AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı” Vizyonu Beklenen Etkiyi Yaratacak Mı?

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık yedi ay kala, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı” vizyonu belgesi ile neyi hedefledi? Açıklanan belge, seçmende beklenen etkiyi yaratacak mı? Siyaset bilimciler, Erdoğan’ın çağrı ve konuşmasının AKP’nin kemik kitlesinde heyecan yarattığı ancak, geniş kesimler için beklenen ilgiyi uyandırmadığı görüşünde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin “Türkiye Yüzyılı” hedeflerini vizyon belgesi ile kamuoyuna açıkladı. 16 başlık halinde hedeflerini sıralayan Erdoğan, konuşmasında iktidarı boyunca yapılan proje ve hizmetleri de anlattı.

AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı” hedefleri arasında öne çıkan başlık ise Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısı oldu. 20 yıl boyunca hayata geçiremedikleri işlerin de bulunduğunu kaydeden Erdoğan, “Bunların başında, ülkemizi darbe anayasası ayıbından kurtararak tamamen yeni, sivil, demokrat, özgürlükçü bir anayasaya kavuşturma girişimlerimiz geliyor” ifadesini kullandı.

Erdoğan, “Gelin, Türkiye Yüzyılında ülkemizdeki özgürlüklerin çerçevesini, pozitif özgürlük anlayışıyla tekrar çizelim” sözleriyle muhalefete de özgürlükçü anayasayı birlikte yapma çağrısında bulundu.

Erdoğan, konuşma metninin dışına çıktığı sırada ise muhalefete eleştirilerde bulundu. Kanal İstanbul projesi ile ilgili çalışmalara başlayacaklarını açıklayan Erdoğan, “İstanbul Boğazı’nı çevre tehdidinden kurtaracağız. Bu muhalefetin kafası basmaz, anlamaz bunlar anlamaz” diye konuştu.

Korkmaz: Erdoğan müjde siyasetinde aradığını bulamıyor

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘ye konuşan İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz, Erdoğan’ın kararsız seçmeni toparlamak için ve partiye aidiyeti yeniden sağlamak için birkaç hamle yapmak istediğine dikkat çekti. Bunlardan birisinin kısa vadeli ekonomik hamleler olduğunu kaydeden Korkmaz, ikincisinin de seçmeni ideolojik olarak bir arada tutabileceği büyük vizyon belgeleri olduğunu dile getirdi.

Açıklanan belgenin yeterince heyecan yaratamadığını vurgulayan Korkmaz, “Erdoğan, uzun süredir hep müjde vereceğim diyerek belli periyotlarla beklentileri yükseltiyor. Ama o müjde dediği şey bir bakıyoruz bir şey yok diyoruz. Dolayısıyla Erdoğan artık bu müjde siyasetinde aradığını bulamamaya başladı” ifadesini kullandı.

Erdoğan’ın kucaklayıcı ve kapsayıcı bir dil kurması için bir proje ortaya koymasına gerek olmadığını, üslubunu değiştirerek ve elindeki yetkilerle birtakım adaleti sağlayacak yasal düzenlemeler yapabileceğini kaydeden Korkmaz, “Araştırmalarda görüyoruz. Seçmen de bunun farkında. Bu yüzden bu tür hamleler artık etki yaratmıyor” dedi.

“Sizi yine ileriye taşıyacak olan biziz vizyonu”

Erdoğan’ın muhalefeti düşmanlaştırarak tabanını koruyabildiğine de dikkat çeken Korkmaz, “O yüzden Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte böyle kapsayıcı bir siyaset güdeceğini düşünmüyorum. Daha da şiddetlenecektir. Ama bence hem içeride hem dışarıda bakın biz böyle bir vizyon ortaya koyduk gibi bir kamuflaja ihtiyacı var. Onu da bu şekilde sunmuş oldum diyor” ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın metin dışına çıktığında muhalefete sert eleştiri getirdiğini hatırlatan Korkmaz, “Yani gerçekçi değil” dedi.

“Erdoğan, konuşmasında toplumun belli kesimlerinin küçümsendiğini ve dışlandığını söylüyor ve kendisinin bunu temsil ettiğini ifade ediyor. Sizi yine ileriye taşıyacak olan biziz vizyonunu vermeye çalışıyor” diyen Korkmaz, bu tür bir yaklaşımın AK Parti’nin kemik kitlesini tutabileceğine işaret etti. Ancak Korkmaz, bu vizyon belgesinin AK Parti’nin kendi tabanını konsolide etmesine karşın büyük kitleleri etkilemeyeceğini de savundu.

Demiralp: AK Parti, yine vesayet diyor

Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi, Siyaset Bilimci Doç. Dr. Seda Demiralp de Erdoğan’ın konuşmasının büyük bir kısmının geçmişteki başarılara ayrıldığına dikkat çekerek, “Erdoğan, nostalji duygusunu canlandırmaya, harekete geçirmeye çalışıyor. Bir yandan da vesayet vurgusu yani eski çatışmaların fay hatlarının hareketlendirilmesi çabası var” dedi.

20 yıldır iktidarda olan ve tüm erkleri kontrol altına almış bir siyasi oluşumun vesayete karşı kendini tanımlamasının gerçekçi olmadığını savunan Demiralp, “20 yıl iktidarda kaldıktan sonra aynı söylemi kullanmak anlamsız oluyor. Bu durumda ya yeni söylemler, post-popülist bir vizyon gerek ya da AK Parti’nin yaptığı gibi söylemi yeni karşıtlıklarla güncellemek gerek. AK Parti de bunu yapıyor yine vesayet diyor, yine o eski söylemden medet umuyor fakat kimin vesayeti, bu kez küresel vesayet diyor, savaşı içeriden dışarıya taşıyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti tabanının temel beklentisinin ekonomideki iyileşme olduğunun altını çizen Demiralp, “Bugün ağır bir ekonomik kriz var ve seçmenin temel ihtiyacı ekonomik rahatlama.  Bu konuşma ekonomik krizden nasıl çıkılacağıyla ilgili pek bir şey söylemiyor. Dolayısıyla bu beklenti karşılanmıyor” diye konuştu.

Bunun yerine dış güçlere direnmek, küresel vesayetle savaşmak gibi söylemlerin dile getirildiğini kaydeden Demiralp, “O farklı konulardaki güç performansları da dolaylı olarak ekonomik krizin yarattığı güven kaybını telafi edebilir. Ve o ölçüde son aylarda AK Parti’den uzaklaşma eğilimindeki kararsız seçmenin en azından bir kısmı bu performansa olumlu karşılık verip geri dönebilir” ifadesini kullandı.

Tosun: Kendi sosyolojisini kontrol ettiğinin göstergesi

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun da Erdoğan’ın konuşmasında daha çok bugüne kadar yapılmış olan projelere yer verildiğini vurgularken, geleceğe yönelik ise yalnızca anayasa çağrısının dikkat çektiğini söyledi. Erdoğan’ın yeni anayasa için muhalefete çağrıda bulunduğunu ancak bir yandan da yine muhalefeti dışlamaya yönelik bir dil kullandığını kaydeden Tosun, “En azından böyle bir vizyon belgesinde bu söylem kullanılmamalıydı” dedi.

Vizyon belgesinde kapsamlı bir mutabakat temelinin eksik kaldığını kaydeden Tosun, “Erdoğan, seçime yedi ay kala en azından gündeme hakim olma çabasında. Ancak, konuşmasındaki dile bakıldığı zaman sonuç itibariyle konuşmanın çıktısı, daha ziyade kendi seçmenini konsolide etmeyle sınırlı kalıyor” dedi.

AK Parti’nin vizyon belgesinden geniş toplumsal kesimleri kapsayıcı şekilde bir çıktı görülemediğini kaydeden Tosun, ancak AK Parti’nin kendi seçmeninde bir heyecan yaratabileceği görüşünde. Tosun, “Ekonomik krize rağmen böyle bir kalabalık salon içinde böyle bir coşku kendi sosyolojini bir şekilde kontrol ettiğinin göstergesi. Ancak, bu sosyoloji dışına kayanlarda ilgi uyandırmak için yeterli olmayacağı kanaatindeyim” diye konuştu.

Paylaşın

CHP Ve HDP’den ‘Cemevleri Düzenlemesi’ne Şerh

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cemevleri düzenlemesini de içeren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülecek olan torba kanun teklifine şerh düştü.

AK Parti’nin Meclis’e getirdiği, ‘Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, TBMM Plan ve Bütçe Komisyon’unda kabul edildi.

Meclis Genel Kurulu’nda önümüzdeki günlerde görüşülmeye başlanacak olan kanun teklifine göre, Cemevlerinin elektrik ve su giderleri kamu bütçesinden karşılanacak. Teklifte yer alan bir diğer düzenleme ile de Cemevlerinin il ve ilçelerde mülki idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla yapılabilmesi öngörülüyor. Komisyonda kabul edilen düzenlemeler arasında 14 Ekim’de Bartın Amasra’da meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına yönelik destek paketi de yer aldı.

Genel Kurul’da görüşülecek kanun teklifine CHP ve HDP şerh düştü. CHP, düzenlemenin “yaklaşan seçimler dolayısıyla bir grup seçmeni memnun etmeye yönelik” olduğuna ve “yanlış ekonomik politikalar sonucu ortaya çıkan dengesizlikleri ortadan kaldırmaya dönük palyatif tedbirler içerdiğine” dikkat çekti. HDP ise, söz konusu düzenlemenin Aleviliği, ‘kültür- sanat’ kurumu üzerinden yeniden tanımladığına vurgu yaparak, “Yasa cemevlerine el koyma, kayyım atama yasasıdır” ifadelerine yer verdi.

‘Cemevleri düzenlemesi torba yasadan çıkarılmalı’

Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin haberine göre, CHP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Bülent Kuşoğlu, Abdüllatif Şener, Kamil Okyay Sındır, Emine Gülizar Emecan, Cavit Arı ve Süleyman Girgin tarafından hazırlanan muhalefet şerhinde Cemevlerine yönelik hazırlanan düzenlemenin yasa teklifinden çıkarılması gerektiği belirtildi.

Teklife göre cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesinden karşılanması öngörülüyor. Söz konusu düzenleme ile cemevlerinin ‘ibadethane’ sayılmadığına dikkat çekilen şerhte, bu durum iktidarın Alevi inancına yönelik ‘inkarcı’ tutumu olarak değerlendirildi.

Cemevlerini ibadethane olarak tanımlamamak için başvurulan yöntemin sorunlu bulunduğu ifade edilen şerhte, “Kanun teklifi; Alevi inancını ‘Alevi-Bektaşi kültürü’, cemevlerini ‘kültürel tesis’ olarak nitelemekte, açık bir şekilde Alevi inancının din ve vicdan hürriyeti bağlamında korunmasını engellemeye yönelik bir tavır benimsemektedir. Dolaylı olarak inançlarının özünü reddetmeleri beklenen Alevi inancına sahip yurttaşlara büyük bir saygısızlık oluşturmaktadır” denildi.

‘Teklif Alevi yok sayma tavrının devamı’

Torba kanunda yer alan teklif maddelerinin Anayasadaki ‘eşitlik’ ve ‘laiklik’ ilkelerine aykırılık teşkil ettiği kaydedilen CHP şerhinde, “Teklif Alevi inancını yok sayma tavrının devamlılığında yer almaktadır” denilerek şöyle devam edildi.

“Yapılması gereken; kanun teklifindeki cemevlerine ilişkin maddelerin genel muadilleri olarak mevzuatta yer alan hükümlerdeki “mabet”, “ibadethane” gibi kavramların cemevlerine uygulandığını kabul etmektir.”

‘Cemevleri düzenlemesinin torba kanunda gündeme getirilmesi yanlış’

Alevi inancına sahip vatandaşların uzun zamandır beklentisi olan ve toplumun bu kesimini çok yakından ilgilendiren düzenlemenin torba yasa teklifinde gündeme getirilmesinin yanlış olduğu kaydedilen şerhte şu ifadelere yer verildi:

“Cemevine ibadethane statüsü tanınmayan bu maddelerin torba yasa teklifinden çıkartılmasını, konunun taraflar başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi partilerden de oluşan ilgili uzman kişilerle beraber yeniden ele alınacağı, yeniden tartışılacağı, yeniden çözüm üretileceği bir çerçeveye getirilmesi gerekmektedir.”

HDP: Meclis’e getirilen yasa teklifleri kaçırılmak istenen teklifler

HDP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Garo Paylan, Rıdvan Turan ve Dirayet Dilan Taşdemir de komisyondan geçen teklife ilişkin muhalefet şerhi düştü.

Meclis’e getirilen yasa tekliflerinin ‘kamuoyundan saklanan, ilgili topluluklarla ortaklaşılmayan, kaçırılarak çıkarılmak istenen kanun teklifleri’ olduğuna vurgu yapan HDP’li Milletvekilleri, “AKP’nin yasa çalışmalarındaki otoriter tavrı, parlamentoya ve faaliyetlerine karşı saygısızlığının en temel göstergelerinden biridir” dedi.

Teklifte yer alan cemevlerine ilişkin düzenlemeyi, “Alevi toplumunun taleplerini suistimal eden darbe ve kayyım yasası” olarak değerlendiren HDP, şerhinde Alevilere dönük inkar, asimilasyon politikasının geçmişten bu güne devam ettiğini kaydetti.

 ‘Anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor’

Alevilerin cemevlerine ‘’ibadethanemiz’’ demesine rağmen, iktidarın Aleviliği “kültürel bir aktivite” olarak gördüğü belirtilen şerhte, Alevilerin yasal statü ve eşit yurttaşlık hakkı istediklerine vurgu yapılarak şunlar ifade edildi:

“Alevi inancı ve inançsal değerleri devletin din kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yok sayılmaktadır. Alevi yurttaşlar kendilerine dayatılan sadaka siyasetine itiraz edip, anayasal statü talep ediyor. Alevi Toplumunun yüz yıllardır süren varlık mücadelesi Cumhuriyetle birlikte eşit yurttaşlık mücadelesine dönüşmüştür. Alevi Sorununun çözümü için artık anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor. Kalıcı ve demokratik çözüm budur. Aleviler sadaka değil statü istiyor. Cemevlerine farklı tanımlar aramak yerine Cemevinin ibadethane olduğu kabul edilmeli. Bu gerçek anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.”

‘Sermaye Grupları Ödüllendirildi’

Teklifteki düzenlemeye göre, katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi (İFM) Bölgesinde faaliyette bulunan kurumların, yurt dışından elde ettiği kazançları Türkiye’ye getirmesi durumunda kazancın yüzde 50’si kurum kazancından indirilecek.

HDP şerhinde bu durum, sermaye gruplarının ödüllendirilmesi olarak değerlendirilirken, hemen her torba teklifte sermayeye çıkar sağlayan bir maddeye yer verildiğine dikkat çekildi. Şerhte, AKP-MHP ittifakı, yüzde 99’un değil yüzde 1’in çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha kanıtlamaktadır” denildi.

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Programı; Eskiyi Konuşarak Yeniyi Vadediyor

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilan ettiği “Türkiye Yüzyılı” programına ilişkin “yeni bir şey” yok değerlendirmesinde bulundu.

İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ikinci yüzyıla dair yeni program ve hedeflerin yer aldığı “Türkiye Yüzyılı” programını Ankara’da ilan etti. Yeni anayasa adımından “Gelin” çağrısına kadar birçok başlığın yer aldığı programın seçmende nasıl karşılık bulacağı da merak konusu oldu.

Kamuoyunun nabzını yakından tutan araştırma şirketi temsilcilerinin bir kısmına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken “yeni hiçbir şey” söylemedi ve eskiyi konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının yeni seçmenleri ikna etmeyeceği görüşünün aksini savunan araştırmacılara göre ise AK Parti ilk kez seçim kampanyasını bu kadar erken başlattı ve psikolojik üstünlük AK Parti’ye döndü.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın haberine göre, Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü’ye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı programda “yeni bir şey” yok. İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi ve şunları kaydetti:

“Bir tür kocaman bir propaganda aygıtının en güçlü şekilde devreye sokulduğu ama açıkça en güçlü hamlenin bile sönük kaldığı bir durum var burada. Çok etkili olmadığını düşünüyorum. Bir süredir muhalefette çalkantılar, muhalif seçmeni moral bozukluğuna itecek şeyler oluyor. Bir söylem üstünlüğü son bir ayda Erdoğan’a geçmiş gibi görünüyor. Bu program, ‘Söylem üstünlüğünü’, ‘Seçimi ben yeniden kazanırım psikolojik üstünlüğüne’ taşıma hamlesi olarak tasarlanmıştı. Ancak öyle bir etki bende bırakmadı. Bugün Erdoğan’a oy verme niyetinde olanlar haricinde yeni bir tek seçmenin bu konuşmayı dinleyip, fikrini değiştirmesi olasılığı gözükmüyor.”

‘Vaat olarak yeni bir şey yok’

Aksoy Araştırma Kurucusu ve Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV Başkanı Ertan Aksoy’a göre AK Parti eskiyi konuşarak yeniyi vadediyor. Güncel sorunlara dair programda hiçbir şeyin olmadığını, ülkelerin tarihlerinde yüzüncü yılların büyük semboller olduğunu belirten Aksoy, “Yüzüncü yıla giderken ülkeyi getirmiş oldukları bu derin yoksullaşma haline dair herhangi bir çözüm politikası olmadığı gibi aksini iddia eden bir tutum da söz konusu. Yeni yüzyılı anlamaya, gerekliliklerini inşa etmeye dair bir iz yok” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ programına “seçim beyannamesi” denmesinin de fazla iddialı bir durum olduğunu ifade eden Aksoy, “Vaat olarak yeni bir şey yok. Mevcut durumun bir kısmının inkârı, bir de Kanal İstanbul gibi inat konularında ısrar var. Beklenti yaratıp, beklentiyi karşılayamayan bir çıkış. Dolayısıyla iddia edildiği kadar anlamlı bir toplantı değil. AK Parti’nin herhangi bir grup toplantısında söylediğinin dışında bir şey bu konuşmada yok” dedi ve şöyle devam etti:

“AKP büyük oranda siyaset üretemeyen bir yapıya dönüşmüş durumda. Son dönem baktığımda iki belirleyici durum görüyorum. Birincisi siyaset üretememe hali, ikincisi ise MHP’nin çizdiği sınırlar. Cumhuriyete dair vurgunun bir nedeni MHP ile birlikte siyaset yapma zorunluluğu.”

“AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor”

Optimar Araştırma Başkanı Hilmi Daşdemir’e göre ise ‘Türkiye Yüzyılı’ programı öncelikle “gelecek vizyonu” vermeye çalıştı ve “tekrar toplumu kucaklamayı” vadetti. AK Parti’nin özetle “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” dediğini belirten Daşdemir, “2023 seçim kampanyasının ana gündem maddesi yeni bir anayasa olacak. Yeni anayasa bir taraftan hak ve özgürlüklerini savunacak. Hak ve özgürlükler derken terör ya da birlik ve beraberliğe yönelik tehditlere karşı da direnci olan bir şey olacak. Diğer taraftan da ailenin korunmasıyla ilgili sürecin de oluşacağını görüyoruz. Bu vurgu da programda önemliydi” ifadelerini kullandı.

Programda kaydedilen “Yarın Değil Hemen Şimdi” sloganını hatırlatan Daşdemir, programın seçim startı olarak okunmaması gerektiğini, AK Parti açısından seçim startının çok daha önce verildiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye seçime giderken iki taraf da bir vizyon ortaya koyuyor. Ancak AK Parti’nin vizyonu olarak baktığınızda geçmişte yaptıkları var. AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor diyebiliriz. Çünkü daha önceki süreçlerde Erdoğan defalarca seçimlere girdi ama hiçbir seçim kampanyası bu kadar erken başlamamıştı. Bu da seçim kampanyasının hazırlığı kapsamında bir toplantıydı. Sayın Erdoğan, bu toplantının heyecan ve dinamizmini kendi kitlelerine aktardı. Araştırmalarda da bir yükseliş trendi var. Bu trendin yüzde 3’ün üzerinde olduğunu görüyoruz. Kararsızlara giden seçmenin tekrar AK Parti’ye geldiğini gözlüyoruz. Muhalefetin dağınıklığı ve kendi içlerindeki farklılıkların öne çıkması, Erdoğan’ın gelecek vizyonunu ortaya koymasıyla ve dış politikadaki gelişmeler tekrar AK Parti’ye dinamizm ve heyecan getirdi. Bu, Erdoğan’ın söylemleri ve duruşundan da hissedildi. Bu heyecan dalgasının devam edeceğini tahmin ediyorum.”

“Üç dört aydır psikoloji AK Parti’ye döndü”

GENAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş’a göre ‘Türkiye Yüzyılı’ programında, “Türkiye’nin iç barışını tesis edip uluslararası ilişkilerde başarı” çerçevesi çizildi.

“Teröre bulaşmamış kim var ise ortak çalışalım” söyleminin kendisi açısından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki “en kıymetli unsur” olduğunu belirten Aktaş, “Türkiye’nin klasik iç tartışmaları var. AK Parti kendisini ondan uzak tutmak istiyor. 2013’te AK Parti’nin darbeler ve karşıt söylemlerle girmiş olduğu bir dar boğaz vardı. Onun yerine bir bakıma kendi klasik AK Parti söylemini, yani iş üreten, değer üreten, siyaset üreten bir çerçeveye geriye dönüş yaptığını düşünüyorum. Bu tarz bir AK Parti’nin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Gelin” çağrısının önemli olduğunu belirten Aktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi düşünceler farklı olabilir. Ama ‘Gelin bu ülkenin geleceğini birlikte inşa edelim’ dendi. Bu bir bütünlük çağrısıydı. Tarih boyunca gadre uğramış Kürtlerden, Alevilerden bahsetti. ‘Biz de bu gadre uğrayanların hakkını geri alan parti olduk’ gibi daha yumuşak, daha yapıcı, daha yüzü dışa dönük bir Türkiye tahayyülü çizdi. Bu tür adımla AK Parti, siyaset üretme kapasitesini de ortaya koymuş oldu. Bu açıdan da muhalefete göre bir ön almış oldu. Bundan sonra muhalefetin reflekslerini merak ediyorum. Siyaset bundan sonra farklılaşacak. AK Parti’nin alışık olduğu bir model değildi arkadan gitmek. Şimdi tekrar öne geçmek gibi bir çabası var. Üç dört aydır psikolojinin AK Parti’ye döndüğünü görüyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet Demokrasiyle Taçlanacak

‘Cumhuriyet Bayramı’na ilişkin bir yazı kaleme alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 99’uncu yıldönümünü kutluyoruz; bir yıl sonra sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlamayacağız. Bir yıl sonra demokrasiyle taçlandıracağımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlayacağız. Bundan hiç şüphe duymuyorum; bunu hep birlikte başaracağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, yazısının devamında, “Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, elbette çocuklarımızdan başlayarak, tüm vatandaşlarımızı kapsayacak şekilde, milletimize yaraşır bir demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olacağız.” dedi ve ekledi:

Tek bir çocuğumuzun, gencimizin, vatandaşımızın gelecek kaygısı taşımadığı, vatandaşlarının bağımsız ve tarafsız yargı önünde eşit, tüm özgürlük alanları bireysel ve toplumsal düzeyde güvence altına alınmış bir Türkiye yaratacağız. Kurucu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun ideallerinin samimi takipçisi değerli yol arkadaşlarının bizlerden beklentisi budur.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na ilişkin BirGün’e bir yazı kalem aldı. Kılıçdaroğlu’nun yazısı şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin 99’uncu yıldönümünü kutluyoruz; bir yıl sonra sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlamayacağız. Bir yıl sonra demokrasiyle taçlandıracağımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlayacağız. Bundan hiç şüphe duymuyorum; bunu hep birlikte başaracağız.

Peki, bunu nasıl başaracağız; yüzüncü yıla ilerlerken, bu cumhuriyetçi ve demokrat ilerleyişimizin ahlaki, vicdani ve felsefi altyapısını nasıl tamamlayacağız? Soru budur!

Yanıtı ise güzel Anadolu’muzun irfanında ve hamurunda fazlasıyla mevcuttur; “Hep birlikte başaracağız” diyenler, yanıtı beraber veriyor zaten…

Yani kimsenin ötekileştirilmediği, dışlanmadığı, evrensel hukuk ve etik içtihatlar çerçevesinde tüm yurttaşlarımızın fikir ve ifade özgürlüğüne, yaşam tarzlarına ve inançlarına saygılı bir samimiyet mutabakatı ile bunu başaracağız. Üstelik bu mutabakat, yüzüncü yılla birlikte, derinleşerek sürecek; ötekileştirme, dışlanma, farklı fikirlere, farklı yaşam tarzlarına ve inançlara tahammülsüzlüğü bu topraklardan ortak irade ve ortak vicdanla kalıcı olarak söküp atacak bir mutabakattır.

Ne mutlu bizlere! Ne mutlu bizlere ki, böyle bir mutabakatın altına imzalarımızı atıyoruz.

Kimileri hâlâ bu mutabakatın iyileştirici, kuşatıcı, kucaklayıcı halini görmüyor ve hatta görmek istemiyor olabilir. Ne önemi var? Biz, yürüyüşümüze, bizim bu samimi çağrımızı “görmeyen ve görmek istemeyenleri” de dışlamadan ve kırmadan devam edeceğiz.

Çünkü biz biliyoruz ki Kurtuluş Savaşı’mızın mimarı ve önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu olduğu cumhuriyetimiz; aynı zamanda yeni bir dil, yeni bir üslup inşa etme projesidir.

Bu yeni dil ve üslup, Atatürk’ün demokrasinin en iyi uygulamasının cumhuriyet olduğu inancından feyz alıyor; yoksul ve yoksun bırakılmış halkımızın iktidarını ve halkımızın mutlak egemenliğini önceliyordu.

Atatürk bu hedef doğrultusunda, “milli iradenin ve hâkimiyetin, milletin tümüne ait” olduğunu savunur; O’na göre demokratik yol ve yöntemlerle yürütme erkini elinde bulunduranların dahi üstündeki irade ve hâkimiyet hakkının sahibi, milletin bütünüdür.

Demokratik yol ve yöntemler dışında edinilmiş veya demokratik yol ve yöntemler dışındaki araçlarla tahkim edilmiş hiçbir iktidar biçiminin meşruiyeti yoktur.

Bu haliyle Atatürk’ün Cumhuriyet’i, imtiyazlı kişilerin, zümrelerin veya menfaat gruplarının değil, tam aksine milletin tümünün yararı doğrultusunda hak, hukuk ve adalet ilkeleriyle yönetilen bir Türkiye idealini tanımlar.

Dolayısıyla Ata’mızın bizzat kendi karakteri olarak betimlediği “özgürlük ve bağımsızlık”, Türkiye’mizin olduğu kadar, tüm milletimizin özgürlüğünü ve bağımsızlığını ifade eder.

Başa dönecek olursak, yolumuza yukarıda yanıtını verdiğim gibi Atatürk’ün idealleriyle uyumlu bir dille, bir üslupla ve bir kararlılıkla ilerliyoruz. Kimseyi ötekileştirmeyen, kimseyi dışlamayan, destekçimiz olsun olmasın, tüm yurttaşlarımızın, yani istisnasız herkesin mutluluğunu, huzurunu, refahını amaçlayan bir kararlılıkla; milletimizin iradesi ve milletimizin hâkimiyetini hedefleyen bir dille, bir üslupla Cumhuriyet’imizin 100’üncü yılına yaklaşıyoruz.

Bu bağlamda vurgulamalıyım ki bazen doğruyu ve doğru olduğuna inandıklarımızı kararlılıkla savunmanın da tek başına yeterli olamadığını görebiliyoruz. Çünkü doğruyu ve doğru olduğuna inandıklarımızı kimlere ulaştırabildiğimiz, nasıl ulaştırabildiğimiz de çok önemlidir; bu gerçeği de göz ardı etmiyoruz.

Zira kendi çevreniz dışındaki tek bir kişiye dahi ulaşmıyor, ulaşamıyor ve hatta ulaşmanın çabasını göstermiyorsanız; sahip olduğunuz doğrularınız anlamını kaybetmese de, sizi istediğiniz yere götüremeyebilir; bunu da tüm açıklığıyla biliyoruz.

Biz samimiyetle sarıldığımız doğruların tüm yurttaşlarımız tarafından, istisnasız herkes tarafından bilinmesini istiyoruz; bizim gibi düşünmeyenlerle de azami müştereklerde buluşabilmenin, bu güzel ülkeye verilebilecek en güzel hediye olduğunu düşünüyoruz.

Bizim ve birlikte yol yürüdüklerimizin eksiklikleri ya da hataları varsa bile birlikte bunlardan dönmek, hep birlikte eksikliklerimizi tamamlamak; güzeli, doğruyu ve iyiyi hep birlikte samimiyetle geliştirmek istiyoruz.

Elbette her güzel doğru, her doğru iyi, her iyi güzel olmayabilir. Önemli olan, başkalarının da doğrularına, başkalarının da güzellik ve iyilik algılarına saygı duyarak, tüm bunlardan ortak bir gelecek inşa edebilmektir.

Bunu söylerken elbette fikirlerimizden, değerlerimizden, ilkelerimizden, inançlarımızdan ödün vermekten; tavizlerden veya tavizkar olmaktan bahsetmiyorum. Bahsettiğim, demokrasinin, insan hak ve hürriyetlerinin, fikir ve ifade özgürlüğünün, din ve vicdan özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, doğa haklarının, hayvan haklarının, işçi haklarının, kadın ve çocuk haklarının vb. hak alanlarının evrensel, kabul görmüş içtihatları ışığında tüm yurttaşlarımız için ortak bir gelecek kurmaktır.

Farklı fikirlere sahip olabiliriz; olmalıyız da… Ancak hiç kimse kendi fikrini, farklı bir fikre sahip olanlar üzerinde tahakküm kurma aracına ve gerekçesine dönüştürememeli. Hiç kimse, kendi fikrinin değerler bütünlüğü üzerinden kendisi gibi düşünmeyenlere dönük üstenci bir dile, üstenci bir kibre kapılmamalı. Farklı fikirlere katılmama, onları beğenmeme, onları eleştirme, onlara karşı mücadele verme hakkı şüphesiz bakidir. Ancak faşizm, ırkçılık, terörizm gibi insanlık değerlerini hiçe sayan eğilimler dışındaki tüm sivil fikirlere karşı, demokrasinin evrensel içtihatları çerçevesinde toleranslı olunmalıdır.

Eğer bizler, hep birlikte kararlılıkla ve samimiyetle istersek, hep birlikte üretmek, hep birlikte kalkınmak ve hakça bölüşmek mümkün. Kendi yankı odalarımızdan çıkıp herkesle kucaklaşmak mümkün; geçmişte yaşanan tüm haksızlıkların hesabını Anayasa ve hukuk çerçevesinde, bağımsız ve tarafsız yargı yoluyla sormak mümkün.

Cumhuriyet’imizin yüzüncü yılına yaklaşırken, Anadolu’nun kadim bilgeliğinin ışığında bu topraklarda adalet, bereket ve hakkaniyet mümkün.

Bunu başarabiliriz ve bunu başaracağız! Bunu hep birlikte başaracağız, emekçi ve emektar 85 milyon vatandaşımız ve gelecek kuşaklar için başaracağız.

Bunu başaracağız çünkü geçtiğimiz yıllar içinde ülkemizde, ücretli vatandaşlarımızın milli gelirden aldığı pay hakkaniyete aykırı bir biçimde çok dramatik bir şekilde düştü. Sadece son iki yılda ücretli vatandaşlarımızın milli gelirden aldığı pay yüzde 38’inden yüzde 25’e kadar geriledi.

Ücretli emekçi ve emektar on milyonlarca vatandaşımızın aleyhine yaşanan bu değişim, bile isteye sürdürülen yoksullaştırma politikasının bir sonucudur. Cumhuriyetimizin milyonlarca emekçi vatandaşı, bizzat bile isteye bu siyasi iktidar tarafından yoksullaştırılmıştır; Tolstoy’un dediği gibi, “Emek ucuz, ekmek pahalı” bir Türkiye tablosu yaratılmıştır.

Özellikle Cumhuriyetimizin geleceği ve umudu olan gençlerimiz, ebeveynlerinkinden daha kötü bir işe ve daha düşük bir maaşa mahkûm edilmiştir. Pırıl pırıl gençlerimizin fikri özgürlüklerinin yanı sıra ekonomik umutları da, özgürlükleri de gasp edilmiştir.

Gençlerimizin bu girdaptan çıkartılması için dahi gerekli olan tek reçete, birlikteliğimizdir. Bizler hep birlikte, Cumhuriyetimizi yeniden kimsesizlerin kimsesi yapacak; tek bir insanımızı dahi kimsesiz bırakmayacağız. Tek bir çocuğun dahi yatağa aç girmeyeceği Türkiye, Tek bir ferdinin dahi yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi inşa etmek için tüm gücümüzle çalışacağız.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, elbette çocuklarımızdan başlayarak, tüm vatandaşlarımızı kapsayacak şekilde, milletimize yaraşır bir demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olacağız.

Tek bir çocuğumuzun, gencimizin, vatandaşımızın gelecek kaygısı taşımadığı, vatandaşlarının bağımsız ve tarafsız yargı önünde eşit, tüm özgürlük alanları bireysel ve toplumsal düzeyde güvence altına alınmış bir Türkiye yaratacağız.

Kurucu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun ideallerinin samimi takipçisi değerli yol arkadaşlarının bizlerden beklentisi budur.

29 Ekim 2023’te, Cumhuriyet’imizin yüzüncü yılında, sevincimiz ve seslerimiz memleketimizin keyifli türkülerinde ve şarkılarında buluşacak; buna inanıyorum; lütfen sizler de inanın! Çünkü Cumhuriyet’imiz, demokrasimiz ve bu güzel memleketimiz ancak emekle ve samimi inançla yükselir.

Atatürk’ün kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyet’imizin 99’uncu yaşı, hepimiz ve her birimiz için kutlu olsun!

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Vizyonu Ve Can Yakan Gerçekler

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşan seçimler öncesinde ‘Türkiye Yüzyılı’ temalı vizyon belgesini açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı vizyon belgesine karşılık uluslararası göstergeler, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu ortaya koydu.

Enflasyonda dünya birincisi konumunda bulunan Türkiye, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda.

İşsizlik sıralamasında dünya beşincisi olan Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katladı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu gözler önüne seren uluslararası verileri tek tek sırladı: İşte o veriler;

Enflasyonda zirvede

TÜİK verilerine göre son enflasyon oranı yüzde 83,45, Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise yüzde 186 olarak belirlendi. TÜİK’in makyajlı rakamları baz alınsa bile Türkiye, enflasyonda dünya birincisi konumunda. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) verilerine göre Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 83,45’ken ikinci sıradaki Arjantin’de ise yüzde 83 oranında.

Asgari ücrette dipte

EUROSTAT verilerine göre, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda. Türkiye’deki asgari ücret, yaklaşık yedi sene önce birçok Avrupa ülkesindeki asgari ücreti geride bırakıyordu.

Hukuka bağlılık yok

Dünya Adalet Projesi (WJP) 2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, hukuk devletine bağlılıkta 140 ülke arasında 116’ncı sırada yer aldı. Hukukun üstünlüğü ve hukuka bağlılık konusunda gerisinde kalınan ülkeler arasında Burkino Faso, Gana, Moğolistan ile Trinidad ve Tobago gibi ülkeler yer aldı.

İşsiz nüfusta ilk beşte

OECD tarafından yayımlanan son verilere göre Türkiye, yüksek işsizlikte de dünya sıralamasına girdi. AKP’nin “vizyonlu” istihdam projesi sonucunda, Türkiye işsizlik sıralamasında dünya beşincisi oldu. Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katlarken, Slovakya, Litvanya, Şili, İsrail, Macaristan gibi ülkelerden çok daha fazla işsize sahip.

Milli gelirde İran’ın gerisinde

Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında Türkiye, yine birçok ülkenin gerisinde kaldı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı. Türkiye’den daha yüksek kişi başı milli gelire sahip ülkeler arasında İran, Romanya, Bulgaristan, Çin, Yunanistan gibi ülkeler yer aldı.

40 yıl öncesine dönüş

Türkiye, dünya ekonomisindeki payı bakımından da büyük bir kayıp yaşıyor. Uluslararası verilere göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payı, askeri darbenin yapıldığı 1980 yılının bile gerisine düştü. Buna göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki sıralaması 23. Bu sıralama 2004 yılında 17’ydi.

Küresel refah endeksinde geride

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü’nün Küresel Refah Endeksi verilerine göre Türkiye, 167 ülke arasında 93’üncü sırada yer alabildi.

Polis devletinde ilk ikide

Ekonomik kalkınmayı bir kenara bırakarak güvenlikçi politikalara sarılan AKP, 100 bin kişi başına düşen polis memuru sayısında Türkiye’yi dünya ikinciliğine taşıdı. İlk sırada Karadağ yer alırken Türkiye’nin geride bıraktığı ülkeler arasında Yunanistan, Malta, Kosova, Letonya gibi ülkeler yer aldı.

Yolsuzluk endeksinde 42 sıra geriledi

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin verilerine göre Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer aldı. Kamu sektörü yolsuzluklarına göre hazırlanan sıralamada Türkiye, son 10 yılda 42 basamak birden geriledi. Türkiye ile aynı sıralamaya sahip ülkeler, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Sırbistan ve Lesoto oldu.

Basın özgürlüğünde de sonlarda

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada yer aldı. Türkiye sıralamada, Katar, Somali, Filipinler, Brezilya, Kenya gibi ülkelerin gerisinde kaldı.

Eğitime yeterli pay ayrılmıyor

Türkiye, ilköğretim düzeyinde eğitime ayırdığı bütçe ile OECD ortalamasının altında kaldı. Yetersiz bütçe nedeniyle OECD ortalamasının altında kalan 16 ülke arasında da Türkiye, Meksika ve Kolombiya ile birlikte son sırada yer aldı.

Paylaşın

Dokuz Gazeteci Tutuklandı: Özgür Basın Susturulamaz

25 Ekim’de Ankara merkezli operasyon ile gözaltına alınan 9 gazeteci, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Gazetecilerin yaptıkları haberler, sanal medya paylaşımları ve seyahatleri suçlama konusu yapıldı.

Mehmet Günhan ise yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Adliye önünde bekleyen gazetecilerin aileleri ve meslektaşları kararı, “Özgür basın susturulamaz” sloganları ve alkışlarla protesto etti.

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 25 Ekim’de gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer ile MA’nın Ankara Bürosu’nda bir süre stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan, 4 gün sonra getirildikleri Ankara Adliyesi’nde alınan savcılık ifadeleri tamamlandı.

Gazetecilerin yaptıkları haberler, sanal medya paylaşımları ve seyahatleri suçlama konusu yapıldı.

5 saatlik sürenün ardından karar veren savcılık; MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer’i tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. MA’da bir dönem stajyerlik yapan Mehmet Günhan ise adli kontrol şartıyla mahkemeye sevk edildi.

9 gazeteci tutuklandı

Mahkemeye çıkarılan MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Mehmet Günhan ise yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Adliye önünde bekleyen gazetecilerin aileleri ve meslektaşları kararı, “Özgür basın susturulamaz” sloganları ve alkışlarla protesto etti.

Diyarbakır, Van, Şanlıurfa, Manisa ve İstanbul’dan gözaltına alınan gazeteciler soruşturmanın yürütüldüğü Ankara’ya götürülmüştü. Gazeteciler hakkında, “Terör örgütü üyeliği”, “Silahlı terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddialarıyla soruşturma başlatılmıştı.

Dokuz ilde düzenlenen operasyonda gazetecilerin evleri ile birlikte Mezopotamya Ajansı’nın Ankara Bürosu’nda da arama yapılmış, arama sırasında gazetecilere ait mikrofonlar, not defterleri, kitap, kamera, fotoğraf makinası ve Özgür Gündem Gazetesi’nin 30 yıllık arşivine de el konulmuştu.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Ankara merkezli polis operasyonunda 11 gazetecinin gözaltına alınmasını kınayarak gözaltındaki gazetecilerle hapiste tutulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapmıştı. Son gözaltıların Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik ciddi ihlallerin bir parçası olduğu belirtilen açıklamada “Tüm meslektaşlarımızla dayanışma içindeyiz” ifadesine yer verilmişti.

Paylaşın

Yeni Yasa Hazırlığına TMMOB Ve TTB’den Sert Tepki

İktidarın Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) yönelik yeni yasa hazırlığı, meslek odalarının tepkisine neden oldu. TMMOB, “İktidar bilimsel raporlarımıza kulak versin” derken TTB, düzenlemenin hak taleplerine bir darbe olacağını savundu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kimyasal silah kullandığını savunarak bunun araştırılmasını isteyen TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanması sonrasında başlayan tartışmalar, meslek odalarının yasal statüsüne uzandı.

TTB’nin “Türk” ismine hakaret ettiğini savunan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TTB’nin”Türk” ifadesini kullanan bir çatının altında görev yapmasının kabul edilemeyeceğini söyledi. Bu nedenle yasal bir düzenleme hazırlığına başladıklarını kaydeden Bozdağ, çalışma kapsamına TMMOB’unda dahil edileceğini açıkladı.

TTB: Hak arama sürecini parçalamaya yönelik düzenleme

İktidarın meslek odalarının yasal durumunu tartışmaya açması ve yeni bir yasal düzenleme hazırlığına başlaması, meslek odalarının tepkisine neden oldu.

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün haberine göre, TTB Merkez Konseyi Üyesi Aydın Şirin, TTB’nin de TMMOB’un da demokrasinin vazgeçilmez kurumları olduğunu belirterek, seçimlerin de demokratik bir şekilde yapıldığını belirtti.

Pandemi sürecinde TTB olarak hem hekimlerin hem de diğer sağlık çalışanlarının özlük hakları ve ekonomik kazanımlarını gözettiklerini, bir yandan da halk sağlığını korumaya yönelik uyarılarda bulunduklarını hatırlatan Şirin, “Söylediklerimiz dönem dönem iktidarların sevmediği şeyler oluyor. Fakat biz toplumsal ve mesleki etik gereği bu çalışmaları yapmak durumundayız” dedi.

Barolarla ilgili yapılan düzenlemeyi hatırlatan Şirin, “Avukatlar arasında bir ikilik, meslek birliğinin bütünlüğünü bozan bir yaklaşım geliştirildi. Dolayısıyla bu hazırlanacak yasanın da meslek üyelerinin hak ve hukuk arama süreçlerini parçalamaya yönelik olacağını düşünüyoruz. Bu düzenleme hak taleplerine bir darbe olacaktır” dedi. Şirin, TBMM’ye sunulacak yasal düzenlemeyi gördükten sonra gerekli hukuki girişimleri de başlatacaklarını kaydetti.

TMMOB: Raporlarımızın içeriğine kulak versinler

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz da TMMOB’un Anayasa’nın 135’inci maddesine göre kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğuna ve özel bir kanunu bulunduğuna dikkat çekti.

Şehir plancılığı, mühendislik, mimarlık gibi hizmetlerde politikalar ürettiklerini ve yanlış uygulamalar konusunda kamuoyunu uyardıklarını vurgulayan Koramaz, bu görevlerin de hem yasalarla hem de Anayasa ile belirlendiğini söyledi.

TMMOB yöneticilerinin yargı gözetiminde seçimlerle iş başına geldiğini de hatırlatan Koramaz, “Meslek odaları merkezi bütçeden pay almazlar. Çünkü bu kuruluşların görevlerini hakkıyla yapması için tüm siyasi saiklerden bağımsız olması gerekir” ifadesini kullandı.

Bu özerk yapının iktidarı rahatsız ettiğini öne süren Koramaz, 2002 yılından beri çeşitli yasal düzenleme hazırlıkları ile bu tür girişimlerin olduğunu ve şimdi de TTB ile bu konunun gündeme geldiğini söyledi. Madenlerden, ormanlara kadar yanlış gördükleri tüm uygulamalara karşı davalar açtıklarını ve kamuoyunu uyardıklarını kaydeden Koramaz, Amasra’da 41 madencinin yaşamını yitirdiği maden patlamasını hatırlattı.

Bugüne kadar çok defa kömür madenciliğinde yaşanan sıkıntıların altını çizdiklerini belirten Koramaz, “Bizim iktidardan beklentimiz, bizim yasalarımızla uğraşmasınlar. Bilimsel ve teknik olarak hazırladığımız raporların içeriğine kulak versinler” diye konuştu.

Alan: Anayasadaki bazı ilkeler göz ardı ediliyor

Danıştay eski Başkanı Nuri Alan ise, öncelikle hazırlanacak taslağın görülmesi gerektiğini ancak, söz konusu kuruluşların özerk kurumlar olması nedeniyle yeni düzenlemede anayasaya aykırı bir madde olmaması gerektiğini belirtti.

İktidarın bugüne kadar yaptığı düzenlemelerde anayasadaki bazı ilkeleri göz ardı ettiğini savunan Alan, “Artık, idari konuda, yürütme konusunda tek yetkili olan cumhurbaşkanının sözleri düzenleme yerine geçiyor” ifadesini kullandı.

Birçok uygulamanın anayasaya aykırı bir şekilde hayata geçirildiğini de iddia eden Alan, son olarak “dezenformasyon” yasası olarak bilinen Basın Kanunu hakkında değişiklik içeren kanuni düzenlemeyi örnek gösterdi.

Paylaşın

Bir Konser Engeli De İlkay Akkaya’ya

Nilüfer Kaymakamlığı, özgün müziğin güçlü seslerinden İlkay Akkaya’nın 31 Ekim’de Bursa Akademik Odalar Birliği sahnesinde vermeyi planladığı konserine ‘kamu düzeni ve güvenliği’ gerekçesiyle izin vermediği duyuruldu.

Sanatçının konseri için bilet alanlara bugün konserin iptal olduğuna dair mesajlar geldi.

Organizasyon şirketi Ned Yapım, sosyal medya hesabından konserin iptalini şu şekilde duyurdu: “31 Ekim 2022 tarihinde ve BAOB’da gerçekleştirmeyi planladığımız İlkay Akkaya konserimize Nilüfer Kaymakamlığı tarafından izin verilmemiştir. Bilet iadelerimiz bugün itibari ile satın alınan platformlar tarafından yapılmaya başlanacaktır. Üzgünüz.”

İlkay Akkaya da sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak, Nilüfer Kaymakamlığı’nın konseri ‘kamu düzeni ve güvenliği’ni gerekçe göstererek yasakladığını belirtti.

İlkay Akkaya kimdir?

İlkay Akkaya, Manavgatlı memur bir baba ve Muğlalı bir annenin dört çocuğundan birisi olarak, 26 Mayıs 1964’te dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nu bitirdi. Profesyonel müzik çalışmalarına Grup Yorum’a katılarak başladı.

Bir süre İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarına devam etti. Ayrıca özel şan dersleri aldı. Grup Yorum’la birlikte Berivan-Haziranda Ölmek Zor ve Türkülerle albümlerinde çalıştı. 1989’da Tuncay Akdoğan’la birlikte Grup Yorum’dan ayrıldı.

10 Ocak 1990’da Tuncay Akdoğan ve İsmail İlknur’la birlikte Grup Kızılırmak’ı kurdu. Grup Kızılırmak’la birlikte şu ana kadar on üç albüm çıkardı. Türkiye içi ve dışında konserlere çıktı. Çeşitli gazete ve dergilerde haftalık yazıları yayınlandı.

Grup Kızılırmak’la çalışmalarını sürdürürken bir yandan da solo çalışmalar yaptı. 1990-1992 yılları arasında Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından sahnelenen Pir Sultan Abdal oyununun müziklerini yapan Grup Kızılırmak’ın bu oyuna diğer katkısı, Tuncay Akdoğan’ın (anlatıcı-ozan) ve İlkay Akkaya’nın (Pir Sultan Abdal’ın eşi Ballıhan) oyuncu olarak da sahnede yer almasıydı.

Grup Kızılırmak’la birlikte başka birçok oyun müziği yapan Akkaya, 2003’te Zafer Diper’in sahnelediği Talan adlı oyunda da rol aldı. Mayıs 2005’te Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı adlı şiiri oyunlaştırılmış şekilde sahnelendi. Bu oyunun müziklerini de Grup Kızılırmak yaptı. Oyun Küba’da da sahnelendi; ayrıca İlkay Akkaya ve Kızılırmak Küba Kültür Bakanlığı davetlisi olarak Havana şehrinde konser verdi.

Aralık 2005’te piyasaya sürülen solo albümü olan Yalnız ile bir müddet albüm çalışmalarına ara verdi. Bu süreçte Grup Kızılırmak içindeki anlaşmazlıklar sebebiyle İsmail İlknur’un ayrılmasıyla grup dağılmıştır. 2010 yılında Gelmedin Diye albümüyle dönüş yaptı. 2013 yılında Umut albümü çıktı. 2015 yılında Hayat albümünü piyasaya sürdü.

Siyasi yelpazede sol seçenekte duran Akkaya, 2008 yılında Yeşiller Partisi’nin kurucular kurulunda ve parti meclisinde yer aldı.

Eserleri:

  • Kül
  • Unutma
  • Hücre
  • Yine
  • Yalnız
  • Umut
  • Kurtuluş Yok Tek Başına
  • Ey Vicdan
  • Bir Gökyüzü Çiz
  • Hayat
  • Gelmedin Diye
  • Sizlerle 25 Yıl
  • Gelme
  • Köleler Ve Kilitler
Paylaşın

Finlandiya Ve İsveç Liderlerinden Türkiye’ye ‘NATO’ Mesajı

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, gerçekleştirdikleri ortak basın toplantısında, NATO askeri ittifakına eş zamanlı olarak katılmaya kararlı olduklarını söylediler.

Sanna Marin, NATO’ya katılım süreci ile ilgili konuştu ve Türkiye’nin endişelerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen günlerde Prag’da görüştüğünü kaydetti. Marin, “Kendisi Finlandiya söz konusu olduğunda çok fazla soru olmadığını, ancak İsveç söz konusu olduğunda bazı sorular olduğunu ifade etti” dedi.

Sanna Marin, “NATO başvurularımız artık NATO üyesi ülkelerin tamamında onaylanmıştır. Hala onaylamayan iki ülke var, Macaristan ve Türkiye ve tabii ki Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya el ele katılması bizim için çok önemli, zira bu süreci bugüne kadar getirdik” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mayıs ayında NATO’ya katılma başvurusunda bulunmuş, ancak bu iki ülkeyi PKK ve diğer terör gruplarının militanlarını barındırmakla suçlayan Türkiye’nin itirazlarıyla karşılaşmışlardı.

Geçen hafta göreve başlayan İsveç Başbakanı Kristersson da ülkesinin Finlandiya tarafından sürecin gerisinde bırakılmasından endişe duymadığını ve yakın gelecekte Ankara’da Erdoğan ile görüşeceğini söyledi.

Kristersson, “Her ülkenin bu konuda kendi kararını vermesi gerektiğine saygı duyuyoruz. Ama tabii ki İsveç ve Finlandiya mümkün olduğunca çabuk onaylanmasını istiyor. Bu çok açık. İşte bu nedenle geçen gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir telefon görüşmesi yaptım ve Ankara’ya gitmeye ve daveti kabul etmeye hazır olduğumu söyledim. Bu davet üzerinde resmi olarak mutabık kalınır kalınmaz ve kesinleşir kesinleşmez, size bu seyahatle ilgili bilgi vermek üzere geri döneceğim” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin karar alma sürecinin İsveç ve Finlandiya için çok büyük önem taşıdığını ve işlerin bu şekilde yürümesine saygı duyduklarını kaydeden Ulf Kristerrson, “Ancak biz de üzerimize düşeni yapmak zorundayız ve yapıyoruz. Üçlü mutabakata göre sahip olduğumuz çok açık yükümlülükler dışında başka bir taviz verilmiyor. Bu da yeterince adil. Dolayısıyla İsveç’in yapması gerekenleri yerine getirmek için çok sıkı çalışıyoruz ve elbette bu yılın başlarında Madrid’de yapılan üçlü anlaşmadan bu yana neler başardığımızı, neler yaptığımızı çok detaylı bir şekilde rapor edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Kristersson, “Türkiye’nin İsveç’in anlaşma çerçevesinde taahhüt ettiklerini yerine getirdiğine dair teyit alması tamamen meşrudur” dedi.

NATO Genel Sekreteri Türkiye yolcusu

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleriyle ilgili diplomasi trafiği hızlanırken NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in 4 Kasım tarihinde Türkiye’yi ziyaret edeceği bildirildi. İsmi verilmeyen bir Türk yetkili, AFP haber ajansına yaptığı açıklamada Stoltenberg’in 4 Kasım’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geleceğini belirtti.

Stoltenberg Çarşamba günü yaptığı açıklamada İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile “her düzlemde” yakın temas halinde olmasını memnuniyetle karşıladığını vurgulamış, kendisinin de kısa süre içinde İstanbul’da Erdoğan ile görüşmeyi planladığını söylemişti.

Erdoğan’a randevu talebinde bulunan İsveç’in yeni Başbakanı Kristersson’un da Türkiye’ye giderek Cumhurbaşkanı ile görüşmesi bekleniyor. AFP’ye konuşan Türk yetkili, Kristersson’un ziyareti için 8 Kasım tarihinin gündemde olduğunu belirtti. Kristersson’un ofisi ise AFP’nin konuyla ilgili sorusuna “Tarihi teyit edemiyoruz. Bu konuda çalışmalarımız sürüyor” yanıtını verdi.

Erdoğan bu hafta Kristersson ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş, görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, “Erdoğan’ın Kristersson’u Ankara’da misafir etmekten memnuniyet duyacağını ve İsveç hükümetiyle ikili ilişkileri her alanda ileriye taşımaya hazır olduklarını” söylediği bildirilmişti.

Türkiye’nin talepleri, İsveç’in attığı adımlar

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından uzun yıllardır uyguladıkları askeri tarafsızlık ilkesini terk eden İsveç ve Finlandiya, NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. Türkiye, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO zirvesi çerçevesinde imzalanan mutabakatla başvuru önündeki vetosunu geri çekmişti.

Ancak iki ülkenin üyelikleri için gerekli meclis onayı TBMM’den hala çıkmadı. Türkiye’nin mutabakattaki koşulları arasında “terör örgütlerine desteğin sonlandırılması, Türkiye’ye yönelik silah ihracat kısıtlamalarının kaldırılması ve iade taleplerinin karşılanması” öne çıkıyor.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği askeri operasyonlar nedeniyle İsveç’in 2019’da yürürlüğe koyduğu silah ihracat kısıtlamaları 30 Eylül’de kaldırılmıştı. İsveç, Ağustos ayında da dolandırıcılık suçundan hakkında Türkiye’de hapis cezası bulunan bir kişi için iade izni vermiş, ancak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’ye adi suçluları iade ederek sözlerini yerine getirdiklerine inandıracaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar… İade kararı verdiği kişi terör suçlarıyla ilgili değil” açıklaması yapmıştı.

Paylaşın

“Altılı Masa Cumhurbaşkanı Adayını Anketle Belirleyecek” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayını, tüm ülkeye yayılan bir anketin sonunda belirleyeceği ve bu anketin yılın ilk günlerinde yapılacağı ileri sürdü.

Diken’den Altan Sancar’ın kulis haberine göre; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzun süredir tartışılan cumhurbaşkanlığı adaylığına dair CHP içinden gelen açık destek yerini “İzle ve gör” yaklaşımına bırakıyor. Uzun süre “Adayımız Kılıçdaroğlu” diyen CHP’li bazı isimler dahi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adaylık ihtimalini reddetmiyor. Öte yandan ‘altılı masa’nın adayı belirlemek için anket düzenlemeye hazırlandığı belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun gezileriyle birlikte açıklamaları cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağı tartışmalarını beraberinde getirmişti. Vaatleri ve sosyal medyada yayınladığını videolarda kullandığı ‘ben’ dili de bu beklentileri büyütmüştü. CHP içindense gerek açık kimlikle gerekse kulis haberlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına işaret ediliyordu.

CHP’nin de olduğu ‘altılı masa’nın önemli aktörü İYİ Parti’nin lideri Meral Akşener ve partinin kurmaylarıysa Kılıçdaroğlu’na ‘saygı duyduklarını, ancak adayın kazanacak bir isim olması’ yönünde görüşlerini açıklamıştı. DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden de benzer açıklamalar gelmişti. Partiler İBB Başkanı İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığını reddetmemişti.

Tüm şehirlerde anket

Haberdeki bilgilere göre, ‘altılı masa’ ilerleyen aylarda cumhurbaşkanı adaylarını belirlemek üzere Türkiye’nin tüm şehirlerini ve toplumsal gruplarını kapsayacak bir ankete hazırlanıyor.

Parti kulislerinden edinilen bilgilere göre farklı şirketler üzerinden yürütülecek çalışmalarda yer alacak isimlere ve tarihlerine liderler karar verecek. Anket sonuçlarının liderlere ulaşması ve koalisyon mutabakatının sağlanmasının ardından da adayın belirlenmesi için son adımlar atılacak. Masanın anket çalışmalarına 2023’te başlaması bekleniyor.

Haberde, CHP içinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destekleyen bazı isimlerin İmamoğlu’nun adaylığını net şekilde reddetmediği vurgulandı ve “Geçtiğimiz aylarda Kılıçdaroğlu’nun adaylığının ‘kesinleştiğini’ söyleyen bir başka CHP’li isim de adaylık tartışmalarına ‘temkinli yaklaşmayı’ tercih ediyor. İmamoğlu’yla birlikte Yavaş’ın da adaylık şansını ‘yüksek’ gördüğünü söyleyerek ‘kazanacak aday’ tartışmasının partileri içinde de karşılık bulduğunu belirtiyor” ifadesi yer aldı.

Paylaşın