Babacan: Erdoğan, MHP’nin Kahrını Çekmek Zorunda

DEVA Lideri Babacan, Cumhur İttifakı’nı “Tayyip Erdoğan da seçilemiyor. AK Parti’nin adayı olarak gitseydi 2018’de seçilebilir miydi? O yüzden mecburen MHP’nin kahrını çekmek zorunda. Ortaklık uğruna AK Parti seçmeninin oyunu, desteğini aldı ama iradenin anahtarını da Bahçeli’nin eline verdi. AK Parti-MHP ortaklığı garip bir ortaklık. Bir tane şöyle ortak ittifak dökümanı görmedim ben bugüne kadar” sözleriyle eleştirdi ve ekledi:

“AK Parti ve MHP beraber nasıl yönetecekler bu ülkeyi? Niye MHP’li hiçbir bakan yok? Niye Erdoğan istediği halde Bahçeli bir tane bakan ismi vermiyor. Bu normal bir ortaklık değil. Belki böylesi işine geliyor Bahçeli’nin. Belki de Bahçeli başarısızlığın ortağı görünmek istemiyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV’de yayınlanan ‘Bir Karar Ver’ programının konuğu oldu. Burada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, “Kendi adıma büyük bir helalleşme ihtiyacı hissediyorum” diyerek 2017 referandumundaki kararından pişman olduğunu açıkladı.

Babacan, “2017’de referandumunda keşke konuşmama kararımı bozup konuşsaydım. Millete keşke ‘bu iş yanlış, memleketin başını belaya sokacağız’ diye anlatsaydım.2015’te bakanlık bittikten sonra kendime kendime bir konuşmama kararı aldım. Çünkü konuştukça siyasette varım diyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Babacan, “Halbuki ben o dönem soğutma ve siyasetten bir çıkış dönemi olarak kendime çizdim. Usül olarak yanlış da olsa bu referandumla ilgili grup kararı alındı. Geçmişe bakınca ‘belki de Türkiye’nin bunu yaşayıp yaşayarak olmaması gerektiğini görmesi gerekiyordu’ diyorum. Önce imzalar toplandı sonra milletvekilleri gördü, sır gibi sakladılar.

Hem MHP’den hem AK Parti’den asıl konusu bu olan insanlar çalıştırılmadı. Başkanlık sistemi konusunda çalışmış, kitaplar yazmış kişiler çalıştırılmadı. Sır gibi saklandı Meclis’e sunulurken ‘pat’ diye ortaya çıktı. Keşke çıkıp avaz avaz bağırsaydım ‘yanlış, yapmayalım bu işi’ diye” şeklinde konuştu.

ODTÜ’deki birincilik konuşması

ODTÜ’deki birincilik konuşmasını da yayınlayan Babacan, “TED’e göre baya steril bir konuşma yapmışım” diyerek ”Mezuniyet töreninde salonda başörtülü sadece annem vardı. O dönem öyleydi, şimdi tabii TED de çok değişti. Anadolu’nun en ücra köşesine kadar TED girdi, çok güzel burs sistemi başlattılar. Hem yakın hem de babam yabancı dile çok önem veriyordu. O günkü konuşmama bugün çok katılmayabilirim.18 yaşındaydım, liseyi yeni bitirmişti. Konuşmamı kendim yazdım oturdum. O günkü Günaydın gazetesi çok enteresan, farklı bir gazeteydi. Biraz tabloid, haber ile dedikodunun karışık yayınlandığı, münferit bir gazeteydi. Gençlik öyle bir konuşma yapmışım işte. Lise mezuniyetine göre baya steril bir konuşma yapmışım. Her iki konuşma metinini de okul yönetimi benden istedi ve onayladı. Düşününce o dönemdeki TED yönetimi benim öyle bir konuşma yapmamda mahsur görmemiş. ‘Böyle bir şey olmaz’ diyebilirlerdi ama o gün demek ki özgürlükçü bakış açısı varmış” ifadelerini kullandı.

“İşlerine geldiğinde demokrat işlerine gelmediğinde otokrat”

Babacan, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığında HDP’ye yönelik gerçekleştirilen ziyarete ilişkin de konuştu. Ziyareti eleştiren Babacan, “2015’te iki seçim arasında kendileri ziyaretlerde bulundular. Onlar irtibat kurduğunda ziyaret ettiklerinde hiçbir şey yok muhalefet ziyaret edince vay teröristler, vay ortaklar. İşlerine geldiğinde demokrat işlerine gelmediğinde otokrat. Böyle çalışıyor.

Altılı masayı mutabakatla çalışan bir kuruluşa benzetiyorum. HDP konusu Altılı masanın ortak gündem konusu değil. DEVA Partisi olarak böyle bir bariyerimiz yok. ‘Nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyorsun?’ sorusu gelince parti farketmeksizin herkesin cevabı aynı” dedi.

“AK Parti-MHP ortaklığı garip bir ortaklık”

AKP-MHP ortaklığını ‘garip’ olarak nitelendiren Babacan, Cumhur İttifakı’nı “Tayyip Erdoğan da seçilemiyor. AK Parti’nin adayı olarak gitseydi 2018’de seçilebilir miydi? O yüzden mecburen MHP’nin kahrını çekmek zorunda. Ortaklık uğruna AK Parti seçmeninin oyunu, desteğini aldı ama iradenin anahtarını da Bahçeli’nin eline verdi. AK Parti-MHP ortaklığı garip bir ortaklık. Bir tane şöyle ortak ittifak dökümanı görmedim ben bugüne kadar” sözleriyle eleştirdi. Babacan şunları söyledi:

“AK Parti ve MHP beraber nasıl yönetecekler bu ülkeyi? Niye MHP’li hiçbir bakan yok? Niye Erdoğan istediği halde Bahçeli bir tane bakan ismi vermiyor. Bu normal bir ortaklık değil. Belki böylesi işine geliyor Bahçeli’nin. Belki de Bahçeli başarısızlığın ortağı görünmek istemiyor. Dün enflasyon açıklandı, son 24 yılın en yükseği. TÜİK’in örtmeye çalıştığı enflasyon TÜFE’de yüzde 85’e çıktı, gıda enflasyonu yüzde 99’a çıktı, ÜFE’de de yüzde 157’ye.

Bir tane MHP’li bakan yok ki millet çıkıp hesap sorsun. Hem iktidara ortak olayım iktidarın bütün menfaatlerini sağlayayım, kadrolaşayım devlette ama hiç sorumluluk üstlenmeyeyim. Tipik bir Bahçeli oyunu. Erdoğan da ona katlanmak zorunda kalıyor, yanlış iş. Biz ne yapıyoruz? Bu ülkeyi yöneteceksek gelin bugünden her şeyi konuşalım hiçbir şeyi sonraya bırakmayalım diyoruz. 85 milyonu yönetmek istiyorsanız ortak bir protokol lazım. Ülkeyi kazanamazsak insanları tekrar tek adam arayışına başlar”

Paylaşın

Emniyet Raporu: 2021 Yılında 294 Bin Uyuşturucu Şüphelisi

Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Narkotik Daire Başkanlığı’nın Ağustos 2022 tarihli Uyuşturucu Raporu’na göre, 2021 yılında uyuşturucu vakalarında artış eğilimi geçen yıllara göre devam etti. Cezaevlerinde uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların sayısı 100 bini aşmış durumda. Türkiye genelinde 2020 yılında 159 bin 268 uyuşturucu olayı tespit edildi. 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu vakası ise yüzde 35,5 artarak 215 bin 771 oldu.

