Cezaevlerinde Kalanların Sayısı, 20 Kentin Nüfusundan Daha Fazla

Türkiye’de 100 bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011’de 172 iken 2019’da 351, 2020’de 319, 2021 yılında ise 352’ye çıktı. Geçen yıl 12 ve yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 390’ı ceza infaz kurumuna girdi.

Yüzde 96,1’i erkekler, yüzde 3,9’u ise kadınlardan oluşan tutuklu ve hükümlülerin en çok işlediği suçlar önceki yıllara göre dikkati çekici bir farklılık gösterdi. Önceki yıllarda yaralama suçundan cezaevine girenler ilk sırada yer alırken ekonomik krizin büyüdüğü 2021 yılında daha çok hırsızlık suçu işlendi.

Cezaevinde bulunanların işledikleri toplam suç sayısı 907 bin 38 oldu. Bunun 223 bin 327’si hırsızlık, 80 bin 81’i konut dokunulmazlığının ihlali, 64 bin 796’sı kasten yaralama, 58 bin 213’ü uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, 38 bin 298’i de uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da kullanmak olarak açıklandı.

Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında cezaevi nüfusu birinciliğini yıllardır hiçbir ülkeye kaptırmayan Türkiye’deki cezaevlerinde bulunanların sayısı nüfus hızının on katı artıyor. 2021 yılı sonu itibarıyla cezaevlerindekiler 20 ilin ayrı ayrı nüfuslarından daha yüksek bir sayıya ulaştı.

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in aktardığı Ceza İnfaz Kurumu istatistiklerine göre, Türkiye’deki cezaevi nüfusu ülkedeki bozulmaya paralel hızla artıyor. Nüfus artış hızı 2021 yılında 1,2 olan Türkiye’de cezaevine girenlerin sayısındaki artış bunun yaklaşık on katı artarak yüzde 11,6 oldu. Ceza infaz kurumlarındaki kişi sayısı Türkiye’nin Yalova’dan itibaren ülkenin nüfus sıralaması açısından son 20 kentinden daha kalabalık bir sayıya ulaştı.

31 Aralık 2021 tarihindeki cezaevi nüfusunun yüzde 87,2’sini hükümlüler, yüzde 12,8’ini tutuklular oluşturdu. Türkiye’de 100 bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011’de 172 iken 2019’da 351, 2020’de 319, 2021 yılında ise 352’ye çıktı. Geçen yıl 12 ve yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 390’ı ceza infaz kurumuna girdi.

Uyuşturucu patladı

Yüzde 96,1’i erkekler, yüzde 3,9’u ise kadınlardan oluşan tutuklu ve hükümlülerin en çok işlediği suçlar önceki yıllara göre dikkati çekici bir farklılık gösterdi. Önceki yıllarda yaralama suçundan cezaevine girenler ilk sırada yer alırken ekonomik krizin büyüdüğü 2021 yılında daha çok hırsızlık suçu işlendi.

Uyuşturucu ile suçlananların ve hüküm giyenlerin oranı da arttı. 2020’de cezaevindekilerin yüzde 4,7’si uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile suçlanıyor ya da hüküm giyiyorken bu oran 2021’de yüzde 7,3’e çıktı.

2021 yılında ceza infaz kurumlarına giren hükümlüler arasında yüzde 14,7 ile hırsızlık suçu ilk sırada geldi. Yüzde 13,5’i kasten yaralama, yüzde 7,3’ü kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak, yüzde 5,8’i trafik güvenliğini tehlikeye sokma, yüzde 5,4’ü ise tehdit suçunu işlemekten hüküm giydi.

Suç sayısı 900 bin

Cezaevinde bulunanların işledikleri toplam suç sayısı 907 bin 38 oldu. Bunun 223 bin 327’si hırsızlık, 80 bin 81’i konut dokunulmazlığının ihlali, 64 bin 796’sı kasten yaralama, 58 bin 213’ü uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, 38 bin 298’i de uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da kullanmak olarak açıklandı.

999’u çocuk

2021’de 12-17 yaş grubunda 999 çocuk cezaevine girdi. Bu kurumlara hükümlü statüsünde girişi sırasında çocuk yaşta (12-17 yaş grubu) bulunanların sayısı, 2020’de toplam bin 283 iken 2021 de bin 817’ye yükseldi. Bunların 122’sini 12-14 yaş grubundakiler oluşturdu.

Paylaşın

HDP, Partinin Eş Genel Başkanı Buldan’ın ‘Cumhuriyet’ Sözlerine Açıklık Getirdi

HDP Sözcüsü Ebru Günay, Pervin Buldan’ın grup toplantısında yaptığı konuşmada “Cumhuriyet’e yönelik sözlerine açıklık getirdi. Günay, Buldan’ın ‘cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurguladığını’ söyledi..

Haber Merkezi / Günay, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır” dedi ve ekledi:

“Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay’ın “Cumhuriyetle değil tekçi, inkarcı ve anti demokratik karakteriyle sorunumuz var” başlıklı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan, bu haftaki Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki âdemi merkeziyetçilik, çoğulculuk ve demokrasi fikriyatının terk edilerek devreye sokulan, kimlikleri ve inançları dışlayıcı ret ve inkâr politikalarının tarihsel süreç içerisinde yol açtığı toplumsal yaralara ve krizlere dikkat çekmiştir. Cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurgulamıştır.

Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır. Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.

Bu bağlamda Eş Genel Başkanımızın konuşmasında “Cumhuriyet yıkım projesidir” gibi bir ifade asla geçmemiş olmasına rağmen, bir takım çevreler sanki böyle bir ifade kullanılmış gibi sosyal medya üzerinden maksatlı, kötü niyetli bir saldırı kampanyası yürütmektedir. Bu çevrelerin amacını ve niyetini gayet iyi biliyoruz. Cumhuriyetin demokratikleşmesinden, HDP’nin demokratik cumhuriyet çağrısından, çoğulculuktan, toplumsal barıştan ve eşit yurttaşlıktan rahatsızlık duyan, korkan, tekçiliği dayatan ve bunu savunanlardır.

Siyasal muhalefetin bir kanadının da, konuyu anlamadan, dinlemeden, araştırmadan, sosyal medya üzerinden algı çalışması yürüten bir takım çevrelerin tuzağına düşerek, Eş Genel Başkanımızı ve partimizi hedef alan sözler kullanmasını iyi niyetli, samimi bir yaklaşım olarak görmediğimizi belirtmek isteriz.

Demokratik kamuoyu da bilmelidir ki HDP, cumhuriyetin demokrasiyle, adaletle ve barışla güçlendirilmesi gerektiği fikriyatını ısrarla ve kararlılıkla savunmaya ve bunun için mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, grup toplantısında “Cumhuriyetin 99. yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkarına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz” demişti.

Paylaşın

Babacan’dan ‘Faiz’ Tepkisi: Bu Yıl 650 Milyar Lira Ödenecek

Partisinin İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan DEVA Lideri Babacan, “Sürekli milleti kandırmaya çalışıyorsunuz faizle ilgili. Siz bir milletin ödediği faize bakın. Merkez faizini düşürüyorsunuz da niye bu sene 330 milyar faiz ödüyorsunuz?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bütçe hazırlayıp Meclis’e gönderiyorsunuz. Ödediğiniz faiz yetmiyor bir de kur korumalı yüzünden ödeyeceksiniz fazladan? Bu miktar ne? 300-350 milyar. Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek. Bu parayla tam bir milyon konut üretilip vatandaşa bedava dağıtılabilirdi. 8 milyon kişi başvurdu diye övünüyorlar bir de konut projesine. Hayal satıyor ya”

Yaklaşan seçimlere ilişin değerlendirmede bulunan Babacan, “Seçime adım adım yaklaşıyoruz. Burada iktidarcılık oynamıyoruz. Meselemiz Türkiye’nin yarını. Herkes göreviniz başında, çalışıyoruz. Kadrolarımız genişleye genişleye yürüyoruz. Seçim günü geldiğinde de DEVA Partisi, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak bir parti olacak. Ya başaracağız ya başaracağız! Türkiye’nin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz.” dedi.

