‘Altılı Masa’ 14 Kasım’da Genişleme Stratejisini Netleştirecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa toplantısına ikinci kez ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi Lideri Babacan, Pazartesi günü liderleri ziyaret ederek toplantı gündemine ilişkin önerileri alacak.

Toplantının ana gündem maddelerinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecinin yol haritası ile ortak politikaları belirlemek üzere oluşturulan komisyonların çalışmalarının olması bekleniyor.

Ancak Akşener’in, Baş’ın masaya dahil olma talebini de masa gündemine getirmesi nedeniyle, bundan sonra muhalefet bloğuna katılacak siyasi partilerle ilgili izlenecek tutumun da netleştirilmesi bekleniyor.

Masa bileşenlerinde ağırlıklı görüş, “Altılı Masa’nın olduğu gibi kalması”, ancak seçim ittifakı içinde yer almak isteyen siyasi partilerle işbirliği konusunun ilerleyen süreçte ele alınması yönünde.

Türkiye, yavaş yavaş seçim sürecine girerken özellikle oy oranı düşük olan siyasi partilerde de ittifak arayışları başladı. Bu konuda somut adım atan partilerden birisi ise BTP oldu.

Partinin kurucu lideri Haydar Baş’ın yaşamını yitirmesinin ardından genel başkanlık görevini üstlenen oğlu Hüseyin Baş, önce katıldığı bir televizyon programında Millet İttifakı içinde yer almak istediğini duyurdu.

Bu çağrıya İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener olumlu yanıt verdi ve ziyaret ettiği Baş’ın bu talebini “Altılı Masa’ya götüreceğini” açıkladı.

Akşener’in telefonla görüşerek bu niyetine ilişkin bilgi verdiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Baş’ın talebinin 14 Kasım’da görüşüleceği mesajını verdi.

Genişleme stratejisi belirlenecek

Altılı Masa toplantısına ikinci kez ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Pazartesi günü liderleri ziyaret ederek toplantı gündemine ilişkin önerileri alacak.

Toplantının ana gündem maddelerinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecinin yol haritası ile ortak politikaları belirlemek üzere oluşturulan komisyonların çalışmalarının olması bekleniyor.

Ancak Akşener’in, Baş’ın masaya dahil olma talebini de masa gündemine getirmesi nedeniyle, bundan sonra muhalefet bloğuna katılacak siyasi partilerle ilgili izlenecek tutumun da netleştirilmesi bekleniyor.

Masa bileşenlerinde ağırlıklı görüş, “Altılı Masa’nın olduğu gibi kalması”, ancak seçim ittifakı içinde yer almak isteyen siyasi partilerle işbirliği konusunun ilerleyen süreçte ele alınması yönünde.

Sarıgül de dahil olmak istiyor

Seçim ittifakı içinde yer almak isteyen başka partilerin de olabileceği, bunların bu aşamadan sonra masaya dahil edilmesinin, çalışmalarda zafiyet yaratacağı belirtiliyor.

Bu arada bazı küçük siyasi partilerin de muhalefet ittifakı için temaslara başladığı ifade ediliyor.

Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül’ün muhalefet bloğu içinde yer almak istediği ve bu konuda nabız yokladığı siyasi kulislere yansıyan bilgilerden.

DEVA Partisi Sözcüsü Şahin: Başka talepler de var, genişleme ihtimali zayıf

14 Kasım’daki toplantıya ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi de masanın genişlemesine soğuk bakıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, Parti Sözcüsü İdris Şahin, Altılı Masa’nın çalışma usullerinin liderlerin mutabakatıyla belirlendiğini ve kararların “istişare, müzakere, mutabakat” esasına dayandığına dikkat çekti. Şahin, “Eğer bir karar alınacaksa, bu ilkeler doğrultusunda alınacak” dedi.

Altılı Masa’nın çalışmalarını artık neredeyse son aşamaya getirdiğine dikkat çeken Şahin, masada yer almak isteyen başka siyasi partilerin de olduğunu, her talep üzerine masanın genişlemesinin sıkıntı yaratacağına etti.

Şahin, “Şu aşamadan sonra genişleme ihtimalini son derece zayıf görüyoruz” dedi. BTP’nin bir seçim ittifakı içinde yer alması konusunda ise şu görüşleri dile getirdi:

“Sayın Baş’ın Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e dair ortak mutabakat metnine destek olması son derece kıymetlidir. Bunu önemsiyoruz. Altılı Masa’nın oluşturacağı ve ortaklaşa vereceği kararda ittifaklar ne şekilde şekillenir, seçimlere hangi şartlarda girilir; bu husus netleştiğinde sistem değişikliğine yönelik her desteği de kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isteriz.”

BTP’li Çetin: Meral Hanım masada yer almamızı canı gönülden istiyor

BTP ise Altılı Masa’nın “Yedili Masa” olması olmasını istiyor.

BTP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Çetin, Altılı Masa’nın Yedili Masa’ya dönüşüp dönüşmeyeceğine 14 Kasım’da liderlerin karar vereceğine işarete ederken, “Biz Millet İttifakı’na girmek istiyoruz. masanın da yedinci partisi olmak istiyoruz” dedi.

BTP’nin oy oranının yüzde 2 bandında olduğunu ve katılırlarsa masanın üç veya dördüncü büyük partisi olacakları iddiasında bulunan Çetin, eğer masadan kabul görmezlerse Cumhur İttifakı’na da gitmeyeceklerini, kendi yollarında yürüyeceklerini ifade etti.

Akşener’le yapılan görüşmenin son derece olumlu olduğunu, ittifak veya Altılı Masa’da yer almalarına destek verdiğini belirten Çetin, “Meral Hanım, bizim orada olmamızı canı gönülden istiyor. Listelerde veya Altılı Masa’da, her şartta olmamız istiyor. Çünkü şayet bu seçimde Cumhur İttifakı kazanırsa, Millet İttifakı diye bir şey kalmaz. Onun için bu seçimde bunu söküp atmak istiyor Meral Hanım” diye konuştu.

Paylaşın

Demirtaş, ‘Kobani Davası’nda Savunmasını Kürtçe Yaptı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kobani Davassı’nda savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş, “Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.” dedi ve ekledi:

“Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.”

Demirtaş, savunmasına, “Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz.

Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız” ifadeleriyle devam etti.

Kobani davasının 18. duruşma periyodunun 8. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 kişi yargılanıyor.

Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

“Savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum”

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş’ın savunmasının Türkçesi şöyle:

“Bu celsede savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum. Öncelikle tüm arkadaşlarımı, avukatlarımızı ve salonda dayanışma için bulunan herkesi yürekten selamlıyorum.

Savcının mütalaasına karşı kısaca birkaç şeyi belirtmek istiyorum. Her periyotta altını çizdiğimiz bir noktayı tekrarlayarak başlayacağım. Bu yargılama baştan sona politik bir faaliyettir. İktidarın siyasi amaçları doğrultusunda yürüyen hukuk dışı bir faaliyetle karşı karşıyayız. Buna bir yargılama denemez. Hukukun zerresinin uygulanmadığı bir faaliyete dava ya da mahkeme de denemez. O nedenle, savcılığın mütalaasına da mütalaa değil, siyasi bir çarpıtma belgesi denebilir ancak. Biz de bu siyasi girişime elbette siyasi bir duruşla cevap verdik, vermeye de devam edeceğiz.

Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.

Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.

“Ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyaseti”

Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz. Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız.

Bizi yüz binlerce yıl hapis cezasıyla tehdit etseniz de ömür boyu hapiste tutsanız da biz buraya HDP’li olarak girdik, HDP’li olarak çıkacağız.

“Fikirlerimizden dolayı rehin tutuluyoruz”

Hepimiz haksız ve suçsuz yere, açık bir kumpas neticesinde cezaevinde tutuluyoruz. Ben kendim için değil ama rehin tutulan arkadaşlarım için üzülüyorum. Her birimiz silahın, şiddetin, savaşın bitmesi ve onurlu bir toplumsal barışın gerçekleşmesi için uzun yıllardır siyasi mücadele yürütüyoruz. Ve hepimiz tümüyle ve sadece ama sadece fikirlerimizden, konuşmalarımızdan dolayı rehin tutuluyoruz.

Ancak tarihte binlerce örneği yaşandığı gibi bizim de fikirlerimiz hapsedilemez. Örneğin yolsuzluktan, hırsızlıktan, rüşvetten hapiste olsaydık çaldığımız malları beraberimizde hapse getiremezdik. Katil olsaydık cinayet silahını yanımızda hapse getiremezdik. Oysa bizim suç olarak görülen fikirlerimiz şa anda yanımızda kafamızın içindedir. Aramalarda bulunamıyor, x-ray cihazından geçtiğimizde sinyal vermiyor. Zaten suç unsuru olsalardı içeri getiremezdik. Çünkü saydığım gibi, suç unsurları cezaevlerine getirilemiyor.

Fikirlerimizi, ilkelerimizi kimse bizden alamadı, bundan sonra da kimse alamayacak. Bu kararlılığımızı sağlayan en temel nedenlerden biri de dünyanın dört bir yanındaki halkımızın, sürekli artan kararlı desteğidir. Bugüne kadar halka, halkın değerlerine, mücadelesine uygun şekilde hareket etmeye çalıştık, bundan sonra da aynı şekilde olacak.

“Savunma hakkına sınırlamayı kabul etmiyorum”

Mütalaayı bu gerekçelerle reddediyor, kabul etmiyorum. Tüm rehine arkadaşlarım açısından tutukluluk hali ağır bir ihlale dönüşmüşken heyetinizin savunma hakkımıza bir iki günlük sınırlama getirmesini de kabul etmiyorum.

Savunma sırası gelen ve hazır olan arkadaşlarımızın savunmaları bittikten sonra, en sonda savunma yapacağım. Tüm arkadaşlarımın tahliyesine karar verilmesini talep ediyor, herkese bir kez daha selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Çok Güçlü Geliyoruz

İngiltere’deki temaslarını sürdüren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Temiz, teknolojik, iklim dostu parayı büyük yatırımlarla Türkiye’ye getireceğiz. Kara para ekonomisini, mafyayı, çeteleri hızla temizleyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ülkemize temiz yatırımları çekerek halkımıza nefes aldıracağız. Çok ama gerçekten de çok güçlü geliyoruz. Birazdan dünyada 342 milyar dolardan fazla yatırımı olan bir fonla görüşeceğim. Gençler sözüm var size. Temiz parayı size mutlaka ama mutlaka getireceğim. Size getireceğim. Görüştüklerim arasında tefeci yok, borç yok. Hepsi yatırımcı. Uyuşturucu baronları hiç yok. Yatırımlar size, sizin için yapılacak”

Yurt dışı temasları kapsamında İngiltere’ye giden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medyadan, “Bay kemal Londra’da ne mi yapıyor? başlıklı bir video yayınladı. Kılıçdaroğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu sabah Londra’da halihazırda dünyanın farklı bölgelerine 100 milyar sterlin yatırım yapmış 14 devasa fon ile toplantı yaptık. Dijital sağlık teknolojisi, veri analizi, yapay zeka, makine öğrenimi ve finansal teknolojiler gibi önemli sektörlere büyük yatırımlar yapıyor ve bu alandaki girişimcileri destekliyorlar. Temiz, teknolojik, iklim dostu parayı büyük yatırımlarla Türkiye’ye getireceğiz.

Kara para ekonomisini, mafyayı, çeteleri hızla temizleyeceğiz. Ülkemize temiz yatırımları çekerek halkımıza nefes aldıracağız. Çok ama gerçekten de çok güçlü geliyoruz. Birazdan dünyada 342 milyar dolardan fazla yatırımı olan bir fonla görüşeceğim. Gençler sözüm var size. Temiz parayı size mutlaka ama mutlaka getireceğim. Size getireceğim. Görüştüklerim arasında tefeci yok, borç yok. Hepsi yatırımcı. Uyuşturucu baronları hiç yok. Yatırımlar size, sizin için yapılacak”

Paylaşın

NATO’dan Türkiye’ye Dikkat Çeken İsveç Ve Finlandiya Mesajı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya ve İsveç’in Türkiye’ye taahhütlerini yerine getirdiklerini belirterek, “İsveç yeni yasalar geçiriyor ve böylece terör örgütlerine katılımı, PKK dahil olmak üzere engelliyor. Finlandiya ve İsveç, Türkiye ile anlaşmalarındaki taahhütleri yerine getiriyorlar” dedi ve ekledi:

“Terörizmle mücadelede her yerde, her konuda taahhütlerini güçlendiriyor ve taahhütlerini yerine getiriyorlar. Türkiye’yle çalışmaya hazırlar. Dolayısıyla bütün güvenlik endişelerinizi giderecekler. Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım. Onların üyeliği bizi daha güçlü kılacak, insanlarımızı daha güvende kılacak.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İstanbul’da biraraya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya ve İsveç’in Türkiye’ye taahhütlerini yerine getirdiklerini belirterek, “Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım” diye konuştu.

“Türkiye Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın etkilerinin azaltılmasında çok kritik roller oynadı”

Türkiye’nin tahıl koridoru anlaşmasının yanı sıra Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın etkilerinin azaltılmasında da çok kritik roller oynadığını vurgulayan Stoltenberg, tahıl anlaşmasına geri dönüş için verdikleri destekten dolayı Türkiye’ye teşekkür etti.

Stoltenberg, “Türkiye hükümetinin bu konudaki gayretleri, çabaları çok önemliydi. Bu tahıl anlaşması yeniden kazanıldı. Milyonlarca insan Ukrayna’dan gelecek, Karadeniz’den, Boğazlar’dan dünya pazarına ulaşacak tahıla ihtiyaç duyuyor. Eğer bu sevkiyat dünya piyasalarına erişmezse fiyatlar artar ve milyonlarca insan mağdur olur. Tahıl anlaşması, son derece büyük önem arz ediyor. Gıda fiyatları açısından belirleyici. Yüz milyonlarca insanın beslenmesi buna bağlı. Burada Türkiye’yi bir kere daha takdirle karşılıyorum” diye konuştu.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Stoltenberg, iki ülkenin NATO müttefiklerince ittifaka davet edildiğini, Türkiye ile de bir üçlü muhtıra konusunda anlaştıklarını kaydetti.

Türkiye’nin iki ülkeden önemli beklentileri olduğuna dikkati çeken Stoltenberg, “Bu muhtıranın Türkiye’ye daha fazla güvenlik getirmesini bekliyorsunuz ve ben bu endişelerinizi paylaşıyorum. İsveç ve Finlandiya, bu muhtıra konusunda Türkiye’yle uzun vadeli ortaklıklarını taahhüt ettiklerini vurguladılar. Bu konuda görevlerini yerine getirdiler. Hem Finlandiya hem de İsveç liderleriyle geçen hafta konuştum. Her iki ülkenin muhtırayı uygulayacak somut adımlarını memnuniyetle karşılıyorum” ifadelerini kullandı.

İki ülkenin de Türkiye’yle terörle mücadele konusunda işbirliklerini arttırdıklarına işaret eden Stoltenberg, “İsveç yeni yasalar geçiriyor ve böylece terör örgütlerine katılımı, PKK dahil olmak üzere engelliyor. Finlandiya ve İsveç, Türkiye ile anlaşmalarındaki taahhütleri yerine getiriyorlar. Terörizmle mücadelede her yerde, her konuda taahhütlerini güçlendiriyor ve taahhütlerini yerine getiriyorlar. Türkiye’yle çalışmaya hazırlar. Dolayısıyla bütün güvenlik endişelerinizi giderecekler. Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım. Onların üyeliği bizi daha güçlü kılacak, insanlarımızı daha güvende kılacak” şeklinde konuştu.

“Somut adımlar da görmek istiyoruz”

Finlandiya ve İsveç’in, NATO üyeliklerine ilişkin konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise söz konusu iki ülkenin terörle mücadelede önemli adımlar atmasının önemine işaret ederek, “Bu konularda somut adımlar da görmek istiyoruz. Şu anki hükümetin açıklamalarını olumlu bulduğumuzu da söyledik” dedi.

“Sadece silah ambargosunu kaldırmak yetmez, bunun kalıcı olması gerekiyor”

Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile telefonda da görüştüğünü hatırlatarak, Kristersson’un Türkiye’ye gelmek istediğini söylediğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu ziyaretin gerçekleşmesi için gerekli koordinasyonun sağlanması talimatını verdiğini söyledi. Kristersson’un, 8 Kasım’da Ankara’da olacağını kaydeden Çavuşoğlu, “Bir sonraki daimi ortak mekanizmanın toplantısı Stockholm’de olacak. Bu toplantılar esasen kritik ve önemli toplantılar olacak. Burada, atılmış adımlar ve bundan sonra atılacak adımlar gözden geçirilecek. Sadece silah ambargosunu kaldırmak yetmez. Bunun kalıcı olması lazım. Üye olduktan sonra da bu tür geri adımların atılmaması gerekiyor” diye konuştu.

Çavuşoğlu, “Diğer taraftan bizim hem Meclis’imize hem de halkımıza dönüp, iki ülkenin somut adım attığını göstermemiz gerekiyor. Bu bakımdan esasen bu takvim de bu iki ülkeye, onların atacakları adımlara bağlı” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin, Finlandiya ile göreceli olarak çok ciddi probleminin olmadığını kaydeden Çavuşoğlu, NATO ile Finlandiya ve İsveç’in, bu konuda bir ayrımın yapılmamasını rica ettiğini hatırlattı. Çavuşoğlu, iki ülkenin bu anlamda aynı muameleyi gördüğünü belirterek, “Önümüzdeki günlerde yeni hükümetten, özellikle İsveç’ten daha umutluyuz. Şu ana kadar attığı adım ve yaptığı açıklamalardan dolayı. Somut adımları da görmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

“Hiçbir ülke bu yasadışı savaşta Moskova’ya destek vermemeli”

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Rusya-Ukrayna savaşı hakkındaki konuşmasında, Rusya’nın Ukrayna’daki zulmünün devam ettiğine dikkat çekti: “Son haftalarda füzelerin atıldığını, dronlarla saldırı yapıldığını, altyapının zalimce yerle bir edildiğini, Ukraynalı sivillerin ısınmadan, elektrikten, sudan mahrum edildiğini ve kışın geldiği dönemde bunun yapıldığını görüyoruz.”

İran’ın da balistik füzelerle Rusya’ya destek verdiğini kaydeden Stoltenberg, “İran’ın Rusya’ya insansız hava araçları teklif ettiğini ve balistik füze teslimatı yapmayı düşündüğünü görüyoruz. Bu kabul edilemez. Hiçbir ülke bu yasadışı savaşta Moskova’ya destek vermemeli” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Cezaevlerinde Kalanların Sayısı, 20 Kentin Nüfusundan Daha Fazla

Türkiye’de 100 bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011’de 172 iken 2019’da 351, 2020’de 319, 2021 yılında ise 352’ye çıktı. Geçen yıl 12 ve yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 390’ı ceza infaz kurumuna girdi.

Yüzde 96,1’i erkekler, yüzde 3,9’u ise kadınlardan oluşan tutuklu ve hükümlülerin en çok işlediği suçlar önceki yıllara göre dikkati çekici bir farklılık gösterdi. Önceki yıllarda yaralama suçundan cezaevine girenler ilk sırada yer alırken ekonomik krizin büyüdüğü 2021 yılında daha çok hırsızlık suçu işlendi.

Cezaevinde bulunanların işledikleri toplam suç sayısı 907 bin 38 oldu. Bunun 223 bin 327’si hırsızlık, 80 bin 81’i konut dokunulmazlığının ihlali, 64 bin 796’sı kasten yaralama, 58 bin 213’ü uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, 38 bin 298’i de uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da kullanmak olarak açıklandı.

Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında cezaevi nüfusu birinciliğini yıllardır hiçbir ülkeye kaptırmayan Türkiye’deki cezaevlerinde bulunanların sayısı nüfus hızının on katı artıyor. 2021 yılı sonu itibarıyla cezaevlerindekiler 20 ilin ayrı ayrı nüfuslarından daha yüksek bir sayıya ulaştı.

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in aktardığı Ceza İnfaz Kurumu istatistiklerine göre, Türkiye’deki cezaevi nüfusu ülkedeki bozulmaya paralel hızla artıyor. Nüfus artış hızı 2021 yılında 1,2 olan Türkiye’de cezaevine girenlerin sayısındaki artış bunun yaklaşık on katı artarak yüzde 11,6 oldu. Ceza infaz kurumlarındaki kişi sayısı Türkiye’nin Yalova’dan itibaren ülkenin nüfus sıralaması açısından son 20 kentinden daha kalabalık bir sayıya ulaştı.

31 Aralık 2021 tarihindeki cezaevi nüfusunun yüzde 87,2’sini hükümlüler, yüzde 12,8’ini tutuklular oluşturdu. Türkiye’de 100 bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011’de 172 iken 2019’da 351, 2020’de 319, 2021 yılında ise 352’ye çıktı. Geçen yıl 12 ve yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 390’ı ceza infaz kurumuna girdi.

Uyuşturucu patladı

Yüzde 96,1’i erkekler, yüzde 3,9’u ise kadınlardan oluşan tutuklu ve hükümlülerin en çok işlediği suçlar önceki yıllara göre dikkati çekici bir farklılık gösterdi. Önceki yıllarda yaralama suçundan cezaevine girenler ilk sırada yer alırken ekonomik krizin büyüdüğü 2021 yılında daha çok hırsızlık suçu işlendi.

Uyuşturucu ile suçlananların ve hüküm giyenlerin oranı da arttı. 2020’de cezaevindekilerin yüzde 4,7’si uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile suçlanıyor ya da hüküm giyiyorken bu oran 2021’de yüzde 7,3’e çıktı.

2021 yılında ceza infaz kurumlarına giren hükümlüler arasında yüzde 14,7 ile hırsızlık suçu ilk sırada geldi. Yüzde 13,5’i kasten yaralama, yüzde 7,3’ü kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak, yüzde 5,8’i trafik güvenliğini tehlikeye sokma, yüzde 5,4’ü ise tehdit suçunu işlemekten hüküm giydi.

Suç sayısı 900 bin

Cezaevinde bulunanların işledikleri toplam suç sayısı 907 bin 38 oldu. Bunun 223 bin 327’si hırsızlık, 80 bin 81’i konut dokunulmazlığının ihlali, 64 bin 796’sı kasten yaralama, 58 bin 213’ü uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, 38 bin 298’i de uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da kullanmak olarak açıklandı.

999’u çocuk

2021’de 12-17 yaş grubunda 999 çocuk cezaevine girdi. Bu kurumlara hükümlü statüsünde girişi sırasında çocuk yaşta (12-17 yaş grubu) bulunanların sayısı, 2020’de toplam bin 283 iken 2021 de bin 817’ye yükseldi. Bunların 122’sini 12-14 yaş grubundakiler oluşturdu.

Paylaşın

HDP, Partinin Eş Genel Başkanı Buldan’ın ‘Cumhuriyet’ Sözlerine Açıklık Getirdi

HDP Sözcüsü Ebru Günay, Pervin Buldan’ın grup toplantısında yaptığı konuşmada “Cumhuriyet’e yönelik sözlerine açıklık getirdi. Günay, Buldan’ın ‘cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurguladığını’ söyledi..

Haber Merkezi / Günay, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır” dedi ve ekledi:

“Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay’ın “Cumhuriyetle değil tekçi, inkarcı ve anti demokratik karakteriyle sorunumuz var” başlıklı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan, bu haftaki Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki âdemi merkeziyetçilik, çoğulculuk ve demokrasi fikriyatının terk edilerek devreye sokulan, kimlikleri ve inançları dışlayıcı ret ve inkâr politikalarının tarihsel süreç içerisinde yol açtığı toplumsal yaralara ve krizlere dikkat çekmiştir. Cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurgulamıştır.

Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır. Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.

Bu bağlamda Eş Genel Başkanımızın konuşmasında “Cumhuriyet yıkım projesidir” gibi bir ifade asla geçmemiş olmasına rağmen, bir takım çevreler sanki böyle bir ifade kullanılmış gibi sosyal medya üzerinden maksatlı, kötü niyetli bir saldırı kampanyası yürütmektedir. Bu çevrelerin amacını ve niyetini gayet iyi biliyoruz. Cumhuriyetin demokratikleşmesinden, HDP’nin demokratik cumhuriyet çağrısından, çoğulculuktan, toplumsal barıştan ve eşit yurttaşlıktan rahatsızlık duyan, korkan, tekçiliği dayatan ve bunu savunanlardır.

Siyasal muhalefetin bir kanadının da, konuyu anlamadan, dinlemeden, araştırmadan, sosyal medya üzerinden algı çalışması yürüten bir takım çevrelerin tuzağına düşerek, Eş Genel Başkanımızı ve partimizi hedef alan sözler kullanmasını iyi niyetli, samimi bir yaklaşım olarak görmediğimizi belirtmek isteriz.

Demokratik kamuoyu da bilmelidir ki HDP, cumhuriyetin demokrasiyle, adaletle ve barışla güçlendirilmesi gerektiği fikriyatını ısrarla ve kararlılıkla savunmaya ve bunun için mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, grup toplantısında “Cumhuriyetin 99. yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkarına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz” demişti.

Paylaşın

Babacan’dan ‘Faiz’ Tepkisi: Bu Yıl 650 Milyar Lira Ödenecek

Partisinin İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan DEVA Lideri Babacan, “Sürekli milleti kandırmaya çalışıyorsunuz faizle ilgili. Siz bir milletin ödediği faize bakın. Merkez faizini düşürüyorsunuz da niye bu sene 330 milyar faiz ödüyorsunuz?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bütçe hazırlayıp Meclis’e gönderiyorsunuz. Ödediğiniz faiz yetmiyor bir de kur korumalı yüzünden ödeyeceksiniz fazladan? Bu miktar ne? 300-350 milyar. Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek. Bu parayla tam bir milyon konut üretilip vatandaşa bedava dağıtılabilirdi. 8 milyon kişi başvurdu diye övünüyorlar bir de konut projesine. Hayal satıyor ya”

Yaklaşan seçimlere ilişin değerlendirmede bulunan Babacan, “Seçime adım adım yaklaşıyoruz. Burada iktidarcılık oynamıyoruz. Meselemiz Türkiye’nin yarını. Herkes göreviniz başında, çalışıyoruz. Kadrolarımız genişleye genişleye yürüyoruz. Seçim günü geldiğinde de DEVA Partisi, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak bir parti olacak. Ya başaracağız ya başaracağız! Türkiye’nin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz.” dedi.

DEVA Lideri Babacan, Polis Akademisi Mezuniyet Töreni’nde AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ programı için bestelenen şarkının okunmasına “Gözümüzün önünde polis bandosuna iktidar partisinin seçim şarkısını söylettiler ya. Bir dakika diyoruz ya, hop diyoruz, ne oluyoruz diyoruz” sözleriyle tepki gösterdi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İl Başkanları Toplantısı’nın açılış konuştu. Babacan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Ülkemizin gri listelere düşmesine izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin lekelerini temizleyeceğiz. Bu ülkenin sorunlarına çözüm üreteceğiz. Eğer bunu istiyorsan zaten çalışacaksın, çok çalışacaksın. İlk kez bir siyasi parti, ilk 90 günde ne yapacağını planıyla bütçesiyle açıkladı. 16 tane eylem planı hazırladık. Çünkü biz çalışıyoruz, sınıfın çalışkan öğrencisiyiz. Tembeller düşünsün. Vizyon, vizyon diye ortalığı ayağa kaldırdılar, ne açıkladılar Allah aşkına?

“Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek”

Sürekli milleti kandırmaya çalışıyorsunuz faizle ilgili. Siz bir milletin ödediği faize bakın. Merkez faizini düşürüyorsunuz da niye bu sene 330 milyar faiz ödüyorsunuz? Bütçe hazırlayıp Meclis’e gönderiyorsunuz. Ödediğiniz faiz yetmiyor bir de kur korumalı yüzünden ödeyeceksiniz fazladan? Bu miktar ne? 300-350 milyar. Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek. Bu parayla tam bir milyon konut üretilip vatandaşa bedava dağıtılabilirdi. 8 milyon kişi başvurdu diye övünüyorlar bir de konut projesine. Hayal satıyor ya.

Bakın dün akşam Sabancı Üniversitesi’nde genç arkadaşlarımızla buluştuk. Herhalde 700-800 kişilik bir salonda öğrenciler geldiler, konuştuk. Bizim bu gençlerimize borcumuz var. Çünkü bu hükümet bu gençlere gençlik borçlandı. Bizim onlara insan onuruna yaraşır bir hayat borcumuz var. Bu ülkeyi gidenlerin değil, yaşamak isteyenlerin ülkesi yapacağız. Ki bunu geçmişte yapmıştık da. Değil kendi gençlerimiz başka ülkelerden bile geliyorlardı Türkiye’ye.

Devlet iseniz tarafsız olmak zorundasınız. Daha yeni yaşadık bakın Emniyet Teşkilatı. Ülkenin yöneticilerine hizmet etmeye zorlanan bir teşkilat, partilileşmeye zorlanan bir teşkilat işini doğru yapamaz ki. Her parti için geçerli bu. Ben gördüğüm her polis intiharı haberine kahroluyorum. Gördünüz değil mi? Polis Akademisi mezuniyet töreni. Gözümüzün önünde polis bandosuna iktidar partisinin seçim şarkısını söylettiler ya. Bir dakika diyoruz ya, hop diyoruz, ne oluyoruz diyoruz. Çok istiyorsanız bu şarkıları kaydettirip Spotify’a yükletebilirsiniz. Ama kalkıp da orada, sokakların güvenliğini sağlamakla yükümlü insanlara kendi partinizin şarkısını söyletemezsiniz.

AK Parti, seçim şarkısını polise söyletsin diye mi iktidara geldi? AK Parti’yi yıllarca iktidara taşıyan tertemiz insanlar bu yüzden mi oy verdi? Milletin parasını çarçur etsin diye mi? Hayır, tahmin edemezlerdi. Ezilenlerin oyunu alan o parti, bu düzen için mi oy aldı?

Biliyorum ki adaletli insanlar bu konuda dertleşiyorlar. Yüksek sesle konuşamıyorlar ama memnun değiller. Ben buradan sesleniyorum, gelin hep beraber olalım. Dindar insanların da kendisini eleştirebildiğini hem ülkeye hem dünyaya gösterelim. Gelin el ele verelim.

