‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ Yürürlüğe Girdi

Muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak nitelendirdiği, AK Parti ve MHP’nin “dezenformasyonla mücadele” gerekçesiyle hazırladığı, Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin yasa teklifi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Haber Merkezi / Yeni yasayla “halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse” 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılabilecek.

Dezenformasyonla Mücadele Yasası ile internette hizmet veren platformlara, yayıncılara ve servis sağlayıcılarına çeşitli yükümlülükler getiriliyor. 29 madde hariç özetle;

“Resmi ilanlar, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayımlanacak.

Basın kartı talep eden medya mensuplarının ve enformasyon görevlilerinin ilgili Kanun kapsamına dâhil edilmesi öngörülüyor.

İnternet haber sitelerinde çalışanlar basın mensubu sayılacak.

Çocukların, internette veya sosyal medyada yasa dışı, ahlaki değerlere aykırı ve zararlı olabilecek içeriklere maruz kalmasının önüne geçilebilecek. Çocukların, gençlerin ve ailenin, internetin yasa dışı içerikleri hakkında bilinçlendirilmesi ve güvenli kullanımı konusunda bilgilendirilmesi için Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne ilave görevler verilecek.

Tüm haber siteleri, yayınladıkları içerikleri saklamak zorunda olacak. Yasa, hukuka aykırı içeriklerin yok edilmesinin veya keyfi olarak ortadan kaldırılmasının önüne geçmeyi amaçlıyor.

Bir içerik için verilen kaldırma kararı, tüm site ve platformlarını kapsayacak. Her site için ayrı ayrı karar çıkartılmasına gerek kalmayacak.

Haber sitelerini desteklemek amacıyla belli kurallar çerçevesinde resmî ilan ve reklamlar, haber sitelerinde yayınlanabilecek.

Bir haber sitesi künyesiz bir şekilde faaliyet gösteremeyecek.

Bir gazete için geçerli kurallar, haber üreten internet siteleri için de geçerli olacak.

Sosyal medya platformlarına BTK’nın (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) denetlemesi koşulu getiriliyor.

Sosyal ağlara Türkiye ofisi açma ve Türkiye temsilcisi bulundurma zorunluluğu getirilecek. Temsilcinin gerçek kişi olması halinde bu kişinin Türkiye’de ikamet etmesi ve Türk vatandaşı olması gerekecek.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yasanın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanması halinde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gideceğini duyurmuştu.

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan, Adaletin Önemini Kutsal Kitaplarla Anlattı

Adaletin önemini kutsal kitaplardan alıntılar yaparak anlatan AYM Başkanı Zühdü Arslan, “Nitekim Tevrat’a göre Hz. Musa halkına, ‘Adaleti, yalnızca adaleti izleyeceksiniz’ diye öğüt verir. Yeni Ahit’e göre Hz. İsa kavmine, ‘Görünüşe göre yargılamayın, yargınız âdil olsun’ diye seslenir. Kuran-ı Kerim’e göre de Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” dedi ve ekledi:

“Hiç kuşkusuz adaletin bu önemi, onu tecelli ettirmekle görevli hâkimlerin omuzlarına ağır bir yük yüklemektedir. Bu yüzden hemen her medeniyette adaletsiz ve haksız şekilde hükmetmenin ağır bir vebal olduğuna dair kuvvetli bir inanış vardır.”

Anayasa Mahkemesi’nde, İçişleri Bakan Yardımcılığının ardından Sayıştay’a üye seçildikten hemen sonra Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Muhterem İnce’nin yemin töreni vardı. Törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı.

Törende konuşan Yüksek Mahkeme Başkanı Zühdü Arslan, devletlerin devamının ancak adaletle mümkün olduğuna işaret edip, “Adalet tüm dinlerin ve seküler ideolojilerin merkezi değeri olmuştur” dedikten sonra, adaletin önemini kutsal kitaplardan alıntılar yaparak anlattı. Arslan konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Nitekim Tevrat’a göre Hz. Musa halkına, ‘Adaleti, yalnızca adaleti izleyeceksiniz’ diye öğüt verir. Yeni Ahit’e göre Hz. İsa kavmine, ‘Görünüşe göre yargılamayın, yargınız âdil olsun’ diye seslenir. Kuran-ı Kerim’e göre de Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Hiç kuşkusuz adaletin bu önemi, onu tecelli ettirmekle görevli hâkimlerin omuzlarına ağır bir yük yüklemektedir. Bu yüzden hemen her medeniyette adaletsiz ve haksız şekilde hükmetmenin ağır bir vebal olduğuna dair kuvvetli bir inanış vardır.”

