Kılıçdaroğlu’ndan ‘SPK’ Çıkışı: Görevden Almalar Yetmez

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkan Vekili ile bir kurul üyesinin görevden alınmasıyla ilgili açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, görevden almaların borsa manipülasyonu ile ilişkili olduğunu işaret etti ve bunun yeterli olmayacağını söyledi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkan Vekili Mutalip Ünal ile SPK Üyesi Ali Akay görevden alınması ilgili sosyal medya hesabında bir paylaşım yaptı.

Görevden almaların borsa manipülasyonu ile ilişkili olduğunu işaret eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, paylaşımlarında şu ifadeleri kullandı:

“SPK’da görevden almalar yetmez. Tespit komisyonu bu süreçte borsada milletten ne çalındığını derhal belirlemeli, manipülatif operasyonlarla haksız zenginleşenlerin mal varlıklarına el konulmalı ve küçük yatırımcının zararı tazmin edilmelidir. Bunun altında hiçbir şeyi kabul etmem!”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, eylül ayında Sermaye Piyasası Kurulu’nu (SPK) uyararak şu ifadeleri kullanmıştı:

“Türkiye tarihinin en büyük borsa manipülasyonlarına şahit oluyoruz. Küçük yatırımcıyı göz göre göre soyuyorlar. Piyasada küçük yatırımcılardan toplamda 5-5,5 milyar dolar çaldılar. SPK yetkilisi Bloomberg’e ‘sistemik risk’ yok diyor. Yalan söylüyorlar, sistematik risk var. Uyarmıştım, izliyorum demiştim.

Tek tek not alıyorum derken blöf yapmıyordum. Soyguncuları uyarıyorum. Fitil fitil burunlarından getireceğim. Milletin parası onların boğazına dizilecek! Buradan SPK’ya son kez sesleniyorum. Aklınızı başınıza toplayın ve görevinizi yapın. Manipülatör grupları hemen temizleyin. Tekrar ediyorum, son kez…”

Borsa’da manipülasyon soruşturması kapsamında daha önce beş kişi tutuklanmıştı. Bugün Resmi Gazete’de yer alan kararla Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Vekili Mutalip Ünal ve Sermaye Piyasası Kurulu Üyesi Ali Akay görevden alındı. Yerlerine Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Vekili olarak Enver Usca, Sermaye Piyasası Kurulu Üyesi olarak da Bülent Murat Haholu getirildi.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Türkiye Yüzyılı’ Programına Tepki: Riyakarlığın Daniskası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Ekim’de düzenlenen ‘Türkiye Yüzyılı’ programındaki söylemlerini eleştiren GP Lideri Davutoğlu, “20 yıl iktidar olduktan sonra yeni bir parti gibi deklarasyon yapılmaz. Cuma günü yapılan açıklamalar, beni hiç heyecanlandırmadı riyakarlığın daniskası” dedi.

Davutoğlu, programa davet edilmemesine ilişkin ise, “Perinçek ve Destici’nin olduğu yerde benim bulunmam zaten doğru olmazdı” dedi. “Yüzüme nasıl bakacaklardı?” ifadesini kullanan Davutoğlu, “Bu milletin 2 defa başbakan seçtiği birini çağırmamak ne demek? Türkiye nereye gidiyor?” diye sordu.

Davutoğlu, Vatan Partisi’ne katılan iş insanı Ethem Sancak’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine, ‘Che Guevara nasıl nasıl bir adam?’ diye soru sorduğunu ve bu soruya verdiği “Tek fark o namaz kılmıyordu, siz kılıyorsunuz” yanıtını eleştirdi.

Davutoğlu, “Che Guavera; yiğit bir devrimci, ezilenlerin, sömürülenlerin sembolü olarak saygıyla selamlıyorum. 20 yıl önceki Erdoğan’ı Che Guavera ile benzetebilirsiniz. Keçiören halkını selamlayarak geçerdi. O zaman hepimizde devrimci bir ruh vardı” diye konuştu.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, FOX TV’de İlker Karagöz ile Çalar Saat programında açıklamalarda bulundu.

Davutoğlu’nun açıklamalarından önemli başlıklar şöyle:

”(Türkiye Yüzyılı programına davet edilmemesine tepki) Perinçek ve Destici’nin olduğu yerde benim bulunmam zaten doğru olmazdı, yüzüme nasıl bakacaklardı? Bu milletin 2 defa başbakan seçtiği birini çağırmamak ne demek? Türkiye nereye gidiyor? 20 yıl iktidar olduktan sonra yeni bir parti gibi deklarasyon yapılmaz. 2016’da dünyada milli gelirde 16’ncıydık şu an 21. sıradayız.

(Bakan Muş’un ”Son yılları saymazsak, AK Parti döneminde enflasyon ortalaması yüzde 8-9 civarındadır” açıklamalarına tepki) Üretici enflasyonu yüzde 5,5’dan yüzde 153’e çıktı. Doğru haklı son dönemleri saymamak lazım. Bakan Muş’un sözleri itiraf niteliğindedir. Söylediği sözler gerçekten komedi. Türkiye’nin son yılları ne zaman? Erdoğan yok mu son dönemlerinde? Bu dönemin hesabını kim verecek? Enflasyon canavarı teker teker her kesimi yutuyor.

“Erdoğan’ın dünyasında vaatler bitmiyor”

Yönetenlerin dünyasında kriz yok çünkü bürokratların çoğu 4-5 maaş alıyor. Bütün siyasi atamalara bakın üst düzey bürokratın oğlu bakan yardımcısı yapılıyor. Richard Folk ile bir sohbetimiz oldu. Fakirleşmeyle sokaktaki hareketliliği konuştuk. KKM ile bir kesime para aktarılması sağlanıyor. Bunlar dünyadan, halktan koptular. İnsanlar açlıktan kıvranıyor ama Erdoğan’ın dünyasında vaatler bitmiyor.

“Gençlik bankası kuracağız”

50 yılda değil, bir kaç yılda gençleri umutla buluşturacağız. Türkiye’nin hiçbir yerinde genç çiftçi göremiyoruz, hibe ile teşvik lazım. Gençlik Bankası kuracağız, banka dijital olacak bursları, kredileri oradan alacaklar. İşsizlik Fonu da dahil tek ölçümüz olacak istihdamı artıracağız.

Bunların istihdam modeli yanlış, Türk lirası belli bir seviyeye getirilmeli. Bunlar para basarak yalancı cennet oluşturuyorlar. Darphanede parayı basıyorlar piyasaya enjekte ediyorlar böylece enflasyonun artışına sebep oluyorlar ama bunu göremiyorlar.

“Yeşil dolara aşıklar”

Şimdi golf sahasına villa yapmaya hazırlanıyorlar. Bunlar yeşil dolarlara aşık ama yeşil alanlara düşmanlar.

“Rusya’ya ne taviz verdiniz?

Hangi tavizler verildi de Rusya’dan borç erteleme talep ediliyor? Akkuyu’yu Ruslara vermek istisnasında ne taviz verdiğiniz Rusya’ya? Rusyalara 7 milyar dolar civarında vergi istinası verildi.

“Yola çıktığınız yüzük nerede?”

Erdoğan’a soracağım tek şey var; yola çıktığınız yüzük nerede? Bir lider, bir başbakan, bir bakan önce milletinin hakkını korumalı.

Che Guavera, yiğit bir devrimci ezilenlerin sömürülenlerin sembolü olarak saygıyla selamlıyorum. 20 yıl önceki Erdoğan’ı Che Guavera ile benzetebilirsiniz. Keçi Ören halkını selamlayarak geçerdi. O zaman hepimizde devrimci bir ruh vardı. Benim aldığım tek maaş vardı. Bir gün Tayyip Erdoğan’ın akrabalarına kaynak aktaracağına ihtimal vermezdim.

Cuma günü yapılan açıklamalar, beni hiç heyecanlandırmadı riyakarlığın daniskası.

“‘Türkiye Yüzyılı’ diye bir hayal satıyorlar”

Kimin nasrına bastıysam toplanıp karşıma geldi. Benim yönetimimde Nureddin Nebati’nin bakan olacağını düşünür müsünüz? Ekonomi 101’den geçirmem ben. Yiğit Bulut gibi birini ekonomi yönetimine getirilebileceğini düşünür müsünüz? İlk defa bu kadar niteliksiz ve yolsuzluklara bulanmış bir siyasi elit var. Şimdi ‘Türkiye Yüzyılı’ diye bir hayal satıyorlar.

“Mahir Ünal’ın eksikliği”

Mahir Ünal’a kesinlikle katılmıyorum. Sayın Bahçeli ve Erdoğan arasında önemli bir mesele olarak görüyorum. Akşener ve Kılıçdaroğlu’ndan daha ağırını Bahçeli söylemiştir. Mahir Ünal’ın eksikliğidir daha vahimi Bahçeli’nin bu metinde olmaması. Bu hükümet Bahçeli’nin vesayeti altında bir hükümettir. Sayın Erdoğan Bahçeli olmadan nefes alamaz hale geldi, yapma derse yapmaz.

Geçen sene Peker, Soylu’ya saldırdığında Erdoğan bir ay ses çıkarmadı. Daha önce Numan Kurtulmuş’a da ayar verdi Bahçeli. Beni kukla başbakan yaptıklarında 1 haftada istifa ettim. İstifa onurlu bir iştir, zamana bırakılmaz.”

Paylaşın

Kavala: Mantık Dışı Kurgu İnandırıcı Olsun Diye Hapiste Tutuluyorum

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve 1800 günden uzun süredir hapiste olan Osman Kavala, “Mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor” dedi ve ekledi:

“Gezi davası Gülenci emniyet ve yargı mensuplarınca hazırlanmış olan darbe girişiminden sonra da iktidar çevrelerince benimsenen, protestoların dış güçlerce organize edilmiş bir kalkışma olduğu kurgusu ekseninde hazırlandı, bu anlatıya hukuki destek sağlamak için sahneye kondu”

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala, Halk TV Program Koordinatörü İpek Özbey, halktv.com.tr yazarı Fikret Bila ve gazeteci Barış Pehlivan’ın sorularını yanıtladı.

Kavala’nın sorulara verdiği yanıtta tutuklanma sürecine dair şunları söyledi: ”Gezi davası Gülenci emniyet ve yargı mensuplarınca hazırlanmış olan darbe girişiminden sonra da iktidar çevrelerince benimsenen, protestoların dış güçlerce organize edilmiş bir kalkışma olduğu kurgusu ekseninde hazırlandı, bu anlatıya hukuki destek sağlamak için sahneye kondu. Bu mantık dışı iddiaya dayanak olabilecek hiçbir delil, somut bilgi olmadığından Soros’un ismi kullanılarak bir kurgu oluşturuldu.

İsmi kullanılarak diyorum, zira yargı sürecinin hiçbir aşamasında Soros şüpheliler listesine eklenmedi, tanık olarak dahi ifade vermesi talep edilmedi. Açık Toplum Vakfı ile ilişkili olduğum, protestolarla katıldığım, AVM projesine açıkça karşı çıktığım için, muhtemelen iktidarı rahatsız eden başka faaliyetlerimin de göz önüne alınması sonucu, Soros’la protestocular arasındaki ilişki benim üzerimden kuruldu. Gezi parkına giderken yanımda poğaça götürmüş olmam, protestolara maddi kaynak sağlamış olduğumun somut delili olarak iddianamede yer aldı. Sanırım bu mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor.

‘Bunlar planlı yapılan hukuku dolanma eylemleri’

Cumhurbaşkanı birkaç defa cezaevinde olmamı suçluluğumun kanıtı olarak ifade etti. Malum, dış güçlerin hükümete karşı faaliyetler sürdürdüğüne dair siyasi propaganda sadece Gezi’yi itibarsızlaştırmak için değil, ekonomide kötüleşmeyi açıklamak, muhalefeti yerli ve milli olamamakla suçlamak için de kullanılıyor. Sanırım aynı zamanda ‘Biz faaliyetlerini sakıncalı bulduğumuz kişileri cezaevinde tutarız, AİHM kararları ve dışarıdan müdahaleler bunu engelleyemez‘ şeklinde bir mesaj da veriliyor.

Şunu hatırlatayım: AİHM’in 18’inci maddenin ihlal edildiğini içeren 2019 yılındaki kararından ve ilk Gezi duruşmasından beraat ettikten sonra yaşananlar, AİHM’in herhangi bir suça işaret etmediğini tespit ettiği sözde deliller kullanılarak önce casusluktan tutuklanmam, sonra da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi, 18’inci maddenin ihlali olarak değerlendirilmiş olan ilk tutuklanmamdan daha vahim hukuksuzluklar. Bunlar planlı yapılan hukuku dolanma eylemleri.”

‘İlk yapacağım annemi görmek olacak, sonra da Gezi Parkı’nda ağaçları seyrederim’

Kavala, cezaevinden çıktığında ‘ilk ne yapacağı’ sorusunaysa şu yanıtı verdi: ”Cezaevinde uzun süre kalınca kapalı bir yerde yaşamaya alışıyorsun. Çıktıktan sonra evimde, eşimle, dışarı çıkmadan birkaç yıl yaşayabilirim gibi hissediyorum! Ama, tabii, dostlarımı, çalışma arkadaşlarımı da çok özledim. İlk yapacağım, o zaman hala hayatta olacağını ümit ediyorum, annemi görmek olacak. Gezi Parkı onun evine çok yakın. Sonra oraya gidip ağaçları seyrederim herhalde.”

