RTÜK Üyeliği AK Parti’ye Verildi; İYİ Parti Dava Açmaya Hazırlanıyor

9 üyeli Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndaki (RTÜK) boş koltuğa AK Parti kontenjanından Mete Hacıarifoğlu seçildi. İYİ Parti ise, TBMM Başkanlığı ve Başkanlık Divanı’nın kararlarıyla kontenjan hakkının AK Parti’ye verilmiş olmasına karşı idari dava açmaya hazırlanıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda bugün yapılan oylamada, AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla RTÜK üyeliği için AK Parti kontenjanından seçim yapıldı. Bu çerçevede Mete Hacıarifoğlu AK Parti kontenjanından yeni RTÜK üyesi oldu.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu‘nun aktardığına göre, İYİ Parti, ayrıca bugünkü TBMM Genel Kurulu’nda, “Basın ve yayın kuruluşlarının tarafsız ve güvenilir yayın yapabilmeleri için düzenlemeler yapılmasına ve RTÜK’ün siyasi ve taraflı karar vermesinin engellenmesine ilişkin” önergesini gündeme taşıdı.

RTÜK’ün, basın özgürlüğü önünde engel oluşturduğunun tartışıldığı oturumda, İyi Parti Grubu Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, “Siyasi ketenperelerle, siyasi manevralarla ve entrikalarla elde ettiğiniz şey sadece bir RTÜK üyeliğidir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eğer bu RTÜK üyeliği başını göğe erdirecekse buyurun sizin olsun ama bu RTÜK üyeliği yüzünden bu Meclis’in hoşgörü ortamına zarar verecek ve insicamını da ortadan kaldıracaksınız” tepkisini gösterdi. Ancak İYİ Parti, RTÜK ile ilgili önergesi de, kontenjan hakkı itirazı gibi AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla reddedildi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da, tartışma sırasında İyi Parti’nin RTÜK üyeliği hakkı gasp edilerek TBMM içinde de demokrasiye zarar verilmiş olduğunu ve bir ayıba imza atıldığını dile getirdi.

RTÜK üyeliği tartışması nasıl gelişti?

Bu süreçte, AK Parti kontenjanından seçilmiş üye Taha Yücel’in istifasıyla boşalmış olan RTÜK üyeliğine 1 Temmuz itibarıyla üye seçimi hakkının İYİ Parti’de olması gerekçesiyle iktidar ile muhalefet arasında tartışma söz konusuydu.

TBMM Başkanlık Divanı ise, 26 Ekim’deki toplantısıyla AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla boş RTÜK üyeliği için AKP kontenjanından seçim yapılması gerektiğine karar vermişti. AK Parti Grubu, İYİ Parti Grubu’nca yapılan itiraz ve CHP Grubu’nun bu itirazı desteklemesine rağmen RTÜK üyeliği seçiminde kendi kontenjanından seçim yapılmasında ısrarcı oldu.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, RTÜK üyeliği seçiminde TBMM’deki mevcut sandalye dağılımı yerine 1 Temmuz tarihinde, ancak o günün de öğleden sonrasındaki dağılımı kabul etmesi de tartışmayı büyüttü. İyi Parti, 1 Temmuz itibarıyla RTÜK üyeliği kontenjanı hakkına sahip olduklarını ve bugünkü TBMM sandalye dağılımı itibarıyla da hak sahibi olduklarını bildirdi. CHP Grubu da, Şentop’un “1 Temmuz’daki aritmetik, Aykut Erdoğdu’nun CHP’den istifasıyla değişti” görüşüne karşı, Erdoğdu’nun ıslak imzalı istifasını 5 Temmuz’da TBMM Başkanlığı’na verdiğini açıkladı.

Şentop’un talebiyle AK Parti Grubu, RTÜK üyeliğine seçim yapılması için kanun uyarınca iki kişilik listesinde Mete Hacıarifoğlu yanı sıra “tavşan aday” olarak Batuhan Mumcu’yu göstermişti. İYİ Parti Grubu ise, AK Parti kontenjanından seçim yapılacak olmasına tepki amacıyla Murat İde ve Çiğdem Akdemir’in isimlerini TBMM Başkanlığı’na aday olarak bildirmişti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Temiz Para Gelirse Kirli Para Gider

Bir dizi temas ve ziyaretlerde bulunmak üzere İngiltere’nin başkenti Londra’ya giden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, geziye ilişkin yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye hızla nefes aldırmak ve içinde bulunduğumuz bu derin krizden çıkmak için kendi özgücümüzün yanı sıra ‘temiz’ yabancı yatırıma ihtiyaç var” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Dünyadaki güçlü teknolojik yatırımcıları ve fonları Türkiye’nin potansiyeliyle buluşturmak amacıyla bu akşam Londra’ya gidiyorum. Temiz para gelirse kirli para gider. Bu para hem halka iner, hem işsizliği bitirir, hem uyuşturucuyu sokaklarımızdan söküp atar. Sürüklendiğimiz kriz girdabının tek çözümü budur: Temiz yatırım, güçlü üretim. Bay Kemal’in Türkiye için çok büyük planları var, kasım sonunu bekleyin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir dizi temas ve ziyaretlerde bulunmak üzere İngiltere’nin başkenti Londra’ya gitti.

Türk Hava Yolları’nın tarifeli seferiyle Ankara’dan 17.50 sıralarında İstanbul’a gelen Kılıçdaroğlu, İstanbul Havalimanı VIP Salonu’nda bir süre dinlendikten sonra yine Türk Hava Yolları’nın TK1983 sefer sayılı uçağıyla saat 20.00’da Londra’ya gitti.

Kılıçdaroğlu’na Londra seyahatinde CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, İstanbul Milletvekili Yunus Emre, CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, CHP Gençlik Kolları Başkanı Gençosman Killik, CHP Denizli gençlik kolları üyesi Gamze Kaya eşlik etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, geziye ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’ye hızla nefes aldırmak ve içinde bulunduğumuz bu derin krizden çıkmak için kendi özgücümüzün yanı sıra ‘temiz’ yabancı yatırıma ihtiyaç var. Dünyadaki güçlü teknolojik yatırımcıları ve fonları Türkiye’nin potansiyeliyle buluşturmak amacıyla bu akşam Londra’ya gidiyorum.

Temiz para gelirse kirli para gider. Bu para hem halka iner, hem işsizliği bitirir, hem uyuşturucuyu sokaklarımızdan söküp atar. Sürüklendiğimiz kriz girdabının tek çözümü budur: Temiz yatırım, güçlü üretim. Bay Kemal’in Türkiye için çok büyük planları var, kasım sonunu bekleyin.”

Paylaşın

Erdoğan, Putin’le Tahıl Sevkiyatı Krizini Görüştü

Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasını askıya almasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile konuya ilişkin kritik bir görüşme gerçekleştirdi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki son gelişmeler başta olmak üzere bölgesel konular ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, tahıl sevkiyatına ilişkin İstanbul Mutabakatının uygulanmasıyla ilgili sorunların çözümü noktasında tüm taraflar nezdinde gerekli girişimlerde bulunmayı sürdürdüklerini belirtti.

Birçok konu gibi bu meselede de çözüm odaklı bir iş birliğini tesis edeceklerine emin olduğunu ifade eden Erdoğan, tahıl krizini yapıcı yaklaşımla çözmeleri durumunda müzakerelere dönüş yolunda atılacak adımları da teşvik etmiş olacaklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ayrıca Valday Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye ve kendisi hakkındaki samimi ifadeleri için Rusya Devlet Başkanı Putin’e teşekkür etti.

Rusya, Cumartesi günü Kırım’ın Sivastopol kentindeki Karadeniz filosu karargahına düzenlenen saldırı sonrasında “sivil gemilerin güvenliğini garanti edemeyeceği” gerekçesiyle anlaşmadan “belirsiz bir süre” çekildiğini açıklamıştı.

Kremlin, insansız hava aracı ve insansız donanma araçlarıyla düzenlenen ve en az bir geminin hasar aldığı belirtilen saldırılar için Ukrayna’yı suçlamış, Ukrayna ise açıklama yapmamıştı.

Rusya’nın hedef alınan gemilerin tahıl anlaşmasında rol oynadıklarını belirterek anlaşmadan çekildiğini duyurmasının ardından Ukrayna’nın Karadeniz üzerinden tahıl ihracatı durmuştu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın anlaşmadan çekilmesini “oldukça öngörülebilir” bir adım olarak değerlendirdi ve “Rusya Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’da kıtlık yaratmaya çalışıyor” demişti.

Bu gelişmelerin ardından dünya tahıl fiyatlarında yüzde 6’ya varan artış kaydedilmişti. Küresel gıda krizini tetiklemesi endişesiyle BM, NATO, AB ve ABD Rusya’nın anlaşmadan çekilme kararını geri almasını istemişti.

Paylaşın

Finlandiya’dan Türkiye’ye ‘NATO Üyeliği’ İçin Çağrı

İskandinav ülkelerinin liderleriyle düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, bugün yaptığı açıklamada, Türkiye ve Macaristan’dan İsveç’in ve kendilerinin NATO savunma ittifakı üyelik başvurularını hızla onaylamalarını istedi.

Türkiye ve Macaristan, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurularını onaylamayan son iki ülke.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, “Şimdi tüm gözler Macaristan ve Türkiye’nin üzerinde. Bu ülkelerin üyelik başvurularımızı onaylamalarını bekliyoruz. Başvurularımızın onaylanmasının tercihen geciktirilmeden yapılmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Finlandiya ve İsveç, geçen hafta, NATO’ya aynı anda katılmak istediklerini yineleyerek Türkiye’ye karşı ortak cephe oluşturmuştu.

Sanna Marin geçen hafta, “NATO başvurularımız artık NATO üyesi ülkelerin tamamında onaylanmıştır. Hala onaylamayan iki ülke var, Macaristan ve Türkiye ve tabii ki Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya el ele katılması bizim için çok önemli, zira bu süreci bugüne kadar getirdik” demişti.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mayıs ayında NATO’ya katılma başvurusunda bulunmuş, ancak bu iki ülkeyi PKK ve diğer terör gruplarının militanlarını barındırmakla suçlayan Türkiye’nin itirazlarıyla karşılaşmışlardı.

Türkiye, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO zirvesi çerçevesinde imzalanan mutabakatla başvuru önündeki vetosunu geri çekmişti.

Ancak iki ülkenin üyelikleri için gerekli meclis onayı TBMM’den hala çıkmadı. Türkiye’nin mutabakattaki koşulları arasında “terör örgütlerine desteğin sonlandırılması, Türkiye’ye yönelik silah ihracat kısıtlamalarının kaldırılması ve iade taleplerinin karşılanması” öne çıkıyor.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği askeri operasyonlar nedeniyle İsveç’in 2019’da yürürlüğe koyduğu silah ihracat kısıtlamaları 30 Eylül’de kaldırılmıştı.

İsveç, Ağustos ayında da dolandırıcılık suçundan hakkında Türkiye’de hapis cezası bulunan bir kişi için iade izni vermiş, ancak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’ye adi suçluları iade ederek sözlerini yerine getirdiklerine inandıracaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar… İade kararı verdiği kişi terör suçlarıyla ilgili değil” açıklaması yapmıştı.

 

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Gel, Vizyon Neymiş Sana Öğreteyim

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın açıkladığı ‘Türkiye’nin Yüzyılı’ programına değinerek, “Bir vizyon belgesi açıklandı. Bir cümle önemliydi. ‘Gelin hep beraber bu vizyon belgesinin içini dolduralım’ diye çağrı yapıldı. Bu ne demektir? ‘Aslında bizim bir vizyon belgemiz yok, bize katkı verirseniz yeni bir vizyon belgesi yapalım’ demektir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir siyasetçinin vizyon belgesi ortaya koyabilmesi için önce dünya tarihi bilmesi gerekir. Orta Doğu tarihi, kendi ülkesinin tarihini bilmesi lazım. Yok olan bir Osmanlı’dan genç bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nasıl ortaya çıktığını bilmesi lazım. Bilimdeki ve teknolojideki gelişmeleri bilmesi lazım. Siz bir vizyon ortaya koyacaksanız bir gelecek perspektifi ortaya koyacaksınız bunları bilmek zorundasınız. Aynı zamanda bu ülkenin düşünce, bilim insanlarıyla bir araya gelmeniz lazım. Dünyanın gidişatını görmeniz lazım. Ne yapmamız gerektiğini bilmeniz gerekiyor. Tarımda, demokraside, sanayide, ileri teknolojide, sosyal yaşamda.. Hepsini bilmeniz gerekiyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemin öne çıkan başlıkları hakkında açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Bütün vatandaşlarımıza sevgilerimizi saygılarımızı gönderiyoruz. Bütün çabamız bu ülkede huzur olsun. Her evin, her kentin, her köyün, her mahallenin huzura ihtiyacı var. Bu mücadeleyi yapmak için ‘bize katılın’ diyoruz. Bu talebi yüreğinde taşıyan 85 milyon insan var. 85 milyonun huzuru için mücadele ediyoruz.

Vefa Salman, Yalova Belediye Başkanımız. Bir ihbar gelir ‘Yolsuzluk var’ diye. Göreve başlar başlamaz ilk yaptığı iş gidip savcıya dilekçe vermek. Savcı soruşturma açar. Zaten şu anda bütün CHP’li belediyeler izleniyor. İzlensin, şikayetimiz yok ama adaletsizlik yapmasınlar.

Kendisi ihbar ediyor, savcı alıyor dahil ediyor ‘O da suçludur’ diye. Talimatın nereden geldiğini biliyorum. O savcıya da söylüyorum. Dava açılıyor. Karar alınıyor, bilir kişiye gönderelim diye. Gitti, karar verdi bilir kişi. ‘Vefa Salman’ın bir suçu yoktur’ diye. Savcı itiraz ediyor. Aradan bir süre geçiyor, dava erteleniyor yeni bir bilir kişi atanıyor. Ankara’dan bir bilir kişi buluyorlar. Çekinmiyoruz, korkmuyoruz ki. Üç emekli Sayıştay denetçisi, yani TBMM adına denetim yapan bir kurumdan emekli olan üç kişiye bu görev veriliyor. Rapor veriyorlar hiçbir suçu yok. Göreve iade bekliyoruz, edilmiyor. Savcı itiraz ediyor. ‘Bu bilirkişiler doğru kişi değildir’ diye. Yetmedi bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulundu.

“Vefa Salman bizim onurumuz ve gururumuzdur”

Üçüncü bilirkişi yine geldi. Yine ‘Suçu yoktur’ diye rapor verdiler. Mahkeme yine göreve iade etmedi. Şimdi buradan AK Parti’ye geçmişte oy vermiş vicdan sahibi herkese sesleniyorum. Bu karar adalete yakışıyor mu? ‘Doğru karar vereceğiz ama bizi sürmekle tehdit ediyorlar’ diye bilgiler geliyor. Bunun adı adalet oluyor yani adaletsizlik. Mahkeme salonunda arkadaşlarımız itiraz ediyorlar. Bu sefer ‘CHP’liler mahkemeyi bastı’ diyorlar. Mahkemeyi basmak değil, mahkemeyi ele geçirmişsiniz zaten. Saray iktidarı var orada. İstediğin talimatı verdiriyorsun. Boynumuzu giyotine mi uzatalım? Mücadelemizi sürdüreceğiz, Vefa Salman bizim onurumuz ve gururumuzdur.

Türk Hava Kurumu kayyumlar tarafından yönetiliyor. İstanbul’da güzel bir oteli var kirada. Bu oteli ele geçirmek istiyorlar. Bununla ilgili süren bir dava var. Bu davayı arkadaşlarımız yakından izlesinler. THK bu ülkenin havacılık konusunda kurduğu ilk kurumdur. Var olan bütün kaynaklarını hortumladılar bir oteli kaldı, şimdi oteli de ele geçirmeye çalışıyorlar. O oteli kim alırsa onun burnundan fitil fitil getireceğim. Tam bir yağma düzeni. Sen o adaleti benim külahıma anlat.

Geçen toplantıda da söyledim şimdi de söylüyorum. Allahın izniyle iktidar olduğumuzda bu ülkeye adalet ya gelecek ya gelecek diyorum. Adaleti getireceğiz bu ülkeye. Toplumun vicdanını rahatlatacağız. Haksız yere tutuklananları biliyorum. Bunların tamamını biliyoruz ama biraz sabır. Sandık gelecek adalet isteyen herkes bize katılacak ve biz adaleti getireceğiz.

Erdoğan’ın açıkladığı “Türkiye’nin Yüzyılı” programı

Bir vizyon belgesi açıklandı. Bir cümle önemliydi. ‘Gelin hep beraber bu vizyon belgesinin içini dolduralım’ diye çağrı yapıldı. Bu ne demektir? ‘Aslında bizim bir vizyon belgemiz yok, bize katkı verirseniz yeni bir vizyon belgesi yapalım’ demektir. Bir siyasetçinin vizyon belgesi ortaya koyabilmesi için önce dünya tarihi bilmesi gerekir. Orta Doğu tarihi, kendi ülkesinin tarihini bilmesi lazım.

Yok olan bir Osmanlı’dan genç bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nasıl ortaya çıktığını bilmesi lazım. Bilimdeki ve teknolojideki gelişmeleri bilmesi lazım. Siz bir vizyon ortaya koyacaksanız bir gelecek perspektifi ortaya koyacaksınız bunları bilmek zorundasınız. Aynı zamanda bu ülkenin düşünce, bilim insanlarıyla bir araya gelmeniz lazım. Dünyanın gidişatını görmeniz lazım. Ne yapmamız gerektiğini bilmeniz gerekiyor. Tarımda, demokraside, sanayide, ileri teknolojide, sosyal yaşamda.. Hepsini bilmeniz gerekiyor.

Vizyon sahibi olabilmek için bu saydıklarım asgari koşullar. Ben arada bir Erdoğan’a çağrı yapıyorum yine yapayım. Eğer vizyonerliğin ne olması gerektiğini bana anlatmak istiyorsan senin televizyon kanallarında ben hazırım. Gel, gel, gel. Kaçma gel. Vizyon neymiş sana öğreteyim.

‘İşim çok’ falan. Malı götürmekte işi çok. Biraz paraya tamah etme, malı götüreceğin süreyi kıs gel karşıma çık seninle oturup 85 milyonun önünde tartışalım cesaretin varsa. Kendisine bir tavsiyem olsun. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’ni okusun. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli siyasal belgelerinden birisidir bu.

Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ekonomik bağımsızlığı tehlikede. Borç dileniyorlar. Düne kadar hakaret ettikleri insanların kapısına gidip yalvarıyorlar. Böyle bir tabloyu hiç yaşamamıştık. Dış politika egemen güçlerin kontrolünde olamaz. Hiç kimse unutmasın. İradesi teslim alınan kişiye en büyük destek olan kişi de Bahçeli’dir. Eğitim bir kişiye, bir aileye, ülkeye sınıf atlatan en önemli faktördür.

Üniversitelere perişan, eğitim sistemini felç ettiler. Bunlar çıkmışlar ‘Vizyon belgesi açıklayacağız’ diyorlar. Sen vizyonun ne olduğunu biliyor musun? Yüksek yetenek inşasının ne olduğunu biliyor mu acaba? Bilgi ekonomisine geçtik, ne olduğunu biliyor mu acaba? Hayatında duymamıştır.

Yeni bir anayasa ile güçlendirilmiş parlamenter sistemi kuracağız dedik. Vizyon budur işte. Herkesin düşüncesine saygı. Farklı düşünce kadar değerli bir şey olmadığını tüm kainata anlatmamız lazım. Bir kişi farklı düşündü diye hapse atılır mı? Kuvvetler ayrılığı olmazsa olmaz. Toplumsal barışı sağlayacağız. ‘Toplumsal barışın kalıcı hale getirilmesi için tüm suç örgütleri ve yeraltı suç örgütleriyle mücadele ödün vermeksiniz sürdürülecektir’ cümlesi. Liyakat olmazsa devlet, adalet olmaz zaten. İşi ehline vereceğiz. Seçim yasasını değiştireceğiz dedik. Darbe hukukunu değiştireceğiz dedik. Darbecilerin getirdiği hukuku baş tacı ediyorlar. Milletin vekilini millet seçecek dedik.

“Darbe hukuku”

Şanlıurfa’dan bir AK Parti milletvekili çıkıp kürsüye çıkıp, ‘Bu sorunlar vardır’ demedi, diyemiyor zaten. Sebebi ne? Darbe hukuku… Ben bunu söylersem, genel başkanım beni listeye yazmazsa korkusu.

Sayıştay raporlarını makaslıyorlar. Planlama Teşkilatını kapattılar, yeniden inşa edeceğiz. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi, ekosistem hakkından da söz eder. Aile Destekleri Sigortası’ndan söz ediyoruz. Bütün bunların tamamını kendisine postayla göndereceğim. Okumasını isterim. Tamamını okusun, belki dünyası değişebilir. Değişir mi? Ama dolar göndersem, derhal!…

Uyuşturucu krizi

Dün akşam uyuşturucu salgını ile ilgili bir video paylaştım. Sokak Başka ülkelerden gelen mafya pisliklerini anlattım. Uyuşturucu paraları Türkiye’ye gelsin diye bir değil, birden fazla kanun çıkardılar. Uyuşturucu parasını davet edersen uyuşturucu baronunu da davet ediyorsun demektir. Ve nitekim öyle oldu. Davetiye çıkardılar.

Fotoraman ‘İspatla’ demiş. Hay hay, son birkaç ayda olan olayları hatırlayalım. Sırbistan’da kırmızı bülten ile aranan ülkenin en kanlı suç örgütü lideri Vukotiç İstanbul’da öldürüldü. Bunun İstanbul’da ne işi vardı? Çünkü İstanbul’u kendisinin yaşayabileceği bir mekan olarak görüyor. Kendisinin korunduğu bir mekan olarak görüyor, sırtımı siyasilere dayadım kimse bana bir şey yapmaz diyor.

Azerbaycanlı mafya lideri Elnur Gasimov, Ataşehir’de öldürüldü. İstanbul’un ortasında, AVM’lerde Gürcü ve İranlılar silahla çatıştılar. Bütün Türkiye izledi. Antalya’da bir başka mafya lideri ‘Lotu quli’ öldürülmüştü. Afgan baronları zaten İstanbul’da. Ortadoğu’nun en büyük uyuşturucu baronunu ise hapishaneden çıkarıp bıraktılar. Birileri devreye girdi, bir kararla dışarı bıraktılar.

Bana diyorlar ki ‘İspat’ et. Ya siz bunları görmüyor musunuz? Sırtını mafyaya dayarsan zaten bunları göremezsin. Bana dönüp diyorsun ki ‘İspatla’. İşte ispatladım, ne yapacaksın. Onurun varsa, şerefin varsa istifa edersin!

Türkiye şu anda Avrupa’nın en büyük kara para aklayan ülkelerinin başında geliyor. Pisliğe battık, devlet çürümeye başladı. Kirli paralar kirli insanları şehirlerimize getirdi. Fotoroman için ifade edeyim, yeni fotoğraf fırsatları çıktı. Hiç kaçırmasın. Polislerimizi de sarayın pisliğini kapatmak için kullanmasın. O polisler benim canımdır. Onların bütün sorunlarını biliyorum. Onları intihara sürükleyen bir düzen inşa ettiler bunlar. Bu pislik düzen. Allah kahretsin bu düzeni. Bu saray iktidarı evlatlarımızı uyuşturucu baronlarına peşkeş çekiyor. Üç günlük iktidarda kalma uğruna.

“Allah belanızı versin”

Uyuşturucu kullanımı 10 yaşına kadar düştü. Gerçekten de on yaşındaki bir çocuğun uyuşturucu kullanmak ne demektir? Sadece şu söylenir, Allah belanızı versin, başka ne denir! Bir yönetim, bir saray iktidarı kendi evlatlarına bunu nasıl yapar Allah aşkına!

Krizi temiz abralarla çözeceğiz. Yetmez önce ivedilikle kara para akışını durdurmak lazım. İstanbul’a yerleşmiş mafyanın da baronlarında başını ezmek lazım. Önce ithal baronlardan başlayacağız sonra bizimkilerle de hesaplaşacağız. Onları de sonlandıracağız. Uyuşturucu baronların temizleyeceğiz. O baronlarla boy boy poz verenleri de hapislerde çürüteceğiz. Ağır cezalar getireceğiz. Bütün annelere söylüyorum bu Bay Kemal’in sözüdür. Bunların tamamını yapacağız. Hapiste belki albüme bakar da o eski günleri yad eder. Öyle kurumlara emir vererek de kendini kurtaramaz bu kişi.”

Paylaşın

Buldan’dan ‘Kürt Sorunu’ Çıkışı: Yönetimler Değişse De Zihniyet Değişmiyor

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Cumhuriyetin 99. yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkarına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz. Yönetimler değişse de zihniyet değişmiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Toplum olarak bunun sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Kürtçe ana dil hala yasak, vesayet sistemi el değiştirdi ama kendisi hiçbir zaman değişmedi, bugün saray ve yargı vesayeti olarak devam ediyor.”

Buldan, konuşmasının devamında, “Kürt sorunu, ölüm döşeğindeki Kürt siyasi tutuklulardır, yasaklı Kürtçedir, belediyeye atanan kayyımlardır, torbaya konulan kemiklerdir, eşit yurttaşlık haklarının reddidir… İnsanlık suçlarına karşı cezasızlık politikalarıdır. Bir asırdır çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, Cumhuriyet’in demokratikleşmesinin önündeki en önemli engel. Bu meselenin çözümsüzlüğü, diğer sorunların çözümünü de engelliyor.” ifadelerini kullandı:

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına Brezilya’daki seçimlerde Devlet Başkanlığı’nı kazanan İşçi Partisi’ni ve Lideri Lula Di Silva’yı tebrik ederek başlayan Buldan, “Sağın karşısında sola zafer kazandırarak dünyaya umut yayan Brezilya halkına buradan selamlarımı gönderiyorum” dedi. Buldan’ın açıklamaları şöyle:

“Cumhuriyetin 99’uncu yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki âdemi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere tüm farklılıkların ret ve inkârına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan yüz yıllık bir yıkım sürecinden söz ediyoruz. Yönetimler değişse de zihniyet hiçbir dönem değişmediği gibi bu dönemde aynı zihniyetin devam ettiğini görüyoruz ve toplum olarak bunun ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Şark Islahat Planı’nın, Umumi müfettişliğin yerini kayyım gaspı aldı. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 2 Mart darbe mantığının yerini AKP-MHP ittifakının HDP’ye yönelik 4 Kasım ve 19 Ağustos kayyım darbeleri aldı. Kürtçe anadil hala yasak, vesayet sistemi el değiştirdi ama kendisi hiçbir zaman değişmedi. Bugün Saray ve yargı vesayeti olarak devam ettirilmektedir.

Cezaevi gerçeği ortadadır. Sağlık durumu iyice kötüleşen Aysel Tuğluk arkadaşımız, halkımızın, bizlerin, kadınların ve demokratik kamuoyunun mücadelesi sonucu tahliye oldu. Çok açık söyleyelim bu gecikmiş bir tahliyedir. Ömrünü mücadeleye adamış değerli siyasetçimiz Aysel Tuğluk arkadaşımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve sağlığına bir an önce kavuşmasını temenni ediyorum. Buradan kendisini kucaklıyorum.

İşte Kürt sorunu tam da budur. Ölüm döşeğindeki Kürt siyasi tutuklulardır. Yasaklı Kürtçedir. Kürt’ün seçtiği belediyelere darbeyle atanan kayyımlardır. Torbaya konulan kemiklerdir. Tahrip edilen mezar yerleridir. Evrensel hukuktan doğan eşit yurttaşlık haklarının reddidir. Kürt sorunu; işkenceye, insanlık suçlarına, katliamlara karşı cezasızlık politikasıdır. Evet, bir asırdır çözümsüz bırakılan Kürt sorunu cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engel olarak güncelliğini korumaya devam etmektedir. Bu meselenin çözümsüzlüğü Türkiye’nin diğer bütün sorunlarının çözümünü de engellemektedir.

Güvenlikli poltikalar

Bu gün açlık sınırı 7 bin 425 TL, yoksulluk sınırı 24 bin TL bandına gelmişse eğer, bu ülke adeta bir yoksulluk cumhuriyetine dönüşmüşse sebebi, kaynakların güvenlikçi politikalara, talana ve ranta harcanmasıdır. Sebep, demokrasi yoksunluğudur. Güvenlikçi politikalarla yolsuzluklar arasında doğrudan bir bağ vardır. İktidarın çözüm sürecini bitirdiği 2015’ten bu yana son 7 yılda yaşanan yolsuzluklar neredeyse cumhuriyet tarihinde yaşananlarla eş değer düzeydedir. Beka lafı bir kılıftır, asıl oyun büyük rant etrafında dönmektedir. İşte bu politikanın sonuçlarını toplum olarak açlık, yoksulluk, yüksek zamlar ve sefalet olarak hep birlikte yaşamaktayız.

Hakikatin üzerini örtebilmek için de her gün baskı ve şiddet politikasına, yalan propagandasına yöneliyorlar. Şebnem Hocayı tutukladılar. Hakikati cesaretle dile getirdiği için. Şebnem Hocanın durduğu yer, tam da hakikatin yanıdır. Demokrasinin yanıdır. Barışın ve birlikte yaşamın yanıdır. Kısacası savaş karşıtlığının yanıdır. Demokrasiden ve toplumsal barıştan yana olan herkesin duracağı yer de Şebnem Hocamızın yanıdır. Buradan kendisine selam ve sevgilerimizi gönderiyor ve kucaklıyorum.

Yine tam da bu süreçte Mezopotamya ve JinNews çalışanı gazetecileri, kadın muhabirler ağırlıklı olmak üzere tutukladılar. Hakikati yazdıkları için. Tutuklama, halkın haber alma özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Bu ülkenin ihtiyacı, hakikatin gereğini yerine getiren gerçek gazetecilerdir. Saray’ın talimatının gereğini yerine getiren bağımlı kalemler değildir! Tutuklanan gazeteciler, Özgür Basın’ın onurudur. Demokrasinin onurudur! Buradan hepsine kucak dolusu selam ve sevgilerimi gönderiyorum.”

Sizin değerli kaleminiz tarihin onurlu sayfasını yazmaya devam edecektir. Kaleminize kelepçe vuranlar ise tarihin karanlık sayfasında anılmaya devam edecektir. Ve bugün görüyoruz ki, Apê Musa’yı katleden zihniyetin fikriyatı iktidardadır. Ama bu zihniyet de bilsin ki, Musa Anterlerin, Mehmet Sincarların, Vedat Aydınların fikriyatı ve mücadele mirası da bizim haritamızdır, rehberimizdir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Onlar, baş eğmedi! Geri adım atmadı! Biz de asla geri adım atmayacağız. Zulmünüz karşısında asla boyun eğmeyeceğiz!

Yeni yüzyılda inkarı devam ettirmek istiyorlar

Şebnem Hocanın ve özgür basın çalışanlarının tutuklanması tam da cumhuriyetin 99’uncu kuruluş yıldönümüne denk getirildi. Bu bir tesadüf değil. Verilen mesaj çok açık ve net olarak anlaşılıyor. Ret ve inkâra devam edeceklerinin sinyalini veriyorlar. Yani bir yüzyıl daha böyle sürdürmek istiyorlar. Ama bunu bir takım demokrasi söylemleriyle ambalajlayarak topluma sunuyorlar. AKP’nin Genel Başkanı ‘Türkiye yüzyılı’ adı altında seçim propagandası içeren bir konuşma yaptı. İki gün önce yaptığı o görsellikte. Hukukun üstünlüğünden, çoğulculuktan, hakkaniyetten, inkâr ve kutuplaştırma yerine kucaklama, nefret yerine sevgi siyasetinden söz etti. Sadece bunu dinledik.

Her bir vatandaşın özgürlüklerinin teminat altına alınacağını söyledi AKP Genel Başkanı. Sormak istiyoruz. Acaba bu söylediklerine kendisi inanıyor mu gerçekten? Mesela herkesi eşit vatandaş olarak görüyor mu? Mesela hukuka inanıyor mu? Hukukun üstünlüğüne inanıyor mu? İnkârı bitirmek mi istiyorsunuz? Buyurun hemen tecridi sonlandırarak buradan başlayabilirsiniz! Madem özgürlüklerden yanasınız buyurun, haksız hukuksuz tutuklanan, rehin alınan binlerce insanın özgürlüğünden başlayalım! Hakkaniyetten, çoğulculuktan yanaysanız buyurun önce tekçiliğe bir son verin. Tüm ayrımcılıkları kaldıralım, tüm kimlik ve inançlar arasındaki eşitliği sağlayalım. Var mısınız? Gerçekten buna var mısınız, var mı cesaretiniz ve bunu yerine getirecek yüreğiniz? Olmadığını biliyoruz sizde ne o cesaret ne o yürek ne kararlılık var.

Tabi bu söylediklerine inanmadıklarını her gün sayısız örneklerle göstermeye devam ediyorlar. Bunları söylerken, gazeteciler cezaevinde tutuklu. Binlerce siyasetçi, seçilmiş cezaevinde rehin. Hani özgürlükler teminat altına alınacak diyor ya bu örnekleri veriyoruz. Yaptıklarınız ortada. Zihniyetiniz meydanda. Sizin zihniyetiniz geçen yüzyılın zihniyetidir. Eski zihniyetten hiç yeni bir şey çıkmayacağını biliyoruz, bir kere tabiatın kuralına aykırıdır bu! Yüzü, vesayete, yasaklara, inkâra, baskıya, adaletsizliğe dönük olanların gelecek yüzyıl vizyonu olmaz, olamaz. Yüzleşme ve adalet olmadan yeni bir yüz yıl hiç olmaz!

İktidarın yüzyılında Kürtler, Aleviler yok

Yeni yüz yıldan söz edenlerin önce yüzünün olması gerekir! Kırmadık, dökmedik, tahrip etmedik bir şey bırakmadılar. Kendine ve yandaşlarına yeni bir yüz yıl hayali kuruyorlar! Buna da 85 milyonu inandırmaya çalışıyor. Buradan söylüyorum: AKP-MHP ikilisinin tahayyül ettiği yüzyılda Kürtler, Aleviler, inanç ve kimlikler, ezilenler, yoksullar, kadınlar, gençler, emekçiler yok. Demokrasi, özgürlük, adalet ve toplumsal barış yok. Bunların yüzyılında tekçilik var. Tecrit var. Rant var, kutuplaştırma var, ekonomik kriz var, yozlaşma ve çürüme var. 5’li çeteler var. Yolsuzluklar var. Kadın ve Kürt düşmanlığı var. Emek sömürüsü var. Var da var. Biz biliyoruz ki tekçiliği, talan sistemini, çözümsüzlük ve bastırma siyasetini ikinci yüzyıla taşımak istiyorlar. İşte burada duracaksınız. Biz b uraya bir nokta koyuyoruz.

Bu iş öyle sizin sandığınız gibi kolay değil. Bu ülkeyi mahvettiniz! Bu ülkeyi açlığın yokluğun sefaletin içine soktunuz, cezaevlerini toplama kamplarına çevirdiniz. Acı ve yıkımdan başka bir şey getirmediniz. Şimdi kalkmış ikinci yüzyıl diye 85 milyonu kandırmaya çalışıyorsunuz. Bir yüzyıl daha böyle devam etmeyecek. Buradan topluma söz veriyoruz. Çünkü ne toplum eski toplumdur! Ne Kürtler eski Kürtlerdir. Ne de bu coğrafya eski coğrafyadır.

Ne de dünya eski dünyadır. Bu gidişat değişecek ama Türkiye halklarının mücadelesi ile değişecek. İkinci yüzyılın aktörü siz değilsiniz. Türkiye halkları olacak. Asıl kurucu ve belirleyici güç halklardır! Gelecek yüzyılın sahibi faşizme karşı onurlu direnişin sahipleridir. Kürtlerdir, Alevilerdir, Ermenilerdir, Süryanilerdir bu kadim topraklarda yaşayan ve yok sayılan, dışlanan tüm halklardır. Kadınlardır, gençlerdir, emekçilerdir, ezilenlerdir.

Bakın! Rojava’da halkların demokratik birliği ve dayanışması büyük demokratik kazanımları beraberinde getirdi. Orada ortak bir demokratik gelecek şekilleniyor. Bugün aynı zamanda 1 Kasım Dünya Kobanê Günü. Buradan tüm direnen Rojava halklarını, ‘Jin Jiyan Azadî’ diyen tüm kadınları selamlıyor ve 1 Kasım Kobanê Günü’nü kutluyorum. Bu dayanışma ruhu tüm halkların mücadelesine ışık tutmaya devam edecektir.

İkinci yüzyılı büyük kazanıma dönüştüreceğiz

Yine Jîna Eminî için İran başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde büyüyen kadın direnişi, kadınların ve halkların kendi geleceğini belirleyecek temel güç olduğunu bizlere göstermektedir. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet, barış ve emek mücadelesini çökertemediniz. Bu mücadele etrafında kenetlenen milyonların yürüyüşünü engelleyemediniz. İşte bu gücü ikinci yüzyılın en büyük kazanımlarına dönüştürmekte sonuna kadar kararlıyız. Bundan geri dönüş yoktur, olmayacaktır da.

AKP Genel Başkanı ‘Gelin darbe anayasasından ülkeyi kurtaralım’ dedi biliyorsunuz. Demokratik siyasete, demokratik hak taleplerine, yerel yönetimlerimize, basına karşı darbe yapmaktan geri durmayanlar kendileridir. AYM ve AİHM kararlarına uymayanlar, tanımayız diyenler yine kendileridir. Sonra da darbe anayasasından kurtulalım diyorlar. Buna söylenecek söz; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusudur.

Bakın. 3 gün sonra HDP’ye yönelik 4 Kasım darbesinin 6’ıncı yıl dönümü. Buradan Sevgili Figen Yüksekdağ’a, Selahattin Demirtaş’a, Gültan Kışanak’a, Sebahat Tuncel’e, İdris Baluken’e, Selçuk Mızraklı’ya, Bekir Kaya’ya cezaevindeki tüm siyasi tutuklulara selamlarımızı ve sevgilerimizi gönderiyorum. 6 yıldır, darbelere, kumpaslara, komplolara, katliamlara karşı direnen, mücadele yürüten, umudu ve cesareti her gün büyüten bir HDP var.

Dört duvar arasına sıkıştırmaya çalıştığınız HDP, tüm çökertme politikalarınıza rağmen, siyasette de, sokaklarda da, meydanlarda da, parlamentoda da demokrasinin temel gücü olmaya devam edecektir. İşte bu nedenle biz de iktidara diyoruz ki, asıl sorun sizin bu darbeci zihniyetinizdir. Bu ülkeyi darbe anayasasından da, darbeci zihniyetlerden de asıl bizler kurtaracağız. Darbecilerin izinden gidenler değil, demokrasi yolunda yılmadan cesaretle yürüyenler yarınların sahibidir. İnanın ki, ikinci yüzyılın en muhteşem gelişmesi, bu iktidarın gidişi olacaktır! Kendilerini de, zihniyetlerini de göndereceğiz! Buradan Türkiye halklarına sözümüz olsun. Çoğulcu, demokratik, eşitlikçi yeni bir anayasanın da, ortak, eşit ve özgür geleceğin de gerçek sahibi halklardır, kadınlardır, HDP’dir, demokrasi ve emek güçleridir.

Diyalog ve müzakere yeni bir yüz yılı taçlandırır

Buradan bir kez daha vurguluyorum; içinde Kürt sorununun çözümünün olmadığı bir yüzyıl geriye gitmekten asla kurtulamaz. O yüzden, diyoruz ki, ileriye gitmenin, ilerlemenin yolu bu meseleyi demokratik siyasetle, diyalog ve müzakereyle çözüme kavuşturmaktan geçer. Çatışmacı siyaset ve ağır tecrit geriye götürür hem de yüz yıl geriye. Diyalog ve müzakere ise yeni bir yüz yılı taçlandırır. Demokrasi güçleriyle, özgürlük talep eden kadın mücadelesiyle, onurlu ve adil bir yaşam isteyen emekçilerle ve adalet talep eden milyonlarla bunu başarma konusunda sonuna kadar kararlı olduğumuzu belirtmek isterim. Ama önce bu çözümsüzlük zihniyetini göndererek işe başlayacağız. HDP işte bu onurlu mücadele koalisyonundan, yüzyıllık soruna karşı yüzyıllık yeni bir yaşam tasavvurundan güç almaktadır.

Cumhuriyetin demokratikleşmesi tarihsel bir çözüm önerisidir. HDP, Kürt sorunun demokratik çözümü ve savaş, yok etme ve yıkıma karşı barışın inşa edilmesi konusunda üzerine düşen her şeyi yapmaya hazırdır. Sadece Kürtlerin değil, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin sorunlarını ve kaygılarını dikkate alan yapıcı bir rol üstlenmeye hazırdır. HDP’nin bu yapıcı ve müzakereci siyaseti bugün Türkiye’nin tüm sorunlarının ortak çözüm yoludur.

Temel hedefimiz bu cumhuriyetin demokratikleştirilmesidir. Acil demokrasidir, acil barıştır, acil adalettir. Tam da bunun için, bu ülkenin bütün kimlikleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle ortak kurucu bir iradeyi oluşturarak, hep birlikte büyük demokrasi ve güçlü toplumsal barış fikriyatı etrafında birleşmeyi sağlamak istiyoruz. Bunun için siyaset yapıyoruz bunun için varız. Demokratik cumhuriyet için büyük koalisyonu tam da oluşturma zamanıdır.

Faşizmin ve sömürünün hegemonyasına karşı güçlü demokrasi hamlesini hep birlikte gerçekleştirme zamanıdır. Ne mevcut talan düzeni, ne de bunun restore edilmiş yamalı hali. Bunların hiç biri halklarımızın ihtiyacını asla karşılamaz. Türkiye toplumunun ihtiyacını asla karşılamaz. İçi; demokrasiyle, barışla, adaletle, eşitlikle, hak temelli yeni bir toplumsal sözleşmeyle, güçlü yerel demokrasiyle, sivil, demokratik yeni bir anayasayla başta anadil hakkı olmak üzere evrensel eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıyla doldurulan yeni bir demokratik sistemden, eşitlikçi yeni bir düzenden söz ediyoruz.

Kadınlar için sokakları özgürleştireceğiz

Emekçiler, ezilenler, yoksullar, işsizler için bir sömürü cehennemine dönüşen bu sistemden mutlaka kurtulacağız. Yeni bir çalışma yaşamını hep birlikte inşa edeceğiz. Kadınlar için tehdit olan sokakları özgürleştirecek, onların şiddete karşı savunmasının yasal dayanaklarını güçlendireceğiz. Gençlerin sadece geleceklerini değil, bugünlerini de mutlu ve umutlu yapmak en önemli önceliğimiz. Onlarla omuz omuza bunu inşa edeceğiz. Gençlere sözümüz olsun. Başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarının haklarının anayasal güvenceye kavuşturulduğu eşit yurttaşlık ülkesini inşa edeceğiz.

Doğa katliamlarına, ranta, talana karşı yaşam alanlarımızı koruduğumuz bir ülkede yaşamak hepimizin hakkı. Bunu birlikte başaracağız. Kürt sorunu dâhil tüm sorunlarımızın çözümü için diyalog, demokratik müzakere ve demokratik uzlaşı yöntemini bu ülkenin çözüm yolu haline mutlaka dönüştüreceğiz. Bu demokratik düzeninin kurulması için hem parti olarak hem de ittifaklarımızla birlikte mücadele ortaklığımızı büyüterek ilerlemeye devam edeceğiz.

HDP’nin açtığı ‘Üçüncü Yol’da birleşelim

Buradan tüm topluma çağrıyı sorumluluk olarak yerine getirmek istiyorum. Gelin hep birlikte bu ortak ilke ve hedeflerde gücümüzü birleştirelim. Birlikte yürüyelim. Zoru birlikte başaralım! Ülkeyi gerçek bir demokratik cumhuriyet ortamına hep birlikte taşıyalım. Bir dönemi kapatalım ve yeni aydınlık bir dönemi hep birlikte başlatalım! Çok sesli ülkenin çok renkli kimlikleri, halkları olarak, tekçiliği tarihe gömelim.

Evet, seçimlere de bu mücadele hedef ve stratejimizden aldığımız güçle hazırlanıyoruz. Ve dünde kalmak, dünü bir daha yaşamak istemeyen, yeni bir geleceğe adım atmak isteyen her bir yurttaşımıza diyorum ki, yeni, güzel ve umut dolu bir yarını, yarınları hep birlikte oluşturabiliriz. Gelin HDP’nin açtığı 3’üncü yolda birleşelim. HDP’de güçbirliğini en kısa zamanda oluşturalım. Yarınların birliğini, umudun birliğini HDP’yle sağlayalım. Hepimizin yolu açık olsun, Hızır hepimizin yoldaşı. Allah yardımcımız olsun.”

Paylaşın

AK Partili Çelik’ten Kılıçdaroğlu’nun ‘Metamfetamin’ Açıklamasına Tepki

Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de bir metamfetamin salgını olduğu ve buna göz yumulduğu iddialarına tepki gösteren AK Partili Çelik, “Polis ve jandarma teşkilatımıza dönük olarak bu onurlu teşkilatlarımızın uyuşturucu ticareti yaptığından ya da göz yumduğundan bahsetmek başlı başına utanç verici bir iftiradır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Söyleyen kişinin alnına bu ifitira ömrü boyunca yapışacaktır. Biz, uyuşturucu ile ve diğer suçlarla mücadele edildiğinde hedef alınan örgütlerden duyduğumuz sözlerin ana muhalefet liderinde ortaya çıkmasından ibret alıyoruz”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de bir metamfetamin salgını olduğu ve buna göz yumulduğu iddialarına tepki gösterdi.

Çelik şöyle konuştu:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de cari açığın kapatılması için uyuşturucu ticareti yapıldığı gibisinden belki de Türk siyasi hayatının en vahim ve utanç verici açıklamalarından birine imza attığını görüyoruz.

Polis ve jandarma teşkilatımıza dönük olarak bu onurlu teşkilatlarımızın uyuşturucu ticareti yaptığından ya da göz yumduğundan bahsetmek başlı başına utanç verici bir ifitiradır. Söyleyen kişinin alnına bu ifitira ömrü boyunca yapışacaktır.

Biz, uyuşturucu ile ve diğer suçlarla mücadele edildiğinde hedef alınan örgütlerden duyduğumuz sözlerin ana muhalefet liderinde ortaya çıkmasından ibret alıyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun polis ve jandarma teşkilatımızdan açık şekilde özür dilemesi gerekir. Bu provokasyon TSK’ya kimyasal silah iddiasının devamıdır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı videoda, iktidara “kara para” ve “uyuşturucu” suçlamasında bulundu. CHP Lideri açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Her şey bu iktidarın ekonomiyi bitirmesiyle başladı. O kadar müsrifçe harcadılar ki beytülmale el atacak el uzatacak hale geldiler. Hazineyi boşalttılar. Ekonomiyi çökerttiler. Tüm kaynaklar tükenince de iktidarda kalmak için çok kirli bir oyuna girdiler. Bu oyun neydi sevgili halkım? Her türlü kara paranın ülkeye girmesine göz yumdular. Getir, nereden getirirsen getir, kaynağını sormayacağım dediler. Ve bu kirli parayı yani milyar dolarları, yani uyuşturucu paralarını Türkiye’nin cari açığının finansmanını da kullandılar. Kirli paraya, yani uyuşturucu baronlarının parasına göz yumarsan, onları Türkiye’ye davet edersen, onları her türlü imkanı sağlarsan, doğal olarak sahipleri de o parayla birlikte Türkiye’ye gelir.

Sonuç dünyanın her köşesinden ne kadar uyuşturucu baronu, uyuşturucu çetesi varsa paralarıyla birlikte İstanbul’a geldiler ve yerleştiler. Sonra kafelerde, AVM’lerde birbirleriyle çatışmaya başladılar. İstanbul’u dünya suç örgütlerinin, uluslararası mafyanın, uyuşturucu baronlarının, çatışma alanına döndürdüler. Bu yüzden çocuklarımız özellikle çaresiz ve arayış içindeki çocuklarımız bu tepeden aşağıya yayılan pisliğin hedefi oldu.

Sonuç, kaynağı belirsiz kara para, kirli para, böylece sokaklara, uyuşturucu olarak indi. Bugün Türkiye’nin sokaklarında her gelir grubuna göre uyuşturucu satılıyor. Ama ben ‘meth’e odaklanmak istiyorum. Metamfetamin sokaklarda çok hızlı yayılıyor. Sıvı olarak Türkiye’ye getiriliyor. Türkiye’deki laboratuvarlarda özellikle İstanbul’daki laboratuvarlarda kristale çevriliyor. Dünyada uyuşturucu ile mücadele eden tüm kurumların ortaklaştığı bir nokta var.

Metamfetamin dünyanın kabusu olacak. Çünkü bağımlılık yapma potansiyeli çok yüksek olan sentetik bir uyuşturucu. Kimyasallar karıştırılarak küçük laboratuvarlarda üretiliyor. Ve çok ucuz olduğu için çok hızlı yayılıyor. Uyuşturucunun her türüyle ama özellikle de met ile savaşmamız lazım. Bu ailelerimizi, gençlerimizi, sokaklarımızı savunmak için vereceğimiz çok önemli bir savaş.

Gelelim okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın diyen namı diğer fotoroman Süleyman’a. O da fotoromancı ya. Saray da çok iyi biliyor ki bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. Paralarınızı getirin. Her şeye göz yumacağız dediler. Ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren gençlerin diliyle söyleyeyim. ‘Breaking Bad’ Süleyman ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara. Belediye başkanlarımızla da konuştuk. Bu sokaklarda çocuklarımız için gencecik evlatlarımız için mücadele vereceğiz. Bu çetelere, bu rezil adamlara ne ülkemizi ne de sokaklarımızı asla teslim etmeyeceğiz.”

“Yakanı bırakmayacağız”

Öte yandan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na yanıt olarak, “Yakanı bırakmayacağız! Yalanlarını yanına bırakmayacağız! İftiralarını yanına bırakmayacağız!” notuyla bir video yayımladı.

Soylu videoda şu ifadeleri kullandı:

“Eşkıya takımının Yalova Mahkemesi baskınını, ortalığa dökülen MLKP, PKK, FETÖ ve DHKPC ittifakının kayıp 8  saatini, belediyelerinin yolsuzluklarını örtmek için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, polisine, jandarmasına, askerine, uyuşturucu parasıyla cari açığı kapatıyorlar iftirasını atması elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşına yakışmıyor. Bırakın genel başkan olmasını, bir hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. İki, tazminat davası açıyoruz. Hem şahsımız, hem de kurumlarımız.

Üç, eğer bu attığın iftiranın bir kuruşunu ispat etmezsen, namertsin diyoruz. Tabii namertliğin elbette ki kendisi açısından bir değeri varsa. Anlaşılan o ki Kılıçdaroğlu Türkiye’ye yüzyılını, anlaşılan o ki Türkiye’nin arabası Togg’u, anlaşılan o ki Türkiye’nin başarılarını herhalde bu yıllardır uluslararası istihbarat örgütlerinin hemen hemen her dönem attığı iftiraları, bu bayatlamış iftiraları ve yalanları tekrar Türkiye’ye atarak gündemi değiştireceğini zannediyor. Ama yakanı bırakmayacağız, yalanlarının yanına bırakmayacağız iftiralarını da yanına bırakmayacağız.”

Paylaşın

10 Ayda Yurt Dışına Gitmek İçin Başvuran Hekim Sayısı 2 Bini Aştı

2022 yılının 10 aylık sürecinde ‘İyi Hal Belgesi’ alarak yurtdışına gitmeye hazırlanan hekim sayısı 2 bin 153 oldu. ‘İyi Hal Belgesi‘ alanların bin 106’sı uzman hekim, bin 47’si ise pratisyen hekimlerden oluştu.

Haber Merkezi / Türk Tabipleri Birliği (TTB) verilerine göre ekim ayında 215 hekim, yurtdışında çalışma vizesi anlamına gelen ‘İyi Hal Belgesi’ aldı.

2022’nin 10 aylık sürecinde bu belgeyi alarak yurtdışına gitmeye hazırlanan hekim sayısı 2 bini aştı ve 2 bin 153 oldu. 2022 yılında ‘İyi Hal Belgesi‘ alanların bin 106’sı uzman hekim, bin 47’si ise pratisyen hekimlerden oluştu.

TTB tarafından yapılan açıklamada ise, “TTB; hekimlik değerleri ve toplumun sağlık hakkı için, hekim göçünü oluşturan nedenlere karşı mücadelesine kararlılık ile devam edecektir ifadelerine yer verildi.

2021 yılında toplam bin 405 hekim yurt dışına gitmek için bu belgeyi almıştı. 2022 yılının on ayında bu rakamın üzerine çıkıldı.

2022’nin sonunda yaklaşık 3 bin doktorun iyi hal belgesini alması bekleniyor, bu da Türkiye’den ayrılan doktor sayısında 2012’ye göre 50 kat artış anlamına geliyor.

Özellikle anestezi, acil bakım, kulak burun boğaz ve jinekoloji alanlarında Türkiye’den ayrılma yönünde büyük bir trend olduğu gözleniyor.

Konuya ilişkin yapılan açıklamalarda, bu gün pek hissedilmezse de yurt dışı hareketliliğinin böyle devam etmesi halinde önümüzdeki 10 yıl içinde sağlık sisteminin ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacağına dikkat çekiliyor.

Sağlık Bakanlığı’nın yıllık faaliyet raporlarına göre; Beyaz Kod’un başlatıldığı 2012’den bu yana bu kodu kullanan toplam sağlık çalışanı sayısında çarpıcı bir artış var.

2017’de 7 bin 751 sağlık çalışanı Beyaz Kod verirken, bu sayı 2020 yılında 72 bin 158’e yükseldi. Savcılar olayların yaklaşık 7 binini araştırdı. Sözlü şiddet vakaları bunun altı katı arttı.

Şiddet bir faktör olsa da asıl sorunun ekonomik zorluklar. Türkiye’de doktorların çalışmalarının ucuz iş gücü olarak görüldüğü, satın alma gücü açısından, doktor maaşının 2003’tekinin üçte biri olduğu belirtiliyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Ve Soylu Arasında ‘Metamfetamin’ Polemiği

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında ‘metamfetamin’ polemiği yaşandı. Kılıçdaroğlu, Soylu’ya “kara para” ve “uyuşturucu” suçlamasında bulunurken, Soylu’da yanıt olarak, “İftiralarını yanına bırakmayacağız!” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı videoda, iktidara ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “kara para” ve “uyuşturucu” suçlamasında bulundu.

Kılıçdaroğlu video açıklamasını, “Türkiye’de bir metamfetamin salgını var. Sarayın düzeni bu salgını besliyor. Bugün size Sarayın kara para ile bu zehiri nasıl sokaklarımıza davet ettiğini anlatacağım. Kirli paranın sonucudur bu” mesajıyla paylaştı.

Kılıçdaroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu için şu ifadeleri kullandı:

“Gelelim ‘Okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın’ diyen namıdiğer Fotoroman Süleyman’a. (…) Bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. ‘Paralarınızı getirin, her şeye göz yumacağız’ dediler ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren, gençlerin diliyle söyleyeyim ‘Breaking Bad Süleyman’ ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara.”

CHP Lideri açıklamasının tamamında ise şu ifadeleri kullandı:

“Her şey bu iktidarın ekonomiyi bitirmesiyle başladı. O kadar müsrifçe harcadılar ki beytülmale el atacak el uzatacak hale geldiler. Hazineyi boşalttılar. Ekonomiyi çökerttiler. Tüm kaynaklar tükenince de iktidarda kalmak için çok kirli bir oyuna girdiler. Bu oyun neydi sevgili halkım? Her türlü kara paranın ülkeye girmesine göz yumdular. Getir, nereden getirirsen getir, kaynağını sormayacağım dediler. Ve bu kirli parayı yani milyar dolarları, yani uyuşturucu paralarını Türkiye’nin cari açığının finansmanını da kullandılar. Kirli paraya, yani uyuşturucu baronlarının parasına göz yumarsan, onları Türkiye’ye davet edersen, onları her türlü imkanı sağlarsan, doğal olarak sahipleri de o parayla birlikte Türkiye’ye gelir.

Sonuç dünyanın her köşesinden ne kadar uyuşturucu baronu, uyuşturucu çetesi varsa paralarıyla birlikte İstanbul’a geldiler ve yerleştiler. Sonra kafelerde, AVM’lerde birbirleriyle çatışmaya başladılar. İstanbul’u dünya suç örgütlerinin, uluslararası mafyanın, uyuşturucu baronlarının, çatışma alanına döndürdüler. Bu yüzden çocuklarımız özellikle çaresiz ve arayış içindeki çocuklarımız bu tepeden aşağıya yayılan pisliğin hedefi oldu. Sonuç, kaynağı belirsiz kara para, kirli para, böylece sokaklara, uyuşturucu olarak indi. Bugün Türkiye’nin sokaklarında her gelir grubuna göre uyuşturucu satılıyor. Ama ben ‘meth’e odaklanmak istiyorum. Metamfetamin sokaklarda çok hızlı yayılıyor. Sıvı olarak Türkiye’ye getiriliyor. Türkiye’deki laboratuvarlarda özellikle İstanbul’daki laboratuvarlarda kristale çevriliyor. Dünyada uyuşturucu ile mücadele eden tüm kurumların ortaklaştığı bir nokta var.

Metamfetamin dünyanın kabusu olacak. Çünkü bağımlılık yapma potansiyeli çok yüksek olan sentetik bir uyuşturucu. Kimyasallar karıştırılarak küçük laboratuvarlarda üretiliyor. Ve çok ucuz olduğu için çok hızlı yayılıyor. Uyuşturucunun her türüyle ama özellikle de met ile savaşmamız lazım. Bu ailelerimizi, gençlerimizi, sokaklarımızı savunmak için vereceğimiz çok önemli bir savaş. Gelelim okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın diyen namı diğer fotoroman Süleyman’a. O da fotoromancı ya. Saray da çok iyi biliyor ki bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. Paralarınızı getirin. Her şeye göz yumacağız dediler. Ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren gençlerin diliyle söyleyeyim. ‘Breaking Bad’ Süleyman ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara. Belediye başkanlarımızla da konuştuk. Bu sokaklarda çocuklarımız için gencecik evlatlarımız için mücadele vereceğiz. Bu çetelere, bu rezil adamlara ne ülkemizi ne de sokaklarımızı asla teslim etmeyeceğiz.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na, CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi kurucusu Hacer Foggo da eşlik etti.

Foggo: 11-12 yaşlarına kadar inmiş

CHP liderinin videosunda açıklama yapan Derin Yoksulluk Ağı kurucusu Hacer Foggo ise metamfetamin kullanımının bazı mahallelerde 11-12 yaşına kadar indiğini belirtti.

Foggo, uyuşturucu madde kullanımıyla ilgili şu bilgileri verdi:

“‘Metin amca’ diyorlar. İnanılmaz derecede çok yaygın. 11-12 yaşlarına kadar inmiş. Ziyaret ettiğim ailelerin ortak özelliği, sürekli çocuklarının peşindeler. Yani okul önlerinde, hastane kapılarında…

“Yüzde 45.3 oranında bu uyuşturucuyu evlerde kullanıyorlar ama anne babaların kaygısı, çocukları yeter ki evde olsun. Sokakta düşüp ölmesin diye evlerinde çocuklarını kitleyenler var.”

Soylu’nun yanıtı: Yakanı bırakmayacağız

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na yanıt olarak, “Yakanı bırakmayacağız! Yalanlarını yanına bırakmayacağız! İftiralarını yanına bırakmayacağız!” notuyla bir video yayımladı.

Soylu videoda, Kılıçdaroğlu’nun eski CHP lideri Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal’ın istifasını hazmedemediğini iddia etti.

Soylu videoda şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye Cumhuriyeti Devletine, polisine, jandarmasına, askerine ‘uyuşturucu parası ile cari açığı kapatıyorlar’ iftirasını atması elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir vatandaşına yakışmıyor, bırakın genel başkan olmasını.

“Hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Tazminat davası açıyoruz, hem şahsımız hem de kurullarımız. Eğer bu attığın iftiranın bir kuruşunu ispat etmezsen namertsin diyoruz.”

Bakan Soylu, konuşmasının tamamında şunları söyledi:

“Eşkıya takımının Yalova Mahkemesi baskınını, ortalığa dökülen MLKP, PKK, FETÖ ve DHKPC ittifakının kayıp 8  saatini, belediyelerinin yolsuzluklarını örtmek için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, polisine, jandarmasına, askerine, uyuşturucu parasıyla cari açığı kapatıyorlar iftirasını atması elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşına yakışmıyor. Bırakın genel başkan olmasını, bir hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. İki, tazminat davası açıyoruz. Hem şahsımız, hem de kurumlarımız.

Üç, eğer bu attığın iftiranın bir kuruşunu ispat etmezsen, namertsin diyoruz. Tabii namertliğin elbette ki kendisi açısından bir değeri varsa. Anlaşılan o ki Kılıçdaroğlu Türkiye’ye yüzyılını, anlaşılan o ki Türkiye’nin arabası Togg’u, anlaşılan o ki Türkiye’nin başarılarını herhalde bu yıllardır uluslararası istihbarat örgütlerinin hemen hemen her dönem attığı iftiraları, bu bayatlamış iftiraları ve yalanları tekrar Türkiye’ye atarak gündemi değiştireceğini zannediyor. Ama yakanı bırakmayacağız, yalanlarının yanına bırakmayacağız iftiralarını da yanına bırakmayacağız.”

Paylaşın

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı: Biraz Dinlenmeye İhtiyacım Vardı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı, tatile çıktım varsayın. Dinlenir dinlenmez, sizlerle birlikte mücadeleye devam için aranıza katılacağım” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin yaptığı değerlendirme nedeniyle tutuklanan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden mesaj gönderdi.

Fincancı’nın avukatları aracılığıyla ilettiği mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili meslektaşlarım, yol arkadaşlarım, tam size bilimsel bir açıklamayı atıflarıyla hazırlarken zaman yetmedi ama borcum olsun. Çalışma koşullarımızı, ortamlarımızı, yeniden bizlere yaraşır kılabilmek için mücadeleye devam edeceğinizi biliyorum; yanınızda fiziken olmamak beni üzse de yüreğimle yanınızdayım.

Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı, tatile çıktım varsayın. Dinlenir dinlenmez, sizlerle birlikte mücadeleye devam için aranıza katılacağım. Aşılamaz sanılan farklar zenginliğimizdir, tutuklandığımızda gösterdiğiniz dayanışma bunun aynası olmuş. Eksilmeden devam edelim, dostlukla, dayanışmayla.”

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti: Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Fincancı açıklamalarının ardından Yeni Şafak gazetesi, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’dan ihanet dolu sözler: PKK kanalında TSK’ya iftira attı” şeklinde bir haber yayınladı. Sabah gazetesi de “Emekli komutanlar PKK’nın ‘Kimyasal Silah’ iftirasına ateş püskürdü: Şebnem Korur Fincancı hukuk önünde hesap versin!” haberinde emekli generallerin açıklamalarına yer verdi.

Erdoğan ve Bahçeli’nin ağır eleştirileri

TTB Başkanı Korur Fincancı, Türk ordusunun Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarında kimyasal silah kullandığına dair iddialar olduğunu ve bunların araştırılması gerektiğini ifade etmişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türk Tabipleri Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Hem bu kişiyle, hem bu kurumla ilgili adımlar atılacak. Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatı verdik. Gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin değişmesini sağlayacağız” açıklamasında bulunmuş; Salı günü meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli de, TTB’nin kapatılmasını ve Şebnem Korur Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılmasını talep etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattığını açıkladı: 20.10.2022 tarihinde PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi kapsamında Terör Örgütü Propagandası Yapmak ve 5237 yılı Türk Ceza Kanununun 301/2. maddesi kapsamında Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçlarından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.

Fincancı, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçundan sevk edildiği mahkemece tutuklanmıştı.

Paylaşın