Buldan’dan Amasra Tepkisi: Kader Planı Değil, Kar Ve Sömürü Planıdır

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Amasra, Soma’nın, Ermenek’in, Zonguldak’ın, Elbistan’ın, Siirt ve Şırnak’ın devamıdır. Hayatların yok olup gitmesinin nedeni; denetimsizliktir, cezasızlıktır, kâr hırsıdır, üretim baskısıdır, kâr azalmasın diye gerekli önlemlerin alınmamasıdır. AKP-MHP iktidarının yönetim zihniyetinin bu ülkeyi nasıl işçi mezarlığına çevirdiğine hepimiz tanığız. Sadece bir yıl içerisinde bin 359 işçi hayatını kaybetti” dedi ve ekledi:

“AKP Genel Başkanı çıkmış, bütün boyutlarıyla soruşturulacağını söylüyor. Buna nasıl inanalım? Hemen ardından da ‘kader planı’ diyerek, tedbirsizliği ve katliamı meşrulaştırma çabası içerisine girdiğini hepimiz gördük ve tanıklık ettik. Kesinlikle kader planı değildir. İşçilerin canı ve kanı üzerinden yapılan kâr ve sömürü planıdır asıl sebep! Emekçinin canı üzerine kurulan zenginler sofrasıdır asıl sebep.”

Buldan, konuşmasının devamında, “Biz, iktidarınızın bu konudaki sicilini Soma’dan çok iyi biliyoruz. Tam 8 yıl oldu, ortada adalet yok! 301 madencinin katledilmesinin sorumluları iktidar tarafından korundu ve kollanmaya da devam ediyor. Üstelik işçilerin kafasına tekme atan özel kalem müdürünüzü de ekonomi ateşesi yaparak ödüllendirdiğinizi biliyoruz ve bunu unutmadık” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme dair açıklamalarda bulundu. Konuşmasının büyük bölümünü Amasra’da yaşanan maden faciasına ayıran Buldan şunları söyledi:

“Amasra, Soma’nın, Ermenek’in, Zonguldak’ın, Elbistan’ın, Siirt ve Şırnak’ın devamıdır. Hayatların yok olup gitmesinin nedeni; denetimsizliktir, cezasızlıktır, kâr hırsıdır, üretim baskısıdır, kâr azalmasın diye gerekli önlemlerin alınmamasıdır. AKP-MHP iktidarının yönetim zihniyetinin bu ülkeyi nasıl işçi mezarlığına çevirdiğine hepimiz tanığız. Sadece bir yıl içerisinde bin 359 işçi hayatını kaybetti.

AKP Genel Başkanı çıkmış, bütün boyutlarıyla soruşturulacağını söylüyor. Buna nasıl inanalım? Hemen ardından da ‘kader planı’ diyerek, tedbirsizliği ve katliamı meşrulaştırma çabası içerisine girdiğini hepimiz gördük ve tanıklık ettik. Kesinlikle kader planı değildir. İşçilerin canı ve kanı üzerinden yapılan kâr ve sömürü planıdır asıl sebep! Emekçinin canı üzerine kurulan zenginler sofrasıdır asıl sebep.

Biz, iktidarınızın bu konudaki sicilini Soma’dan çok iyi biliyoruz. Tam 8 yıl oldu, ortada adalet yok! 301 madencinin katledilmesinin sorumluları iktidar tarafından korundu ve kollanmaya da devam ediyor. Üstelik işçilerin kafasına tekme atan özel kalem müdürünüzü de ekonomi ateşesi yaparak ödüllendirdiğinizi biliyoruz ve bunu unutmadık. Soma için hukuk mücadelesi veren Sevgili Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay tutukludur. Buradan kendilerine selamlarımızı ve saygılarımızı gönderiyorum. İşte tam da bu cezasızlık politikasıdır, maden şirketlerini asıl cesaretlendiren.

Kamuoyunda da yansıdı. Sayıştay denetimlerinde tespit ettiği risklerle ilgili olarak Türkiye Taş Kömürü İşletmesine ciddi uyarılarda bulunulmuş. Ama dinleyen kim? Kimse dinlemiyor. Bu uyarıların gereği yapılmadı. İşçinin canı azalabilir ama kâr asla azalmasın! İşte bu iktidarın zihniyeti tam da budur. Aileler gözyaşı dökerken, AKP Genel Başkanı hafızalardan silinmeyecek bir söz sarf etti. ‘Hamdolsun 24 saati geçmeden 41 şehidimize ulaştık’ dedi. Evet, 24 saat geçmeden gerçek zihniyetlerini göstermeyi bir kez daha başardılar! Konuştukça batıyorlar! Battıkça yerin dibine giriyorlar.

Allah’tan korkun, 41 can yaşamını yitirmiş, sizin hesabınız onlara ulaşım saati. Bari konuşmayın, bari susun, bari bu kadar canın yitirilmesine saygı duyun. Ama nafile. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı yaptıklarıyla övünüyor. Türkiye sanki çağ atlamış. Bu 41 can hikayeleri olan, aileleri olan, kuzuları olan bugün toprağın altında olan canlardır. Sizin göreniniz onların can güvenliğini sağlamaktır.

Onların hayatlarını kaybettikten sonra cenazelere ulaşmadaki saat süresi olamaz. Bir kez daha bu ülkede canlara verilen, işçilere emekçilere verilen, kıymeti bir kez daha gözler önüne serdiler. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun. Giden canlar bunların umurunda değildir. Giden canlar bunların umurunda değil. Onlar için önemli olan; varsa yoksa iktidarlarının itibarıdır, algıdır. İnsan yaşamını öncelikli görmeyen bu zihniyeti herkes iyi görmeli ve tanımalıdır. Asıl mücadele edilmesi gereken işte bu anlayıştır, bu zihniyettir.

“Amasra’yı unutmayacağız, unutturmayacağız”

Bizler HDP olarak bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız ve kapatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yaşamını yitiren bir madencinin eşi ‘üzerini örtmeyin bu bir cinayettir’ diye haykırdı. Biz de buradan söz veriyoruz. Evet, Amasra’yı unutmayacağız, unutturmayacağız. Üzerinin örtülmesine asla izin vermeyeceğiz. Parti olarak elbette ki heyetimiz ilk günden Bartın’a gitti, gerekli incelemelerde bulundu, işçilerle, sendikayla görüşmeler gerçekleştirdi. Raporumuzu da en kısa sürede kamuoyuyla paylaşacağız.

Buradan şu çağrıyı bir kez daha yapmak istiyorum: İnsan yaşamını hiçe sayan bu vahşi sömürü çarkına karşı emeğin birliğini bu ülkede mutlaka yaratmak zorundayız. Sermaye daha fazla kazansın diye verecek, kaybedecek tek bir canımız yoktur, olmamalıdır. Bir kişi daha eksilmemek için çoğalmak, dayanışmak ve örgütlülüğümüzü büyütmek zorundayız. Bu tarihi bir görevdir. Bu aynı zamanda tarihi bir sorumluluktur. İktidarın kurduğu sömürü karteline karşı emeğin ülkesini, emekçilerin yönettiği bir düzeni hep birlikte yaratmak zorundayız.

8 arkadaşıyla fotoğrafını paylaşıp ‘Bir ben kaldım’ diyen değerli maden işçisi kardeşime de diyorum ki; sizler asla yalnız değilsiniz. Milyonlar sizinledir. HDP sizinledir. Türkiye’nin demokratik vicdanı sizinledir. Hakikat ve adalet sizlerle birlikte olmaya devam edecektir.”

Buldan’ın gündeminde AKP-MHP’nin yarattığı yoksulluk ve rant rejimine yönelik eleştiriler de vardı. “Ülke olarak yaşadığımız yoksulluğun, sefaletin, ölümlerin ve adaletsizliklerin nedeni AKP-MHP iktidarının oluşturduğu büyük rant ve talan düzenidir” diyen Buldun, konuşmasına şöyle devam etti: “Rant düzenleri her yerinden patlamaktadır. Kirlilik, artık halının altına sığmayacak boyutlara varmıştır. Sayıştay raporları, çürümenin boyutlarını çok net ortaya koymaktadır. Bartın’da iş sağlığı ve güvenliğine gelince kaynak yok, ama başka yerlere gelince kaynak çok.

Merkez Bankası bürokratları için hukuka aykırı bir biçimde yapılan 45 milyon liralık özel sağlık sigortası harcamasına bolca para var. TMSF bürokratlarının 18 milyon liralık özel sağlık giderine para var. Ama işçinin can güvenliği için bu ülkede kaynak ne yazık ki yok! Bartın’da ve diğer maden işletmelerinde iş güvenliği için gerekli ekipman ve teçhizata kaynak yok, ama günlük mal ve hizmet giderine 5 milyon TL harcayan Saray için sınırsız kaynak var.

Çürümenin hangi birini anlatalım. Gerçekten bu çürümeyi burada anlatmaya saatlerin yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Yandaş enerji dağıtım şirketleri, ARGE faaliyeti adı altında yaptıkları 117 milyon 484 bin liralık harcamayı usulsüz bir biçimde halkın elektrik faturasına yansıtmışlar. Yemişler, içmişler, faturayı da halka ödettiriyorlar. Bütün halkımızın bundan artık haberdar olması gerekiyor. Yurttaşlarımız bu gerçeği iyi bilmelidir. Yine 2010 yılından bu yana orman sınırları dışına çıkartılan alan toplam 6 milyon 194 bin hektardır. Yani iki büyük ölçekte şehir kadar orman arazisini rant düzenine kurban etmiş durumda olduklarını artık halkımızın bilmesi gerekiyor. Boşuna yutan Saray demiyoruz! Bu saray yutan saraydır, yutan saray.

Halkın geçim kaynaklarını halkın geleceğini yutan bir Sarayla karşı karşıyayız. Daha sayısız örnekler var. Arkadaşlarımız bütçe görüşmelerinde bu bulguları tek tek ortaya koyacak ve iktidardan hesabını soracak. İşte tüm bu örneklerden yola çıkarak çürüme var diyoruz. Bu ülkenin kaynaklarını, arazilerini, vadilerini, ormanlarını haraç mezat satan, rant alanına çeviren bir iktidarla karşı karşıyayız. Türkiye’nin en büyük işletmesi de AKP’dir, Saray’dır. Türkiye’yi resmen işletiyorlar! Çok açık ve net ifade ediyoruz. Resmen Türkiye’yi işletiyorlar bu kadar açık ve basit.

2023 bütçesinde halk yok

Dün 2023 yılı bütçe teklifini açıkladılar. Savunma adı altında savaş politikalarına ayrılan pay 468,7 milyar TL’dir. 2022 bütçesinin tam iki katıdır. Yine bütçede, faiz giderlerine ayrılan kaynak 565,6 milyar liradır. Faize karşı olduğunu söyleyen iktidar, faiz lobisine dönüşmüş durumdadır. Bu rakamlardan bunu da anlıyoruz tabii ki. Bütçelerinde faiz lobisi var, savaş lobisi var. Ama halk yok. Emekçi yok! İşçi, kadınlar, gençler, yoksullar, emekliler yok! Bunun adı yokluk bütçesidir! Ama bir adı daha var. Yolcu Abbas’ın gidiş bütçesidir! Bu böyle sürmeyecek, gidecekler. Göndereceğiz, bunların gidişinden başka çaremiz yok. Türkiye halkları karar verdi AKP-MHP ortaklığını gönderecek. Veda bütçeleridir! Bu böyle sürmeyecek! Bunları göndereceğiz!”

Yürürlüğe giren Sansür Yasası’na yönelik de konuşan Buldan, iktidarın bu tür politikalardan sonuç alamayacağını ifade etti. Yolsuzluklar ve halkın yaşadığı sefalet konuşulmasın diye sansür yasasının çıktığını belirten Buldan, şöyle devam etti: “Sansür yasası AKP-MHP’yi koruma ve yaşatma yasasıdır. Dezenformasyon yasası kesinlikle değildir. Türkiye’de dezenformasyonun tek bir kaynağı ve merkezi var, o da AKP-MHP iktidarıdır, yani Saray’dır. Halen Kabataş yalanını savunan bir zihniyet yalan haberden şikâyet ediyorsa, önce bir aynaya bakılsın!

“Gerçekler gün yüzüne çıktıkça korkuyorlar”

Güya yalan haber nedeniyle kamuoyu endişe ve paniğe sürükleniyormuş! Bu da yalan! Yasa metninin kendisini de zaten yalanlarla dolu bir metindir. Asıl korku, panik ve endişeye kapılan iktidarın kendisidir. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça korkuyorlar. Kaybedeceklerini biliyorlar.

Bu kaybetme bilgisi ve korkusu onları bu yasaları çıkarmaya itiyor. Seçimler öncesi, iktidarlarının yolsuzluk ve rüşvet ifşaatları çarşaf çarşaf ortaya serilmesin diye kendilerince önlem alıyorlar. Hangi yasayı çıkartırlarsa çıkartsınlar, kendi çöküşlerini durduramayacaklar. Rüşvet ve yolsuzluk çarkının ortaya çıkmasını engelleyemeyecekler. Bizleri, demokratik kamuoyunu, özgür basını ve halkı susturmaya güçleri asla yetmeyecek. Konuşan, itiraz eden, sorgulayan ve hesap soran bir toplumu, demokratik siyaseti karşılarında görmeye devam edecekler. HDP’yi karşılarında görmeye devam edecekler. Bu kadar basit.

İktidara diyorum ki, siz, Gobbels’in yolundan gitmeye devam edin! Hakikatler ve sosyal medyanın gücü karşısında kesinlikle yenileneceksiniz! 7/24 yürüttüğünüz büyük yalan propagandanız Twitter’ın 280 karakteri karşısında tuz buz olmaya devam edecektir. Bunların haksızlıklarını, hukuksuzluklarını her yerde anlatmaya devam edeceğiz.”

Buldan, HDP İzmir il binasında Deniz Poyraz’ın katledilmesine dair devam eden davanın Şakran Cezaevi’nde görülmesine karar verilmesine tepki gösterdi. Katilin ve arkasındaki güçlerin korunmasının amaçlandığını söyleyen Buldun, şunları söyledi: “Bir başka örnek daha vermek isterim. Geçen hafta Deniz Poyraz duruşmasında yaşananlar bu ülke gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.

İzmir’de adaletin giremediği duruşma salonuna biber gazı girdi. Kolluk güçleri arbede çıkardı, avukatlara, aileye, katılımcılara gaz sıktı. Deniz Poyraz’ın kardeşine kolluk güçlerince şiddet uygulandı. Sonra da sahiplenilmesini engellemek için davayı Şakran’a kaçırdılar. Kısacası, kapkaç yaptıklarını biliyoruz! Şakran’da da insanların yüzüne gözüne gaz sıkıldığına tanıklık ettik. Hukuksuzlukta tam gaz devam ettiklerini gördük! Bütün bunları; katilin ve arkasındakilerin güçlü olduğunu göstermek için yaptıklarını gayet iyi biliyor ve görüyoruz.

“Katil kesinlikle yalnız değildir!”

Katil ifadesinde, “Kapatma iddianamesinde benim bu cinayeti neden işlediğim yazıyor” diyerek, asıl gücü kimlerden aldığını, kimlerle işbirliği yaptığını açıkça itiraf etti. “Ben yalnız değilim” demiş durumdadır. Biz de zaten en başından bu yana bunu söylüyoruz. Katil kesinlikle yalnız değildir! Onun Ankara’da vardır, katilin arkasında belli odaklar ve güçler vardır, onun Ankara’da sahipleri ve ortakları vardır dedik. Demeye de devam edeceğiz.

İzmir katliamını organize edenlerle, HDP’nin demokratik siyasetini kumpas ve kapatma davalarıyla engellemek isteyenler aynı güçtür, aynı ellerdir dedik, demeye de devam edeceğiz. Bu elin bir parmağı İzmir’de, Deniz’i katlederken ortaya çıktı, diğer parmağı ise kumpas davalarını, kapatma davasını organize etti. Biz bu eli, Süleymaniye’de, Kürt kadın Gazeteci Nagihan Akarsel’in katledilmesinden çok iyi tanıyoruz. Bu eli ve yüzü, Yüksekova’da Habip Eksik vekilimizin kemiklerinin kırılmasından çok iyi tanıyoruz.

Aradan iki hafta geçti, tek bir soruşturma yok. Görevden alınan tek bir isim yok. Biz bu yüzü, HDP Gençlik Meclisi üyelerine yönelik gözaltı, baskı, tehdit, kaçırma dahil her gün yürütülen çetevari yöntemlerden tanıyoruz. Biz bu eli 589 gündür adalet diye haykıran Emine Şenyaşar’ın karşısına örülen duvarlardan tanıyoruz. Bu eli ve yüzü Roboski’den, Suruç ve Ankara Gar katliamlarından iyi tanıyor ve biliyoruz. Bu eli 1990’lardaki faili belli cinayetlerden, beyaz Toroslardan, siyasi cinayetlerden biliyoruz.

Ama bu elin sahipleri de şunu bilsin ki; sizin karşınızda da diz çökmeyen ve biat etmeyen, asla size boyun eğmeyen milyonlar var! Bu milyonların mücadelesi var. Haksızlıklarla hukuksuzluklarla, katliamlarla kumpaslarla bu yürüyüşü asla durduramayacaksınız.

Bu savaş ve talan düzeninin bedelini sadece Kürt halkı değil, tüm toplum ödemektedir. Kürt halkına her gün düşmanlık yapan bu savaş düzeni, talan ve rant politikasıyla da işçiye, emekçiye canıyla, kanıyla bedel ödettirmektedir. Deniz Poyraz’ı ve Nagihan’ı katleden mekanizmayla, Soma’da, Bartın’da maden ocaklarında işçileri ölüme gönderen, katledenlerin güç ortaklığı var. Roboski katliamı ile Soma ve Bartın katliamları arasında doğrudan bağ vardır. Bu ortaklığın adı emek ve emekçi düşmanlığıdır, aynı zamanda Kürt düşmanlığıdır, kadın düşmanlığıdır. Bu kan ve rant ortaklığıdır. Tecrit ve işkence ortaklığıdır. Bu ortaklığı herkesin iyi görmesi gerekir.

İşte bu mekanizma, Kürtlerin karşısına engizisyon mahkemesi, Deniz Poyraz davasında olduğu gibi ‘abiciğim’ mahkemeleri olarak çıkmaktadır. Bu kötülük düzeni maden katliamlarında ise emekçilerin karşısına patronları koruyan sermaye yargısı olarak çıkmaktadır. İş cinayetlerinde, maden cinayetlerinde sorumluları koruyanlarla, demokratik siyasete komplo tertipleyen, seçilmişleri tutuklayan, ayağını kıran, kayyım darbesi yapan zihniyetin suç ortaklığı var. Bunun çok net görülmesi gerekir.

Dün, Sevgili Leyla Güven arkadaşımıza 11 yıl, 7 ay intikam cezası verdiler. Gerekçe; propaganda yapmak! Leyla arkadaşımızın tek yaptığı barış ve demokratik siyaset hakkını savunmaktır. Ortada bir propaganda varsa ki var, o da faşizmin propagandasıdır. Onu da verdikleri cezayla yapıyorlar! Hukuku çiğneyerek propaganda yapıyorlar! Buradan sevgili Leyla Güven’e kucak dolusu sevgilerimizi gönderiyoruz. Bu ülkede barış ve özgürlük talepleri kelepçeliyse, Kürt sorununa çözüm arayışları tecrit altındaysa, cezaevleri işkence haneye dönüştürülmüşse, işte savaş ve talan siyasetinin beslendiği yer tam da bu zihniyettir.

“Mücadele ortaklığı bizim varlık gerekçemizdir”

Bu nedenle karşımızdaki bu ortaklığa karşı adalet ve hakikat mücadelesinde, demokrasi, barış ve emek mücadelesinde birleşmemiz gerekir. Ayrı ayrı değil, birlikte mücadele diyoruz. Bu birleşmeyi başardığımızda inanın ki tüm rüzgâr bizlerden, halklarımızdan, emekçilerden yana olacaktır. Adalet, barış ve emeğin hakkı bizim olacaktır. Ve o günler de kesinlikle yakındır! İşte HDP tam da bunun için vardır. Mücadele ortaklığı bizim varlık gerekçemizdir. Bundan bir milim geri adım atmayacağız.

Evet, üç gün önce 10’uncu kuruluş yıl dönümümüzdü. Daha dün gibi çok yeniyiz, genciz ve heyecanlıyız. Ama bir asırlık çınar gibi de köklüyüz ve güçlüyüz. Dünyada eşi benzeri görülmemiş baskı ve saldırılara karşı direne direne, büyüye büyüye bugünlere geldik. Büyümeye ve direnmeye devam edeceğiz.

Yediden yetmişe herkesin büyük umudu olan HDP’mizi dimdik ayakta tutmayı başardık. Faşizme ser vermedik, baş eğmedik, yol vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz, vermeyeceğiz, vermeyeceğiz! Tüm çökertme planlarına karşı demokratik siyasette ısrar ettik, diyalog ve müzakere çizgimizden asla ödün vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Ortak ve eşit gelecek umudunun, barış umudunun çökertilmesine asla izin vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz. Korku iklimini kırdık. Faşizmin dayattığı esaretin karşısında toplumsal cesareti ve umudu her defasında büyüttük. Büyütmeye devam edeceğiz. Fırtınalara karşı destansı bir mücadeleyle geçen bu 10 yılımızın başarıları gelecek 10 yılların en güçlü referansı ve teminatıdır.

“İddialıyız ve aynı zamanda kararlıyız”

HDP, Kürd’ün, Türk’ün, Alevi’nin, Ermeni’nin, Süryani’nin, Laz’ın, Çerkes’in, Pomak’ın, Arabın, Çerkes’in, Roman’ın, her kimlik ve inançtan toplumun barış içerisinde eşitçe bir arada yaşayabilme imkânının olduğunu ortaya çıkarmıştır, bir kez daha herkese göstermiştir. HDP, Türkiye halklarının ortak demokrasi gücüdür. Demokrasi güçleriyle oluşturduğumuz emek ve özgürlük ittifakını daha da genişleterek, Türkiye’nin en güçlü toplumsal ittifakı haline getireceğiz.

Biz Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümünde kilit bir noktadayız ve talibiz. İddialıyız ve aynı zamanda kararlıyız. Üçüncü yoldan başlattığımız büyük yürüyüşle, halkımızın ve ittifaklarımızın gücüyle değiştirmeye, dönüştürmeye ve çözmeye geliyoruz. Bundan herkesin haberi olsun. Önümüzdeki seçimlerde ülkeyi büyük değişime ve güçlü demokrasiye ulaştıracak anayol HDP’nin üçüncü yoludur.

Israrla tali yollardan gitmek isteyenler unutmasın! Tali yollardan demokrasiye çıkmaz! Tali yollardan demokrasiye varılmaz! Ülkeyi yıkımdan kurtararak, eşit ve ortak geleceğe taşıyacak temel anahtar güç HDP’dir. Ben buradan ‘artık yeter’ diyen tüm topluma, ezilenlere, emeği sömürülenlere, ayrımcılığa uğrayan herkese sesleniyorum. Seçeneksiz değilsiniz! Gelin; barış için, adalet için, emeğin hakkı için, eşitlik ve özgür bir yaşam için en büyük demokratik birliği hep birlikte sağlayalım. Güç birliğini büyütelim ve ülkenin ortak gücüne dönüştürelim. Birlikte değiştirelim. Birlikte kazanalım diyorum. Birlikte başaralım.

Son olarak önceki dönem milletvekilimiz, sevgili Gülser Yıldırım tahliyesi hepimizi çok mutlu etti. Gülser Yıldırım arkadaşımıza aramıza hoş geldin diyorum darısı cezaevinde olan tüm arkadaşlarımızla kavuşmamız olsun diyorum. Geldiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum, yolumuz ve yolunuz açık olsun!”

Paylaşın

’10 Ekim Ankara Katliamı’ Ana Davası Yeniden Görülecek

’10 Ekim Ankara Katliamı’ ana davasında verilen kararları büyük oranda onayan Yargıtay, bazı teknik aksaklıklar tespit edip, tutuklu Erman Ekici yönünden bozma kararı verdi. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen bozma kararı sonrası ana dosyada ilk duruşma 19 Ekim Çarşamba günü saat 10.00’da Ankara Adliyesi’nde görülecek.

10 Ekim Ankara Katliamı davasında verilen kararlara yapılan itirazlar üzerine Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi temmuz ayında kararını açıkladı. 10 Ekim ana davasında verilen kararları büyük oranda onayan Yargıtay, bazı teknik aksaklıklar tespit edip, tutuklu Erman Ekici yönünden bozma kararı verdi.

Yargıtay’ın kararından aylar sonra 10 Ekim Avukat Komisyonu üyelerine yeni bir duruşma tarihi tebliğ edildi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın aktardığına göre, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen bozma kararı sonrası ana dosyada ilk duruşma 19 Ekim Çarşamba günü saat 10.00’da Ankara Adliyesi’nde görülecek.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi ana davaya ilişkin kararında sanık Erman Ekici hakkında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçlamasıyla kurulan mahkûmiyet kararını bozmuştu. Yüksek yargı Ekici’ye ilişkin dosyada yer alan bilgi ve belgeleri incelemiş, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan hakkında dava bulunmayan Ekici’nin bu suçlama ile de yargılanması gerektiğini ifade etmişti. Yargıtay, Ekici hakkında Ankara ve Antep’te çeşitli suçlamalar ile açılan dosyaların da birleştirilmesi gerektiğini kararında vurgulamıştı.

10 Ekim Barış Derneği Başkanı ve dava Avukatlarından Mehtap Sakinci Coşgun, Yargıtay’ın duruşma kararından avukatların haberi olduğunu, diğer illerdeki 10 Ekim ailelerine haber veremediklerini söyledi. Duruşmada teknik düzeltmeler ile Erman Ekici yönünden birleştirme kararı verilmesini beklediklerini ifade eden Coşgun, “Herkese tebligat çıkartılıp herkesin duruşmaya davet edilmesi gerekirdi. Duruşmaya çok az insan davet edilmiş. Sınırlı bir işlem yapmaya çalışıyor. Bütün yaptıkları usul hataları istinaf ve Yargıtay’da onandığı için mahkeme bu konuda çok rahat. Tahminimiz birleştirme yapacaklar” ifadelerini kaydetti.

Katliam davasında ne oldu?

10 Ekim Katliamı’na ilişkin açılan davanın ilk duruşması katliamdan bir yıl sonra; 7 Kasım 2016’da Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlamıştı Tur duruşmaları şeklinde süren dava, katliamın üzerinden geçen yaklaşık üç yıl sonra sonuçlanmıştı. Ağustos 2018’de 17’si firari 19’u tutuklu 36 sanığın yargılandığı davada dokuz sanığa 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi ve tutuklular tahliye edilmedi.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi 10 Ekim Ankara Katliamı davasında verilen kararların ardından yapılan temyiz başvurularını incelemiş KESK, DİSK, TMMOB, TTB, HDP, CHP, Halkevleri, İnsan Hakları Derneği ve katliamda hayatını kaybedenlerin aileleri tarafından kurulan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneğinin katılan sıfatıyla yaptığı temyiz başvurusu için ret kararı vermişti.

Yargıtay sanıklar Yakub Şahin, Hakan Şahin, Hacı Ali Durmaz, İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Talha Güneş, Abdülmubtalip Demir ve Metin Akaltın hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “kasten öldürme “suçlarından kurulan mahkûmiyet kararının onanmasına hükmetmişti. Öte yandan Yargıtay sanıklar Yakub Şahin, Hüseyin Tunç, Abdülmubtalip Demir, Metin Akaltın ve Burak Ormanoğlu hakkında “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi” suçlamasından kurulan mahkûmiyet kararını, sanıklar Metin Akaltın ve Burak Ormanoğlu hakkında “6136 sayılı Kanun’a muhalefet” suçundan kurulan mahkûmiyet kararının ve sanıklar Burak Ormanoğlu, Suphi Alpfidan, Mehmedin Baraç, Yakup Karaoğlu, Nihat Ürkmez, Abdulhamit Boz ve Yakup Yıldırım hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan kurulan mahkûmiyet kararını onamıştı.

Katliama ilişkin 16 firari sanık ile insanlığa karşı suçtan yargılanan tek tutuklu sanık Erman Ekici’nin yargılandığı dava ise sürüyor. Firari sanıklar yönünden devam eden yargılamanın 18’inci duruşması 27 Aralık 2022 tarihinde görülecek.

Paylaşın

ABD Büyükelçisi’nden Dikkat Çeken Türkiye Ve Yunanistan Açıklaması

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake, “NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile güvenlik alanında işbirliğimiz, ortaklardan biri lehine taraf tutmaya ya da denge bozmaya yönelik bir tutuma dayanmamaktadır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Şu anda ortak çabalarımız, Rusya’nın Ukrayna’daki acımasız ve nedensiz savaşını sonlandırmaya odaklanmaktadır.”

Flake, açıklamasının devamında, “Yunanistan ile savunma alanındaki işbirliğimiz, Ukrayna’yı ve Orta ve Doğu Avrupa’daki NATO müttefiklerimizi destekleyerek NATO’nun doğu kanadını güçlendirmektedir. NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile paylaştığımız başlıca hedef, bölgenin tamamında barışın, güvenliğin ve istikrarın sağlanmasıdır.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ve Yunanistan arasında gerilim sürerken Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake’den dikkat çeken açıklamalar geldi. Flake’in açıklaması şu şekilde:

“Son dönemde bana ABD’nin Ege’de güvenliğe ilişkin pozisyonunda bir değişiklik olup olmadığı sorusu yöneltiliyor. Bu soruya cevabım “Hayır”. NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile güvenlik alanında işbirliğimiz, ortaklardan biri lehine taraf tutmaya ya da denge bozmaya yönelik bir tutuma dayanmamaktadır. Şu anda ortak çabalarımız, Rusya’nın Ukrayna’daki acımasız ve nedensiz savaşını sonlandırmaya odaklanmaktadır.

“Türkiye, özellikle gıda güvenliğini ileri bir noktaya taşıyarak ve Ukrayna ile Rusya arasında diyaloğu gerçekleştirerek değerli bir destek sağlamayı sürdürmektedir. Yunanistan ile savunma alanındaki işbirliğimiz, Ukrayna’yı ve Orta ve Doğu Avrupa’daki NATO müttefiklerimizi destekleyerek NATO’nun doğu kanadını güçlendirmektedir. NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile paylaştığımız başlıca hedef, bölgenin tamamında barışın, güvenliğin ve istikrarın sağlanmasıdır.”

 

Paylaşın

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Bütçesi Altı Bakanlığı Geride Bıraktı!

2023 yılı için Diyanet İşleri Başkanlığı’na 35 milyar 910 milyon 653 bin TL’lik bütçe ayrıldı. Günlüğü ortalama 98 milyon TL’ye denk düşen bütçe, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Şehircilik, Ticaret, Dışişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesini geride bıraktı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2023 bütçesi ise, yüzde 72 artışla 6 milyar 637 milyon TL olarak belirlendi. TBMM’nin bütçesi ise 5 milyar 580 milyon TL oldu.

Cumhurbaşkanı Reeep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu. Teklife göre, 16,1 milyar TL’lik bütçe ile 2022’ye başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’na ise bu kez yüzde 117 artışla 35 milyar 910 milyon 653 bin TL’lik bütçe ayrıldı.

Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan teklife göre gelecek yılın bütçe gider 4 trilyon 469 milyar TL, bütçe geliri ise 3 trilyon 810 milyar TL olarak hedeflendi. Orta Vadeli Program’da öngörülen merkezi yönetim bütçe hedefleri de hazırlanan bütçe kanunda yer aldı.

659 milyar TL’lik açığın beklendiği teklife göre, iktidarın Diyanet’e bütçeden ayırdığı pay bu sene de dikkat çekti. 16,1 milyar TL’lik bütçe ile 2022’ye başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bu kez yüzde 117 artışla 35 milyar 910 milyon 653 bin TL’lik bütçe ayrıldı. Günlüğü ortalama 98 milyon TL’ye denk düşen bütçe, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Şehircilik, Ticaret, Dışişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesini geride bıraktı.

TBMM’ye 5,5 milyar TL ödenek

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre, önceki yıl 3,8 milyar TL’lik bütçeye sahip olan Cumhurbaşkanlığı’nın 2023 bütçesi, yüzde 72 artışla 6 milyar 637 milyon TL olarak belirlendi. TBMM’nin bütçesi ise 5 milyar 580 milyon TL oldu.

Teklife göre, bakanlıkların 2023 yılı bütçeleri şu şekilde:

  • Hazine ve Maliye Bakanlığı: 2 trilyon 210 milyar TL
  • Milli Eğitim Bakanlığı: 435 milyar 351 milyon TL
  • Sağlık Bakanlığı: 293 milyar 368 milyon TL
  • Milli Savunma Bakanlığı: 182 milyar 770 milyon TL
  • Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı: 166 milyar 382 milyon TL
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: 160 milyar 348 milyon TL
  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı: 149 milyar 868 milyon TL
  • Tarım ve Orman Bakanlığı: 133 milyar 682 milyon TL
  • Adalet Bakanlığı: 75 milyar 603 milyon TL
  • Gençlik ve Spor Bakanlığı: 66 milyar 544 milyon TL
  • Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 36 milyar 65 milyon TL
  • İçişleri Bakanlığı: 32 milyar 631 milyon TL
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı: 24 milyar 321 milyon TL
  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı: 18 milyar 861 milyon TL
  • Ticaret Bakanlığı: 17 milyar 124 milyon TL
  • Dışişleri Bakanlığı: 16 milyar 778 milyon TL
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı: 16 milyar 505 milyon TL

Ekonomik sınıflandırmalara göre dağılım

Teklife göre, 2023 yılı bütçe ödeneklerinin ekonomik sınıflandırmaya göre dağılımı şu şekilde olacak:

  • Personel giderleri için toplam 1 trilyon 102,7 milyar TL
  • Mal ve hizmet alım giderleri 318,7 milyar TL
  • Cari transferler 1 trilyon 682 milyar TL
  • Sermaye giderleri 315,8 milyar TL
  • Sermaye transferleri 37,3 milyar TL
  • Borç verme giderleri 359,2 milyar TL
  • Yedek ödenekler 88,2 milyar TL
  • Faiz giderleri 565,6 milyar TL
Paylaşın

‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ Yürürlüğe Girdi

Muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak nitelendirdiği, AK Parti ve MHP’nin “dezenformasyonla mücadele” gerekçesiyle hazırladığı, Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin yasa teklifi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Haber Merkezi / Yeni yasayla “halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse” 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılabilecek.

Dezenformasyonla Mücadele Yasası ile internette hizmet veren platformlara, yayıncılara ve servis sağlayıcılarına çeşitli yükümlülükler getiriliyor. 29 madde hariç özetle;

“Resmi ilanlar, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayımlanacak.

Basın kartı talep eden medya mensuplarının ve enformasyon görevlilerinin ilgili Kanun kapsamına dâhil edilmesi öngörülüyor.

İnternet haber sitelerinde çalışanlar basın mensubu sayılacak.

Çocukların, internette veya sosyal medyada yasa dışı, ahlaki değerlere aykırı ve zararlı olabilecek içeriklere maruz kalmasının önüne geçilebilecek. Çocukların, gençlerin ve ailenin, internetin yasa dışı içerikleri hakkında bilinçlendirilmesi ve güvenli kullanımı konusunda bilgilendirilmesi için Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne ilave görevler verilecek.

Tüm haber siteleri, yayınladıkları içerikleri saklamak zorunda olacak. Yasa, hukuka aykırı içeriklerin yok edilmesinin veya keyfi olarak ortadan kaldırılmasının önüne geçmeyi amaçlıyor.

Bir içerik için verilen kaldırma kararı, tüm site ve platformlarını kapsayacak. Her site için ayrı ayrı karar çıkartılmasına gerek kalmayacak.

Haber sitelerini desteklemek amacıyla belli kurallar çerçevesinde resmî ilan ve reklamlar, haber sitelerinde yayınlanabilecek.

Bir haber sitesi künyesiz bir şekilde faaliyet gösteremeyecek.

Bir gazete için geçerli kurallar, haber üreten internet siteleri için de geçerli olacak.

Sosyal medya platformlarına BTK’nın (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) denetlemesi koşulu getiriliyor.

Sosyal ağlara Türkiye ofisi açma ve Türkiye temsilcisi bulundurma zorunluluğu getirilecek. Temsilcinin gerçek kişi olması halinde bu kişinin Türkiye’de ikamet etmesi ve Türk vatandaşı olması gerekecek.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yasanın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanması halinde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gideceğini duyurmuştu.

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan, Adaletin Önemini Kutsal Kitaplarla Anlattı

Adaletin önemini kutsal kitaplardan alıntılar yaparak anlatan AYM Başkanı Zühdü Arslan, “Nitekim Tevrat’a göre Hz. Musa halkına, ‘Adaleti, yalnızca adaleti izleyeceksiniz’ diye öğüt verir. Yeni Ahit’e göre Hz. İsa kavmine, ‘Görünüşe göre yargılamayın, yargınız âdil olsun’ diye seslenir. Kuran-ı Kerim’e göre de Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” dedi ve ekledi:

“Hiç kuşkusuz adaletin bu önemi, onu tecelli ettirmekle görevli hâkimlerin omuzlarına ağır bir yük yüklemektedir. Bu yüzden hemen her medeniyette adaletsiz ve haksız şekilde hükmetmenin ağır bir vebal olduğuna dair kuvvetli bir inanış vardır.”

Anayasa Mahkemesi’nde, İçişleri Bakan Yardımcılığının ardından Sayıştay’a üye seçildikten hemen sonra Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Muhterem İnce’nin yemin töreni vardı. Törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı.

Törende konuşan Yüksek Mahkeme Başkanı Zühdü Arslan, devletlerin devamının ancak adaletle mümkün olduğuna işaret edip, “Adalet tüm dinlerin ve seküler ideolojilerin merkezi değeri olmuştur” dedikten sonra, adaletin önemini kutsal kitaplardan alıntılar yaparak anlattı. Arslan konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Nitekim Tevrat’a göre Hz. Musa halkına, ‘Adaleti, yalnızca adaleti izleyeceksiniz’ diye öğüt verir. Yeni Ahit’e göre Hz. İsa kavmine, ‘Görünüşe göre yargılamayın, yargınız âdil olsun’ diye seslenir. Kuran-ı Kerim’e göre de Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Hiç kuşkusuz adaletin bu önemi, onu tecelli ettirmekle görevli hâkimlerin omuzlarına ağır bir yük yüklemektedir. Bu yüzden hemen her medeniyette adaletsiz ve haksız şekilde hükmetmenin ağır bir vebal olduğuna dair kuvvetli bir inanış vardır.”

“Yargıya güvenin sarsılması en büyük felaketlerden”

Anayasa Mahkemesi üyelerinin göreve başlarken, Anayasa’yı ve temel hakları koruma görevini “her türlü etki ve kaygıdan uzak olarak” yerine getireceğine dair yemin ettiklerini hatırlatan Arslan şöyle seslendi:

“Anayasa’nın 9. maddesine göre ‘Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.’ Mahkemelere ve hâkimlere ait olan bu yetki başka herhangi bir kişiye veya organa devredilemez. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, yargı bağımsızlığı hâkimlere tanınan bir ayrıcalık değildir. Anayasayla sağlanan “bu teminatın amacı adaletin dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak şekilde dağıtılacağı yolundaki güven ve inancı yerleştirmektir. Gerçekten de yargıya yönelik güven ve inancın sarsılması, bir demokratik hukuk devletinin başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir.

“Teme işlev, gücün tek elde toplanmasını önlemek”

Hukukun üstünlüğü anlayışının yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığına halel getirecek her türlü davranıştan kaçınmayı gerektiğini ifade eden Arslan’ın, “Yargının ve yargıcın bağımsız olmadığı yerde kuvvetler ayrılığından, kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde de temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan bir anayasanın varlığından söz etmek zordur. Zira anayasaların temel işlevi, kamu gücünün tek elde toplanmasını önlemek ve hukukun üstünlüğünü sağlamak suretiyle temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaktır” sözleri dikkat çekti.

“Mahkeme temel hak ve özgürlüklerin alanını genişletti”

Anayasa Mahktemesi’ne bireysel başvuruları inceleme yetkisinin verildiği 10 yıldan buyana ülkede darbe girişimi ve Covid-19 salgını gibi olağanüstü gelişmelerin yaşandığını, başkanlık sistemine geçildiğini hatırlatan Arslan, Mahkeme’nin bütün bunlara rağmen temel hak ve özgürlüklerin alanını genişlettiği ididasında bulundu ve şöyle dedi:

“Anayasa Mahkemesi olağanüstü güçlüklere rağmen paradigmatik dönüşümünü önemli ölçüde tamamlamış, gerek norm denetiminde gerekse bireysel başvuruda hak eksenli bir yaklaşımla zengin bir içtihat oluşturmuştur. Anayasa Mahkemesinin hak eksenli yaklaşımla inşa ettiği bu içtihat birikimi, bir yandan hukuk düzeninin Anayasa ile uyumlu hâle gelmesini sağlamış, diğer yandan da temel hak ve özgürlüklerin koruma alanını genişleterek standartları yükseltmiştir… Anayasa Mahkemesi, bu süreçte her zaman demokratik hukuk düzeninin yanında olmuş, temel hak ve özgürlükleri korumak için yoğun bir uğraş vermiştir. Bunu yaparken de ne yargısal aktivizme ne de kendini sınırlama yoluna tevessül etmiştir.

“Mahkeme kadıya mülk değil”

Arslan konuşmasının sonunda “Yemin törenleri mahkemenin kadıya mülk olmadığını hatırlatan anlardır. Şirâzî diyor ki: ‘Asıl mutlu kişi, şöhretini ilmiyle adaletine borçludur. Gelen, gider; eken, biçer. İnsana iyi ya da kötü bir ad kalır geride’. Önemli olan giderken şu kubbede hoş bir sadâ bırakabilmektir” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

41 Kişinin Hayatını Kaybettiği Madendeki Tüm Teknik Cihazlara El Konuldu

41 kişinin hayatını kaybettiği Bartın’daki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessesesine ait maden ocağındaki patlamaya ilişkin olarak, güvenlik sistemlerinin de yer aldığı tüm teknik cihazlara soruşturma kapsamında el konuldu.

Haber Merkezi / Patlama sonrası Bartın Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, 6 cumhuriyet savcısı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından 4 müfettiş görev alıyor. Bu kapsamda Bartın Emniyet Müdürlüğünce uzman personelden özel ekip oluşturuldu.

Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, Amasra Cumhuriyet Savcılığı ile ilgili hakimliğin aldığı karar doğrultusunda, özel ekip tarafından arama ve el koyma işlemleri yürütülüyor. Olayın yaşandığı alan ve güvenlik sistemlerinin de yer aldığı tüm teknik cihazlara ekipler tarafından el konuldu.

Öte yandan olayla ilgili adli soruşturma kapsamında Amasra Cumhuriyet Savcılığı’nda görevli savcı sayısı, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından 6’ya çıkarıldı.

Bartın Cumhuriyet Savcısı Ozan Mert Alıcı ise 3 ay geçici süreli yetki ile soruşturmada görevlendirildi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, dün Amasra’da yaptığı açıklamada, ilgili tahkikatın Amasra Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğünü belirterek, “Bu olay, bütün yönleriyle soruşturulacak ve aydınlatılacaktır. Kafalarda ne kadar soru varsa onların hepsinin cevabı, bu tahkikat sonucunda ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Bartın’ın Amasra ilçesindeki maden ocağında patlama sonrası çıkan yangının büyük oranda kontrol altına alındığını bildirdi.

Bakan Dönmez, maden ocağı bölgesinde kurulan Mobil Koordinasyon Merkezi’nde yaptığı açıklamada, ocakta madencilik faaliyetlerinin tamamen durdurulduğunu söyledi.

Bartın’daki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğü maden ocağında cuma günü meydana gelen grizu patlamasında 41 işçi hayatını kaybetmişti. Bartın Valiliği’nin açıklamasına göre patlama, saat 18.15 sıralarında -300 kotunda yaşanmıştı.

Paylaşın

NYT, Erdoğan İle Miçotakis Arasında Prag’da Yaşanan Gerginliği Yazdı

Geçen hafta Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) zirvesi gerçekleştirilmişti. New York Times gazetesi, zirve sonrası verilen akşam yemeğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Miçotakis arasında tansiyonun yükseldiğini yazdı.

Gazetede yer alan haberde, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 44 Avrupalı lidere hitap ettiği esnada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın araya girerek sesini yükselttiği öne sürüldü.

İsmi belirtilmeyen bir Avrupalı diplomat ve orada bulunan iki üst düzey Avrupalı yetkili, Erdoğan’ın odadan çıkmadan önce Miçotakis’i Doğu Akdeniz ve Ege’deki anlaşmazlıkları çözme konusunda samimiyetsizlikle ve Avrupa Birliği’ni (AB) de Yunanistan ve Kıbrıs’tan taraf olmakla suçladığını belirtti.

Erdoğan, yemek sonrası düzenlediği basın toplantısında “Bu sadece Yunanistan için geçerli değil, bizi rahatsız eden, bize saldıran hangi ülke olursa olsun onlara karşı bizim cevabımız: Bir gece ansızın gelebiliriz. Bunu böyle bilmeleri lazım, böyle anlamaları lazım. Şu an itibarıyla siz anladığınıza göre herhalde onlar da anlamıştır” açıklamasını yapmıştı.

Yunan gazetecinin “Bir gece ansızın gelebiliriz’ diyerek ‘saldırabiliriz’ mi demek istiyorsunuz, açıkça cevap verir misiniz?” sorusuna Erdoğan, “Doğru anladınız” yanıtını vermişti.

Avrupa Siyasi Topluluğu, Fransa cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından önerilen, AB ülkeleri, Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkeleri, Batı Balkan ülkeleri, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, birlikten ayrılan Birleşik Krallık ve AB katılım müzakereleri dondurulan Türkiye’nin dahil olduğu ülkeleri içeren yeni bir siyasi gruptur.

Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi başkanı olarak Macron, projeyi resmi olarak 23 ve 24 Haziran 2022 tarihlerinde gerçekleşen Avrupa Devlet ve Hükûmet Başkanları Konseyi toplantısında sundu.

Macron’un önerisine göre projenin amacı, Avrupa ülkeleri için ortak çıkar konularını ele alıp, siyasi diyalog ve işbirliğini teşvik etmek ve böylece ülkelerin güvenliğini, istikrarını ve refahını güçlendirmektir.

6-7 Ekim 2022 tarihlerinde Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da yapılan zirve, Eurovision tarafından canlı olarak yayınlandı. 29 Eylül’de Birleşik Krallık toplantıya katılacağını duyurdu ve bir sonraki toplantıya ev sahipliği yapmayı teklif etti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ABD Gezisi ‘Gizemli’ Miydi?

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaretin iç siyasetteki yansımalarını değerlendiren Gazeteci Fehmi Koru, Kılıçdaroğlu’nun gezisine “gizem” kattığını söyledi ve bunu acemice bulduğu görüşünü dile getirdi.

Fehmi Koru, “Kazalar kaderimiz olmamalı.. CHP Kılıçdaroğlu’nun gezisine gizem katmak zorunda mıydı?” başlıklı yazısında gündemi değerlendirdi. Koru’nun kişisel blogunda kaleme aldığı köşe yazısının Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisiyle ilgili kısmı şöyle:

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisi de yine beklendiği türden tepkilerle tartışılıyor. İktidar ortakları geziyi gizli ve gizemli toplantılar yapıldığı gerekçesiyle ‘şaibeli’ buluyor; CHP ise…

Geziyi CHP cephesinin nasıl değerlendirdiğini, Kılıçdaroğlu ile birlikte ABD’ye giden heyetten CHP İstanbul milletvekili Yunus Emre’nin kaleminden Karar gazetesinde bugün okumak mümkün.

Emre’ye göre “Bu seyahat, cumhuriyetin ikinci yüzyılında bilimin ışığında ilerleme amacı için bir dönüm noktası.”

Kılıçdaroğlu’nun ‘İkinci Yüzyıl Vizyonu’ adı verilen bir yaklaşımı var; o çerçevede orada iş çevreleri, öğrenciler ve düşünce kuruluşlarıyla temas kurmak üzere ABD’ye gidilmiş.

Yazıda ABD’nin eğitim kurumlarıyla bizim üniversitelerimiz mukayese ediliyor, Harvard ve MIT gibi üniversitelerde bilimsel araştırmalarıyla öne çıkan Türkler’in bilim dünyasına katkıları övülüyor, bu arada yurtdışı eğitimlerini ABD’de almakta olan öğrencilerimizin ülkeleriyle yakından ilgilendikleri izlenimi özellikle vurgulanıyor.

İyi de, bu tür tespitler için bir parti liderinin o kadar zahmete katlanması gerekir miydi? Şu sırada hem de? Harvard ve MIT gibi ABD’nin öndegelen bilim yuvalarında eğitim görmüş herhangi bir kişiyle oturulup konuşulsa, benzer bir sonuca hiç zahmetsiz ulaşılabilirdi. Yazar, iktidar cephesinin geziye ilişkin eleştirilerine cevap teşkil edecek pek bir şey söylemiyor.

Gizli ve gizemli toplantılar iddiasıyla ilgili… Birlikte gidilen seyahati izlemekte olan gazetecilerden habersiz geçirilen sekiz saat ile ilgili… Temasları ve görüşmeleri izlemeleri için ABD’de bulunan gazetecilerin toplantıların çoğuna alınmamaları biraz garip değil mi? İktidar cephesinin eleştirileri daha çok gezinin bu yönleriyle ilgili ve onları önemseyip geçersiz kılacak herhangi bir açıklama milletvekili Yunus Emre’nin yazısında yok. Yoksa gezinin özellikle ‘gizemli’ kalması mı isteniyor?

Önemli mi bütün bunlar? Aslında önemsiz. İktidar cephesinin geziye atfettiği ‘gizlilik ve gizem’ özelliği günümüz gerçekleri açısından fazla anlamlı değil. Bugünün dünyasında birileriyle yüz yüze görüşmek için on saatlik zahmetli bir yolculuğa çıkmak gerekmiyor; cep telefonuyla bile görüntülü görüşmeler yapılabiliyor. Ülkelerin diplomatları gerektiğinde temas kurulmakla da görevliler. Liderinin gezisini, öncesi ve sırasında iyi planlamadığı görüntüsü vermekteydi CHP, galiba sonrasında da acemilik sürüyor. Kritik bir seçime gidilen bir ülkede muhalefetin acemiliği gerçekten şaşırtıcı.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

92 Göçmen Çıplak Halde Bulunmuştu; BM’den Kınama

Türkiye-Yunanistan sınırında 92 göçmenin çıplak bir şekilde bulunmasını kınayan Birleşmiş Milletler, göçmenlerin durumunun son derece rahatsız edici olduğunu vurguladı ve konu hakkında bir soruşturma başlatılması gerektiğini açıkladı.

Göçmenlerin kıyafetlerinin neden olmadığı henüz anlaşılamazken, Türkiye ile Yunanistan’dan karşılıklı suçlamalar yapıldı.

Yunanistan, göçmenlerin Türkiye sınırından kıyafetleri alınmış şekilde geldiğini ve bir kısmının yaralı olduğunu paylaşırken, İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise Yunanistan’dan gelen açıklamalar için “Yunan yalan haber makinası yine devrede” dedi.

Yunanistan’ın kişisel eşyalarını gasp edip sınır dışı ettiği mültecilerin fotoğraflarını yayınladığını ve bunun saygısızlık olduğunu söyleyen Altun, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yunan yalan haber makinası yine devrede… Türkiye’yi kendileriyle karıştıran Yunanistan’ın Göç ve Sığınmadan Sorumlu Bakanı, paylaştığı yalan yanlış içeriklerle ülkemizi zan altında bırakmaya çalışmış.

Yunanistan, bu beyhude ve ciddiyetten uzak çabalarıyla, kişisel eşyalarını gasp edip sınır dışı ettiği mültecilerin fotoğraflarını yayınlayarak, bu mazlumların haysiyetine bile saygısı olmadığını bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir.

Yunan makamları önce Frontex ile suç ortaklığı yaparak, Ege’de boğulmasına neden olduğu bebeklerin, Meriç’te soyup kemerle dövdüğü, donarak ölmesine neden olduğu insanların hesabını vermelidir.

Yunanistan’ı mültecilere karşı takındığı insanlık dışı tavırdan bir an önce vazgeçmeye, Türkiye’ye yönelik temelsiz, asılsız suçlamalara son vermeye ve devlet ciddiyetine davet ediyoruz.”

Geçen hafta sızdırılan bir Avrupa Birliği raporunda Frontex’in üst düzey yöneticilerinin, Yunanistan’dan Türkiye’ye yasa dışı göçmen itişlerini örtbas ettiği yer almış, bunun ardından bir açıklama yapan Frontex ise bu tip uygulamaların geçmişte kaldığını söylemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen ay “Yunanistan’ın Ege’yi bir mezarlığa çevirmesine karşı” Avrupa Birliği’nin harekete geçmesi gerektiğini belirtmişti.

Avrupa Birliği’nin sınır gücü Frontex, 92 kişinin çoğunun Suriye ve Afganistan’dan gelen erkekler olduğunu açıkladı.

Yunanistan Yurttaş Koruma Bakanı Takis Theodorikakos, göçmenlerin Türk askeri araçlarıyla sınıra götürüldüğünü ve Türkiye’nin “yasadışı göçü araçsallaştırdığını” söyledi.

Paylaşın