Paylaşın

106’sı AK Partili 130 Milletvekili TBMM’de Hiç Konuşmamış

Meclis kayıtlarına göre aktif görevli 570 vekilden 130’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu.

Türkiye 2023’deki seçimlere hazırlanırken Meclis’te bulunan 130 milletvekili 2022’de genel kurulda hiç konuşmadı. AK Parti’de bu sayı 106’yı bulurken parti genel başkanları hariç tutulduğunda vekillerin yüzde yüzde 22’si konuşmamış oldu.

Meclis’te bugün itibariyle 580 milletvekili var: AK Parti’nin 286, CHP’nin 134, HDP’nin 56, MHP’nin 48, İYİ Parti’nin 37, TİP’in 4, Demokrat Parti ve Memleket Partisi’nin 2, BBP, DEVA, DBP, Saadet Partisi, Yenilik Partisi ve Zafer Partisi’ninse 1. Bunun yanında beş tane de bağımsız vekil bulunuyor.

Temsil edilen 14 siyasi partinin 10’nun genel başkanı da milletvekili olarak görevli. Bu 10 vekil de çıkarıldığında Meclis’te aktif görevli vekil sayısı 570.

Diken’den Altan Sancar’ın Meclis kayıtlarından aktardığına göre aktif görevli 570 vekilden 131’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Yani yıl biterken yaklaşık yüzde 22’sinin sesi hiç duyulmadı.

Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu. CHP’nin yedi, HDP’nin beş, MHP’nin yedi, İYİ Parti’nin üç ve Demokrat Parti’nin bir milletvekili hiç konuşmadı. Ayrıca bağımsız iki vekil de konuşmayanlar arasında.

Öte yandan bazı milletvekilleri 2018’deki yemin töreninin ardından bir daha söz almadı.

Paylaşın

“Türkiye İdlib’den Çekiliyor” İddiası

Suriye’nin İdlib bölgesinde Türkiye’nin desteklediği gruplar ile radikal Hayat Tahrir el Şam (HTŞ) arasında çatışmaların şiddetlenmesinin ardından, TSK’ya bağlı birliklerin sınıra doğru çekilmeye başladığı iddia edildi.

İngiltere merkezli ve Suriye’deki iç savaşa ilişkin bilgi paylaşmasıyla tanınmış olan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) tarafından yapılan açıklamada, son üç günde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı iki grubun İdlib kentinden Türkiye sınırına yakın bölgelere çekildiği ifade edildi.

SOHR’nin açıklamasında, 26 Ekim’de ilk olarak TSK’ya bağlı 10 tank, 15 otobüsle ve zırhlı araçların İdlib’in güneyinden ayrıldığı bilgisi aktarıldı. Ardından 28 Ekim’de ise TSK’nın 7 tank, 10 zırhlı araç ve 15 otobüsten oluşan konvoyunun İdlib bölgesinden Türkiye sınırına yakın bölgelere çekildiği belirtildi.

Öte yandan Suriye’de kalıcı çözüm için toplantılar yapılırken ülke içerisinde çatışmalar yer yer devam ediyor. Türkiye’nin Beşar Esad rejimi ile arasındaki diyalog söylentileri ise bazı muhalifler tarafından TSK’ya yönelik tepkiye neden olduğu öne sürülüyor. Bu durumun aynı zamanda Türkiye’yle yakın ilişkideki muhalif gruplar ile HTŞ’ye bağlı güçler arasında çatışmaya neden olduğu ileri sürülüyor.

“Türkiye’nin çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu Esad Rejimi dolduracaktır’’

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin, ‘Türkiye askerlerini İdlib’den çekiyor’ açıklamasıyla ilgili VOA Türkçe’den Orhan Erkılıça’a konuşan Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Öğretim Üyesi Doçent Doktor Ali Fuat Gökçe, “Eğer Türkiye HTŞ’ye müdahale ederse hem bu silahlı grubu karşısına almış olacak hem de çatışmalardan dolayı meydana gelen insani göçün kendi ülkesine girme ihtimali söz konusu olacak. Çünkü Türkiye askerlerini kendi sınırına doğru çekiyorsa bölgede bir güç boşluğu olacaktır ve bu boşluğu da Suriye Rejimi dolduracaktır’’ dedi.

Bölgede yer alan ülkelerin birbirlerini dengelediklerini ifade eden Doç. Dr. Gökçe, Rusya’nın Türkiye tarafından talep edilen PKK unsurlarının 30 kilometre güneye indirilmesini kabul etmediği için Türkiye’nin de İdlib bölgesinde HTŞ’ye karşı bir müdahalede bulunmadığını vurguladı.

“İdlib’e müdahale yeni bir insani göç dalgasına neden olabilir’’

Gökçe, “Suriye rejimi ve Rusya HTŞ unsurlarının İdlib’in kontrolünü bırakarak bu bölgeden çıkmasını istiyor. Türkiye ise Tel Rıfat ve Münbiç bölgesindeki PKK terör örgütü mensuplarının 30 kilometre güneye indirilmesini istiyor. HTŞ’nin bölgede yaklaşık 15 bin civarında silahlı gücü var ve Türkiye’de oradaki stabil durumunu korumak istiyor. Aslında her iki ülke de bölgede birbirini dengeliyor diyebiliriz. Türkiye’nin İdlib’deki askerlerini kendi sınırlarına doğru çekmesiyle ilgili iddialar akıllara Türkiye, Rusya ve Suriye Rejimi ile bir görüşmenin olduğunu getiriyor. Böyle bir görüşmenin sonucunda da Türkiye eğer İdlib’e yönelik olası bir müdahale olacaksa bunu Rusya ya da Suriye rejiminin yapması gerektiğini belirtmiş olabilir. Çünkü Türkiye askerlerini kendi sınırına doğru çekiyorsa bölgede bir güç boşluğu olacaktır ve bu boşluğu da Suriye rejimi dolduracaktır. Rejimin o bölgeye girmesi demek çatışmaların artması demek ve bu durum da yeni bir göç dalgasının meydana gelmesi demektir” dedi.

İdlib’de neler oluyor?

İdlib’de bir süredir Türkiye’nin destek verdiği gruplarla Hayat Tahrir el Şam arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Çatışmalarda aralarında sivillerle çocukların da bulunduğu onlarca kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Hayat Tahrir el Şam Afrin’de kontrolü ele geçirmiş durumda. Gözlemevi’ne göre örgüt ayrıca Halep çevresinde Türkiye’nin desteklediği bir gruptan bazı köyleri de aldı.

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Erdoğan’ın Devlet Kurumlarındaki Portelerini Biz İndireceğiz

Partisinin Uşak İl bürosunun açılışına katılan TİP Lideri Erkan Baş, burada yaptığı konuşmada, “Hep birlikte bu memleketi aydınlık günlere götüreceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarken şöyle bir şey söylemiştim, bunu Uşak’ta da aynı şeyi söylüyorum Tayyip Erdoğan’ın bütün devlet kurumlarındaki portelerini biz indireceğiz” dedi.

Erkan Baş, konuşmasında, “İktidarın ülkeyi getirdiği noktada insanlar başlarını sokacak bir ev bile bulamayacak haldeler. Tam da bunun için hepimize ait olan mücadele etmek isteyen, ülkenin bu gidişatına dur demek isteyen bu ülkenin bir yurttaşı olarak geleceğime para babalarının, zenginlerin, bilindik siyasetçilerin yön vermesine tahammül edemiyorum artık” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, partisinin Uşak İl bürosunun açılışına katıldı.

Bianet’ten Özlem Kara‘nın aktardığına göre, Erkan Baş, burada yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

“Türkiye İşçi Partisi nedir, nasıl bir partidir? Diye sorsak ilk verilecek yanıt Türkiye İşçi Partisi sokakların partisidir, halkın, emekçinin partisidir.

O yüzden Uşak’a gelmişken parti binamızın içinde kendi arkadaşlarımızla sohbet edelim istemedik. Şansımız da yaver gitti bu mevsimde güneşli bir havada sizlerle birlikte sokaklarda Uşak’ın Türkiye İşçi Partisi açılışını önce bir Uşak meydanında, bütün Uşaklılara müjdelemek istedik.

Şunu söyleyerek başlayacağım, bizim için parti binaları açmak sadece bir binaya sahip olmak anlamına gelmiyor. Bunun Türkiye’de başlı başına bir dert olduğunu biliyoruz.

İktidarın ülkeyi getirdiği noktada insanlar başlarını sokacak bir ev bile bulamayacak haldeler. Tam da bunun için hepimize ait olan mücadele etmek isteyen, ülkenin bu gidişatına dur demek isteyen bu ülkenin bir yurttaşı olarak geleceğime para babalarının, zenginlerin, bilindik siyasetçilerin yön vermesine tahammül edemiyorum artık.

Bu ülkede ne olacaksa ben yapınca olacak biz yapınca olacak  diyen herkesin başını sokabileceği, herksin yan yana gelebileceği hep birlikte ülkemizi bu karanlıkta kurtarma mücadelesine dahil olacağı bir mücadele nebzesini tüm Uşaklı alın teriyle, emeği ile yaşayan tüm yurttaşlarımıza ait bir partinin il binasının açılışına geldik.

Bu başlı başına önemli arkadaşlar. Burada bir sürü parti var. Bir sürü partinin koca koca binası var. İddia ediyorum ki onların paraları var onların arakalarında destekler var ama hiçbirisinin bu memleketinin geleceğine dair kendisi için hiçbir şey istemden, sadece ve sadece alın terini verecek insanları yok.

Yeni bir dönem yeni bir tarihsel kırılma noktası ve bunun güzel tesadüfü olarak Uşak’tayız. Belki buradan Uşaklılara değil ama Uşak’a dışarıdan bakan, Türkiye’nin dört bir tarafından sesimizin ulaştığı yurttaşlara sesleniyorum.

Emin olun ve şöyle düşünüyorlar ‘Ya bu Türkiye İşçi Partisi Uşak’ta da örgütlenmiş. Onlar için ve pek çok insan için Uşak’ta örgüt olsa ne olur olmasa ne olur diye baktıkları bir yer.

Ama biz Uşak’ın bu memleketin geleceğinde, önemli bir yer olacağını bugün burada göstermeye geldik. Ve bunu gerçekleştiren arkadaşlarıma, buradaki Uşaklı emekçilere, Uşak’ın dörtte Türkiye İşçi Partisi’ni var eden emekçilere hepinizin huzurunda çok teşekkür ederim.

Türkiye’nin dört bir yanında çoban ateşi gibi halkın içerisinde değişen ve kurutuluşu müjdeleyen ateşlerinden bir tanesini Uşak’ta yakmış olmanın, bu mutluluğa ortak olmanın mutluluğunu sevincini mutluluğunu taşıyoruz.

Hep birlikte bu memleketi aydınlık günlere götüreceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarken şöyle bir şey söylemiştim, bunu Uşak’ta da aynı şeyi söylüyorum Tayyip Erdoğan’ın bütün devlet kurumlarındaki portelerini biz indireceğiz.”

Paylaşın

Saadet Partisi’nde Temel Karamollaoğlu Güven Tazeledi: Üçüncü Dönem

“Kararlıyız, Milletin İktidarında Saadet Var” sloganıyla Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Saadet Partisi’nin 8. Olağan Büyük Kongresi’nde mevcut başkan Temel Karamollaoğlu, geçerli oyların tamamını alarak güven tazeledi.

Haber Merkezi / Mevcut genel başkan Temel Karamollaoğlu’nun tek aday olduğu kongrede bin 200 kayıtlı delege partiyi 2023 seçimlerine taşıyacak olan yeni parti yönetimi belirlendi.

Temel Karamollaoğlu,, Mehmet Akif’in “Zulmü Alkışlayamam” dizeleriyle salonu selamladı. Ardından, Adnan Yücel’in “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” şiirinden dizeler okuyarak konuşmasına başlayan Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Zulme boyun eğmeyenler hoş geldiniz. Yalnız hakkı söyleyenler, hakikatin peşinden gidenler hoş geldiniz.

Ekonomi hayatımızı etkileyen derin bir yara haline gelmiştir. Devlet yönetiminde gömleğin ilk düğmesidir, adalet ve hukuk. Bir ülke düşünün yüzbinlerce insanı terör ile suçlansın. Adalet mekanizması yöneticiler tarafından kılıç gibi sallansın. KHK ile yüzbinler insan mağdur edildi. İnsanlar tweet atmaktan korkar hale geldi.

Türkiye’de milyonlarca işsizimiz var. Ülkemizin her yıl milyarlarcası faiz lobilerine aktarılıyor. İnsanlar asgari ücrete mahkum edildi. Çalışanlar yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Emeklilerimiz ise durumu daha vahim. Yoksulluk her geçen gün derinleşiyor. Bir test kitabı olmuş 100 lira, bir baba nasıl alsın bunu. İhaleler yolsuzluk yapılmak için kullanılıyor artık. Bu durum karşısında insanın yüreği yanıyor. Bu ülkede halk ne istedi de size vermedi.

Eğitim, sağlık denilince akıllarına sadece bina geliyor. Her yıl işsizlik sayısına on binler diplomalı gencimiz katılıyor. Mühendisler motokuryelik, öğretmenlik mezunlar ise kasiyerlik yapıyor. Sağlıkta en iyi yetişmiş insanları, küstürdüler. Sonra da bu insanlara, giderseniz, gidin’ diyorlar.

İslam dünyası sahipsiz, coğrafyamız kan gölüne dönmüştür. Irak’ta katledilen milyonlarca Müslümanın katili kim.

Erbakan Hocamızın davasından bir milim sapmadan izini takip etmek zordur!
Yalana, iftiraya ve hakaretlere maruz kaldık…
Parayla, makamla, şöhretle imtihan edilmek istendik!
Dünden bugüne bu yolda savrulup gidenler oldu…
Ancak işte bu salonda bir araya gelenler tavizsiz ve kararlı duruşlarından asla vazgeçmediler!

Yeni bir başlangıcın şafağındayız. Tarihi bir dönemecin eşiğindeyiz.
Cumhuriyetimizin “Yeni Yüzyılı”nı inşa etmek için, artık geçmişin travmalarından hep birlikte kurtulmamız gerekiyor.

Bizler, ülkemizin her bir ferdinin ortak problemlerine çözüm üretmek adına;
Ortak sorumluluklarımızı kuşanarak bir yola çıktık, bir masa etrafında bir araya geldik.

Bu masada; Sadece 6 genel başkan yok! 85 milyon insanımız hep birlikte bu masada oturmaktadır.

Bu masa, kaybedilecek seçimin ardından yaşanacak bir 5 yılın daha ülkemize ve insanımıza neye mâl olacağını gayet iyi bilenlerin kurduğu bir masadır.

Bilinsin ki, bu devir kapanmıştır artık! 85 milyonun kazanacağı bir dönemi başlatıyoruz…

Kurduğumuz bu masanın ayakları; -Tunceli’nin, Kocaeli’nin Sivas’ın, Konya’nın Afyonkarahisar’ın ve Ankara’nın bereketli topraklarına sapasağlam basmaktadır.

Bu masanın çapı; -Edirne’den Hakkari’ye, Muğla’dan Artvin ve Ardahan’a, İzmir’den Van’a, Sinop’tan Hatay’a; 81 ilimizi kapsayacak kadar geniştir.

Ve Allah’ın izniyle bu masa;

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanını belirleyecek, parlamento aritmetiğinde de çoğunluğu elde ederek, ülkemizin problemlerine hızlı ve kalıcı çözümler üretecektir.

Biz, bu sürecin öncü ve güçlü aktörlerinden birisi olan Saadet Partisi olarak, yine tarihi bir sorumluluk üstlendik.

‘Unutmayın, sonsuz iktidar yoktur’

Kardeşlerim, işte bugün “Bismillah” diyerek, önümüzdeki seçimlerin startını veriyoruz. Bu seçimde milletimizle el ele, yürek yüreğe verecek, Bu bozuk düzeni; bu rüşvetçi soygun düzenini değiştireceğiz! Saadet Partisi her zaman, her seçime hazırdır! İşte bugünden itibaren bütün teşkilatlarımız, seçim çalışmaları için araziye inecek, sokak sokak il ve ilçelerimizi adımlayacaktır. Her zaman söylediğimiz gibi çalmadığımız kapı, tutmadığımız el, dokunmadığımız yürek kalmayacak. Bir çıkış kapısı arayan milyonlar için umudun adresi biz olacağız. İktidara geldiğimizde ise; Bosna’nın merhum lideri Aliya İzzetbegoviç’in şu sözlerini aklımızdan hiç çıkarmayacağız:

Merhum Begoviç şöyle diyor; “İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin! Kibirli olmayın, kendinizi beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın… Güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun! Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir! Ve bugün buradan tüm vatandaşlarımıza İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleriyle seslenmek istiyorum: Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak. Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan. Hüsrâna rıza gösterme… Çalış… Azmi bırakma; Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma! Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş! ‘ Sahipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. Karşımızda karanlık bir tablo var, evet. Fakat bu tabloyu değiştirecek kararlığımız var bizim. Umutsuzluğa kapılan milyonlarca insanımızın umudunu yeniden yeşertecek heyecanımız var!

Çünkü insan insanının ümidi, Saadet Partisi de Türkiye’nin umududur…

Sözlerimi merhum Liderimiz Necmettin Erbakan Hocamız’dan bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum: “Ey yürekleri dağlar kadar büyük ve azimleri kayalar kadar sağlam Millî Görüşçüler, Saadet Partililer! Ne olursa olsun, gelecekten asla ümit kesilmeyecektir. Tarihe bakın, inancınıza sarılın. Zulüm ebedî olmaz. Kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır.”

Evet! Aziz Milli Görüşçüler, değerli Saadet Partililer;1969’da giydiği Milli Görüş gömleğini bir daha hiç çıkarmayanlar, 90’lı yıllarda iktidar olmanın şehvetine ve sarhoşluğuna kapılıp da bu gömleği hiçbir zaman kirletmeyenler, O günleri yaşamamış fakat o günlerin özlemini çekenler, Ve 2000’li yıllardan bugüne, iktidarın nimetlerine aldanmayıp, iktidarın baskılarına boyun eğmeyip, bu gömleğin ütüsünü hiç bozmadan, kırıştırmadan üzerinde taşıyan genç kardeşlerim; Şimdi buyurun, sizleri yeryüzünün bütün mazlumları için ayağa kalkmaya davet ediyorum: Milletin ve tarihin huzurunda şimdi sizlere soruyorum:

Hazır mısınız? Bizi biz yapan, ahlaki ve manevi değerlerimizi ihya etmeye hazır mısınız? Kötülüğü hüsrana uğratmaya hazır mısınız?

Zulmü, adaletle bertaraf etmeye hazır mısınız? Umutsuzluğu, umutla yok etmeye hazır mısınız? Yandaşlığı, liyakat ile değiştirmeye hazır mısınız? Yeni bir geleceği inşa etmeye hazır mısınız? Milletin İktidarında, her toplum kesimine hizmet götürmeye hazır mısınız? Yani özetle, Barış ve kardeşlik yurdu bir Türkiye’yi inşa etmeye hazır mısınız? Maşallah.

Bir kez daha görüldü ve anlaşıldı ki; Hazırsınız. Kararlı ve Hazırız.. “Önce Ahlak ve Maneviyat” düsturuyla; “Yaşanabilir bir Türkiye”, Yeniden büyük Türkiye”, “Yeni ve Adil bir Dünya” için yapacağımız tüm çalışmalarımızı Cenâb- Allah bereketli kılsın. İnanıyoruz ki; “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!” Allah yâr ve yardımcımız olsun.”

SAADET’in 8’ini Olağan Kongresi’ne AK Parti adına MYKY Üyesi Mustafa Şen ve Sinop Milletvekili Nazım Maviş, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, PM Üyesi Ali Özkan ve Ankara İl Eş Başkanı Perihan Pakize Sinemillioğlu katıldı.

SAADET’in kongresine katılan diğer siyasi partilerin temsilcileri Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi, DEVA, BBP, Demokrat Parti, Hüda-Par, Zafer Partisi ve Memleket Partisi’nden olurken Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin temsilcileri kongreye katılmadı. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç da kongreye katılan isimler arasında yer aldı.

Paylaşın

HDP, ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Belirleme Çalışmalarına Hız Verdi

Emekçi Hareket Partisi (EHP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına ilişkin isimler konuşulurken HDP’nin  adayı belirleme ve seçim stratejisi için komisyon kurduğu iddia edildi.

AK Parti ve MHP’nin ana omurgasını oluşturduğu Cumhur İttifakı, adayını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olarak açıklarken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa ise henüz adayını duyurmadı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek‘in haberine göre; Emek ve Özgürlük İttifakı adı altında üçüncü ittifakın kuruluşunu ilan eden HDP’de, cumhurbaşkanı adayı belirleme ve seçim stratejisi için komisyon kuruldu.

Edinilen bilgiye göre, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın yanı sıra eski Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy ve eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen’in adı tartışılırken tabanda, kadın aday gösterilmesi talebi de öne çıktı. Kadın aday adayları arasında Eş Genel Başkan Pervin Buldan öne çıkıyor.

Bu konuda önce diğer muhalefet partileri ile görüşüleceği, ortak aday üzerinde anlaşmaya varılamaması halinde ittifak komisyonunun üzerinde uzlaşıya vardığı ismin aday olarak gösterilmesi kararlaştırıldı.

Kapatma davası

Bir yandan seçimler için pozisyon belirleme çalışmalarını sürdüren HDP, diğer yandan kapatma davasına karşı çalışmalarını sürdürüyor. Dosyaya sunulan yeni deliller için ek savunma süresi talep eden parti yönetimine AYM tarafından 26 Kasım’a kadar süre verildi.

Parti yönetimi ayrıca olası kapatma kararına karşı B planını da hazırlıyor. Bu kapsamda, 41 ilde örgütlenme çalışmasını tamamlayan ve kongresini toplayan Yeşil Sol Parti’nin alternatif parti olmasına artık kesin gözüyle bakılıyor.

Yeşil Sol Parti, son kongresinde genel başkanlık düzeyini ifade eden eş sözcülük makamına eski HDP İstanbul İl Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ile eski HDP PM Üyesi İbrahim Akın seçildi. Aynı kongrede partinin logosu da HDP logosuna benzetilerek yenilendi.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan, Aday Olmamdan Çok Korkuyor

“Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi telaffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu, korkuyor mu?” sorusuna CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘evet, çok korkuyor’ şeklinde yanıt verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TELE1’den Yılmaz Polat’a konuştu.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi telaffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu, korkuyor mu?” sorusuna Kılıçdaroğlu, şöyle yanıt verdi:

“Korkmasa televizyonda karşıma çıkar tartışırız. Birçok kez kendisini televizyonda hem de kendi istediği bir televizyonda medeni bir şekilde tartışmaya davet ettim ama sürekli kaçıyor. Bir kez daha söylüyorum. Gel kamuoyu önünde tartışalım.”

Kılıçdaroğlu, ayrıca, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının seçileceğinden kuşkusu olmadığını söyledi.

Yılmaz Polat’ın Kılıçdaroğlu’nun adaylık ve Altılı Masa ile ilgili yaptığı açıklamalar yazısının bölümü şöyle:

“‘Kamuoyunda 6’lı masadan aday olarak sizin isminizin çıkacağına ilişkin kanaatler çok yaygın. Yani en güçlü aday olarak gösteriliyorsunuz’ şeklinde bir cümle kullanarak tepkisini almak istedim ancak CHP lideri yorum yapmadı, sessiz kalmayı tercih etti.

Kılıçdaroğlu, ‘Erdoğan Yönetimini, icraatları ve Erdoğan’ı yakından izliyor.

Bürokraside ‘olup- bitenlerden ’haberdar olduğunu ve ayrıntılı yoğun bir çalışma yaptıklarını belirtiyor. ‘Liyakat’ öncelikleri arasında.

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümü hazırlıklarına şimdiden başladıklarını bildirdi, Kasım sonu yada Aralık ayı başı gibi çok önemli açıklamalar yapacaklarını açıkladı.

Kılıçdaroğlu’na göre Erdoğan Cumhuriyetin yüzüncü yıldönümünde seçimi kaybedip iktidardan gitmiş olacak.

Bu arada ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi teleffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu? korkuyor mu’ diye sordum.

‘Evet, çok korkuyor’ dedi.

‘Korkmasa televizyonda karşıma çıkar tartışırız. Birçok kez kendisini televizyonda hem de kendi istediği bir televizyonda medeni bir şekilde tartışmaya davet ettim ama sürekli kaçıyor. Bir kez daha söylüyorum. Gel kamuoyu önünde tartışalım ’ diye ekledi.

Anlaşılan CHP lideri, sandığa gidinceye kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı televizyon tartışmasına davet etmeye devam edecek.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ‘İngiliz şarkıcı Yusuf İslam’ın Saray’da özel verdiği konserden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam’ın hediye ettiği gitarı çalmasıyla ilgili görüşlerini de sordum.

‘Sanat ve sanatçı karşıtı , konser yasaklatan bir kişinin eline gitar alması ya da çalmasını sanatla kültürle ilgili herkesin, sanatçıların takdirine bırakıyorum’ dedi, Erdoğan’ın yasakçı sanat-kültür politikasına dikkat çekti.

Kılıçdaroğlu bu arada kısa süreli yurt dışı ziyaretleri yapıyor. Bu hafta İngiltere’ye gidecek. Dış politika konularını ayrıntılı konuşamadık. Dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri yakından izlediğini söyledi.

Washington, Brüksel ve Londra gibi önemli başkentlere bir mesajınız olacak mı’ diye sordum, ‘mesajının tüm başkentlere olduğunu’ söyledi, şu mesajı verdi:

‘Erdoğan ve Yönetimi demokratik yollardan gidiyor. Seçimi kaybediyor. Bundan sonraki muhatabınız Millet İttifakı’nın adayı ve yönetimi olacak.

Ankara’da olduğum kısa süre içinde CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’yla iki kez sohbet etme imkanım oldu. Değişik görüşte siyasetin bazı önemli isimleriyle bir araya gelip eğilimleri öğrenmeye çalıştım.

Masa ayakları üzerinde durmaya devam edecek gibi görünüyor.

Şüphesiz aday konusunda son noktayı 6’lı masa koyacak.

Kişisel kanaatim, ‘ CHP liderini ‘güçlü bir Cumhurbaşkanı ’ olmaya hazır ve bir ‘aday’olarak gördüm.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’li Sancar: Cumhuriyet Fikriyle Ve Modeliyle Bizim Sorunumuz Yok

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak” dedi ve ekledi:

“Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Yeniden TV Youtube kanalında Ayşegül Doğan’ın sorularını yanıtladı. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İktidar seçimlere muhalefeti susturarak, toplumu sindirerek girmek istediğini her vesileyle gösteriyor. Sansür yasası bunun son adımlarından birisiydi. Seçimler yaklaştıkça iktidar etkili muhalefeti susturmayı hedefliyor. Bu iktidarın en temel sütunu savaş politikaları. Bu savaş politikalarıyla hem içeride Kürt sorununa askeri yaklaşım, hem de bölgede askeri operasyonlarla bu konuyu sıcak tutmak istiyor. Bunun da iktidar açısından anlaşılır yanları var. Bu şekilde kendi tabanını konsolide edeceğini varsayıyor, öte yandan muhalefeti bu yolla ayrıştırmanın daha kolay olduğunu öngörüyor. Milliyetçi duyguları kabartarak seçimlere bu şekilde gitmek niyetinde. Böyle olunca da savaş politikalarıyla ilgili en fazla ses çıkaran, en eleştirel yaklaşan, haber ve hakikat peşinde olan gazeteciler susturulmak isteniyor.

Tutuklananlar Mezopotamya Ajansı ve Jinnews’in basın mensupları. Bunlar iktidarın özellikle savaş politikaları konusunda her vesileyle ve her imkânı zorlayarak haber yapan gazeteciler, bu da iktidarın “aşil topuğu.”

Kendi etrafında bir devlet mutabakatı oluşturmayı hedefliyor iktidar. Yani devletçi bir mutabakatı muhalefete de bir şekilde empoze ediyor. Çeşitli vesilelerle kritik meseleleri bir devlet ve beka sorunu haline getiriyor. Muhalefet de devlet-devletçilik söz konusu olduğunda ya çok temkinli davranıyor ya suskun kalıyor, Şebnem Korur Fincancı hocamızın örneğinde de böyle oldu. İktidar bir oyun sahası çiziyor ve bu oyun sahasına çok kritik noktalar yerleştiriyor, bu kritik noktalara muhalefetin itiraz etmeyeceğini biliyor veya varsayıyor ve genellikle bunda yanılmıyor; muhalefet iktidarın devletçi mutabakat çerçevesinde çizdiği konularda onun sahasını terk edemiyor.

“Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı”

Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak. Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek.

“Türkiye Yüzyılı toplantısına davet gelseydi de katılmazdık”

İktidarın en fazla saldırdığı, düşmanlaştırdığı, kriminalize etmek için elinden gelen her şeyi yaptığı partiye davetiye göndermemesi de çok normal. “Türkiye Yüzyılı” adı altında yapılan şey AKP’nin seçim kampanyasının startıydı, bizim seçim kampanyası startında işimiz olmaz. Böyle bir davet gelseydi de katılmazdık. “Türkiye Yüzyılı” adı altında demokrasiye dayalı bir vizyon sunması mümkün değildi iktidarın, olmadı da zaten. Sadece bazı sloganları tekrarladı, bazı hayalleri yeniden ambalajlamaya çalıştı. Oysa bu AKP’nin seçim kampanyası startından başka anlam taşımıyor. “Kutuplaştırma olmayacak” diyor ama bunu dediği anda Kürt gazeteciler, Şebnem Korur Fincancı tutuklanıyor ve yoğun bir nefret söylemi, düşmanlaştırma, yalan, dezenformasyon kampanyası yürüyor.

“Bu şartlarda yapılacak Anayasa 12 Eylül’den geri olur”

Yeni anayasa talebini, hedefini ortaya atıyorlar, yeni de değil, bir süredir yapıyorlar. Takip edebildiğimiz kadarıyla AKP içinde “nasıl bir üslupla, dille yeni kampanyayı oluşturalım” gibi bir tartışma var. Yani “biz kutuplaştıran dili değil, demokrasiye vurgu yapan dili öne çıkaralım” diyenler vardı. Bu da propaganda tekniğidir. Yeni anayasa da bu propaganda tekniğinin bir parçasıdır.

AKP başkanlık sistemi hedefini zaten önüne koymuş durumda, Anayasa’yı da buna göre değiştirdi. Bir anayasa sivil, özgürlükçü, demokratik olacaksa ancak sivil, demokratik ve özgürlükçü bir ortamda bu mümkün olabilir.

Anayasalar yapıldıkları dönemin ve şartların ruhunu taşırlar. 12 Eylül o dönemde yapıldı, onun ruhunu taşır elbette. Yeni anayasa konusunda bizler görüş belirttiğimizde bu görüşler suç haline getirilecekse bu anayasa nasıl özgür bir anayasa olsun? Erdoğan’ın dile getirdiği Yeni anayasa hedefi seçim taktiğidir. Halkın katılımını sağlamadan, bütün muhalefeti kapsamadan demokratik bir anayasa yapılamaz. Bu şartlarda yapılacak anayasa 12 Eylül Anayasası’ndan daha ileri olmaz, daha geri olur.

“Vesayet rejimi değil, vesayetçiler değişti”

AKP kaldırdığını iddia ettiği vesayetin yerine bambaşka bir vesayet sistemi kurdu. 12 Eylül rejimini paranteze alalım, vesayet döneminde bile olmayan kayyum uygulamasını getirdi, KHK’lerle kamu yönetimini biçimlendirme ve insanları işlerinden etme uygulamalarını getirdi. Yani yeni bir vesayet sistemi kurdu. Tek adam rejimi dediğimiz şey bizatihi bir vesayet rejimidir; kurumlar üzerinde, yargı üzerinde ve parlamento üzerinde vesayet yoğun bir şekilde devam ediyor. Vesayet rejimi özü itibariyle değişmiş değil, vesayetçiler değişti. Bugünkü rejim bir vesayet rejimidir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması yerine onları Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir başkanlığa bağlamak istiyorlar mesela. Yani bütün cemevlerini vesayet altına almak istiyorlar. Kimin vesayeti? Kendi vesayeti. Cumhurbaşkanının bizatihi kendisinin kurduğu vesayet sisteminin altına almak istiyor.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Başörtüsü üzerinden başlamış bir tartışma var. Biz şunu söyledik, başörtüsüyle ilgili varsa şu an yasaklayıcı, engelleyici hükümlerin kaldırılmasına itirazımız yok bizim. Tam tersine bu yapılabilir. Bir anayasa değişikliğiyle bunu yapmak istiyorsanız da şartımız şudur: Her türlü inancın, kimliğin ve anadilinin eşit kabul göreceği kuvvetli ifadeleri anayasaya sokmak. Yani bu meseleyi tam bir eşitlik ilkesi üzerine kuralım. Bütün kimlikler ve inançlar eşit olsun, devlet de onların kendilerini gerçekleştirmesini sağlamakla yükümlü olsun. Dolayısıyla sadece başörtüsüyle sınırlı bir düzenlemeyi biz kabul etmeyiz. Yani başörtüsü üzerinden getirilecek bir anayasa değişikliği teklifine bizim herhangi bir şekilde evet dememiz, bu teklifi, bu çerçevede kaldığı sürece tartışmamız söz konusu olmaz.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Ortak aday fikriyle ilgili stratejimiz devam ediyor. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve ilkeler ile geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanırsa muhalefetle ortak aday konusunda bir görüşmeye ve tartışmaya açık olduğumuzu defalarca söyledik. Ama bu sözlerimiz hep başka yere çekildi. Sanki HDP Altılı Masa’ya çağrı yapmış ve oturmuş bekliyor gibi. Ama biz bir yandan bu çağrımızı yaparken öte yandan kendi çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Yani bu çağrı kabul görsün, hele bir bekleyelim halinde değildik.

Seçim süreci artık başlamış sayılıyor. Seçim Koordinasyonumuzu kurduk. Seçim Koordinasyonumuz şimdi bizim kendi adayımızın niteliklerini belirleme ve bu niteliklere uygun bir isim arama çalışmalarını da başlattı. Şimdi yaptığımız şey artık nitelikleri açıkça ilan ederek, buna uygun isim arayışını kurumsal olarak başlatmak. Bunu yapıyoruz şimdi. Ama stratejimizin de özü devam ediyor. Biz sonuna kadar diğer partilerden cevap beklemek için oturup çalışmalarımızı askıya alacak değiliz, yapmadık da bunu zaten. Amacımız Türkiye’de demokrasiye, özgürlüğe giden yolda en geniş kesimleri kucaklayacak bir isim bulmak olacaktır.

Biz diyoruz ki, biz adayımızı çıkaracağız fakat adayları ortaklaştırmak ya da ortak adayda buluşmak için açık müzakere ve doğrudan diyalog ile ilkeler ve geçiş süreci üzerinde mutabakat stratejimiz devam edecek. Bizim şu an aldığımız karar budur. Gelişmeler başka bir şey ortaya çıkarırsa oturup değerlendiririz.

“Demirtaş’la fikir farklılığı var, ayrılık yok”

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla iletişim hiçbir zaman kopmadı, aksamadı da. Düzenli bir iletişim var kendisiyle parti yönetimi arasında. Hem bizim MYK adına görevlendirdiğimiz bir arkadaşımız bu iletişimi sağlıyor, doğal olarak kendisi de bazen avukatlarıyla görüş iletiyor. Biz de kendisine önerilerimizi, fikirlerimizi söylüyoruz. Onun gönderdiği önerileri de alıp, değerlendiriyoruz. Bu konuda bir sorun yok.

İkincisi, Demirtaş’la her konuda fikir birliği içinde olmamızı beklemek de doğru değil, gerekli değil. Çünkü HDP çoğulcu bir parti ve partinin kurullarındaki tartışmalarda da farklı görüşler ortaya çıkabiliyor. HDP’de karar mekanizmaları şöyle işliyor: Herkes görüşünü söyler, tartışılır, sonuna kadar tartışılır ve bu tartışmalar bir mutabakatla sonuçlanır. Bu mutabakata bağlılık ve bu mutabakat üzerine kurulan siyasetleri sahiplenmek HDP’yi bir arada tutan çimentodur. Biz bu süreci böyle işletiyoruz.

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda bazı konularda bazen fikir farklılıkları olur, oluyor, doğaldır; ama daha önce de söylediğim gibi, ayrılık cezaevi duvarlarından oluşuyor. Sorun yok, fikir farklılıkları var; ayrılık yok. Fikir farklılığını soruna dönüştürmek için sürekli köpürten çevreler var. Bunu açıkça söylemem lazım. Demirtaş’tan gelen bir açıklamanın hemen HDP’yle ayrılık anlamına geleceği şeklinde yorumlandığı çok sayıda spekülasyonla karşılaşıyoruz. Biz de Selahattin arkadaşımız da buna karşı dikkatliyiz.

Öcalan’la görüşme talebi

Başvuru talebimizin üç temel hedefi var. Birincisi, savaş politikaları bu kadar yaygınlaşırken ve bunların yarattığı tahribatlar bu kadar derinleşirken, bizim çözüm ve barış için adım atma, çalışmaları derinleştirme sorumluluğumuz var. İmralı’da Öcalan’la görüşme isteğimizin bir nedeni bu. Biliyoruz ki kendisi geçmişte Kürt sorununun demokratik çözümü ve barışa ulaşma konusunda önemli rol oynadı. Bu herkesin malumu. Bunu saklamanın, konuşmamanın kimseye faydası yok.

İkinci hedefimiz, iktidar İmralı üzerinden manipülasyonlar yapma çabası içine giriyor zaman zaman. Yandaş medyada ve iktidara yakın yazarların köşelerinde Öcalan’a atfen bazı değerlendirmeler yapılıyor. İma şu: İçeride Öcalan’la görüşme var, bu görüşmelerden de şöyle şöyle sonuçlar çıkabilir. Bu manipülasyonu farklı çevrelere yaydığı bir de spekülasyon havası var. İktidar dışında kalan çevrelerin bir kısmı da iktidarın bu manipülasyonundan etkilenerek spekülasyonlara giriyor. Biz de diyoruz ki, iktidarın manipülasyon, farklı çevrelerin spekülasyon döngüsünün önüne geçmek istiyoruz. Bunun da yolu kendisiyle doğrudan görüşmek. HDP olarak bu sorumluluğu üstleniyoruz.

Üçüncüsü de tecrit. Mutlak tecrit iç hukuka da uluslararası hukuka da aykırıdır. Bunun hukuksuzluğuna da dikkat çekmek bu başvurumuzun amaçlarından.”

Paylaşın