Afrin’deki Çatışmalar Türkiye’nin Müdahalesiyle Son Buldu

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından “terörist örgüt” olarak tanımlanan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olan Suriye Milli Ordusu (SMO) arasında El Bab’da bir aktivistin öldürülmesi üzerine çıkan çatışmalar Türkiye’nin müdahalesiyle son buldu.

8 Ekim’de başlayan olaylarda en az 58 kişi öldü. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ölenlerden 10’unun sivil olduğunu aktardı. Gözlemevi’ne göre bu, son dönemde bölgede yaşanan en şiddetli çatışma oldu.

Çatışmaların kesildiği haberi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının HTŞ’nin ilerlediği köylere girmesi izledi. Sahadan yansıyan fotoğraflarda Türk tankları, HTŞ’nin ele geçirdiği Türkiye sınırına 20 kilometre mesafedeki Kafr Jannah köyü yakınlarına konuşlanmış halde görüldü.

HTŞ bu süreçte; Şam Cephesi ve Ceyş’ül İslam gibi silahlı gruplara karşı Hamza Tümeni, Süleyman Şah ve Ahrar eş-Şam fraksiyonlarını destekledi ve bunu sahada ilerlemek için kullandı.

Afrin’de HTŞ hakimiyeti

Hatay Cilvegözü karşısındaki ana kapıyı kontrol eden HTŞ, çatışmaları fırsata çevirerek sahada alan kazandı. Sağlanan çatışmasızlık sonrası HTŞ unsurlarının girdikleri yerleşimlerden çekilip çekilmeyecekleri netlik kazanmadı. HTŞ’nin çekilme sözü verdiği ancak bunun henüz gerçekleşmediği iddia edildi. Haber ajansı AFP’nin aktardığına göre halihazırda Afrin’in tümü HTŞ kontrolünde.

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a değerlendirmelerde bulunan Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan, İdlib’de hakim güç olan HTŞ’nin bir süredir daha fazla alanı kontrol etme niyeti olduğunu belirterek, Afrin’e yönelik benzer girişimin Haziran ayında da olduğunu, ancak Türkiye’nin karşı çıkmasıyla geri çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı. Orhan, “Ekim ayı başında silahlı muhalif gruplar kendi aralarında çatışmaya başlayınca HTŞ için fırsat doğdu. Çok az direnişle karşılaştılar ve kolayca Afrin’de hakimiyeti sağladılar” dedi.

Afrin’de HTŞ hakimiyetinin sürdüğünü teyit eden Gözlemevi de sağlanan sükunet ortamına karşın bugün boyunca HTŞ üyelerinin Afrin’deki çeşitli köylere mevzilenmesinin sürdüğünü aktardı. Bölgede insani yardım faaliyetleri yürüten gönüllüler , güvenlik endişesiyle Afrin operasyonlarını durdurduklarını, Türkiye’den Afrin’e insani yardım malzemesi taşınmadığı bilgisini verdi.

Türkiye’nin bölgedeki gruplar üzerinde yaptırım gücü bulunduğunu ancak kontrolün “yüzde 100” Türkiye’de olmadığını belirten Orhan, “HTŞ’nin Afrin’deki varlığı Ankara’nın çıkarına değil. Fakat Suriye Milli Ordusu bir bütün olarak HTŞ ile karşı karşıya gelmedi. HTŞ, SMO içinde Afrin’de problem çıkaran yapıları hedef aldı” dedi. Orhan, bu grupların ekonomik hayatı kontrol etmeye ve halka yönelik baskıcı uygulamalarının Türkiye’yi de rahatsız ettiğini kaydederek, HTŞ’nin ilerleyişine başlangıçtaki tepkisizliğin bu memnuniyetsizliğin bir yansıması olabileceğini ifade etti.

Londra merkezli Gözlemevi de dünkü açıklamasında, Türkiye’nin de terör örgütü kabul ettiği HTŞ’nin kontrolüyle, Afrin’de hırsızlık ve diğer güvenlik kaosunun sona erdiğini aktardı. Öte yandan bölgeye insani yardımların durmasının sivillerin yaşamını zorlaştırdığına dikkat çekti.

Kalıcı olacak mı?

ABD, geçen Salı yaptığı açıklama ile HTŞ’nin ilerleyişinden endişe duyduğunu bildirdi. HTŞ’nin bir terör örgütü olduğu vurgulanan açıklamada, “HTŞ güçleri bölgeden derhal çekilmelidir” denildi.

Eski adı El Nusra Cephesi olan HTŞ, halihazırda bölgedeki en büyük silahlı güçlerden biri konumunda. 20 binin üzerinde savaşçısı olduğu sanılan Sünni grup, ayrılmadan önce IŞID’in bir parçasıydı. Uzmanlara göre iyi organize yapıya sahip olan ve daha ‘ılımlı’ bir yaklaşım benimseyen örgüt, ihtiyaç duyarsa bundan çok daha fazla militanı mobilize etme kapasitesine sahip.

HTŞ’nin bölgede kalıcı olmayacağını düşündüğünü söyleyen Orhan, “Belki bir polis gücü gibi asayişin sağlanması için bir süre kalabilir, ancak nihayetinde geri çekilecektir” yorumunu yaptı. Orhan, bir dönüşüm iddiası olan ve Türkiye ile Rusya’dan tanınma arayan HTŞ’nin, yeni çatışmalara yol açarak pozisyonunu riske atmayacağı görüşünü dile getirdi.

HTŞ’nin Afrin’de kalıcı olmasının ise Rusya’nın İdlib’de yaptığı gibi HTŞ’yi hedef almak için buraya hava operasyonlarına başlamasına yol açabileceği belirtiliyor. Şimdi HTŞ kontrolüne geçen Afrin, 2018’de TSK ve desteklediği silahlı muhaliflerce yürütülen operasyon sonucu YPG’den alınmıştı.

Bu arada Salı günü katıldığı A Haber yayınında Suriye’ye yönelik olası yeni bir kara harekâtına dair soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Suriye ile Türkiye arasında öyle güvenli bir hat oluşturuldu ki, Türkiye’ye yönelik saldırı ihtimali çok çok azaldı. Tamamen kalktı diyemem ama saldırı güçleri büyük ölçüde ellerinden alındı” dedi.

Kalın’ın bu ifadeleri, “Belirleyici olan güvenlik kaygılarımız ve önceliklerimizdir. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ Bunu herkes anlıyor sanırım. Güvenlik tehditi devam ettikçe, bu doktrin orada duracaktır” şeklindeki sözlerinin hemen ardından sarf etmesi, bir kara operasyonu ihtimalinin azaldığı ya da en azından bir süre için ötelendiği yorumlarına neden oldu.

Paylaşın

İYİ Parti, CHP Ve AK Parti Arasında RTÜK Üyeliği Gerginliği

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetiminde bulunan 1 boş üyelik Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında gerginliğe neden oldu. Dokuz üyeli RTÜK yönetiminde AK Parti kontenjanından 4, CHP kontenjanından 2, HDP ve MHP kontenjanından seçilen birer üye bulunuyor.

AK Parti kontenjanından  RTÜK üyesi olan Taha Yücel bu görevinden ayrılmasından sonra bağımsız Milletvekili İsmail Koncuk İYİ Parti’ye geri döndü. Böylece Meclis aritmetiği gereği yeni üyenin İYİ Parti’ye geçmesi gerekiyordu.

Ancak uzun süre geçmesine rağmen seçim süreci başlatılmadı. CHP ve ardından Memleket Partisi’ne geçen Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye katılmasının ardından üye seçim hakkı tekrar iktidar partisine geçti. RTÜK başkanı da meclise yazı göndererek seçim sürecini başlattı.

Ancak AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın parti üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa etmesi hesapları bir kez daha değiştirdi. Son aritmetikle birlikte RTÜK üyelik hakkı tekrar İYİ partiye geçti.

Fakıbaba’nın istifası Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildikten sonra resmileşecek. İYİ Parti, AK Parti’nin RTÜK üyeliği için istifanın resmileşmeden seçim yapmaya çalışarak kendi haklarını ‘gasp etmeye’ çalışmakla suçluyor.

RTÜK üyeliği tartışması bugün Meclis’te yapılan görüşmelere de yansıdı. İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, İYİ Parti’nin, RTÜK üyeliği hakkının siyasi manevralarla gasbedilmeye çalışıldığını belirterek, “Bir oldubittiye getirip dün gelen yazı üzerine bugün RTÜK üyeliği seçimi yapacaktınız, bu seçimin bugün yapılmasının başka türlü mahzurları da beraberinde getireceğini görerek frene bastınız.” dedi.

RTÜK üyeliği seçimi konusunda “hile” olduğunu iddia eden Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“RTÜK Başkanı’nın bu hilenin bir parçası olması, Meclis Başkanı’nın bu hileye bulaşması ve dahil olması, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de bu hileden kendisine siyasi fayda çıkarmaya çalışması bu milletin itibarına zarar veriyor. Bir RTÜK üyeliği için Mecliste bu tartışmaların yapılması size yakışmıyor. Elinizde hangi yetki eksik? Bir RTÜK üyeliği sizin bir şey kaybetmenize mi neden olacak? Adalet istiyoruz. Sizde RTÜK üyesi var; CHP’de, HDP’de, MHP’de var. Hakkımız olan bir üyeliği bize vermemek suretiyle aslında kendi alnınıza kara leke sürüyorsunuz. Bundan vazgeçin.”

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de “RTÜK üyeliği konusunda bugün seçim yapmak için kendilerini yırttılar, bugün seçim yapamadılar, salı günü bir kaçak seçim yapacaklar. ‘Erdemliler Hareketi’ diye yola çıkıldı, siyasi yankesiciliğe tenezzül ediliyor.” ifadelerini kullandı.

“Daha önce nasıl yapıldıysa aynısını yaptık”

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ise “siyasi yankesicilik” ifadesinin şık olmadığını belirterek, Özel’e bu sözünü iade ettiğini söyledi.

Turan, “Biz bugün RTÜK üyeliği seçimini yapacaktık ama ‘Bir kanunumuz var, kanunun olduğu bir ortamda araya başka bir işlem koymayalım.’ dedik, koymadık. Daha önce nasıl yapıldıysa aynısını yaptık.” dedi.

Turan, rutin bir işlemin, bir senaryonun parçası haline getirilmeye çalışıldığını belirterek, “RTÜK meselesi kendi kanunu içinde yürüyor. Mevzuat neyse yerine getirilecek. Bunu senaryolaştırmak anlamsız ve gereksiz. Buradan bir atraksiyon yaratıp AK Parti’yi itham, izam etmek yanlış.” diye konuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Bakanlık Açıkladı: Yurt Dışından Getirilen Cep Telefonları Takibe Alınacak

Ticaret Bakanlığı, “Yurt dışından gelen yolcuların 3 yıllık süre zarfında getirdikleri cep telefonu sayısı takip edilecek ve yolcuların muafiyet haklarının ötesinde 3 yılda birden fazla telefon getirmesi önlenecek” açıklamasında bulundu ve ekledi:

“Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nca aktarılan veri ağı ile oluşturulan sorgulama ekranı sayesinde ülkeye girişte, gümrük sahalarımızda görevli Gümrük Muhafaza Memurları tarafından gerekli kontrol ve denetim işlemleri gerçekleştirilecek. Söz konusu uygulama 1 Kasım 2022 tarihi itibariyle hayata geçirilecektir. Böylelikle yolcu beraberi getirilen cep telefonlarının takibi sağlanarak kişisel muafiyetlerin suiistimal edilmesinin önüne geçilecektir.”

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, yurt dışından yolculukla getirilen eşya muafiyetlerine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, yurt dışından Türkiye’ye gelen yolcuların, kişisel eşya muafiyeti kapsamında, 3 yılda bir adet cep telefonunu gümrük vergilerinden muaf olarak getirebildiği belirtildi.

30 Mayıs 2019 tarihinde getirilen düzenleme kapsamında 2 yıl olan sürenin 3 yıla çıkarıldığı ve ayrıca yurt dışından getirilen telefonlar için ‘Yolcunun kimlik numarasına kayıtlı hatlarla kullanılma şartı’nın da eklendiği hatırlatılarak, şöyle denildi:

“Ticaret Bakanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde yürütülen teknik çalışma kapsamında, yolcuların 3 yıllık süre zarfında getirdikleri cep telefonu sayısı takip edilecek ve yolcuların muafiyet haklarının ötesinde 3 yılda birden fazla telefon getirmesi önlenecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nca aktarılan veri ağı ile oluşturulan sorgulama ekranı sayesinde ülkeye girişte, gümrük sahalarımızda görevli Gümrük Muhafaza Memurları tarafından gerekli kontrol ve denetim işlemleri gerçekleştirilecek. Söz konusu uygulama 1 Kasım 2022 tarihi itibariyle hayata geçirilecektir. Böylelikle yolcu beraberi getirilen cep telefonlarının takibi sağlanarak kişisel muafiyetlerin suiistimal edilmesinin önüne geçilecektir.”

Paylaşın

TTB Başkanı Fincancı’ya ‘Terör’ Soruşturması

PKK’ya yönelik operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığına dair görüntüler üzerine tıbbi değerlendirme yapan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak’ suçlarından soruşturma başlatıldı.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre; TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, bugün PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2’nci maddesi kapsamında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301/2’nci maddesi kapsamında ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak’ suçlarından soruşturma başlatıldı.

Şebnem Korur Fincancı ne dedi?

Fincancı, Medya Haber’de, sosyal medyadaki görüntüleri izlediğini ve incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik gazlardan, zehirli gazlardan, kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Tabii çok çeşitli kimyasal silahlar var. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da ne yazık ki bu yasaklanmış silahların çatışmalarda kullanıldığını da görüyoruz” dedi.

Uluslararası sözleşmeler kapsamında bölgede bağımsız heyetlerce inceleme yapılması gerektiğini ifade eden Fincancı, şunları söyledi:  “Burada önemli olan, bu tür silahları kullanan devletlerin sorumlu kılınması adına etkili bir soruşturmanın yürütülmesi, bu etkili soruşturmada da bağımsız heyetlerin görev alması olmalı.”

Ne olmuştu?

PKK’ya bağlı Halk Savunma Merkezi (HSM) Karargah Komutanlığı yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Irak’ta Şubat 2021’de Gare’den başlayarak Zap, Avaşin ve Metina bölgelerinde düzenlediği operasyonlarda “uluslararası düzeyde yasaklanmış bombalar ve zehirli gazlar üreten kimyasal silahlar” kullandığını iddia etti. Açıklamada, TSK’nın 2021 yılı boyunca 367 kez “yasaklı bomba” ve “kimyasal silah” kullandığı; saldırılarda 46 PKK’lının öldüğü öne sürüldü.

Paylaşın

WP’den Çarpıcı Yazı: Türkiye’de Konuşma Özgürlüğü Kalkıyor, Demokrasi De

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önde gelen gazetelerinden Washington Post, muhalefetin ve basın örgütlerinin ‘sansür yasası’ iktidarın ise ‘dezenformasyon yasası’ olarak nitelendirdiği yasaya ilişkin çarpıcı bir yazı yayınladı: Türkiye’de konuşma özgürlüğü kalkıyor, demokrasi de öyle…

Yasanın, Türkiye’yi daha da karanlığa sürüklediğine değinen Washington Post, “Erdoğan’ın bir zamanlar canlı olan özgür basını boyun eğmeye zorladı” dedi. Gazete yayınlanan başyazıda, Erdoğan’ın son yıllarda gazetecileri hapse attığını, kendisine yakın isimlere ait şirketler ile medyayı kontrol altına aldığını belirtti.

Washington Post, kamuoyunda “sansür yasası” ve “dezenformasyon yasası” olarak nitelendirilen yasa değişikliğini baş yazısına taşıdı. Gazete “Türkiye’de konuşma özgürlüğü kalkıyor, demokrasi de öyle” başlıklı yazısında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yasaya ilişkin sözlerine ve CHP Milletvekili Erbay’ın Meclis kürsüsünde telefon kırmasına da yer verildi.

Cumhuriyet’in haberine göre; Washington Post’un, ‘sansür yasası’nın detayları hakkında bilgi verdiği yazıda, “Savcıların, gazetecilerin korku veya panik yaratma suçlamasıyla hapse atılmasında serbestlik sağlayacak” denildi.

Yasanın, Türkiye’yi daha da karanlığa süreklediğine değinen Washington Post, “Erdoğan’ın bir zamanlar canlı olan özgür basını boyun eğmeye zorladı” dedi. Gazete yayınlanan başyazıda, Erdoğan’ın son yıllarda gazetecileri hapse attığını, kendisine yakın isimlere ait şirketler ile medyayı kontrol altına aldığını belirtti.

Washington Post, Türkiye’de bazı bağımsız gazetecilerin yayınladıkları podcastler ve videolar ile hayatta kaldığını ifade etti. Sosyal medya platformlarının da yasadan etkileneceğini, yayınlanan içeriklerin hükümet tarafından engellenebileceğini veya yayından kaldırılabileceğini aktardı.

CHP milletvekili Burak Erbay’ın meclis kürsüsünde cep telefonunu kırdığı eylemi de yazısına taşıyan gazete, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerini de paylaştı.

Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyaretinde Washington Post gazetesiyle görüşme gerçekleştirdiğini bilgisine yer verilen başyazıda, Kılıçdaroğlu, “Ülke gazetecilerini hapse atarsademokrasiden söz edemeyiz. Kimse düşünceleri yüzünden hapse girmemeli” dedi.

Washington Post’un yazısı Kılıçdaroğlu’nun “Aykırı sesleri kilit altına alarak gelişen bir ulus inşa edemezsiniz. Bu yeni yasa, Türkiye için geriye atılmış bir adımdır” sözleriyle son buldu.

Paylaşın

AK Parti’de İstifa Depremi: Fakıbaba, İYİ Parti’ye Katılıyor

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba, “AK Parti Üyeliği ve Milletvekilliğinden istifamla ilgili açıklamamı milletime saygılarımla arz ediyorum” sözleriyle parti üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Eski Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“2003’te üyesi olduğum AK Parti’de değişik makamlarda görev yapma fırsatı buldum. Bu fırsatı bana veren bütün büyüklerime ve Şanlıurfa halkına yürekten teşekkür ediyorum.

Bu 20 yıl içerisinde çok değerli arkadaşlarım oldu. Onlardan ayrıldığım için üzgünüm. Ancak siyasi ve ahlaki anlayışıma uygun olmayan bazı kişilerle bundan böyle beraber olmayacağım için de mutluyum.

AK Parti üyeliğinden ve AK Parti için bana oy veren hemşehrilerime saygısızlık olmasın diye milletvekilliğinden de istifa ediyorum. İnşallah aldığım bu karar ülkem için hayırlara vesile olur.”

İYİ Parti’ye katılıyor

Sözcü gazetesinden Aytunç Erkin’e konuşan Fakıbaba, İYİ Parti’ye katılacağı iddalarıyla ilgili soruya, “Söylemiyordum ama konuşulmaya başlayınca söyleyeyim. İYİ Parti’ye katılıyorum” yanıtını verdi.

İYİ Parti İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Meral Akşener’in danışmanı Aytun Çıray da Fakıbaba’nın katılımını “Partimize her katılım iktidar yürüyüşünde bir adımdır” ifadeleriyle duyurdu.

Fakıbaba’nın milletvekilliğinden ve partisinden istifa etmesiyle birlikte Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) dengeler yine değişti.

AK Parti’den RTÜK üyesi olarak seçilen Taha Yücel’in geçtiğimiz aylarda istifa etmesi Üst Kurul’da kontenjan boşluğu yarattı. Ayrıca üyelik hakkı AK Parti’den İYİ Parti’ye geçti.

Ancak bu sırada RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin TBMM’ye bildirim yazısı göndermedi. Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye geçmesiyle dengeler tekrar değişti ve üyelik hakkı İYİ Parti’den AK Parti’ye geçti.

Ancak Ahmet Eşref Fakıbaba’nın bugün AK Parti’den ve milletvekilliğinden istifa etmesiyle avantaj yine İYİ Parti’ye geçti.

Milletvekili dağılımı

Fakıbaba’nın AK Parti’den istifasıyla TBMM’nin yeni sandalye dağılımı şöyle oldu:

  • AK Parti 286
  • CHP 134
  • HDP 56
  • MHP 48
  • İYİ Parti 37
  • TİP 4
  • DP 2
  • Memleket Partisi 2
  • BBP 1
  • DEVA 1
  • DBP 1
  • Saadet Partisi 1
  • Yenilik Partisi 1
  • Zafer Partisi 1
  • Bağımsız 5

Ahmet Eşref Fakıbaba hakkında

Aralık 1951’de Şanlıurfa Birecik’te doğdu. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Taksim İlk Yardım Hastanesi Genel Cerrahi kliniğinde ihtisas yaptı. Iğdır ve Birecik devlet hastanelerinde ve Şanlıurfa SSK Hastanesi’nde Başhekimlik yaptı.

11 yıllık başhekimlik hizmetinin ardından 28 Mart 2004 yerel seçimlerde AK Parti’den Şanlıurfa Belediye başkanı seçildi. Siyasette de Şanlıurfa Belediye Başkanlığı ile tanındı.

Ancak 29 Mart 2009 seçimlerinde AK Parti, Fakıbaba’yı aday göstermedi. Bunun üzerine istifa edip bağımsız olarak seçime girdi. Oyların yüzde 44’ünü alarak yeniden Şanlıurfa Belediye başkanı seçildi.

Bu süreçte Saadet Partisi’ne katıldı. Numan Kurtulmuş’un partiden ayrılışıyla buradan da istifa etti. 22 Ocak 2013’te belediye başkanıyken AK Parti’ye katıldı.

7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti’den Şanlıurfa Milletvekili seçildi. Ayrıca 2017-2018’de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak kabinede yer aldı.

Paylaşın

ABD Maliye Bakanlığı’ndan Türkiye’ye ‘Yaptırım’ Ziyareti

Ukrayna işgaline karşılık olarak Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarını görüşmek üzere Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Hazine Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin Türkiye’yi ziyaret ettiği açıklandı.

Açıklamada görüşmelerin, Rusya’nın yaptırımları ihlal etmeye çalışmasının yarattığı risklerin ele alınmasında ABD ile Türkiye arasındaki “yakın işbirliğinin önemini gösterdiği” ifadesi yer aldı.

ABD Maliye Bakanlığı, Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından Rusya’ya uygulanan yaptırımları ve ihracat kontrollarını görüşmek üzere Terör Finansmanı ve Mali Suçlardan Sorumlu Müsteşar Elizabeth Rosenberg’in bu hafta Türkiye’ye gittiğini ve Washington’un Ankara ve Moskova arasında artan ekonomik ilişkileri yakından izlediğini açıkladı.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklamada, terör örgütlerinin finansmanı ve finansal suçlardan sorumlu yetkili Elizabeth Rosenberg’in hafta başından çarşamba gününe kadar Ankara ve İstanbul’u ziyaret ettiği, buralarda maliye ve dışişleri bakanlıklarından yetkililer de dahil olmak üzere mevkidaşlarıyla ve finans ile ticaret alanında faaliyet gösteren özel sektör temsilcileri ile bir araya geldiği belirtildi.

Açıklamada görüşmelerin, Rusya’nın yaptırımları ihlal etmeye çalışmasının yarattığı risklerin ele alınmasında ABD ile Türkiye arasındaki “yakın işbirliğinin önemini gösterdiği” ifadesi yer aldı.

Maliye ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türk yetkililer, finans uzmanları ve hükümet yetkilileriyle görüşmelerde bulunuyor.

Washington ve müttefikleri, Ukrayna’yı işgalinden bu yana Moskova’yı hedef alan, ülkenin en büyük kredi kurumlarını ve Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’i hedef alan çok sayıda yaptırım uyguladı.

ABD Maliye Bakan Yardımcısı da Haziran’da Türkiye’deydi

ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo da, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Moskova’ya uygulanan yaptırımların uygulanmasını görüşmek üzere Haziran ayında Türkiye’ye gitmişti.

NATO üyesi Ankara, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarına karşı çıkıyor ve Karadeniz’deki komşuları Moskova ve Kiev ile yakın ilişkilere sahip. Türkiye ayrıca Rusya’nın işgalini kınadı ve Ukrayna’ya silahlı insansız hava araçları gönderdi.

Türkiye aynı zamanda Rusya ile ticaret ve turizmi de hızlandırdı. Bazı Türk firmaları, yaptırımlar nedeniyle geri çekilen Batılı ortaklardan Rus varlıkları satın aldı veya satın almaya çalıştı, bazılarıysa ülkede büyük varlıkları elinde tutuyor. Ancak Ankara, yaptırımların Türkiye’de aşılmayacağına da söz verdi.

ABD Maliye Bakanlığı, Ağustos ayında hem ülkenin en büyük iş grubu TÜSİAD’ı hem de Türk Maliye Bakanlığı’nı Rus kuruluşlarının Batı yaptırımlarını aşmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştığı konusunda uyardı.

Türkiye, Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmanın zaten gergin olan ekonomisine zarar vereceğini söyledi ve arabuluculuk çabalarına odaklandığını savundu.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Telefon: Bunu Yapma

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Montrö bildirisi”nin yayımlanasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 2 kere arayarak amirallerin tutuklanmamasını talep etmiş: Bu kadarı bile, mahkeme kararlarının nereden alındığını özetliyor.

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, bugünkü köşe yazısında İYİ Parti Genel Başkan Danışmanı Ahmet Zeki Üçok ile yaptığı görüşmeyi paylaştı. Üçok’un aktardığına göre İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Montrö bildirisi”nin yayımlanasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 2 kere arayarak amirallerin tutuklanmamasını talep etmiş.

Barış Terkoğlu’nun bugünkü köşe yazısının bir kısmı şöyle:

Konuşmamızda haber değeri taşıyan kritik bir açıklama daha oldu. O da Montrö’ye sahip çıktıkları için haklarında hapis istenen amiraller duyurusu ile ilgiliydi. Malum, Akşener, basın duyurusu için “zevzeklik” demişti. Bunu hatırlattığımda Üçok, daha önce Barış Pehlivan’ın yazısında okuduğumuz bir kulis bilgisinin ayrıntılarını, Akşener’in danışmanı sıfatıyla şöyle anlattı:

“Kimsenin bilmediği bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Amirallerimizin açıklamaları sonrasında hepimiz hatırlıyoruz, iktidar partisi adeta bu açıklamanın üzerinde tepinmeye başladı. Tapu Kadastro müdürlüklerinin bile içerisine katıldığı bir senaryo yürürlüğe konuldu. Gözaltılar başlatıldı. Ben o tarihte henüz İYİ Parti’ye katılmamıştım. Gözaltılar yapılıp tutuklanmaları için hazırlıklar yapılırken o gece, Sayın Akşener beni cep telefonumdan aradı.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı aradığını, ortada darbe falan gibi bir şeyin söz konusu olmadığını, bu amirallerin hepsinin emekli olup emrinde kimselerin olmadığını, bu kadar büyütülecek bir durumun söz konusu olmadığını, bu kişilerin tutuklanmaları için hazırlıklar yapılmasının doğru olmadığını anlattığını söyledi. Bu konuşmamızdan yaklaşık bir saat kadar sonra Meral Hanım beni tekrar aradı.

Sayın Erdoğan ile ikinci defa konuştuğunu, durumu tekrar anlattığını ve tutuklanmamaları konusunda kendisini ikna ettiğini düşündüğünü ifade ederek ‘İnşallah tutuklanma olmaz’ dedi. Şimdi herkes Meral Hanım’a kızıyor ama durum da bu. Kendisi bizzat cumhurbaşkanını iki defa arayıp amirallerimizin tutuklanmamaları için çaba sarf ediyor. Bence Sayın Akşener’in söylediklerini bu görüşmeleri dikkate alarak değerlendirmek daha adil olacak.”

Bu kadarı bile, mahkeme kararlarının nereden alındığını özetliyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

AK Parti’den ‘TSK Kimyasal Silah Kullandı’ İddialarına İlişkin Açıklama

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Sözcüsü Ömer Çelik, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonlarında kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Alçak bir iftira şebekesinin parçasıdır” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Sözcüsü Çelik, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kimyasal silah kullanmakla suçlayanlar, alçak bir iftira şebekesinin parçasıdır. Bunlar terör örgütünün cinayetlerini masum göstermeye çalışan odaklardır. PKK’nın cinayetlerini övenler, kirli odakların temsilciliğini yaparak TSK’ya saldırıyorlar.

Kahraman TSK terörle mücadelesini en yüksek hukuki ilkelere ve standartlara bağlı şekilde yürütmektedir. TSK’nın, cinayet şebekesi terör örgütlerine karşı verdiği mücadele dünyanın en haklı, en şeffaf ve en onurlu mücadelesidir.”

İbrahim Kalın’ndan açıklama

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise konuya ilişkin, sosyal medya hesabından şu mesajları paylaştı:

Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve İstihbaratımız, terör örgütünün oksijenini kestikçe yeni iftira kampanyalarına başvuruyorlar. Kimyasal silah yalanı, terörü aklamaya ve estetize etmeye çalışanların beyhude çabasıdır. Terörle mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek.

TSK: Bu tür mühimmat envanterde bulunmamaktadır

MSB’nin konuya ilişkin açıklaması şöyle: Silahlı Kuvvetlerimiz, uluslararası hukuk ve anlaşmalarca yasaklanmış mühimmat kullanmamaktadır. Bu tür mühimmat TSK envanterinde bulunmamaktadır. Dezenformasyon çabaları TSK’nın kararlı mücadelesi sonucu çökme noktasına gelen ve ahlak dışı yollarla çıkış arayan terör örgütü ve müzahirlerinin beyhude çırpınışlarıdır.

Demirtaş’tan çağrı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından “Sosyal medyada PKK’lilere karşı kimyasal silah kullanıldığına dair görüntüler olduğunu avukatlarım aktardılar. Durumun tespiti için bağımsız, uluslararası bir heyetin bölgeye giderek inceleme yapması gerekir. Bunun koşulları sağlanmalıdır. Bu görüntülere TBMM ve muhalefet sessiz kalamaz. Bunu sessizlikle geçiştirmek suçu onaylamaktır. Gerekçesi ne olursa olsun kimyasal silah kullanmak dünyanın her yerinde ağır bir suçtur. Böyle bir suçun açık sorumlusu, savaş politikasında sınır tanımayan AKP-MHP iktidarı olur.” paylaşımı yapmıştı.

HDP’den açıklama

Konuyla ilgili Meclis Genel Kurulu’nda konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, kimyasal silah kullanıldığı iddialarıyla ilgili ‘Siyaset erki ve Parlamento sorumluluk almak zorunda. Dışişleri Komisyonu bir araştırma yapmalıdır” dedi.

Sınır ötesi operasyonlarda kimyasal kullanıldığına dair görüntülerin, iddiaların ve videoların kamuoyuna yansıdğıını belirten Beştaş, şu açıklamayı yaptı:

“Bunlar yokmuş gibi hiçbirimiz davranamayız. Siyaset erki ve Parlamento sorumluluk almak zorunda ve bunun cevabını bulmak zorundayız. Dışişleri Bakanlığı henüz bir açıklama yapmadı. Gerçi genelde susmayı tercih ediyorlar. Dışişleri Komisyonu bir araştırma yapmalıdır. Kamuoyunu ikna edici bir açıklama gerekiyor bu konuda. Dün Merkez Yürütme Kurulumuz da bir açıklama yayınladı ve iddiaların defaatle hızla soruşturulması gerektiğini söyledi. Açıkçası bu çok önemli bir meseledir ve Türkiye, 29 Nisan 97’ye kadar imzaya açık olan Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’nin uygulanması ve kimyasal silahların takibi için bağımsız olarak 97’de OPCW kuruldu ve Türkiye 97’de bunu onayladı. Kimyasal Silahlar Sözleşmesi tüm bir kitle imha silah kategorisini ortadan kaldırmayı amaçlayan uluslararası bir anlaşmadır ve faaliyet alanı, içeriği oldukça kapsamlı olup imzacı tüm ülkelerin bu akde uyması zorunludur.”

CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, yaptığı açıklamada bugün konuyla ilgili soru önergesini Meclis’e suncağını söylemişti: Kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin görüntüleri izledim. Kimyasal silah insanlığa karşı bir suçtur.Yarın itibariyle iddialara dayanak olan görüntülerin doğruluğu üzerine soru önergemi Meclis gündemine sunacağım.

Paylaşın

Siyasette ‘PKK’nın 5-10-15 Tane Çocuğu Var’ Tartışması

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” sözleri yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine CHP, Gelecek Partisi ve HDP’ninde aralarında bulunduğu  muhalefet partilerinden tepki geldi.

CHP’li Özel’den tepki

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de Genel Kurul’da Erdoğan’ın sözlerini eleştirdi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Burunlarını bile çıkaramıyorlar” ifadelerine atıfta bulunan Özel, Erdoğan’a, “Burunlarını çıkaramıyorlarsa 10 çocuk yapan PKK’lılar kim?” diye sordu.

“Sayın Erdoğan, Süleyman Soylu, diyor ki ‘Türkiye’de PKK’lı kalmadı, burunlarını bile çıkaramıyorlar, sayısı şuna düştü, tepelerindeyiz’ Burunlarını çıkaramıyorlarsa 10 çocuk yapan PKK’lılar kim? Süleyman Soylu, 5, 10 çocuklu PKK’lılar neredeymiş bir söylesin de sen başka bir şey ima ediyor olmayasın. Bu cümle derhal düzeltilmeye muhtaç bir cümle.

Bunu sadece o teyp kayıtlarını sildirerek ajansın dökümünden çıkararak kurtulamazsınız. Sen kime diyorsun 5, 10 tane çocuğu var PKK’lıların diye. Siz de yapın. PKK ile mücadele yöntemi olarak. Herkes anladı ben söylemeye utanıyorum. Olmaz. Bir cumhurbaşkanı kariyer yapan akademisyene ‘senin kariyerin çocuk yapmak olsun’ diyemez. Sonra da dönüp bu cümleyi de kuramaz. Kabul edilebilecek bir iş değildir. Ayıp, utanç verici bir iştir”

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu da Erdoğan’ı eleştirdi. CHP’li vekil şunları kaydetti:

“CB Erdoğan; AKP’ye katılan MV Çelebi’den çok çocuk yapmasını isterken şunları söyledi: ‘Sayıları artırmak lazım. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var.’ Ne diyor CB Erdoğan; kim bu PKK’lılar, kimler 5,10,15 çocuk yapıyor? Tüm Kürtleri PKK’lı görüyor, yazık!”

Davutoğlu’ndan “Irkçılık” nitelemesi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da Erdoğan’ın sözlerini “ırkçılık” olarak niteledi. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Davutoğlu şunları yazdı:

“Bu ülkenin çocukları Kandil’de doğmadığına göre, kastınız apaçık ortada Sn. Erdoğan! İfadeleriniz insan haklarına ve kadın haklarına saygısızlıktır. Bu ülkede doğan her çocuk onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Çocuklar arasında ayrım yapmak ırkçılıktır!”

“Yazık, utanç verici”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Erdoğan’ın sözlerine “Yazık, utanç verici” ifadeleriyle tepki gösterdi. Babacan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Gördüğü her kadına kaç çocuk doğurması gerektiğini söylüyor. Dağda 5-10 çocuk doğurmadıklarını biliyor ama milyonlarca Kürt vatandaşımızı teröristlikle itham ediyor. Yazık, utanç verici.”

HDP’li Beştaş: Bu ırkçı bir kafadır

Meclis Genel Kurulu’nda konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Çok çocuk sahibi olmayı bir terör faaliyeti olarak görüyor. Bu ırkçı bir kafadır, bu Kürt söylemi bir kafadır” dedi. Beştaş, özetle şu ifadeleri kullandı.

“Erdoğan, örgüt mensuplarının çocuklarının olmadığını çok iyi biliyor. Kürt nüfusunu kastederek nasyonel bir söz kuruyor aslında. Bunu Kürtler anladı ve partisine dahil ettiği devlet katındaki ortakları olan ulusalcılara da tabii ki selam çakıyor. Çok çocuk sahibi olmayı bir terör faaliyeti olarak görüyor.

Bu ırkçı bir kafadır, bu Kürt düşmanı bir kafadır. Bu bir nefret dilidir, kınıyoruz. Kürt halkı da bu düşmanlığı çok iyi anlıyor ve yorumluyor. Mesajlarını aldık, cevabımız daha çok direnmektir. Çözüm konusunda demokratik siyasette ısrar etmektir. Gerçek bir eşitlik ve kardeşlik için mücadele etmektir. Bizim karşı cevabımız budur.”

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün partisine yeni katılan Bağımsız Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’ye parti rozetini takarken, birden fazla çocuk yapmasını önerdi ve bunu söylerken de, “Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” dedi.

Paylaşın