Emniyetin verilerine göre 2021’de yakalanan şüpheli sayısı da yüzde 27,2 artarak 294 bin 604 kişiye yükseldi. Yakalanan 294 bin şüpheliden 224 bin 292’sine uyuşturucu satın almak ve bulundurmaktan, 64 bin 694 şüpheliye ise uyuşturucu madde imal ve ticaretinden işlem yapıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nan açıklamasının ardından Türkiye’de uyuşturucu kaçakçılığı suçu bir kez daha gündeme geldi. Emniyetin verilerinde Türkiye’de ele geçirilen uyuşturucu miktarı ve şüphesi sayısında artış dikkat çekiyor. Türkiye’de 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu suçu 2020’ye oranla yüzde 35,5 artışla 215 bin 771 oldu. Bu kapsamda 294 bin 604 şüpheli yakalandı. Cezaevinde uyuşturucu suçundan tutuklu ve hükümlü sayısı ise 100 bini geçti. Uyuşturucu türleri arasında yer alan metamfetamin ise kullanma oranı ise hızla yayılıyor.

Kılıçdaroğlu, 31 Ekim’de Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Türkiye’de uyuşturucu salgını olduğunu” belirterek iktidarı suçlamıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kılıçdaroğlu’na tepki gösterirken, Emniyet ve Jandarma ise CHP lideri hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Siyasette tartışmalar sürerken

DW Türkçe’den Alican Uludağ, Türkiye’deki uyuşturucu sorununa mercek tuttu. Bu konuda en çarpıcı veriler Narkotik Daire Başkanlığı’nın Ağustos 2022 tarihli Uyuşturucu Raporu’nda yer alıyor.

Türkiye uyuşturucunun Balkan Rotası’nda 

Raporda, Türkiye’nin uyuşturucuda “Balkan Rotası” üzerinde yer alması nedeniyle hem hedef hem de transit ülke konumunda olduğu belirtiliyor. Bu konuda “Uyuşturucu kaçakçılığı bağlamında son derece önemli bir güzergâh olan ‘Balkan Rotası’ üzerindeki konumu ile Türkiye, gerek Asya’da üretilen ve Avrupa’ya transfer edilen başta eroin olmak üzere afyon türevleri kaçakçılığında ve aynı bölgede son yıllarda imalatı ve kaçakçılığı artmaya devam eden metamfetaminde, gerekse Avrupa’da üretilen ve Asya’ya sevkiyatı yapılan sentetik uyuşturucu ve bu maddelerin üretiminde kullanılan kimyasaların kaçakçılığında transit ve hedef ülkedir” tespitine yer veriliyor.

2015-2019 döneminde Batı ve Orta Avrupa’daki eroinin yüzde 70’inden fazlasının Balkan Rotası üzerinden giriş yaptığı belirtilen raporda, “Rekor olarak nitelendirilen yüklü eroin yakalamaları nedeniyle Türkiye; Balkan Rotası üzerinde hayati bir öneme sahiptir” ifadeleri de yer alıyor.

Rapora göre, Kuzey ve Orta Amerika, Doğu ve Güney Doğu Asya, Yakın ve Orta Doğu, Orta ve Batı Avrupa; Amfetamin Tipi Uyarıcıların (ATS) kaçakçılığında, Güney Amerika kokain kaçakçılığında, Batı ve Güney Batı Asya ise afyon ve türevleri kaçakçılığında ana çıkış ve üretim bölgeleri oldu.

Emniyet raporu: 2021’de 294 bin uyuşturucu şüphelisi 

Rapora göre, 2021 yılında uyuşturucu vakalarında artış eğilimi geçen yıllara göre devam etti. Cezaevlerinde uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların sayısı 100 bini aşmış durumda. Türkiye genelinde 2020 yılında 159 bin 268 uyuşturucu olayı tespit edildi. 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu vakası ise yüzde 35,5 artarak 215 bin 771 oldu.

Emniyetin verilerine göre 2021’de yakalanan şüpheli sayısı da yüzde 27,2 artarak 294 bin 604 kişiye yükseldi. Yakalanan 294 bin şüpheliden 224 bin 292’sine uyuşturucu satın almak ve bulundurmaktan, 64 bin 694 şüpheliye ise uyuşturucu madde imal ve ticaretinden işlem yapıldı.

Eroinde yüzde 61 artış

Raporda, Türk güvenlik güçleri tarafından ele geçirilen eroin miktarının tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde tespit edilen miktarın yaklaşık üç katı olduğuna dikkat çekiliyor. Rapora göre 2021 yılında Türkiye’de 22 bin 202 kg eroin ele geçirildi. Ele geçirilen eroin miktarı bir önceki yıla göre yüzde 61,1 arttı.

2020 yılında yasadışı haşhaş ekim olaylarında bir önceki yıla göre yüzde 241, bitki miktarında yüzde 217 artış meydana geldi. 2020 yılında 26 milyon 507 bin kök yasa dışı haşhaş bitkisi ele geçirilerek imha edildi. 2021 yılında ise yasa dışı haşhaş ekim olaylarında yüzde 13,6, bitki miktarında yüzde 25,8 artış oldu. 2021 yılında 33 milyon 343 bin kök yasa dışı haşhaş bitkisi imha edildi. 2021 yılında kök kenevir yakalamalarının yaklaşık yüzde 87,2’si Diyarbakır ve Bingöl illerinde gerçekleşti.

Diğer yandan 2020’de yapılan operasyonlarda 37,5 ton toz esrar ve 56,3 ton kubar esrar ele geçirildi. 2021 yılında esrar suçu kapsamında 84 bin 13 şüpheli yakalandı. 64 bin 125 kg esrar ve skunk maddesi ele geçirildi. Emniyet’e göre 2021 yılında esrar ve skunk yakalama miktarında yüzde 31,6 oranında düşüş gerçekleşti.

Kokain vakaları ne durumda? 

Daha çok Güney Amerika ülkeleri Kolombiya, Peru ve Bolivya’da üretilen kokain ticaretinde Türkiye’nin son yıllarda de transit ülke konumuna geldiğine işaret ediliyor. Türkiye’de 2021 yılında 2 bin 961 kokain operasyonu gerçekleşti. Bu olaylarda 4 bin 714 şüpheli gözaltına alındı ve 2 bin 841 kg kokain ele geçirildi. 2021 yılında ele geçirilen kokain miktarı bir önceki yıla göre yüzde 44,9 arttı. Emniyetin raporunda “Bu akam şimdiye kadarki en yüksek miktardır” denildi.

Amfetamin tipi uyarıcılardan olan Ecstasy’nin çıkış ülkesi ise Avrupa (Hollanda ve Belçika ağırlıklı) olarak biliniyor. Türkiye’de 2021 yılında 7 milyon 618 bin adet ecstasy ele geçirildi, 6 bin 770 şüpheli yakalandı.

Bir diğer sentetik uyuşturucu maddesi olan Captagon ise daha çok Ortadoğu ülkelerinde, ağırlıklı olarak Suriye ve Lübnan’a üretiliyor. Geçen yıl 13 milyon 790 bin adet Captagon yakalandı. 2 bin 345 şüpheli gözaltına alındı.

En büyük artış metamfetaminde

CHP lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında Türkiye’de özelikle metemfetamin salgını olduğuna işaret etmişti. Emniyetin raporuna göre, 2021 yılında Türkiye’de 57 bin 897 metamfetamin olayı tespit edildi. Bu olaylarda 80 bin 112 şüpheli yakalandı. 5 bin 528 kg metamfetamin ele geçirildi.

2021 yılında ele geçirilen metamfetamin yakalama miktarında bir önceki yıla göre yüzde 32,8 oranında arttı. Aynı yıl metamfetamin olay sayısındaki artış oranı ise bir önceki yıla göre yüzde 70,3 oldu. Benzer şekilde yakalanan şüpheli sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 61,5 artış meydana geldi. 2022 yılının ilk 7 ayında görülen metamfetamin yakalama miktarı ise rekor artışla 8 bin 600 kilograma ulaştı. Emniyet raporunda, 2015 yılında 54 ilin sokaklarında yakalanan metamfetamin maddesinin 2020 ve 2021 yıllarında 81 ile yayıldığına dikkat çekildi. Raporda, “Bu yakalama verisi metamfetaminin önümüzdeki dönemde de tehdit unsuru olarak kalacağının bir göstergesidir” uyarısında bulundu.

Bonzai olarak bilinen sentetik kannabinoid maddesine ilişkin ise geçen yıl 30 bin 63 vaka tespit edildi. Bu kapsamda 41 bin 56 şüpheli yakalandı. 2.251 kg sentetik kannabinoid ele geçirildi.

260 bin kişi tedavi için başvurdu

Uyuşturucu ile mücadele kapsamında Türkiye’de 79 ayaktan tedavi merkezi hizmet sunuyor. 2021 yılında sadece tedavi merkezlerine yapılan toplam ayaktan tedavi başvuru sayısı 247 bin 390 olarak belirlendi. Bunların 100 bin 837’si denetimli serbestlik kapsamında bu merkezlere yönlendirildi. Türkiye’de bulunan 136 tedavi merkezinin 57’sinde yatarak tedavi hizmeti veriliyor. 2021 yılında yataklı tedavi merkezlerine yapılan başvuru sayısı 12 bin 954 oldu.

Emniyetin raporuna göre, tedaviye başvuran hastaların yaş ortalaması 29 olarak ölçüldü. Tedaviye başvuran hastaların 25-34 yaş grubu arasında yoğunlaştığı belirlendi. Bunların yüzde 8’i ise 15-19 yaş aralığında. 2021 yılında yatarak tedavi gören hastaların maddeyi ilk kullanım yaşı ortalaması 21,51 olarak ölçüldü.

Veriler, uyuşturucu tedavisi görenlerin eğitim düzeyenin düşük olduğu gösteriyor. Bunların 40,4’ünün ilköğretim mezunu olduğu tespit edildi. Yükseköğrenim mezunu oranı ise yalnızca yüzde 7,4. Tedavi görenlerin yüzde 43’ü eroin, yüzde 25,6’sı ise metamfetamin bağımlısı.

2021’de 270 kişi uyuşturucudan öldü

Adli Tıp Kurumu verilerine göre, 2021 yılında 270 doğrudan narkotik madde bağlantılı ölüm meydana geldi. Ancak ölüm oranında düşüş olduğu görülüyor. 2013 yılında 232 olan doğrudan madde bağlantılı ölüm; 2014 yılında yüzde 114 artışla 497, 2015 yılında yüzde 19 artışla 590, 2016 yılında yüzde 56 artışla 920, 2017 yılında yüzde 2,3’lük artışla 941 olmuştu.

2018 yılında ise madde bağlantılı ölümler düşüşe geçerek 657’ye, 2019 yılında 342’ye, 2020 yılında 314’e geriledi. 2021 yılında uyuşturucudan ölen 270 kişinin yüzde 90,7’si (245) erkek, yüzde 9,3’ü (25) kadın. Ölümlerin yaş ortalaması ise 33,4 oldu. 2021 yılında 270 madde bağlantılı ölüm olayının yüzde 46,3’ünde (125) metamfetamin tespit edildi. Bu 125 ölümün 44’ünde (yüzde 35,2) ölümler tek başına metamfetaminden kaynaklandı.

Narkotik Daire Başkanlığı’nın raporunda Türkiye’de yasadışı uyuşturucu ticaretinin parasal hacminin ne kadar olduğuna ilişkin bilgi yer almadı. Bugüne kadar yakalanan uyuşturucunun parasal karşılığına ilişkin de bilgi verilmedi. Yalnızca uyuşturucudan elde edilen gelirin aklanması suçuna yönelik 2021 yapılan operasyonlarda yaklaşık 32 milyon TL’ye el konulduğu bilgisi raporda paylaşıldı.

Paylaşın

‘Altılı Masa’ 14 Kasım’da Genişleme Stratejisini Netleştirecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa toplantısına ikinci kez ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi Lideri Babacan, Pazartesi günü liderleri ziyaret ederek toplantı gündemine ilişkin önerileri alacak.

Toplantının ana gündem maddelerinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecinin yol haritası ile ortak politikaları belirlemek üzere oluşturulan komisyonların çalışmalarının olması bekleniyor.

Ancak Akşener’in, Baş’ın masaya dahil olma talebini de masa gündemine getirmesi nedeniyle, bundan sonra muhalefet bloğuna katılacak siyasi partilerle ilgili izlenecek tutumun da netleştirilmesi bekleniyor.

Masa bileşenlerinde ağırlıklı görüş, “Altılı Masa’nın olduğu gibi kalması”, ancak seçim ittifakı içinde yer almak isteyen siyasi partilerle işbirliği konusunun ilerleyen süreçte ele alınması yönünde.

Türkiye, yavaş yavaş seçim sürecine girerken özellikle oy oranı düşük olan siyasi partilerde de ittifak arayışları başladı. Bu konuda somut adım atan partilerden birisi ise BTP oldu.

Partinin kurucu lideri Haydar Baş’ın yaşamını yitirmesinin ardından genel başkanlık görevini üstlenen oğlu Hüseyin Baş, önce katıldığı bir televizyon programında Millet İttifakı içinde yer almak istediğini duyurdu.

Bu çağrıya İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener olumlu yanıt verdi ve ziyaret ettiği Baş’ın bu talebini “Altılı Masa’ya götüreceğini” açıkladı.

Akşener’in telefonla görüşerek bu niyetine ilişkin bilgi verdiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Baş’ın talebinin 14 Kasım’da görüşüleceği mesajını verdi.

Genişleme stratejisi belirlenecek

Altılı Masa toplantısına ikinci kez ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Pazartesi günü liderleri ziyaret ederek toplantı gündemine ilişkin önerileri alacak.

Toplantının ana gündem maddelerinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecinin yol haritası ile ortak politikaları belirlemek üzere oluşturulan komisyonların çalışmalarının olması bekleniyor.

Ancak Akşener’in, Baş’ın masaya dahil olma talebini de masa gündemine getirmesi nedeniyle, bundan sonra muhalefet bloğuna katılacak siyasi partilerle ilgili izlenecek tutumun da netleştirilmesi bekleniyor.

Masa bileşenlerinde ağırlıklı görüş, “Altılı Masa’nın olduğu gibi kalması”, ancak seçim ittifakı içinde yer almak isteyen siyasi partilerle işbirliği konusunun ilerleyen süreçte ele alınması yönünde.

Sarıgül de dahil olmak istiyor

Seçim ittifakı içinde yer almak isteyen başka partilerin de olabileceği, bunların bu aşamadan sonra masaya dahil edilmesinin, çalışmalarda zafiyet yaratacağı belirtiliyor.

Bu arada bazı küçük siyasi partilerin de muhalefet ittifakı için temaslara başladığı ifade ediliyor.

Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül’ün muhalefet bloğu içinde yer almak istediği ve bu konuda nabız yokladığı siyasi kulislere yansıyan bilgilerden.

DEVA Partisi Sözcüsü Şahin: Başka talepler de var, genişleme ihtimali zayıf

14 Kasım’daki toplantıya ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi de masanın genişlemesine soğuk bakıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, Parti Sözcüsü İdris Şahin, Altılı Masa’nın çalışma usullerinin liderlerin mutabakatıyla belirlendiğini ve kararların “istişare, müzakere, mutabakat” esasına dayandığına dikkat çekti. Şahin, “Eğer bir karar alınacaksa, bu ilkeler doğrultusunda alınacak” dedi.

Altılı Masa’nın çalışmalarını artık neredeyse son aşamaya getirdiğine dikkat çeken Şahin, masada yer almak isteyen başka siyasi partilerin de olduğunu, her talep üzerine masanın genişlemesinin sıkıntı yaratacağına etti.

Şahin, “Şu aşamadan sonra genişleme ihtimalini son derece zayıf görüyoruz” dedi. BTP’nin bir seçim ittifakı içinde yer alması konusunda ise şu görüşleri dile getirdi:

“Sayın Baş’ın Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e dair ortak mutabakat metnine destek olması son derece kıymetlidir. Bunu önemsiyoruz. Altılı Masa’nın oluşturacağı ve ortaklaşa vereceği kararda ittifaklar ne şekilde şekillenir, seçimlere hangi şartlarda girilir; bu husus netleştiğinde sistem değişikliğine yönelik her desteği de kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isteriz.”

BTP’li Çetin: Meral Hanım masada yer almamızı canı gönülden istiyor

BTP ise Altılı Masa’nın “Yedili Masa” olması olmasını istiyor.

BTP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Çetin, Altılı Masa’nın Yedili Masa’ya dönüşüp dönüşmeyeceğine 14 Kasım’da liderlerin karar vereceğine işarete ederken, “Biz Millet İttifakı’na girmek istiyoruz. masanın da yedinci partisi olmak istiyoruz” dedi.

BTP’nin oy oranının yüzde 2 bandında olduğunu ve katılırlarsa masanın üç veya dördüncü büyük partisi olacakları iddiasında bulunan Çetin, eğer masadan kabul görmezlerse Cumhur İttifakı’na da gitmeyeceklerini, kendi yollarında yürüyeceklerini ifade etti.

Akşener’le yapılan görüşmenin son derece olumlu olduğunu, ittifak veya Altılı Masa’da yer almalarına destek verdiğini belirten Çetin, “Meral Hanım, bizim orada olmamızı canı gönülden istiyor. Listelerde veya Altılı Masa’da, her şartta olmamız istiyor. Çünkü şayet bu seçimde Cumhur İttifakı kazanırsa, Millet İttifakı diye bir şey kalmaz. Onun için bu seçimde bunu söküp atmak istiyor Meral Hanım” diye konuştu.

Paylaşın

Demirtaş, ‘Kobani Davası’nda Savunmasını Kürtçe Yaptı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kobani Davassı’nda savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş, “Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.” dedi ve ekledi:

“Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.”

Demirtaş, savunmasına, “Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz.

Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız” ifadeleriyle devam etti.

Kobani davasının 18. duruşma periyodunun 8. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 kişi yargılanıyor.

Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

“Savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum”

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş’ın savunmasının Türkçesi şöyle:

“Bu celsede savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum. Öncelikle tüm arkadaşlarımı, avukatlarımızı ve salonda dayanışma için bulunan herkesi yürekten selamlıyorum.

Savcının mütalaasına karşı kısaca birkaç şeyi belirtmek istiyorum. Her periyotta altını çizdiğimiz bir noktayı tekrarlayarak başlayacağım. Bu yargılama baştan sona politik bir faaliyettir. İktidarın siyasi amaçları doğrultusunda yürüyen hukuk dışı bir faaliyetle karşı karşıyayız. Buna bir yargılama denemez. Hukukun zerresinin uygulanmadığı bir faaliyete dava ya da mahkeme de denemez. O nedenle, savcılığın mütalaasına da mütalaa değil, siyasi bir çarpıtma belgesi denebilir ancak. Biz de bu siyasi girişime elbette siyasi bir duruşla cevap verdik, vermeye de devam edeceğiz.

Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.

Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.

“Ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyaseti”

Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz. Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız.

Bizi yüz binlerce yıl hapis cezasıyla tehdit etseniz de ömür boyu hapiste tutsanız da biz buraya HDP’li olarak girdik, HDP’li olarak çıkacağız.

“Fikirlerimizden dolayı rehin tutuluyoruz”

Hepimiz haksız ve suçsuz yere, açık bir kumpas neticesinde cezaevinde tutuluyoruz. Ben kendim için değil ama rehin tutulan arkadaşlarım için üzülüyorum. Her birimiz silahın, şiddetin, savaşın bitmesi ve onurlu bir toplumsal barışın gerçekleşmesi için uzun yıllardır siyasi mücadele yürütüyoruz. Ve hepimiz tümüyle ve sadece ama sadece fikirlerimizden, konuşmalarımızdan dolayı rehin tutuluyoruz.

Ancak tarihte binlerce örneği yaşandığı gibi bizim de fikirlerimiz hapsedilemez. Örneğin yolsuzluktan, hırsızlıktan, rüşvetten hapiste olsaydık çaldığımız malları beraberimizde hapse getiremezdik. Katil olsaydık cinayet silahını yanımızda hapse getiremezdik. Oysa bizim suç olarak görülen fikirlerimiz şa anda yanımızda kafamızın içindedir. Aramalarda bulunamıyor, x-ray cihazından geçtiğimizde sinyal vermiyor. Zaten suç unsuru olsalardı içeri getiremezdik. Çünkü saydığım gibi, suç unsurları cezaevlerine getirilemiyor.

Fikirlerimizi, ilkelerimizi kimse bizden alamadı, bundan sonra da kimse alamayacak. Bu kararlılığımızı sağlayan en temel nedenlerden biri de dünyanın dört bir yanındaki halkımızın, sürekli artan kararlı desteğidir. Bugüne kadar halka, halkın değerlerine, mücadelesine uygun şekilde hareket etmeye çalıştık, bundan sonra da aynı şekilde olacak.

“Savunma hakkına sınırlamayı kabul etmiyorum”

Mütalaayı bu gerekçelerle reddediyor, kabul etmiyorum. Tüm rehine arkadaşlarım açısından tutukluluk hali ağır bir ihlale dönüşmüşken heyetinizin savunma hakkımıza bir iki günlük sınırlama getirmesini de kabul etmiyorum.

Savunma sırası gelen ve hazır olan arkadaşlarımızın savunmaları bittikten sonra, en sonda savunma yapacağım. Tüm arkadaşlarımın tahliyesine karar verilmesini talep ediyor, herkese bir kez daha selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Çok Güçlü Geliyoruz

İngiltere’deki temaslarını sürdüren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Temiz, teknolojik, iklim dostu parayı büyük yatırımlarla Türkiye’ye getireceğiz. Kara para ekonomisini, mafyayı, çeteleri hızla temizleyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ülkemize temiz yatırımları çekerek halkımıza nefes aldıracağız. Çok ama gerçekten de çok güçlü geliyoruz. Birazdan dünyada 342 milyar dolardan fazla yatırımı olan bir fonla görüşeceğim. Gençler sözüm var size. Temiz parayı size mutlaka ama mutlaka getireceğim. Size getireceğim. Görüştüklerim arasında tefeci yok, borç yok. Hepsi yatırımcı. Uyuşturucu baronları hiç yok. Yatırımlar size, sizin için yapılacak”

Yurt dışı temasları kapsamında İngiltere’ye giden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medyadan, “Bay kemal Londra’da ne mi yapıyor? başlıklı bir video yayınladı. Kılıçdaroğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu sabah Londra’da halihazırda dünyanın farklı bölgelerine 100 milyar sterlin yatırım yapmış 14 devasa fon ile toplantı yaptık. Dijital sağlık teknolojisi, veri analizi, yapay zeka, makine öğrenimi ve finansal teknolojiler gibi önemli sektörlere büyük yatırımlar yapıyor ve bu alandaki girişimcileri destekliyorlar. Temiz, teknolojik, iklim dostu parayı büyük yatırımlarla Türkiye’ye getireceğiz.

Kara para ekonomisini, mafyayı, çeteleri hızla temizleyeceğiz. Ülkemize temiz yatırımları çekerek halkımıza nefes aldıracağız. Çok ama gerçekten de çok güçlü geliyoruz. Birazdan dünyada 342 milyar dolardan fazla yatırımı olan bir fonla görüşeceğim. Gençler sözüm var size. Temiz parayı size mutlaka ama mutlaka getireceğim. Size getireceğim. Görüştüklerim arasında tefeci yok, borç yok. Hepsi yatırımcı. Uyuşturucu baronları hiç yok. Yatırımlar size, sizin için yapılacak”

Paylaşın

NATO’dan Türkiye’ye Dikkat Çeken İsveç Ve Finlandiya Mesajı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya ve İsveç’in Türkiye’ye taahhütlerini yerine getirdiklerini belirterek, “İsveç yeni yasalar geçiriyor ve böylece terör örgütlerine katılımı, PKK dahil olmak üzere engelliyor. Finlandiya ve İsveç, Türkiye ile anlaşmalarındaki taahhütleri yerine getiriyorlar” dedi ve ekledi:

“Terörizmle mücadelede her yerde, her konuda taahhütlerini güçlendiriyor ve taahhütlerini yerine getiriyorlar. Türkiye’yle çalışmaya hazırlar. Dolayısıyla bütün güvenlik endişelerinizi giderecekler. Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım. Onların üyeliği bizi daha güçlü kılacak, insanlarımızı daha güvende kılacak.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İstanbul’da biraraya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya ve İsveç’in Türkiye’ye taahhütlerini yerine getirdiklerini belirterek, “Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım” diye konuştu.

“Türkiye Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın etkilerinin azaltılmasında çok kritik roller oynadı”

Türkiye’nin tahıl koridoru anlaşmasının yanı sıra Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın etkilerinin azaltılmasında da çok kritik roller oynadığını vurgulayan Stoltenberg, tahıl anlaşmasına geri dönüş için verdikleri destekten dolayı Türkiye’ye teşekkür etti.

Stoltenberg, “Türkiye hükümetinin bu konudaki gayretleri, çabaları çok önemliydi. Bu tahıl anlaşması yeniden kazanıldı. Milyonlarca insan Ukrayna’dan gelecek, Karadeniz’den, Boğazlar’dan dünya pazarına ulaşacak tahıla ihtiyaç duyuyor. Eğer bu sevkiyat dünya piyasalarına erişmezse fiyatlar artar ve milyonlarca insan mağdur olur. Tahıl anlaşması, son derece büyük önem arz ediyor. Gıda fiyatları açısından belirleyici. Yüz milyonlarca insanın beslenmesi buna bağlı. Burada Türkiye’yi bir kere daha takdirle karşılıyorum” diye konuştu.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Stoltenberg, iki ülkenin NATO müttefiklerince ittifaka davet edildiğini, Türkiye ile de bir üçlü muhtıra konusunda anlaştıklarını kaydetti.

Türkiye’nin iki ülkeden önemli beklentileri olduğuna dikkati çeken Stoltenberg, “Bu muhtıranın Türkiye’ye daha fazla güvenlik getirmesini bekliyorsunuz ve ben bu endişelerinizi paylaşıyorum. İsveç ve Finlandiya, bu muhtıra konusunda Türkiye’yle uzun vadeli ortaklıklarını taahhüt ettiklerini vurguladılar. Bu konuda görevlerini yerine getirdiler. Hem Finlandiya hem de İsveç liderleriyle geçen hafta konuştum. Her iki ülkenin muhtırayı uygulayacak somut adımlarını memnuniyetle karşılıyorum” ifadelerini kullandı.

İki ülkenin de Türkiye’yle terörle mücadele konusunda işbirliklerini arttırdıklarına işaret eden Stoltenberg, “İsveç yeni yasalar geçiriyor ve böylece terör örgütlerine katılımı, PKK dahil olmak üzere engelliyor. Finlandiya ve İsveç, Türkiye ile anlaşmalarındaki taahhütleri yerine getiriyorlar. Terörizmle mücadelede her yerde, her konuda taahhütlerini güçlendiriyor ve taahhütlerini yerine getiriyorlar. Türkiye’yle çalışmaya hazırlar. Dolayısıyla bütün güvenlik endişelerinizi giderecekler. Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım. Onların üyeliği bizi daha güçlü kılacak, insanlarımızı daha güvende kılacak” şeklinde konuştu.

“Somut adımlar da görmek istiyoruz”

Finlandiya ve İsveç’in, NATO üyeliklerine ilişkin konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise söz konusu iki ülkenin terörle mücadelede önemli adımlar atmasının önemine işaret ederek, “Bu konularda somut adımlar da görmek istiyoruz. Şu anki hükümetin açıklamalarını olumlu bulduğumuzu da söyledik” dedi.

“Sadece silah ambargosunu kaldırmak yetmez, bunun kalıcı olması gerekiyor”

Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile telefonda da görüştüğünü hatırlatarak, Kristersson’un Türkiye’ye gelmek istediğini söylediğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu ziyaretin gerçekleşmesi için gerekli koordinasyonun sağlanması talimatını verdiğini söyledi. Kristersson’un, 8 Kasım’da Ankara’da olacağını kaydeden Çavuşoğlu, “Bir sonraki daimi ortak mekanizmanın toplantısı Stockholm’de olacak. Bu toplantılar esasen kritik ve önemli toplantılar olacak. Burada, atılmış adımlar ve bundan sonra atılacak adımlar gözden geçirilecek. Sadece silah ambargosunu kaldırmak yetmez. Bunun kalıcı olması lazım. Üye olduktan sonra da bu tür geri adımların atılmaması gerekiyor” diye konuştu.

Çavuşoğlu, “Diğer taraftan bizim hem Meclis’imize hem de halkımıza dönüp, iki ülkenin somut adım attığını göstermemiz gerekiyor. Bu bakımdan esasen bu takvim de bu iki ülkeye, onların atacakları adımlara bağlı” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin, Finlandiya ile göreceli olarak çok ciddi probleminin olmadığını kaydeden Çavuşoğlu, NATO ile Finlandiya ve İsveç’in, bu konuda bir ayrımın yapılmamasını rica ettiğini hatırlattı. Çavuşoğlu, iki ülkenin bu anlamda aynı muameleyi gördüğünü belirterek, “Önümüzdeki günlerde yeni hükümetten, özellikle İsveç’ten daha umutluyuz. Şu ana kadar attığı adım ve yaptığı açıklamalardan dolayı. Somut adımları da görmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

“Hiçbir ülke bu yasadışı savaşta Moskova’ya destek vermemeli”

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Rusya-Ukrayna savaşı hakkındaki konuşmasında, Rusya’nın Ukrayna’daki zulmünün devam ettiğine dikkat çekti: “Son haftalarda füzelerin atıldığını, dronlarla saldırı yapıldığını, altyapının zalimce yerle bir edildiğini, Ukraynalı sivillerin ısınmadan, elektrikten, sudan mahrum edildiğini ve kışın geldiği dönemde bunun yapıldığını görüyoruz.”

İran’ın da balistik füzelerle Rusya’ya destek verdiğini kaydeden Stoltenberg, “İran’ın Rusya’ya insansız hava araçları teklif ettiğini ve balistik füze teslimatı yapmayı düşündüğünü görüyoruz. Bu kabul edilemez. Hiçbir ülke bu yasadışı savaşta Moskova’ya destek vermemeli” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Cezaevlerinde Kalanların Sayısı, 20 Kentin Nüfusundan Daha Fazla

Türkiye’de 100 bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011’de 172 iken 2019’da 351, 2020’de 319, 2021 yılında ise 352’ye çıktı. Geçen yıl 12 ve yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 390’ı ceza infaz kurumuna girdi.

Yüzde 96,1’i erkekler, yüzde 3,9’u ise kadınlardan oluşan tutuklu ve hükümlülerin en çok işlediği suçlar önceki yıllara göre dikkati çekici bir farklılık gösterdi. Önceki yıllarda yaralama suçundan cezaevine girenler ilk sırada yer alırken ekonomik krizin büyüdüğü 2021 yılında daha çok hırsızlık suçu işlendi.

Cezaevinde bulunanların işledikleri toplam suç sayısı 907 bin 38 oldu. Bunun 223 bin 327’si hırsızlık, 80 bin 81’i konut dokunulmazlığının ihlali, 64 bin 796’sı kasten yaralama, 58 bin 213’ü uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, 38 bin 298’i de uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da kullanmak olarak açıklandı.

Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında cezaevi nüfusu birinciliğini yıllardır hiçbir ülkeye kaptırmayan Türkiye’deki cezaevlerinde bulunanların sayısı nüfus hızının on katı artıyor. 2021 yılı sonu itibarıyla cezaevlerindekiler 20 ilin ayrı ayrı nüfuslarından daha yüksek bir sayıya ulaştı.

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in aktardığı Ceza İnfaz Kurumu istatistiklerine göre, Türkiye’deki cezaevi nüfusu ülkedeki bozulmaya paralel hızla artıyor. Nüfus artış hızı 2021 yılında 1,2 olan Türkiye’de cezaevine girenlerin sayısındaki artış bunun yaklaşık on katı artarak yüzde 11,6 oldu. Ceza infaz kurumlarındaki kişi sayısı Türkiye’nin Yalova’dan itibaren ülkenin nüfus sıralaması açısından son 20 kentinden daha kalabalık bir sayıya ulaştı.

31 Aralık 2021 tarihindeki cezaevi nüfusunun yüzde 87,2’sini hükümlüler, yüzde 12,8’ini tutuklular oluşturdu. Türkiye’de 100 bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011’de 172 iken 2019’da 351, 2020’de 319, 2021 yılında ise 352’ye çıktı. Geçen yıl 12 ve yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 390’ı ceza infaz kurumuna girdi.

Uyuşturucu patladı

Yüzde 96,1’i erkekler, yüzde 3,9’u ise kadınlardan oluşan tutuklu ve hükümlülerin en çok işlediği suçlar önceki yıllara göre dikkati çekici bir farklılık gösterdi. Önceki yıllarda yaralama suçundan cezaevine girenler ilk sırada yer alırken ekonomik krizin büyüdüğü 2021 yılında daha çok hırsızlık suçu işlendi.

Uyuşturucu ile suçlananların ve hüküm giyenlerin oranı da arttı. 2020’de cezaevindekilerin yüzde 4,7’si uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile suçlanıyor ya da hüküm giyiyorken bu oran 2021’de yüzde 7,3’e çıktı.

2021 yılında ceza infaz kurumlarına giren hükümlüler arasında yüzde 14,7 ile hırsızlık suçu ilk sırada geldi. Yüzde 13,5’i kasten yaralama, yüzde 7,3’ü kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak, yüzde 5,8’i trafik güvenliğini tehlikeye sokma, yüzde 5,4’ü ise tehdit suçunu işlemekten hüküm giydi.

Suç sayısı 900 bin

Cezaevinde bulunanların işledikleri toplam suç sayısı 907 bin 38 oldu. Bunun 223 bin 327’si hırsızlık, 80 bin 81’i konut dokunulmazlığının ihlali, 64 bin 796’sı kasten yaralama, 58 bin 213’ü uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, 38 bin 298’i de uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da kullanmak olarak açıklandı.

999’u çocuk

2021’de 12-17 yaş grubunda 999 çocuk cezaevine girdi. Bu kurumlara hükümlü statüsünde girişi sırasında çocuk yaşta (12-17 yaş grubu) bulunanların sayısı, 2020’de toplam bin 283 iken 2021 de bin 817’ye yükseldi. Bunların 122’sini 12-14 yaş grubundakiler oluşturdu.

Paylaşın

HDP, Partinin Eş Genel Başkanı Buldan’ın ‘Cumhuriyet’ Sözlerine Açıklık Getirdi

HDP Sözcüsü Ebru Günay, Pervin Buldan’ın grup toplantısında yaptığı konuşmada “Cumhuriyet’e yönelik sözlerine açıklık getirdi. Günay, Buldan’ın ‘cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurguladığını’ söyledi..

Haber Merkezi / Günay, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır” dedi ve ekledi:

“Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay’ın “Cumhuriyetle değil tekçi, inkarcı ve anti demokratik karakteriyle sorunumuz var” başlıklı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan, bu haftaki Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki âdemi merkeziyetçilik, çoğulculuk ve demokrasi fikriyatının terk edilerek devreye sokulan, kimlikleri ve inançları dışlayıcı ret ve inkâr politikalarının tarihsel süreç içerisinde yol açtığı toplumsal yaralara ve krizlere dikkat çekmiştir. Cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden birinin de Kürt sorunu olduğu gerçeğini vurgulamıştır.

Eş Genel Başkanımız, yaşanan krizlerden çıkış yolu olarak da; cumhuriyetin demokrasiyle buluşturulması, bunun için demokratik cumhuriyet koalisyonunun oluşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmiş ve acil demokrasi, acil adalet çağrısı yapmıştır. Demokratik cumhuriyetin inşası HDP’nin temel hedef ve stratejisidir. Varlık gerekçesidir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için büyük mücadele yürüten, bunun için bedel ödeyen HDP’nin cumhuriyet fikri ve modeliyle sorununun olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir. HDP’nin temel eleştirisi, dışlayıcı, ötekileştirici, tekleştirici politikaların kendisine yöneliktir.

Bu bağlamda Eş Genel Başkanımızın konuşmasında “Cumhuriyet yıkım projesidir” gibi bir ifade asla geçmemiş olmasına rağmen, bir takım çevreler sanki böyle bir ifade kullanılmış gibi sosyal medya üzerinden maksatlı, kötü niyetli bir saldırı kampanyası yürütmektedir. Bu çevrelerin amacını ve niyetini gayet iyi biliyoruz. Cumhuriyetin demokratikleşmesinden, HDP’nin demokratik cumhuriyet çağrısından, çoğulculuktan, toplumsal barıştan ve eşit yurttaşlıktan rahatsızlık duyan, korkan, tekçiliği dayatan ve bunu savunanlardır.

Siyasal muhalefetin bir kanadının da, konuyu anlamadan, dinlemeden, araştırmadan, sosyal medya üzerinden algı çalışması yürüten bir takım çevrelerin tuzağına düşerek, Eş Genel Başkanımızı ve partimizi hedef alan sözler kullanmasını iyi niyetli, samimi bir yaklaşım olarak görmediğimizi belirtmek isteriz.

Demokratik kamuoyu da bilmelidir ki HDP, cumhuriyetin demokrasiyle, adaletle ve barışla güçlendirilmesi gerektiği fikriyatını ısrarla ve kararlılıkla savunmaya ve bunun için mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, grup toplantısında “Cumhuriyetin 99. yıl dönümünü geride bıraktık. Kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkarına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz” demişti.

Paylaşın

Babacan’dan ‘Faiz’ Tepkisi: Bu Yıl 650 Milyar Lira Ödenecek

Partisinin İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan DEVA Lideri Babacan, “Sürekli milleti kandırmaya çalışıyorsunuz faizle ilgili. Siz bir milletin ödediği faize bakın. Merkez faizini düşürüyorsunuz da niye bu sene 330 milyar faiz ödüyorsunuz?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bütçe hazırlayıp Meclis’e gönderiyorsunuz. Ödediğiniz faiz yetmiyor bir de kur korumalı yüzünden ödeyeceksiniz fazladan? Bu miktar ne? 300-350 milyar. Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek. Bu parayla tam bir milyon konut üretilip vatandaşa bedava dağıtılabilirdi. 8 milyon kişi başvurdu diye övünüyorlar bir de konut projesine. Hayal satıyor ya”

Yaklaşan seçimlere ilişin değerlendirmede bulunan Babacan, “Seçime adım adım yaklaşıyoruz. Burada iktidarcılık oynamıyoruz. Meselemiz Türkiye’nin yarını. Herkes göreviniz başında, çalışıyoruz. Kadrolarımız genişleye genişleye yürüyoruz. Seçim günü geldiğinde de DEVA Partisi, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak bir parti olacak. Ya başaracağız ya başaracağız! Türkiye’nin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz.” dedi.

DEVA Lideri Babacan, Polis Akademisi Mezuniyet Töreni’nde AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ programı için bestelenen şarkının okunmasına “Gözümüzün önünde polis bandosuna iktidar partisinin seçim şarkısını söylettiler ya. Bir dakika diyoruz ya, hop diyoruz, ne oluyoruz diyoruz” sözleriyle tepki gösterdi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İl Başkanları Toplantısı’nın açılış konuştu. Babacan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Ülkemizin gri listelere düşmesine izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin lekelerini temizleyeceğiz. Bu ülkenin sorunlarına çözüm üreteceğiz. Eğer bunu istiyorsan zaten çalışacaksın, çok çalışacaksın. İlk kez bir siyasi parti, ilk 90 günde ne yapacağını planıyla bütçesiyle açıkladı. 16 tane eylem planı hazırladık. Çünkü biz çalışıyoruz, sınıfın çalışkan öğrencisiyiz. Tembeller düşünsün. Vizyon, vizyon diye ortalığı ayağa kaldırdılar, ne açıkladılar Allah aşkına?

“Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek”

Sürekli milleti kandırmaya çalışıyorsunuz faizle ilgili. Siz bir milletin ödediği faize bakın. Merkez faizini düşürüyorsunuz da niye bu sene 330 milyar faiz ödüyorsunuz? Bütçe hazırlayıp Meclis’e gönderiyorsunuz. Ödediğiniz faiz yetmiyor bir de kur korumalı yüzünden ödeyeceksiniz fazladan? Bu miktar ne? 300-350 milyar. Bu yıl toplamda 650 milyar faiz ödenecek. Bu parayla tam bir milyon konut üretilip vatandaşa bedava dağıtılabilirdi. 8 milyon kişi başvurdu diye övünüyorlar bir de konut projesine. Hayal satıyor ya.

Bakın dün akşam Sabancı Üniversitesi’nde genç arkadaşlarımızla buluştuk. Herhalde 700-800 kişilik bir salonda öğrenciler geldiler, konuştuk. Bizim bu gençlerimize borcumuz var. Çünkü bu hükümet bu gençlere gençlik borçlandı. Bizim onlara insan onuruna yaraşır bir hayat borcumuz var. Bu ülkeyi gidenlerin değil, yaşamak isteyenlerin ülkesi yapacağız. Ki bunu geçmişte yapmıştık da. Değil kendi gençlerimiz başka ülkelerden bile geliyorlardı Türkiye’ye.

Devlet iseniz tarafsız olmak zorundasınız. Daha yeni yaşadık bakın Emniyet Teşkilatı. Ülkenin yöneticilerine hizmet etmeye zorlanan bir teşkilat, partilileşmeye zorlanan bir teşkilat işini doğru yapamaz ki. Her parti için geçerli bu. Ben gördüğüm her polis intiharı haberine kahroluyorum. Gördünüz değil mi? Polis Akademisi mezuniyet töreni. Gözümüzün önünde polis bandosuna iktidar partisinin seçim şarkısını söylettiler ya. Bir dakika diyoruz ya, hop diyoruz, ne oluyoruz diyoruz. Çok istiyorsanız bu şarkıları kaydettirip Spotify’a yükletebilirsiniz. Ama kalkıp da orada, sokakların güvenliğini sağlamakla yükümlü insanlara kendi partinizin şarkısını söyletemezsiniz.

AK Parti, seçim şarkısını polise söyletsin diye mi iktidara geldi? AK Parti’yi yıllarca iktidara taşıyan tertemiz insanlar bu yüzden mi oy verdi? Milletin parasını çarçur etsin diye mi? Hayır, tahmin edemezlerdi. Ezilenlerin oyunu alan o parti, bu düzen için mi oy aldı?

Biliyorum ki adaletli insanlar bu konuda dertleşiyorlar. Yüksek sesle konuşamıyorlar ama memnun değiller. Ben buradan sesleniyorum, gelin hep beraber olalım. Dindar insanların da kendisini eleştirebildiğini hem ülkeye hem dünyaya gösterelim. Gelin el ele verelim.

“Erdoğan, milletin kendisine teslim ettiği anahtarı Bahçeli’ye teslim etti”

Bakın krizlerin ortağı Bahçeli’yi, Perinçek’i almış yanına Türkiye Yüzyılı’na yürüyormuş. Bu mu sizin vizyonunuz ya? Partiyi iki kişinin dudağından çıkanla hareket eden bir partiye çevirdi. Krizlerin ortağı istedi seçime gitti, o istedi mafyayı hapisten çıkardı. Tak dedi, şak oldu. Erdoğan, milletin kendisine teslim ettiği anahtarı Bahçeli’ye teslim etti. Size bu yüzden mi oy verdiler bu insanlar?

20 yıl önce, tam 3 Kasım, tam 20 yıl önce. Ekonomiyi devraldık, enflasyonu tek haneye indirdik, 30 yıl sonra ilkti. Bugün TÜİK açıkladı enflasyonu. Yüzde 85.51. Makyajlanmış ve de. Biz 20 yıl önce ülkeyi bu durumdan nasıl çıkardıysak yine yapacağız DEVA kadroları olarak. İlk altı ayda bu krizin havasını dağıtacağız, en geç iki yılda da enflasyonu tek haneye indireceğiz.

Biz ne zaman ekonomi, dış işleri ve AB kadrolarımızla yaptığımız başarılardan bahsetsek sayın Erdoğan ne diyor ki, ‘Biz izin verdik ki yaptılar.’ Tamam o zaman madem bir imza ile oluyor, hadi düşür enflasyonu. Tek imza dedin, çok istedin bunu, millet de tamam dedi. Hadi yap yapacağını iş imzaysa. Ama olmaz. Siz ancak dürüst ve ehil kadrolarla başarı sağlayabilirsiniz. Bu ülke deney değil, bu ülkenin insanları da kobay değil. Dünya gidiyor Mersin’e, bizimki gidiyor tersine.

Sen ülkede tarımı batır sonra ‘müjde’ ver buğday gelecek diye. Gözümüz yollarda kalsın buğday gemisi diye. Bu ülkenin 85 milyon nüfusu var. Hem Avrupa’nın en büyüğü hem de en genci. Topraklar elverişli. Müthiş bir üretim potansiyeli var. Ama kötü yönetimle tarımı bitirdiler. Siz enflasyonu tarımla düşürürsünüz, üreterek. Sadece Tarım Kredi’nin geçen yıl 500 milyon lira zarar ettiği açıklandı. Bu da, bizim bakkalımıza rakip çıkardığı market yani. Yaptıklarının bedelini sadece onlar ödemiyor, hepimiz ödüyoruz.

“Ya başaracağız ya başaracağız”

Seçime adım adım yaklaşıyoruz. Burada iktidarcılık oynamıyoruz. Meselemiz Türkiye’nin yarını. Herkes göreviniz başında, çalışıyoruz. Kadrolarımız genişleye genişleye yürüyoruz. Seçim günü geldiğinde de DEVA Partisi, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak bir parti olacak. Ya başaracağız ya başaracağız! Türkiye’nin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz.”

Paylaşın

Ali Bayramoğlu’ndan İktidarı Kızdıracak Yazı: Hangi Aile?

İktidarın “aileyi korumak” için anayasa değişikliği yapma çalışmasını eleştiren Karar yazarı Ali Bayramoğlu, “Hangi Aile” başlıklı yazısında, “Tarihte aileyle ilgili bir sorun olmuşsa, o da bu kurumun siyasete alet edilmesiyle olmuştur” yorumunu yaptı.

“Aile içi şiddeti, erkeğin kadın üzerindeki hükmünü gelenekten sayan aile mi? 15-16 yaşındaki kızları tecavüzcüleriyle evlendirerek aileyi kurmaya ve korumaya kalkan anlayış mı?” diyen Bayramoğlu, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Aile her anlamda çekirdek bir kurumdur; buna hiç şüphe yok. Sosyalleşme, güven, güvenlik, aidiyet, dayanışma, bağ ifade eden, insana, topluma ait en önemli kurum…

İki türlü bakabilirsiniz bu kuruma.

Bir. Aileyi doğal haliyle ve tarihsel boyutuyla ele alabilirsiniz. Esas olan aileye dair belli bir döneme ait kodlar, biçimler değildir; esas olan ailenin yukarıda saydığımız kalemlerden oluşan işlevdir. Aynı kalması, korunması gereken bu işlevlerdir, biçimler değil. Biçim zaman göre değişir ve değişmelidir. Bireyin özgürlük alanı genişledikçe, ailenin yapısı, iç ilişkileri de farklılaşır, beklentilere, çağa, yeni gereklere uyum sağlar. Kadın evden dışarı çıkar örneğin, çalışır, evde erkek egemen düzen yerini eşitliğe bırakır, haklar doğar, kimi konularda, özellikle şiddet, bedenin kişiselliği , cinsel taciz gibi durumlarda “giz ve mahrem” kalmaz” yerini hakka ve şeffaflığa bırakır.

İki. Aileyi, siyasi ve ideolojik bir yapı olarak da görebilirsiniz. Burada esas olan işlevden çok ideal aile biçimidir. Erkek-kadın-çocuk ilişkilerinin belli ve değişmez rollere göre dağıtıldığı, ailenin korunmasıyla aile içi iktidar ilişkilerinin ve hiyerarşik düzenin korunması arasında paralelliğin kurulduğu bir formattır bu. Aile, değişim veya değişim girdilerine direnen bir kurum olarak korunur ve tanımlanır.

Muhafazakar ideolojide ilk zamanlar aile; ibadethane, gelenek, dernek gibi diğer kurumlarla birlikte hızla değiştiren, imha eden devlet gücü karşısında karşında toplumun varoluşunu, sağlıklı ve güçlü olmasını ifade ederdi. Fransız devriminin kurumları altüst eden hızına tepki olarak doğan muhafazakar ideolojinin ilk döneminden bu yana çok zaman geçti.

Bugün aile değişim ve statüko arasında salınır durur…

Kilise hala boşanmaya izin vermez örneğin…

Sol ise, yüzyıldır, evliliğin sekülerleştirilmesi ya da boşanmaya izin verilmesi gibi yollarla ailenin ve geleneksel temellerinin reforme edilmesini savunur.

2. Dünya savaşında aile, faşist rejimler tarafından aile değerleri, değişmez kodlara bağlanmış, ahlak, beden üzerinde devlet adına aile, aile adına erkek denetimi bir hükümranlık haline getirilmiştir.

Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde nikahsız çocuk, birlikte de aile tanımına girer, sosyal yardımlardan, haklardan istifade eder. Kimi ülkelerde eşcinsel evliliklere izin verilir, bu eşlerin çocuk edinmelerine de…

Erdoğan, aileyi korumak için anayasa değişikliği yapmak istiyor…

Erdoğan aileyi korumak iddiasıyla İstanbul sözleşmesinden de çıkmıştı.

Ama hangi aile?

Aile içi şiddeti, erkeğin kadın üzerindeki hükmünü gelenekten sayan aile mi?

15-16 yaşındaki kızları tecavüzcüleriyle evlendirerek aileyi kurmaya ve korumaya kalkan anlayış mı?

Geleneksel değerlerle bedene damga vuran bakış mı?

Erdoğan, olmayan bir meseleyi üretiyor ve aileyi siyasileştiriyor, kendi siyasi projesi için kullanıyor.

Tarihte aileyle ilgili bir sorun olmuşsa, o da bu kurumun siyasete alet edilmesiyle olmuştur.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın