2023’te Siyasi Partilere Hazine Yardımı 7 Kat Artacak

Seçimlerin yapılacağı 2023’te AK Parti’ye toplam 1 milyar 961,3 milyon lira, CHP’ye 1 milyar 43,9 milyon TL, HDP’ye 539,5 milyon TL, MHP’ye 511,5 milyon TL, İYİ Parti’ye de 459,2 milyon TL hazine yardımı yapılacak.

Kanuna göre, son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve ülke barajını aşan siyasi partilere her yıl hazineden ödenmek üzere devlet yardımı yapılıyor. Devlet yardımı tutarı, barajı aşan partilerin oy sayılarına göre paylaştırılıyor.

Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 2023 yılı bütçesinin Türkiye Büyük Millet Meclis’inde (TBMM) sunulmasının ardından siyasi partilere yapılacak Hazine yardımı da belli oldu.

Habertürk’ün aktardığına göre gelecek yıl siyasi partilere toplam 4,5 milyar lira hazine yardımı yapılacak. Bunun 1,5 milyar liralık kısmı ocak ayında partilerin hesaplarına yatırılacak.

Ocak ayında AK Parti’ye 653,8 milyon, CHP’ye 348 milyon, HDP’ye 179,8 milyon, MHP’ye 170,5 milyon, İYİ Parti’ye ise 153,1 milyon lira hazine yardımı yapılacak. Ocak ayındaki yardımlar, yılın ilk on günü içinde partilerin hesaplarına yatırılacak.

Seçim olunca katlanıyor

Kanun uyarınca, hazine yardımı yerel seçimlerin olduğu yıllarda normal tutarın 2 katı, milletvekili seçimi yıllarında ise 3 katı olarak uygulanıyor. Seçime ilişkin hazine yardımları, Yüksek Seçim Kurulu’nca seçim kararının ilan edilmesini izleyen 10 gün içinde partilere ödeniyor.

Seçim kararının ilan edilmesiyle AK Parti’ye 1,3 milyar, CHP’ye 695,9 milyon, HDP’ye 359,7 milyon, MHP’ye 341 milyon, İYİ Parti’ye ise 306,1 milyon lira ilave hazine yardımı yapılacak. Böylece gelecek yıl AK Parti’ye toplam 1 milyar 961,3 milyon lira, CHP’ye 1 milyar 43,9 milyon TL, HDP’ye 539,5 milyon TL, MHP’ye 511,5 milyon TL, İYİ Parti’ye de 459,2 milyon TL hazine yardımı yapılacak.

2022 yılı bütçesi başlangıçta 1 trilyon 751 milyar lira olarak öngörülmüştü. Temmuz ayında ek bütçe ile bütçe büyüklüğü 2.8 milyar liraya çıktı.

2022 yılında siyasi partilere yapılan hazine yardımı başlangıç bütçesi üzerinden yapılmıştı. Ek bütçe dolayısıyla siyasi partilere ayrıca bir yardım yapılmadı.

Kanuna göre, son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve ülke barajını aşan siyasi partilere her yıl hazineden ödenmek üzere devlet yardımı yapılıyor. Devlet yardımı tutarı, barajı aşan partilerin oy sayılarına göre paylaştırılıyor.

Paylaşın

‘Sansür Yasası’na 211 Edebiyatçıdan Tepki: Reddediyoruz

211 edebiyatçı, muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak nitelendirdiği, iktidarın ise “dezenformasyonla mücadele” gerekçesiyle hazırladığı yasayla ilgili olarak “Susmayacağız” açıklaması yaptı.

Aralarında Oya Baydar, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Zeynep Altıok Akatlı, Ataol Behramoğlu, Nevzat Çelik ve Zülfü Livaneli’nin de yer aldığı 211 edebiyatçı yaptıkları ortak açıklamada, “Edebiyatçı ve yazarlar olarak ülkeyi derin bir karanlığa boğacak sansür yasasını reddediyoruz. Zorbaların yalanına karşı, halkın ve dünyanın hakikati!” ifadelerine yer verdi.

İmzacılar:

Adnan Gerger, Adnan Özyalçıner, Ahmet Kardam, Ahmet Önel, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Ahmet Yurdakul, Akif Kurtuluş, Ali Erkan Güneri, Altay Öktem, Arife Kalender, Arzu Eylem, Aslı Biçen, Aslı Erdoğan, Aslı Ilgın Kopuz, Aslı Perker, Asuman Susam, Ataol Behramoğlu, Atilla Birkiye, Ayfer Tunç, Ayhan Koç, Ayşe Başak Kaban, Ayşe Bengi, Ayşe Keskin, Ayşe Kulin, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Şahin,

Bade Osma, Bayram Sarı, Belma Fırat, Birgül Oğuz, Birhan Keskin, Buket Uzuner, Bülent Tekin, Bülent Usta, Burhan Sönmez, Cafer Solgun, Cenk Kolçak, Ceren Cevahir Gündoğan, Çetin Yiğenoğlu, Cevat Çapan, Defne Suman, Deniz Durukan, Deniz Faruk Zeren, Devrim Dirlikyapan, Dilek Bilge, Dilruba Nuray Erenler, Emek Erez, Emin Şir, Ender İmrek, Engin Günay, Ercan Kesal, Ercan y. Yılmaz, Erendiz Atasü, Erol Köroğlu, Ertan Meyan, Ertan Mısırlı, Esat Şenyuva, Esmehan Devran İnci, Eylem Ata Güleç,

Fadıl Öztürk, Fatma Akdokur, Figen Öcal, Figen Şakacı, Fulya Bayraktar, Gaye Boralıoğlu, Gökçe Bilgin, Gökhan Arslan, Göksu Baykal, Gonca Özmen, Gülser Han, Gün Zileli, Gürel Sürücü, H.İhsan Sönmez, Hacer Yeni, Haden Öz, Hakan Bıçakçı, Haluk Çetin, Haluk Sunat, Hasan Özkılıç, Hasan Öztoprak, Hatice Eroğlu, Hatice Meryem, Haydar Ergülen, Hayrettin Geçkin, Hayri K. Yetik, Hıdır Murat Doğan, Hülya İşbilir Behramoğlu, Hüseyin Habip Taşkın,

İ. Uğur Toprak, İbrahim Baştuğ, İbrahim Betil, İkbal Kaynar, İnci Aral, İrfan Erdoğan, Irmak Zileli, Işık Demirtaş, İsmet Alıcı, Jaklin Çelik, Jale Özata Dirlikyapan, Kamil Tekin Sürek, Kaya Genç, Kaya Tanış, Kenan Sarıalioğlu, Koray Işık, Lal Hitay, Latife Tekin, Levent Karataş, Mahir Ünsal Eriş, Mahmut Aksoy, Mahmut Temizyürek, Mazlum Çetinkaya, Mehmet Ergün, Mehmet Eskicioğlu, Mehmet Kılıç, Mehmet Öksüz, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Meral Saklayan, Merve Yakut, Mesut Kara, Metin Yeğin, Mevsim Yenice, Müge İplikçi, Muharrem Erbey, Müjdat Güven, Murat Gülsoy, Murat Özyaşar, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Mustafa Güçlü, Mustafa Sezer, Muzaffer Kale,

Nabi Yağcı, Nalan Çelik, Namık Kuyumcu, Necmiye Alpay, Neşe Yaşın, Neslihan Cangöz, Neslihan Dağlı, Nevzat Çelik, Nilgün Eser, Nilüfer Açıkalın, Nilüfer Benal, Nisa Leyla, Niyazi Zorlu, Nurcan Baysal, Nurdan Gürbilek, Nurgül Sedef, Nurhan Suerdem, Olcay Özmen, Ömer Faruk, Ömer Turan, Ömer Türkeş, Önder, Birol Bıyık, Onur Bütün, Orhan Alkaya, Orhan Pamuk, Oya Baydar, Oylum Yılmaz, Özcan Öztürk, Özcan Yurdalan, Özge Doğar, Özgün Enver Bulut, Özgür Zeybek, Özlem İşbilir, Pelin Buzluk, Recep Memişoğlu, Reyhan Yıldırım, Roni Kaya, Saniye Kısakürek, Şebnem İşigüzel, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş,

Şenel Gökçe, Senem Timuroğlu, Şerif Temurtaş, Serkan Türk, Sevim Korkmaz Dinç, Sibel Oral, Sibel Öz, Sibel Özbudun, Süleyman Berç Hacil, Suna Güler, Süreyya Köle, Tacim Çiçek, Tarık Günersel, Tekgül Arı, Temel Demirer, Tuğrul Keskin, Tülin Dursun, Tunç Kurt, Turgut Akaslan, Uğur Portakal, Uğur Terzi, Ümit Aktaş, Ünal Ersözlü, Vecdi Çıracıoğlu, Vecdi Erbay, Vedat Çetin, Veli Bayrak, Yasemin Yazıcı, Yavuz Ekinci, Yusuf Gencal, Yusuf Nazım, Zehra Arat, Zeynep Altıok Akatlı, Zeynep Oral, Zeynep Uysal, Zeynep Uzunbay, Züleyha Akın, Zülfü Livaneli.

Paylaşın

Seçim Kazanmak İçin Ona Ver, Buna Ver… Değirmenin Suyu Nereden Gelecek?

Karar gazetesi yazarı Taha Akyol, bugünkü köşe yazısında, iktidarın 2023 milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak için kesenin ağzını açtığını belirterek, “Erdoğan’ın seçim kazanması zor, fakat kim kazanırsa kazansın, seçim sonrasındaki birkaç yıl içinde Türkiye ateş topuna dönmüş bir ekonomiyi kucağında bulacak” dedi.

Taha Akyol, yazısında, “memur maaşlarına yüzde 100 zam yapılacağı” iddiasını köşesine taşıdı ve “90’lardaki gibi şeçim kazanmak için ona ver, buna ver… Değirmenin suyu nereden gelecek?” diye sordu.

Akyol, yazısında, “Memur maaşlarına yüzde yüz zam yapılacakmış. Bunun için 2023 bütçesinde personel giderleri 1 trilyon 6 milyar liraya çıkarılmış. Kabaca bütçenin dörtte biri personel harcamalarına gidecek” şeklindeki iddiayı paylaştı.

“90’lardaki gibi şeçim kazanmak için ona ver, buna ver… Değirmenin suyu nereden gelecek?” diyen Akyol, şu yorumu yaptı:

“Erdoğan’ın seçim kazanması zor, fakat kim kazanırsa kazansın, seçim sonrasındaki birkaç yıl içinde Türkiye ateş topuna dönmüş bir ekonomiyi kucağında bulacak. Zira kullanılabilir kaynaklar daralıyor.

İktidar haklı olarak sürekli dış kaynak arıyor, ama olmuyor… Çünkü “epistemolojik kopuş” gerçeği, iktisat politikalarının rasyonel ve öngörülebilir olmadığının ilanıdır. Kendileri de bunu biliyor olmalı ki, yabancı yatırımcıya “güvenceniz Cumhurbaşkanımızdır” sözüyle güven vermek gibi tuhaf açıklamalar yapıyorlar.

Halbuki yatırımcıya güven vermenin tek yolu ortodoks iktisat, rasyonel yönetim, kişilerin üstünde sağlam kurallar ve güçlü liyakatli kurumlardır. Türkiye bunu gerçekleştirmek zorunda. Zor ve ıstıraplı olacak maalesef, 24 Ocak 1980’de Turgut Özal’ın, 14 Nisan 2001’de Kemal Derviş’in yaptığı kurumsal reformlar gibi…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye, Bu Yılda ‘Özgür Olmayan Ülkeler’ Arasında

Merkezi ABD’nin New York şehrinde bulunan düşünce kuruluşu Freedom House’un internet üzerine yayınladığı raporunda, Türkiye bu sene de “özgür olmayan ülkeler” arasında yer alıyor. Raporda, Türkiye’de online içeriklere yönelik engellerde son yıllarda bir artış olduğu vurgulanıyor.

Raporda ayrıca, son yıllardaki yasal düzenlemelerle iktidarın dijital ortamda baskısını arttırdığı belirtilirken, 2019’daki düzenleme sonrası gelen dijital platformların RTÜK’ten lisans alma zorunluluğu ile birlikte bazı engellemelerin yaşandığına dikkat çekiliyor.

Freedom House bugün, dünya genelinde internet özgürlüğünü değerlendirdiği “İnternette Özgürlük 2022” raporunu yayınladı. “İnternette Otoriter Revizyonla Mücadele” başlıklı raporda, iktidarların muhaliflerini sansürlemek ve internet kullanıcılarını izlemek için dijital bariyerler kurmasıyla birlikte küresel çapta internet özgürlüğünün son 12 yıldır düşüş gösterdiği belirtildi.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre, rapor, Haziran 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında 70 ülkedeki internet özgürlüğünü inceliyor.

Dünyadaki internet kullanıcılarının yüzde 89’unu kapsayan rapor, standart bir yöntem kullanarak ülkelerin internet özgürlüklerini erişim engelleri, içerik sınırlamaları ve kullanıcı hakları gibi 21 ayrı göstergeye dayanarak 100 puanlık bir ölçekte değerlendiriyor.

Bu göstergelere göre Türkiye, 32 puan alarak bir önceki yıla göre iki puanlık bir düşüş gösterdi.

Rapor ayrıca, dünyadaki internet kullanıcılarının dörtte üçünden fazlasının, resmi yetkililerin vatandaşları dijital platformlarda ifade özgürlüğü haklarını kullandıkları için cezalandırdığı ülkelerde yaşadığını kaydetti.

Rapor, Rusya, Myanmar, Sudan ve Libya’da internet kullanıcılarının özgürlüklerinin keskin bir şekilde düşüşe uğradığını belgelerken, 26 ülkede internet özgürlüklerinin olumlu bir şekilde geliştiğini belirtiyor.

Çin’in son 8 yıldır dünyanın en kötü internet özgürlüğüne sahip olduğunu kaydeden rapor, Türkiye’de internet özgürlüğüne dair yaşananları yedi başlıkta özetledi:

  • Raporun gelişmeleri incelediği süre boyunca bazı şehirlerde altyapı hasarları ve çalıntı kablolar nedeniyle internet hasarları yaşandı.
  • Voice of America ve Deutsche Welle’nin Türkçe servislerinin websiteleri RTÜK’ten lisans almadıkları için engellendi.
  • Bağımsız haber kuruluşlarını büyük ölçüde etkileyen Sosyal Medya Yasası 2020’de yürürlüğe girdi. Haber kuruluşları ve sosyal medya platformları içerik kaldırma kararlarıyla hedef alındı.
  • Hükümet yanlısı medya kuruluşları büyümeye devam ederken, bağımsız haber kuruluşlarının websiteleri engellendi. Bu engellemeler Türkiye’de internet kullanıcılarının kullanımına sunulan çevrimiçi içeriğin çeşitliliğinde azalmaya yol açtı.
  • Meclis’e yeni bir “dezenformasyon” yasa tasarısı getirildi. Tasarı, kasıtlı olarak yanlış bilgi yayınlayan internet kullanıcılarına hapis cezası içeriyor. Ayrıca tasarı, dijital ortamda anonimlik açısından olumsuz etkilere sahip. Raporun inceleme süresi Mayıs ayında sona erdiğinden, geçen hafta bu tasarının Meclis’ten geçerek yasalaştığı raporda yer almıyor.
  • Rapor Türkiye’de bir sosyal medya kullanıcısının paylaşımı nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını kaydederken, Kürt meselelerini haberleştiren bir gazetecinin ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, Facebook paylaşımının da gerekçeler arasında yer aldığını söylüyor. Rapor, CHP İstanbul Genel Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Twitter hesabından yaptığı paylaşım nedeniyle 4 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldığını gelişmeler arasında listeliyor.
  • Rapora güre, dijital mecralardan haber yapan gazeteciler, haberlerinin cezası olarak fiziksel saldırılar da dahil olmak üzere artan tacizle karşı karşıya kaldılar.

Raporda dünya genelinde hükümetlerin dijital ortamda baskılarını arttırabilmek için internet özgürlüğünü sınırladıkları belirtiliyor.

Rapora göre, dünya genelinde rekor sayıda hükümetler, şiddet içermeyen siyasi, sosyal ve dini içerikli websitelerini engelleyerek, internet kullanıcılarının özgür ifade ve bilgiye erişim haklarının önüne geçti.

Rapor, yeni yasalarla, teknik altyapıyı merkezileştirerek sosyal medya platformlarına ve kullanıcı verilerinin güvenliğine tehdit oluşturabilecek düzenlemeler uygulayarak hükümetlerin, serbest bilgi akışı önünde engel yarattıklarını ifade ediyor.

Öte yandan raporun incelediği 70 ülke arasından 26 ülkede internet özgürlüğü alanında olumlu gelişmeler yaşanırken, Gambiya ve Zimbabve bu gelişmelerin en büyük oranda yaşandığı ülkeler.

Rapor, birçok ülkede sivil toplum kuruluşlarının internet özgürlüğüne dair mevzuatı iyileştirmek, basın özgürlüğünü güçlendirmek ve teknoloji şirketlerinin hesap verilebilirliğini sağlamak için yoğun çaba gösterdiğini kayda geçti.

Rapor ayrıca otoriter devletlerin dijital dünyada baskılarını arttıran modellerini dünya çapında yaymak için yarıştıklarını söylerken, demokratik hükümetlerin ise özgür ve açık bir internet vizyonu belirleyerek online platformlarda insan haklarının önemini vurguladıklarını belirtti. Ancak rapor, bu ülkelerde de sorunlu internet özgürlüğü uygulamalarının bulunduğunu not düştü.

Raporun Türkiye ayağında teknik olarak internete erişim kategorisinde ülkede internet kalitesinin ve hızının güvenilir olduğu belirtilirken, bazı dönemlerde altyapı hasarından dolayı internet erişiminde zorluklar yaşandığı ifade ediliyor. Ayrıca raporda, pandemi döneminde birçok insanın evden çalışmasıyla altyapının artan talepleri karşılayamadığı belirtiliyor.

Raporda, yüksek maliyetlere sebep olan geniş bant hizmetlerinde pazar yoğunlaşması nedeniyle Türkiye’de internet fiyatlarının yüksek kalmaya devam ettiği kaydediliyor.

Rapor, Türkiye’de internetin fiyat uygunluğu açısından yüksek ücretlendirme nedeniyle Avrupa’da en düşük sırada olduğunu söylerken, internet erişiminde cinsiyet farkı yaşandığını kayda geçiyor. Buna göre, Türkiye’de erkekler, kadınlara kıyasla yüzde 22 daha fazla internete erişirken, cep telefonuna erişimde cinsiyetler arasında görünür bir fark yok.

Rapor ayrıca internete erişimde ülkedeki artan enflasyon oranına ve elektrik fiyatlarına not düşüyor. Artan fiyatların Türkiye’de insanları, hayati ihtiyaçlar ve internet erişimi gibi ikincil hizmetler arasında seçim yapmaya zorladığı vurgulanıyor.

İçerik sınırlamaları

Raporda, Türkiye’de online içeriklere yönelik engellerde son yıllarda bir artış olduğu vurgulanıyor.

Rapora göre, haber siteleri ve vatandaş gazetecilik mecralarının websiteleri Türkiye’nin askeri operasyonları, Kürtler ve iktidar karşıtlığı hakkında içerik yayınladıklarında engellerle karşılaşabiliyor.

Ayrıca raporda, son yıllardaki yasal düzenlemelerle iktidarın dijital ortamda baskısını arttırdığı belirtilirken, 2019’daki düzenleme sonrası gelen dijital platformların RTÜK’ten lisans alma zorunluluğu ile birlikte bazı engellemelerin yaşandığına dikkat çekiliyor.

Freedom House İnternet Özgürlükleri Raporu Türkiye Raportörü Gürkan Özturan bu yılki rapor için, “Haklar ve hürriyetler alanında tümden bir gerilemenin deneyimlendiği Türkiye’de, üst üste yıllardır daralan bir internet özgürlükleri alanının bu yıl da yeniden daha fazla baskılandığını görüyoruz. Bilgiye erişim hakkı, basın özgürlüğü, ifade hürriyetinin internet ortamında şimdiye kadar olmadığı kadar artan bir baskı ile tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor İnternet Özgürlükleri 2022 Raporu” ifadelerini kullandı.

Özturan, “Elbette, bu durum yalnız Türkiye’ye özgü değil; 28 ülkede bir gerilemeden bahsetmek mümkün, ve maalesef Türkiye, Rusya, Myanmar, Sudan ve Libya ile özgürlükler alanındaki daralmadan nasibini alıyor. Toplumun refahını doğrudan ilgilendiren haklar ve özgürlükler alanında yapılacak düzenlemelerde, yurttaşlara karşı devlet aygıtını koruyan düzenlemelerdense, önümüzdeki yıllarda yurttaşları güvence altına alacak bir İnternet Özgürlükleri Kanunu üzerine bir çalışma yapılacağını ümit ediyorum” diye ekledi.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’yi 168 Yargı Üyesinin Açtığı Davada Mahkum Etti

15 Temmuz darbe girişiminin ardından görevden alınan ve tutuklanan 168 yargı mensubunun yaptığı başvuruyu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Ankara’nın insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

Türkiye, AİHM’in verdiği karar gereği başvuru sahiplerine 5’er bin euro tazminat ödeyecek.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği görüşüne vardı.

Gözaltılar hukuksuz

Gerekçeli kararda, başvuru sahiplerinin “duruşma öncesi gözaltına alınmalarının hukuksuz olduğuna” hükmedildi.

AİHM kararında başvuru sahiplerinin duruşma öncesi makul bir şüphe olmadan tutuklanmalarının insan hakları ihlali teşkil ettiği görüşüne varıldı.

Başvuru sahipleri darbe girişiminin ardından “Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması” üyeliği suçlamasıyla tutuklanmıştı.

AİHM’den yapılan açıklamada, başvuru sahiplerinin önemli bir kısmının Türkiye’deki temyiz mahkemesine ve Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurularla ilgili hukuki sürecin sürdüğü aktarıldı.

AİHM’in bugünkü hükmüyle birlikte darbe girişimi sonrası tutuklanan yargı üyelerinin yaptığı başvurularla ilgili verilen ihlal kararlarının sayısı 825’i geçti.

AİHM nedir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), uluslararası bir teşkilat olan Avrupa Konseyi’ne bağlı olarak 1959 yılında kurulmuş uluslararası bir mahkemedir.

Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokolleriyle güvence altına alınmış olan temel hakların çiğnenmesi durumunda bireylerin, toplulukların, tüzel kişilerin ve diğer devletlerin, belirli usul ve kurallar dahilinde başvurabileceği bir yargı merciidir.

46 Avrupa Konseyi üyesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımaktadır. Mahkeme, Fransa’nın Strazburg şehrinde bulunmaktadır.

Avrupa Birliği’nin günümüzde Avrupa Konseyi’ne ait bayrağı kullanıyor olması çeşitli kafa karışıklıklarına yol açıyorsa da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Birliği’nin değil, hemen hemen tüm Avrupa devletlerinin üyesi olduğu ayrı bir uluslararası teşkilat olan Avrupa Konseyi’nin organıdır.

Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadı, Avrupa Birliği için de olmazsa olmaz asgarî standartları oluşturmaktadır.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Peş Peşe Mesajlar: Kasım Ayını Bekleyin

ABD ziyaretine ilişkin kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ya her zamanki gibi Meclis’e gidip mücadele edecektik ancak saray elindeki sayısal çoğunlukla yasayı geçirecekti. Ya da gençlerin, yeni bir Türkiye’nin mümkün olduğunu görmelerini sağlayacaktım. Ben bu yolu seçtim” dedi.

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Bu topraklarda bugün, Atatürk sonrası birinci ve ikinci yüzyılın iki farklı Türkiye’sini konuşmaya başlamamız lazım. Çünkü bu iki tablo arasında seçim yapacağımız çok kritik bir eşikteyiz. İlkinde sansür, yasaklar, zorbalıklar var. İkincisinde ise ümit, bilim, gelecek var.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Dezenformasyonla mücadele düzenlemesi’ Meclis’te oylanırken ABD’ye gitmesini eleştirenlere sosyal medya hesabından yanıt verdi. Sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan CHP lideri, şu ifadeleri kullandı:

“ABD’nin önemli bilim merkezlerini kapsayan bir vizyon programını yeni tamamladım. Bu ziyaretleri eleştirenler var, “Sansür yasası oylanırken neden gittiniz” diyenler var. Eleştiriler ve eleştirenler her zaman başımın üstünde oldu. Ama bu oylamalar öncesinde düşündüm taşındım…

Ya her zamanki gibi Meclis’e gidip mücadele edecektik ancak saray elindeki sayısal çoğunlukla yasayı geçirecekti. Yani gençlere yeni bir şey söylemeden bu süreç tamamlanacaktı. Ya da gençlerin, yeni bir Türkiye’nin mümkün olduğunu görmelerini sağlayacaktım. Ben bu yolu seçtim.

Bu topraklarda bugün, Atatürk sonrası birinci ve ikinci yüzyılın iki farklı Türkiye’sini konuşmaya başlamamız lazım. Çünkü bu iki tablo arasında seçim yapacağımız çok kritik bir eşikteyiz. İlkinde sansür, yasaklar, zorbalıklar var. İkincisinde ise ümit, bilim, gelecek var.

İlkinde sansür, yasaklar, zorbalıklar var. İkincisinde ise ümit var, bilim var, gelecek var. İlkinde Silivri var, hapis var. İkincisinde özgürlükler var, müzik var, kültür var, sanat var.

İlkinde 5’li çeteler, varlıkçılar, ihaleciler, dolandırıcılar, pudracılar, aile gökdelenleri var. İkincisinde dinamik, teknolojik yeni bir Türkiye var.

İlkinde fıtratla kandırıp 1000 araçlık konvoylarla, koruma ordularıyla Saray’a dönmek var. İkincisinde akıl var, bilim var, tedbir var, cana kıymet vermek var.

Birincisinin sonuna geldik, ikincisi doğuyor. Ben ülkemizi bu çukurdan çıkartacak kendi bilim insanlarımızla büyük koalisyonumuzu gençlere göstermek istedim. Bu bilim insanları, girişimciler, insan hakları aktivistleri, yatırımcılar Türkiye’yi darboğazdan çekip almaya hazırlar.

Yine tekrar ediyorum. Kasım ayını bekleyin. Bay Kemal’i bekleyin…”

Paylaşın

CHP, ‘Dezenformasyon Yasası’nı Anayasa Mahkemesi’ne Taşıdı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak adlandırdığı “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun” hapis cezası öngören 29. Maddesinin yürürlüğünün durdurulması talebi ile Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, iktidarın dezenformasyonla mücadele yasası olarak nitelendirdiği yasayı “Bu bir Stalin yasasıdır,” sözleriyle eleştirdi. Altay şöyle konuştu:

“Bu bir Stalin yasasıdır. Bu yasa muhalefeti, medyayı, basını, sosyal medyayı susturmaktır. Kendi yalanlarını gerçek gibi sunmak, gerçekleri yalan diye nitelemek yasasıdır ve kabulü mümkün değildir. Yüksek mahkemenin kararı var. 153’e ve kararın bağlayıcılığına aykırı.

29. Madde ile ilgili başvuruyu bekletmeksizin yürürlüğün durması bakımından bir an önce ele alınmasını yüce mahkemeden talep ediyorum. Bu kanun Türkiye’de demokrasiyi tahrip etmekle kalmaz, Türkiye’yi dünya milletler ailesi içinde demokrasi liginden düşürür, kategori dışında tutar.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da partisinin TBMM’deki grup konuşmasında konuya ilişkin yasayı AYM’ye götüreceklerini söyleyerek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Meclis’ten sansür yasası geçirdiler. Bu konuda altı aydır mücadele veriyoruz. Bazıları tv’lere çıkıp CHP ne yapıyor Meclis’te diye soruyorlar. CHP parlamentoda demokrasinin bir numaralı aktörüdür. Sansür düzenlemelerine de karşıdır.

Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz. Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Paylaşın

Diyarbakır Cezaevi Boşaltıldı: Dünyanın En Kötü Şöhretli 10 Cezaevi Arasındaydı

Diyarbakır Cezaevi, Diyarbakır Askeri Cezaevi  ya da Diyarbakır E Tipi Cezaevi, açıldıktan 42 yıl sonra boşaltıldı. Cezaevinde bulunan 270 tutuklu ve hükümlü çevredeki cezaevlerine nakledilirken, şimdi cezaevine akıbetinin ne olacağı tartışması başladı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’a 9 Temmuz 2021’de yaptığı ziyarette Bağlar ilçesindeki Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’ne yönelik, “Geçmişte uzunca bir dönem adı zulümle, işkenceyle, insanlık dışı muameleyle anılan Diyarbakır Cezaevi’ni yakında boşaltıyor, kültür merkezi olarak hizmete sunuyoruz. Adalet Bakanlığı, bu konuda gerekli hazırlığı yapıyor. Böylece Diyarbakır’ın hafızasındaki bir kötü anıyı ortadan kaldırmış oluyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından başlatılan çalışmalarda, sona gelindi. Bu kapsamda tutuklu ve hükümlüler başka cezaevlerine nakledilirken, kalan bazı eşyaların taşınma işlemleri sürüyor.

Diyarbakır Cezaevi

1972’de yapımına başlanan Diyarbakır Cezaevi, 4 Temmuz 1980’de açıldı. 12 Eylül Darbesi’nden sonra yaşanan işkenceler ile ön plana çıktı. The Times gazetesine göre, “Dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi” arasında yer aldı. 1981 ve 1984 yılları arasında cezaevinde 34 kişi öldü ve onlarca kişi sakat kaldı. Cezaevi hakkında belgeseller çekildi ve kitaplar yazıldı.

Cezaevi 12 Eylül sonrası askeri yönetime devredilerek Sıkıyönetim Askerî Cezaevi olarak kullanıldı. 9 Mayıs 1988 tarihinde Adalet Bakanlığına devredildi. E Tipi Cezaevi yaklaşık 600 kapasitelidir ancak doluluk oranı zaman zaman 900’e kadar da yükselebilmektedir. Politik tutuklu ve hükümlülerin kaldığı D Tipi Cezaevi’nde ise kapasite 700-750 arasıdır.

İşkence olayları

1981-1989 yılları arasında işkenceye maruz kalan 34 kişi öldü, yüzlerce kişi sakat kaldı. Bu kişilerden 25’i aldığı ağır darbeler sonucu, 5’i açlık grevi sonucu öldü. Tutuklulardan 5’inin kendini asarak, 4’ünün kendini yakarak intihar ettiği cezaevindeki işkenceci görevlilerden hiçbiri ceza almadı. PKK’nın kurucu militanlarından Kemal Pir de ölüm orucu sonucunda öldü. PKK Merkez Komite Üyesi Mazlum Doğan da intihar edenler arasındadır.

Esat Oktay Yıldıran’ın, Kıbrıs Harekatı sonrası Diyarbakır Cezaevi’ne bizzat Kenan Evren tarafından yollandığı ve iç güvenlik komutanı olarak görev süresi boyunca işkence yaptığı iddia edilir.

Hapishanede o yıllarda kalmış olan kadınlar şöyle demiştir:

  • Elektrik dahil bütün işkence yöntemlerini yaşadık ama en ağırı cinsel işkenceydi.
  • Tecavüz ettikleri kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar.
  • Etekleri başlarımıza geçiriyor, altımızın çıplak olmasını sağlıyor, “gez” diyorlardı.
  • Banyodan çıkıp bornozla karşımıza gelip ve bize baka baka mastürbasyon yaptılar.
  • En büyük işkence başka kadınların çığlıklarını dinlemekti.
  • 11 yaşında ikiz oğulları olan arkadaşımızın, oğullarına işkence yapıp sesini ona dinletmişlerdi.
  • Lağım sularının içine zorla kadınları soktular.
  • Çocuğum görüşe geliyor ama bana yapılan davranışlardan dolayı benden korkuyor o hiç sevmediğimiz gardiyanlara sarılıyordu. Çıktıktan sonra da bir süre kızım bana anne demedi.
  • Serbest bırakıldım ve eve gittim. Beni yıllarca görmeyen annemin bana ilk dediği şey, ‘Bunca yıl neredeydin?’ olup, kızlık muayenesine götürmek istediğini söyledi.
Paylaşın

Mansur Yavaş’tan ‘Suya İndirim’ Tepkisi: Maaşlar Dahi Ödenemez

Belediye meclisinde AK Parti ve MHP’nin oylarıyla suya yüzde 50 indirim yapılması kararına dair konuşan ABB Başkanı Yavaş, “Bu indirim uygulandığı takdirde ASKİ’nin su geliriyle personel maaşlarını ödeyemeyeceğiz. Hiç yatırım yapamayacağız, elektrik giderini karşılayamayacağız. Ayrıca vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu ve hukuk gibi zorunlu giderleri ödeyemeyeceğiz” dedi.

Mansur Yavaş, “Tamamen yasa dışı olan bu kararın mutlaka mahkemeden döneceğine inanıyorum. Çünkü Büyükşehir Belediye Meclisinin böyle basit bir önergeyle fiyatları indirme yetkisi yoktur. Yine kanun gereği su, maliyet artı belli bir kâr ile satılmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, belediye meclisinde AK Parti ve MHP’nin oylarıyla suya yüzde 50 indirim yapılması kararına dair konuştu.

T24’te yer alan habere göre, ASKİ Polatlı Bölge Müdürlüğü’nde basın mensuplarıyla bir araya gelen Yavaş, indirim uygulanırsa personel maaşını ödeyemeyeceklerini söyledi.

Göreve geldikleri 2019 Nisan ayından bu yana elektriğin yüzde 206, mazotun yüzde 190 ve asgari ücretin yüzde 81 zamlandığını ifade eden Yavaş şöyle konuştu:

“Ankara Büyükşehir Belediyesi pahalı su satıyor denmesi için insanın vicdanını herhangi bir yere asması gerekir. Su gelirleri daha da azalsın yüzde 50 düşsün isteniyor ama personele 2 milyar ödememiz gerekecek. Yatırım giderleri 5,5 milyar lira ve bunun içerisine Polatlı’ya getirilen su dahildir.

Ayrıca elektriğe de 5 milyar lira para ödememiz gerekecek. Elektriğin parasını ödeyemezseniz Ankara halkına su veremezsiniz… Bu indirim uygulandığı takdirde ASKİ’nin su geliriyle personel maaşlarını ödeyemeyeceğiz. Hiç yatırım yapamayacağız, elektrik giderini karşılayamayacağız. Ayrıca vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu ve hukuk gibi zorunlu giderleri ödeyemeyeceğiz.

Tamamen yasa dışı olan bu kararın mutlaka mahkemeden döneceğine inanıyorum. Çünkü Büyükşehir Belediye Meclisinin böyle basit bir önergeyle fiyatları indirme yetkisi yoktur. Yine kanun gereği su, maliyet artı belli bir kâr ile satılmak zorundadır.

Dolayısıyla bu kadar kanun açıkken usulsüz bir şekilde önerge vermelerinin bir tek sebebi vardır; Ankara susuz kalsın, elektrik faturasını ödeyemesin, tam tersine diğer yapacakları yatırımları, eğer ASKİ çalışacaksa Büyükşehirin kendi bütçesinden yatırımları iptal ederek buraya aktarması, belediyenin zayıflaması amaçlanmaktadır.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: 29. Maddeyi AYM’ye Götürüyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin ‘Sansür Yasası’ olarak nitelendirdiği ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz” dedi ve ekledi:

“Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) TBMM’deki grup toplantısı, Bartın’ın Amasra ilçesinde meydana gelen maden patlaması sonucu yaşamını yitiren 41 işçi için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Saygı duruşunun ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“41 kardeşimizi toprağa verdik. 41 evde yangın var. Her birimizin yüreğinde derin acı var. Anne, eş, kardeşler tabutun başında. Hiç kimse bu ölümün ona yakıştığını söylemiyor. Tamamı genç. Yazıktır günahtır. Bir memleket böyle yönetilemez. 20 yıldır ya önlem alacağız diyorlar. 20 yıldır hala önlem mi alacaksın sen. Dünyada maden kazalarında bir numarayız ya. Ya bu ölüm niye bizim karşımıza çıkıyor. Dünyada herkes maden çıkarıyor neden en çok ölüm bizim ülkemizde oluyor.

Müfettiş raporu var görmüyorsun, Sayıştay raporu var görmüyorsun. Soma faciasından sonra komisyon kuruldu. TBMM araştırma komisyonunun 111 önerisi var birisini dahi yapmadılar. Şimdi ben TBMM Başkanlığına açık ve net herkesin önünde sesleniyorum. O araştırma komisyonu göstermelik mi? Değilse o 111 öneriden birisi neden yapılmadı? Sen o koltukta neden oturuyorsun? Senin o koltukta oturmanın temel nedeni TBMM’nin itibarını saygınlığını korumaktır.

Türkiye bir taraftan bu tür acılar yaşarken bir de Meclis’ten sansür yasası geçirdiler. Bu konuda altı aydır mücadele veriyoruz. Bazıları tv’lere çıkıp CHP ne yapıyor Meclis’te diye soruyorlar. CHP parlamentoda demokrasinin bir numaralı aktörüdür. Sansür düzenlemelerine de karşıdır.

Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz. Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Paylaşın