HDP’li Günay: Yeni Yılda Mücadeleyi Her Alanda Yükselteceğiz

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Günay, “2023 yılı bizler için hem seçim çalışmalarının hem eylem ve etkinliklerin hem de örgütlenme alanımızı büyütüp geliştirmenin yılı olacaktır. Bir taraftan seçim hazırlık çalışmalarımız devam ederken, bir taraftan ülkenin önemli gündemlerine dair eylem ve etkinliklerimiz devam edecektir.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Tüm bu çalışmalara paralel olarak, demokratik ittifak çalışmalarımız merkezi ve yerel düzeyde devam etmekte ve örgütsel ağımızı genişletme çalışmaları son hızıyla devam edecektir. Her koşulda ve zeminde HDP’yi büyütmeye devam edeceğiz. Özellikle Kadın ve Gençlik Meclislerimiz aynı kapsamda çalışmalarını yürütmeye devam edecektir. Yeni yılda da HDP umut olmaya, özgür ve demokratik bir geleceği inşa etmeye devam edecektir. Yeni yıla girerken, bütün dünya haklarının ve Türkiye halklarının yeni yılını kutluyorum.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay haftalık olağan basın toplantısı düzenledi. 4-5 Şubat 2023’te, İstanbul’da gazeteci, aydın, yazar, akademisyen, siyasetçilerin bir araya geleceği Demokratik Cumhuriyet Konferansı düzenleyeceklerini belirten Günay’ın açıklamaları şöyle:

“Dün Roboski katliamının 11’inci yıl dönümüydü. Dün bir kez daha kapanmayan bir acıyı andık. Yaşamını yitiren 34 canımızı saygıyla anıyorum. Gerçek katiller ortaya çıkıp hesap verinceye kadar bizler mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü bu ülkedeki gerçek demokrasinin, Roboski Katliamı’nın gerçek faillerinin hesap vermesiyle olacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bizler HDP olarak, acılı ailelerle birlikte mücadele yürütmeye, hesap sormaya devam edeceğiz.

Gezi Davası iktidarın yargıyı sopaya dönüştürdüğünün açık göstergesidir

Yılın son günlerindeyiz ve maalesef tekrardan iktidarın düşman politikalarıyla, hukuksuzluklarıyla yılı bitiriyoruz. Dün Gezi Davası kararı istinaf mahkemesinde onaylandı. Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile diğer tutuklulara verilen karar onaylandı. Bu bir kez daha iktidarın yargıyı sopaya dönüştürdüğünün, yargıyı intikam alma aracına dönüştürdüğünün açık göstergesidir. Baştan sona hukuksuz ve usulsüzlüklerle dolu bir yargılama. Yargıyı sopaya dönüştürenler bilsinler ki; Gezi bu halklara umut oldu. Gezi direnişini ve ruhunu asla zindanlara dolduramazsınız. Bizler Gezi direnişinin yanında durmaya ve Gezi ruhuyla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Savaş politikalarının en büyük etkenlerinden biri tecrit politikasıdır

Bildiğiniz üzere HDP olarak Adalet Bakanlığı önünde Adalet Nöbetimiz devam ediyor. Bu ülkedeki savaş politikalarının en büyük etkenlerinden biri elbette iktidarın yürüttüğü tecrit politikalarıdır. Sayın Öcalan’ın avukatları, Asrın Hukuk Bürosu, Sayın Öcalan’ın CPT ile görüşmeye çıkmadığını duyurdu. Zaten 21 aydır avukat ve aile görüşmesinin gerçekleştirilmediği İmralı ile hiç bir fiziki temasın olmadığı kamuoyunun bilgisi dâhilinde. Bizler İmralı tecrit sisteminin, bu ülkedeki hukuksuzlukların, adaletsizliğin, faşizan uygulamaların temelinde olduğunun farkındayız. AKP kendi faşizmini tecrit ile besleyip büyüten bir iktidar. Tek adam rejimine karşı durmak için en çok da iktidarın tecrit politikalarına karşı mücadele ediyoruz, bunda da ısrarlıyız.

Adalet Bakanını bu suça ortak olmamaya davet ediyoruz

HDP olarak parlamento grubumuz Adalet Bakanlığı önünde hukuk uygulansın ve avukatlar görüşme gerçekleştirsin talebiyle nöbet eylemi başlattı. Eylemimiz 1 haftadır devam ediyor. Ne yazık ki Adalet Bakanlığı’ndan bu konuda henüz bir açıklama yapılmış, avukat ve aile görüşlerinin yapılması için herhangi bir adım atılmış değil. Daha da önemlisi bizlerin, Eş Genel Başkanlarımızın yaptığı başvuru, DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz’in yaptığı başvuru, DTK Eş Genel Başkanı Berdan Öztürk’ün ve vekillerimizin yaptığı başvurulara Adalet Bakanlığı henüz bir yanıt vermedi.

Bir kez daha Adalet Bakanlığı’na şunu hatırlatmak isterim: Oturduğunuz koltuk, adaletin tesis edilmesi için var olan bir makamdır. Sorumluluğunuzdaki bir cezaevinde 21 aydır aile ve avukat görüşmeleri gerçekleştirilmiyorsa, tecrit politikalarında ısrar ediliyorsa, siz de hukuku ayaklar altına alıyorsunuz. Adalet Bakanı olarak bu suça ortak oluyorsunuz. Bizler Adalet Bakanı’nı bu suça ortak olmamaya, çağrılarımıza ve taleplerimize cevap olmaya davet ediyoruz. Demokratik kamuoyunun kaygılarını gidermek için en hızlı şekilde avukat ve aile görüşmesinin gerçekleşmesi talebimizi yineliyoruz.

Tecride karşı çıkmak, demokrasi, barış ve özgürlükte ısrar etmektir

Tecrit politikaları, savaş politikaları, tek adam rejimini besliyor. Tecrit politikaları bu ülkedeki her türlü hukuksuzluğun temelinde ve AKP’nin bir yönetim biçimine dönüştü. Tek adam rejimine karşı çıkmak, tecride karşı çıkmak, demokrasi, barış ve özgürlükte ısrar etmektir. Sayın Öcalan ile yapılacak görüşmelerin nasıl etki yaratacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Nasıl barışçıl bir ortam gelişeceğini, nasıl özgürlük ve demokrasinin gelişeceğinin farkındayız. Bundan da en fazla rahatsız olan, savaş politikalarından beslenen, içeride dışarıda savaş politikalarında ısrar eden AKP iktidarıdır. Bu nedenle tecritte ısrarlı. Adaletin tesis edilmesini, hukukun uygulanmasını, Adalet Bakanlığı’nın bu konuda bir an önce kaygıları giderecek adımlar atmasını, bir kez daha talep ediyoruz.

DBP Eş Genel Başkanını tutuklayarak seçim startını vermeyi amaçlıyor

Bu tecrit politikalarıyla beraber her yerde Kürt halkına, onun örgütlü gücüne karşı saldırılar, baskılar devam ediyor. En son bileşen partimiz DBP Eş Genel Başkanı Sayın Keskin Bayındır, Amed İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun tutuklandı. Birçok İl Eşbaşkanı gözaltına alındı, birçok il örgütü ve DBP Genel Merkezi’nde hukuka aykırı şekilde aramalar yapıldı. Bu iktidar kaybediyor, kaybederken de Kürdün örgütlü gücüne her alanda düşmanlık yapıyor.

Kürdün örgütlü gücüne saldırarak, DBP Eş Genel Başkanını tutuklayarak seçim startını vermeyi amaçlıyor. Ama Kürt halkı kendisine yapılan zulmü, kendi iradesine, örgütlü gücüne yapılan baskı, tutuklama ve gözaltıları asla unutmaz, bunun cevabını da sandıkta mutlaka verecektir. Keskin Bayındır’ın derhal serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Her alanda DBP ile omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz. Mirasını devraldığımız mücadele geleneği, her alanda baskılara karşı örgütlenmesini büyüterek cevap vermiştir. Her alanda yan yana omuz omuza mücadeleyi sürdüreceğiz.

Her yerde Kürde düşmanlık yapmaya devam ediyor

Her alanda saldırılar sürerken, Paris Katliamının 10’uncu yılında ikinci bir Paris katliamı gerçekleşti. Kadın mücadelesinin öncü isimlerinden Emine Kara, sanatçı Mir Perwer, Abdurrahman Kızıl katledildi. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum. Birinci Paris katliamının arkasındaki karanlık güçler açığa çıksaydı bugün ikinci Paris katliamı açığa çıkmayacaktı. İktidarın her yerde içeride dışarıda Kürdün nefes aldığı her yerde, Kürdün kazanımlarında, Kürt halkına dönük düşman politikalarında bu saldırılarda etkilidir. İktidarın ırkçı politikaları, Kürt politikaları, her yerde Kürtlere dönük katliamları tetikliyor. Her yerde Kürde düşmanlık yapmaya devam ediyor.

Kürt halkının değerlerini hedef alan cinayettir

Buradan Fransız yetkililerine bir  kez daha çağrıda bulunuyoruz; bu katliama aydınlatmak, bu cinayetin arkasındaki karanlık güçleri açığa çıkarmak sizlerin sorumluğunda. Bizler bunun farkındayız, ne birinci Paris katliamı ne de ikinci Paris katliamı sıradan ırkçı cinayetler değildir. Arkasında karanlık güçlerin olduğu, organize edilmiş ve tamamen Kürt halkının değerlerinin hedef alındığı cinayetlerdir.

Emine Kara, Kürt kadın mücadelesinin öncü isimlerindedir. Katledilmesinin ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganın yankı bulduğu bir döneme denk gelmesi tesadüf değildir. Mir Perwer, Kürt müziğindeki emekleri ile herkes tarafından biliniyor.  İktidarın Kürt kültür kırımına yönelik politikaları ile hedef alınması tesadüf değildir. Tam da iktidarın Kürt kadın, kültür düşmanı, halk düşmanı politikaları ile bağlantılıdır. Hiç bir katil bunları tek başına yapamaz bunlar organize suçlardır. Bir an önce katiller ve arkasındaki gerçek failler ortaya çıkarılmalıdır.

Bir katilin arkasındaki karanlık güçlerin nasıl aklandığının filmini izledik

Bir önemli katliam davası da karara bağlandı. Partimizin İzmir İl Örgütüne yönelik gerçekleştirilen saldırıda katledilen Deniz Poyraz arkadaşımızın dava duruşması görüldü. Bu duruşma şunu gösterdi. Orada bir yargılama gerçekleşmedi. Dava süresince bir katilin arkasındaki karanlık güçlerin nasıl aklandığının filmini izledik. Delillerin karartıldığı, araştırılmadığı, katillerin her koşulda korunduğu, mağdurların daha da mağdur edildiği bir yargılama sürecine tanık olduk. Bir yargılama süreci düşünün ki duruşma salonunda katilin çıkardığı provokasyonlar sonucu gaz sıkıldı, müştekilerin ve mağdurların avukatlarının, Eş Genel Başkanımızın salona alınmadığı bir yargılama yapıldı. Bu bir yargılama değil, siyasi bir cinayetin üzerinin örtülmesidir. Bu siyasi bir cinayeti aklama, bir tetikçiyi yargılıyormuş süsü vererek, arkasındaki güçleri korumaktır.

Bu bir siyasi cinayettir, tetikçi asla bunu tek başına gerçekleştiremez

Bu cinayet HDP’nin il binasında gerçekleşti. Türkiye’nin  önemli kent merkezlerinden biri ve 3’üncü büyük siyasi partisine yönelik gerçekleştirilen bir saldırıdır. Bu katil bunu tek başına organize etmiş olamaz. Herkes katliamın hangi koşullarda gerçekleştiğini, katilin hangi eğitimlerden geçtiğini, hangi poligonlarda atış talimi yaptığını, kimlerle ilişkide olduğunu, arkasındaki karanlık güçleri biliyor. Bu karanlık güçler hesap verinceye kadar bizler mücadelemize devam edeceğiz. Mahkeme olayı basit bir cinayet olarak ele aldı.

Tetikçiye tasarlayarak cinayetten ceza vermesini kabul etmiyoruz. Bu bir siyasi cinayettir, tetikçi asla bunu tek başına gerçekleştiremez. Bütün bu gerçekler tüm çıplaklığıyla ortadayken bir yargılama görüntüsü verilerek ceza verildi. Katil tek başına değil, arkasındaki bütün güçlerden mücadele ile hesap soracağız. Yargılama süreci boyunca bizleri yalnız bırakmayan başta avukatlar olmak üzere, yine Kadınlar Birlikte Güçlü İnisiyatifi’ne teşekkür ediyoruz. Kadınların, baroların dayanışma duygusu bizler için önemliydi. Bizleri yalnız bırakmayan, katillerin ortaya çıkması için mücadele eden, bizlerle yan yana, omuz omuza duran her bir arkadaşımıza teşekkür ediyoruz.

2022 yılı AKP-MHP’nin politik tercihleri nedeniyle koyu karanlığa döndü

Değerli basın emekçileri, 2022 yılını artan saldırılarla, derinleşen krizlerle geride bırakıyoruz. Toplumun büyük kesiminin umut ve beklentilerle karşıladığı 2022 yılı, AKP ve MHP iktidarının politik tercihleri nedeniyle ne yazık ki koyu bir karanlığa, kara bir kışa döndü. Bütün toplumsal kesimler iktidarın saldırı politikalarının hedefi haline geldi. 2022’de iyice açığa çıktı ki; iktidarın yönetme biçimine dönüşen tecrit artık ülkeye yayılmış ve sistematikleşmiş durumdadır. Bunun sonucunda cezaevlerinin tamamında ağır hak ihlalleri yaşanmış, cenazeler çıkmış, hasta tutsaklar tedavi edilmemiş, her türlü hak ihlali, infaz yakma, saldırı, işkence ve kötü muamele yaşanmıştır.

Her kesimin sesi ve itirazı savaş ve tecrit politikalarıyla engellendi

Emine Şenşayaşar, Adalet Nöbeti tutan anneler, Cumartesi insanları, tecride karşı alana çıkan Kürtler, demokratik siyaset yürüten bizler her tür engelleme, abluka ve gözaltılara maruz kalırken, aynı tecrit 25 Kasım’da kadınlara, Meclis’e yürümek isteyen emekçilere, zeytinlikler için alana çıkan çiftçilere, eşit yurttaşlık için mücadele eden Alevilere, ‘Barınamıyoruz’ diyen öğrencilere, ‘Doğa talan edilmesin’ diyen ekolojistlere ve hatta 6 yaşındaki çocukların cinsel istismarını protesto etmek isteyenlere de uygulanıyor.

2022’de tecrit ve abluka öyle bir boyuta ulaştı ki sokak bütün hak arama yöntemlerine kapatıldı ve milletvekillerinin sokak ortasında ayağı kırıldı, siyasetçiler engellendi. İktidarın yasakçı politikalarına itiraz eden herkesin ve her kesimin sesi ve itirazı savaş ve tecrit politikalarıyla engellendi. Bütün bunlarla ekonomiyi çökerttiler, demokrasiyi rafa kaldırdılar, hukuksuzluğu yol haline getirdiler; Durum ortada, TÜİK’in şaibeli resmi verilerine göre, bugün enflasyon yüzde 85 civarında, işsizlik almış başını gidiyor, cari açık, bütçe açığı artıyor. İnsanlar evlerine ekmek götüremez hale getirildi. Neden mi? İktidarın savaş ve tecrit politikaları yüzünden.

Hala sokaktayız, hala mücadeledeyiz, hala direnişteyiz

Kuşkusuz 2022’de iktidarın düşmanlıklarını, demokratik siyasete tahammülsüzlüğünü anlatmaya günler yetmez. Yılın son birkaç gününde yaşanılanlar bile 2022 özetini açığa çıkarıyor. Yine de yıl boyunca mücadelemizi bütün engellemelere ve saldırılara rağmen sürdürdük. İttifaklarımızı geliştirdik, yeni mücadele yolları açtık. Emek ve Özgürlük İttifakıyla da halklara umut olduk. Hala sokaktayız, hala mücadeledeyiz, hala direnişteyiz. İçeride dışarıda nerede olursak olalım sessiz kalmayacağını kanıtlamış bir partidir HDP. İşte bize öfkelerinin nedeni budur, bize saldırılarının altında bu yatıyor. Ama unutulmasın ki; Demokrasi, özgürlük ve eşitlik hepimiz için gereklidir. Bir kesime yönelik hukuksuzluk gelişirken, diğer kesimlerin hukuk içinde olması mümkün değildir ve 2022 yılı bunu açık bir şekilde göstermiştir. HDP her koşulda mücadele etmeye yeni yılda da halklara umut olmaya devam edecektir.

Bu koyu karanlığı dağıtmanın vakti geldi, işte 2023 yılını böyle karşılıyoruz

Bu koyu karanlığı dağıtmanın vakti geldi. İşte 2023 yılını böyle karşılıyoruz. 2023 ülke tarihinin en kritik seçimlerinden birinin yapılacağı bir yıl olacak. Seçimlere olağanüstü koşullarda gireceğimizin farkındayız. Partimizin tarihsel mücadele geleneği ve büyük birikimi bu kritik süreci de başarıyla atlatacağımızın en büyük kanıtıdır. Buna bağlı olarak seçim çalışmaları kapsamında hem merkezi hem de yerel düzeyde hazırlıklarımızı başlatarak merkezi ve yerel koordinasyonlarımızı büyük oranda oluşturduk.

Seçimde mevcut iktidara kaybettirmek, parlamentoda en üst düzeyde temsil gücüne ulaşmak ve ülkenin demokratik geleceğini demokratik ittifaklar temelinde inşa etmek en temel stratejimizdir. Emek ve Özgürlük İttifakı başta olmak üzere toplumun bütün demokratik muhalefetini kapsayacak daha geniş bir demokrasi ittifakını kurmak, en temel hedeflerimizden biridir. Seçimlerde ülkeyi savaşa, baskıya, eşitsizliğe, cinsiyetçiliğe ve faşizme mahkûm edenlere, büyük kaybettireceğimiz ve büyük kazanacağımıza dair inancımız da tamdır!

Demokratik Cumhuriyet Konferansımız geleceğe ışık tutacak

4-5 Şubat 2023 tarihlerinde İstanbul’da gazeteci, aydın, yazar, akademisyen, siyasetçilerin bir araya geleceği Demokratik Cumhuriyet Konferansı düzenleyeceğiz. Amacımız emek, demokrasi ve özgürlük güçleri olarak nasıl bir Cumhuriyet rejiminde yaşamak istediğimizi tartışmaya açmak, taleplerimizi gerçekleştirme imkânlarını birlikte konuşmak ve değerlendirmektir.

Yeni yılda mücadeleyi her alanda yükselteceğiz

Yılın son günlerinde de Adana ve Batman’da “Savaşa, Tecride ve Yoksulluğa Hayır” mitingleri düzenledik. Yeni yılda da tecrit karşıtı mücadelemize devam edeceğiz. Mart ayında tarihin en görkemli kutlamaları elbette bizi bekliyor. 8 Mart ve Newroz alanlarını taleplerimizin, direnişimizin, umudun ve zaferin görkemiyle mutlaka dolduracağız.

Her koşulda ve zeminde HDP’yi büyütmeye devam edeceğiz

2023 yılı bizler için hem seçim çalışmalarının hem eylem ve etkinliklerin hem de örgütlenme alanımızı büyütüp geliştirmenin yılı olacaktır. Bir taraftan seçim hazırlık çalışmalarımız devam ederken, bir taraftan ülkenin önemli gündemlerine dair eylem ve etkinliklerimiz devam edecektir. Tüm bu çalışmalara paralel olarak, demokratik ittifak çalışmalarımız merkezi ve yerel düzeyde devam etmekte ve örgütsel ağımızı genişletme çalışmaları son hızıyla devam edecektir. Her koşulda ve zeminde HDP’yi büyütmeye devam edeceğiz. Özellikle Kadın ve Gençlik Meclislerimiz aynı kapsamda çalışmalarını yürütmeye devam edecektir. Yeni yılda da HDP umut olmaya, özgür ve demokratik bir geleceği inşa etmeye devam edecektir. Yeni yıla girerken, bütün dünya haklarının ve Türkiye halklarının yeni yılını kutluyorum. “

Paylaşın

Fincancı’nın Tutukluluğuna Devam Kararı: Bir Sonraki Duruşma 11 Ocak’ta

TTB Başkanı Fincancı’nın yargılandığı davanın ikinci duruşması 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Avukatların reddi hakim talebi reddedilirken, Fincancı’nın tutukluluğuna devam kararı verildi. Fincancı’nın davası 11 Ocak 2023’e ertelendi.

Haber Merkezi / Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “Terör örgütü propangandası yapma” suçlamasıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması İstanbul Adalet Sarayı 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Avukatların reddi hakim talebi reddedildi. Şebnem Korur Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 11 Ocak’a erteledi. Duruşma sonunda, duruşmayı izlemeye gelenler ‘Şebnem Hoca yalnız değildir’, ‘Hak hukuk adalet’ sloganları atarak ve alkışlarla adliyeden ayrıldı.

Duruşmayı, yurtdışından gelen heyet, EMEP, TİP, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İstanbul Tabip Odası, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, TMMOB ve DİSK, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP milletvekilleri, Serpil Kemalbay, Oya Ersoy, Hüda Kaya, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker ile farklı STK temsilcileri izledi.

“Savcılık üst sınırdan cezalandırılmasını istedi”

Yoğun kalabalığa rağmen küçük salonda görülen duruşmada bugün karar çıkması bekleniyordu. Duruşma, savcılığın Fincancı’nın “Terör örgütü propagandası yapma” suçunu işlediği gerekçesiyle üst sınırdan cezalandırılmasını istediği mütalaayı tekrarlamasıyla başladı.

Üç avukat sınırıyla görülen duruşmada savunmasını yapan Fincancı, sözlerine “Yaşananların sizin üzerinizdeki etkisini bilemiyorum. Ancak süreç, inanılmaz bir algı ile yürütülüyor. Benim için vatandaşlıktan çıkarılsın deniyor. Kimi kimin vatanından çıkarıyorlar?” diyerek başladı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bakanlık faaliyetlerini içeren değerlendirme toplantısında yaptığı açıklamaya değinen Fincancı, “Bu hafta sonu Milli Savunma Bakanlığı ‘Kimyasal silah iftirasında bulunanları milletimiz asla affetmeyecektir’ dedi. Şimdi bu talimat değil de nedir? Siyasi otorite tamamen algılarla hareket etmektedir” ifadelerini kullandı.

“Terörist isem hangi örgüttenim?”

“Ben terörist isem hangi örgütten terörist olduğumu çok merak ediyorum. TTB mi? İşkenceye karşı komisyonlar mı? Ya da Filipinler’deki insan hakları örgütleri mi?” diyen Fincancı,  “TTB’den kurtulmayı istiyorlar benden hayli hayli kurtulmak istiyorlar. İdam cezası getirilirse ancak o zaman. Karşı olduğumuz bir eylemi gerçekleştirirseniz kurtulmuş olursunuz” dedi.

Avukat Meriç Eyüboğlu, usuli taleplerinin bile gerekçesiz reddedildiğini belirterek, mahkemenin objektifliğini kaybettiğini söyledi. Eyüboğlu, heyetin dosyadan el çekmesi gerektiğini belirterek, reddi hakim talebinde bulundu.

Ret nedeniyle duruşmaya ara veren mahkeme heyeti, talebin davayı uzatmaya yönelik olduğu gerekçesiyle reddi hakim talebini kabul etmedi.

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti: Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Fincancı açıklamalarının ardından Yeni Şafak gazetesi, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’dan ihanet dolu sözler: PKK kanalında TSK’ya iftira attı” şeklinde bir haber yayınladı. Sabah gazetesi de “Emekli komutanlar PKK’nın ‘Kimyasal Silah’ iftirasına ateş püskürdü: Şebnem Korur Fincancı hukuk önünde hesap versin!” haberinde emekli generallerin açıklamalarına yer verdi.

Erdoğan ve Bahçeli’nin ağır eleştirileri

TTB Başkanı Korur Fincancı, Türk ordusunun Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarında kimyasal silah kullandığına dair iddialar olduğunu ve bunların araştırılması gerektiğini ifade etmişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türk Tabipleri Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Hem bu kişiyle, hem bu kurumla ilgili adımlar atılacak. Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatı verdik. Gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin değişmesini sağlayacağız” açıklamasında bulunmuş; Salı günü meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli de, TTB’nin kapatılmasını ve Şebnem Korur Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılmasını talep etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattığını açıkladı: 20.10.2022 tarihinde PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi kapsamında Terör Örgütü Propagandası Yapmak ve 5237 yılı Türk Ceza Kanununun 301/2. maddesi kapsamında Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçlarından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.

Fincancı, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçundan sevk edildiği mahkemece tutuklanmıştı.

Paylaşın

SP Lideri Temel Karamollaoğlu’ndan ‘Altılı Masa’ Çıkışı

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaroğlu, “Altılı Masa sırf bu sistemi değiştirmek isteyen altı parti tarafından kurulan bir masadır. Biz, tek adam rejiminin ülkemize fayda sağlamadığını gördük. Yeniden, biraz daha tedbir alarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçme kararı aldık. Bu kararda da inşallah bütün çabalara rağmen birlikteliğimizi devam ettireceğiz. Ben buna inanıyorum, böyle de görüyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bazı medya grupları, özellikle de iktidar yanlısı; ‘Bu masanın işi bitti, artık bunlar birlikte yürüyemezler’. Nereden çıkardın? Sen, bunun için belki yatıp kalkıp dua edebilirsin. Dua etmeyi bile beceremezsin sen. Yalan söylemeyi şiar edinmişsin, yalan söyleyen adam dua etse neye yarar?”

Karamollaoğlu, açıklamasının devamında ise şu ifadeleri kullandı: “Önümüzdeki seçimden sonra Türkiye’de şartlar değişecek, normale dönecek, herkes düşündüğünü rahatlıkla ifade edebilecek, bir sıkıntı olduğu zaman ister devletle ister kendi aralarında mahkemelere gidildiğinde hakkını alacağından emin olacak. Bu şartları oluşturacağız mutlaka. Ekonomide israf, yolsuzluk bütünüyle ortadan kalkacak. Ekonomi, üretim bazlı bir modele dönüşecek.

Devlet de bütün kaynaklarını bu yolda yatırım yapmak isteyen müteşebbislere tahsis edecek ve biz bir bütün olarak Edirne’den Kars’a, Ardahan’a kadar; Iğdır’dan, Hakkari’den Antalya’ya, Muğla’ya kadar üretime dönük yatırımlarla bu ülkeyi kalkındırmayı bir görev addediyoruz. Dışarıdan bakıldığında ‘bunlar uzlaşamazlar’ zannediliyordu ama biz uzlaştık. Asgari müştereklerimizi belirledik. Türkiye’yi, bu sistemi değiştirecek ve bu sistem değişene kadar da uygulanacak politikaları belirleyen çalışmalar yaptık. Son çalışmamızı da inşallah önümüzdeki toplantıyı müteakiben kamuoyuyla paylaşacağız.”

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İktidarın yola çıkarken kullandığı ifade çok önemli: ‘Biz, Milli Görüş gömleğini çıkarttık.’ dediler. Basit bir ifade! Sanki basit bir giysiden ibaretmiş gibi. Ama ne giydiğini de çok açık bir şekilde ortaya koydu. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı, Beyaz Saray’a gidemiyor; ama o gün daha yasaklıyken bile poz verdi Beyaz Saray’da! Arkasından da çıkarılan Milli Görüş gömleğinin yerine kendisine ‘Cesaret Madalyası’ verilerek, bir yeni gömlek giydirdiler, Siyonist yapı tarafından giydirildi bu gömlek!

“İsraftan ve yolsuzluktan vazgeçmiyorlar”

Bu iktidarın ister erken, isterse zamanında yapılsın, 2023 seçimlerinde bir daha kazanma şansı yok! Ama eğer seçmen kütükleriyle oynar, sandıklara müdahale edecek kadar aşağılara düşerseniz; ülkeyi nereye götürürsünüz bilemem ama ben artık bu ülkede yaşayanların yüzde 70’inin Ak Parti’den ümidini kestiğini görüyorum.
Şimdi mesela asgari ücret tespiti için aylarca konuşuluyor, kaç kere toplantı yapıldı. En sonunda yine açlık sınırında bir rakamı, asgari ücret olarak belirlediler. Evet az bir rakam değil; ama emin olun birkaç ay içerisinde göreceksiniz yine bu asgari ücret açlık sınırının dahi altında kalacak, ihtiyaç patlayıp gidecek! Neden? Çünkü sistem bozuk! Çünkü almaları icap eden tedbirleri almıyorlar. İsraftan ve yolsuzluktan vazgeçmiyorlar. Siz bu anlayışla ekonomide etkili bir politika ortaya koyamazsınız ki.

AB üyesi olabilmek için Kıbrıs’ı, bundan 15 yıl önce tümden vermeye razı olmuşlardı. Annan Planı’nı biz, Allah rahmet eylesin, Oya Akgönenç Hanım’ı göndererek, buna evet demeyin dedik, anlatamadık. İktidar da gitti, ‘evet’ deyin diye çaba gösterdi. İşin garip tarafı evet diyenler Kıbrıs tarafında fazla oldu. Biz buna rıza gösteremeyiz. Ege! Bir zamanlar Yunanlar Ege’de hak iddia ettiler, Kardak adalarına bile asker çıkardılar. Sonra Tansu Çiller Hanım, ‘biz buna izin vermeyiz’ dedi. Şimdi ne diyor yine bu iktidar? ‘Biz buraya yerleşmenize izin vermeyiz.’ Aldılar ya, yerleştiler! Hangi kafayla siz böyle diyorsunuz, adamlar yerleşti ya! Onları oradan çıkarmak istiyorsanız, savaşmak mecburiyetindesiniz, lafla olmaz bu işler! Ege’yi bütünüyle Yunanistan’a terk ettiler, Allah’tan korkmak icap eder!

Maalesef en büyük hazinemiz olan gençliğimiz de bir ümitsizlik havasına girdi. Tarım ve hayvancılık da can çekişiyor. Doğayı tahrip ettik, ümit neye kaldı? Gaza! Şimdi gaza geliyoruz. Öyle bir havaya girdik ki, ooo birden bire, tam seçime 6 ay kala Karadeniz’de bulduğumuz gaz, milyarlarca dolara tekabül ediyor. 30 yıl bize yetecek, 1 trilyon dolarlık gaz rezervi bulmuşuz! Peki bundan önce bulduklarımız? Doğu Akdeniz’de, Ege’de, birçok yerde biz gaz ve petrol bulmuştuk, ne oldu onlara? Tarihe karıştı! Şimdi yeni gaz… Bizim de milletimize söyleyeceğimiz şey; arkadaş sakın ola gaza gelmeyin!

Allah nasip ederse, önümüzdeki yıl Sayın Erdoğan’ın iktidarda kalabilmek için göstereceği tüm çabalara rağmen, inşallah bir yönetim değişikliği olacak. Anketler şuymuş, buymuş dese de; şunu bilin ki insanımızın büyük bir kısmı artık iktidardan ümidini kesmiş durumda. Bu iktidar problemleri çözemiyor, çözemedi, özellikle son 5-6 yıldır, hatta 10 sene diyebiliriz, pusulasını bütünüyle kaybetti. İşte 6’lı masa bu gidişatı durdurmak ve sırf bu sistemi değiştirmek isteyen partiler tarafından kurulan bir masa.

“Ekonomide israf ve yolsuzluk bütünüyle ortadan kalkacak”

Biz, tek adam rejiminin ülkemize bir fayda sağlamadığını gördük ve yeniden tedbirleri alarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçme kararı aldık. Ve tüm çabalara rağmen bu kararı, bu birlikteliğimizi devam ettireceğiz, ben buna inanıyorum. Özellikle iktidar yanlısı medya gruplarına bakarsanız; ‘oooo, masa bitti, bunlar birlikte yürüyemezler.’ Nereden çıkardınız?

Siz bunun için yatıp-kalkıp dua edebilirsiniz, gerçi siz dua etmeyi de beceremezsiniz, yalan söylemeyi şiar edinmişsin, yalan söyleyen adam dua etse ne olacak? Şu bilinsin ki, inşallah önümüzdeki seçimden sonra Türkiye’de şartlar tamamen değişecek, normale dönecek, herkes düşündüğünü rahatlıkla söyleyecek, bir sıkıntı olduğu zaman, ister devletle, ister kendi aralarında, mahkemeye gittiği zaman hakkını alacağından emin olacak! Bu şartları oluşturacağız mutlaka! Ekonomide israf ve yolsuzluk bütünüyle ortadan kalkacak.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: 14 Aralık’ta Siyasi Cinayet İşlendi

İmamoğlu’na verilen hapis ve siyasi yasak kararı hakkında değerlendirmede bulunan Akşener, “Enteresan bir ülkede yaşıyoruz. 14 Aralık günü siyasi bir cinayet işlendi, bir belediye başkanının kellesi hukuk kıskacıyla giyotine yatırıldı. Yapılması gerekeni yaptım, kalktım ve destek için gittim. Bütün programlarımı iptal ettim. Bundan daha elzem program mı olur?” dedi ve ekledi:

“Giderken de Altılı Masadaki bütün liderleri aradım. En başta Sayın Kılıçdaroğlu’nu aradım, telefonu kapalıydı. İmamoğlu’na yapılanı tartışmak, hukuk cinayetini konuşmak yerine bir anda konu geldi, geldi, geldi döndü mü bir anda Meral Akşener’in rol çalması meselesine… Mesele İmamoğlu meselesi değil, iktidar bir cinayet işliyor, İstanbul’a kayyım atayabilmek için adım adım ilerliyor, İstanbul’da başarı sağladığında bu hukuksuzluk başka şehirlere de sıçrayacak.”

Akşener, devamında ise, “Bir düşünün bakalım yerel mahkemenin ardından bir de terör soruşturması başlatıldı, niye? Bu hukuksuzluğu anlatmamız gerekirken biz neyi tartışmaya başladık? Neyi gündem yaptık? Akşener rol mu çaldı, siyasi nezaketsizlik mi yaptı? Akıl alır gibi değil, şaşkınlık içindeyim ve çok üzgünüm. Çok büyük nezaketsizlikle, çok büyük saygısızlıkla karşı karşıya kaldım.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmenin ardından Karar gazetesi yazarı Elif Çakır’a da değerlendirmede bulundu.

İYİ Parti lideri, İmamoğlu’na verilen cezanın ardından Saraçhane’deki mitinge gitmesiyle ilgili olarak şunları kaydetti:

“Enteresan bir ülkede yaşıyoruz. 14 Aralık günü siyasi bir cinayet işlendi, bir belediye başkanının kellesi hukuk kıskacıyla giyotine yatırıldı. Yapılması gerekeni yaptım, kalktım ve destek için gittim. Bütün programlarımı iptal ettim. Bundan daha elzem program mı olur? Giderken de Altılı Masadaki bütün liderleri aradım. En başta Sayın Kılıçdaroğlu’nu aradım, telefonu kapalıydı. İmamoğlu’na yapılanı tartışmak, hukuk cinayetini konuşmak yerine bir anda konu geldi, geldi, geldi döndü mü bir anda Meral Akşener’in rol çalması meselesine…

Mesele İmamoğlu meselesi değil, iktidar bir cinayet işliyor, İstanbul’a kayyım atayabilmek için adım adım ilerliyor, İstanbul’da başarı sağladığında bu hukuksuzluk başka şehirlere de sıçrayacak. Bir düşünün bakalım yerel mahkemenin ardından bir de terör soruşturması başlatıldı, niye? Bu hukuksuzluğu anlatmamız gerekirken biz neyi tartışmaya başladık? Neyi gündem yaptık? Akşener rol mu çaldı, siyasi nezaketsizlik mi yaptı? Akıl alır gibi değil, şaşkınlık içindeyim ve çok üzgünüm. Çok büyük nezaketsizlikle, çok büyük saygısızlıkla karşı karşıya kaldım.”

Akşener, görüşmede cumhurbaşkanı adayı konusunun gündeme gelip gelmediği konusunda şunları söyledi:

“Hayır. Aday meselesi iki liderin konuşacağı bir mesele değil, aday meselesini görüşmek, konuşmak etik de olmazdı, onu Altılı Masada konuşacağız, birlikte karar vereceğiz. Dediğim gibi sadece Saraçhane meselesini konuştuk. Bir de bir yıldır Altılı Masa olarak toplanıyoruz, ne yaptık, ne ettik, ne aşama kaydettik, ne yapmamız gerekiyor, bunların üzerinde konuştuk.”

Paylaşın

ABD, Osman Kavala’ya Verilen Cezanın Onanmasına Tepki Gösterdi

Gezi Davası’nda Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet, diğer yedi sanığın 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldığı kararın istinafta onaylanmasına  Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) tepki geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel yayınladığı yazılı açıklamada, “ABD, Türk mahkemesinin bugün Osman Kavala hakkındaki mahkumiyet kararını onamasından derin rahatsızlık ve hayalkırıklığı duyuyor” ifadesini kullandı.

Patel açıklamasında, “Daha önce söylediğimiz gibi, Kavala’nın haksız mahkumiyeti insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygıyla bağdaşmıyor. Türkiye’yi bir kez daha, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyarak Osman Kavala’yı ve keyfi olarak hapse atılan diğer tüm kişileri serbest bırakmaya çağırıyoruz” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, “Türkiye halkının, misilleme korkusu yaşamadan insan haklarını ve temel özgürlüklerini kullanmayı hakkettiğini” belirtti.

İstinaf mahkemesi olarak görev yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi, Gezi davası sanıkları Osman Kavala, Ayşe Mücella Yapıcı, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi, Çiğdem Mater Utku ve Mine Özerden hakkında İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22 Nisan’da vermiş olduğu mahkumiyet kararlarını onamıştı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi’nin, Gezi dosyasını Ocak ayının başında Yargıtay’a göndermesi bekleniyor.

Gezi davasında verilen karar Yargıtay tarafından bozulursa, İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılama yapılacak. Eğer karar onanırsa, hüküm kesinlik kazanacak.

Mahkemenin hükümeti kaldırmaya teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdiği Osman Kavala, 1 Kasım 2017’den beri tutuklu.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den ‘Adaylık’ Açıklaması: Mesajınızı Aldım

İYİ Parti Lideri Akşener, “Sevgili gençler, değerli takipçilerim. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin 1500’ü aşkın mailiniz bize ulaştı. Gençlik politikalarından arkadaşlarım tek tek okudular, bazılarına da ben baktım. Bakmaya devam ediyorum” dedi ve ekledi:

“Endişelerinizi anlıyorum, mesajınızı aldım. Şundan emin olun, bunun bir söz olarak kabul edin bu ülkenin 13. cumhurbaşkanı Altılı Masa’nın önerdiği isim olacak. Hiç merak etmeyin çok az kaldı.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, resmi Instagram hesabından bir video paylaştı. Takipçilerinden gelen maillere ilişkin konuşan Akşener, söz konusu mesajların cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin olduğunu söylerken; ”Endişelerinizi anlıyorum, mesajınızı aldım” dedi.

Akşener şu ifadeleri kullandı: “Sevgili gençler, değerli takipçilerim. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin 1500’ü aşkın mailiniz bize ulaştı. Gençlik politikalarından arkadaşlarım tek tek okudular, bazılarına da ben baktım. Bakmaya devam ediyorum. Endişelerinizi anlıyorum, mesajınızı aldım. Şundan emin olun, bunun bir söz olarak kabul edin bu ülkenin 13. cumhurbaşkanı Altılı Masa’nın önerdiği isim olacak. Hiç merak etmeyin çok az kaldı.”

Akşener’in açıklamalarda bulunduğu videonun arka planında Musa Eroğlu’nun seslendirdiği ‘Yolun Sonu Görünüyor’ türküsünün çalması da dikkat çekti.

Paylaşın

11 Yıl Sonra Türkiye İle Suriye Arasında Bakan Düzeyinde Temas

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl sonra bakanlar düzeyinde görüşme gerçekleşti. Yapıcı havada geçtiği belirtilen toplantının sonucunda Rusya, Suriye ve Türkiye arasında gerçekleştirilen üçlü formattaki toplantıların devamı konusunda mutabık kalındığı bildirildi.

Haber Merkezi / Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan ile Rusya’ya gitti. Akar ve Fidan’ın başkent Moskova’daki temasları sürüyor.

Son olarak Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Moskova’da Suriyeli Mevkidaşı Ali Mahmud Abbas ile görüştü. Görüşmede Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile birlikte Suriye ve Türkiye’nin istihbarat başkanları da yer aldı.

Konuya ilişkin Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştır” ifadeleri yer aldı.

Yapıcı havada geçtiği belirtilen toplantı sonucunda ise “Suriye’de ve bir bütün olarak bölgede, istikrarın temin edilmesi ve sürdürülmesi için üçlü formattaki toplantıların devamı konusunda mutabık kalındığı” belirtildi.

Bu, Suriye ile Türkiye arasında 11 yıl sonra bakanlar düzeyinde yapılan ilk görüşme oldu.

Rusya’dan açıklama

Görüşmeyle ilgili Rusya Savunma Bakanlığı’ndan da açıklama geldi. Bu açıklamada da görüşmede “Suriye krizi ve mülteci sorununun çözüm yollarının yanı sıra Suriye’deki aşırılıkçı gruplarla mücadeleye yönelik ortak çabaların ele alındığı” belirtildi.

Erdoğan sinyalini vermişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftalardaSuriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken “Biz şu an itibarıyla Suriye-Türkiye-Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” demişti.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Reuters, aralık ayı başında, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapılacak olası görüşme teklifini reddettiğini yazmıştı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu – Akşener Görüşmesi; Babacan’dan İlk Değerlendirme

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin “Kadın Eylem Planı”nı kamuoyu ile paylaştığı toplantıda, CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti Lideri Akşener’in Ankara’da baş başa görüşmelerini değerlendirdi.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan, “Ben gerçekten hayret ediyorum. Gayet doğal olan liderler arasındaki görüşmelerin sürekli bir sorun kaynağı ya da sorun çözümü olarak konumlandırılmasını, altılı masadaki her liderin görüşmesine farklı anlamlar yüklenmesini doğru görmüyorum” dedi ve ekledi:

“Tabii ki Türkiye’de ilk defa yapılan bir iş gerçekleştiriyoruz. Altı ayrı parti var. Bunlar aynı masaya oturdu diye aynı parti haline gelmediler. Hâlâ altı ayrı partiden söz ediyoruz. Dolayısıyla tabii ki görüş farklılıkları olacak, tabii ki farklı iddialar olacak.

Farklı konulardaki farklı yaklaşımları bazen liderler, bazen kurduğumuz komisyonlar aracılığı ile konuşa konuşa çözüyoruz.

‘Altılı Masa çatladı, dağılacak’ dedikodularına hiç prim vermeyin. Türkiye’deki iktidarın tek alternatifi altılı masadır. Altılı masayı güçlü tutmak ve başarıya ulaştırmak ortak hedefimiz olmalıdır.

Eğer altılı masadaki partilerin bireysel iddiaları varsa bu iddialarını çoktan yapmaları, denemeleri gerekirdi. 2018’de denendi, farklı farklı adaylarla seçime gidildi, sonuçta da büyük bir hezimet meydana geldi.

Bu tartışmaları yapanlara ‘2018’e bakın, ders alın. Aynı hataları tekrar etmeyelim’ diyorum. Ortak aday ve politika setiyle hep beraber seçime hazırlanalım.

Benim bir hocamın çok önemli bir hayat dersi vardır: Sıhhatli olan her ilişkide ihtilaf, o ilişkinin tabiatında vardır. Eğer ihtilaf yoksa bir taraf, öbürünü eziyordur. Bu her ilişki için geçerlidir. Altılı masa ilişkilerinde de ihtilaf, tabiatında var. Ama ne yapıyoruz? Konuşa konuşa çözüyoruz.”

‘Adayı Altılı Masa’da konuşacağız’ 

Öte yandan Gazeteci Murat Yetkin’in sorularını yanıtlayan Akşener, görüşmede İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun aldığı ceza ardından CHP ve İYİ Parti arasında yaşanan sorunun ele alındığını söyledi.

“İmamoğlu’nun kellesi giderken tartışmanın Meral Akşener’in rol çalmasına nasıl evrildiğini anlayamıyorum, şaşırdım kaldım” diye konuşan İYİ Parti lideri; “Bu bütün muhalifler açısından bir mihenk taşıdır. Çünkü İstanbul Belediyesine kayyım atanması yolunda bir adım atıldı. Terör soruşturması bunun parçasıdır. Diğer belediyelere de sıçrayabileceğine dair bilgi ve değerlendirmem var. Benim gidişin orada muhalefet olarak birlik, beraberlik göstermek içindi. Saygısızlık yapıldı bana” diye konuştu. Görüşmede Altılı Masa konularından CHP ve İYİ Parti arasındaki ilişkilerin konuşulduğu anlaşılıyor.

Akşener, “Masa dağılıyor mu” sorumuza “Niye dağılsın Altılı Masa? Birlikte kazanacağımızı söylüyoruz” yanıtını verdi.

Altılı Masa’nın kimi aday göstereceğinin konuşulup konuşulmadığı sorusuna cevaben, “Onu Altılı Masada konuşacağız. İstanbul meselesini konuştuk; onun dışında neleri konuşup konuşmadığımızı söylemedim. Çünkü bu konu gerçekten mihenk taşı” dedi. Akşener, muhalefetin cumhurbaşkanı adayı ve başörtüsü konusundaki Anayasa Değişikliği sorularını yanıtlamadı.

Çankaya Belediyesinin Ahlatlıbel sosyal tesislerinde yapılan görüşme talebinin Kılıçdaroğlu’dan geldiğini söyleyen Akşener, dağıtılan fotoğrafta her ikisinin de hayli gergin görünmesini kendisinin geçirmekte olduğu grip hastalığına bağladı, “Gergin bir durum yoktu” dedi.

Kılıçdaroğlu: İçeriğini aktaramam, bu yanlış olur

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile Ankara’da yaptıkları görüşmeye dair yakın çevresine değerlendirmelerde bulundu.

Toplantının verimli geçtiğini belirten CHP lideri, “Güzel bir toplantı oldu. Toplantı içeriğini aktaramam, bu yanlış olur. Ancak Türkiye’nin yönetilememesi sorununu önümüze getiren ucube sistemin değişiminin zorunluluk olduğu konusunda mutabakatımız tamamdır, bunu söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu: Bir kriz toplantısı olarak görülmemeli

Altılı Masa’da yer alan Gelecek Partisi’nin Lideri Ahmet Davutoğlu ise, “Altılı Masa’da liderler arasında konuşulmayan, konuşulurken tedirginlik duyulan hiçbir konu yok” dedi.

Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in dün yaptığı toplantı için, “Bir kriz toplantısı olarak görülmemeli” dedi.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: İstanbul Sözleşmesi’ne Döneceğiz

Partisinin ‘Kadın Eylem Planı’nı açıklayan DEVA Lideri Babacan, “Hukuksuzluktan, bu şiddetten kurtuluşun yolu, kadınların emeğidir. Ekonomik krizden kurtuluşun yolu, kadınların aklıdır. Özgür ve zengin Türkiye’nin yolu; kadın, erkek, genç, yaşlı topyekûn çalışmaktan geçer. Tam da bu nedenle bu yolu hep beraber yürümek yolundayız.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kadın hakları üzerinde tepinen siyaseti izliyoruz. Seçimi kaybedeceğini anlayanlar, ‘Türkiye’yi kadınlar üzerinden kutuplaştırırsam acaba yine kazanır mıyım’ derdine düşmüşler. Seçimlere 3-5 ay kala yapılan bu, bir siyasi mühendislik. Başörtüsü ile ilgili düzenlemeler 5 dönemden sonra, 20 yıldan sonra mı aklınıza geliyor, seçime 3-5 ay kala mı aklınıza geliyor?”

Babacan, açıklamasının devamında, “28 Şubat’la mücadele edeceğim’ diye vatandaşlarımızın desteğini alanlar, 20 yılın sonunda kadınların başörtüsünü siyasi pas almak, siyasi gol atmak konusu haline getirirken hiç mi yüzleri kızarmıyor? Bu hale mi geleceklerdi?

Kadınlar ne diyor? ‘İstanbul Sözleşmesi’ne dönelim.’ Döneceğiz arkadaşlar, döneceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ne döneceğiz. Hem de Cumhurbaşkanı yemin töreni oluyor ya yetkiyi alıyor, yemin töreninden sonra ilk imzalar atılıyor ya o ilk imzalardan birisi de hemen ilk gün bu sözleşemeye geri dönme imzası olacak. ” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Ankara’daki genel merkezinde ‘Kadın Eylem Planı’nı açıkladı. Babacan’ın açıklamasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Seçimi kaybedeceğini anlayanlar, ‘Türkiye’yi kadınlar üzerinden kutuplaştırırsam acaba yine kazanır mıyım’ derdine düşmüşler. Seçimlere 3-5 ay kala yapılan bu, bir siyasi mühendislik. Başörtüsü ile ilgili düzenlemeler 5 dönemden sonra, 20 yıldan sonra mı aklınıza geliyor, seçime 3-5 ay kala mı aklınıza geliyor?

‘28 Şubat’la mücadele edeceğim’ diye vatandaşlarımızın desteğini alanlar, 20 yılın sonunda kadınların başörtüsünü siyasi pas almak, siyasi gol atmak konusu haline getirirken hiç mi yüzleri kızarmıyor?

Zamanında yargı veya farklı vesayet sistemleriyle ezilenler, gücü eline geçirdiğinde yine yargıyı kullanarak başkalarını ezmeye başlıyorlar. Bu nöbetleşe zorbalık döneminin bitmesi gerekiyor.

‘İstanbul Sözleşmesi’ne döneceğiz’

Kadınlar ne diyor? ‘İstanbul Sözleşmesi’ne dönelim.’ Döneceğiz arkadaşlar, döneceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ne döneceğiz. Hem de Cumhurbaşkanı yemin töreni oluyor ya yetkiyi alıyor, yemin töreninden sonra ilk imzalar atılıyor ya o ilk imzalardan birisi de hemen ilk gün bu sözleşemeye geri dönme imzası olacak. Sen onlarla bunlarla uğraşana kadar bu iktidar elinden gidecek, gör. Uygun bir yerde bu ülke, millet seni oradan indirecek, çünkü niyeti sağlam tutmuyorsun.

‘Şiddete uğrayanın yanında olacağız’

Devlet, şiddeti uygulayana cesaret vermeyi bırakacak, şiddete uğrayanın yanında olacak. Kız çocuklarının okuması için pozitif uygulamalar yaptık. Çocukların annelerine para yardımında bulunduk. Çünkü parayı çocuğun babasına verdiğimizde para buhar oluyor, ama anneye verdiğimizde o para çocuğun geleceği için harcanıyor.

Çocuk işçiliği ve evliliğinin mutlaka önüne geçmek gerekiyor. Bu, aması olmadan bir siyasi irade meselesidir. Tereddütle bu iş olmaz. Önce ilkeler bazında karar vereceksin ve sonrasında gereğini yapacaksın. Siz 657 milyar doları inşaata verin, sonra çocuklar bu ülkede nitelikli eğitim alamasın. Böyle bir şey olabilir mi? Önceliği zenginlere verirsen bu ülkede sağlıklı bir gelir dağılımı olmaz.

Kreş için teşvik

İşletmelerin kreş açmalarını teşvik edeceğiz. Bu durum, anneler için çok önemli. Bu uygulamayı yapmayan şirketlere yaptırım uygulayacağız. Kadınların iş hayatından kopmaması için kreş mevzusu çok önemli. Kadınların iş kurmasına da önem vereceğiz. Girişimci ve zanaatkar kadınlara yardımlarda bulunacağız. Satış yaparak para kazanmaları için her türlü imkanı sağlayacağız. Kadının iş yerinde maruz kaldığı mobbing’i önlemeye yönelik ciddi düzenlemeler yapacağız.

Kadınlar, sosyal devlet dışında hiç kimseye, hiçbir gruba mecbur kalmayacak. Sadece maddi sıkıntılar sebebiyle kadınların farklı gruplarda aidiyet ilişkiler geliştirmek zorunda kaldığını görüyoruz. Bunun görevi devlete aittir. Kadınlar, ancak kendi isteğiyle, özgür iradesiyle farklı gruplarla çalışmalar yürütebilmeli, maddi gerekçelerden kaynaklı değil.”

Paylaşın

Çocuk Yoksulluğu: Türkiye, Endişe Veren Dört Ülkeden Biri

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın yayımladığı Açlık Haritası’na göre, Türkiye genelinde 14.8 milyon kişi yetersiz besleniyor, 5 yaş altı çocukların yüzde 1.7’si akut yetersiz besleniyor, yüzde 6’sı kronik yetersiz besleniyor. Yetersiz beslenmenin en fazla olduğu il Şırnak.

Avrupa Konseyi Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi tarafından yayımlanan rapora göre Türkiye, çocuk yoksulluğu konusunda endişe veren dört ülkeden biri. Çocuk yoksulluğu açısından OECD’ye üye 41 ülke arasında yüzde 22,4 oranıyla en yüksek yoksulluk oranına sahip ikinci ülke konumunda.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere, “Türkiye’de Çocuk Olmak” adlı raporunu paylaştı.

“Avrupa Konseyi tarafından yapılan araştırmaya göre Türkiye, çocuk yoksulluğunda en yüksek orana sahip üçüncü ülke” diyen Tutdere, yoksulluk içinde yetişen çocukların eğitim haklarından mahrum kaldığını belirtti. Tutdere, yoksulluğa mahkûm edilen çocukların okul terk etme oranının daha yüksek olduğunu ifade etti.

Tutdere’nin hazırladığı rapora göre, Türkiye’de 1 milyon 738 bin öğrenci örgün eğitim sisteminin dışına çıktı ve açık öğretimde okuyor. 1 milyon 201 bin çocuğun ise okulda hiç kaydı yok.

10 yılda 616 çocuk işçi yaşamını yitirdi

TÜİK tarafından yayımlanan verilere göre 5-17 yaş grubunda ekonomik faaliyette çalışan çocuk sayısı 720 bin. Son on yılda 300’ü 15 yaşın altında en az 616 çocuk işçi çalışırken yaşamını yitirdi.

Tutdere’nin çeşitli kuruluşların raporlarından derleyerek hazırladığı rapordan öne çıkan başlıklar şöyle:

Yoksulluk çocukların sağlığını ciddi anlamda etkiliyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın yayımladığı Açlık Haritası’na göre, Türkiye genelinde 14.8 milyon kişi yetersiz besleniyor, 5 yaş altı çocukların yüzde 1.7’si akut yetersiz besleniyor, yüzde 6’sı kronik yetersiz besleniyor.

Yetersiz beslenmenin en fazla olduğu il Şırnak.

Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye genelinde yürütülen Türkiye’de Okul Çağı Çocuklarında Büyümenin İzlenmesi Projesi kapsamında yapılan araştırmaya göre, özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan çocuklar kronik açlık nedeniyle gelişemiyor.

Her üç çocuktan birisi yoksul

Avrupa Konseyi Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi tarafından yayımlanan rapora göre Türkiye, çocuk yoksulluğu konusunda endişe veren dört ülkeden biri.

Çocuk yoksulluğu açısından OECD’ye üye 41 ülke arasında yüzde 22,4 oranıyla en yüksek yoksulluk oranına sahip ikinci ülke konumunda.

Ailelerin bakamadığı çocuk sayısında ciddi artış

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının raporuna göre ekonomik nedenlerle ailesinin bakamadığı çocuk sayısı 2002’de 12 bin 75 iken, bu sayı Ağustos 2022 itibarıyla 146 bine yükseldi.

TÜİK verilerine göre ise Türkiye’de 7 milyon 378 bin çocuk yoksulluk çekiyor. Yani Türkiye’deki her üç çocuktan birisi yoksul. Türkiye, bu oranla 30 Avrupa ülkesi arasında en yüksek çocuk yoksulluğu oranına sahip ikinci ülke konumunda.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın