CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Uyuşturucu Baronlarına Seslendi: Şehirlerimizi Terk Edin

İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Kara para ile şehirlerimize mafya geldi. Uluslararası uyuşturucu baronlarına sesleniyorum, şehirlerimizi terk edin. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ‘uyuşturucu baronları’na seslendi.

Paylaşımında, “Türkiye’yi önce maddi açıdan batırdılar. Sonra da kara paraya izin verdiler ve manevi olarak batırma süreci başladı” diyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

Erdoğan güya sigaraya karşı. Ama kara parada sorun yok. Ülkeyi gri listeye soktular. Kara para pisliğinin bulaştığı ülkeler listesi bu.

Kara para ile şehirlerimize mafya geldi. Uluslararası uyuşturucu baronlarına sesleniyorum, şehirlerimizi terk edin. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğiz.

Peki çözüm nerede. Çözüm temiz parayı, temiz yatırımcıyı ülkeye getirmektedir. O paralarla, o yatırımlarla gençleri sokaklardaki bu bataklıktan çekip alacağız.

Temiz paranın girdiği sokaktan, kirli para hemen kaçar. Ben bu parayı bulup getireceğim. Bunun için Londra’dayım. Burada görüşeceğim bazı yatırım bankaları ve girişim sermayesi fonları dünyada 5 Trilyon Dolar parayı yönetiyor. Halkımdan ricam, sabırla Kasım sonunu bekleyin.

“Erdoğan güya, sigaraya karşı ama ona göre uyuşturucu parasında sorun yok”

Ayrıca, KRT TV Ana Haber’de Savaş Kerimoğlu’nun sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu “İngiltere’ye Türkiye’yi içinde bulunduğu krizden nasıl çıkarırız, bilgi ekonomisini ülkemizde nasıl egemen hale getiririz, temiz parayı nasıl getiririz, ülkeyi kirli paradan nasıl arındırırız bunları görüşmek için geldim,” ifadelerini kullandı

“Erdoğan güya, sigaraya karşı ama ona göre uyuşturucu parasında sorun yok,” diyen Kılıçdaroğlu “Ülkeyi gri listeye soktular. Bu ne demek? İş yapmamak demek. Sürekli kontrol altında tutulmamız demek,” sözlerini kullandı.

“Hala hayattayken kaçın, kafanızı koparacağım”

Kara para ile gelen mafyaların daha büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu ” Sırpların ne işi var İstanbul’da. Uluslararası uyuşturucu pislikleri İstanbul’u doldurdu. Daha ağır bir şey söyleyeceğim ama dilim varmıyor. O pisliklere sesleniyorum. Hala hayattayken kaçın. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğim. Kafalarını koparacağım. Evlatlarımızı zehirleyenlere karşı asla ve asla acımayacağım. Bu işe göz yumanlar hapse girecek,” dedi.

 “Kasım sonu çok güzel şeyler açıklayacağım”

Kılıçdaroğlu “Yalandan, ‘bacak kırma’ algısı; yok torbacı operasyonu algısı…Boş şeyler bunlar. Bunlar toplumu kandırmak. Çözüm: Temiz parayı, temiz yatırımcıyı Türkiye’ye getirmek. O yatırımlarla gençleri sokaklardan toplayacağız. Ben bu parayı bulup getireceğim. Bunun için Londra’dayım. Halkımızdan ricam, sabırla Bay Kemal’i beklesinler. Kasım sonunu beklesinler. Çok ama çok güzel şeyler açıklayacağım,” sözleriyle devam etti.

“Erdoğan’ın aklı ermez”

Kılıçdaroğlu “Erdoğan’ın aklı ermez. Katma değeri yüksek ürün ne demektir, üstün yetenek inşası ne demektir, bilgi ekonomisi ne demektir bunları bilmez. Erdoğan, benim muhatabım değil aslında. Erdoğan’a çağrı yaptım:  İstiyorsa gelsin, tartışalım. Cesaretli olsun, korkmasın. Öyle uzaktan laf atmanın hiçbir mantığı yok,” dedi.

AKP’nin anayasa değişikliği teklifi ile ilgili o konuda grup başkanvekillerinin gerekli açıklamayı yaptığını söyleyen Kılıçdaroğlu bir kanun teklifileri olduğunu belirterek ” Sağa sola sapmaya gerek yok. Olayı sulandırmaya gerek yok. Kanun teklifimiz gelir, Meclis Genel Kurulu’na, kabul ederler, mesele de çözülür. Kadının kılık kıyafeti ile siyasetçiler ilgilenmesin, temel hedefimiz de buydu zaten,” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a ‘Türkiye Yüzyılı’ Eleştirisi: İçi Boş Bir Masal

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “Türkiye Yüzyılı” üzerinden eleştiren DEVA Lideri Babacan, “Geçen hafta 1,5 saat boyunca içi boş bir ‘Türkiye Yüzyılı’ masalı dinledik. Tam bir boş çerçeve. Fiilen yaptıkları ayrı telden, açıkladıkları Türkiye yüzyılı ayrı telden çalıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Madem çoğulcu demokrasi, katılımcılık, insan hakları diyorsun; niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? Bugün yapsana. Adaleti her gün çiğniyorlar, ondan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’nda adalet, özgürlük diyeceğiz’ diyorlar. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, 16. eylem planını İstanbul Kibrithane’de düzenlenen tanıtım töreninde duyurdu.

“Kalkınma Seferberliği” başlığını taşıyan eylem planında yer alan 10 hedefi açıklayan Babacan, “Geçen hafta 1,5 saat boyunca içi boş bir ‘Türkiye Yüzyılı’ masalı dinledik. Tam bir boş çerçeve. Fiilen yaptıkları ayrı telden, açıkladıkları Türkiye yüzyılı ayrı telden çalıyor. Madem çoğulcu demokrasi, katılımcılık, insan hakları diyorsun; niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? Bugün yapsana. Adaleti her gün çiğniyorlar, ondan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’nda adalet, özgürlük diyeceğiz’ diyorlar. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diye konuştu.

5 yıl içinde kişi başına millî geliri yüksek gelirli ülkeler grubuna yükselteceklerini ileri süren Babacan, eylem planındaki maddeleri “sıçrama tahtasına” benzetti. Babacan, “Hani kimi dalga geçenler bizim için ‘Kendilerini İsveç’te mi, Norveç’te mi zannediyorlar?’ diyorlar… İsveç’te de Norveç’te değiliz ama Türkiye’yi iklimi güzel, insanı güzel, demokrasisi ve ekonomisi İsveç, Norveç gibi bir ülke yapmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

İşte Babacan’ın açıkladığı 10 hedef:

En az 10 sanayi vahası: “Yeni nesil üretim üsleri kuracağız. Ülkemizi en az 10 sanayi vahasıyla taçlandıracağız. Tüm Organize Sanayi Bölgeleri’ni entegre kampüsler haline getireceğiz.”

500 milyar dolar ihracat: “İhracatımızı büyüteceğiz. Hedefimiz net: İktidarımızın ilk döneminin sonunda ihracatımızı 500 milyar dolara çıkartacağız. İhracatımızda kilogram değerini 2 dolara ulaştırırken, yüksek teknolojinin payını da tam 2 misline yükselteceğiz.”

En az 100 bin Süper KOBİ: “Esnafın işini büyütmesini sağlayacağız. Mikro işletmeler küçük, küçük işletmeler orta boy, orta boy işletme olacak. Türkiye böyle büyüyecek. Türkiye’de büyümenin lokomotifi özel sektördür. Türkiye’yi ‘Süper KOBİ’lerle’ tanıştıracağız. DEVA Partisi iktidarında dünyayla rekabet etme gücü olan en az 100 bin Süper KOBİ’miz olacak.”

Sanayide her gün bin istihdam: “İstihdamda atılım yapacağız. Her iş günü 1000 yeni sanayi istihdamı sağlayacağız. İktidarımızın ilk döneminde sanayi istihdamımızı 1 milyon kişi artıracağız.”

Ara değil, aranan eleman: “İstihdamı, ara değil, aranan elemanlarla büyüteceğiz. Özel sektörün yönettiği, iş garantili meslek ve çıraklık okullarını yaygınlaştıracağız. Cobot, yani insan-robot iş birliğine ayrı bir önem vereceğiz. İş gücünde yarınların yetkinliğine Türkiye’yi eriştireceğiz.”

Yeni finansman modeli: “Yeni bir finansman modeli sunacağız. Yatırımların artması lazım. Bunu sağlamak için de yatırımcılarımıza destek olmak lazım. Yatırımcıya uzun vadeli ve teminat şartları uygun krediler sunmak lazım. Kamunun yatırımcıya ve iş yapanlara karşı yükümlülüklerini tam ve gününde yerine getirmesi lazım. Vergi oranlarının makul olması lazım.”

Yenilikçiliğin iktidarı: “Yenilikçiliği iktidara taşıyacağız. İktidarımızın ilk döneminde en az 1 yarı-iletken tesisi ve en az 2 elektrikli araç pil fabrikası kurulmasını sağlayacağız. Yerlilik katma değerle ölçülüyor. Kritik, hayati ürünlerde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltması gerek. Yarı iletken ve çip gibi alanlarda Ay’a yolculuk projesi başlatıyoruz. Ay’a öyle ‘sert düşüş’, kontrolsüz bir demir parçasını Ay’a düşürdüm, isabet ettirdim’ değil.”

Katma değer hamlesi: “Katma değer hamlesi başlatacağımız ilk dört sektörde otomotiv, kimya, tekstil ve medikal var. Tüm bu sektörlerdeki başarılarımız, Sayın Erdoğan’a emekliliğinde silmeyeceği tweetler attıracak. Bizi kutlayacağından hiç kuşkumuz yok, sonuçta memleketin başarısı. O da sevinir diye tahmin ediyoruz.”

Kaliteli büyüme: “Ekonomik büyümemize kalite kazandıracağız. Şu anda emeğin millî gelirden aldığı pay yüzde 36’dan yüzde 25’e düşmüş durumda. Yüzde 75’i sermaye alıyor. Türkiye niteliksiz, gelişigüzel ve ülkenin yoksul kesiminin sırtına basarak gerçekleşen büyüme yaşıyor. Böyle bir büyüme istemiyoruz. Biz; dünyadaki dönüşümü avantaja çeviren, uluslararası patent ve marka başvurularını ikiye katlayan bir aklı devreye sokacağız.”

“Yeter ki Sen İste” projesi: “Devlete girişimcilik yaptırmayacağız. Devlet, girişimcinin işini kolaylaştıran bir katalizör işlevi görecek. Katalizör devlet; KOBİ’sine, esnafına ve girişimcisine kolay ve hızlı hizmet sağlayan, tek durak ofiste herkesin işini kolaylaştırmak… Bir de yeni sistem projesi hazırladık. Adı, ‘Yeter ki Sen İste’. E-devlet’e benzer bir şekilde girişimcilerimiz, küçük işletmelerimiz, esnafımız internet üzerinden her türlü işini yapacak. Devlet kapısında sürünmeyecek.”

Lokomotif teşvikler: “Lokomotif teşvikler vereceğiz. Net katma değer, tedarik zincirindeki rol gibi kriterlere bakacağız. Teşvik sistemimizi komple sadeleştireceğiz.”

Paylaşın

AK Parti, Başörtüsü Teklifi İçin TBMM’de Grubu Bulunan Partileri Ziyaret Etti

AK Parti, başörtüsü düzenlemesine ilişkin Anayasa değişikliği teklifi için TBMM’de grubu bulunan partileri ziyaret etti. AK Parti heyetinde, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz yer aldı.

Adalet Bakanı Bozdağ, “Bu istişareler sonucunda ortaya çıkacak görüşleri tekrar değerlendirip teklife son halini vereceğiz. Çünkü hazır bir teklif götürmüyoruz” dedi.

MHP grubunu ziyareti sonrası açıklama yapan Bakan Bozdağ, “İlk görüşmemizi MHP ile yaptık. Kamuoyunun da yakından takip ettiği gibi anayasada değişiklik çalışmalarını esasında Cumhur İttifakı ile birlikte daha önce değerlendirdik” dedi.

Daha sonra CHP grubunu ziyaret edip Grup Başkan Vekili Engin Altay ve Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ile bir araya geldiklerini aktaran Bozdağ, “Kendilerine anayasa değişikliği konusunda yaptığımız hazırlıklar konusunda bilgi aktarımında bulunduk. Anayasanın hangi maddelerinde değişiklik düşündüğümüzü paylaştık, bir de genel çerçeve üzerinde durduk ve kendilerinden bu hazırlık sürecine katkı vermelerini istedik” dedi.

CHP’den ‘başörtüsü’ için anayasa değişikliği teklifine ret

“AK Parti’nin hazırladığı anayasa değişikliği önerisinin içinde olmayacağımızı söyledik. Teklifi de gördükten sonra da değerlendireceğiz” diyen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, ziyarete ilişkin açıklamada şunları kaydetti:

“Bir anayasa değişikliği teklifi ile demeyeyim de önerisi ile geldiler. Bir hazırlanmış teklifle gelmediler. AK Parti’nin bu konudaki çerçevesini ortaya koydular. Anayasanın 24 ve 41. maddelerinde bir değişiklik düşündüklerini, bunu Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerle paylaşacaklarını ve mümkünse çalışmanın birlikte yapılmasını istediklerini söylediler. Bu konu; Sayın Genel Başkanımızın kadına özgürlük, kadının kılık kıyafetine özgürlük, kamuda özgürlük noktasında verdiği kanun teklifi sonrası gelişen bir konudur. Biz prensip olarak, Türkiye’de başörtüsü meselesinin bir mesele olmaktan çıktığını, öteden beri söyleyegeldik. CHP bakımından Anadolu’da karşılaştığımız kimi eleştirilere karşı bu konudaki samimiyetimizi ve dürüstlüğü ortaya koymak için Sayın Genel Başkanımız böyle bir kanun teklifini Meclis’e verdi, bizlerin de imzasıyla. AK Parti buna karşılık bir anayasa değişikliği önerdi.

Biz; temel hakların referandum konusu, anayasa konusu olmaması gerektiğini söyledik. Sadece bununla sınırlı olmayan bir anayasa değişikliğinin de seçime yedi ay kalmışken parlamentoda yapılmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Yeni bir anayasa, yeni parlamentonun işi olmalıdır diye düşünüyoruz. AK Parti’nin çalışmaları birlikte olgunlaştıralım, son şeklini verelim önerisinin içinde olmayacağımızı da kendilerine belirttik. Kendileri daha sonra net bir taslak ortaya koyduklarında, o taslağı görerek de bir değerlendirme ayrıca yaparız. Özetle; AK Parti’nin gerçekleştirmek istediği bir anayasa değişikliği çalışmasının içinde olmayacağımızı sayın bakana ve heyete söyledik.”

‘Referandumu doğru bulmuyoruz’

AK Parti heyeti daha sonra HDP ve İYİ Parti gruplarını ziyaret etti; HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay’la görüştü.

HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ile Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay, AK Partili kurmaylarla yaptıkları görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. “Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili bir ziyaretti. Henüz yazılı bir metin yok” ifadelerini kullanan Beştaş, AK Parti’nin teklifinin Anayasa’daki 24 ve 41’inci maddelere dönük olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Sadece anayasanın 24 ve 41’inci maddelerinde yapılacak bir değişiklik olacağını, bunun kapsamını genel olarak paylaştılar. Biz de buna ilişkin tutumumuzu, Eş genel başkanlarımız ve MYK’la yaptığımız değerlendirme sonucunda kamuoyuyla paylaşıyor olacağız. Bugün sohbet ettik, uzun süredir tartışılan bir mesele neticesinde. Kıyafet özgürlüğüne dair, türbana dair, kadın haklarına dair bizim tutumumuz net. Buna ilişkin negatif tutumumuz olmadı ama böyle bir dönemde nasıl karar alacağımızı ilgili kurullarımızda karar vereceğiz.”

AK Partili kurmaylara doğrudan “evet” ya da “hayır” gibi bir yanıt vermediklerini, iktidar yetkililerinin pazartesi teklifin Meclis’e sunulacağını belirttiğini aktaran Beştaş, “Ondan önce bir görüşmemiz olur ve iletmiş oluruz görüşümüzü” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“İçeriğini kamuoyuna açıkladılar. 24’üncü maddede giyim kuşam ve türbanla ilgili değişiklik, diğerinde aile kurumunu düzenleyen 41’inci maddede kadın ve erkek arasında evlilik birliğinin kurulacağına dair bir düzenleme düşünüldüğünü gelmeden de biliyorduk. Aynı sözleri bizimle de paylaştılar. HDP olarak bu konudaki tutumumuz hukuktan, evrensel hukuktan yanadır. Biz konusu hak ve özgürlükler olan bir olguda referandumu doğru bulmayız. İnsanların nasıl giyileceğine dair bir hakkı nasıl halka soralım? Zaten bu vazgeçilemez bir hak. Biz de hukuktan yana tutum alırız.”

Paylaşın

2023 Seçimi 2002 Etkisinde Olur Mu?

2002 seçimi çok sayıda ve farklı gelişmelerin yaşandığı bir 20 yılın kapısını açarken yaklaşan seçimlerin de aynı şekilde çok kritik sonuçları olacağına dikkat çekiliyor. Prof. Dr. Menderes Çınar, Haziran 2023 seçiminin Türkiye’de otoriter rejimin konsolide olup olmaması ile ilgili olacağını söyledi ve ekledi:

“Eğer AKP kazanırsa kendi rejimini konsolide etme fırsatını yakalamış olacak. Kaybederse belki hemen demokrasiye dönmeyeceğiz ama demokrasiye dönme imkanını yakalamış olacağız. O açıdan kritik bir seçim olacak.”

Eski Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise, Türkiye’nin 2015 seçiminin ardından koalisyon ihtimalinin ortadan kalkmasıyla 2017’ya kadar fiili, 2017’den sonra da hukuken bir tek adam rejimi ile yönetildiğini belirterek şunları not düşüyor:

“Kuruluşundan ve ilk 10 yıllık yürüyüşünden çok farklı bir yere savrulan bir AK Parti ile Erdoğan ve Türkiye hikayesi var karşımızda. Yoksullukla, yasaklarla savaşacağız diye gelen bir parti 20 yıl sonra yasakçı, yoksulluğu ve yolsuzlukları göz ardı eden bir yapıya dönüştü. Bu gidecek. Bunun gitmesi tabiatın gereği. Halkın kendi çıkarlarını koruması içgüdüsüdür de. Biz Kuzey Kore değiliz. Ne öyle bir geçmişimiz var ne de öyle bir geleceğimiz olabilir, olmayacak.”

Türkiye yaz aylarında kritik iki seçime hazırlanıyor. Bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerini önemli hale getiren siyasi gelişmelerin başlangıcı ise bundan tam 20 yıl önce, 3 Kasım 2002’de yapılan genel seçime uzanıyor. Türkiye için bir dönüm noktası olan bu seçimlerin gerek siyasetteki gerekse toplumsal hayattaki etkileri hâlâ devam ediyor.

3 Kasım 2002 seçiminde Refah Partisi’nden ayrılan yenilikçilerin kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), oyların yüzde 34,3’ünü alırken, yüzde 10 baraj nedeniyle CHP dışındaki partilerin Meclis’e girememesiyle tek başına iktidar oldu ve TBMM’nin yaklaşık yüzde 66’sına karşılık gelen 363 milletvekilliği kazandı.

1999-2002 arasında iktidar olan koalisyon hükümetinin ortakları DSP, MHP ve ANAP’ın yanı sıra muhalefetteki DYP, Saadet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi barajı aşamayarak TBMM dışında kaldı ve böylelikle oyların yüzde 46,3’ü ise TBMM’de temsil edilemedi.

Türkiye’nin son 20 yılına şekil veren 3 Kasım seçiminin yıldönümünde uzmanlara ve AKP’de eskiden siyaset yapan isimlere göre AKP geçen zaman içinde ortaya çıkan farklı etkenlerle bir taraftan kendisi “tek adam partisi” haline gelirken diğer taraftan Türkiye’yi de daha kutuplaşmış bir toplumsal yapıya ve otoriter bir yönetime dönüştürdü.

3 Kasım sonucu “geliyorum” demiş miydi?

Peki sonuçlarıyla 2002’de deprem etkisi yaratan 3 Kasım seçimleri hangi açılardan önemli ve öncesinde böyle bir sonuç çıkacağı tahmin edilebilmiş miydi?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan siyaset bilimci Prof. Dr. Menderes Çınar, 3 Kasım seçimlerinin aslında 1990’lı yıllarda yaşanan bir dizi krizin sonucu olduğunu belirtiyor ve bu krizlerin toplam sonucunun 3 Kasım’daki kırılma olduğunu söylüyor.

Susurluk skandalı, 1999 depremi, ekonomik kriz, Sivas katliamı ve buna benzer pek çok sorunun “merkez siyasetlerin erimesine ve uç siyasetlerin yükselmesine” yol açtığını söyleyen Çınar, seçim öncesindeki atmosferi şu sözlerle anlatıyor:

“3 Kasım’da Refah Partisi’nin içinden çıkarak AKP’yi kuran yenilikçilerin güçlü bir şekilde geleceği aslında anlaşılıyordu. AKP’yi kuranlar da siyasetin içinden geliyordu ve boşluğu gördüler. Zaten onlara Refah Partisi’nden ayrılma motivasyonu veren faktörlerden biri de Türkiye siyasetinin bir temsil krizi içinde olduğunu görmekti.”

AKP’ye 2007 de katılan ve 2013’e kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı yapan deneyimli siyasetçi Ertuğrul Günay da 3 Kasım öncesi dönemi şöyle aktarıyor:

“1999 depreminde devletin bütün kurumlarının sergilediği acziyet ve ardından gelen ekonomik kriz gibi nedenlerden ötürü genel görüntü parlamentonun iktidarıyla ve muhalefetiyle ülkeyi yönetemediği görüntüsüydü. Bu ortamda Adalet ve Kalkınma Partisi bir yeni parti görüntüsüyle ve başka kesimlerden de gelen kadrolarıyla ortaya çıktı. O nedenle seçim sonucu aslında sürpriz değildi.”

Bu kapsamda Çınar’a göre 3 Kasım seçimi Türkiye siyasetinin o döneme kadarki CHP dışındaki tüm yerleşik aktörlerini “oyun dışı bırakması” açısından önemli ve seçim sonuçları bir açıdan “merkez sağ partilerin krizi” olarak da okunabilir.

Merkez partilerin 1990’larda meydana gelen bir dizi kriz ve bunlara karşılık uyguladıkları yanlış politikaların etkisiyle inişlerinin ardından son 20 yılda halen bu boşluğun tam olarak doldurulmadığına da dikkat çekiliyor.

Çınar, “AKP merkez sağ partilerin bıraktığı boşluğu işgal ediyor olabilir ama bir merkez sağ parti değil” diyerek partinin hem ideolojik olarak hem de geldiği köken itibariyle merkez sağ gelenekle uyuşmadığını kaydediyor. Çınar’a göre AKP’nin başından beri iddiası zaten bir merkez sağ parti olmak değil Türkiye’nin merkezini yeniden kurmaktı.

Seçimden sonra ilk dönem ve kırılma noktaları

AKP’nin isminde de yer verdiği şekilde topluma o dönemin kanayan yaraları olan adalet ve kalkınma için vaatler vererek iktidara geldiğini hatırlatan Günay, şöyle devam ediyor:

“İtiraf etmek gerekir ki ilk sıralarda dönemin şartlarına uygun da hareket edildi. Yani Türkiye’nin ihtiyacı neydi? Adaletti, eşitlikti, toplum kesimleri arasındaki gelir uçurumunun azaltılmasıydı, AB yürüyüşünün pekiştirilmesi ve 12 Eylül’den kalma Kürtçe yasakları gibi yasakların kaldırılmasıydı. Bütün bunlar yapıldı ilk dönemde.”

Bunun yanı sıra AKP ilk dönemlerinde merkez sol ve sağ siyasetçilere de kapısını açtı. İslami siyasetten gelen Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimlerin yanı sıra Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu, Köksal Toptan, Yaşar Yakış gibi merkez sağ ya da Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga gibi merkez sol isimler de 20 yılın ilk yarısında partide yer aldı.

Ancak içlerinde Günay’ın da olduğu bu isimlerin çoğuyla şu anda yollar ayrılmış durumda.

Günay, 2008’de AKP için açılan kapatma davası ve ardından yaşanan Ergenekon süreci, AB içinde Türkiye’nin üyeliğine karşıtlığın gelişmesi gibi bazı etkenlerin belli başlı kırılma noktaları olduğunu belirterek ancak asıl 2011’de AKP’nin üçüncü kez seçimi kazanmasının ilk dönemki çizgisinden ayrılmasında belirleyici olduğunu şöyle ifade ediyor:

“Bütün bu tartışmalı ortam içinde 2011’de AKP oylarını yine arttırarak seçimi kazandı. Bu bizim demokrasi tarihimizde bir ilktir. Üçüncü seçimini oyunu artırarak kazanan yoktur. Bundan sonra Sayın Erdoğan’da aşırı bir özgüven belirdi. Güç zehirlenmesi denilen şeyi ben somut olarak gördüğümü rahatlıkla ifade edebilirim.”

20 yılın önemli dönüm noktaları

2010 referandumu ve 2011 seçimlerinin yanı sıra son 10 yılda gerek AKP için gerek Türkiye için çok sayıda dönüm noktası sayılabilecek gelişme yaşandı.

2002’de iktidara geldiğinde sadece 14 aylık bir parti olan AKP’nin kimliğinin her ne kadar muhafazakâr demokrat olarak zikredilse de ilk başta tam oturmadığını belirten Çınar, “AKP’nin bugünkü hale gelmesi biraz aşama aşama oldu. Zaten Türkiye’nin otoriterleşmesi de aşama aşama oldu” diyor.

Çınar, AKP’nin aslında 2005’te yani AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla reform gündemini bıraktığını belirterek o dönemdeki süreci şöyle özetliyor:

“Ordu zaten Ergenekon gibi davalarla pasifize edilmişti. 2010 referandumu ile de yüksek yargıda kontrol sağlanmış oldu. 2011 seçimini kazanmasının ardından 2012’de düzenlenen parti kongresi bence dönüm noktasıdır. Bu kongrede Erdoğan iki şeyi ilan etti; birincisi partinin muhafazakâr demokrat kimliği artık terk ettiğini gösterdi. İkincisi de başkanlık sistemine mutlaka geçilmesini içeren 2023 Vizyon Belgesi yayımlandı.”

Çınar, 2011’den itibaren de AKP’nin demokratikleşme diye bir gündemi olmadığını, çözüm süreci adı altında başlatılan inisiyatifin de aslında Kürtlerden başkanlık için destek alma amacını taşıdığını da ifade ediyor.

Arap Baharı, Gezi olayları ve Gülen Cemaati’nden kopuş

Dönemin önemli gelişmeleri o günlerde sadece içerde yaşanmıyordu. Günay, AKP’nin demokratikleşme ve AB hedefinden uzaklaşmasında Arap Baharı olaylarını da önemli bir etken olarak görüyor ve o günlerde AKP’ye egemen olan durumu şöyle aktarıyor:

“Arap Baharı bazı çevrelere AB kapısında boşuna uğraşmak yerine Arap dünyasında yeni demokratikleşme rüzgarının önüne geçme ve orada lider olma gibi olmayacak bir hayal kurdurdu. Bilhassa Sayın Erdoğan da bu hayali biraz tercih etti. Bu da bir eksen kırılmasına, Batı’dan ve çoğulcu demokrasiden içeriye dönük bir yere savrulmaya yol açtı.”

Günay, Suriye savaşının ilk zamanları, kendisi henüz bakan iken bu hayalin yanlış olduğu eleştirisini açıkça yaptığını belirterek Erdoğan’ın ise kendisine “Kaygılarınızı anlıyorum ama sizden rica ediyorum 6 ay dişinizi sıkın, 6 ay sonra böyle bir sorun kalmayacak” dediğini aktarıyor.

Bakanlığının son döneminde Gezi Parkı’na yapılaşma projelerine karşı çıkan Günay, Erdoğan’ın 2013 Gezi olaylarını da çevre duyarlılığı kapsamında değil bir çeşit Arap Baharı’nın da parçası olan kitlesel eylem gibi okuduğunu söylüyor.

20 yılın ikinci yarısının önemli gelişmelerinden birisi de Fethullah Gülen Cemaati ile kopuş oldu. “Uzun süren iktidarlar bir süre sonra yorulurlar, yorulmakla kalmaz, yıpranırlar. Yıpranmakla da kalmaz kirlenmeye başlarlar” diyen Günay, AKP’deki yolsuzlukların Gülen Cemaati tarafından deşifre edilmesinin partide “kırılma, kime güveneceğini bilememe, içe kapanma ve kendi kadrolarına çekilmeye” yol açtığını söylüyor ve şunu ekliyor:

“Bütün bunlar üst üste geldikten sonra Erdoğan artık kimseye güvenmeyen, kendi içine kapanmış, en yakınlarıyla siyaset yapmaya çalışan bambaşka bir yere savruldu. Ama kendisiyle birlikte partiyi de savurdu.”

Yaklaşan seçim 2002 etkisinde olur mu?

2002 seçimi çok sayıda ve farklı gelişmelerin yaşandığı bir 20 yılın kapısını açarken yaklaşan seçimlerin de aynı şekilde çok kritik sonuçları olacağına dikkat çekiliyor.

Menderes Çınar Haziran 2023 seçiminin Türkiye’de otoriter rejimin konsolide olup olmaması ile ilgili olacağını düşünüyor ve şöyle konuşuyor:

“Eğer AKP kazanırsa kendi rejimini konsolide etme fırsatını yakalamış olacak. Kaybederse belki hemen demokrasiye dönmeyeceğiz ama demokrasiye dönme imkanını yakalamış olacağız. O açıdan kritik bir seçim olacak.”

Günay ise Türkiye’nin 2015 seçiminin ardından koalisyon ihtimalinin ortadan kalkmasıyla 2017’ya kadar fiili, 2017’den sonra da hukuken bir tek adam rejimi ile yönetildiğini belirterek şunları not düşüyor:

“Kuruluşundan ve ilk 10 yıllık yürüyüşünden çok farklı bir yere savrulan bir AK Parti ile Erdoğan ve Türkiye hikayesi var karşımızda. Yoksullukla, yasaklarla savaşacağız diye gelen bir parti 20 yıl sonra yasakçı, yoksulluğu ve yolsuzlukları göz ardı eden bir yapıya dönüştü. Bu gidecek. Bunun gitmesi tabiatın gereği. Halkın kendi çıkarlarını koruması içgüdüsüdür de. Biz Kuzey Kore değiliz. Ne öyle bir geçmişimiz var ne de öyle bir geleceğimiz olabilir, olmayacak.”

Paylaşın

Danıştay Cumhuriyet Başsavcılığı: “Terör Arananlar” Listesi Hukuka Aykırı

İçişleri Bakanlığı tarafından kurulan Ödül Komisyonu’nun “terör arananlar listesi” yapma yetkisinin bulunmadığına dikkat çeken Danıştay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu duruma izin veren yönetmelik maddesinin iptalini istedi.

İçişleri Bakanlığı savunmasında ise, haklarında arama/yakalama kararı bulunan şahısların listeler halinde yayımlanarak kamuoyu bilgilendirme usulünün sadece Türkiye’ye özgü bir durum olmadığı ileri sürüldü.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı kurulan Ödül Komisyonu, tutuklu Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da sanığı olduğu ÇHD davasının firari sanığı Avukat Özgür Yılmaz’ın adını http://www.terorarananlar.pol.tr/ uzantılı “Terör Arananlar Turuncu Listeye” yazdı. Yılmaz’ın bulunmasına yardımcı olanlara 1 milyon TL vaat edildi.

Özgür Yılmaz’ın avukatı Fatih Gökçe, Yılmaz’ın adının “terör arananlar” listesine yazılması işleminin iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı. Dava dilekçesinde, 5 Kasım 2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Terör Suçlarının Ortaya Çıkarılmasına veya Delillerin Ele Geçirilmesine ya da Suç Faillerinin Yakalanmasına Yardımcı Olanlara Verilecek Ödül Hakkında Yönetmelik’in tümünün de iptali talep edildi.

Danıştay Savcısı: Terör Arananlar listesi iptal edilmeli

Davaya ilişkin Danıştay Cumhuriyet Savcısı görüşünü Danıştay 10. Daire’ye sundu. Danıştay’ın görüşünde, dava konusu yönetmeliğin 6. Maddesinin 2. Fıkrasındaki “Ödül vaadiyle aranan terör suçluları, terör örgütündeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına göre Ödül Komisyonunca gruplandırılarak ve her bir grupta yer alanlara verilebilecek azami ödül miktarı belirtilmek suretiyle ilan edilebilir” hükmün iptali talep edildi. Ayrıca Özgür Yılmaz’ın adının “terör arananlar” listesine yazılmasının da iptal edilmesi gerektiği bildirildi.

Danıştay Başsavcılığı, iptal talebinin gerekçesinde yönetmelik kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından kurulan Ödül Komisyonu’nun “terör arananlar listesi” yapma yetkisinin bulunmadığına dikkat çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Ödül komisyonuna tanınan, verilecek ödül miktarının belirlenmesi yetkisinin, aranan terör suçlularının önem sıralaması sonucunu doğuran bir listeleme yapmayı sağlayan bir yetki olarak kullanımı mümkün bulunmamaktadır. Aranan terör suçlusu ya da faili yönünden böyle bir listeleme yapılması Anayasal düzenin devamı açısından gerekli olması halinde bu listelemenin, terör suçlarının ortaya çıkarılmasına, delillerin ele geçirilmesine ve suç faillerinin ele geçirilmesine yardımcı olanlara verilecek ödülü belirleyecek olan Ödül Komisyonu tarafından yapılması tanınan yetkiyi aşar nitelikte bulunmaktadır.”

İçişleri Bakanlığı’nın savunmasında, haklarında arama/yakalama kararı bulunan şahısların listeler halinde yayımlanarak kamuoyu bilgilendirme usulünün sadece Türkiye’ye özgü bir durum olmadığı ileri sürüldü. Ancak Danıştay Başsavcılığı, bu savunmayı kabul etmeyerek, şu görüşü ifade etti:

“Verilen örneklerin İNTERPOL ‘Wanted persons’ kısmında uluslararası arananların bilgileri ve fotoğrafları, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Polis Teşkilatlarının işbirliği yapabilmesi amacıyla oluşturulan Avrupa Polis Teşkilatı olarak bilinen ‘EUROPOL’ ‘Europe’s Most Wanted Fugitives’ listesinde arananların bilgiler ve fotoğrafları, ABD ‘FBI’ın resmi Web Sitesinde ‘Most Wanted’ kısmında aranan şahısların bilgiler ve fotoğrafları ve ödül miktarlarının bulunduğu belirtilmiş olmasına karşın yapılan listemelerin hepsinin de Polis Teşkilatı ya da kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen listelemeler olduğu, ödül komisyonu tarafından gerçekleştirilen bir listelemeden söz edilmediği açıktır.”

Danıştay Başsavcılığı, bu kapsamında “Bu halde, aranan terör suçu faillerinin yakalanmaları için Komisyon tarafından suç ya da suçlu hakkında önem sıralaması yapılarak, listeler oluşturulmasına ve davacının da bu kapsamda oluşturulan turuncu listeye dahil edilmesine yönelik idari işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır” sonucuna vardı.

İçişleri Bakanlığı ne dedi?

İçişleri Bakanlığı ise mahkemeye gönderdiği savunmada, bu listede yer alan kişilerin somut deliller olmadıkça ceza alması ya da haklarında güvenlik tedbiri uygulanması söz konusu olmamakla birlikte şahısların bahse konu sitede yayımlanmasının adli makamlarca yakalanma kararı bulunması şartı ile sınırlandırıldığı belirtildi. Savunma dilekçesinde, davacının iddialarının “farazi” olduğunu ve bunlar karşısında yönetmeliğin tamamının iptalinin kabul edilebilir olmadığı belirtilerek şöyle denildi:

“Kaldı ki söz konusu yönetmeliğin tamamının ya da bir takım maddelerinin iptal edilmesi davacı şahsın yargılama süreci ile ilgili kendisine hukuken olumlu/olumsuz herhangi bir katkıda bulunmayacağından davacının gerek Yönetmeliğin tamamı gerek ise birtakım maddelerinin iptaline yönelik talebinde hukuki bir menfaati de bulunmamaktadır. Zira davacı şahıs DHKP-C terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında hakkında ulaşılan deliller doğrultusunda yargılanmaktadır. www.terorarananlar.pol.tr adresli web sitesinde yer alması şahsın yakalanmasına yönelik olup yargılama sürecinde herhangi bir etkisi olmayacağı da bilinmektedir.”

Avukat Gökçe: Yönetmelik anayasaya aykırı

DW Türkçe’den Alican Uludağ’a konuşan Avukat Fatih Gökçe, kamuoyunda “Aranan Teröristler Listesi” olarak tabir edilen ve İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan listelerin açıkça hukuka ve Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek, “Bakanlığın bu uygulaması ile pek çok insan mağdur edilmiş ve haklarında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmamasına rağmen kişilerin isim ve fotoğrafları paylaşılmak suretiyle ‘terörist’ olarak gösterilerek hedef haline getirilerek can ve mal güvenliği bakımından geri dönüşü olmayacak bir duruma neden olunmuştur. Meslektaşımız avukat Özgür Yılmaz’ın adı ve resmi halen bu listelerde yer almakta olup, meslektaşımız halen bu durumun neden olduğu sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır” dedi.

Ödül Komisyonu nedir?

“Terör Arananlar” listesi, 5 Kasım 2019 tarihinde yayımlanan yönetmelik kapsamında http://www.terorarananlar.pol.tr/ internet adresi üzerinden yayımlandı. Yönetmelikte, verilecek ödülü belirleme yetkisi Ödül Komisyonu’na verildi. Komisyon, emniyet işlerinden sorumlu İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı’nın başkanlığında; Emniyet Genel Müdürlüğü’nden belirlenecek üç üye, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan belirlenecek üç üye ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan bir üye olmak üzere toplam sekiz üyeden oluşuyor. Ödül Komisyonu, İçişleri Bakanı’nın onayıyla kuruluyor. Komisyon’un sekretarya görevini ise merkezde Emniyet Genel Müdürlüğü, taşrada il emniyet müdürlükleri tarafından yerine getiriliyor.

Ödül Komisyonu; “Terör Arananlar” listesine eklediği kişileri önem sırasında göre “Kırmızı”, “Mavi”, “Yeşil”, “Turuncu” ve “Gri” gruplandırdı. En yüksek ödül, “kırmızı listede” yer alanların yakalanmasına yardımcı olanlara veriliyor. Bu listede PKK’dan Gülen yapılanmasına, IŞİD’den MLKP’ye, El Kaide’den Hizbullah’a kadar birçok terör örgütünün üst yöneticisinin adı yer alıyor. Bunlar arasında Fethullah Gülen, Adil Öksüz, Murat Karayılan, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Fehman Hüseyin, Mihraç Ural, İlhami Balı, Fehriye Erdal, Mustafa Dokumacı, Edip Gümüş’ün isimleri de yer alıyor.

Ödül sistemini düzenleyen yönetmelik ise Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçların ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere verilecek para ödülünün miktar, usul ve esaslarını düzenliyor.

Davayla ilgili kararı önümüzdeki aylarda Danıştay 10. Daire verecek. Daireden çıkacak karara karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edilebiliyor.

Paylaşın

Akşener’den ‘Türkiye Yüzyılı’ Programına Eleştiri: Bayat Vaatleri Ambalajlamışlar

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta açıkladığı ‘Türkiye yüzyılı vizyonu’ hakkında, “‘Vizyonsuzluk belgesi’ bize gösteriyor ki gidişatı gören Sayın Erdoğan şimdiden muhalefet partisi liderliğini içselleştirmiş” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İYİ Parti Lideri Akşener, “20 yıllık bir iktidarın sonunda vizyon diye pazarlanan bir vizyonsuzluk vesikası. Lütfen biriniz sayın Erdoğan’a 20 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatsın” diye konuştu ve şöyle devam etti:

“İki hafta önce sansür yasasını Meclis’ten geçiren Bay Kriz, şimdi özgürlük vadediyor. Daha dün mutlu ve huzurlu bir hayat isteyen gençlerimize ‘süfli’ diyen Bay Kriz, şimdi çıkmış ‘Geleceği birlikte inşa edelim’ diyor. Dün kadınlara ‘sürtük’ diyen Bay Kriz, istikbal mücadelesini birlikte verelim diyor. Bay Kriz’in Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimiz bunu görüyor.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Bugün öğretmenlerimiz sendikaların aldığı karar doğrultusunda iş bırakma eylemi yapıyor. Keşke böyle bir eyleme gerek olmasaydı, keşke AK Parti öğretmenlerimizin taleplerini dikkate alsaydı. Tüm dertli vatandaşlarımızı görmezden gelen iktidar zor durumdaki öğretmenlerimizi de yok saymayı tercih etti.

Sayın İsmail Koncuk Bey vasıtasıyla öğretmenlerimizin taleplerini içeren kanun teklifimizi verdik. Biz İYİ Parti olarak uzman öğretmenlik, başöğretmenlik gibi sınava dayalı sistemleri doğru bulmuyoruz, İYİ Parti iktidarında 5-15 yıl gibi kıdemleri esas alarak öğretmenlerimizin maaşlarında düzenleme yapacağız.

Tüm öğretmen ve akademisyenlerimizin ek ders göstergelerini yükselterek eğitim çalışanlarımıza her yıl başında 1 net maaş ikramiye vereceğiz. Kıdemi ne olursa olsun her öğretmenimizin maaşında yıllık aylık ücretin net yüzde 50’si oranında iyileştirme yapacağız. Tayin, terfi, yer değiştirme gibi tüm problemlerini sendikalarını da dikkate alarak çözeceğiz.

İktidarımızın ilk haftasında, ilk ayında, ilk yılında neler yapacağımız şimdiden belli. Türkiye öyle bir hızla iyileşecek ki, bugün bu yalanları söyleyenler o kutlu gün geldiğinde utanacak. Çünkü biz devlete ciddiye ve millete hürriyet diyerek dimdik yürüyenleriz. Çünkü biz, güçlü, zengin Türkiye vizyonumuzla gümbür gümbür gelenleriz.

Vizyon demişken, sayın Erdoğan geçen hafta bir vizyon belgesi tanıttı. Vizyon diye yerine getirilmemiş bayat vaatlerini yeniden ambalajlayıp servis etmeyi tercih etmişler. 20 yıllık bir iktidarın sonunda vizyon diye pazarlanan bir vizyonsuzluk vesikası, yazık bu ülkeye.

20 yıl önceki vaatlerini tekrarlayan bir iktidar, bizden başka hiçbir millete nasip olmadı. Buradan çevresindekilere seslenmek istiyorum, biriniz Erdoğan’a 20 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatsın.

2023 vizyonunda bahsettiler, açın arşivleri bakın, dediler ki 2023 yılında milli gelirimiz 2 trilyon dolar olacak. Şimdi ne diyorlar, 2023’te milli gelirimiz 867 milyar dolar olacak. Aradaki fark 2.5 kat. 10 yıldır dediler ki Türkiye dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde yer alacak. Bırakın ilk 10’a girmeyi Türkiye, gelişmiş 20 ülke arasından bile çıktı.

Daha dün kadınlara ‘sürtük’ diyen bay kriz, ‘istikbal mücadelesini beraber verelim’ diyor. Bay Kriz’in Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimiz bunu görüyor. Vatandaşımız geçim sıkıntısına çare arıyor. Adalet ve özgürlük istiyor. Bunları veremeyen Bay Kriz’in yeni masallarına da inanmıyor. Erdoğan’a göre ülkemizde hiçbir dert yok. Sanırsın millet parayı koyacak yer yok, ekonomiyi batırmamış, milletimiz son 4 yılda zenginleşmiş.

Sanırsın konuttan otomobile, telefondan gıdaya tüm ürünleri daha ucuza satın alır olmuşuz. Tarihimizde çok çeşitli kutlamalar yaptık ama enflasyonun yüzde 80’i aşmasını, doların 18’i geçmesini ilk defa kutluyoruz.

Gerçekten ibretlik. Hâlâ ah bir seçilsem neler neler yapacağım diyor. 4,5 yıl önce de ‘Bu kardeşinize verin yetkiyi, görün etkiyi’ demişti. Verdik yetkiyi, gördük etkiyi… Yetkiyi verin; dolarla, enflasyonla nasıl mücadele edilir görün demişti. Onu da gördük.

Bundan 3 hafta Türkiye’yi yolsuzluktan biz kurtarırız demişti. Şaka gibi. Ben de ‘gelin, yolsuzlukların üzerine birlikte gidelim’ demiştim.

Biz yasa tekliflerimizi getireceğiz demiştim. Ama millete yolsuzluğu çözeceğim deyip tekliflerimize hayır oyu veren utanmazdır, yüzsüzdür, yalancıdır diye eklemiştim. Sonuç ne oldu? Yolsuzlukları araştırma teklifimize hayır oyu verdiler.

Geçen haftaki vizyonsuzluk belgesi bize gösteriyor ki gidişatı gören Sayın Erdoğan, şimdiden muhalefet partisi liderliğini içselleştirmiş. Utanmasa bir de bizi deneyin bu seçimde diyecek! Sen hiç merak etme, şunun şurasında 7 ay kaldı. O sandık geldiğinde vizyonu da liyakati de projeyi de İYİ Parti iktidarında göreceksin.”

Paylaşın

RTÜK Üyeliği AK Parti’ye Verildi; İYİ Parti Dava Açmaya Hazırlanıyor

9 üyeli Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndaki (RTÜK) boş koltuğa AK Parti kontenjanından Mete Hacıarifoğlu seçildi. İYİ Parti ise, TBMM Başkanlığı ve Başkanlık Divanı’nın kararlarıyla kontenjan hakkının AK Parti’ye verilmiş olmasına karşı idari dava açmaya hazırlanıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda bugün yapılan oylamada, AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla RTÜK üyeliği için AK Parti kontenjanından seçim yapıldı. Bu çerçevede Mete Hacıarifoğlu AK Parti kontenjanından yeni RTÜK üyesi oldu.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu‘nun aktardığına göre, İYİ Parti, ayrıca bugünkü TBMM Genel Kurulu’nda, “Basın ve yayın kuruluşlarının tarafsız ve güvenilir yayın yapabilmeleri için düzenlemeler yapılmasına ve RTÜK’ün siyasi ve taraflı karar vermesinin engellenmesine ilişkin” önergesini gündeme taşıdı.

RTÜK’ün, basın özgürlüğü önünde engel oluşturduğunun tartışıldığı oturumda, İyi Parti Grubu Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, “Siyasi ketenperelerle, siyasi manevralarla ve entrikalarla elde ettiğiniz şey sadece bir RTÜK üyeliğidir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eğer bu RTÜK üyeliği başını göğe erdirecekse buyurun sizin olsun ama bu RTÜK üyeliği yüzünden bu Meclis’in hoşgörü ortamına zarar verecek ve insicamını da ortadan kaldıracaksınız” tepkisini gösterdi. Ancak İYİ Parti, RTÜK ile ilgili önergesi de, kontenjan hakkı itirazı gibi AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla reddedildi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da, tartışma sırasında İyi Parti’nin RTÜK üyeliği hakkı gasp edilerek TBMM içinde de demokrasiye zarar verilmiş olduğunu ve bir ayıba imza atıldığını dile getirdi.

RTÜK üyeliği tartışması nasıl gelişti?

Bu süreçte, AK Parti kontenjanından seçilmiş üye Taha Yücel’in istifasıyla boşalmış olan RTÜK üyeliğine 1 Temmuz itibarıyla üye seçimi hakkının İYİ Parti’de olması gerekçesiyle iktidar ile muhalefet arasında tartışma söz konusuydu.

TBMM Başkanlık Divanı ise, 26 Ekim’deki toplantısıyla AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla boş RTÜK üyeliği için AKP kontenjanından seçim yapılması gerektiğine karar vermişti. AK Parti Grubu, İYİ Parti Grubu’nca yapılan itiraz ve CHP Grubu’nun bu itirazı desteklemesine rağmen RTÜK üyeliği seçiminde kendi kontenjanından seçim yapılmasında ısrarcı oldu.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, RTÜK üyeliği seçiminde TBMM’deki mevcut sandalye dağılımı yerine 1 Temmuz tarihinde, ancak o günün de öğleden sonrasındaki dağılımı kabul etmesi de tartışmayı büyüttü. İyi Parti, 1 Temmuz itibarıyla RTÜK üyeliği kontenjanı hakkına sahip olduklarını ve bugünkü TBMM sandalye dağılımı itibarıyla da hak sahibi olduklarını bildirdi. CHP Grubu da, Şentop’un “1 Temmuz’daki aritmetik, Aykut Erdoğdu’nun CHP’den istifasıyla değişti” görüşüne karşı, Erdoğdu’nun ıslak imzalı istifasını 5 Temmuz’da TBMM Başkanlığı’na verdiğini açıkladı.

Şentop’un talebiyle AK Parti Grubu, RTÜK üyeliğine seçim yapılması için kanun uyarınca iki kişilik listesinde Mete Hacıarifoğlu yanı sıra “tavşan aday” olarak Batuhan Mumcu’yu göstermişti. İYİ Parti Grubu ise, AK Parti kontenjanından seçim yapılacak olmasına tepki amacıyla Murat İde ve Çiğdem Akdemir’in isimlerini TBMM Başkanlığı’na aday olarak bildirmişti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Temiz Para Gelirse Kirli Para Gider

Bir dizi temas ve ziyaretlerde bulunmak üzere İngiltere’nin başkenti Londra’ya giden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, geziye ilişkin yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye hızla nefes aldırmak ve içinde bulunduğumuz bu derin krizden çıkmak için kendi özgücümüzün yanı sıra ‘temiz’ yabancı yatırıma ihtiyaç var” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Dünyadaki güçlü teknolojik yatırımcıları ve fonları Türkiye’nin potansiyeliyle buluşturmak amacıyla bu akşam Londra’ya gidiyorum. Temiz para gelirse kirli para gider. Bu para hem halka iner, hem işsizliği bitirir, hem uyuşturucuyu sokaklarımızdan söküp atar. Sürüklendiğimiz kriz girdabının tek çözümü budur: Temiz yatırım, güçlü üretim. Bay Kemal’in Türkiye için çok büyük planları var, kasım sonunu bekleyin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir dizi temas ve ziyaretlerde bulunmak üzere İngiltere’nin başkenti Londra’ya gitti.

Türk Hava Yolları’nın tarifeli seferiyle Ankara’dan 17.50 sıralarında İstanbul’a gelen Kılıçdaroğlu, İstanbul Havalimanı VIP Salonu’nda bir süre dinlendikten sonra yine Türk Hava Yolları’nın TK1983 sefer sayılı uçağıyla saat 20.00’da Londra’ya gitti.

Kılıçdaroğlu’na Londra seyahatinde CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, İstanbul Milletvekili Yunus Emre, CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, CHP Gençlik Kolları Başkanı Gençosman Killik, CHP Denizli gençlik kolları üyesi Gamze Kaya eşlik etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, geziye ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’ye hızla nefes aldırmak ve içinde bulunduğumuz bu derin krizden çıkmak için kendi özgücümüzün yanı sıra ‘temiz’ yabancı yatırıma ihtiyaç var. Dünyadaki güçlü teknolojik yatırımcıları ve fonları Türkiye’nin potansiyeliyle buluşturmak amacıyla bu akşam Londra’ya gidiyorum.

Temiz para gelirse kirli para gider. Bu para hem halka iner, hem işsizliği bitirir, hem uyuşturucuyu sokaklarımızdan söküp atar. Sürüklendiğimiz kriz girdabının tek çözümü budur: Temiz yatırım, güçlü üretim. Bay Kemal’in Türkiye için çok büyük planları var, kasım sonunu bekleyin.”

Paylaşın

Erdoğan, Putin’le Tahıl Sevkiyatı Krizini Görüştü

Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasını askıya almasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile konuya ilişkin kritik bir görüşme gerçekleştirdi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki son gelişmeler başta olmak üzere bölgesel konular ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, tahıl sevkiyatına ilişkin İstanbul Mutabakatının uygulanmasıyla ilgili sorunların çözümü noktasında tüm taraflar nezdinde gerekli girişimlerde bulunmayı sürdürdüklerini belirtti.

Birçok konu gibi bu meselede de çözüm odaklı bir iş birliğini tesis edeceklerine emin olduğunu ifade eden Erdoğan, tahıl krizini yapıcı yaklaşımla çözmeleri durumunda müzakerelere dönüş yolunda atılacak adımları da teşvik etmiş olacaklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ayrıca Valday Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye ve kendisi hakkındaki samimi ifadeleri için Rusya Devlet Başkanı Putin’e teşekkür etti.

Rusya, Cumartesi günü Kırım’ın Sivastopol kentindeki Karadeniz filosu karargahına düzenlenen saldırı sonrasında “sivil gemilerin güvenliğini garanti edemeyeceği” gerekçesiyle anlaşmadan “belirsiz bir süre” çekildiğini açıklamıştı.

Kremlin, insansız hava aracı ve insansız donanma araçlarıyla düzenlenen ve en az bir geminin hasar aldığı belirtilen saldırılar için Ukrayna’yı suçlamış, Ukrayna ise açıklama yapmamıştı.

Rusya’nın hedef alınan gemilerin tahıl anlaşmasında rol oynadıklarını belirterek anlaşmadan çekildiğini duyurmasının ardından Ukrayna’nın Karadeniz üzerinden tahıl ihracatı durmuştu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın anlaşmadan çekilmesini “oldukça öngörülebilir” bir adım olarak değerlendirdi ve “Rusya Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’da kıtlık yaratmaya çalışıyor” demişti.

Bu gelişmelerin ardından dünya tahıl fiyatlarında yüzde 6’ya varan artış kaydedilmişti. Küresel gıda krizini tetiklemesi endişesiyle BM, NATO, AB ve ABD Rusya’nın anlaşmadan çekilme kararını geri almasını istemişti.

Paylaşın

Finlandiya’dan Türkiye’ye ‘NATO Üyeliği’ İçin Çağrı

İskandinav ülkelerinin liderleriyle düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, bugün yaptığı açıklamada, Türkiye ve Macaristan’dan İsveç’in ve kendilerinin NATO savunma ittifakı üyelik başvurularını hızla onaylamalarını istedi.

Türkiye ve Macaristan, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurularını onaylamayan son iki ülke.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, “Şimdi tüm gözler Macaristan ve Türkiye’nin üzerinde. Bu ülkelerin üyelik başvurularımızı onaylamalarını bekliyoruz. Başvurularımızın onaylanmasının tercihen geciktirilmeden yapılmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Finlandiya ve İsveç, geçen hafta, NATO’ya aynı anda katılmak istediklerini yineleyerek Türkiye’ye karşı ortak cephe oluşturmuştu.

Sanna Marin geçen hafta, “NATO başvurularımız artık NATO üyesi ülkelerin tamamında onaylanmıştır. Hala onaylamayan iki ülke var, Macaristan ve Türkiye ve tabii ki Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya el ele katılması bizim için çok önemli, zira bu süreci bugüne kadar getirdik” demişti.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mayıs ayında NATO’ya katılma başvurusunda bulunmuş, ancak bu iki ülkeyi PKK ve diğer terör gruplarının militanlarını barındırmakla suçlayan Türkiye’nin itirazlarıyla karşılaşmışlardı.

Türkiye, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO zirvesi çerçevesinde imzalanan mutabakatla başvuru önündeki vetosunu geri çekmişti.

Ancak iki ülkenin üyelikleri için gerekli meclis onayı TBMM’den hala çıkmadı. Türkiye’nin mutabakattaki koşulları arasında “terör örgütlerine desteğin sonlandırılması, Türkiye’ye yönelik silah ihracat kısıtlamalarının kaldırılması ve iade taleplerinin karşılanması” öne çıkıyor.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği askeri operasyonlar nedeniyle İsveç’in 2019’da yürürlüğe koyduğu silah ihracat kısıtlamaları 30 Eylül’de kaldırılmıştı.

İsveç, Ağustos ayında da dolandırıcılık suçundan hakkında Türkiye’de hapis cezası bulunan bir kişi için iade izni vermiş, ancak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’ye adi suçluları iade ederek sözlerini yerine getirdiklerine inandıracaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar… İade kararı verdiği kişi terör suçlarıyla ilgili değil” açıklaması yapmıştı.

 

Paylaşın