DEVA Lideri Babacan, Polis Akademisi Mezuniyet Töreni’nde AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ programı için bestelenen şarkının okunmasına “Gözümüzün önünde polis bandosuna iktidar partisinin seçim şarkısını söylettiler ya. Bir dakika diyoruz ya, hop diyoruz, ne oluyoruz diyoruz” sözleriyle tepki gösterdi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İl Başkanları Toplantısı’nın açılış konuştu. Babacan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Ülkemizin gri listelere düşmesine izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin lekelerini temizleyeceğiz. Bu ülkenin sorunlarına çözüm üreteceğiz. Eğer bunu istiyorsan zaten çalışacaksın, çok çalışacaksın. İlk kez bir siyasi parti, ilk 90 günde ne yapacağını planıyla bütçesiyle açıkladı. 16 tane eylem planı hazırladık. Çünkü biz çalışıyoruz, sınıfın çalışkan öğrencisiyiz. Tembeller düşünsün. Vizyon, vizyon diye ortalığı ayağa kaldırdılar, ne açıkladılar Allah aşkına?

“Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek”

Sürekli milleti kandırmaya çalışıyorsunuz faizle ilgili. Siz bir milletin ödediği faize bakın. Merkez faizini düşürüyorsunuz da niye bu sene 330 milyar faiz ödüyorsunuz? Bütçe hazırlayıp Meclis’e gönderiyorsunuz. Ödediğiniz faiz yetmiyor bir de kur korumalı yüzünden ödeyeceksiniz fazladan? Bu miktar ne? 300-350 milyar. Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek. Bu parayla tam bir milyon konut üretilip vatandaşa bedava dağıtılabilirdi. 8 milyon kişi başvurdu diye övünüyorlar bir de konut projesine. Hayal satıyor ya.

Bakın dün akşam Sabancı Üniversitesi’nde genç arkadaşlarımızla buluştuk. Herhalde 700-800 kişilik bir salonda öğrenciler geldiler, konuştuk. Bizim bu gençlerimize borcumuz var. Çünkü bu hükümet bu gençlere gençlik borçlandı. Bizim onlara insan onuruna yaraşır bir hayat borcumuz var. Bu ülkeyi gidenlerin değil, yaşamak isteyenlerin ülkesi yapacağız. Ki bunu geçmişte yapmıştık da. Değil kendi gençlerimiz başka ülkelerden bile geliyorlardı Türkiye’ye.

Devlet iseniz tarafsız olmak zorundasınız. Daha yeni yaşadık bakın Emniyet Teşkilatı. Ülkenin yöneticilerine hizmet etmeye zorlanan bir teşkilat, partilileşmeye zorlanan bir teşkilat işini doğru yapamaz ki. Her parti için geçerli bu. Ben gördüğüm her polis intiharı haberine kahroluyorum. Gördünüz değil mi? Polis Akademisi mezuniyet töreni. Gözümüzün önünde polis bandosuna iktidar partisinin seçim şarkısını söylettiler ya. Bir dakika diyoruz ya, hop diyoruz, ne oluyoruz diyoruz. Çok istiyorsanız bu şarkıları kaydettirip Spotify’a yükletebilirsiniz. Ama kalkıp da orada, sokakların güvenliğini sağlamakla yükümlü insanlara kendi partinizin şarkısını söyletemezsiniz.

AK Parti, seçim şarkısını polise söyletsin diye mi iktidara geldi? AK Parti’yi yıllarca iktidara taşıyan tertemiz insanlar bu yüzden mi oy verdi? Milletin parasını çarçur etsin diye mi? Hayır, tahmin edemezlerdi. Ezilenlerin oyunu alan o parti, bu düzen için mi oy aldı?

Biliyorum ki adaletli insanlar bu konuda dertleşiyorlar. Yüksek sesle konuşamıyorlar ama memnun değiller. Ben buradan sesleniyorum, gelin hep beraber olalım. Dindar insanların da kendisini eleştirebildiğini hem ülkeye hem dünyaya gösterelim. Gelin el ele verelim.

“Erdoğan, milletin kendisine teslim ettiği anahtarı Bahçeli’ye teslim etti”

Bakın krizlerin ortağı Bahçeli’yi, Perinçek’i almış yanına Türkiye Yüzyılı’na yürüyormuş. Bu mu sizin vizyonunuz ya? Partiyi iki kişinin dudağından çıkanla hareket eden bir partiye çevirdi. Krizlerin ortağı istedi seçime gitti, o istedi mafyayı hapisten çıkardı. Tak dedi, şak oldu. Erdoğan, milletin kendisine teslim ettiği anahtarı Bahçeli’ye teslim etti. Size bu yüzden mi oy verdiler bu insanlar?

20 yıl önce, tam 3 Kasım, tam 20 yıl önce. Ekonomiyi devraldık, enflasyonu tek haneye indirdik, 30 yıl sonra ilkti. Bugün TÜİK açıkladı enflasyonu. Yüzde 85.51. Makyajlanmış ve de. Biz 20 yıl önce ülkeyi bu durumdan nasıl çıkardıysak yine yapacağız DEVA kadroları olarak. İlk altı ayda bu krizin havasını dağıtacağız, en geç iki yılda da enflasyonu tek haneye indireceğiz.

Biz ne zaman ekonomi, dış işleri ve AB kadrolarımızla yaptığımız başarılardan bahsetsek sayın Erdoğan ne diyor ki, ‘Biz izin verdik ki yaptılar.’ Tamam o zaman madem bir imza ile oluyor, hadi düşür enflasyonu. Tek imza dedin, çok istedin bunu, millet de tamam dedi. Hadi yap yapacağını iş imzaysa. Ama olmaz. Siz ancak dürüst ve ehil kadrolarla başarı sağlayabilirsiniz. Bu ülke deney değil, bu ülkenin insanları da kobay değil. Dünya gidiyor Mersin’e, bizimki gidiyor tersine.

Sen ülkede tarımı batır sonra ‘müjde’ ver buğday gelecek diye. Gözümüz yollarda kalsın buğday gemisi diye. Bu ülkenin 85 milyon nüfusu var. Hem Avrupa’nın en büyüğü hem de en genci. Topraklar elverişli. Müthiş bir üretim potansiyeli var. Ama kötü yönetimle tarımı bitirdiler. Siz enflasyonu tarımla düşürürsünüz, üreterek. Sadece Tarım Kredi’nin geçen yıl 500 milyon lira zarar ettiği açıklandı. Bu da, bizim bakkalımıza rakip çıkardığı market yani. Yaptıklarının bedelini sadece onlar ödemiyor, hepimiz ödüyoruz.

“Ya başaracağız ya başaracağız”

Seçime adım adım yaklaşıyoruz. Burada iktidarcılık oynamıyoruz. Meselemiz Türkiye’nin yarını. Herkes göreviniz başında, çalışıyoruz. Kadrolarımız genişleye genişleye yürüyoruz. Seçim günü geldiğinde de DEVA Partisi, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak bir parti olacak. Ya başaracağız ya başaracağız! Türkiye’nin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz.”

Paylaşın

Ali Bayramoğlu’ndan İktidarı Kızdıracak Yazı: Hangi Aile?

İktidarın “aileyi korumak” için anayasa değişikliği yapma çalışmasını eleştiren Karar yazarı Ali Bayramoğlu, “Hangi Aile” başlıklı yazısında, “Tarihte aileyle ilgili bir sorun olmuşsa, o da bu kurumun siyasete alet edilmesiyle olmuştur” yorumunu yaptı.

“Aile içi şiddeti, erkeğin kadın üzerindeki hükmünü gelenekten sayan aile mi? 15-16 yaşındaki kızları tecavüzcüleriyle evlendirerek aileyi kurmaya ve korumaya kalkan anlayış mı?” diyen Bayramoğlu, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Aile her anlamda çekirdek bir kurumdur; buna hiç şüphe yok. Sosyalleşme, güven, güvenlik, aidiyet, dayanışma, bağ ifade eden, insana, topluma ait en önemli kurum…

İki türlü bakabilirsiniz bu kuruma.

Bir. Aileyi doğal haliyle ve tarihsel boyutuyla ele alabilirsiniz. Esas olan aileye dair belli bir döneme ait kodlar, biçimler değildir; esas olan ailenin yukarıda saydığımız kalemlerden oluşan işlevdir. Aynı kalması, korunması gereken bu işlevlerdir, biçimler değil. Biçim zaman göre değişir ve değişmelidir. Bireyin özgürlük alanı genişledikçe, ailenin yapısı, iç ilişkileri de farklılaşır, beklentilere, çağa, yeni gereklere uyum sağlar. Kadın evden dışarı çıkar örneğin, çalışır, evde erkek egemen düzen yerini eşitliğe bırakır, haklar doğar, kimi konularda, özellikle şiddet, bedenin kişiselliği , cinsel taciz gibi durumlarda “giz ve mahrem” kalmaz” yerini hakka ve şeffaflığa bırakır.

İki. Aileyi, siyasi ve ideolojik bir yapı olarak da görebilirsiniz. Burada esas olan işlevden çok ideal aile biçimidir. Erkek-kadın-çocuk ilişkilerinin belli ve değişmez rollere göre dağıtıldığı, ailenin korunmasıyla aile içi iktidar ilişkilerinin ve hiyerarşik düzenin korunması arasında paralelliğin kurulduğu bir formattır bu. Aile, değişim veya değişim girdilerine direnen bir kurum olarak korunur ve tanımlanır.

Muhafazakar ideolojide ilk zamanlar aile; ibadethane, gelenek, dernek gibi diğer kurumlarla birlikte hızla değiştiren, imha eden devlet gücü karşısında karşında toplumun varoluşunu, sağlıklı ve güçlü olmasını ifade ederdi. Fransız devriminin kurumları altüst eden hızına tepki olarak doğan muhafazakar ideolojinin ilk döneminden bu yana çok zaman geçti.

Bugün aile değişim ve statüko arasında salınır durur…

Kilise hala boşanmaya izin vermez örneğin…

Sol ise, yüzyıldır, evliliğin sekülerleştirilmesi ya da boşanmaya izin verilmesi gibi yollarla ailenin ve geleneksel temellerinin reforme edilmesini savunur.

2. Dünya savaşında aile, faşist rejimler tarafından aile değerleri, değişmez kodlara bağlanmış, ahlak, beden üzerinde devlet adına aile, aile adına erkek denetimi bir hükümranlık haline getirilmiştir.

Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde nikahsız çocuk, birlikte de aile tanımına girer, sosyal yardımlardan, haklardan istifade eder. Kimi ülkelerde eşcinsel evliliklere izin verilir, bu eşlerin çocuk edinmelerine de…

Erdoğan, aileyi korumak için anayasa değişikliği yapmak istiyor…

Erdoğan aileyi korumak iddiasıyla İstanbul sözleşmesinden de çıkmıştı.

Ama hangi aile?

Aile içi şiddeti, erkeğin kadın üzerindeki hükmünü gelenekten sayan aile mi?

15-16 yaşındaki kızları tecavüzcüleriyle evlendirerek aileyi kurmaya ve korumaya kalkan anlayış mı?

Geleneksel değerlerle bedene damga vuran bakış mı?

Erdoğan, olmayan bir meseleyi üretiyor ve aileyi siyasileştiriyor, kendi siyasi projesi için kullanıyor.

Tarihte aileyle ilgili bir sorun olmuşsa, o da bu kurumun siyasete alet edilmesiyle olmuştur.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Uyuşturucu Baronlarına Seslendi: Şehirlerimizi Terk Edin

İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Kara para ile şehirlerimize mafya geldi. Uluslararası uyuşturucu baronlarına sesleniyorum, şehirlerimizi terk edin. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ‘uyuşturucu baronları’na seslendi.

Paylaşımında, “Türkiye’yi önce maddi açıdan batırdılar. Sonra da kara paraya izin verdiler ve manevi olarak batırma süreci başladı” diyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

Erdoğan güya sigaraya karşı. Ama kara parada sorun yok. Ülkeyi gri listeye soktular. Kara para pisliğinin bulaştığı ülkeler listesi bu.

Kara para ile şehirlerimize mafya geldi. Uluslararası uyuşturucu baronlarına sesleniyorum, şehirlerimizi terk edin. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğiz.

Peki çözüm nerede. Çözüm temiz parayı, temiz yatırımcıyı ülkeye getirmektedir. O paralarla, o yatırımlarla gençleri sokaklardaki bu bataklıktan çekip alacağız.

Temiz paranın girdiği sokaktan, kirli para hemen kaçar. Ben bu parayı bulup getireceğim. Bunun için Londra’dayım. Burada görüşeceğim bazı yatırım bankaları ve girişim sermayesi fonları dünyada 5 Trilyon Dolar parayı yönetiyor. Halkımdan ricam, sabırla Kasım sonunu bekleyin.

“Erdoğan güya, sigaraya karşı ama ona göre uyuşturucu parasında sorun yok”

Ayrıca, KRT TV Ana Haber’de Savaş Kerimoğlu’nun sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu “İngiltere’ye Türkiye’yi içinde bulunduğu krizden nasıl çıkarırız, bilgi ekonomisini ülkemizde nasıl egemen hale getiririz, temiz parayı nasıl getiririz, ülkeyi kirli paradan nasıl arındırırız bunları görüşmek için geldim,” ifadelerini kullandı

“Erdoğan güya, sigaraya karşı ama ona göre uyuşturucu parasında sorun yok,” diyen Kılıçdaroğlu “Ülkeyi gri listeye soktular. Bu ne demek? İş yapmamak demek. Sürekli kontrol altında tutulmamız demek,” sözlerini kullandı.

“Hala hayattayken kaçın, kafanızı koparacağım”

Kara para ile gelen mafyaların daha büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu ” Sırpların ne işi var İstanbul’da. Uluslararası uyuşturucu pislikleri İstanbul’u doldurdu. Daha ağır bir şey söyleyeceğim ama dilim varmıyor. O pisliklere sesleniyorum. Hala hayattayken kaçın. Seçimi aldıktan sonra peşinize düşeceğim. Kafalarını koparacağım. Evlatlarımızı zehirleyenlere karşı asla ve asla acımayacağım. Bu işe göz yumanlar hapse girecek,” dedi.

 “Kasım sonu çok güzel şeyler açıklayacağım”

Kılıçdaroğlu “Yalandan, ‘bacak kırma’ algısı; yok torbacı operasyonu algısı…Boş şeyler bunlar. Bunlar toplumu kandırmak. Çözüm: Temiz parayı, temiz yatırımcıyı Türkiye’ye getirmek. O yatırımlarla gençleri sokaklardan toplayacağız. Ben bu parayı bulup getireceğim. Bunun için Londra’dayım. Halkımızdan ricam, sabırla Bay Kemal’i beklesinler. Kasım sonunu beklesinler. Çok ama çok güzel şeyler açıklayacağım,” sözleriyle devam etti.

“Erdoğan’ın aklı ermez”

Kılıçdaroğlu “Erdoğan’ın aklı ermez. Katma değeri yüksek ürün ne demektir, üstün yetenek inşası ne demektir, bilgi ekonomisi ne demektir bunları bilmez. Erdoğan, benim muhatabım değil aslında. Erdoğan’a çağrı yaptım:  İstiyorsa gelsin, tartışalım. Cesaretli olsun, korkmasın. Öyle uzaktan laf atmanın hiçbir mantığı yok,” dedi.

AKP’nin anayasa değişikliği teklifi ile ilgili o konuda grup başkanvekillerinin gerekli açıklamayı yaptığını söyleyen Kılıçdaroğlu bir kanun teklifileri olduğunu belirterek ” Sağa sola sapmaya gerek yok. Olayı sulandırmaya gerek yok. Kanun teklifimiz gelir, Meclis Genel Kurulu’na, kabul ederler, mesele de çözülür. Kadının kılık kıyafeti ile siyasetçiler ilgilenmesin, temel hedefimiz de buydu zaten,” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a ‘Türkiye Yüzyılı’ Eleştirisi: İçi Boş Bir Masal

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “Türkiye Yüzyılı” üzerinden eleştiren DEVA Lideri Babacan, “Geçen hafta 1,5 saat boyunca içi boş bir ‘Türkiye Yüzyılı’ masalı dinledik. Tam bir boş çerçeve. Fiilen yaptıkları ayrı telden, açıkladıkları Türkiye yüzyılı ayrı telden çalıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Madem çoğulcu demokrasi, katılımcılık, insan hakları diyorsun; niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? Bugün yapsana. Adaleti her gün çiğniyorlar, ondan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’nda adalet, özgürlük diyeceğiz’ diyorlar. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, 16. eylem planını İstanbul Kibrithane’de düzenlenen tanıtım töreninde duyurdu.

“Kalkınma Seferberliği” başlığını taşıyan eylem planında yer alan 10 hedefi açıklayan Babacan, “Geçen hafta 1,5 saat boyunca içi boş bir ‘Türkiye Yüzyılı’ masalı dinledik. Tam bir boş çerçeve. Fiilen yaptıkları ayrı telden, açıkladıkları Türkiye yüzyılı ayrı telden çalıyor. Madem çoğulcu demokrasi, katılımcılık, insan hakları diyorsun; niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? Bugün yapsana. Adaleti her gün çiğniyorlar, ondan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’nda adalet, özgürlük diyeceğiz’ diyorlar. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diye konuştu.

5 yıl içinde kişi başına millî geliri yüksek gelirli ülkeler grubuna yükselteceklerini ileri süren Babacan, eylem planındaki maddeleri “sıçrama tahtasına” benzetti. Babacan, “Hani kimi dalga geçenler bizim için ‘Kendilerini İsveç’te mi, Norveç’te mi zannediyorlar?’ diyorlar… İsveç’te de Norveç’te değiliz ama Türkiye’yi iklimi güzel, insanı güzel, demokrasisi ve ekonomisi İsveç, Norveç gibi bir ülke yapmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

İşte Babacan’ın açıkladığı 10 hedef:

En az 10 sanayi vahası: “Yeni nesil üretim üsleri kuracağız. Ülkemizi en az 10 sanayi vahasıyla taçlandıracağız. Tüm Organize Sanayi Bölgeleri’ni entegre kampüsler haline getireceğiz.”

500 milyar dolar ihracat: “İhracatımızı büyüteceğiz. Hedefimiz net: İktidarımızın ilk döneminin sonunda ihracatımızı 500 milyar dolara çıkartacağız. İhracatımızda kilogram değerini 2 dolara ulaştırırken, yüksek teknolojinin payını da tam 2 misline yükselteceğiz.”

En az 100 bin Süper KOBİ: “Esnafın işini büyütmesini sağlayacağız. Mikro işletmeler küçük, küçük işletmeler orta boy, orta boy işletme olacak. Türkiye böyle büyüyecek. Türkiye’de büyümenin lokomotifi özel sektördür. Türkiye’yi ‘Süper KOBİ’lerle’ tanıştıracağız. DEVA Partisi iktidarında dünyayla rekabet etme gücü olan en az 100 bin Süper KOBİ’miz olacak.”

Sanayide her gün bin istihdam: “İstihdamda atılım yapacağız. Her iş günü 1000 yeni sanayi istihdamı sağlayacağız. İktidarımızın ilk döneminde sanayi istihdamımızı 1 milyon kişi artıracağız.”

Ara değil, aranan eleman: “İstihdamı, ara değil, aranan elemanlarla büyüteceğiz. Özel sektörün yönettiği, iş garantili meslek ve çıraklık okullarını yaygınlaştıracağız. Cobot, yani insan-robot iş birliğine ayrı bir önem vereceğiz. İş gücünde yarınların yetkinliğine Türkiye’yi eriştireceğiz.”

Yeni finansman modeli: “Yeni bir finansman modeli sunacağız. Yatırımların artması lazım. Bunu sağlamak için de yatırımcılarımıza destek olmak lazım. Yatırımcıya uzun vadeli ve teminat şartları uygun krediler sunmak lazım. Kamunun yatırımcıya ve iş yapanlara karşı yükümlülüklerini tam ve gününde yerine getirmesi lazım. Vergi oranlarının makul olması lazım.”

Yenilikçiliğin iktidarı: “Yenilikçiliği iktidara taşıyacağız. İktidarımızın ilk döneminde en az 1 yarı-iletken tesisi ve en az 2 elektrikli araç pil fabrikası kurulmasını sağlayacağız. Yerlilik katma değerle ölçülüyor. Kritik, hayati ürünlerde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltması gerek. Yarı iletken ve çip gibi alanlarda Ay’a yolculuk projesi başlatıyoruz. Ay’a öyle ‘sert düşüş’, kontrolsüz bir demir parçasını Ay’a düşürdüm, isabet ettirdim’ değil.”

Katma değer hamlesi: “Katma değer hamlesi başlatacağımız ilk dört sektörde otomotiv, kimya, tekstil ve medikal var. Tüm bu sektörlerdeki başarılarımız, Sayın Erdoğan’a emekliliğinde silmeyeceği tweetler attıracak. Bizi kutlayacağından hiç kuşkumuz yok, sonuçta memleketin başarısı. O da sevinir diye tahmin ediyoruz.”

Kaliteli büyüme: “Ekonomik büyümemize kalite kazandıracağız. Şu anda emeğin millî gelirden aldığı pay yüzde 36’dan yüzde 25’e düşmüş durumda. Yüzde 75’i sermaye alıyor. Türkiye niteliksiz, gelişigüzel ve ülkenin yoksul kesiminin sırtına basarak gerçekleşen büyüme yaşıyor. Böyle bir büyüme istemiyoruz. Biz; dünyadaki dönüşümü avantaja çeviren, uluslararası patent ve marka başvurularını ikiye katlayan bir aklı devreye sokacağız.”

“Yeter ki Sen İste” projesi: “Devlete girişimcilik yaptırmayacağız. Devlet, girişimcinin işini kolaylaştıran bir katalizör işlevi görecek. Katalizör devlet; KOBİ’sine, esnafına ve girişimcisine kolay ve hızlı hizmet sağlayan, tek durak ofiste herkesin işini kolaylaştırmak… Bir de yeni sistem projesi hazırladık. Adı, ‘Yeter ki Sen İste’. E-devlet’e benzer bir şekilde girişimcilerimiz, küçük işletmelerimiz, esnafımız internet üzerinden her türlü işini yapacak. Devlet kapısında sürünmeyecek.”

Lokomotif teşvikler: “Lokomotif teşvikler vereceğiz. Net katma değer, tedarik zincirindeki rol gibi kriterlere bakacağız. Teşvik sistemimizi komple sadeleştireceğiz.”

Paylaşın

AK Parti, Başörtüsü Teklifi İçin TBMM’de Grubu Bulunan Partileri Ziyaret Etti

AK Parti, başörtüsü düzenlemesine ilişkin Anayasa değişikliği teklifi için TBMM’de grubu bulunan partileri ziyaret etti. AK Parti heyetinde, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz yer aldı.

Adalet Bakanı Bozdağ, “Bu istişareler sonucunda ortaya çıkacak görüşleri tekrar değerlendirip teklife son halini vereceğiz. Çünkü hazır bir teklif götürmüyoruz” dedi.

MHP grubunu ziyareti sonrası açıklama yapan Bakan Bozdağ, “İlk görüşmemizi MHP ile yaptık. Kamuoyunun da yakından takip ettiği gibi anayasada değişiklik çalışmalarını esasında Cumhur İttifakı ile birlikte daha önce değerlendirdik” dedi.

Daha sonra CHP grubunu ziyaret edip Grup Başkan Vekili Engin Altay ve Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ile bir araya geldiklerini aktaran Bozdağ, “Kendilerine anayasa değişikliği konusunda yaptığımız hazırlıklar konusunda bilgi aktarımında bulunduk. Anayasanın hangi maddelerinde değişiklik düşündüğümüzü paylaştık, bir de genel çerçeve üzerinde durduk ve kendilerinden bu hazırlık sürecine katkı vermelerini istedik” dedi.

CHP’den ‘başörtüsü’ için anayasa değişikliği teklifine ret

“AK Parti’nin hazırladığı anayasa değişikliği önerisinin içinde olmayacağımızı söyledik. Teklifi de gördükten sonra da değerlendireceğiz” diyen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, ziyarete ilişkin açıklamada şunları kaydetti:

“Bir anayasa değişikliği teklifi ile demeyeyim de önerisi ile geldiler. Bir hazırlanmış teklifle gelmediler. AK Parti’nin bu konudaki çerçevesini ortaya koydular. Anayasanın 24 ve 41. maddelerinde bir değişiklik düşündüklerini, bunu Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerle paylaşacaklarını ve mümkünse çalışmanın birlikte yapılmasını istediklerini söylediler. Bu konu; Sayın Genel Başkanımızın kadına özgürlük, kadının kılık kıyafetine özgürlük, kamuda özgürlük noktasında verdiği kanun teklifi sonrası gelişen bir konudur. Biz prensip olarak, Türkiye’de başörtüsü meselesinin bir mesele olmaktan çıktığını, öteden beri söyleyegeldik. CHP bakımından Anadolu’da karşılaştığımız kimi eleştirilere karşı bu konudaki samimiyetimizi ve dürüstlüğü ortaya koymak için Sayın Genel Başkanımız böyle bir kanun teklifini Meclis’e verdi, bizlerin de imzasıyla. AK Parti buna karşılık bir anayasa değişikliği önerdi.

Biz; temel hakların referandum konusu, anayasa konusu olmaması gerektiğini söyledik. Sadece bununla sınırlı olmayan bir anayasa değişikliğinin de seçime yedi ay kalmışken parlamentoda yapılmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Yeni bir anayasa, yeni parlamentonun işi olmalıdır diye düşünüyoruz. AK Parti’nin çalışmaları birlikte olgunlaştıralım, son şeklini verelim önerisinin içinde olmayacağımızı da kendilerine belirttik. Kendileri daha sonra net bir taslak ortaya koyduklarında, o taslağı görerek de bir değerlendirme ayrıca yaparız. Özetle; AK Parti’nin gerçekleştirmek istediği bir anayasa değişikliği çalışmasının içinde olmayacağımızı sayın bakana ve heyete söyledik.”

‘Referandumu doğru bulmuyoruz’

AK Parti heyeti daha sonra HDP ve İYİ Parti gruplarını ziyaret etti; HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay’la görüştü.

HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ile Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay, AK Partili kurmaylarla yaptıkları görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. “Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili bir ziyaretti. Henüz yazılı bir metin yok” ifadelerini kullanan Beştaş, AK Parti’nin teklifinin Anayasa’daki 24 ve 41’inci maddelere dönük olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Sadece anayasanın 24 ve 41’inci maddelerinde yapılacak bir değişiklik olacağını, bunun kapsamını genel olarak paylaştılar. Biz de buna ilişkin tutumumuzu, Eş genel başkanlarımız ve MYK’la yaptığımız değerlendirme sonucunda kamuoyuyla paylaşıyor olacağız. Bugün sohbet ettik, uzun süredir tartışılan bir mesele neticesinde. Kıyafet özgürlüğüne dair, türbana dair, kadın haklarına dair bizim tutumumuz net. Buna ilişkin negatif tutumumuz olmadı ama böyle bir dönemde nasıl karar alacağımızı ilgili kurullarımızda karar vereceğiz.”

AK Partili kurmaylara doğrudan “evet” ya da “hayır” gibi bir yanıt vermediklerini, iktidar yetkililerinin pazartesi teklifin Meclis’e sunulacağını belirttiğini aktaran Beştaş, “Ondan önce bir görüşmemiz olur ve iletmiş oluruz görüşümüzü” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“İçeriğini kamuoyuna açıkladılar. 24’üncü maddede giyim kuşam ve türbanla ilgili değişiklik, diğerinde aile kurumunu düzenleyen 41’inci maddede kadın ve erkek arasında evlilik birliğinin kurulacağına dair bir düzenleme düşünüldüğünü gelmeden de biliyorduk. Aynı sözleri bizimle de paylaştılar. HDP olarak bu konudaki tutumumuz hukuktan, evrensel hukuktan yanadır. Biz konusu hak ve özgürlükler olan bir olguda referandumu doğru bulmayız. İnsanların nasıl giyileceğine dair bir hakkı nasıl halka soralım? Zaten bu vazgeçilemez bir hak. Biz de hukuktan yana tutum alırız.”

Paylaşın

2023 Seçimi 2002 Etkisinde Olur Mu?

2002 seçimi çok sayıda ve farklı gelişmelerin yaşandığı bir 20 yılın kapısını açarken yaklaşan seçimlerin de aynı şekilde çok kritik sonuçları olacağına dikkat çekiliyor. Prof. Dr. Menderes Çınar, Haziran 2023 seçiminin Türkiye’de otoriter rejimin konsolide olup olmaması ile ilgili olacağını söyledi ve ekledi:

“Eğer AKP kazanırsa kendi rejimini konsolide etme fırsatını yakalamış olacak. Kaybederse belki hemen demokrasiye dönmeyeceğiz ama demokrasiye dönme imkanını yakalamış olacağız. O açıdan kritik bir seçim olacak.”

Eski Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise, Türkiye’nin 2015 seçiminin ardından koalisyon ihtimalinin ortadan kalkmasıyla 2017’ya kadar fiili, 2017’den sonra da hukuken bir tek adam rejimi ile yönetildiğini belirterek şunları not düşüyor:

“Kuruluşundan ve ilk 10 yıllık yürüyüşünden çok farklı bir yere savrulan bir AK Parti ile Erdoğan ve Türkiye hikayesi var karşımızda. Yoksullukla, yasaklarla savaşacağız diye gelen bir parti 20 yıl sonra yasakçı, yoksulluğu ve yolsuzlukları göz ardı eden bir yapıya dönüştü. Bu gidecek. Bunun gitmesi tabiatın gereği. Halkın kendi çıkarlarını koruması içgüdüsüdür de. Biz Kuzey Kore değiliz. Ne öyle bir geçmişimiz var ne de öyle bir geleceğimiz olabilir, olmayacak.”

Türkiye yaz aylarında kritik iki seçime hazırlanıyor. Bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerini önemli hale getiren siyasi gelişmelerin başlangıcı ise bundan tam 20 yıl önce, 3 Kasım 2002’de yapılan genel seçime uzanıyor. Türkiye için bir dönüm noktası olan bu seçimlerin gerek siyasetteki gerekse toplumsal hayattaki etkileri hâlâ devam ediyor.

3 Kasım 2002 seçiminde Refah Partisi’nden ayrılan yenilikçilerin kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), oyların yüzde 34,3’ünü alırken, yüzde 10 baraj nedeniyle CHP dışındaki partilerin Meclis’e girememesiyle tek başına iktidar oldu ve TBMM’nin yaklaşık yüzde 66’sına karşılık gelen 363 milletvekilliği kazandı.

1999-2002 arasında iktidar olan koalisyon hükümetinin ortakları DSP, MHP ve ANAP’ın yanı sıra muhalefetteki DYP, Saadet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi barajı aşamayarak TBMM dışında kaldı ve böylelikle oyların yüzde 46,3’ü ise TBMM’de temsil edilemedi.

Türkiye’nin son 20 yılına şekil veren 3 Kasım seçiminin yıldönümünde uzmanlara ve AKP’de eskiden siyaset yapan isimlere göre AKP geçen zaman içinde ortaya çıkan farklı etkenlerle bir taraftan kendisi “tek adam partisi” haline gelirken diğer taraftan Türkiye’yi de daha kutuplaşmış bir toplumsal yapıya ve otoriter bir yönetime dönüştürdü.

3 Kasım sonucu “geliyorum” demiş miydi?

Peki sonuçlarıyla 2002’de deprem etkisi yaratan 3 Kasım seçimleri hangi açılardan önemli ve öncesinde böyle bir sonuç çıkacağı tahmin edilebilmiş miydi?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan siyaset bilimci Prof. Dr. Menderes Çınar, 3 Kasım seçimlerinin aslında 1990’lı yıllarda yaşanan bir dizi krizin sonucu olduğunu belirtiyor ve bu krizlerin toplam sonucunun 3 Kasım’daki kırılma olduğunu söylüyor.

Susurluk skandalı, 1999 depremi, ekonomik kriz, Sivas katliamı ve buna benzer pek çok sorunun “merkez siyasetlerin erimesine ve uç siyasetlerin yükselmesine” yol açtığını söyleyen Çınar, seçim öncesindeki atmosferi şu sözlerle anlatıyor:

“3 Kasım’da Refah Partisi’nin içinden çıkarak AKP’yi kuran yenilikçilerin güçlü bir şekilde geleceği aslında anlaşılıyordu. AKP’yi kuranlar da siyasetin içinden geliyordu ve boşluğu gördüler. Zaten onlara Refah Partisi’nden ayrılma motivasyonu veren faktörlerden biri de Türkiye siyasetinin bir temsil krizi içinde olduğunu görmekti.”

AKP’ye 2007 de katılan ve 2013’e kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı yapan deneyimli siyasetçi Ertuğrul Günay da 3 Kasım öncesi dönemi şöyle aktarıyor:

“1999 depreminde devletin bütün kurumlarının sergilediği acziyet ve ardından gelen ekonomik kriz gibi nedenlerden ötürü genel görüntü parlamentonun iktidarıyla ve muhalefetiyle ülkeyi yönetemediği görüntüsüydü. Bu ortamda Adalet ve Kalkınma Partisi bir yeni parti görüntüsüyle ve başka kesimlerden de gelen kadrolarıyla ortaya çıktı. O nedenle seçim sonucu aslında sürpriz değildi.”

Bu kapsamda Çınar’a göre 3 Kasım seçimi Türkiye siyasetinin o döneme kadarki CHP dışındaki tüm yerleşik aktörlerini “oyun dışı bırakması” açısından önemli ve seçim sonuçları bir açıdan “merkez sağ partilerin krizi” olarak da okunabilir.

Merkez partilerin 1990’larda meydana gelen bir dizi kriz ve bunlara karşılık uyguladıkları yanlış politikaların etkisiyle inişlerinin ardından son 20 yılda halen bu boşluğun tam olarak doldurulmadığına da dikkat çekiliyor.

Çınar, “AKP merkez sağ partilerin bıraktığı boşluğu işgal ediyor olabilir ama bir merkez sağ parti değil” diyerek partinin hem ideolojik olarak hem de geldiği köken itibariyle merkez sağ gelenekle uyuşmadığını kaydediyor. Çınar’a göre AKP’nin başından beri iddiası zaten bir merkez sağ parti olmak değil Türkiye’nin merkezini yeniden kurmaktı.

Seçimden sonra ilk dönem ve kırılma noktaları

AKP’nin isminde de yer verdiği şekilde topluma o dönemin kanayan yaraları olan adalet ve kalkınma için vaatler vererek iktidara geldiğini hatırlatan Günay, şöyle devam ediyor:

“İtiraf etmek gerekir ki ilk sıralarda dönemin şartlarına uygun da hareket edildi. Yani Türkiye’nin ihtiyacı neydi? Adaletti, eşitlikti, toplum kesimleri arasındaki gelir uçurumunun azaltılmasıydı, AB yürüyüşünün pekiştirilmesi ve 12 Eylül’den kalma Kürtçe yasakları gibi yasakların kaldırılmasıydı. Bütün bunlar yapıldı ilk dönemde.”

Bunun yanı sıra AKP ilk dönemlerinde merkez sol ve sağ siyasetçilere de kapısını açtı. İslami siyasetten gelen Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimlerin yanı sıra Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu, Köksal Toptan, Yaşar Yakış gibi merkez sağ ya da Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga gibi merkez sol isimler de 20 yılın ilk yarısında partide yer aldı.

Ancak içlerinde Günay’ın da olduğu bu isimlerin çoğuyla şu anda yollar ayrılmış durumda.

Günay, 2008’de AKP için açılan kapatma davası ve ardından yaşanan Ergenekon süreci, AB içinde Türkiye’nin üyeliğine karşıtlığın gelişmesi gibi bazı etkenlerin belli başlı kırılma noktaları olduğunu belirterek ancak asıl 2011’de AKP’nin üçüncü kez seçimi kazanmasının ilk dönemki çizgisinden ayrılmasında belirleyici olduğunu şöyle ifade ediyor:

“Bütün bu tartışmalı ortam içinde 2011’de AKP oylarını yine arttırarak seçimi kazandı. Bu bizim demokrasi tarihimizde bir ilktir. Üçüncü seçimini oyunu artırarak kazanan yoktur. Bundan sonra Sayın Erdoğan’da aşırı bir özgüven belirdi. Güç zehirlenmesi denilen şeyi ben somut olarak gördüğümü rahatlıkla ifade edebilirim.”

20 yılın önemli dönüm noktaları

2010 referandumu ve 2011 seçimlerinin yanı sıra son 10 yılda gerek AKP için gerek Türkiye için çok sayıda dönüm noktası sayılabilecek gelişme yaşandı.

2002’de iktidara geldiğinde sadece 14 aylık bir parti olan AKP’nin kimliğinin her ne kadar muhafazakâr demokrat olarak zikredilse de ilk başta tam oturmadığını belirten Çınar, “AKP’nin bugünkü hale gelmesi biraz aşama aşama oldu. Zaten Türkiye’nin otoriterleşmesi de aşama aşama oldu” diyor.

Çınar, AKP’nin aslında 2005’te yani AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla reform gündemini bıraktığını belirterek o dönemdeki süreci şöyle özetliyor:

“Ordu zaten Ergenekon gibi davalarla pasifize edilmişti. 2010 referandumu ile de yüksek yargıda kontrol sağlanmış oldu. 2011 seçimini kazanmasının ardından 2012’de düzenlenen parti kongresi bence dönüm noktasıdır. Bu kongrede Erdoğan iki şeyi ilan etti; birincisi partinin muhafazakâr demokrat kimliği artık terk ettiğini gösterdi. İkincisi de başkanlık sistemine mutlaka geçilmesini içeren 2023 Vizyon Belgesi yayımlandı.”

Çınar, 2011’den itibaren de AKP’nin demokratikleşme diye bir gündemi olmadığını, çözüm süreci adı altında başlatılan inisiyatifin de aslında Kürtlerden başkanlık için destek alma amacını taşıdığını da ifade ediyor.

Arap Baharı, Gezi olayları ve Gülen Cemaati’nden kopuş

Dönemin önemli gelişmeleri o günlerde sadece içerde yaşanmıyordu. Günay, AKP’nin demokratikleşme ve AB hedefinden uzaklaşmasında Arap Baharı olaylarını da önemli bir etken olarak görüyor ve o günlerde AKP’ye egemen olan durumu şöyle aktarıyor:

“Arap Baharı bazı çevrelere AB kapısında boşuna uğraşmak yerine Arap dünyasında yeni demokratikleşme rüzgarının önüne geçme ve orada lider olma gibi olmayacak bir hayal kurdurdu. Bilhassa Sayın Erdoğan da bu hayali biraz tercih etti. Bu da bir eksen kırılmasına, Batı’dan ve çoğulcu demokrasiden içeriye dönük bir yere savrulmaya yol açtı.”

Günay, Suriye savaşının ilk zamanları, kendisi henüz bakan iken bu hayalin yanlış olduğu eleştirisini açıkça yaptığını belirterek Erdoğan’ın ise kendisine “Kaygılarınızı anlıyorum ama sizden rica ediyorum 6 ay dişinizi sıkın, 6 ay sonra böyle bir sorun kalmayacak” dediğini aktarıyor.

Bakanlığının son döneminde Gezi Parkı’na yapılaşma projelerine karşı çıkan Günay, Erdoğan’ın 2013 Gezi olaylarını da çevre duyarlılığı kapsamında değil bir çeşit Arap Baharı’nın da parçası olan kitlesel eylem gibi okuduğunu söylüyor.

20 yılın ikinci yarısının önemli gelişmelerinden birisi de Fethullah Gülen Cemaati ile kopuş oldu. “Uzun süren iktidarlar bir süre sonra yorulurlar, yorulmakla kalmaz, yıpranırlar. Yıpranmakla da kalmaz kirlenmeye başlarlar” diyen Günay, AKP’deki yolsuzlukların Gülen Cemaati tarafından deşifre edilmesinin partide “kırılma, kime güveneceğini bilememe, içe kapanma ve kendi kadrolarına çekilmeye” yol açtığını söylüyor ve şunu ekliyor:

“Bütün bunlar üst üste geldikten sonra Erdoğan artık kimseye güvenmeyen, kendi içine kapanmış, en yakınlarıyla siyaset yapmaya çalışan bambaşka bir yere savruldu. Ama kendisiyle birlikte partiyi de savurdu.”

Yaklaşan seçim 2002 etkisinde olur mu?

2002 seçimi çok sayıda ve farklı gelişmelerin yaşandığı bir 20 yılın kapısını açarken yaklaşan seçimlerin de aynı şekilde çok kritik sonuçları olacağına dikkat çekiliyor.

Menderes Çınar Haziran 2023 seçiminin Türkiye’de otoriter rejimin konsolide olup olmaması ile ilgili olacağını düşünüyor ve şöyle konuşuyor:

“Eğer AKP kazanırsa kendi rejimini konsolide etme fırsatını yakalamış olacak. Kaybederse belki hemen demokrasiye dönmeyeceğiz ama demokrasiye dönme imkanını yakalamış olacağız. O açıdan kritik bir seçim olacak.”

Günay ise Türkiye’nin 2015 seçiminin ardından koalisyon ihtimalinin ortadan kalkmasıyla 2017’ya kadar fiili, 2017’den sonra da hukuken bir tek adam rejimi ile yönetildiğini belirterek şunları not düşüyor:

“Kuruluşundan ve ilk 10 yıllık yürüyüşünden çok farklı bir yere savrulan bir AK Parti ile Erdoğan ve Türkiye hikayesi var karşımızda. Yoksullukla, yasaklarla savaşacağız diye gelen bir parti 20 yıl sonra yasakçı, yoksulluğu ve yolsuzlukları göz ardı eden bir yapıya dönüştü. Bu gidecek. Bunun gitmesi tabiatın gereği. Halkın kendi çıkarlarını koruması içgüdüsüdür de. Biz Kuzey Kore değiliz. Ne öyle bir geçmişimiz var ne de öyle bir geleceğimiz olabilir, olmayacak.”

Paylaşın

Danıştay Cumhuriyet Başsavcılığı: “Terör Arananlar” Listesi Hukuka Aykırı

İçişleri Bakanlığı tarafından kurulan Ödül Komisyonu’nun “terör arananlar listesi” yapma yetkisinin bulunmadığına dikkat çeken Danıştay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu duruma izin veren yönetmelik maddesinin iptalini istedi.

İçişleri Bakanlığı savunmasında ise, haklarında arama/yakalama kararı bulunan şahısların listeler halinde yayımlanarak kamuoyu bilgilendirme usulünün sadece Türkiye’ye özgü bir durum olmadığı ileri sürüldü.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı kurulan Ödül Komisyonu, tutuklu Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da sanığı olduğu ÇHD davasının firari sanığı Avukat Özgür Yılmaz’ın adını http://www.terorarananlar.pol.tr/ uzantılı “Terör Arananlar Turuncu Listeye” yazdı. Yılmaz’ın bulunmasına yardımcı olanlara 1 milyon TL vaat edildi.

Özgür Yılmaz’ın avukatı Fatih Gökçe, Yılmaz’ın adının “terör arananlar” listesine yazılması işleminin iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı. Dava dilekçesinde, 5 Kasım 2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Terör Suçlarının Ortaya Çıkarılmasına veya Delillerin Ele Geçirilmesine ya da Suç Faillerinin Yakalanmasına Yardımcı Olanlara Verilecek Ödül Hakkında Yönetmelik’in tümünün de iptali talep edildi.

Danıştay Savcısı: Terör Arananlar listesi iptal edilmeli

Davaya ilişkin Danıştay Cumhuriyet Savcısı görüşünü Danıştay 10. Daire’ye sundu. Danıştay’ın görüşünde, dava konusu yönetmeliğin 6. Maddesinin 2. Fıkrasındaki “Ödül vaadiyle aranan terör suçluları, terör örgütündeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına göre Ödül Komisyonunca gruplandırılarak ve her bir grupta yer alanlara verilebilecek azami ödül miktarı belirtilmek suretiyle ilan edilebilir” hükmün iptali talep edildi. Ayrıca Özgür Yılmaz’ın adının “terör arananlar” listesine yazılmasının da iptal edilmesi gerektiği bildirildi.

Danıştay Başsavcılığı, iptal talebinin gerekçesinde yönetmelik kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından kurulan Ödül Komisyonu’nun “terör arananlar listesi” yapma yetkisinin bulunmadığına dikkat çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Ödül komisyonuna tanınan, verilecek ödül miktarının belirlenmesi yetkisinin, aranan terör suçlularının önem sıralaması sonucunu doğuran bir listeleme yapmayı sağlayan bir yetki olarak kullanımı mümkün bulunmamaktadır. Aranan terör suçlusu ya da faili yönünden böyle bir listeleme yapılması Anayasal düzenin devamı açısından gerekli olması halinde bu listelemenin, terör suçlarının ortaya çıkarılmasına, delillerin ele geçirilmesine ve suç faillerinin ele geçirilmesine yardımcı olanlara verilecek ödülü belirleyecek olan Ödül Komisyonu tarafından yapılması tanınan yetkiyi aşar nitelikte bulunmaktadır.”

İçişleri Bakanlığı’nın savunmasında, haklarında arama/yakalama kararı bulunan şahısların listeler halinde yayımlanarak kamuoyu bilgilendirme usulünün sadece Türkiye’ye özgü bir durum olmadığı ileri sürüldü. Ancak Danıştay Başsavcılığı, bu savunmayı kabul etmeyerek, şu görüşü ifade etti:

“Verilen örneklerin İNTERPOL ‘Wanted persons’ kısmında uluslararası arananların bilgileri ve fotoğrafları, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Polis Teşkilatlarının işbirliği yapabilmesi amacıyla oluşturulan Avrupa Polis Teşkilatı olarak bilinen ‘EUROPOL’ ‘Europe’s Most Wanted Fugitives’ listesinde arananların bilgiler ve fotoğrafları, ABD ‘FBI’ın resmi Web Sitesinde ‘Most Wanted’ kısmında aranan şahısların bilgiler ve fotoğrafları ve ödül miktarlarının bulunduğu belirtilmiş olmasına karşın yapılan listemelerin hepsinin de Polis Teşkilatı ya da kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen listelemeler olduğu, ödül komisyonu tarafından gerçekleştirilen bir listelemeden söz edilmediği açıktır.”

Danıştay Başsavcılığı, bu kapsamında “Bu halde, aranan terör suçu faillerinin yakalanmaları için Komisyon tarafından suç ya da suçlu hakkında önem sıralaması yapılarak, listeler oluşturulmasına ve davacının da bu kapsamda oluşturulan turuncu listeye dahil edilmesine yönelik idari işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır” sonucuna vardı.

İçişleri Bakanlığı ne dedi?

İçişleri Bakanlığı ise mahkemeye gönderdiği savunmada, bu listede yer alan kişilerin somut deliller olmadıkça ceza alması ya da haklarında güvenlik tedbiri uygulanması söz konusu olmamakla birlikte şahısların bahse konu sitede yayımlanmasının adli makamlarca yakalanma kararı bulunması şartı ile sınırlandırıldığı belirtildi. Savunma dilekçesinde, davacının iddialarının “farazi” olduğunu ve bunlar karşısında yönetmeliğin tamamının iptalinin kabul edilebilir olmadığı belirtilerek şöyle denildi:

“Kaldı ki söz konusu yönetmeliğin tamamının ya da bir takım maddelerinin iptal edilmesi davacı şahsın yargılama süreci ile ilgili kendisine hukuken olumlu/olumsuz herhangi bir katkıda bulunmayacağından davacının gerek Yönetmeliğin tamamı gerek ise birtakım maddelerinin iptaline yönelik talebinde hukuki bir menfaati de bulunmamaktadır. Zira davacı şahıs DHKP-C terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında hakkında ulaşılan deliller doğrultusunda yargılanmaktadır. www.terorarananlar.pol.tr adresli web sitesinde yer alması şahsın yakalanmasına yönelik olup yargılama sürecinde herhangi bir etkisi olmayacağı da bilinmektedir.”

Avukat Gökçe: Yönetmelik anayasaya aykırı

DW Türkçe’den Alican Uludağ’a konuşan Avukat Fatih Gökçe, kamuoyunda “Aranan Teröristler Listesi” olarak tabir edilen ve İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan listelerin açıkça hukuka ve Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek, “Bakanlığın bu uygulaması ile pek çok insan mağdur edilmiş ve haklarında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmamasına rağmen kişilerin isim ve fotoğrafları paylaşılmak suretiyle ‘terörist’ olarak gösterilerek hedef haline getirilerek can ve mal güvenliği bakımından geri dönüşü olmayacak bir duruma neden olunmuştur. Meslektaşımız avukat Özgür Yılmaz’ın adı ve resmi halen bu listelerde yer almakta olup, meslektaşımız halen bu durumun neden olduğu sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır” dedi.

Ödül Komisyonu nedir?

“Terör Arananlar” listesi, 5 Kasım 2019 tarihinde yayımlanan yönetmelik kapsamında http://www.terorarananlar.pol.tr/ internet adresi üzerinden yayımlandı. Yönetmelikte, verilecek ödülü belirleme yetkisi Ödül Komisyonu’na verildi. Komisyon, emniyet işlerinden sorumlu İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı’nın başkanlığında; Emniyet Genel Müdürlüğü’nden belirlenecek üç üye, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan belirlenecek üç üye ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan bir üye olmak üzere toplam sekiz üyeden oluşuyor. Ödül Komisyonu, İçişleri Bakanı’nın onayıyla kuruluyor. Komisyon’un sekretarya görevini ise merkezde Emniyet Genel Müdürlüğü, taşrada il emniyet müdürlükleri tarafından yerine getiriliyor.

Ödül Komisyonu; “Terör Arananlar” listesine eklediği kişileri önem sırasında göre “Kırmızı”, “Mavi”, “Yeşil”, “Turuncu” ve “Gri” gruplandırdı. En yüksek ödül, “kırmızı listede” yer alanların yakalanmasına yardımcı olanlara veriliyor. Bu listede PKK’dan Gülen yapılanmasına, IŞİD’den MLKP’ye, El Kaide’den Hizbullah’a kadar birçok terör örgütünün üst yöneticisinin adı yer alıyor. Bunlar arasında Fethullah Gülen, Adil Öksüz, Murat Karayılan, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Fehman Hüseyin, Mihraç Ural, İlhami Balı, Fehriye Erdal, Mustafa Dokumacı, Edip Gümüş’ün isimleri de yer alıyor.

Ödül sistemini düzenleyen yönetmelik ise Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçların ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere verilecek para ödülünün miktar, usul ve esaslarını düzenliyor.

Davayla ilgili kararı önümüzdeki aylarda Danıştay 10. Daire verecek. Daireden çıkacak karara karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edilebiliyor.

Paylaşın

Akşener’den ‘Türkiye Yüzyılı’ Programına Eleştiri: Bayat Vaatleri Ambalajlamışlar

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta açıkladığı ‘Türkiye yüzyılı vizyonu’ hakkında, “‘Vizyonsuzluk belgesi’ bize gösteriyor ki gidişatı gören Sayın Erdoğan şimdiden muhalefet partisi liderliğini içselleştirmiş” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İYİ Parti Lideri Akşener, “20 yıllık bir iktidarın sonunda vizyon diye pazarlanan bir vizyonsuzluk vesikası. Lütfen biriniz sayın Erdoğan’a 20 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatsın” diye konuştu ve şöyle devam etti:

“İki hafta önce sansür yasasını Meclis’ten geçiren Bay Kriz, şimdi özgürlük vadediyor. Daha dün mutlu ve huzurlu bir hayat isteyen gençlerimize ‘süfli’ diyen Bay Kriz, şimdi çıkmış ‘Geleceği birlikte inşa edelim’ diyor. Dün kadınlara ‘sürtük’ diyen Bay Kriz, istikbal mücadelesini birlikte verelim diyor. Bay Kriz’in Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimiz bunu görüyor.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Bugün öğretmenlerimiz sendikaların aldığı karar doğrultusunda iş bırakma eylemi yapıyor. Keşke böyle bir eyleme gerek olmasaydı, keşke AK Parti öğretmenlerimizin taleplerini dikkate alsaydı. Tüm dertli vatandaşlarımızı görmezden gelen iktidar zor durumdaki öğretmenlerimizi de yok saymayı tercih etti.

Sayın İsmail Koncuk Bey vasıtasıyla öğretmenlerimizin taleplerini içeren kanun teklifimizi verdik. Biz İYİ Parti olarak uzman öğretmenlik, başöğretmenlik gibi sınava dayalı sistemleri doğru bulmuyoruz, İYİ Parti iktidarında 5-15 yıl gibi kıdemleri esas alarak öğretmenlerimizin maaşlarında düzenleme yapacağız.

Tüm öğretmen ve akademisyenlerimizin ek ders göstergelerini yükselterek eğitim çalışanlarımıza her yıl başında 1 net maaş ikramiye vereceğiz. Kıdemi ne olursa olsun her öğretmenimizin maaşında yıllık aylık ücretin net yüzde 50’si oranında iyileştirme yapacağız. Tayin, terfi, yer değiştirme gibi tüm problemlerini sendikalarını da dikkate alarak çözeceğiz.

İktidarımızın ilk haftasında, ilk ayında, ilk yılında neler yapacağımız şimdiden belli. Türkiye öyle bir hızla iyileşecek ki, bugün bu yalanları söyleyenler o kutlu gün geldiğinde utanacak. Çünkü biz devlete ciddiye ve millete hürriyet diyerek dimdik yürüyenleriz. Çünkü biz, güçlü, zengin Türkiye vizyonumuzla gümbür gümbür gelenleriz.

Vizyon demişken, sayın Erdoğan geçen hafta bir vizyon belgesi tanıttı. Vizyon diye yerine getirilmemiş bayat vaatlerini yeniden ambalajlayıp servis etmeyi tercih etmişler. 20 yıllık bir iktidarın sonunda vizyon diye pazarlanan bir vizyonsuzluk vesikası, yazık bu ülkeye.

20 yıl önceki vaatlerini tekrarlayan bir iktidar, bizden başka hiçbir millete nasip olmadı. Buradan çevresindekilere seslenmek istiyorum, biriniz Erdoğan’a 20 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatsın.

2023 vizyonunda bahsettiler, açın arşivleri bakın, dediler ki 2023 yılında milli gelirimiz 2 trilyon dolar olacak. Şimdi ne diyorlar, 2023’te milli gelirimiz 867 milyar dolar olacak. Aradaki fark 2.5 kat. 10 yıldır dediler ki Türkiye dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde yer alacak. Bırakın ilk 10’a girmeyi Türkiye, gelişmiş 20 ülke arasından bile çıktı.

Daha dün kadınlara ‘sürtük’ diyen bay kriz, ‘istikbal mücadelesini beraber verelim’ diyor. Bay Kriz’in Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimiz bunu görüyor. Vatandaşımız geçim sıkıntısına çare arıyor. Adalet ve özgürlük istiyor. Bunları veremeyen Bay Kriz’in yeni masallarına da inanmıyor. Erdoğan’a göre ülkemizde hiçbir dert yok. Sanırsın millet parayı koyacak yer yok, ekonomiyi batırmamış, milletimiz son 4 yılda zenginleşmiş.

Sanırsın konuttan otomobile, telefondan gıdaya tüm ürünleri daha ucuza satın alır olmuşuz. Tarihimizde çok çeşitli kutlamalar yaptık ama enflasyonun yüzde 80’i aşmasını, doların 18’i geçmesini ilk defa kutluyoruz.

Gerçekten ibretlik. Hâlâ ah bir seçilsem neler neler yapacağım diyor. 4,5 yıl önce de ‘Bu kardeşinize verin yetkiyi, görün etkiyi’ demişti. Verdik yetkiyi, gördük etkiyi… Yetkiyi verin; dolarla, enflasyonla nasıl mücadele edilir görün demişti. Onu da gördük.

Bundan 3 hafta Türkiye’yi yolsuzluktan biz kurtarırız demişti. Şaka gibi. Ben de ‘gelin, yolsuzlukların üzerine birlikte gidelim’ demiştim.

Biz yasa tekliflerimizi getireceğiz demiştim. Ama millete yolsuzluğu çözeceğim deyip tekliflerimize hayır oyu veren utanmazdır, yüzsüzdür, yalancıdır diye eklemiştim. Sonuç ne oldu? Yolsuzlukları araştırma teklifimize hayır oyu verdiler.

Geçen haftaki vizyonsuzluk belgesi bize gösteriyor ki gidişatı gören Sayın Erdoğan, şimdiden muhalefet partisi liderliğini içselleştirmiş. Utanmasa bir de bizi deneyin bu seçimde diyecek! Sen hiç merak etme, şunun şurasında 7 ay kaldı. O sandık geldiğinde vizyonu da liyakati de projeyi de İYİ Parti iktidarında göreceksin.”

Paylaşın