AK Partili Çelik’ten Kılıçdaroğlu’nun ‘Metamfetamin’ Açıklamasına Tepki

Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de bir metamfetamin salgını olduğu ve buna göz yumulduğu iddialarına tepki gösteren AK Partili Çelik, “Polis ve jandarma teşkilatımıza dönük olarak bu onurlu teşkilatlarımızın uyuşturucu ticareti yaptığından ya da göz yumduğundan bahsetmek başlı başına utanç verici bir iftiradır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Söyleyen kişinin alnına bu ifitira ömrü boyunca yapışacaktır. Biz, uyuşturucu ile ve diğer suçlarla mücadele edildiğinde hedef alınan örgütlerden duyduğumuz sözlerin ana muhalefet liderinde ortaya çıkmasından ibret alıyoruz”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de bir metamfetamin salgını olduğu ve buna göz yumulduğu iddialarına tepki gösterdi.

Çelik şöyle konuştu:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de cari açığın kapatılması için uyuşturucu ticareti yapıldığı gibisinden belki de Türk siyasi hayatının en vahim ve utanç verici açıklamalarından birine imza attığını görüyoruz.

Polis ve jandarma teşkilatımıza dönük olarak bu onurlu teşkilatlarımızın uyuşturucu ticareti yaptığından ya da göz yumduğundan bahsetmek başlı başına utanç verici bir ifitiradır. Söyleyen kişinin alnına bu ifitira ömrü boyunca yapışacaktır.

Biz, uyuşturucu ile ve diğer suçlarla mücadele edildiğinde hedef alınan örgütlerden duyduğumuz sözlerin ana muhalefet liderinde ortaya çıkmasından ibret alıyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun polis ve jandarma teşkilatımızdan açık şekilde özür dilemesi gerekir. Bu provokasyon TSK’ya kimyasal silah iddiasının devamıdır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı videoda, iktidara “kara para” ve “uyuşturucu” suçlamasında bulundu. CHP Lideri açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Her şey bu iktidarın ekonomiyi bitirmesiyle başladı. O kadar müsrifçe harcadılar ki beytülmale el atacak el uzatacak hale geldiler. Hazineyi boşalttılar. Ekonomiyi çökerttiler. Tüm kaynaklar tükenince de iktidarda kalmak için çok kirli bir oyuna girdiler. Bu oyun neydi sevgili halkım? Her türlü kara paranın ülkeye girmesine göz yumdular. Getir, nereden getirirsen getir, kaynağını sormayacağım dediler. Ve bu kirli parayı yani milyar dolarları, yani uyuşturucu paralarını Türkiye’nin cari açığının finansmanını da kullandılar. Kirli paraya, yani uyuşturucu baronlarının parasına göz yumarsan, onları Türkiye’ye davet edersen, onları her türlü imkanı sağlarsan, doğal olarak sahipleri de o parayla birlikte Türkiye’ye gelir.

Sonuç dünyanın her köşesinden ne kadar uyuşturucu baronu, uyuşturucu çetesi varsa paralarıyla birlikte İstanbul’a geldiler ve yerleştiler. Sonra kafelerde, AVM’lerde birbirleriyle çatışmaya başladılar. İstanbul’u dünya suç örgütlerinin, uluslararası mafyanın, uyuşturucu baronlarının, çatışma alanına döndürdüler. Bu yüzden çocuklarımız özellikle çaresiz ve arayış içindeki çocuklarımız bu tepeden aşağıya yayılan pisliğin hedefi oldu.

Sonuç, kaynağı belirsiz kara para, kirli para, böylece sokaklara, uyuşturucu olarak indi. Bugün Türkiye’nin sokaklarında her gelir grubuna göre uyuşturucu satılıyor. Ama ben ‘meth’e odaklanmak istiyorum. Metamfetamin sokaklarda çok hızlı yayılıyor. Sıvı olarak Türkiye’ye getiriliyor. Türkiye’deki laboratuvarlarda özellikle İstanbul’daki laboratuvarlarda kristale çevriliyor. Dünyada uyuşturucu ile mücadele eden tüm kurumların ortaklaştığı bir nokta var.

Metamfetamin dünyanın kabusu olacak. Çünkü bağımlılık yapma potansiyeli çok yüksek olan sentetik bir uyuşturucu. Kimyasallar karıştırılarak küçük laboratuvarlarda üretiliyor. Ve çok ucuz olduğu için çok hızlı yayılıyor. Uyuşturucunun her türüyle ama özellikle de met ile savaşmamız lazım. Bu ailelerimizi, gençlerimizi, sokaklarımızı savunmak için vereceğimiz çok önemli bir savaş.

Gelelim okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın diyen namı diğer fotoroman Süleyman’a. O da fotoromancı ya. Saray da çok iyi biliyor ki bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. Paralarınızı getirin. Her şeye göz yumacağız dediler. Ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren gençlerin diliyle söyleyeyim. ‘Breaking Bad’ Süleyman ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara. Belediye başkanlarımızla da konuştuk. Bu sokaklarda çocuklarımız için gencecik evlatlarımız için mücadele vereceğiz. Bu çetelere, bu rezil adamlara ne ülkemizi ne de sokaklarımızı asla teslim etmeyeceğiz.”

“Yakanı bırakmayacağız”

Öte yandan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na yanıt olarak, “Yakanı bırakmayacağız! Yalanlarını yanına bırakmayacağız! İftiralarını yanına bırakmayacağız!” notuyla bir video yayımladı.