“Yargıya güvenin sarsılması en büyük felaketlerden”

Anayasa Mahkemesi üyelerinin göreve başlarken, Anayasa’yı ve temel hakları koruma görevini “her türlü etki ve kaygıdan uzak olarak” yerine getireceğine dair yemin ettiklerini hatırlatan Arslan şöyle seslendi:

“Anayasa’nın 9. maddesine göre ‘Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.’ Mahkemelere ve hâkimlere ait olan bu yetki başka herhangi bir kişiye veya organa devredilemez. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, yargı bağımsızlığı hâkimlere tanınan bir ayrıcalık değildir. Anayasayla sağlanan “bu teminatın amacı adaletin dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak şekilde dağıtılacağı yolundaki güven ve inancı yerleştirmektir. Gerçekten de yargıya yönelik güven ve inancın sarsılması, bir demokratik hukuk devletinin başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir.

“Teme işlev, gücün tek elde toplanmasını önlemek”

Hukukun üstünlüğü anlayışının yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığına halel getirecek her türlü davranıştan kaçınmayı gerektiğini ifade eden Arslan’ın, “Yargının ve yargıcın bağımsız olmadığı yerde kuvvetler ayrılığından, kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde de temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan bir anayasanın varlığından söz etmek zordur. Zira anayasaların temel işlevi, kamu gücünün tek elde toplanmasını önlemek ve hukukun üstünlüğünü sağlamak suretiyle temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaktır” sözleri dikkat çekti.

“Mahkeme temel hak ve özgürlüklerin alanını genişletti”

Anayasa Mahktemesi’ne bireysel başvuruları inceleme yetkisinin verildiği 10 yıldan buyana ülkede darbe girişimi ve Covid-19 salgını gibi olağanüstü gelişmelerin yaşandığını, başkanlık sistemine geçildiğini hatırlatan Arslan, Mahkeme’nin bütün bunlara rağmen temel hak ve özgürlüklerin alanını genişlettiği ididasında bulundu ve şöyle dedi:

“Anayasa Mahkemesi olağanüstü güçlüklere rağmen paradigmatik dönüşümünü önemli ölçüde tamamlamış, gerek norm denetiminde gerekse bireysel başvuruda hak eksenli bir yaklaşımla zengin bir içtihat oluşturmuştur. Anayasa Mahkemesinin hak eksenli yaklaşımla inşa ettiği bu içtihat birikimi, bir yandan hukuk düzeninin Anayasa ile uyumlu hâle gelmesini sağlamış, diğer yandan da temel hak ve özgürlüklerin koruma alanını genişleterek standartları yükseltmiştir… Anayasa Mahkemesi, bu süreçte her zaman demokratik hukuk düzeninin yanında olmuş, temel hak ve özgürlükleri korumak için yoğun bir uğraş vermiştir. Bunu yaparken de ne yargısal aktivizme ne de kendini sınırlama yoluna tevessül etmiştir.

“Mahkeme kadıya mülk değil”

Arslan konuşmasının sonunda “Yemin törenleri mahkemenin kadıya mülk olmadığını hatırlatan anlardır. Şirâzî diyor ki: ‘Asıl mutlu kişi, şöhretini ilmiyle adaletine borçludur. Gelen, gider; eken, biçer. İnsana iyi ya da kötü bir ad kalır geride’. Önemli olan giderken şu kubbede hoş bir sadâ bırakabilmektir” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

41 Kişinin Hayatını Kaybettiği Madendeki Tüm Teknik Cihazlara El Konuldu

41 kişinin hayatını kaybettiği Bartın’daki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessesesine ait maden ocağındaki patlamaya ilişkin olarak, güvenlik sistemlerinin de yer aldığı tüm teknik cihazlara soruşturma kapsamında el konuldu.

Haber Merkezi / Patlama sonrası Bartın Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, 6 cumhuriyet savcısı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından 4 müfettiş görev alıyor. Bu kapsamda Bartın Emniyet Müdürlüğünce uzman personelden özel ekip oluşturuldu.

Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, Amasra Cumhuriyet Savcılığı ile ilgili hakimliğin aldığı karar doğrultusunda, özel ekip tarafından arama ve el koyma işlemleri yürütülüyor. Olayın yaşandığı alan ve güvenlik sistemlerinin de yer aldığı tüm teknik cihazlara ekipler tarafından el konuldu.

Öte yandan olayla ilgili adli soruşturma kapsamında Amasra Cumhuriyet Savcılığı’nda görevli savcı sayısı, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından 6’ya çıkarıldı.

Bartın Cumhuriyet Savcısı Ozan Mert Alıcı ise 3 ay geçici süreli yetki ile soruşturmada görevlendirildi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, dün Amasra’da yaptığı açıklamada, ilgili tahkikatın Amasra Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğünü belirterek, “Bu olay, bütün yönleriyle soruşturulacak ve aydınlatılacaktır. Kafalarda ne kadar soru varsa onların hepsinin cevabı, bu tahkikat sonucunda ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Bartın’ın Amasra ilçesindeki maden ocağında patlama sonrası çıkan yangının büyük oranda kontrol altına alındığını bildirdi.

Bakan Dönmez, maden ocağı bölgesinde kurulan Mobil Koordinasyon Merkezi’nde yaptığı açıklamada, ocakta madencilik faaliyetlerinin tamamen durdurulduğunu söyledi.

Bartın’daki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğü maden ocağında cuma günü meydana gelen grizu patlamasında 41 işçi hayatını kaybetmişti. Bartın Valiliği’nin açıklamasına göre patlama, saat 18.15 sıralarında -300 kotunda yaşanmıştı.

Paylaşın

NYT, Erdoğan İle Miçotakis Arasında Prag’da Yaşanan Gerginliği Yazdı

Geçen hafta Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) zirvesi gerçekleştirilmişti. New York Times gazetesi, zirve sonrası verilen akşam yemeğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Miçotakis arasında tansiyonun yükseldiğini yazdı.

Gazetede yer alan haberde, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 44 Avrupalı lidere hitap ettiği esnada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın araya girerek sesini yükselttiği öne sürüldü.

İsmi belirtilmeyen bir Avrupalı diplomat ve orada bulunan iki üst düzey Avrupalı yetkili, Erdoğan’ın odadan çıkmadan önce Miçotakis’i Doğu Akdeniz ve Ege’deki anlaşmazlıkları çözme konusunda samimiyetsizlikle ve Avrupa Birliği’ni (AB) de Yunanistan ve Kıbrıs’tan taraf olmakla suçladığını belirtti.

Erdoğan, yemek sonrası düzenlediği basın toplantısında “Bu sadece Yunanistan için geçerli değil, bizi rahatsız eden, bize saldıran hangi ülke olursa olsun onlara karşı bizim cevabımız: Bir gece ansızın gelebiliriz. Bunu böyle bilmeleri lazım, böyle anlamaları lazım. Şu an itibarıyla siz anladığınıza göre herhalde onlar da anlamıştır” açıklamasını yapmıştı.

Yunan gazetecinin “Bir gece ansızın gelebiliriz’ diyerek ‘saldırabiliriz’ mi demek istiyorsunuz, açıkça cevap verir misiniz?” sorusuna Erdoğan, “Doğru anladınız” yanıtını vermişti.

Avrupa Siyasi Topluluğu, Fransa cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından önerilen, AB ülkeleri, Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkeleri, Batı Balkan ülkeleri, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, birlikten ayrılan Birleşik Krallık ve AB katılım müzakereleri dondurulan Türkiye’nin dahil olduğu ülkeleri içeren yeni bir siyasi gruptur.

Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi başkanı olarak Macron, projeyi resmi olarak 23 ve 24 Haziran 2022 tarihlerinde gerçekleşen Avrupa Devlet ve Hükûmet Başkanları Konseyi toplantısında sundu.

Macron’un önerisine göre projenin amacı, Avrupa ülkeleri için ortak çıkar konularını ele alıp, siyasi diyalog ve işbirliğini teşvik etmek ve böylece ülkelerin güvenliğini, istikrarını ve refahını güçlendirmektir.

6-7 Ekim 2022 tarihlerinde Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da yapılan zirve, Eurovision tarafından canlı olarak yayınlandı. 29 Eylül’de Birleşik Krallık toplantıya katılacağını duyurdu ve bir sonraki toplantıya ev sahipliği yapmayı teklif etti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ABD Gezisi ‘Gizemli’ Miydi?

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaretin iç siyasetteki yansımalarını değerlendiren Gazeteci Fehmi Koru, Kılıçdaroğlu’nun gezisine “gizem” kattığını söyledi ve bunu acemice bulduğu görüşünü dile getirdi.

Fehmi Koru, “Kazalar kaderimiz olmamalı.. CHP Kılıçdaroğlu’nun gezisine gizem katmak zorunda mıydı?” başlıklı yazısında gündemi değerlendirdi. Koru’nun kişisel blogunda kaleme aldığı köşe yazısının Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisiyle ilgili kısmı şöyle:

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisi de yine beklendiği türden tepkilerle tartışılıyor. İktidar ortakları geziyi gizli ve gizemli toplantılar yapıldığı gerekçesiyle ‘şaibeli’ buluyor; CHP ise…

Geziyi CHP cephesinin nasıl değerlendirdiğini, Kılıçdaroğlu ile birlikte ABD’ye giden heyetten CHP İstanbul milletvekili Yunus Emre’nin kaleminden Karar gazetesinde bugün okumak mümkün.

Emre’ye göre “Bu seyahat, cumhuriyetin ikinci yüzyılında bilimin ışığında ilerleme amacı için bir dönüm noktası.”

Kılıçdaroğlu’nun ‘İkinci Yüzyıl Vizyonu’ adı verilen bir yaklaşımı var; o çerçevede orada iş çevreleri, öğrenciler ve düşünce kuruluşlarıyla temas kurmak üzere ABD’ye gidilmiş.

Yazıda ABD’nin eğitim kurumlarıyla bizim üniversitelerimiz mukayese ediliyor, Harvard ve MIT gibi üniversitelerde bilimsel araştırmalarıyla öne çıkan Türkler’in bilim dünyasına katkıları övülüyor, bu arada yurtdışı eğitimlerini ABD’de almakta olan öğrencilerimizin ülkeleriyle yakından ilgilendikleri izlenimi özellikle vurgulanıyor.

İyi de, bu tür tespitler için bir parti liderinin o kadar zahmete katlanması gerekir miydi? Şu sırada hem de? Harvard ve MIT gibi ABD’nin öndegelen bilim yuvalarında eğitim görmüş herhangi bir kişiyle oturulup konuşulsa, benzer bir sonuca hiç zahmetsiz ulaşılabilirdi. Yazar, iktidar cephesinin geziye ilişkin eleştirilerine cevap teşkil edecek pek bir şey söylemiyor.

Gizli ve gizemli toplantılar iddiasıyla ilgili… Birlikte gidilen seyahati izlemekte olan gazetecilerden habersiz geçirilen sekiz saat ile ilgili… Temasları ve görüşmeleri izlemeleri için ABD’de bulunan gazetecilerin toplantıların çoğuna alınmamaları biraz garip değil mi? İktidar cephesinin eleştirileri daha çok gezinin bu yönleriyle ilgili ve onları önemseyip geçersiz kılacak herhangi bir açıklama milletvekili Yunus Emre’nin yazısında yok. Yoksa gezinin özellikle ‘gizemli’ kalması mı isteniyor?

Önemli mi bütün bunlar? Aslında önemsiz. İktidar cephesinin geziye atfettiği ‘gizlilik ve gizem’ özelliği günümüz gerçekleri açısından fazla anlamlı değil. Bugünün dünyasında birileriyle yüz yüze görüşmek için on saatlik zahmetli bir yolculuğa çıkmak gerekmiyor; cep telefonuyla bile görüntülü görüşmeler yapılabiliyor. Ülkelerin diplomatları gerektiğinde temas kurulmakla da görevliler. Liderinin gezisini, öncesi ve sırasında iyi planlamadığı görüntüsü vermekteydi CHP, galiba sonrasında da acemilik sürüyor. Kritik bir seçime gidilen bir ülkede muhalefetin acemiliği gerçekten şaşırtıcı.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

92 Göçmen Çıplak Halde Bulunmuştu; BM’den Kınama

Türkiye-Yunanistan sınırında 92 göçmenin çıplak bir şekilde bulunmasını kınayan Birleşmiş Milletler, göçmenlerin durumunun son derece rahatsız edici olduğunu vurguladı ve konu hakkında bir soruşturma başlatılması gerektiğini açıkladı.

Göçmenlerin kıyafetlerinin neden olmadığı henüz anlaşılamazken, Türkiye ile Yunanistan’dan karşılıklı suçlamalar yapıldı.

Yunanistan, göçmenlerin Türkiye sınırından kıyafetleri alınmış şekilde geldiğini ve bir kısmının yaralı olduğunu paylaşırken, İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise Yunanistan’dan gelen açıklamalar için “Yunan yalan haber makinası yine devrede” dedi.

Yunanistan’ın kişisel eşyalarını gasp edip sınır dışı ettiği mültecilerin fotoğraflarını yayınladığını ve bunun saygısızlık olduğunu söyleyen Altun, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yunan yalan haber makinası yine devrede… Türkiye’yi kendileriyle karıştıran Yunanistan’ın Göç ve Sığınmadan Sorumlu Bakanı, paylaştığı yalan yanlış içeriklerle ülkemizi zan altında bırakmaya çalışmış.

Yunanistan, bu beyhude ve ciddiyetten uzak çabalarıyla, kişisel eşyalarını gasp edip sınır dışı ettiği mültecilerin fotoğraflarını yayınlayarak, bu mazlumların haysiyetine bile saygısı olmadığını bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir.

Yunan makamları önce Frontex ile suç ortaklığı yaparak, Ege’de boğulmasına neden olduğu bebeklerin, Meriç’te soyup kemerle dövdüğü, donarak ölmesine neden olduğu insanların hesabını vermelidir.

Yunanistan’ı mültecilere karşı takındığı insanlık dışı tavırdan bir an önce vazgeçmeye, Türkiye’ye yönelik temelsiz, asılsız suçlamalara son vermeye ve devlet ciddiyetine davet ediyoruz.”

Geçen hafta sızdırılan bir Avrupa Birliği raporunda Frontex’in üst düzey yöneticilerinin, Yunanistan’dan Türkiye’ye yasa dışı göçmen itişlerini örtbas ettiği yer almış, bunun ardından bir açıklama yapan Frontex ise bu tip uygulamaların geçmişte kaldığını söylemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen ay “Yunanistan’ın Ege’yi bir mezarlığa çevirmesine karşı” Avrupa Birliği’nin harekete geçmesi gerektiğini belirtmişti.

Avrupa Birliği’nin sınır gücü Frontex, 92 kişinin çoğunun Suriye ve Afganistan’dan gelen erkekler olduğunu açıkladı.

Yunanistan Yurttaş Koruma Bakanı Takis Theodorikakos, göçmenlerin Türk askeri araçlarıyla sınıra götürüldüğünü ve Türkiye’nin “yasadışı göçü araçsallaştırdığını” söyledi.

Paylaşın

Maden Sektöründe Kamunun Payı yüzde 80’den Yüzde 8’e Geriledi

41 madencinin hayatını kaybettiği Amasra’daki patlamaya ilişkin değerlendirmede bulunan DİSK’e bağlı Dev Maden-Sen Başkanı Tayfun Görgün, adım adım gelen özelleştirme nedeniyle, “Nasıl olsa satacağız yatırım yapmayalım” mantığında hareket edildiğini söyledi.

Sayıştay raporlarına da atıf yapan Görgün, “Sayıştay işçi sayısının iş güvenliğini tehlikeye atacak kadar düştüğünü söylemesine rağmen işçi alımı yapılmadı. Kurumun zarar etmesi durdurulmadı ve yatırım yapılmadı madenlere. Özelleştirme eğilimi olunca kamu yatırım yapmaktan kaçınıyor” dedi.

Bartın’ın Amasra ilçesinde Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) bağlı maden ocağında 14 Ekim günü medyana galen grizu patlaması nedeniyle 41 madenci hayatını kaybetti. Katliamın ardından bir kez daha gizli özelleştirme hırsı tartışılıyor.

Cumhuriyet’ten Ali Can Polat’ın haberine göre; Türkiye’de kamu birçok alanda olduğu gibi madencilikte de özel şirketlerin önünü açarak sahadan çekiliyor. Maden sektöründe yüzde 80 olan kamu payı AKP iktidarı ile birlikte yüzde 8’e kadar geriledi. TTK’de 40 binlerde olan işçi sayısı ise 6 binlere kadar geriledi. Sık sık yaşanan maden katliamlarının en büyük nedeni de ise gizli ve açık yürütülen özelleştirmeyle birlikte gelen kâr hırsı ve fazla iş yükü oldu. Uzmanlara göre bu sahaların özelleştirilmesinin önünü açmak için bilerek yatırım yapılmıyor ve işçi sayısı azaltılıyor.

“Kamu yatırım yapmaktan kaçınıyor”

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Dev Maden-Sen Başkanı Tayfun Görgün, adım adım gelen özelleştirme nedeniyle, “Nasıl olsa satacağız yatırım yapmayalım” mantığında hareket edildiğini söyledi. Sayıştay raporlarına da atıf yapan Görgün, “Sayıştay işçi sayısının iş güvenliğini tehlikeye atacak kadar düştüğünü söylemesine rağmen işçi alımı yapılmadı. Kurumun zarar etmesi durdurulmadı ve yatırım yapılmadı madenlere. Özelleştirme eğilimi olunca kamu yatırım yapmaktan kaçınıyor” dedi.

Görgün, bir yandan da enerji kriziyle birlikte son dönemde dünyada artan kömür ihtiyacı ile üretimin hızlandırıldığını da belirterek, “Bir yandan yatırım yapılmayıp bir yandan da daha çok üretim hırsı olunca facia göz göre göre geldi. Madendeki son gaz ölçümü 167 olarak yapılmış. Patlama noktası 250’dir ya sensör bozuktu uyarmadı ya da uyarıya rağmen üretim sürdürüldü” diye konuştu.

“Üretim TTK’nin gibi duruyor ama başka şirket üretiyor”

Türkiye Mimar Mühendis Odaları Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel ise, “TTK zarar ettirilerek diğer kurumlarda olduğu gibi ‘kamunun sırtına yük’ algısı oluşturulmaya çalışılıyordu” dedi. TTK’de gizli özelleştirme yapıldığını söyleyen Yüksel, “TTK sürekli zarar edip duruyor. Var olan üretimlerinin çoğunu ‘Gizli özelleştirme’ dediğimiz rödovans yöntemiyle yapıyorlar. Üretim TTK’nin gibi duruyor ama başka şirket üretiyor. Buna liyakatsizlik de eklendi. Özellikle yerel yönetimler maden müdürlüklerinde ve başmühendis kadrolarında hâkimdi, liyakatsizlik had safhada” dedi.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a ‘Kader’ Tepkisi: Önce Tedbir

41 madencinin hayatını kaybettiği Amasra’da açıklamalarda bulunan DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kader planı” sözlerini eleştirdi ve “Toplum olarak artık itiraz etme zamanı geldi. Can kayıplarına, yaralanmalara itirazımız var. Kadere hepimiz inanırız ama önce tedbir” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Amasra’da hayatını kaybeden madencilerin cenazelerine katıldı ve ailelerle görüştü. Yetkililerden bilgi alan Babacan, açıklamalarda bulundu. DEVA Lideri Babacan, açıklamasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Burada madenci kardeşlerimizin aileleriyle tek tek dertleştik. Babalarla, analarla, kardeşlerle dertleştik. Her birinin tespitleri, iddiaları var. Buradaki ihmallerle ve tedbir eksikliğiyle ilgili iddialar var. Bunların mutlaka üzerine gidilmesi lazım.

İşi yapan, yaptıran aynı zamanda da denetliyorsa oradan maalesef hatalar bulunamıyor. Eksik ve ihmaller tespit edilemiyor. Tekrar tekrar aynı kazaları, can kayıplarını yaşıyoruz.

Bir idari denetim, bir yargı denetimi bir de Meclis denetimi var. Burada mutlaka yasama denetiminin, yani Meclis denetiminin bağımsız bir şekilde çalıştırılması gerekiyor. Ne olduğunun anlaşılması gerekiyor ki tekrarı önlensin. Olanlardan ders çıkarmazsak Allah korusun can kayıpları devam eder.

“Önce tedbir, sonra Allah’ın takdiri”

Soma’da kaybettiğimiz canlarımızın acısı daha tazeyken Amasra’da büyük bir felaketle karşı karşıya kaldık. Biz kadere inanırız ama önce tedbir, sonra Allah’ın takdiri… Tedbir bizden, takdir Allah’tan. Tedbir almayıp arkasından takdirle, kaderle olaya bir çerçeve çizmeye çalışırsak bu son derece yanlış olur. Allah’ın takdiri her şeyin üstündedir. Kadere hepimiz inanırız ama önce tedbir.

İdari denetimin hiçbir kıymeti yok. Zaten devletin kendi işlettiği tesis. Devlet kendi yapıyor, kendi denetliyor… Bir şey beklemeyin. Yargı denetimi önemlidir ama yargının üzerinde baskı var. Bağımsız ve tarafsız bir yargı denetim sürecinin çalıştırılması gerekiyor. Meclis açıldı. Milletvekillerimizin vakti var. En azından araştırma komisyonunun kurulup tarafsız ve bağımsız bir şekilde maden kazalarının üzerine gidilmesi ve önlenmesi lazım.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Hayat Pahalı Ama Türkiye’de Can Ucuz

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, 41 kişinin hayatını kaybettiği maden faciasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bir kez daha gördük ki Türkiye’de işçinin canı çok ucuz. Hayat pahalı ama Türkiye’de can ucuz” dedi ve ekledi:

“Bir kez daha şahit olduk ki bu yaşanan katliamdır, ihmalkarlıktır. Bu yaşanan cinayettir, bu yaşananlar ihmalkarlık sonucudur ve bu yaşananlar AKP MHP iktidarının işçiye, emekçiye reva gördüğü yaşam biçimidir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Denizli 4.ü Olağan İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Bartın, Amasra’daki iş cinayetine değindi.

Buldan konuşmasına, “Maden faciasında yaşamını yitiren 41 canımıza Allah’tan rahmet sevdiklerine, ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralı olarak kurtulan ve tedavi altında olan işçi kardeşlerimizin de bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını yürekten temenni ederim” diyerek başladı. Devamında şunları söyledi:

“Bir kez daha gördük ki Türkiye’de işçinin canı çok ucuz. Hayat pahalı ama Türkiye’de can ucuz. Bir kez daha şahit olduk ki bu yaşanan katliamdır, ihmalkarlıktır. Bu yaşanan cinayettir, bu yaşananlar ihmalkarlık sonucudur ve bu yaşananlar AKP MHP iktidarının işçiye, emekçiye reva gördüğü yaşam biçimidir.

Dün bir kez daha gördük ki bu ülkenin cumhurbaşkanı işçilerin ailelerine cevap veremedi. Onların sorularına cevap veremeyen cumhurbaşkanı gördük. Dün konuşmalarına bir kez daha şahitlik ettik.

İşçi ölümlerini kader olarak nitelendiren ve “Bu bir kaderdir, bundan sonra da olabilir” diyen, hiçbir önlem ve tedbir alınmamasına rağmen sorumluluğu kendinde görmeyen, kendi iktidarında bulmayan bir cumhurbaşkanı orada yaptığı konuşmada sadece paradan bahsetti. İşçinin, emekçinin ailelerine yapılacak para yardımından bahsetti.

İşçinin, emekçinin para ile satın alınacağını düşünüyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. HDP olarak bir cumhurbaşkanının 41 canımızın yitirildiği bir cinayet ve katliamda o ailelere para dağıtılarak olayın örtbas edilmeye çalışılmasını asla kabul etmiyoruz.

“Konuştukça yerin dibine batıyorsunuz”

Cumhurbaşkanı asla hafızalardan silinmeyecek bir açıklama yaptı. ‘Allah’a hamdolsun ki Soma’daki işçi faciasında işçi cinayetinde yaşamını yitirenlere 24 saat ulaşılmıştı ama Amasra’daki cinayette yaşamını yitirenlere 24 saatten önce ulaşıldı. Hamdolsun, Allah’a şükürler olsun’ dedi.

Ya Allah rızası bari konuşmayın, bari susun, çünkü konuştukça yerin dibine batıyorsunuz, dibin dibine batıyorsunuz. Bu cinayetin, bu katliamın önlemlerin alınmamasından ve ihmalkarlık sonucu yaşandığını hepimiz biliyoruz.

AKP-MHP iktidarının 20 yıllık iktidarlık döneminde binlerce işçinin aynı şekilde yaşamını yitirdiğine tanıklık ettik. Elbette ki bu bir kader değil bu bir cinayet, bir katliamdır.

Bu tür olayların bu tür yaşanan cinayetlerin sadece yüzde 2’si kaderdir. Yüzde 98’i ihmalkarlık, tedbirsizlik ve işçiye, emekçiye reva görülen yaşam biçimidir. Yaşamını yitiren 41 canımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileğimizi iletiyorum.

İşçilerle ve emekçilerle birlikte olacağımıza ve onların yaşamlarını güvence altına alacağımıza söz veriyorum. Yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: İktidar Tarihi Bir Hata Yaptı

Muhalefetin “Sansür yasası”, iktidar bloğundaki partilerin ise “Dezenformasyonla mücadele yasası” olarak adlandırdığı ve TBMM’de kabul edilen yasaya ilişkin tartışmalar gündemdeki yerini koruyor.

İnternet haber siteleri ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören düzenleme, bugün Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren’in gündemindeydi.

İktidara yakın medyanın muhalefet liderleriyle ilgili yaptığı yayınların takip edilmeyeceğini söyleyen Taşgetiren, “Çünkü onların hiçbiri ‘iç – dış güvenlik, kamu düzeni , genel sağlık’ kapsamına girmez! Hatta onları yalan – yanlış iddialarla dahi olsa halkın gözünden düşürmenin ‘iç – dış güvenlik, kamu düzeni , genel sağlık’ kriterlerine uygun, ülke yararına olduğu bile düşünülebilir” dedi; ardından şunları kaydetti:

“Müthiş mantık! Peki bu yasa işler mi? ‘Birilerine işler, diğerleri de ondan korkar’ gibi düşünülmüş olabilir. Oto sansür yani. Ama, bence yanlış hesap yapılıyor. Bu tür baskılar, tepkilerini de beraberinde getirir. Bunlar iktidarın totaliter karakterine bir kara boya daha sürer, ayrıca bu çağda her türlü haber büyük kitlelere ulaşmanın mecrasını bulur.

‘Bu işler öyle olmuyor’

Bu konunun bir başka boyutu, bu tür düzenlemelerin bumerang niteliği kazanmasının kaçınılmaz olmasıdır. İktidar zaten yargı konusunda böyle bir hesap biriktiriyor. Muhtemel ki, ‘yargı bütün kademelerde avucumuzun içinde, her türlü muhalefeti kıskıvrak yakalayacağız’ gibi hesaplar yapılmıştır. Bu işler öyle olmuyor. Ülkedeki siyasi iklim değişmeye başladığında herkes yeniden konum belirleme arayışına giriyor.

Bumerang o zaman bumerang oluyor. Bence iktidar tarihi bir hata yaptı.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın