Saadet Partisi’nde Temel Karamollaoğlu Güven Tazeledi: Üçüncü Dönem

“Kararlıyız, Milletin İktidarında Saadet Var” sloganıyla Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Saadet Partisi’nin 8. Olağan Büyük Kongresi’nde mevcut başkan Temel Karamollaoğlu, geçerli oyların tamamını alarak güven tazeledi.

Haber Merkezi / Mevcut genel başkan Temel Karamollaoğlu’nun tek aday olduğu kongrede bin 200 kayıtlı delege partiyi 2023 seçimlerine taşıyacak olan yeni parti yönetimi belirlendi.

Temel Karamollaoğlu,, Mehmet Akif’in “Zulmü Alkışlayamam” dizeleriyle salonu selamladı. Ardından, Adnan Yücel’in “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” şiirinden dizeler okuyarak konuşmasına başlayan Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Zulme boyun eğmeyenler hoş geldiniz. Yalnız hakkı söyleyenler, hakikatin peşinden gidenler hoş geldiniz.

Ekonomi hayatımızı etkileyen derin bir yara haline gelmiştir. Devlet yönetiminde gömleğin ilk düğmesidir, adalet ve hukuk. Bir ülke düşünün yüzbinlerce insanı terör ile suçlansın. Adalet mekanizması yöneticiler tarafından kılıç gibi sallansın. KHK ile yüzbinler insan mağdur edildi. İnsanlar tweet atmaktan korkar hale geldi.

Türkiye’de milyonlarca işsizimiz var. Ülkemizin her yıl milyarlarcası faiz lobilerine aktarılıyor. İnsanlar asgari ücrete mahkum edildi. Çalışanlar yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Emeklilerimiz ise durumu daha vahim. Yoksulluk her geçen gün derinleşiyor. Bir test kitabı olmuş 100 lira, bir baba nasıl alsın bunu. İhaleler yolsuzluk yapılmak için kullanılıyor artık. Bu durum karşısında insanın yüreği yanıyor. Bu ülkede halk ne istedi de size vermedi.

Eğitim, sağlık denilince akıllarına sadece bina geliyor. Her yıl işsizlik sayısına on binler diplomalı gencimiz katılıyor. Mühendisler motokuryelik, öğretmenlik mezunlar ise kasiyerlik yapıyor. Sağlıkta en iyi yetişmiş insanları, küstürdüler. Sonra da bu insanlara, giderseniz, gidin’ diyorlar.

İslam dünyası sahipsiz, coğrafyamız kan gölüne dönmüştür. Irak’ta katledilen milyonlarca Müslümanın katili kim.

Erbakan Hocamızın davasından bir milim sapmadan izini takip etmek zordur!
Yalana, iftiraya ve hakaretlere maruz kaldık…
Parayla, makamla, şöhretle imtihan edilmek istendik!
Dünden bugüne bu yolda savrulup gidenler oldu…
Ancak işte bu salonda bir araya gelenler tavizsiz ve kararlı duruşlarından asla vazgeçmediler!

Yeni bir başlangıcın şafağındayız. Tarihi bir dönemecin eşiğindeyiz.
Cumhuriyetimizin “Yeni Yüzyılı”nı inşa etmek için, artık geçmişin travmalarından hep birlikte kurtulmamız gerekiyor.

Bizler, ülkemizin her bir ferdinin ortak problemlerine çözüm üretmek adına;
Ortak sorumluluklarımızı kuşanarak bir yola çıktık, bir masa etrafında bir araya geldik.

Bu masada; Sadece 6 genel başkan yok! 85 milyon insanımız hep birlikte bu masada oturmaktadır.

Bu masa, kaybedilecek seçimin ardından yaşanacak bir 5 yılın daha ülkemize ve insanımıza neye mâl olacağını gayet iyi bilenlerin kurduğu bir masadır.

Bilinsin ki, bu devir kapanmıştır artık! 85 milyonun kazanacağı bir dönemi başlatıyoruz…

Kurduğumuz bu masanın ayakları; -Tunceli’nin, Kocaeli’nin Sivas’ın, Konya’nın Afyonkarahisar’ın ve Ankara’nın bereketli topraklarına sapasağlam basmaktadır.

Bu masanın çapı; -Edirne’den Hakkari’ye, Muğla’dan Artvin ve Ardahan’a, İzmir’den Van’a, Sinop’tan Hatay’a; 81 ilimizi kapsayacak kadar geniştir.

Ve Allah’ın izniyle bu masa;

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanını belirleyecek, parlamento aritmetiğinde de çoğunluğu elde ederek, ülkemizin problemlerine hızlı ve kalıcı çözümler üretecektir.

Biz, bu sürecin öncü ve güçlü aktörlerinden birisi olan Saadet Partisi olarak, yine tarihi bir sorumluluk üstlendik.

‘Unutmayın, sonsuz iktidar yoktur’

Kardeşlerim, işte bugün “Bismillah” diyerek, önümüzdeki seçimlerin startını veriyoruz. Bu seçimde milletimizle el ele, yürek yüreğe verecek, Bu bozuk düzeni; bu rüşvetçi soygun düzenini değiştireceğiz! Saadet Partisi her zaman, her seçime hazırdır! İşte bugünden itibaren bütün teşkilatlarımız, seçim çalışmaları için araziye inecek, sokak sokak il ve ilçelerimizi adımlayacaktır. Her zaman söylediğimiz gibi çalmadığımız kapı, tutmadığımız el, dokunmadığımız yürek kalmayacak. Bir çıkış kapısı arayan milyonlar için umudun adresi biz olacağız. İktidara geldiğimizde ise; Bosna’nın merhum lideri Aliya İzzetbegoviç’in şu sözlerini aklımızdan hiç çıkarmayacağız:

Merhum Begoviç şöyle diyor; “İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin! Kibirli olmayın, kendinizi beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın… Güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun! Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir! Ve bugün buradan tüm vatandaşlarımıza İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleriyle seslenmek istiyorum: Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak. Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan. Hüsrâna rıza gösterme… Çalış… Azmi bırakma; Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma! Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş! ‘ Sahipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. Karşımızda karanlık bir tablo var, evet. Fakat bu tabloyu değiştirecek kararlığımız var bizim. Umutsuzluğa kapılan milyonlarca insanımızın umudunu yeniden yeşertecek heyecanımız var!

Çünkü insan insanının ümidi, Saadet Partisi de Türkiye’nin umududur…

Sözlerimi merhum Liderimiz Necmettin Erbakan Hocamız’dan bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum: “Ey yürekleri dağlar kadar büyük ve azimleri kayalar kadar sağlam Millî Görüşçüler, Saadet Partililer! Ne olursa olsun, gelecekten asla ümit kesilmeyecektir. Tarihe bakın, inancınıza sarılın. Zulüm ebedî olmaz. Kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır.”

Evet! Aziz Milli Görüşçüler, değerli Saadet Partililer;1969’da giydiği Milli Görüş gömleğini bir daha hiç çıkarmayanlar, 90’lı yıllarda iktidar olmanın şehvetine ve sarhoşluğuna kapılıp da bu gömleği hiçbir zaman kirletmeyenler, O günleri yaşamamış fakat o günlerin özlemini çekenler, Ve 2000’li yıllardan bugüne, iktidarın nimetlerine aldanmayıp, iktidarın baskılarına boyun eğmeyip, bu gömleğin ütüsünü hiç bozmadan, kırıştırmadan üzerinde taşıyan genç kardeşlerim; Şimdi buyurun, sizleri yeryüzünün bütün mazlumları için ayağa kalkmaya davet ediyorum: Milletin ve tarihin huzurunda şimdi sizlere soruyorum:

Hazır mısınız? Bizi biz yapan, ahlaki ve manevi değerlerimizi ihya etmeye hazır mısınız? Kötülüğü hüsrana uğratmaya hazır mısınız?

Zulmü, adaletle bertaraf etmeye hazır mısınız? Umutsuzluğu, umutla yok etmeye hazır mısınız? Yandaşlığı, liyakat ile değiştirmeye hazır mısınız? Yeni bir geleceği inşa etmeye hazır mısınız? Milletin İktidarında, her toplum kesimine hizmet götürmeye hazır mısınız? Yani özetle, Barış ve kardeşlik yurdu bir Türkiye’yi inşa etmeye hazır mısınız? Maşallah.

Bir kez daha görüldü ve anlaşıldı ki; Hazırsınız. Kararlı ve Hazırız.. “Önce Ahlak ve Maneviyat” düsturuyla; “Yaşanabilir bir Türkiye”, Yeniden büyük Türkiye”, “Yeni ve Adil bir Dünya” için yapacağımız tüm çalışmalarımızı Cenâb- Allah bereketli kılsın. İnanıyoruz ki; “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!” Allah yâr ve yardımcımız olsun.”

SAADET’in 8’ini Olağan Kongresi’ne AK Parti adına MYKY Üyesi Mustafa Şen ve Sinop Milletvekili Nazım Maviş, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, PM Üyesi Ali Özkan ve Ankara İl Eş Başkanı Perihan Pakize Sinemillioğlu katıldı.

SAADET’in kongresine katılan diğer siyasi partilerin temsilcileri Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi, DEVA, BBP, Demokrat Parti, Hüda-Par, Zafer Partisi ve Memleket Partisi’nden olurken Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin temsilcileri kongreye katılmadı. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç da kongreye katılan isimler arasında yer aldı.

Paylaşın

HDP, ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Belirleme Çalışmalarına Hız Verdi

Emekçi Hareket Partisi (EHP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına ilişkin isimler konuşulurken HDP’nin  adayı belirleme ve seçim stratejisi için komisyon kurduğu iddia edildi.

AK Parti ve MHP’nin ana omurgasını oluşturduğu Cumhur İttifakı, adayını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olarak açıklarken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa ise henüz adayını duyurmadı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek‘in haberine göre; Emek ve Özgürlük İttifakı adı altında üçüncü ittifakın kuruluşunu ilan eden HDP’de, cumhurbaşkanı adayı belirleme ve seçim stratejisi için komisyon kuruldu.

Edinilen bilgiye göre, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın yanı sıra eski Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy ve eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen’in adı tartışılırken tabanda, kadın aday gösterilmesi talebi de öne çıktı. Kadın aday adayları arasında Eş Genel Başkan Pervin Buldan öne çıkıyor.

Bu konuda önce diğer muhalefet partileri ile görüşüleceği, ortak aday üzerinde anlaşmaya varılamaması halinde ittifak komisyonunun üzerinde uzlaşıya vardığı ismin aday olarak gösterilmesi kararlaştırıldı.

Kapatma davası

Bir yandan seçimler için pozisyon belirleme çalışmalarını sürdüren HDP, diğer yandan kapatma davasına karşı çalışmalarını sürdürüyor. Dosyaya sunulan yeni deliller için ek savunma süresi talep eden parti yönetimine AYM tarafından 26 Kasım’a kadar süre verildi.

Parti yönetimi ayrıca olası kapatma kararına karşı B planını da hazırlıyor. Bu kapsamda, 41 ilde örgütlenme çalışmasını tamamlayan ve kongresini toplayan Yeşil Sol Parti’nin alternatif parti olmasına artık kesin gözüyle bakılıyor.

Yeşil Sol Parti, son kongresinde genel başkanlık düzeyini ifade eden eş sözcülük makamına eski HDP İstanbul İl Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ile eski HDP PM Üyesi İbrahim Akın seçildi. Aynı kongrede partinin logosu da HDP logosuna benzetilerek yenilendi.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan, Aday Olmamdan Çok Korkuyor

“Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi telaffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu, korkuyor mu?” sorusuna CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘evet, çok korkuyor’ şeklinde yanıt verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TELE1’den Yılmaz Polat’a konuştu.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi telaffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu, korkuyor mu?” sorusuna Kılıçdaroğlu, şöyle yanıt verdi:

“Korkmasa televizyonda karşıma çıkar tartışırız. Birçok kez kendisini televizyonda hem de kendi istediği bir televizyonda medeni bir şekilde tartışmaya davet ettim ama sürekli kaçıyor. Bir kez daha söylüyorum. Gel kamuoyu önünde tartışalım.”

Kılıçdaroğlu, ayrıca, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının seçileceğinden kuşkusu olmadığını söyledi.

Yılmaz Polat’ın Kılıçdaroğlu’nun adaylık ve Altılı Masa ile ilgili yaptığı açıklamalar yazısının bölümü şöyle:

“‘Kamuoyunda 6’lı masadan aday olarak sizin isminizin çıkacağına ilişkin kanaatler çok yaygın. Yani en güçlü aday olarak gösteriliyorsunuz’ şeklinde bir cümle kullanarak tepkisini almak istedim ancak CHP lideri yorum yapmadı, sessiz kalmayı tercih etti.

Kılıçdaroğlu, ‘Erdoğan Yönetimini, icraatları ve Erdoğan’ı yakından izliyor.

Bürokraside ‘olup- bitenlerden ’haberdar olduğunu ve ayrıntılı yoğun bir çalışma yaptıklarını belirtiyor. ‘Liyakat’ öncelikleri arasında.

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümü hazırlıklarına şimdiden başladıklarını bildirdi, Kasım sonu yada Aralık ayı başı gibi çok önemli açıklamalar yapacaklarını açıkladı.

Kılıçdaroğlu’na göre Erdoğan Cumhuriyetin yüzüncü yıldönümünde seçimi kaybedip iktidardan gitmiş olacak.

Bu arada ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi teleffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu? korkuyor mu’ diye sordum.

‘Evet, çok korkuyor’ dedi.

‘Korkmasa televizyonda karşıma çıkar tartışırız. Birçok kez kendisini televizyonda hem de kendi istediği bir televizyonda medeni bir şekilde tartışmaya davet ettim ama sürekli kaçıyor. Bir kez daha söylüyorum. Gel kamuoyu önünde tartışalım ’ diye ekledi.

Anlaşılan CHP lideri, sandığa gidinceye kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı televizyon tartışmasına davet etmeye devam edecek.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ‘İngiliz şarkıcı Yusuf İslam’ın Saray’da özel verdiği konserden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam’ın hediye ettiği gitarı çalmasıyla ilgili görüşlerini de sordum.

‘Sanat ve sanatçı karşıtı , konser yasaklatan bir kişinin eline gitar alması ya da çalmasını sanatla kültürle ilgili herkesin, sanatçıların takdirine bırakıyorum’ dedi, Erdoğan’ın yasakçı sanat-kültür politikasına dikkat çekti.

Kılıçdaroğlu bu arada kısa süreli yurt dışı ziyaretleri yapıyor. Bu hafta İngiltere’ye gidecek. Dış politika konularını ayrıntılı konuşamadık. Dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri yakından izlediğini söyledi.

Washington, Brüksel ve Londra gibi önemli başkentlere bir mesajınız olacak mı’ diye sordum, ‘mesajının tüm başkentlere olduğunu’ söyledi, şu mesajı verdi:

‘Erdoğan ve Yönetimi demokratik yollardan gidiyor. Seçimi kaybediyor. Bundan sonraki muhatabınız Millet İttifakı’nın adayı ve yönetimi olacak.

Ankara’da olduğum kısa süre içinde CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’yla iki kez sohbet etme imkanım oldu. Değişik görüşte siyasetin bazı önemli isimleriyle bir araya gelip eğilimleri öğrenmeye çalıştım.

Masa ayakları üzerinde durmaya devam edecek gibi görünüyor.

Şüphesiz aday konusunda son noktayı 6’lı masa koyacak.

Kişisel kanaatim, ‘ CHP liderini ‘güçlü bir Cumhurbaşkanı ’ olmaya hazır ve bir ‘aday’olarak gördüm.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’li Sancar: Cumhuriyet Fikriyle Ve Modeliyle Bizim Sorunumuz Yok

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak” dedi ve ekledi:

“Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Yeniden TV Youtube kanalında Ayşegül Doğan’ın sorularını yanıtladı. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İktidar seçimlere muhalefeti susturarak, toplumu sindirerek girmek istediğini her vesileyle gösteriyor. Sansür yasası bunun son adımlarından birisiydi. Seçimler yaklaştıkça iktidar etkili muhalefeti susturmayı hedefliyor. Bu iktidarın en temel sütunu savaş politikaları. Bu savaş politikalarıyla hem içeride Kürt sorununa askeri yaklaşım, hem de bölgede askeri operasyonlarla bu konuyu sıcak tutmak istiyor. Bunun da iktidar açısından anlaşılır yanları var. Bu şekilde kendi tabanını konsolide edeceğini varsayıyor, öte yandan muhalefeti bu yolla ayrıştırmanın daha kolay olduğunu öngörüyor. Milliyetçi duyguları kabartarak seçimlere bu şekilde gitmek niyetinde. Böyle olunca da savaş politikalarıyla ilgili en fazla ses çıkaran, en eleştirel yaklaşan, haber ve hakikat peşinde olan gazeteciler susturulmak isteniyor.

Tutuklananlar Mezopotamya Ajansı ve Jinnews’in basın mensupları. Bunlar iktidarın özellikle savaş politikaları konusunda her vesileyle ve her imkânı zorlayarak haber yapan gazeteciler, bu da iktidarın “aşil topuğu.”

Kendi etrafında bir devlet mutabakatı oluşturmayı hedefliyor iktidar. Yani devletçi bir mutabakatı muhalefete de bir şekilde empoze ediyor. Çeşitli vesilelerle kritik meseleleri bir devlet ve beka sorunu haline getiriyor. Muhalefet de devlet-devletçilik söz konusu olduğunda ya çok temkinli davranıyor ya suskun kalıyor, Şebnem Korur Fincancı hocamızın örneğinde de böyle oldu. İktidar bir oyun sahası çiziyor ve bu oyun sahasına çok kritik noktalar yerleştiriyor, bu kritik noktalara muhalefetin itiraz etmeyeceğini biliyor veya varsayıyor ve genellikle bunda yanılmıyor; muhalefet iktidarın devletçi mutabakat çerçevesinde çizdiği konularda onun sahasını terk edemiyor.

“Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı”

Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak. Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek.

“Türkiye Yüzyılı toplantısına davet gelseydi de katılmazdık”

İktidarın en fazla saldırdığı, düşmanlaştırdığı, kriminalize etmek için elinden gelen her şeyi yaptığı partiye davetiye göndermemesi de çok normal. “Türkiye Yüzyılı” adı altında yapılan şey AKP’nin seçim kampanyasının startıydı, bizim seçim kampanyası startında işimiz olmaz. Böyle bir davet gelseydi de katılmazdık. “Türkiye Yüzyılı” adı altında demokrasiye dayalı bir vizyon sunması mümkün değildi iktidarın, olmadı da zaten. Sadece bazı sloganları tekrarladı, bazı hayalleri yeniden ambalajlamaya çalıştı. Oysa bu AKP’nin seçim kampanyası startından başka anlam taşımıyor. “Kutuplaştırma olmayacak” diyor ama bunu dediği anda Kürt gazeteciler, Şebnem Korur Fincancı tutuklanıyor ve yoğun bir nefret söylemi, düşmanlaştırma, yalan, dezenformasyon kampanyası yürüyor.

“Bu şartlarda yapılacak Anayasa 12 Eylül’den geri olur”

Yeni anayasa talebini, hedefini ortaya atıyorlar, yeni de değil, bir süredir yapıyorlar. Takip edebildiğimiz kadarıyla AKP içinde “nasıl bir üslupla, dille yeni kampanyayı oluşturalım” gibi bir tartışma var. Yani “biz kutuplaştıran dili değil, demokrasiye vurgu yapan dili öne çıkaralım” diyenler vardı. Bu da propaganda tekniğidir. Yeni anayasa da bu propaganda tekniğinin bir parçasıdır.

AKP başkanlık sistemi hedefini zaten önüne koymuş durumda, Anayasa’yı da buna göre değiştirdi. Bir anayasa sivil, özgürlükçü, demokratik olacaksa ancak sivil, demokratik ve özgürlükçü bir ortamda bu mümkün olabilir.

Anayasalar yapıldıkları dönemin ve şartların ruhunu taşırlar. 12 Eylül o dönemde yapıldı, onun ruhunu taşır elbette. Yeni anayasa konusunda bizler görüş belirttiğimizde bu görüşler suç haline getirilecekse bu anayasa nasıl özgür bir anayasa olsun? Erdoğan’ın dile getirdiği Yeni anayasa hedefi seçim taktiğidir. Halkın katılımını sağlamadan, bütün muhalefeti kapsamadan demokratik bir anayasa yapılamaz. Bu şartlarda yapılacak anayasa 12 Eylül Anayasası’ndan daha ileri olmaz, daha geri olur.

“Vesayet rejimi değil, vesayetçiler değişti”

AKP kaldırdığını iddia ettiği vesayetin yerine bambaşka bir vesayet sistemi kurdu. 12 Eylül rejimini paranteze alalım, vesayet döneminde bile olmayan kayyum uygulamasını getirdi, KHK’lerle kamu yönetimini biçimlendirme ve insanları işlerinden etme uygulamalarını getirdi. Yani yeni bir vesayet sistemi kurdu. Tek adam rejimi dediğimiz şey bizatihi bir vesayet rejimidir; kurumlar üzerinde, yargı üzerinde ve parlamento üzerinde vesayet yoğun bir şekilde devam ediyor. Vesayet rejimi özü itibariyle değişmiş değil, vesayetçiler değişti. Bugünkü rejim bir vesayet rejimidir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması yerine onları Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir başkanlığa bağlamak istiyorlar mesela. Yani bütün cemevlerini vesayet altına almak istiyorlar. Kimin vesayeti? Kendi vesayeti. Cumhurbaşkanının bizatihi kendisinin kurduğu vesayet sisteminin altına almak istiyor.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Başörtüsü üzerinden başlamış bir tartışma var. Biz şunu söyledik, başörtüsüyle ilgili varsa şu an yasaklayıcı, engelleyici hükümlerin kaldırılmasına itirazımız yok bizim. Tam tersine bu yapılabilir. Bir anayasa değişikliğiyle bunu yapmak istiyorsanız da şartımız şudur: Her türlü inancın, kimliğin ve anadilinin eşit kabul göreceği kuvvetli ifadeleri anayasaya sokmak. Yani bu meseleyi tam bir eşitlik ilkesi üzerine kuralım. Bütün kimlikler ve inançlar eşit olsun, devlet de onların kendilerini gerçekleştirmesini sağlamakla yükümlü olsun. Dolayısıyla sadece başörtüsüyle sınırlı bir düzenlemeyi biz kabul etmeyiz. Yani başörtüsü üzerinden getirilecek bir anayasa değişikliği teklifine bizim herhangi bir şekilde evet dememiz, bu teklifi, bu çerçevede kaldığı sürece tartışmamız söz konusu olmaz.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Ortak aday fikriyle ilgili stratejimiz devam ediyor. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve ilkeler ile geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanırsa muhalefetle ortak aday konusunda bir görüşmeye ve tartışmaya açık olduğumuzu defalarca söyledik. Ama bu sözlerimiz hep başka yere çekildi. Sanki HDP Altılı Masa’ya çağrı yapmış ve oturmuş bekliyor gibi. Ama biz bir yandan bu çağrımızı yaparken öte yandan kendi çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Yani bu çağrı kabul görsün, hele bir bekleyelim halinde değildik.

Seçim süreci artık başlamış sayılıyor. Seçim Koordinasyonumuzu kurduk. Seçim Koordinasyonumuz şimdi bizim kendi adayımızın niteliklerini belirleme ve bu niteliklere uygun bir isim arama çalışmalarını da başlattı. Şimdi yaptığımız şey artık nitelikleri açıkça ilan ederek, buna uygun isim arayışını kurumsal olarak başlatmak. Bunu yapıyoruz şimdi. Ama stratejimizin de özü devam ediyor. Biz sonuna kadar diğer partilerden cevap beklemek için oturup çalışmalarımızı askıya alacak değiliz, yapmadık da bunu zaten. Amacımız Türkiye’de demokrasiye, özgürlüğe giden yolda en geniş kesimleri kucaklayacak bir isim bulmak olacaktır.

Biz diyoruz ki, biz adayımızı çıkaracağız fakat adayları ortaklaştırmak ya da ortak adayda buluşmak için açık müzakere ve doğrudan diyalog ile ilkeler ve geçiş süreci üzerinde mutabakat stratejimiz devam edecek. Bizim şu an aldığımız karar budur. Gelişmeler başka bir şey ortaya çıkarırsa oturup değerlendiririz.

“Demirtaş’la fikir farklılığı var, ayrılık yok”

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla iletişim hiçbir zaman kopmadı, aksamadı da. Düzenli bir iletişim var kendisiyle parti yönetimi arasında. Hem bizim MYK adına görevlendirdiğimiz bir arkadaşımız bu iletişimi sağlıyor, doğal olarak kendisi de bazen avukatlarıyla görüş iletiyor. Biz de kendisine önerilerimizi, fikirlerimizi söylüyoruz. Onun gönderdiği önerileri de alıp, değerlendiriyoruz. Bu konuda bir sorun yok.

İkincisi, Demirtaş’la her konuda fikir birliği içinde olmamızı beklemek de doğru değil, gerekli değil. Çünkü HDP çoğulcu bir parti ve partinin kurullarındaki tartışmalarda da farklı görüşler ortaya çıkabiliyor. HDP’de karar mekanizmaları şöyle işliyor: Herkes görüşünü söyler, tartışılır, sonuna kadar tartışılır ve bu tartışmalar bir mutabakatla sonuçlanır. Bu mutabakata bağlılık ve bu mutabakat üzerine kurulan siyasetleri sahiplenmek HDP’yi bir arada tutan çimentodur. Biz bu süreci böyle işletiyoruz.

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda bazı konularda bazen fikir farklılıkları olur, oluyor, doğaldır; ama daha önce de söylediğim gibi, ayrılık cezaevi duvarlarından oluşuyor. Sorun yok, fikir farklılıkları var; ayrılık yok. Fikir farklılığını soruna dönüştürmek için sürekli köpürten çevreler var. Bunu açıkça söylemem lazım. Demirtaş’tan gelen bir açıklamanın hemen HDP’yle ayrılık anlamına geleceği şeklinde yorumlandığı çok sayıda spekülasyonla karşılaşıyoruz. Biz de Selahattin arkadaşımız da buna karşı dikkatliyiz.

Öcalan’la görüşme talebi

Başvuru talebimizin üç temel hedefi var. Birincisi, savaş politikaları bu kadar yaygınlaşırken ve bunların yarattığı tahribatlar bu kadar derinleşirken, bizim çözüm ve barış için adım atma, çalışmaları derinleştirme sorumluluğumuz var. İmralı’da Öcalan’la görüşme isteğimizin bir nedeni bu. Biliyoruz ki kendisi geçmişte Kürt sorununun demokratik çözümü ve barışa ulaşma konusunda önemli rol oynadı. Bu herkesin malumu. Bunu saklamanın, konuşmamanın kimseye faydası yok.

İkinci hedefimiz, iktidar İmralı üzerinden manipülasyonlar yapma çabası içine giriyor zaman zaman. Yandaş medyada ve iktidara yakın yazarların köşelerinde Öcalan’a atfen bazı değerlendirmeler yapılıyor. İma şu: İçeride Öcalan’la görüşme var, bu görüşmelerden de şöyle şöyle sonuçlar çıkabilir. Bu manipülasyonu farklı çevrelere yaydığı bir de spekülasyon havası var. İktidar dışında kalan çevrelerin bir kısmı da iktidarın bu manipülasyonundan etkilenerek spekülasyonlara giriyor. Biz de diyoruz ki, iktidarın manipülasyon, farklı çevrelerin spekülasyon döngüsünün önüne geçmek istiyoruz. Bunun da yolu kendisiyle doğrudan görüşmek. HDP olarak bu sorumluluğu üstleniyoruz.

Üçüncüsü de tecrit. Mutlak tecrit iç hukuka da uluslararası hukuka da aykırıdır. Bunun hukuksuzluğuna da dikkat çekmek bu başvurumuzun amaçlarından.”

Paylaşın

AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı” Vizyonu Beklenen Etkiyi Yaratacak Mı?

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık yedi ay kala, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı” vizyonu belgesi ile neyi hedefledi? Açıklanan belge, seçmende beklenen etkiyi yaratacak mı? Siyaset bilimciler, Erdoğan’ın çağrı ve konuşmasının AKP’nin kemik kitlesinde heyecan yarattığı ancak, geniş kesimler için beklenen ilgiyi uyandırmadığı görüşünde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin “Türkiye Yüzyılı” hedeflerini vizyon belgesi ile kamuoyuna açıkladı. 16 başlık halinde hedeflerini sıralayan Erdoğan, konuşmasında iktidarı boyunca yapılan proje ve hizmetleri de anlattı.

AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı” hedefleri arasında öne çıkan başlık ise Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısı oldu. 20 yıl boyunca hayata geçiremedikleri işlerin de bulunduğunu kaydeden Erdoğan, “Bunların başında, ülkemizi darbe anayasası ayıbından kurtararak tamamen yeni, sivil, demokrat, özgürlükçü bir anayasaya kavuşturma girişimlerimiz geliyor” ifadesini kullandı.

Erdoğan, “Gelin, Türkiye Yüzyılında ülkemizdeki özgürlüklerin çerçevesini, pozitif özgürlük anlayışıyla tekrar çizelim” sözleriyle muhalefete de özgürlükçü anayasayı birlikte yapma çağrısında bulundu.

Erdoğan, konuşma metninin dışına çıktığı sırada ise muhalefete eleştirilerde bulundu. Kanal İstanbul projesi ile ilgili çalışmalara başlayacaklarını açıklayan Erdoğan, “İstanbul Boğazı’nı çevre tehdidinden kurtaracağız. Bu muhalefetin kafası basmaz, anlamaz bunlar anlamaz” diye konuştu.

Korkmaz: Erdoğan müjde siyasetinde aradığını bulamıyor

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘ye konuşan İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz, Erdoğan’ın kararsız seçmeni toparlamak için ve partiye aidiyeti yeniden sağlamak için birkaç hamle yapmak istediğine dikkat çekti. Bunlardan birisinin kısa vadeli ekonomik hamleler olduğunu kaydeden Korkmaz, ikincisinin de seçmeni ideolojik olarak bir arada tutabileceği büyük vizyon belgeleri olduğunu dile getirdi.

Açıklanan belgenin yeterince heyecan yaratamadığını vurgulayan Korkmaz, “Erdoğan, uzun süredir hep müjde vereceğim diyerek belli periyotlarla beklentileri yükseltiyor. Ama o müjde dediği şey bir bakıyoruz bir şey yok diyoruz. Dolayısıyla Erdoğan artık bu müjde siyasetinde aradığını bulamamaya başladı” ifadesini kullandı.

Erdoğan’ın kucaklayıcı ve kapsayıcı bir dil kurması için bir proje ortaya koymasına gerek olmadığını, üslubunu değiştirerek ve elindeki yetkilerle birtakım adaleti sağlayacak yasal düzenlemeler yapabileceğini kaydeden Korkmaz, “Araştırmalarda görüyoruz. Seçmen de bunun farkında. Bu yüzden bu tür hamleler artık etki yaratmıyor” dedi.

“Sizi yine ileriye taşıyacak olan biziz vizyonu”

Erdoğan’ın muhalefeti düşmanlaştırarak tabanını koruyabildiğine de dikkat çeken Korkmaz, “O yüzden Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte böyle kapsayıcı bir siyaset güdeceğini düşünmüyorum. Daha da şiddetlenecektir. Ama bence hem içeride hem dışarıda bakın biz böyle bir vizyon ortaya koyduk gibi bir kamuflaja ihtiyacı var. Onu da bu şekilde sunmuş oldum diyor” ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın metin dışına çıktığında muhalefete sert eleştiri getirdiğini hatırlatan Korkmaz, “Yani gerçekçi değil” dedi.

“Erdoğan, konuşmasında toplumun belli kesimlerinin küçümsendiğini ve dışlandığını söylüyor ve kendisinin bunu temsil ettiğini ifade ediyor. Sizi yine ileriye taşıyacak olan biziz vizyonunu vermeye çalışıyor” diyen Korkmaz, bu tür bir yaklaşımın AK Parti’nin kemik kitlesini tutabileceğine işaret etti. Ancak Korkmaz, bu vizyon belgesinin AK Parti’nin kendi tabanını konsolide etmesine karşın büyük kitleleri etkilemeyeceğini de savundu.

Demiralp: AK Parti, yine vesayet diyor

Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi, Siyaset Bilimci Doç. Dr. Seda Demiralp de Erdoğan’ın konuşmasının büyük bir kısmının geçmişteki başarılara ayrıldığına dikkat çekerek, “Erdoğan, nostalji duygusunu canlandırmaya, harekete geçirmeye çalışıyor. Bir yandan da vesayet vurgusu yani eski çatışmaların fay hatlarının hareketlendirilmesi çabası var” dedi.

20 yıldır iktidarda olan ve tüm erkleri kontrol altına almış bir siyasi oluşumun vesayete karşı kendini tanımlamasının gerçekçi olmadığını savunan Demiralp, “20 yıl iktidarda kaldıktan sonra aynı söylemi kullanmak anlamsız oluyor. Bu durumda ya yeni söylemler, post-popülist bir vizyon gerek ya da AK Parti’nin yaptığı gibi söylemi yeni karşıtlıklarla güncellemek gerek. AK Parti de bunu yapıyor yine vesayet diyor, yine o eski söylemden medet umuyor fakat kimin vesayeti, bu kez küresel vesayet diyor, savaşı içeriden dışarıya taşıyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti tabanının temel beklentisinin ekonomideki iyileşme olduğunun altını çizen Demiralp, “Bugün ağır bir ekonomik kriz var ve seçmenin temel ihtiyacı ekonomik rahatlama.  Bu konuşma ekonomik krizden nasıl çıkılacağıyla ilgili pek bir şey söylemiyor. Dolayısıyla bu beklenti karşılanmıyor” diye konuştu.

Bunun yerine dış güçlere direnmek, küresel vesayetle savaşmak gibi söylemlerin dile getirildiğini kaydeden Demiralp, “O farklı konulardaki güç performansları da dolaylı olarak ekonomik krizin yarattığı güven kaybını telafi edebilir. Ve o ölçüde son aylarda AK Parti’den uzaklaşma eğilimindeki kararsız seçmenin en azından bir kısmı bu performansa olumlu karşılık verip geri dönebilir” ifadesini kullandı.

Tosun: Kendi sosyolojisini kontrol ettiğinin göstergesi

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun da Erdoğan’ın konuşmasında daha çok bugüne kadar yapılmış olan projelere yer verildiğini vurgularken, geleceğe yönelik ise yalnızca anayasa çağrısının dikkat çektiğini söyledi. Erdoğan’ın yeni anayasa için muhalefete çağrıda bulunduğunu ancak bir yandan da yine muhalefeti dışlamaya yönelik bir dil kullandığını kaydeden Tosun, “En azından böyle bir vizyon belgesinde bu söylem kullanılmamalıydı” dedi.

Vizyon belgesinde kapsamlı bir mutabakat temelinin eksik kaldığını kaydeden Tosun, “Erdoğan, seçime yedi ay kala en azından gündeme hakim olma çabasında. Ancak, konuşmasındaki dile bakıldığı zaman sonuç itibariyle konuşmanın çıktısı, daha ziyade kendi seçmenini konsolide etmeyle sınırlı kalıyor” dedi.

AK Parti’nin vizyon belgesinden geniş toplumsal kesimleri kapsayıcı şekilde bir çıktı görülemediğini kaydeden Tosun, ancak AK Parti’nin kendi seçmeninde bir heyecan yaratabileceği görüşünde. Tosun, “Ekonomik krize rağmen böyle bir kalabalık salon içinde böyle bir coşku kendi sosyolojini bir şekilde kontrol ettiğinin göstergesi. Ancak, bu sosyoloji dışına kayanlarda ilgi uyandırmak için yeterli olmayacağı kanaatindeyim” diye konuştu.

Paylaşın

CHP Ve HDP’den ‘Cemevleri Düzenlemesi’ne Şerh

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cemevleri düzenlemesini de içeren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülecek olan torba kanun teklifine şerh düştü.

AK Parti’nin Meclis’e getirdiği, ‘Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, TBMM Plan ve Bütçe Komisyon’unda kabul edildi.

Meclis Genel Kurulu’nda önümüzdeki günlerde görüşülmeye başlanacak olan kanun teklifine göre, Cemevlerinin elektrik ve su giderleri kamu bütçesinden karşılanacak. Teklifte yer alan bir diğer düzenleme ile de Cemevlerinin il ve ilçelerde mülki idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla yapılabilmesi öngörülüyor. Komisyonda kabul edilen düzenlemeler arasında 14 Ekim’de Bartın Amasra’da meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına yönelik destek paketi de yer aldı.

Genel Kurul’da görüşülecek kanun teklifine CHP ve HDP şerh düştü. CHP, düzenlemenin “yaklaşan seçimler dolayısıyla bir grup seçmeni memnun etmeye yönelik” olduğuna ve “yanlış ekonomik politikalar sonucu ortaya çıkan dengesizlikleri ortadan kaldırmaya dönük palyatif tedbirler içerdiğine” dikkat çekti. HDP ise, söz konusu düzenlemenin Aleviliği, ‘kültür- sanat’ kurumu üzerinden yeniden tanımladığına vurgu yaparak, “Yasa cemevlerine el koyma, kayyım atama yasasıdır” ifadelerine yer verdi.

‘Cemevleri düzenlemesi torba yasadan çıkarılmalı’

Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin haberine göre, CHP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Bülent Kuşoğlu, Abdüllatif Şener, Kamil Okyay Sındır, Emine Gülizar Emecan, Cavit Arı ve Süleyman Girgin tarafından hazırlanan muhalefet şerhinde Cemevlerine yönelik hazırlanan düzenlemenin yasa teklifinden çıkarılması gerektiği belirtildi.

Teklife göre cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesinden karşılanması öngörülüyor. Söz konusu düzenleme ile cemevlerinin ‘ibadethane’ sayılmadığına dikkat çekilen şerhte, bu durum iktidarın Alevi inancına yönelik ‘inkarcı’ tutumu olarak değerlendirildi.

Cemevlerini ibadethane olarak tanımlamamak için başvurulan yöntemin sorunlu bulunduğu ifade edilen şerhte, “Kanun teklifi; Alevi inancını ‘Alevi-Bektaşi kültürü’, cemevlerini ‘kültürel tesis’ olarak nitelemekte, açık bir şekilde Alevi inancının din ve vicdan hürriyeti bağlamında korunmasını engellemeye yönelik bir tavır benimsemektedir. Dolaylı olarak inançlarının özünü reddetmeleri beklenen Alevi inancına sahip yurttaşlara büyük bir saygısızlık oluşturmaktadır” denildi.

‘Teklif Alevi yok sayma tavrının devamı’

Torba kanunda yer alan teklif maddelerinin Anayasadaki ‘eşitlik’ ve ‘laiklik’ ilkelerine aykırılık teşkil ettiği kaydedilen CHP şerhinde, “Teklif Alevi inancını yok sayma tavrının devamlılığında yer almaktadır” denilerek şöyle devam edildi.

“Yapılması gereken; kanun teklifindeki cemevlerine ilişkin maddelerin genel muadilleri olarak mevzuatta yer alan hükümlerdeki “mabet”, “ibadethane” gibi kavramların cemevlerine uygulandığını kabul etmektir.”

‘Cemevleri düzenlemesinin torba kanunda gündeme getirilmesi yanlış’

Alevi inancına sahip vatandaşların uzun zamandır beklentisi olan ve toplumun bu kesimini çok yakından ilgilendiren düzenlemenin torba yasa teklifinde gündeme getirilmesinin yanlış olduğu kaydedilen şerhte şu ifadelere yer verildi:

“Cemevine ibadethane statüsü tanınmayan bu maddelerin torba yasa teklifinden çıkartılmasını, konunun taraflar başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi partilerden de oluşan ilgili uzman kişilerle beraber yeniden ele alınacağı, yeniden tartışılacağı, yeniden çözüm üretileceği bir çerçeveye getirilmesi gerekmektedir.”

HDP: Meclis’e getirilen yasa teklifleri kaçırılmak istenen teklifler

HDP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Garo Paylan, Rıdvan Turan ve Dirayet Dilan Taşdemir de komisyondan geçen teklife ilişkin muhalefet şerhi düştü.

Meclis’e getirilen yasa tekliflerinin ‘kamuoyundan saklanan, ilgili topluluklarla ortaklaşılmayan, kaçırılarak çıkarılmak istenen kanun teklifleri’ olduğuna vurgu yapan HDP’li Milletvekilleri, “AKP’nin yasa çalışmalarındaki otoriter tavrı, parlamentoya ve faaliyetlerine karşı saygısızlığının en temel göstergelerinden biridir” dedi.

Teklifte yer alan cemevlerine ilişkin düzenlemeyi, “Alevi toplumunun taleplerini suistimal eden darbe ve kayyım yasası” olarak değerlendiren HDP, şerhinde Alevilere dönük inkar, asimilasyon politikasının geçmişten bu güne devam ettiğini kaydetti.

 ‘Anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor’

Alevilerin cemevlerine ‘’ibadethanemiz’’ demesine rağmen, iktidarın Aleviliği “kültürel bir aktivite” olarak gördüğü belirtilen şerhte, Alevilerin yasal statü ve eşit yurttaşlık hakkı istediklerine vurgu yapılarak şunlar ifade edildi:

“Alevi inancı ve inançsal değerleri devletin din kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yok sayılmaktadır. Alevi yurttaşlar kendilerine dayatılan sadaka siyasetine itiraz edip, anayasal statü talep ediyor. Alevi Toplumunun yüz yıllardır süren varlık mücadelesi Cumhuriyetle birlikte eşit yurttaşlık mücadelesine dönüşmüştür. Alevi Sorununun çözümü için artık anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor. Kalıcı ve demokratik çözüm budur. Aleviler sadaka değil statü istiyor. Cemevlerine farklı tanımlar aramak yerine Cemevinin ibadethane olduğu kabul edilmeli. Bu gerçek anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.”

‘Sermaye Grupları Ödüllendirildi’

Teklifteki düzenlemeye göre, katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi (İFM) Bölgesinde faaliyette bulunan kurumların, yurt dışından elde ettiği kazançları Türkiye’ye getirmesi durumunda kazancın yüzde 50’si kurum kazancından indirilecek.

HDP şerhinde bu durum, sermaye gruplarının ödüllendirilmesi olarak değerlendirilirken, hemen her torba teklifte sermayeye çıkar sağlayan bir maddeye yer verildiğine dikkat çekildi. Şerhte, AKP-MHP ittifakı, yüzde 99’un değil yüzde 1’in çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha kanıtlamaktadır” denildi.

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Programı; Eskiyi Konuşarak Yeniyi Vadediyor

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilan ettiği “Türkiye Yüzyılı” programına ilişkin “yeni bir şey” yok değerlendirmesinde bulundu.

İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ikinci yüzyıla dair yeni program ve hedeflerin yer aldığı “Türkiye Yüzyılı” programını Ankara’da ilan etti. Yeni anayasa adımından “Gelin” çağrısına kadar birçok başlığın yer aldığı programın seçmende nasıl karşılık bulacağı da merak konusu oldu.

Kamuoyunun nabzını yakından tutan araştırma şirketi temsilcilerinin bir kısmına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken “yeni hiçbir şey” söylemedi ve eskiyi konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının yeni seçmenleri ikna etmeyeceği görüşünün aksini savunan araştırmacılara göre ise AK Parti ilk kez seçim kampanyasını bu kadar erken başlattı ve psikolojik üstünlük AK Parti’ye döndü.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın haberine göre, Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü’ye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı programda “yeni bir şey” yok. İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi ve şunları kaydetti:

“Bir tür kocaman bir propaganda aygıtının en güçlü şekilde devreye sokulduğu ama açıkça en güçlü hamlenin bile sönük kaldığı bir durum var burada. Çok etkili olmadığını düşünüyorum. Bir süredir muhalefette çalkantılar, muhalif seçmeni moral bozukluğuna itecek şeyler oluyor. Bir söylem üstünlüğü son bir ayda Erdoğan’a geçmiş gibi görünüyor. Bu program, ‘Söylem üstünlüğünü’, ‘Seçimi ben yeniden kazanırım psikolojik üstünlüğüne’ taşıma hamlesi olarak tasarlanmıştı. Ancak öyle bir etki bende bırakmadı. Bugün Erdoğan’a oy verme niyetinde olanlar haricinde yeni bir tek seçmenin bu konuşmayı dinleyip, fikrini değiştirmesi olasılığı gözükmüyor.”

‘Vaat olarak yeni bir şey yok’

Aksoy Araştırma Kurucusu ve Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV Başkanı Ertan Aksoy’a göre AK Parti eskiyi konuşarak yeniyi vadediyor. Güncel sorunlara dair programda hiçbir şeyin olmadığını, ülkelerin tarihlerinde yüzüncü yılların büyük semboller olduğunu belirten Aksoy, “Yüzüncü yıla giderken ülkeyi getirmiş oldukları bu derin yoksullaşma haline dair herhangi bir çözüm politikası olmadığı gibi aksini iddia eden bir tutum da söz konusu. Yeni yüzyılı anlamaya, gerekliliklerini inşa etmeye dair bir iz yok” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ programına “seçim beyannamesi” denmesinin de fazla iddialı bir durum olduğunu ifade eden Aksoy, “Vaat olarak yeni bir şey yok. Mevcut durumun bir kısmının inkârı, bir de Kanal İstanbul gibi inat konularında ısrar var. Beklenti yaratıp, beklentiyi karşılayamayan bir çıkış. Dolayısıyla iddia edildiği kadar anlamlı bir toplantı değil. AK Parti’nin herhangi bir grup toplantısında söylediğinin dışında bir şey bu konuşmada yok” dedi ve şöyle devam etti:

“AKP büyük oranda siyaset üretemeyen bir yapıya dönüşmüş durumda. Son dönem baktığımda iki belirleyici durum görüyorum. Birincisi siyaset üretememe hali, ikincisi ise MHP’nin çizdiği sınırlar. Cumhuriyete dair vurgunun bir nedeni MHP ile birlikte siyaset yapma zorunluluğu.”

“AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor”

Optimar Araştırma Başkanı Hilmi Daşdemir’e göre ise ‘Türkiye Yüzyılı’ programı öncelikle “gelecek vizyonu” vermeye çalıştı ve “tekrar toplumu kucaklamayı” vadetti. AK Parti’nin özetle “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” dediğini belirten Daşdemir, “2023 seçim kampanyasının ana gündem maddesi yeni bir anayasa olacak. Yeni anayasa bir taraftan hak ve özgürlüklerini savunacak. Hak ve özgürlükler derken terör ya da birlik ve beraberliğe yönelik tehditlere karşı da direnci olan bir şey olacak. Diğer taraftan da ailenin korunmasıyla ilgili sürecin de oluşacağını görüyoruz. Bu vurgu da programda önemliydi” ifadelerini kullandı.

Programda kaydedilen “Yarın Değil Hemen Şimdi” sloganını hatırlatan Daşdemir, programın seçim startı olarak okunmaması gerektiğini, AK Parti açısından seçim startının çok daha önce verildiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye seçime giderken iki taraf da bir vizyon ortaya koyuyor. Ancak AK Parti’nin vizyonu olarak baktığınızda geçmişte yaptıkları var. AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor diyebiliriz. Çünkü daha önceki süreçlerde Erdoğan defalarca seçimlere girdi ama hiçbir seçim kampanyası bu kadar erken başlamamıştı. Bu da seçim kampanyasının hazırlığı kapsamında bir toplantıydı. Sayın Erdoğan, bu toplantının heyecan ve dinamizmini kendi kitlelerine aktardı. Araştırmalarda da bir yükseliş trendi var. Bu trendin yüzde 3’ün üzerinde olduğunu görüyoruz. Kararsızlara giden seçmenin tekrar AK Parti’ye geldiğini gözlüyoruz. Muhalefetin dağınıklığı ve kendi içlerindeki farklılıkların öne çıkması, Erdoğan’ın gelecek vizyonunu ortaya koymasıyla ve dış politikadaki gelişmeler tekrar AK Parti’ye dinamizm ve heyecan getirdi. Bu, Erdoğan’ın söylemleri ve duruşundan da hissedildi. Bu heyecan dalgasının devam edeceğini tahmin ediyorum.”

“Üç dört aydır psikoloji AK Parti’ye döndü”

GENAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş’a göre ‘Türkiye Yüzyılı’ programında, “Türkiye’nin iç barışını tesis edip uluslararası ilişkilerde başarı” çerçevesi çizildi.

“Teröre bulaşmamış kim var ise ortak çalışalım” söyleminin kendisi açısından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki “en kıymetli unsur” olduğunu belirten Aktaş, “Türkiye’nin klasik iç tartışmaları var. AK Parti kendisini ondan uzak tutmak istiyor. 2013’te AK Parti’nin darbeler ve karşıt söylemlerle girmiş olduğu bir dar boğaz vardı. Onun yerine bir bakıma kendi klasik AK Parti söylemini, yani iş üreten, değer üreten, siyaset üreten bir çerçeveye geriye dönüş yaptığını düşünüyorum. Bu tarz bir AK Parti’nin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Gelin” çağrısının önemli olduğunu belirten Aktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi düşünceler farklı olabilir. Ama ‘Gelin bu ülkenin geleceğini birlikte inşa edelim’ dendi. Bu bir bütünlük çağrısıydı. Tarih boyunca gadre uğramış Kürtlerden, Alevilerden bahsetti. ‘Biz de bu gadre uğrayanların hakkını geri alan parti olduk’ gibi daha yumuşak, daha yapıcı, daha yüzü dışa dönük bir Türkiye tahayyülü çizdi. Bu tür adımla AK Parti, siyaset üretme kapasitesini de ortaya koymuş oldu. Bu açıdan da muhalefete göre bir ön almış oldu. Bundan sonra muhalefetin reflekslerini merak ediyorum. Siyaset bundan sonra farklılaşacak. AK Parti’nin alışık olduğu bir model değildi arkadan gitmek. Şimdi tekrar öne geçmek gibi bir çabası var. Üç dört aydır psikolojinin AK Parti’ye döndüğünü görüyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet Demokrasiyle Taçlanacak

‘Cumhuriyet Bayramı’na ilişkin bir yazı kaleme alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 99’uncu yıldönümünü kutluyoruz; bir yıl sonra sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlamayacağız. Bir yıl sonra demokrasiyle taçlandıracağımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlayacağız. Bundan hiç şüphe duymuyorum; bunu hep birlikte başaracağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, yazısının devamında, “Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, elbette çocuklarımızdan başlayarak, tüm vatandaşlarımızı kapsayacak şekilde, milletimize yaraşır bir demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olacağız.” dedi ve ekledi:

Tek bir çocuğumuzun, gencimizin, vatandaşımızın gelecek kaygısı taşımadığı, vatandaşlarının bağımsız ve tarafsız yargı önünde eşit, tüm özgürlük alanları bireysel ve toplumsal düzeyde güvence altına alınmış bir Türkiye yaratacağız. Kurucu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun ideallerinin samimi takipçisi değerli yol arkadaşlarının bizlerden beklentisi budur.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na ilişkin BirGün’e bir yazı kalem aldı. Kılıçdaroğlu’nun yazısı şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin 99’uncu yıldönümünü kutluyoruz; bir yıl sonra sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlamayacağız. Bir yıl sonra demokrasiyle taçlandıracağımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlayacağız. Bundan hiç şüphe duymuyorum; bunu hep birlikte başaracağız.

Peki, bunu nasıl başaracağız; yüzüncü yıla ilerlerken, bu cumhuriyetçi ve demokrat ilerleyişimizin ahlaki, vicdani ve felsefi altyapısını nasıl tamamlayacağız? Soru budur!

Yanıtı ise güzel Anadolu’muzun irfanında ve hamurunda fazlasıyla mevcuttur; “Hep birlikte başaracağız” diyenler, yanıtı beraber veriyor zaten…

Yani kimsenin ötekileştirilmediği, dışlanmadığı, evrensel hukuk ve etik içtihatlar çerçevesinde tüm yurttaşlarımızın fikir ve ifade özgürlüğüne, yaşam tarzlarına ve inançlarına saygılı bir samimiyet mutabakatı ile bunu başaracağız. Üstelik bu mutabakat, yüzüncü yılla birlikte, derinleşerek sürecek; ötekileştirme, dışlanma, farklı fikirlere, farklı yaşam tarzlarına ve inançlara tahammülsüzlüğü bu topraklardan ortak irade ve ortak vicdanla kalıcı olarak söküp atacak bir mutabakattır.

Ne mutlu bizlere! Ne mutlu bizlere ki, böyle bir mutabakatın altına imzalarımızı atıyoruz.

Kimileri hâlâ bu mutabakatın iyileştirici, kuşatıcı, kucaklayıcı halini görmüyor ve hatta görmek istemiyor olabilir. Ne önemi var? Biz, yürüyüşümüze, bizim bu samimi çağrımızı “görmeyen ve görmek istemeyenleri” de dışlamadan ve kırmadan devam edeceğiz.

Çünkü biz biliyoruz ki Kurtuluş Savaşı’mızın mimarı ve önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu olduğu cumhuriyetimiz; aynı zamanda yeni bir dil, yeni bir üslup inşa etme projesidir.

Bu yeni dil ve üslup, Atatürk’ün demokrasinin en iyi uygulamasının cumhuriyet olduğu inancından feyz alıyor; yoksul ve yoksun bırakılmış halkımızın iktidarını ve halkımızın mutlak egemenliğini önceliyordu.

Atatürk bu hedef doğrultusunda, “milli iradenin ve hâkimiyetin, milletin tümüne ait” olduğunu savunur; O’na göre demokratik yol ve yöntemlerle yürütme erkini elinde bulunduranların dahi üstündeki irade ve hâkimiyet hakkının sahibi, milletin bütünüdür.

Demokratik yol ve yöntemler dışında edinilmiş veya demokratik yol ve yöntemler dışındaki araçlarla tahkim edilmiş hiçbir iktidar biçiminin meşruiyeti yoktur.

Bu haliyle Atatürk’ün Cumhuriyet’i, imtiyazlı kişilerin, zümrelerin veya menfaat gruplarının değil, tam aksine milletin tümünün yararı doğrultusunda hak, hukuk ve adalet ilkeleriyle yönetilen bir Türkiye idealini tanımlar.

Dolayısıyla Ata’mızın bizzat kendi karakteri olarak betimlediği “özgürlük ve bağımsızlık”, Türkiye’mizin olduğu kadar, tüm milletimizin özgürlüğünü ve bağımsızlığını ifade eder.

Başa dönecek olursak, yolumuza yukarıda yanıtını verdiğim gibi Atatürk’ün idealleriyle uyumlu bir dille, bir üslupla ve bir kararlılıkla ilerliyoruz. Kimseyi ötekileştirmeyen, kimseyi dışlamayan, destekçimiz olsun olmasın, tüm yurttaşlarımızın, yani istisnasız herkesin mutluluğunu, huzurunu, refahını amaçlayan bir kararlılıkla; milletimizin iradesi ve milletimizin hâkimiyetini hedefleyen bir dille, bir üslupla Cumhuriyet’imizin 100’üncü yılına yaklaşıyoruz.

Bu bağlamda vurgulamalıyım ki bazen doğruyu ve doğru olduğuna inandıklarımızı kararlılıkla savunmanın da tek başına yeterli olamadığını görebiliyoruz. Çünkü doğruyu ve doğru olduğuna inandıklarımızı kimlere ulaştırabildiğimiz, nasıl ulaştırabildiğimiz de çok önemlidir; bu gerçeği de göz ardı etmiyoruz.

Zira kendi çevreniz dışındaki tek bir kişiye dahi ulaşmıyor, ulaşamıyor ve hatta ulaşmanın çabasını göstermiyorsanız; sahip olduğunuz doğrularınız anlamını kaybetmese de, sizi istediğiniz yere götüremeyebilir; bunu da tüm açıklığıyla biliyoruz.

Biz samimiyetle sarıldığımız doğruların tüm yurttaşlarımız tarafından, istisnasız herkes tarafından bilinmesini istiyoruz; bizim gibi düşünmeyenlerle de azami müştereklerde buluşabilmenin, bu güzel ülkeye verilebilecek en güzel hediye olduğunu düşünüyoruz.

Bizim ve birlikte yol yürüdüklerimizin eksiklikleri ya da hataları varsa bile birlikte bunlardan dönmek, hep birlikte eksikliklerimizi tamamlamak; güzeli, doğruyu ve iyiyi hep birlikte samimiyetle geliştirmek istiyoruz.

Elbette her güzel doğru, her doğru iyi, her iyi güzel olmayabilir. Önemli olan, başkalarının da doğrularına, başkalarının da güzellik ve iyilik algılarına saygı duyarak, tüm bunlardan ortak bir gelecek inşa edebilmektir.

Bunu söylerken elbette fikirlerimizden, değerlerimizden, ilkelerimizden, inançlarımızdan ödün vermekten; tavizlerden veya tavizkar olmaktan bahsetmiyorum. Bahsettiğim, demokrasinin, insan hak ve hürriyetlerinin, fikir ve ifade özgürlüğünün, din ve vicdan özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, doğa haklarının, hayvan haklarının, işçi haklarının, kadın ve çocuk haklarının vb. hak alanlarının evrensel, kabul görmüş içtihatları ışığında tüm yurttaşlarımız için ortak bir gelecek kurmaktır.

Farklı fikirlere sahip olabiliriz; olmalıyız da… Ancak hiç kimse kendi fikrini, farklı bir fikre sahip olanlar üzerinde tahakküm kurma aracına ve gerekçesine dönüştürememeli. Hiç kimse, kendi fikrinin değerler bütünlüğü üzerinden kendisi gibi düşünmeyenlere dönük üstenci bir dile, üstenci bir kibre kapılmamalı. Farklı fikirlere katılmama, onları beğenmeme, onları eleştirme, onlara karşı mücadele verme hakkı şüphesiz bakidir. Ancak faşizm, ırkçılık, terörizm gibi insanlık değerlerini hiçe sayan eğilimler dışındaki tüm sivil fikirlere karşı, demokrasinin evrensel içtihatları çerçevesinde toleranslı olunmalıdır.

Eğer bizler, hep birlikte kararlılıkla ve samimiyetle istersek, hep birlikte üretmek, hep birlikte kalkınmak ve hakça bölüşmek mümkün. Kendi yankı odalarımızdan çıkıp herkesle kucaklaşmak mümkün; geçmişte yaşanan tüm haksızlıkların hesabını Anayasa ve hukuk çerçevesinde, bağımsız ve tarafsız yargı yoluyla sormak mümkün.

Cumhuriyet’imizin yüzüncü yılına yaklaşırken, Anadolu’nun kadim bilgeliğinin ışığında bu topraklarda adalet, bereket ve hakkaniyet mümkün.

Bunu başarabiliriz ve bunu başaracağız! Bunu hep birlikte başaracağız, emekçi ve emektar 85 milyon vatandaşımız ve gelecek kuşaklar için başaracağız.

Bunu başaracağız çünkü geçtiğimiz yıllar içinde ülkemizde, ücretli vatandaşlarımızın milli gelirden aldığı pay hakkaniyete aykırı bir biçimde çok dramatik bir şekilde düştü. Sadece son iki yılda ücretli vatandaşlarımızın milli gelirden aldığı pay yüzde 38’inden yüzde 25’e kadar geriledi.

Ücretli emekçi ve emektar on milyonlarca vatandaşımızın aleyhine yaşanan bu değişim, bile isteye sürdürülen yoksullaştırma politikasının bir sonucudur. Cumhuriyetimizin milyonlarca emekçi vatandaşı, bizzat bile isteye bu siyasi iktidar tarafından yoksullaştırılmıştır; Tolstoy’un dediği gibi, “Emek ucuz, ekmek pahalı” bir Türkiye tablosu yaratılmıştır.

Özellikle Cumhuriyetimizin geleceği ve umudu olan gençlerimiz, ebeveynlerinkinden daha kötü bir işe ve daha düşük bir maaşa mahkûm edilmiştir. Pırıl pırıl gençlerimizin fikri özgürlüklerinin yanı sıra ekonomik umutları da, özgürlükleri de gasp edilmiştir.

Gençlerimizin bu girdaptan çıkartılması için dahi gerekli olan tek reçete, birlikteliğimizdir. Bizler hep birlikte, Cumhuriyetimizi yeniden kimsesizlerin kimsesi yapacak; tek bir insanımızı dahi kimsesiz bırakmayacağız. Tek bir çocuğun dahi yatağa aç girmeyeceği Türkiye, Tek bir ferdinin dahi yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi inşa etmek için tüm gücümüzle çalışacağız.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, elbette çocuklarımızdan başlayarak, tüm vatandaşlarımızı kapsayacak şekilde, milletimize yaraşır bir demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olacağız.

Tek bir çocuğumuzun, gencimizin, vatandaşımızın gelecek kaygısı taşımadığı, vatandaşlarının bağımsız ve tarafsız yargı önünde eşit, tüm özgürlük alanları bireysel ve toplumsal düzeyde güvence altına alınmış bir Türkiye yaratacağız.

Kurucu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun ideallerinin samimi takipçisi değerli yol arkadaşlarının bizlerden beklentisi budur.

29 Ekim 2023’te, Cumhuriyet’imizin yüzüncü yılında, sevincimiz ve seslerimiz memleketimizin keyifli türkülerinde ve şarkılarında buluşacak; buna inanıyorum; lütfen sizler de inanın! Çünkü Cumhuriyet’imiz, demokrasimiz ve bu güzel memleketimiz ancak emekle ve samimi inançla yükselir.

Atatürk’ün kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyet’imizin 99’uncu yaşı, hepimiz ve her birimiz için kutlu olsun!

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Vizyonu Ve Can Yakan Gerçekler

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşan seçimler öncesinde ‘Türkiye Yüzyılı’ temalı vizyon belgesini açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı vizyon belgesine karşılık uluslararası göstergeler, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu ortaya koydu.

Enflasyonda dünya birincisi konumunda bulunan Türkiye, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda.

İşsizlik sıralamasında dünya beşincisi olan Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katladı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu gözler önüne seren uluslararası verileri tek tek sırladı: İşte o veriler;

Enflasyonda zirvede

TÜİK verilerine göre son enflasyon oranı yüzde 83,45, Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise yüzde 186 olarak belirlendi. TÜİK’in makyajlı rakamları baz alınsa bile Türkiye, enflasyonda dünya birincisi konumunda. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) verilerine göre Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 83,45’ken ikinci sıradaki Arjantin’de ise yüzde 83 oranında.

Asgari ücrette dipte

EUROSTAT verilerine göre, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda. Türkiye’deki asgari ücret, yaklaşık yedi sene önce birçok Avrupa ülkesindeki asgari ücreti geride bırakıyordu.

Hukuka bağlılık yok

Dünya Adalet Projesi (WJP) 2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, hukuk devletine bağlılıkta 140 ülke arasında 116’ncı sırada yer aldı. Hukukun üstünlüğü ve hukuka bağlılık konusunda gerisinde kalınan ülkeler arasında Burkino Faso, Gana, Moğolistan ile Trinidad ve Tobago gibi ülkeler yer aldı.

İşsiz nüfusta ilk beşte

OECD tarafından yayımlanan son verilere göre Türkiye, yüksek işsizlikte de dünya sıralamasına girdi. AKP’nin “vizyonlu” istihdam projesi sonucunda, Türkiye işsizlik sıralamasında dünya beşincisi oldu. Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katlarken, Slovakya, Litvanya, Şili, İsrail, Macaristan gibi ülkelerden çok daha fazla işsize sahip.

Milli gelirde İran’ın gerisinde

Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında Türkiye, yine birçok ülkenin gerisinde kaldı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı. Türkiye’den daha yüksek kişi başı milli gelire sahip ülkeler arasında İran, Romanya, Bulgaristan, Çin, Yunanistan gibi ülkeler yer aldı.

40 yıl öncesine dönüş

Türkiye, dünya ekonomisindeki payı bakımından da büyük bir kayıp yaşıyor. Uluslararası verilere göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payı, askeri darbenin yapıldığı 1980 yılının bile gerisine düştü. Buna göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki sıralaması 23. Bu sıralama 2004 yılında 17’ydi.

Küresel refah endeksinde geride

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü’nün Küresel Refah Endeksi verilerine göre Türkiye, 167 ülke arasında 93’üncü sırada yer alabildi.

Polis devletinde ilk ikide

Ekonomik kalkınmayı bir kenara bırakarak güvenlikçi politikalara sarılan AKP, 100 bin kişi başına düşen polis memuru sayısında Türkiye’yi dünya ikinciliğine taşıdı. İlk sırada Karadağ yer alırken Türkiye’nin geride bıraktığı ülkeler arasında Yunanistan, Malta, Kosova, Letonya gibi ülkeler yer aldı.

Yolsuzluk endeksinde 42 sıra geriledi

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin verilerine göre Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer aldı. Kamu sektörü yolsuzluklarına göre hazırlanan sıralamada Türkiye, son 10 yılda 42 basamak birden geriledi. Türkiye ile aynı sıralamaya sahip ülkeler, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Sırbistan ve Lesoto oldu.

Basın özgürlüğünde de sonlarda

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada yer aldı. Türkiye sıralamada, Katar, Somali, Filipinler, Brezilya, Kenya gibi ülkelerin gerisinde kaldı.

Eğitime yeterli pay ayrılmıyor

Türkiye, ilköğretim düzeyinde eğitime ayırdığı bütçe ile OECD ortalamasının altında kaldı. Yetersiz bütçe nedeniyle OECD ortalamasının altında kalan 16 ülke arasında da Türkiye, Meksika ve Kolombiya ile birlikte son sırada yer aldı.

Paylaşın

Dokuz Gazeteci Tutuklandı: Özgür Basın Susturulamaz

25 Ekim’de Ankara merkezli operasyon ile gözaltına alınan 9 gazeteci, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Gazetecilerin yaptıkları haberler, sanal medya paylaşımları ve seyahatleri suçlama konusu yapıldı.

Mehmet Günhan ise yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Adliye önünde bekleyen gazetecilerin aileleri ve meslektaşları kararı, “Özgür basın susturulamaz” sloganları ve alkışlarla protesto etti.

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 25 Ekim’de gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer ile MA’nın Ankara Bürosu’nda bir süre stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan, 4 gün sonra getirildikleri Ankara Adliyesi’nde alınan savcılık ifadeleri tamamlandı.

Gazetecilerin yaptıkları haberler, sanal medya paylaşımları ve seyahatleri suçlama konusu yapıldı.

5 saatlik sürenün ardından karar veren savcılık; MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer’i tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. MA’da bir dönem stajyerlik yapan Mehmet Günhan ise adli kontrol şartıyla mahkemeye sevk edildi.

9 gazeteci tutuklandı

Mahkemeye çıkarılan MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Mehmet Günhan ise yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Adliye önünde bekleyen gazetecilerin aileleri ve meslektaşları kararı, “Özgür basın susturulamaz” sloganları ve alkışlarla protesto etti.

Diyarbakır, Van, Şanlıurfa, Manisa ve İstanbul’dan gözaltına alınan gazeteciler soruşturmanın yürütüldüğü Ankara’ya götürülmüştü. Gazeteciler hakkında, “Terör örgütü üyeliği”, “Silahlı terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddialarıyla soruşturma başlatılmıştı.

Dokuz ilde düzenlenen operasyonda gazetecilerin evleri ile birlikte Mezopotamya Ajansı’nın Ankara Bürosu’nda da arama yapılmış, arama sırasında gazetecilere ait mikrofonlar, not defterleri, kitap, kamera, fotoğraf makinası ve Özgür Gündem Gazetesi’nin 30 yıllık arşivine de el konulmuştu.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Ankara merkezli polis operasyonunda 11 gazetecinin gözaltına alınmasını kınayarak gözaltındaki gazetecilerle hapiste tutulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapmıştı. Son gözaltıların Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik ciddi ihlallerin bir parçası olduğu belirtilen açıklamada “Tüm meslektaşlarımızla dayanışma içindeyiz” ifadesine yer verilmişti.

Paylaşın