Soylu videoda şu ifadeleri kullandı:

“Eşkıya takımının Yalova Mahkemesi baskınını, ortalığa dökülen MLKP, PKK, FETÖ ve DHKPC ittifakının kayıp 8  saatini, belediyelerinin yolsuzluklarını örtmek için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, polisine, jandarmasına, askerine, uyuşturucu parasıyla cari açığı kapatıyorlar iftirasını atması elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşına yakışmıyor. Bırakın genel başkan olmasını, bir hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. İki, tazminat davası açıyoruz. Hem şahsımız, hem de kurumlarımız.

Üç, eğer bu attığın iftiranın bir kuruşunu ispat etmezsen, namertsin diyoruz. Tabii namertliğin elbette ki kendisi açısından bir değeri varsa. Anlaşılan o ki Kılıçdaroğlu Türkiye’ye yüzyılını, anlaşılan o ki Türkiye’nin arabası Togg’u, anlaşılan o ki Türkiye’nin başarılarını herhalde bu yıllardır uluslararası istihbarat örgütlerinin hemen hemen her dönem attığı iftiraları, bu bayatlamış iftiraları ve yalanları tekrar Türkiye’ye atarak gündemi değiştireceğini zannediyor. Ama yakanı bırakmayacağız, yalanlarının yanına bırakmayacağız iftiralarını da yanına bırakmayacağız.”

Paylaşın

10 Ayda Yurt Dışına Gitmek İçin Başvuran Hekim Sayısı 2 Bini Aştı

2022 yılının 10 aylık sürecinde ‘İyi Hal Belgesi’ alarak yurtdışına gitmeye hazırlanan hekim sayısı 2 bin 153 oldu. ‘İyi Hal Belgesi‘ alanların bin 106’sı uzman hekim, bin 47’si ise pratisyen hekimlerden oluştu.

Haber Merkezi / Türk Tabipleri Birliği (TTB) verilerine göre ekim ayında 215 hekim, yurtdışında çalışma vizesi anlamına gelen ‘İyi Hal Belgesi’ aldı.

2022’nin 10 aylık sürecinde bu belgeyi alarak yurtdışına gitmeye hazırlanan hekim sayısı 2 bini aştı ve 2 bin 153 oldu. 2022 yılında ‘İyi Hal Belgesi‘ alanların bin 106’sı uzman hekim, bin 47’si ise pratisyen hekimlerden oluştu.

TTB tarafından yapılan açıklamada ise, “TTB; hekimlik değerleri ve toplumun sağlık hakkı için, hekim göçünü oluşturan nedenlere karşı mücadelesine kararlılık ile devam edecektir ifadelerine yer verildi.

2021 yılında toplam bin 405 hekim yurt dışına gitmek için bu belgeyi almıştı. 2022 yılının on ayında bu rakamın üzerine çıkıldı.

2022’nin sonunda yaklaşık 3 bin doktorun iyi hal belgesini alması bekleniyor, bu da Türkiye’den ayrılan doktor sayısında 2012’ye göre 50 kat artış anlamına geliyor.

Özellikle anestezi, acil bakım, kulak burun boğaz ve jinekoloji alanlarında Türkiye’den ayrılma yönünde büyük bir trend olduğu gözleniyor.

Konuya ilişkin yapılan açıklamalarda, bu gün pek hissedilmezse de yurt dışı hareketliliğinin böyle devam etmesi halinde önümüzdeki 10 yıl içinde sağlık sisteminin ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacağına dikkat çekiliyor.

Sağlık Bakanlığı’nın yıllık faaliyet raporlarına göre; Beyaz Kod’un başlatıldığı 2012’den bu yana bu kodu kullanan toplam sağlık çalışanı sayısında çarpıcı bir artış var.

2017’de 7 bin 751 sağlık çalışanı Beyaz Kod verirken, bu sayı 2020 yılında 72 bin 158’e yükseldi. Savcılar olayların yaklaşık 7 binini araştırdı. Sözlü şiddet vakaları bunun altı katı arttı.

Şiddet bir faktör olsa da asıl sorunun ekonomik zorluklar. Türkiye’de doktorların çalışmalarının ucuz iş gücü olarak görüldüğü, satın alma gücü açısından, doktor maaşının 2003’tekinin üçte biri olduğu belirtiliyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Ve Soylu Arasında ‘Metamfetamin’ Polemiği

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında ‘metamfetamin’ polemiği yaşandı. Kılıçdaroğlu, Soylu’ya “kara para” ve “uyuşturucu” suçlamasında bulunurken, Soylu’da yanıt olarak, “İftiralarını yanına bırakmayacağız!” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı videoda, iktidara ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “kara para” ve “uyuşturucu” suçlamasında bulundu.

Kılıçdaroğlu video açıklamasını, “Türkiye’de bir metamfetamin salgını var. Sarayın düzeni bu salgını besliyor. Bugün size Sarayın kara para ile bu zehiri nasıl sokaklarımıza davet ettiğini anlatacağım. Kirli paranın sonucudur bu” mesajıyla paylaştı.

Kılıçdaroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu için şu ifadeleri kullandı:

“Gelelim ‘Okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın’ diyen namıdiğer Fotoroman Süleyman’a. (…) Bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. ‘Paralarınızı getirin, her şeye göz yumacağız’ dediler ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren, gençlerin diliyle söyleyeyim ‘Breaking Bad Süleyman’ ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara.”

CHP Lideri açıklamasının tamamında ise şu ifadeleri kullandı:

“Her şey bu iktidarın ekonomiyi bitirmesiyle başladı. O kadar müsrifçe harcadılar ki beytülmale el atacak el uzatacak hale geldiler. Hazineyi boşalttılar. Ekonomiyi çökerttiler. Tüm kaynaklar tükenince de iktidarda kalmak için çok kirli bir oyuna girdiler. Bu oyun neydi sevgili halkım? Her türlü kara paranın ülkeye girmesine göz yumdular. Getir, nereden getirirsen getir, kaynağını sormayacağım dediler. Ve bu kirli parayı yani milyar dolarları, yani uyuşturucu paralarını Türkiye’nin cari açığının finansmanını da kullandılar. Kirli paraya, yani uyuşturucu baronlarının parasına göz yumarsan, onları Türkiye’ye davet edersen, onları her türlü imkanı sağlarsan, doğal olarak sahipleri de o parayla birlikte Türkiye’ye gelir.

Sonuç dünyanın her köşesinden ne kadar uyuşturucu baronu, uyuşturucu çetesi varsa paralarıyla birlikte İstanbul’a geldiler ve yerleştiler. Sonra kafelerde, AVM’lerde birbirleriyle çatışmaya başladılar. İstanbul’u dünya suç örgütlerinin, uluslararası mafyanın, uyuşturucu baronlarının, çatışma alanına döndürdüler. Bu yüzden çocuklarımız özellikle çaresiz ve arayış içindeki çocuklarımız bu tepeden aşağıya yayılan pisliğin hedefi oldu. Sonuç, kaynağı belirsiz kara para, kirli para, böylece sokaklara, uyuşturucu olarak indi. Bugün Türkiye’nin sokaklarında her gelir grubuna göre uyuşturucu satılıyor. Ama ben ‘meth’e odaklanmak istiyorum. Metamfetamin sokaklarda çok hızlı yayılıyor. Sıvı olarak Türkiye’ye getiriliyor. Türkiye’deki laboratuvarlarda özellikle İstanbul’daki laboratuvarlarda kristale çevriliyor. Dünyada uyuşturucu ile mücadele eden tüm kurumların ortaklaştığı bir nokta var.

Metamfetamin dünyanın kabusu olacak. Çünkü bağımlılık yapma potansiyeli çok yüksek olan sentetik bir uyuşturucu. Kimyasallar karıştırılarak küçük laboratuvarlarda üretiliyor. Ve çok ucuz olduğu için çok hızlı yayılıyor. Uyuşturucunun her türüyle ama özellikle de met ile savaşmamız lazım. Bu ailelerimizi, gençlerimizi, sokaklarımızı savunmak için vereceğimiz çok önemli bir savaş. Gelelim okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın diyen namı diğer fotoroman Süleyman’a. O da fotoromancı ya. Saray da çok iyi biliyor ki bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. Paralarınızı getirin. Her şeye göz yumacağız dediler. Ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren gençlerin diliyle söyleyeyim. ‘Breaking Bad’ Süleyman ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara. Belediye başkanlarımızla da konuştuk. Bu sokaklarda çocuklarımız için gencecik evlatlarımız için mücadele vereceğiz. Bu çetelere, bu rezil adamlara ne ülkemizi ne de sokaklarımızı asla teslim etmeyeceğiz.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na, CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi kurucusu Hacer Foggo da eşlik etti.

Foggo: 11-12 yaşlarına kadar inmiş

CHP liderinin videosunda açıklama yapan Derin Yoksulluk Ağı kurucusu Hacer Foggo ise metamfetamin kullanımının bazı mahallelerde 11-12 yaşına kadar indiğini belirtti.

Foggo, uyuşturucu madde kullanımıyla ilgili şu bilgileri verdi:

“‘Metin amca’ diyorlar. İnanılmaz derecede çok yaygın. 11-12 yaşlarına kadar inmiş. Ziyaret ettiğim ailelerin ortak özelliği, sürekli çocuklarının peşindeler. Yani okul önlerinde, hastane kapılarında…

“Yüzde 45.3 oranında bu uyuşturucuyu evlerde kullanıyorlar ama anne babaların kaygısı, çocukları yeter ki evde olsun. Sokakta düşüp ölmesin diye evlerinde çocuklarını kitleyenler var.”

Soylu’nun yanıtı: Yakanı bırakmayacağız

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na yanıt olarak, “Yakanı bırakmayacağız! Yalanlarını yanına bırakmayacağız! İftiralarını yanına bırakmayacağız!” notuyla bir video yayımladı.

Soylu videoda, Kılıçdaroğlu’nun eski CHP lideri Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal’ın istifasını hazmedemediğini iddia etti.

Soylu videoda şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye Cumhuriyeti Devletine, polisine, jandarmasına, askerine ‘uyuşturucu parası ile cari açığı kapatıyorlar’ iftirasını atması elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir vatandaşına yakışmıyor, bırakın genel başkan olmasını.

“Hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Tazminat davası açıyoruz, hem şahsımız hem de kurullarımız. Eğer bu attığın iftiranın bir kuruşunu ispat etmezsen namertsin diyoruz.”

Bakan Soylu, konuşmasının tamamında şunları söyledi:

“Eşkıya takımının Yalova Mahkemesi baskınını, ortalığa dökülen MLKP, PKK, FETÖ ve DHKPC ittifakının kayıp 8  saatini, belediyelerinin yolsuzluklarını örtmek için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, polisine, jandarmasına, askerine, uyuşturucu parasıyla cari açığı kapatıyorlar iftirasını atması elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşına yakışmıyor. Bırakın genel başkan olmasını, bir hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. İki, tazminat davası açıyoruz. Hem şahsımız, hem de kurumlarımız.

Üç, eğer bu attığın iftiranın bir kuruşunu ispat etmezsen, namertsin diyoruz. Tabii namertliğin elbette ki kendisi açısından bir değeri varsa. Anlaşılan o ki Kılıçdaroğlu Türkiye’ye yüzyılını, anlaşılan o ki Türkiye’nin arabası Togg’u, anlaşılan o ki Türkiye’nin başarılarını herhalde bu yıllardır uluslararası istihbarat örgütlerinin hemen hemen her dönem attığı iftiraları, bu bayatlamış iftiraları ve yalanları tekrar Türkiye’ye atarak gündemi değiştireceğini zannediyor. Ama yakanı bırakmayacağız, yalanlarının yanına bırakmayacağız iftiralarını da yanına bırakmayacağız.”

Paylaşın

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı: Biraz Dinlenmeye İhtiyacım Vardı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı, tatile çıktım varsayın. Dinlenir dinlenmez, sizlerle birlikte mücadeleye devam için aranıza katılacağım” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin yaptığı değerlendirme nedeniyle tutuklanan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden mesaj gönderdi.

Fincancı’nın avukatları aracılığıyla ilettiği mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili meslektaşlarım, yol arkadaşlarım, tam size bilimsel bir açıklamayı atıflarıyla hazırlarken zaman yetmedi ama borcum olsun. Çalışma koşullarımızı, ortamlarımızı, yeniden bizlere yaraşır kılabilmek için mücadeleye devam edeceğinizi biliyorum; yanınızda fiziken olmamak beni üzse de yüreğimle yanınızdayım.

Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı, tatile çıktım varsayın. Dinlenir dinlenmez, sizlerle birlikte mücadeleye devam için aranıza katılacağım. Aşılamaz sanılan farklar zenginliğimizdir, tutuklandığımızda gösterdiğiniz dayanışma bunun aynası olmuş. Eksilmeden devam edelim, dostlukla, dayanışmayla.”

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti: Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Fincancı açıklamalarının ardından Yeni Şafak gazetesi, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’dan ihanet dolu sözler: PKK kanalında TSK’ya iftira attı” şeklinde bir haber yayınladı. Sabah gazetesi de “Emekli komutanlar PKK’nın ‘Kimyasal Silah’ iftirasına ateş püskürdü: Şebnem Korur Fincancı hukuk önünde hesap versin!” haberinde emekli generallerin açıklamalarına yer verdi.

Erdoğan ve Bahçeli’nin ağır eleştirileri

TTB Başkanı Korur Fincancı, Türk ordusunun Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarında kimyasal silah kullandığına dair iddialar olduğunu ve bunların araştırılması gerektiğini ifade etmişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türk Tabipleri Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Hem bu kişiyle, hem bu kurumla ilgili adımlar atılacak. Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatı verdik. Gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin değişmesini sağlayacağız” açıklamasında bulunmuş; Salı günü meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli de, TTB’nin kapatılmasını ve Şebnem Korur Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılmasını talep etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattığını açıkladı: 20.10.2022 tarihinde PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi kapsamında Terör Örgütü Propagandası Yapmak ve 5237 yılı Türk Ceza Kanununun 301/2. maddesi kapsamında Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçlarından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.

Fincancı, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçundan sevk edildiği mahkemece tutuklanmıştı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘SPK’ Çıkışı: Görevden Almalar Yetmez

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkan Vekili ile bir kurul üyesinin görevden alınmasıyla ilgili açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, görevden almaların borsa manipülasyonu ile ilişkili olduğunu işaret etti ve bunun yeterli olmayacağını söyledi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkan Vekili Mutalip Ünal ile SPK Üyesi Ali Akay görevden alınması ilgili sosyal medya hesabında bir paylaşım yaptı.

Görevden almaların borsa manipülasyonu ile ilişkili olduğunu işaret eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, paylaşımlarında şu ifadeleri kullandı:

“SPK’da görevden almalar yetmez. Tespit komisyonu bu süreçte borsada milletten ne çalındığını derhal belirlemeli, manipülatif operasyonlarla haksız zenginleşenlerin mal varlıklarına el konulmalı ve küçük yatırımcının zararı tazmin edilmelidir. Bunun altında hiçbir şeyi kabul etmem!”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, eylül ayında Sermaye Piyasası Kurulu’nu (SPK) uyararak şu ifadeleri kullanmıştı:

“Türkiye tarihinin en büyük borsa manipülasyonlarına şahit oluyoruz. Küçük yatırımcıyı göz göre göre soyuyorlar. Piyasada küçük yatırımcılardan toplamda 5-5,5 milyar dolar çaldılar. SPK yetkilisi Bloomberg’e ‘sistemik risk’ yok diyor. Yalan söylüyorlar, sistematik risk var. Uyarmıştım, izliyorum demiştim.

Tek tek not alıyorum derken blöf yapmıyordum. Soyguncuları uyarıyorum. Fitil fitil burunlarından getireceğim. Milletin parası onların boğazına dizilecek! Buradan SPK’ya son kez sesleniyorum. Aklınızı başınıza toplayın ve görevinizi yapın. Manipülatör grupları hemen temizleyin. Tekrar ediyorum, son kez…”

Borsa’da manipülasyon soruşturması kapsamında daha önce beş kişi tutuklanmıştı. Bugün Resmi Gazete’de yer alan kararla Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Vekili Mutalip Ünal ve Sermaye Piyasası Kurulu Üyesi Ali Akay görevden alındı. Yerlerine Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Vekili olarak Enver Usca, Sermaye Piyasası Kurulu Üyesi olarak da Bülent Murat Haholu getirildi.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Türkiye Yüzyılı’ Programına Tepki: Riyakarlığın Daniskası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Ekim’de düzenlenen ‘Türkiye Yüzyılı’ programındaki söylemlerini eleştiren GP Lideri Davutoğlu, “20 yıl iktidar olduktan sonra yeni bir parti gibi deklarasyon yapılmaz. Cuma günü yapılan açıklamalar, beni hiç heyecanlandırmadı riyakarlığın daniskası” dedi.

Davutoğlu, programa davet edilmemesine ilişkin ise, “Perinçek ve Destici’nin olduğu yerde benim bulunmam zaten doğru olmazdı” dedi. “Yüzüme nasıl bakacaklardı?” ifadesini kullanan Davutoğlu, “Bu milletin 2 defa başbakan seçtiği birini çağırmamak ne demek? Türkiye nereye gidiyor?” diye sordu.

Davutoğlu, Vatan Partisi’ne katılan iş insanı Ethem Sancak’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine, ‘Che Guevara nasıl nasıl bir adam?’ diye soru sorduğunu ve bu soruya verdiği “Tek fark o namaz kılmıyordu, siz kılıyorsunuz” yanıtını eleştirdi.

Davutoğlu, “Che Guavera; yiğit bir devrimci, ezilenlerin, sömürülenlerin sembolü olarak saygıyla selamlıyorum. 20 yıl önceki Erdoğan’ı Che Guavera ile benzetebilirsiniz. Keçiören halkını selamlayarak geçerdi. O zaman hepimizde devrimci bir ruh vardı” diye konuştu.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, FOX TV’de İlker Karagöz ile Çalar Saat programında açıklamalarda bulundu.

Davutoğlu’nun açıklamalarından önemli başlıklar şöyle:

”(Türkiye Yüzyılı programına davet edilmemesine tepki) Perinçek ve Destici’nin olduğu yerde benim bulunmam zaten doğru olmazdı, yüzüme nasıl bakacaklardı? Bu milletin 2 defa başbakan seçtiği birini çağırmamak ne demek? Türkiye nereye gidiyor? 20 yıl iktidar olduktan sonra yeni bir parti gibi deklarasyon yapılmaz. 2016’da dünyada milli gelirde 16’ncıydık şu an 21. sıradayız.

(Bakan Muş’un ”Son yılları saymazsak, AK Parti döneminde enflasyon ortalaması yüzde 8-9 civarındadır” açıklamalarına tepki) Üretici enflasyonu yüzde 5,5’dan yüzde 153’e çıktı. Doğru haklı son dönemleri saymamak lazım. Bakan Muş’un sözleri itiraf niteliğindedir. Söylediği sözler gerçekten komedi. Türkiye’nin son yılları ne zaman? Erdoğan yok mu son dönemlerinde? Bu dönemin hesabını kim verecek? Enflasyon canavarı teker teker her kesimi yutuyor.

“Erdoğan’ın dünyasında vaatler bitmiyor”

Yönetenlerin dünyasında kriz yok çünkü bürokratların çoğu 4-5 maaş alıyor. Bütün siyasi atamalara bakın üst düzey bürokratın oğlu bakan yardımcısı yapılıyor. Richard Folk ile bir sohbetimiz oldu. Fakirleşmeyle sokaktaki hareketliliği konuştuk. KKM ile bir kesime para aktarılması sağlanıyor. Bunlar dünyadan, halktan koptular. İnsanlar açlıktan kıvranıyor ama Erdoğan’ın dünyasında vaatler bitmiyor.

“Gençlik bankası kuracağız”

50 yılda değil, bir kaç yılda gençleri umutla buluşturacağız. Türkiye’nin hiçbir yerinde genç çiftçi göremiyoruz, hibe ile teşvik lazım. Gençlik Bankası kuracağız, banka dijital olacak bursları, kredileri oradan alacaklar. İşsizlik Fonu da dahil tek ölçümüz olacak istihdamı artıracağız.

Bunların istihdam modeli yanlış, Türk lirası belli bir seviyeye getirilmeli. Bunlar para basarak yalancı cennet oluşturuyorlar. Darphanede parayı basıyorlar piyasaya enjekte ediyorlar böylece enflasyonun artışına sebep oluyorlar ama bunu göremiyorlar.

“Yeşil dolara aşıklar”

Şimdi golf sahasına villa yapmaya hazırlanıyorlar. Bunlar yeşil dolarlara aşık ama yeşil alanlara düşmanlar.

“Rusya’ya ne taviz verdiniz?

Hangi tavizler verildi de Rusya’dan borç erteleme talep ediliyor? Akkuyu’yu Ruslara vermek istisnasında ne taviz verdiğiniz Rusya’ya? Rusyalara 7 milyar dolar civarında vergi istinası verildi.

“Yola çıktığınız yüzük nerede?”

Erdoğan’a soracağım tek şey var; yola çıktığınız yüzük nerede? Bir lider, bir başbakan, bir bakan önce milletinin hakkını korumalı.

Che Guavera, yiğit bir devrimci ezilenlerin sömürülenlerin sembolü olarak saygıyla selamlıyorum. 20 yıl önceki Erdoğan’ı Che Guavera ile benzetebilirsiniz. Keçi Ören halkını selamlayarak geçerdi. O zaman hepimizde devrimci bir ruh vardı. Benim aldığım tek maaş vardı. Bir gün Tayyip Erdoğan’ın akrabalarına kaynak aktaracağına ihtimal vermezdim.

Cuma günü yapılan açıklamalar, beni hiç heyecanlandırmadı riyakarlığın daniskası.

“‘Türkiye Yüzyılı’ diye bir hayal satıyorlar”

Kimin nasrına bastıysam toplanıp karşıma geldi. Benim yönetimimde Nureddin Nebati’nin bakan olacağını düşünür müsünüz? Ekonomi 101’den geçirmem ben. Yiğit Bulut gibi birini ekonomi yönetimine getirilebileceğini düşünür müsünüz? İlk defa bu kadar niteliksiz ve yolsuzluklara bulanmış bir siyasi elit var. Şimdi ‘Türkiye Yüzyılı’ diye bir hayal satıyorlar.

“Mahir Ünal’ın eksikliği”

Mahir Ünal’a kesinlikle katılmıyorum. Sayın Bahçeli ve Erdoğan arasında önemli bir mesele olarak görüyorum. Akşener ve Kılıçdaroğlu’ndan daha ağırını Bahçeli söylemiştir. Mahir Ünal’ın eksikliğidir daha vahimi Bahçeli’nin bu metinde olmaması. Bu hükümet Bahçeli’nin vesayeti altında bir hükümettir. Sayın Erdoğan Bahçeli olmadan nefes alamaz hale geldi, yapma derse yapmaz.

Geçen sene Peker, Soylu’ya saldırdığında Erdoğan bir ay ses çıkarmadı. Daha önce Numan Kurtulmuş’a da ayar verdi Bahçeli. Beni kukla başbakan yaptıklarında 1 haftada istifa ettim. İstifa onurlu bir iştir, zamana bırakılmaz.”

Paylaşın

Kavala: Mantık Dışı Kurgu İnandırıcı Olsun Diye Hapiste Tutuluyorum

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve 1800 günden uzun süredir hapiste olan Osman Kavala, “Mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor” dedi ve ekledi:

“Gezi davası Gülenci emniyet ve yargı mensuplarınca hazırlanmış olan darbe girişiminden sonra da iktidar çevrelerince benimsenen, protestoların dış güçlerce organize edilmiş bir kalkışma olduğu kurgusu ekseninde hazırlandı, bu anlatıya hukuki destek sağlamak için sahneye kondu”

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala, Halk TV Program Koordinatörü İpek Özbey, halktv.com.tr yazarı Fikret Bila ve gazeteci Barış Pehlivan’ın sorularını yanıtladı.

Kavala’nın sorulara verdiği yanıtta tutuklanma sürecine dair şunları söyledi: ”Gezi davası Gülenci emniyet ve yargı mensuplarınca hazırlanmış olan darbe girişiminden sonra da iktidar çevrelerince benimsenen, protestoların dış güçlerce organize edilmiş bir kalkışma olduğu kurgusu ekseninde hazırlandı, bu anlatıya hukuki destek sağlamak için sahneye kondu. Bu mantık dışı iddiaya dayanak olabilecek hiçbir delil, somut bilgi olmadığından Soros’un ismi kullanılarak bir kurgu oluşturuldu.

İsmi kullanılarak diyorum, zira yargı sürecinin hiçbir aşamasında Soros şüpheliler listesine eklenmedi, tanık olarak dahi ifade vermesi talep edilmedi. Açık Toplum Vakfı ile ilişkili olduğum, protestolarla katıldığım, AVM projesine açıkça karşı çıktığım için, muhtemelen iktidarı rahatsız eden başka faaliyetlerimin de göz önüne alınması sonucu, Soros’la protestocular arasındaki ilişki benim üzerimden kuruldu. Gezi parkına giderken yanımda poğaça götürmüş olmam, protestolara maddi kaynak sağlamış olduğumun somut delili olarak iddianamede yer aldı. Sanırım bu mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor.

‘Bunlar planlı yapılan hukuku dolanma eylemleri’

Cumhurbaşkanı birkaç defa cezaevinde olmamı suçluluğumun kanıtı olarak ifade etti. Malum, dış güçlerin hükümete karşı faaliyetler sürdürdüğüne dair siyasi propaganda sadece Gezi’yi itibarsızlaştırmak için değil, ekonomide kötüleşmeyi açıklamak, muhalefeti yerli ve milli olamamakla suçlamak için de kullanılıyor. Sanırım aynı zamanda ‘Biz faaliyetlerini sakıncalı bulduğumuz kişileri cezaevinde tutarız, AİHM kararları ve dışarıdan müdahaleler bunu engelleyemez‘ şeklinde bir mesaj da veriliyor.

Şunu hatırlatayım: AİHM’in 18’inci maddenin ihlal edildiğini içeren 2019 yılındaki kararından ve ilk Gezi duruşmasından beraat ettikten sonra yaşananlar, AİHM’in herhangi bir suça işaret etmediğini tespit ettiği sözde deliller kullanılarak önce casusluktan tutuklanmam, sonra da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi, 18’inci maddenin ihlali olarak değerlendirilmiş olan ilk tutuklanmamdan daha vahim hukuksuzluklar. Bunlar planlı yapılan hukuku dolanma eylemleri.”

‘İlk yapacağım annemi görmek olacak, sonra da Gezi Parkı’nda ağaçları seyrederim’

Kavala, cezaevinden çıktığında ‘ilk ne yapacağı’ sorusunaysa şu yanıtı verdi: ”Cezaevinde uzun süre kalınca kapalı bir yerde yaşamaya alışıyorsun. Çıktıktan sonra evimde, eşimle, dışarı çıkmadan birkaç yıl yaşayabilirim gibi hissediyorum! Ama, tabii, dostlarımı, çalışma arkadaşlarımı da çok özledim. İlk yapacağım, o zaman hala hayatta olacağını ümit ediyorum, annemi görmek olacak. Gezi Parkı onun evine çok yakın. Sonra oraya gidip ağaçları seyrederim herhalde.”

Paylaşın

106’sı AK Partili 130 Milletvekili TBMM’de Hiç Konuşmamış

Meclis kayıtlarına göre aktif görevli 570 vekilden 130’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu.

Türkiye 2023’deki seçimlere hazırlanırken Meclis’te bulunan 130 milletvekili 2022’de genel kurulda hiç konuşmadı. AK Parti’de bu sayı 106’yı bulurken parti genel başkanları hariç tutulduğunda vekillerin yüzde yüzde 22’si konuşmamış oldu.

Meclis’te bugün itibariyle 580 milletvekili var: AK Parti’nin 286, CHP’nin 134, HDP’nin 56, MHP’nin 48, İYİ Parti’nin 37, TİP’in 4, Demokrat Parti ve Memleket Partisi’nin 2, BBP, DEVA, DBP, Saadet Partisi, Yenilik Partisi ve Zafer Partisi’ninse 1. Bunun yanında beş tane de bağımsız vekil bulunuyor.

Temsil edilen 14 siyasi partinin 10’nun genel başkanı da milletvekili olarak görevli. Bu 10 vekil de çıkarıldığında Meclis’te aktif görevli vekil sayısı 570.

Diken’den Altan Sancar’ın Meclis kayıtlarından aktardığına göre aktif görevli 570 vekilden 131’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Yani yıl biterken yaklaşık yüzde 22’sinin sesi hiç duyulmadı.

Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu. CHP’nin yedi, HDP’nin beş, MHP’nin yedi, İYİ Parti’nin üç ve Demokrat Parti’nin bir milletvekili hiç konuşmadı. Ayrıca bağımsız iki vekil de konuşmayanlar arasında.

Öte yandan bazı milletvekilleri 2018’deki yemin töreninin ardından bir daha söz almadı.

Paylaşın

“Türkiye İdlib’den Çekiliyor” İddiası

Suriye’nin İdlib bölgesinde Türkiye’nin desteklediği gruplar ile radikal Hayat Tahrir el Şam (HTŞ) arasında çatışmaların şiddetlenmesinin ardından, TSK’ya bağlı birliklerin sınıra doğru çekilmeye başladığı iddia edildi.

İngiltere merkezli ve Suriye’deki iç savaşa ilişkin bilgi paylaşmasıyla tanınmış olan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) tarafından yapılan açıklamada, son üç günde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı iki grubun İdlib kentinden Türkiye sınırına yakın bölgelere çekildiği ifade edildi.

SOHR’nin açıklamasında, 26 Ekim’de ilk olarak TSK’ya bağlı 10 tank, 15 otobüsle ve zırhlı araçların İdlib’in güneyinden ayrıldığı bilgisi aktarıldı. Ardından 28 Ekim’de ise TSK’nın 7 tank, 10 zırhlı araç ve 15 otobüsten oluşan konvoyunun İdlib bölgesinden Türkiye sınırına yakın bölgelere çekildiği belirtildi.

Öte yandan Suriye’de kalıcı çözüm için toplantılar yapılırken ülke içerisinde çatışmalar yer yer devam ediyor. Türkiye’nin Beşar Esad rejimi ile arasındaki diyalog söylentileri ise bazı muhalifler tarafından TSK’ya yönelik tepkiye neden olduğu öne sürülüyor. Bu durumun aynı zamanda Türkiye’yle yakın ilişkideki muhalif gruplar ile HTŞ’ye bağlı güçler arasında çatışmaya neden olduğu ileri sürülüyor.

“Türkiye’nin çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu Esad Rejimi dolduracaktır’’

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin, ‘Türkiye askerlerini İdlib’den çekiyor’ açıklamasıyla ilgili VOA Türkçe’den Orhan Erkılıça’a konuşan Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Öğretim Üyesi Doçent Doktor Ali Fuat Gökçe, “Eğer Türkiye HTŞ’ye müdahale ederse hem bu silahlı grubu karşısına almış olacak hem de çatışmalardan dolayı meydana gelen insani göçün kendi ülkesine girme ihtimali söz konusu olacak. Çünkü Türkiye askerlerini kendi sınırına doğru çekiyorsa bölgede bir güç boşluğu olacaktır ve bu boşluğu da Suriye Rejimi dolduracaktır’’ dedi.

Bölgede yer alan ülkelerin birbirlerini dengelediklerini ifade eden Doç. Dr. Gökçe, Rusya’nın Türkiye tarafından talep edilen PKK unsurlarının 30 kilometre güneye indirilmesini kabul etmediği için Türkiye’nin de İdlib bölgesinde HTŞ’ye karşı bir müdahalede bulunmadığını vurguladı.

“İdlib’e müdahale yeni bir insani göç dalgasına neden olabilir’’

Gökçe, “Suriye rejimi ve Rusya HTŞ unsurlarının İdlib’in kontrolünü bırakarak bu bölgeden çıkmasını istiyor. Türkiye ise Tel Rıfat ve Münbiç bölgesindeki PKK terör örgütü mensuplarının 30 kilometre güneye indirilmesini istiyor. HTŞ’nin bölgede yaklaşık 15 bin civarında silahlı gücü var ve Türkiye’de oradaki stabil durumunu korumak istiyor. Aslında her iki ülke de bölgede birbirini dengeliyor diyebiliriz. Türkiye’nin İdlib’deki askerlerini kendi sınırlarına doğru çekmesiyle ilgili iddialar akıllara Türkiye, Rusya ve Suriye Rejimi ile bir görüşmenin olduğunu getiriyor. Böyle bir görüşmenin sonucunda da Türkiye eğer İdlib’e yönelik olası bir müdahale olacaksa bunu Rusya ya da Suriye rejiminin yapması gerektiğini belirtmiş olabilir. Çünkü Türkiye askerlerini kendi sınırına doğru çekiyorsa bölgede bir güç boşluğu olacaktır ve bu boşluğu da Suriye rejimi dolduracaktır. Rejimin o bölgeye girmesi demek çatışmaların artması demek ve bu durum da yeni bir göç dalgasının meydana gelmesi demektir” dedi.

İdlib’de neler oluyor?

İdlib’de bir süredir Türkiye’nin destek verdiği gruplarla Hayat Tahrir el Şam arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Çatışmalarda aralarında sivillerle çocukların da bulunduğu onlarca kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Hayat Tahrir el Şam Afrin’de kontrolü ele geçirmiş durumda. Gözlemevi’ne göre örgüt ayrıca Halep çevresinde Türkiye’nin desteklediği bir gruptan bazı köyleri de aldı.

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Erdoğan’ın Devlet Kurumlarındaki Portelerini Biz İndireceğiz

Partisinin Uşak İl bürosunun açılışına katılan TİP Lideri Erkan Baş, burada yaptığı konuşmada, “Hep birlikte bu memleketi aydınlık günlere götüreceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarken şöyle bir şey söylemiştim, bunu Uşak’ta da aynı şeyi söylüyorum Tayyip Erdoğan’ın bütün devlet kurumlarındaki portelerini biz indireceğiz” dedi.

Erkan Baş, konuşmasında, “İktidarın ülkeyi getirdiği noktada insanlar başlarını sokacak bir ev bile bulamayacak haldeler. Tam da bunun için hepimize ait olan mücadele etmek isteyen, ülkenin bu gidişatına dur demek isteyen bu ülkenin bir yurttaşı olarak geleceğime para babalarının, zenginlerin, bilindik siyasetçilerin yön vermesine tahammül edemiyorum artık” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, partisinin Uşak İl bürosunun açılışına katıldı.

Bianet’ten Özlem Kara‘nın aktardığına göre, Erkan Baş, burada yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

“Türkiye İşçi Partisi nedir, nasıl bir partidir? Diye sorsak ilk verilecek yanıt Türkiye İşçi Partisi sokakların partisidir, halkın, emekçinin partisidir.

O yüzden Uşak’a gelmişken parti binamızın içinde kendi arkadaşlarımızla sohbet edelim istemedik. Şansımız da yaver gitti bu mevsimde güneşli bir havada sizlerle birlikte sokaklarda Uşak’ın Türkiye İşçi Partisi açılışını önce bir Uşak meydanında, bütün Uşaklılara müjdelemek istedik.

Şunu söyleyerek başlayacağım, bizim için parti binaları açmak sadece bir binaya sahip olmak anlamına gelmiyor. Bunun Türkiye’de başlı başına bir dert olduğunu biliyoruz.

İktidarın ülkeyi getirdiği noktada insanlar başlarını sokacak bir ev bile bulamayacak haldeler. Tam da bunun için hepimize ait olan mücadele etmek isteyen, ülkenin bu gidişatına dur demek isteyen bu ülkenin bir yurttaşı olarak geleceğime para babalarının, zenginlerin, bilindik siyasetçilerin yön vermesine tahammül edemiyorum artık.

Bu ülkede ne olacaksa ben yapınca olacak biz yapınca olacak  diyen herkesin başını sokabileceği, herksin yan yana gelebileceği hep birlikte ülkemizi bu karanlıkta kurtarma mücadelesine dahil olacağı bir mücadele nebzesini tüm Uşaklı alın teriyle, emeği ile yaşayan tüm yurttaşlarımıza ait bir partinin il binasının açılışına geldik.

Bu başlı başına önemli arkadaşlar. Burada bir sürü parti var. Bir sürü partinin koca koca binası var. İddia ediyorum ki onların paraları var onların arakalarında destekler var ama hiçbirisinin bu memleketinin geleceğine dair kendisi için hiçbir şey istemden, sadece ve sadece alın terini verecek insanları yok.

Yeni bir dönem yeni bir tarihsel kırılma noktası ve bunun güzel tesadüfü olarak Uşak’tayız. Belki buradan Uşaklılara değil ama Uşak’a dışarıdan bakan, Türkiye’nin dört bir tarafından sesimizin ulaştığı yurttaşlara sesleniyorum.

Emin olun ve şöyle düşünüyorlar ‘Ya bu Türkiye İşçi Partisi Uşak’ta da örgütlenmiş. Onlar için ve pek çok insan için Uşak’ta örgüt olsa ne olur olmasa ne olur diye baktıkları bir yer.

Ama biz Uşak’ın bu memleketin geleceğinde, önemli bir yer olacağını bugün burada göstermeye geldik. Ve bunu gerçekleştiren arkadaşlarıma, buradaki Uşaklı emekçilere, Uşak’ın dörtte Türkiye İşçi Partisi’ni var eden emekçilere hepinizin huzurunda çok teşekkür ederim.

Türkiye’nin dört bir yanında çoban ateşi gibi halkın içerisinde değişen ve kurutuluşu müjdeleyen ateşlerinden bir tanesini Uşak’ta yakmış olmanın, bu mutluluğa ortak olmanın mutluluğunu sevincini mutluluğunu taşıyoruz.

Hep birlikte bu memleketi aydınlık günlere götüreceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarken şöyle bir şey söylemiştim, bunu Uşak’ta da aynı şeyi söylüyorum Tayyip Erdoğan’ın bütün devlet kurumlarındaki portelerini biz indireceğiz.”

Paylaşın