“Erdoğan, milletin kendisine teslim ettiği anahtarı Bahçeli’ye teslim etti”

Bakın krizlerin ortağı Bahçeli’yi, Perinçek’i almış yanına Türkiye Yüzyılı’na yürüyormuş. Bu mu sizin vizyonunuz ya? Partiyi iki kişinin dudağından çıkanla hareket eden bir partiye çevirdi. Krizlerin ortağı istedi seçime gitti, o istedi mafyayı hapisten çıkardı. Tak dedi, şak oldu. Erdoğan, milletin kendisine teslim ettiği anahtarı Bahçeli’ye teslim etti. Size bu yüzden mi oy verdiler bu insanlar?

20 yıl önce, tam 3 Kasım, tam 20 yıl önce. Ekonomiyi devraldık, enflasyonu tek haneye indirdik, 30 yıl sonra ilkti. Bugün TÜİK açıkladı enflasyonu. Yüzde 85.51. Makyajlanmış ve de. Biz 20 yıl önce ülkeyi bu durumdan nasıl çıkardıysak yine yapacağız DEVA kadroları olarak. İlk altı ayda bu krizin havasını dağıtacağız, en geç iki yılda da enflasyonu tek haneye indireceğiz.

Biz ne zaman ekonomi, dış işleri ve AB kadrolarımızla yaptığımız başarılardan bahsetsek sayın Erdoğan ne diyor ki, ‘Biz izin verdik ki yaptılar.’ Tamam o zaman madem bir imza ile oluyor, hadi düşür enflasyonu. Tek imza dedin, çok istedin bunu, millet de tamam dedi. Hadi yap yapacağını iş imzaysa. Ama olmaz. Siz ancak dürüst ve ehil kadrolarla başarı sağlayabilirsiniz. Bu ülke deney değil, bu ülkenin insanları da kobay değil. Dünya gidiyor Mersin’e, bizimki gidiyor tersine.

Sen ülkede tarımı batır sonra ‘müjde’ ver buğday gelecek diye. Gözümüz yollarda kalsın buğday gemisi diye. Bu ülkenin 85 milyon nüfusu var. Hem Avrupa’nın en büyüğü hem de en genci. Topraklar elverişli. Müthiş bir üretim potansiyeli var. Ama kötü yönetimle tarımı bitirdiler. Siz enflasyonu tarımla düşürürsünüz, üreterek. Sadece Tarım Kredi’nin geçen yıl 500 milyon lira zarar ettiği açıklandı. Bu da, bizim bakkalımıza rakip çıkardığı market yani. Yaptıklarının bedelini sadece onlar ödemiyor, hepimiz ödüyoruz.

“Ya başaracağız ya başaracağız”

Seçime adım adım yaklaşıyoruz. Burada iktidarcılık oynamıyoruz. Meselemiz Türkiye’nin yarını. Herkes göreviniz başında, çalışıyoruz. Kadrolarımız genişleye genişleye yürüyoruz. Seçim günü geldiğinde de DEVA Partisi, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak bir parti olacak. Ya başaracağız ya başaracağız! Türkiye’nin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz.”

Paylaşın

Ali Bayramoğlu’ndan İktidarı Kızdıracak Yazı: Hangi Aile?

İktidarın “aileyi korumak” için anayasa değişikliği yapma çalışmasını eleştiren Karar yazarı Ali Bayramoğlu, “Hangi Aile” başlıklı yazısında, “Tarihte aileyle ilgili bir sorun olmuşsa, o da bu kurumun siyasete alet edilmesiyle olmuştur” yorumunu yaptı.

“Aile içi şiddeti, erkeğin kadın üzerindeki hükmünü gelenekten sayan aile mi? 15-16 yaşındaki kızları tecavüzcüleriyle evlendirerek aileyi kurmaya ve korumaya kalkan anlayış mı?” diyen Bayramoğlu, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Aile her anlamda çekirdek bir kurumdur; buna hiç şüphe yok. Sosyalleşme, güven, güvenlik, aidiyet, dayanışma, bağ ifade eden, insana, topluma ait en önemli kurum…

İki türlü bakabilirsiniz bu kuruma.

Bir. Aileyi doğal haliyle ve tarihsel boyutuyla ele alabilirsiniz. Esas olan aileye dair belli bir döneme ait kodlar, biçimler değildir; esas olan ailenin yukarıda saydığımız kalemlerden oluşan işlevdir. Aynı kalması, korunması gereken bu işlevlerdir, biçimler değil. Biçim zaman göre değişir ve değişmelidir. Bireyin özgürlük alanı genişledikçe, ailenin yapısı, iç ilişkileri de farklılaşır, beklentilere, çağa, yeni gereklere uyum sağlar. Kadın evden dışarı çıkar örneğin, çalışır, evde erkek egemen düzen yerini eşitliğe bırakır, haklar doğar, kimi konularda, özellikle şiddet, bedenin kişiselliği , cinsel taciz gibi durumlarda “giz ve mahrem” kalmaz” yerini hakka ve şeffaflığa bırakır.

İki. Aileyi, siyasi ve ideolojik bir yapı olarak da görebilirsiniz. Burada esas olan işlevden çok ideal aile biçimidir. Erkek-kadın-çocuk ilişkilerinin belli ve değişmez rollere göre dağıtıldığı, ailenin korunmasıyla aile içi iktidar ilişkilerinin ve hiyerarşik düzenin korunması arasında paralelliğin kurulduğu bir formattır bu. Aile, değişim veya değişim girdilerine direnen bir kurum olarak korunur ve tanımlanır.

Muhafazakar ideolojide ilk zamanlar aile; ibadethane, gelenek, dernek gibi diğer kurumlarla birlikte hızla değiştiren, imha eden devlet gücü karşısında karşında toplumun varoluşunu, sağlıklı ve güçlü olmasını ifade ederdi. Fransız devriminin kurumları altüst eden hızına tepki olarak doğan muhafazakar ideolojinin ilk döneminden bu yana çok zaman geçti.

Bugün aile değişim ve statüko arasında salınır durur…

Kilise hala boşanmaya izin vermez örneğin…

Sol ise, yüzyıldır, evliliğin sekülerleştirilmesi ya da boşanmaya izin verilmesi gibi yollarla ailenin ve geleneksel temellerinin reforme edilmesini savunur.

2. Dünya savaşında aile, faşist rejimler tarafından aile değerleri, değişmez kodlara bağlanmış, ahlak, beden üzerinde devlet adına aile, aile adına erkek denetimi bir hükümranlık haline getirilmiştir.

Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde nikahsız çocuk, birlikte de aile tanımına girer, sosyal yardımlardan, haklardan istifade eder. Kimi ülkelerde eşcinsel evliliklere izin verilir, bu eşlerin çocuk edinmelerine de…

Erdoğan, aileyi korumak için anayasa değişikliği yapmak istiyor…

Erdoğan aileyi korumak iddiasıyla İstanbul sözleşmesinden de çıkmıştı.

Ama hangi aile?

Aile içi şiddeti, erkeğin kadın üzerindeki hükmünü gelenekten sayan aile mi?

15-16 yaşındaki kızları tecavüzcüleriyle evlendirerek aileyi kurmaya ve korumaya kalkan anlayış mı?

Geleneksel değerlerle bedene damga vuran bakış mı?

Erdoğan, olmayan bir meseleyi üretiyor ve aileyi siyasileştiriyor, kendi siyasi projesi için kullanıyor.

Tarihte aileyle ilgili bir sorun olmuşsa, o da bu kurumun siyasete alet edilmesiyle olmuştur.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Uyuşturucu Baronlarına Seslendi: Şehirlerimizi Terk Edin

İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Kara para ile şehirlerimize mafya geldi. Uluslararası uyuşturucu baronlarına sesleniyorum, şehirlerimizi terk edin. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ‘uyuşturucu baronları’na seslendi.

Paylaşımında, “Türkiye’yi önce maddi açıdan batırdılar. Sonra da kara paraya izin verdiler ve manevi olarak batırma süreci başladı” diyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

Erdoğan güya sigaraya karşı. Ama kara parada sorun yok. Ülkeyi gri listeye soktular. Kara para pisliğinin bulaştığı ülkeler listesi bu.

Kara para ile şehirlerimize mafya geldi. Uluslararası uyuşturucu baronlarına sesleniyorum, şehirlerimizi terk edin. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğiz.

Peki çözüm nerede. Çözüm temiz parayı, temiz yatırımcıyı ülkeye getirmektedir. O paralarla, o yatırımlarla gençleri sokaklardaki bu bataklıktan çekip alacağız.

Temiz paranın girdiği sokaktan, kirli para hemen kaçar. Ben bu parayı bulup getireceğim. Bunun için Londra’dayım. Burada görüşeceğim bazı yatırım bankaları ve girişim sermayesi fonları dünyada 5 Trilyon Dolar parayı yönetiyor. Halkımdan ricam, sabırla Kasım sonunu bekleyin.

“Erdoğan güya, sigaraya karşı ama ona göre uyuşturucu parasında sorun yok”

Ayrıca, KRT TV Ana Haber’de Savaş Kerimoğlu’nun sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu “İngiltere’ye Türkiye’yi içinde bulunduğu krizden nasıl çıkarırız, bilgi ekonomisini ülkemizde nasıl egemen hale getiririz, temiz parayı nasıl getiririz, ülkeyi kirli paradan nasıl arındırırız bunları görüşmek için geldim,” ifadelerini kullandı

“Erdoğan güya, sigaraya karşı ama ona göre uyuşturucu parasında sorun yok,” diyen Kılıçdaroğlu “Ülkeyi gri listeye soktular. Bu ne demek? İş yapmamak demek. Sürekli kontrol altında tutulmamız demek,” sözlerini kullandı.

“Hala hayattayken kaçın, kafanızı koparacağım”

Kara para ile gelen mafyaların daha büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu ” Sırpların ne işi var İstanbul’da. Uluslararası uyuşturucu pislikleri İstanbul’u doldurdu. Daha ağır bir şey söyleyeceğim ama dilim varmıyor. O pisliklere sesleniyorum. Hala hayattayken kaçın. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğim. Kafalarını koparacağım. Evlatlarımızı zehirleyenlere karşı asla ve asla acımayacağım. Bu işe göz yumanlar hapse girecek,” dedi.

 “Kasım sonu çok güzel şeyler açıklayacağım”

Kılıçdaroğlu “Yalandan, ‘bacak kırma’ algısı; yok torbacı operasyonu algısı…Boş şeyler bunlar. Bunlar toplumu kandırmak. Çözüm: Temiz parayı, temiz yatırımcıyı Türkiye’ye getirmek. O yatırımlarla gençleri sokaklardan toplayacağız. Ben bu parayı bulup getireceğim. Bunun için Londra’dayım. Halkımızdan ricam, sabırla Bay Kemal’i beklesinler. Kasım sonunu beklesinler. Çok ama çok güzel şeyler açıklayacağım,” sözleriyle devam etti.

“Erdoğan’ın aklı ermez”

Kılıçdaroğlu “Erdoğan’ın aklı ermez. Katma değeri yüksek ürün ne demektir, üstün yetenek inşası ne demektir, bilgi ekonomisi ne demektir bunları bilmez. Erdoğan, benim muhatabım değil aslında. Erdoğan’a çağrı yaptım:  İstiyorsa gelsin, tartışalım. Cesaretli olsun, korkmasın. Öyle uzaktan laf atmanın hiçbir mantığı yok,” dedi.

AKP’nin anayasa değişikliği teklifi ile ilgili o konuda grup başkanvekillerinin gerekli açıklamayı yaptığını söyleyen Kılıçdaroğlu bir kanun teklifileri olduğunu belirterek ” Sağa sola sapmaya gerek yok. Olayı sulandırmaya gerek yok. Kanun teklifimiz gelir, Meclis Genel Kurulu’na, kabul ederler, mesele de çözülür. Kadının kılık kıyafeti ile siyasetçiler ilgilenmesin, temel hedefimiz de buydu zaten,” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a ‘Türkiye Yüzyılı’ Eleştirisi: İçi Boş Bir Masal

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “Türkiye Yüzyılı” üzerinden eleştiren DEVA Lideri Babacan, “Geçen hafta 1,5 saat boyunca içi boş bir ‘Türkiye Yüzyılı’ masalı dinledik. Tam bir boş çerçeve. Fiilen yaptıkları ayrı telden, açıkladıkları Türkiye yüzyılı ayrı telden çalıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Madem çoğulcu demokrasi, katılımcılık, insan hakları diyorsun; niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? Bugün yapsana. Adaleti her gün çiğniyorlar, ondan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’nda adalet, özgürlük diyeceğiz’ diyorlar. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, 16. eylem planını İstanbul Kibrithane’de düzenlenen tanıtım töreninde duyurdu.

“Kalkınma Seferberliği” başlığını taşıyan eylem planında yer alan 10 hedefi açıklayan Babacan, “Geçen hafta 1,5 saat boyunca içi boş bir ‘Türkiye Yüzyılı’ masalı dinledik. Tam bir boş çerçeve. Fiilen yaptıkları ayrı telden, açıkladıkları Türkiye yüzyılı ayrı telden çalıyor. Madem çoğulcu demokrasi, katılımcılık, insan hakları diyorsun; niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? Bugün yapsana. Adaleti her gün çiğniyorlar, ondan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’nda adalet, özgürlük diyeceğiz’ diyorlar. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diye konuştu.

5 yıl içinde kişi başına millî geliri yüksek gelirli ülkeler grubuna yükselteceklerini ileri süren Babacan, eylem planındaki maddeleri “sıçrama tahtasına” benzetti. Babacan, “Hani kimi dalga geçenler bizim için ‘Kendilerini İsveç’te mi, Norveç’te mi zannediyorlar?’ diyorlar… İsveç’te de Norveç’te değiliz ama Türkiye’yi iklimi güzel, insanı güzel, demokrasisi ve ekonomisi İsveç, Norveç gibi bir ülke yapmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

İşte Babacan’ın açıkladığı 10 hedef:

En az 10 sanayi vahası: “Yeni nesil üretim üsleri kuracağız. Ülkemizi en az 10 sanayi vahasıyla taçlandıracağız. Tüm Organize Sanayi Bölgeleri’ni entegre kampüsler haline getireceğiz.”

500 milyar dolar ihracat: “İhracatımızı büyüteceğiz. Hedefimiz net: İktidarımızın ilk döneminin sonunda ihracatımızı 500 milyar dolara çıkartacağız. İhracatımızda kilogram değerini 2 dolara ulaştırırken, yüksek teknolojinin payını da tam 2 misline yükselteceğiz.”

En az 100 bin Süper KOBİ: “Esnafın işini büyütmesini sağlayacağız. Mikro işletmeler küçük, küçük işletmeler orta boy, orta boy işletme olacak. Türkiye böyle büyüyecek. Türkiye’de büyümenin lokomotifi özel sektördür. Türkiye’yi ‘Süper KOBİ’lerle’ tanıştıracağız. DEVA Partisi iktidarında dünyayla rekabet etme gücü olan en az 100 bin Süper KOBİ’miz olacak.”

Sanayide her gün bin istihdam: “İstihdamda atılım yapacağız. Her iş günü 1000 yeni sanayi istihdamı sağlayacağız. İktidarımızın ilk döneminde sanayi istihdamımızı 1 milyon kişi artıracağız.”

Ara değil, aranan eleman: “İstihdamı, ara değil, aranan elemanlarla büyüteceğiz. Özel sektörün yönettiği, iş garantili meslek ve çıraklık okullarını yaygınlaştıracağız. Cobot, yani insan-robot iş birliğine ayrı bir önem vereceğiz. İş gücünde yarınların yetkinliğine Türkiye’yi eriştireceğiz.”

Yeni finansman modeli: “Yeni bir finansman modeli sunacağız. Yatırımların artması lazım. Bunu sağlamak için de yatırımcılarımıza destek olmak lazım. Yatırımcıya uzun vadeli ve teminat şartları uygun krediler sunmak lazım. Kamunun yatırımcıya ve iş yapanlara karşı yükümlülüklerini tam ve gününde yerine getirmesi lazım. Vergi oranlarının makul olması lazım.”

Yenilikçiliğin iktidarı: “Yenilikçiliği iktidara taşıyacağız. İktidarımızın ilk döneminde en az 1 yarı-iletken tesisi ve en az 2 elektrikli araç pil fabrikası kurulmasını sağlayacağız. Yerlilik katma değerle ölçülüyor. Kritik, hayati ürünlerde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltması gerek. Yarı iletken ve çip gibi alanlarda Ay’a yolculuk projesi başlatıyoruz. Ay’a öyle ‘sert düşüş’, kontrolsüz bir demir parçasını Ay’a düşürdüm, isabet ettirdim’ değil.”

Katma değer hamlesi: “Katma değer hamlesi başlatacağımız ilk dört sektörde otomotiv, kimya, tekstil ve medikal var. Tüm bu sektörlerdeki başarılarımız, Sayın Erdoğan’a emekliliğinde silmeyeceği tweetler attıracak. Bizi kutlayacağından hiç kuşkumuz yok, sonuçta memleketin başarısı. O da sevinir diye tahmin ediyoruz.”

Kaliteli büyüme: “Ekonomik büyümemize kalite kazandıracağız. Şu anda emeğin millî gelirden aldığı pay yüzde 36’dan yüzde 25’e düşmüş durumda. Yüzde 75’i sermaye alıyor. Türkiye niteliksiz, gelişigüzel ve ülkenin yoksul kesiminin sırtına basarak gerçekleşen büyüme yaşıyor. Böyle bir büyüme istemiyoruz. Biz; dünyadaki dönüşümü avantaja çeviren, uluslararası patent ve marka başvurularını ikiye katlayan bir aklı devreye sokacağız.”

“Yeter ki Sen İste” projesi: “Devlete girişimcilik yaptırmayacağız. Devlet, girişimcinin işini kolaylaştıran bir katalizör işlevi görecek. Katalizör devlet; KOBİ’sine, esnafına ve girişimcisine kolay ve hızlı hizmet sağlayan, tek durak ofiste herkesin işini kolaylaştırmak… Bir de yeni sistem projesi hazırladık. Adı, ‘Yeter ki Sen İste’. E-devlet’e benzer bir şekilde girişimcilerimiz, küçük işletmelerimiz, esnafımız internet üzerinden her türlü işini yapacak. Devlet kapısında sürünmeyecek.”

Lokomotif teşvikler: “Lokomotif teşvikler vereceğiz. Net katma değer, tedarik zincirindeki rol gibi kriterlere bakacağız. Teşvik sistemimizi komple sadeleştireceğiz.”

Paylaşın