile beslenen farelerin ise daha düşük kanser oluşumu gösterdiğini gösterdi. Fareler kanserojene maruz kaldığında bile, tereyağı ile beslenen kemirgenler, margarinle beslenen farelere göre daha az kanser vakasına sahipti.

Tereyağındaki laurik asit, candida ve diğer mantar enfeksiyonlarını yok etmede veya bastırmada da önemlidir. Ayrıca tereyağında bol miktarda bulunan yağda çözünen bir vitamin olan A vitamini, normal adrenal ve tiroid fonksiyonları için hayati önem taşır. 

Sağlıklı beslenme

Tereyağı margarine göre daha iyi bir seçim olsa da, fazla kilolu veya obez olan kişilere genellikle tereyağı tüketmemeleri tavsiye edilir. Bu tür insanlar için, kan kolesterol düzeyindeki artışları ve kalp hastalığını önleyebileceğinden, düşük veya hiç trans yağ içermeyen margarin bazen en iyi seçenek olarak kabul edilir.

Bununla birlikte, bu öneri oldukça tartışmalıdır, çünkü margarin birçok katkı maddesi içerir ve tamamen doğal, besleyici yoğun tereyağı ile karşılaştırıldığında tamamen sentetik bir üründür. Bu nedenle diğer birçok araştırmacı, doymuş yağların daha önce düşünüldüğü gibi ölümcül olmadığına işaret ederek, margarin yerine tereyağının ölçülü kullanılmasını tavsiye ediyor. 

Günümüzde trans yağsız margarinler birçok üretici tarafından üretilmekte ve piyasada yaygın olarak bulunmaktadır. Tereyağı yiyemiyorsanız, ürünün beslenme etiketini kontrol ederek trans yağ içermeyen margarinleri seçmek her zaman akıllıca olacaktır.

Paylaşın

Beslenme Psikiyatrisi Nedir?

Beslenme psikiyatrisi , zihinsel sağlık bozuklukları için alternatif tedaviler olarak gıda ve gıda takviyelerinin kullanılması uygulamasıdır. Şizofreni gibi psikotik bozukluklardan demans gibi nörodejeneratif hastalıklara kadar ruh sağlığı bozukluklarına yönelik mevcut tedavilerin çoğu, durumun semptomlarını tedavi etmeye odaklanır. Birçoğu bu semptomları tedavi etmede etkili olsa da, genellikle ciddi yan etkilerle eşleşirler.

Haber Merkezi / Son yıllarda, psikiyatrik bozukluklar ve diyet arasındaki bağlantıları çevreleyen araştırmalarda önemli bir artış olmuştur. Bu nedenle, bu bozukluklar için beslenmeye dayalı tedavileri çevreleyen araştırmalarda bir artış olmuştur. Bu çalışmalardan, bağırsak biyomu ve besin eksiklikleri dahil olmak üzere farklı tedavi hedefleri belirlendi. Mevcut araştırmalar umut vericidir ve psikiyatrik bozuklukların tedavisi için alternatif müdahaleler hakkında fikir vermektedir.

Diyet ve psikiyatrik bozuklukları bağlayan potansiyel yollar

Diyet, şizofreni spektrum bozuklukları, psikoz ve demans gibi ciddi zihinsel sağlık bozuklukları ile ilişkili olabilir. Bağırsak biyomu ve besin eksiklikleri gibi araştırmaların dahil olduğu tespit edilen birkaç potansiyel yol vardır.

Bağırsak biyomu

Araştırmalar, bağırsak biyomu ile depresyon ve şizofreni gibi psikiyatrik bozuklukların gelişimi arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

Bağırsak biyomu, gastrointestinal sistemde bulunan bakteri, mantar ve virüslerden oluşur. Çalışmalar, şizofreni ve psikozlu bireylerin, psikiyatrik olmayan bireylere kıyasla farklı bağırsak mikrobiyal kompozisyonları ile ortaya çıktığını göstermiştir.

Araştırmacılar, birinci dönem psikozlu (FEP) ve FEP olmayan bireylerde bağırsak mikrobiyal bileşimini karşılaştıran bir çalışmada, bağırsak bileşiminin şu şekilde olduğunu buldular: farklı semptom alanları boyunca ciddiyet.

Bu sonuçlar, bağırsağın mikrobiyal bileşimindeki değişikliklerin kişinin bir psikiyatrik bozukluk geliştirme riskini artırabileceğini düşündürmektedir. Araştırmalar, mikrobiyota-bağırsak-beyin ekseninin (MGBA) bu riskin altında olduğunu gösteriyor. MBBA, bağırsakları merkezi sinir sistemi ile birleştirir ve çalışmalar, şizofreni hastalarının MBBA’nın bozulmasıyla ortaya çıkabileceğini göstermiştir.

Besin eksiklikleri

Besin eksiklikleri, söz konusu besinlerin yetersiz alımı veya vücut tarafından zayıf emiliminden kaynaklanır. Araştırmalar, besin eksikliklerinin zihinsel bozuklukların gelişmesi için risk faktörlerinden biri olduğunu göstermektedir.

Örnek eksiklikler arasında B9 vitamini (folat) B6 ve B12 eksiklikleri sayılabilir. Bu B vitaminleri DNA ve protein sentezi için gereklidir. Her ikisi de beyin gelişimi ve bilişte önemli bir rol oynar. Birkaç çalışma, şizofreni hastalarının, psikiyatrik olmayan bireylere göre daha düşük serum vitamin B6 ve B9 (folat) seviyelerine sahip olduğunu göstermiştir.

D vitamini eksikliğinin şizofreni ve bunama hastalarında da oldukça yaygın olduğu gösterilmiştir. D vitamini, zihinsel bozukluklarda dengesiz olduğu bilinen dopamin de dahil olmak üzere nörotransmitter salınımını modüle etmek için gereklidir.

Geleneksel psikiyatriye karşı beslenme psikiyatrisi, hangisi daha etkili?

Beslenme psikiyatrisi non-invazivdir, çok az yan etkisi vardır ve herkes tarafından kolayca erişilebilir. Beslenme psikiyatrisi ile karşılaştırıldığında, geleneksel tedaviler çok ciddi yan etkilere sahip olabilir ve fiziksel sağlığı bozmak için çok az şey yapabilir.

Beslenme tedavilerinin semptomatoloji üzerindeki etkilerine ilişkin kanıtlar, birçok klinik çalışma halen devam etmekte olduğundan hala tazedir. Buna rağmen, beslenme psikiyatrisi, şizofreni ve psikoz gibi başka türlü ihmal edilen ciddi zihinsel sağlık sorunları olan kişilerin fiziksel sağlığına izin verir.

Bu bireylerde ihmal edilen fiziksel sağlık, obezite, diyabet, hipertansiyon ve diğer kardiyovasküler hastalıkların daha yüksek oranlarına yol açmıştır. Buna karşılık, bu yaşam beklentisinde büyük bir azalmaya neden oldu. Bu durumun semptomları, ilaç yan etkileri ve bilişsel bozukluklarla birlikte bu bireylerin yaşam kalitelerinde önemli bir düşüşe neden olur.

Bu nedenle beslenme psikiyatrisi, zihinsel sağlık hastalıklarından muzdarip insanların yaşam kalitesini iyileştirmeye çalışır. Bu nedenle beslenme psikiyatrisi, bu insanların yaşamlarını tek başına geleneksel psikiyatriden daha fazla etkileyebilir. Bu etkiyi genişletmek için daha derinlemesine araştırmalara ihtiyaç vardır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Keten Tohumunun Sağlığa Faydaları Nelerdir?

Keten tohumu, eski çağlardan beri gıda ve endüstriyel lif kaynağı olarak kullanılmaktadır. Keten tohumu, lipidler, protein, diyet lifi ve sağlık yararlarının atfedildiği eikosapentaenoik asit (EPA), dokosaheksaenoik asit (DHA) ve secoisolariciresinol diglukosit (SDG) gibi diğer biyoaktifler dahil olmak üzere birçok makro besin içerir. Bu sağlık yararları kardiyovasküler, hormonal ve metabolik sistemleri kapsar.

Haber Merkezi / Keten tohumu, %40 lipid, %21 protein, %28 diyet lifi, %4 kül ve yaklaşık %6’sını oluşturan lignanlardan oluşur. Kalan %1, şekerler fenolik asitleri içeren diğer çözünür bileşenlerden oluşur. Keten tohumu kayda değer bir yağ içeriğine sahiptir ve tohumun %29 ila 45’ini temsil eder; Kesin değer, konuma, tarımsal iklim koşullarına ve çeşidine bağlıdır.

Alfa-linolenik asit (ALA): Önemli bir biyoaktif molekül

Keten tohumu yağının ana besinsel faydası, yüksek seviyedeki alfa-linolenik asitten (ALA) elde edilir. ALA, toplam yağ içeriğinin %50-60’ını oluşturur. Ancak ALA, keten tohumunda olduğu kadar kolay bulunmaz; tipik olarak, keten tohumu verimli besin emilimini kolaylaştırmak için öğütülmelidir. ALA, de novo sentezlenemediği için esansiyel bir omega-üç yağ asididir.

ALA ayrıca eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) içeren daha uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerine dönüştürülür. Bir çalışma, öğütülmüş keten tohumu veya keten tohumu yağı formunda günde 6 g ALA tüketen deneklerin (iki grup; 18-29 veya 45-69 yaş), plazma DHA ve EPA konsantrasyonlarında bir ay boyunca önemli bir artış gösterdiğini göstermiştir. .

Bununla birlikte, ALA dönüşümünün bu daha uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerine dönüşüm tepkisinde, söz konusu çalışmaların yaş ve cinsiyetindeki farklılıkların yanı sıra farklı diyetlerini yansıtabilecek bir varyasyon vardır. ALA tüketiminin klinik ve halk sağlığı etkileri vardır; nüfusun önemli bir kısmı balık tüketmiyor veya temel EPA’dan zengin balıklara erişemiyor.

Keten tohumu ve kardiyovasküler hastalık (CVD)

Yüksek ALA tüketimi, orta derecede azaltılmış KVH riski ile ilişkilidir. Bununla birlikte, birkaç çalışma arasında sonuçlarda geniş bir çeşitlilik olduğu ve kardiyovasküler sağlık üzerindeki yararlı etkilerine dair kesin kanıtlar gösterilmeden önce ek araştırmaların gerekli olduğu belirtilmelidir.

Genel olarak, ALA, endotel fonksiyonunu ve kan lipid profilini iyileştirerek hücre zarlarının omega-üç yağ içeriğini değiştirerek CVD’ye karşı koruma sağlıyor gibi görünmektedir. ALA’lar ayrıca önemli anti-inflamatuar ve anti-trombotik etkiler de üretebilir. Prospektif çalışmaların bir meta-analizi, ALA alımını iki çay kaşığı öğütülmüş keten tohumu (1.2 g/gün’e eşdeğer) ile artırmanın – ölümcül koroner kalp hastalığı riskini en az %20 azaltabileceği sonucuna varmıştır.

Keten tohumunun diyabet üzerindeki etkisi

Çözünür lif, protein, SGD, bir antioksidan ve ALA içeriği nedeniyle keten tohumu, insülin sekresyonunda ve plazma glukoz homeostazının korunmasında (açlık plazma hemoglobin A1c [HbA1c], glukoz ve insülin ile ölçüldüğü üzere) orta düzeyde bir iyileşmeye neden olabilir. .

Katılımcılara keten tohumu türevi lignin verildiği diğer deneylerde, katılımcılar HbA1c ile ölçüldüğü üzere glisemik kontrolde önemli gelişme gösterdi; bununla birlikte, açlık glukozunda ve buna bağlı olarak iç insülin direncinde ve kan lipid profillerinde herhangi bir değişiklik görülmedi.

CVD’de olduğu gibi, diyet lifi, lignanlar, çözünür lif ve ALA’nın rolü, tümü glisemik kontrole katkıda bulunabilir. Tüm analizler kesin değildir ve çoğu çelişkilidir, bu nedenle keten tohumu ile glisemik kontrol ve diyabet üzerindeki etkisi arasındaki mekanik bağlantıyı belirlemek için daha fazla araştırma gereklidir.

Keten tohumu tüketimi ve hormonal kontrol

ALA aynı zamanda yüksek hayvanlarda inflamasyonu ve bağışıklık fonksiyonunu düzenleyen hormon benzeri eikosanoidlerin biyosentezinde bir ara maddedir. Daha fazla ALA metabolizmasından kaynaklanan EPA ve DHA, endojen olarak resolvinler, nöroprotektinler ve koruyucular olarak bilinen farklı metabolitlere dönüştürülebilir.

  • Resolvinler, (1) güçlü bir anti-inflamatuar etkiye sahiptir, inflamatuar ve anafilaktik reaksiyonların aracıları olan prostanoidlerin (eikosanoidlerin alt sınıfı) hareketlerini bloke ederek inflamasyonun boyutunu sınırlandırır ve (2) bir bağışıklık bölgesi temizleme etkisine sahiptir.
  • Resolvinlerin yanı sıra koruyucular, homeostazı sürdürmek için belirli mekanizmaları harekete geçirmek için çalışan çeşitli organ iltihabı türlerinin çözülmesini destekler.
  • Nöroprotektinler DHA’dan türetilir ve oksidatif, stres kaynaklı pro-inflamatuar gen ekspresyonunu inhibe ederek nöronların bütünlüğünü korur ve bu nedenle hücre hayatta kalmasını destekler.

Keten tohumunun kanser önleyici potansiyeli

Keten tohumu tüketimi, özellikle meme ve prostat kanseri olmak üzere kanser riskinin azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Genel olarak, randomize kontrol çalışmalarının sonuçları, keten tohumu tüketiminin prostat ve meme kanseri için koruyucu olabilecek biyolojik değişikliklerle ilişkili olduğunu göstermektedir.

Meme kanseri bağlamında keten tohumuna atfedilen anti-kanser etkileri, ilgili reseptörlerine bağlanmak ve östrojen üretiminde rol oynayan bir enzim olan aromatazı inhibe etmek için östrojen ve testosteron ile rekabet eden keten tohumu lignanlarının bir sonucu olabilir.

Meme kanseri bağlamında, keten tüketimi, riskin azalması ve tümörlerin büyüme ve boyutunun azalmasıyla ilişkilidir. Yine, menopoz öncesi ve menopoz sonrası kadınları içeren karşıt denemeler ve çalışmalar aynı sonuçları göstermedi. Sonuç olarak, keten tohumunun meme kanseri üzerindeki net etkisini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Bu uyarıcı sonuç, prostat kanseri bağlamında geçerlidir. ALA’nın artmış prostat kanseri riski ile ilişkili olduğunu gösteren epidemiyolojik çalışmalardan elde edilen çelişkili kanıtlar vardır. Bu çelişkili bulgular, farklı prostat kanseri sınıflandırma yöntemlerine ve popülasyon demografik özelliklerine bağlı olabilir.

Genel olarak keten tohumu, anti-inflamatuar, antioksidan ve hormonal ve kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve menopoz ile ilgili sağlık yararlarına yol açan metabolik etkileri kapsayan birkaç biyoaktif bileşen içerir. T

Bütün keten tohumu bileşenlerinin ve biçimlerinin (yağ, müsilaj ve protein) tüketiminin yararlarındaki çeşitlilik, biyolojik aktivite ve sağlık sonuçlarını belirli bileşiklerle ilişkilendiren kesin sonuçlara varılmadan önce biyoaktifin tüm tamamlayıcısının dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte, keten tohumu, sağlık üzerindeki net olumlu etkileri ile ilişkili değerli bir besin kaynağıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın