Hangi Davalar, 2023 Seçimlerini Doğrudan Etkileyecek?

Seçim takvimine göre 18 Haziran 2023’te yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin öne alınması planlanırken, seçim sonuçlarını etkileyecek gelişmelerde öne çıkan konular arasında. Gözler, sandıktan önce mahkeme salonlarına çevrilmiş durumda.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; 2023 yılında karara çıkması beklenen üç dava, hem Cumhurbaşkanlığı seçimini hem de TBMM’deki sandalye dağılımını doğrudan etkileyecek.

HDP kapatma davası ne aşamada?

Bunlardan ilkini HDP kapatma davası oluşturuyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Haziran 2021 yılında HDP hakkında temelli kapatılması talebiyle iddianame hazırlamıştı. 843 sayfalık iddianamede, partinin temelli kapatılması ve hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması istenmişti. Selahattin Demirtaş’ın arasında bulunduğu 451 partili hakkında ise siyasi yasak talep ediliyor. Dava Anayasa Mahkemesi’nde bugüne kadar dosya üzerinden görüşüldü.

Ancak 5 Ocak Perşembe günü kritik bir talep görüşülecek. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in “HDP’nin PKK ile organik bağının dava sürecinde de devam ettiği” iddiasıyla Hazine yardımı bulunan hesaplarına ivedilikle bloke konulmasını talebini 5 Ocak’ta görüşecek. Bu konuda Yargıtay Başsavcılığı’nın yeni göndereceği “deliller” belirleyici olacak. Bu talep kabul edilirse HDP, 2023 seçimleri için Hazine’den alacağı 539 milyon TL yardımı kullanamayacak.

10 Ocak’ta sözlü beyan

Kapatma davasına ilişkin ilk açık duruşma Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda 10 Ocak günü yapılacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, bu tarihte davanın esasına ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak.

Bekir Şahin’in beyanlarına karşı HDP’nin sözlü savunma yapması için bir ay süre verilecek. AYM, talep halinde bu bir aylık süreyi uzatabilecek. Sürenin sonunda AYM Başkanı’nın belirleyeceği bir günde açılacak duruşmada HDP yöneticileri suçlamalara karşı savunma yapacak. Ancak 13 Şubat’ta AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki görev süresi doluyor. Bu nedenle yeni başkanlık seçimi yapılacak. Zühtü Arslan’ın aday olmaması veya yeniden seçilememesi durumunda yeni başkan, kapatma davası sürecini yönetecek.

Sözlü beyanlardan sonra AYM Başraportörü, davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu rapor AYM üyelerine dağıtılacak. Anayasa Mahkemesi Başkanı, raporun dağıtılmasından sonra belirli bir gün tespit ederek, kapatma davasının esastan görüşme aşamasını başlatacak. Bu görüşme sonunda kapatma kararı çıkıp çıkmayacağı belli olacak. Kapatma kararı alınabilmesi için 3’te 2 oy çoğunluğu aranacak.

Kapatma kararı seçimleri nasıl etkileyecek?

Kapatma kararı, seçime girecek partilerin belirlenmesi ve milletvekili aday listelerinin kesinleştiği bir dönemde çıkarsa HDP seçimlerde saf dışı kalacak. Bu durumda parti seçime giremeyecek. Ancak HDP’nin olası bir kapatma kararına karşı, ittifak yaptığı bileşenlerinden bir partiyi desteklemesi bekleniyor.

Ancak seçimlerin ardından kapatma kararı çıkarsa, seçilen milletvekilleri bağımsız olarak görevine devam edecek. Ancak içlerinde siyasi yasak kararı verilen olursa bunlar milletvekilliğini sürdürecek fakat beş yıl boyunca hiçbir siyasi partiye üye olamayacak.

Kobani davası hızlandı

HDP kapatma davasına paralel olarak Ankara’da açılan Kobani olayları davası sürüyor. Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu dava Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Geçen yılın sonunda yapılan duruşmada, mahkeme HDP’nin eski eş genel başkanları Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın arasında bulunduğu beş sanığın savunması tamamlanmadan, dosyanın esas hakkındaki mütalaa için savcıya gönderilmesine karar verdi.

Duruşmalar 7, 8, 9 Şubat tarihlerinde yapılmak üzere ertelendi. Bu duruşmada savcının mütalaasını açıklaması bekleniyor. Bu aşamadan sonra 108 sanık ve avukatları, mütalaaya karşı esas hakkında savunmalarını yapacak. Bu davadaki sürecin de seçim öncesinde bitmesi bekleniyor.

Davada ceza alanlar, karar kesinleşmediği için siyasi yasaklı olmayacak. Ancak milletvekili seçilenlerin, karar daha sonra kesinleştiğinde milletvekilliği düşecek. Bu nedenle Kobani davasının sonuçları, 2023 seçimleri sonrasına etki edecek ve milletvekili dağılımı etkileyecek.

Ekrem İmamoğlu’nun cezası kesinleşecek mi?

2023 seçimlerinin olası Cumhurbaşkanı aday adayları arasında adı geçen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kaderi de yargıya bağlı.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi, İmamoğlu’na Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” dediği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası vermişti. Ancak cezada herhangi bir iyi hal indirimi yapılmadı. Kararda, İmamoğlu’na siyasi yasak anlamı taşıyan Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi de uygulandı. Ancak kararın hayata geçmesi için mahkûmiyetin İstinaf ve Yargıtay aşamalarından geçmesi gerekiyor.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi’nin kararı onamasından sonra dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gidecek. Olağan şartlarda dosyanın temyiz aşamasının tamamlanmasının en az 2 yıl alması gerekiyor. Ancak seçim öncesinde sürecin hızlı yürütülmesi halinde ceza onanırsa İmamoğlu siyasi yasaklı hale gelecek. Bu durumda Cumhurbaşkanı adayı olamayacak ve aynı zamanda 2024’teki yerel seçimlerinde de adaylık yolu kapanacak. Mevcut belediye başkanlığı ise onama kararıyla birlikte düşecek.

İçişleri Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürüttüğü “terör” soruşturması sonucunda hazırladığı rapor, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilmişti. İmamoğlu hakkında bu kapsamda “görev” veya “terör” suçu iddiasıyla bir soruşturma başlatılırsa İçişleri’nin İmamoğlu’nu görevden alma yetkisi doğuyor. Ancak bu durum Cumhurbaşkanı adaylığına engel değil.

Paylaşın

Başörtüsü Anayasa Değişikliği Teklifi: Altılı Masada İki Farklı Ret Senaryosu

İktidarın başörtüsüne Anayasa değişikliği teklifine ilişkin Altılı Masa’nın kararını bekleyen muhalefet milletvekilleri, bir yandan da atılması gereken adımlara yönelik önerilerini dillendiriyor. Bu kapsamda CHP milletvekillerinin önemli bir bölümünün ve bazı İYİ Parti milletvekillerinin, parti yöneticilerine iki ayrı “dolaylı ret” seçeneğini ilettiği öğrenildi.

Bu seçeneklerden biri, oylamaya katılmama önerisi oldu. Muhalefet milletvekilleri, doğrudan ret yerine, oylamaya katılmamanın “tavır koyma” anlamında önemli olduğunu savunuyor. AKP ile müzakereye girilmemesini isteyen milletvekilleri, kabul oyunun iktidara yarayacağı görüşünde. Muhalefet temsilcilerinin bir diğer seçeneği, “çekimser oy kullanma” yönünde. Bu seçenek şimdilik son alternatif olarak gösteriliyor.

AK Parti ve MHP’nin başörtüsünün yanı sıra peçe, çarşaf, burka gibi kıyafetlerin kamu görevlileri tarafından kullanılmasının yolunu açan ve aileye ilişkin LGBTİ karşıtı ifadeler barındıran Anayasa değişikliği teklifine yönelik tartışmalar sürüyor. Hafta içi muhalefet ile “ikna için” TBMM çatısı altında bir araya gelecek olan iktidar, aynı zamanda Anayasa Komisyonu’nu da toplayarak teklifin görüşmelerine başlayacak.

AK Parti, MHP, BBP’nin yanı sıra Saadet Partisi’nin de imzacısı olduğu teklife HDP “ilkesel olarak” karşı olduğunu açıkladı. CHP’nin son karar için Altılı Masa buluşmasına işaret ettiği teklifin, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki görüşmede de “sohbet konusu” olduğu bildirildi.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; TBMM Anayasa Komisyonu’nda gerçekleştirilecek görüşmeler öncesinde, muhalefet kulislerinde “oylama ihtimalleri” tartışılmaya devam ediyor. Altılı Masa’nın 5 Ocak’taki onuncu zirvesi öncesinde CHP ve İYİ Parti’yi ziyaret eden Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, seçimlerin kazanılmasına giden yolda Anayasa değişikliği teklifinin büyük öneme sahip olduğu, destek vermemenin olumsuz sonuçlar doğurabileceğine yönelik fikrini paylaştığı ifade edildi.

Davutoğlu’nun CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede, 5 Ocak’taki zirvede son şekli verilecek Hükümet Programı’nı gündeme getirdiği de bildirildi. Davutoğlu’nun, uzlaşı ve birliktelik görüntüsünün önemine vurgu yaptığı ve program görüşmelerinin buna göre yapılmasını istediği öğrenildi.

İki farklı ret önerisi

Bir yandan Altılı Masa’nın kararını bekleyen muhalefet milletvekilleri, bir yandan da atılması gereken adımlara yönelik önerilerini dillendiriyor. Bu kapsamda CHP milletvekillerinin önemli bir bölümünün ve bazı İYİ Parti milletvekillerinin, parti yöneticilerine iki ayrı “dolaylı ret” seçeneğini ilettiği öğrenildi. Bu seçeneklerden biri, oylamaya katılmama önerisi oldu.

Muhalefet milletvekilleri, doğrudan ret yerine, oylamaya katılmamanın “tavır koyma” anlamında önemli olduğunu savunuyor. AK Parti ile müzakereye girilmemesini isteyen milletvekilleri, kabul oyunun iktidara yarayacağı görüşünde. Muhalefet temsilcilerinin bir diğer seçeneği, “çekimser oy kullanma” yönünde. Bu seçenek şimdilik son alternatif olarak gösteriliyor.

Daha önce teklife gerekli düzeltmeler yapılması koşuluyla “Evet” denilmesi yönünde tavsiye kararı alan İYİ Parti yönetimine de çeşitli öneriler sunuluyor. CHP’nin olası “Hayır” kararını ya da iktidarın taktik oylarla teklifi referanduma taşıyabileceği ihtimalini dile getiren bir grup İYİ Partili, “Hayır oyu kullanalım” önerisini parti yönetimine iletti. İYİ Parti kurmaylarının ise Altılı Masa zirvesine işaret ederek, “Bu toplantıdan sonra yeniden görüşme yapılabilir” yanıtını verdiği öğrenildi.

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu Adaylığını Açıklayacak” İddiası

Tv 100’de yayınlanan bir programda açıklamalarda bulunan Gazeteci Barış Yarkadaş,  “18 Ocak’taki toplantıdan sonra belki de 24 Ocak’ta Kemal Bey’in adaylığı dört sloganla gündeme gelebilir. Bunlar, ‘liyakat, adalet, refah ve kalkınma olabilir…” dedi ve ekledi:

“Benim CHP Genel Merkezi’nden edindiğim izlenim Kemal Bey’in bu görüşmeler tamamlandıktan sonra 15 Şubat ile 1 Mart arasındaki bir tarihte Cumhurbaşkanlığı adaylığını Ankara’da açıklayacağı yönünde…”

Gazeteci Barış Yarkadaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili Tv 100’de yayınlanan bir programda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun her koşulda adaylığa hazır olduğunu belirten Yarkadaş, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını ilan edeceği tarihi de paylaştı.

Yarkadaş, programda, “18 Ocak’taki toplantıdan sonra belki de 24 Ocak’ta Kemal Bey’in adaylığı dört sloganla gündeme gelebilir. Bunlar, ‘liyakat, adalet, refah ve kalkınma olabilir… Benim CHP Genel Merkezi’nden edindiğim izlenim Kemal Bey’in bu görüşmeler tamamlandıktan sonra 15 Şubat ile 1 Mart arasındaki bir tarihte Cumhurbaşkanlığı adaylığını Ankara’da açıklayacağı yönünde…” ifadelerini kullandı.

Yarkadaş, “6’lı masa ile birlikte mi açıklayacak?” sorusuna ise “Altılı masa olsa da olmasa da Kemal Kılıçdaroğlu 1 Mart’a kadar adaylığını açıklayacağı yönünde çeşitli iddialar var” yanıtını verdi.

Paylaşın

Demirtaş: İktidar Seçimleri Kaybetmemek İçin ‘Her Şeyi’ Yapabilir

İktidarın seçimleri kaybetmemek için “her şeyi” yapabileceğine dikkat çeken Demirtaş, “Lay lay lom bir seçim süreci yaşatmayacaklar bize. ‘Battı balık yan gider’ diyerek suçlarına yeni suçlar eklemekten hiç çekinmeyecekler” dedi.

Demirtaş, “Seçime 27 parti giriyor. Bunların beşi iktidar blokundan, 22’si muhalefetten. Muhalefetteki 22 partinin hepsi olmasa bile çoğu, örneğin 10 maddelik tek sayfalık bir demokrasi manifestosuyla ortak bir adayda birleşebilir mi? Bunu yapmamaları trajedi olur” ifadelerini kullandı.

Selahattin Demirtaş, “İktidar ne yaparsa yapsın, hangi hilelere başvurursa vursun halk kararını vermiş durumdadır” dedi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’te yayınlanan “Yeni yıl büyük değişim” başlıklı yazısında seçim sürecini değerlendirdi:

“‘Değişim’ kavramı hem umudu hem de korkuyu aynı anda taşır. Durumdan bıkmış olanlar değişimi heyecanla, sevinçle karşılarken statükodan yarar sağlayanlar değişimden korkarlar.

2023 yılı, Türkiye’nin en büyük değişimine gebe yıldır. Tablo çok net; ya Cumhuriyet demokrasiyle taçlanıp yoluna devam edecek ya da tek adam rejimi bir tür krallığa, padişahlığa evrilecek.

Yakında seçim kampanyaları başlayacak, adaylar sahaya çıkacak ve kıyasıya bir rekabetin hem tarafı hem de tanığı olacağız.

Seçim yarışı eşit koşullarda olmayacak. İktidar, elindeki tüm olanakları orantısız ve haksız bir şekilde kullanacak. Aklımızın, hayalimizin alamayacağı kirli ve ürkütücü yöntemleri devreye sokacaklar. Yeni kayyımlar, yeni tutuklamalar, HDP’ye kapatma, şiddet, medyaya baskı, Suriye’ye kara operasyonu, bizim yargılandığımız Kobani Davasında astronomik cezalar, sandık hileleri…

Başka olasılıklardan söz etmek bile istemiyorum ama olabilir. Saltanatlarını kaybetmemek, suç iktidarlarını yitirmemek için her şeyi yaparlar.

Elbette karamsarlık yaymak istemiyorum. Öte yandan gerçekçi olmak zorundayız. Lay lay lom bir seçim süreci yaşatmayacaklar bize. “Battı balık yan gider” diyerek suçlarına yeni suçlar eklemekten hiç çekinmeyecekler.

Gelecek yüz yılımızı satın alabilmek için piyasayı paraya boğacaklar. Rusya’dan, Arap ülkelerinin yönetimlerinden alacakları borç paraları vatandaşın cebine dolduracak, göz boyamaya çalışacaklar.

Muhalefet bir bütün olarak bu zorlu süreci göğüsleyecek ve demokratik zaferi halka armağan edebilecek mi, göreceğiz.

Seçime 27 parti giriyor. Bunların beşi iktidar blokundan, 22’si muhalefetten. Muhalefetteki 22 partinin hepsi olmasa bile çoğu, örneğin 10 maddelik tek sayfalık bir demokrasi manifestosuyla ortak bir adayda birleşebilir mi? Bunu yapmamaları trajedi olur.

İttifaklar kendi içlerinde en çok milletvekili çıkacak ortak listeler hazırlayabilirler mi? Bunu yapmamaları hazin olur.

Yüzlerce, binlerce sayfalık seçim bildirgelerini kimse okumayacak (bunlar gereksizdir demiyorum), saatlerce süren nutukları kimse dinlemeyecek (bunlar kesinlikle gereksizdir) ama halkın gözü kulağı kesinlikle muhalefette olacak.

Seçimde neyin oylanacağını son derece sade spotlarla halka hatırlatmak, sokağı ve meydanları her an sıcak ve diri tutmak, birlikte hareket etmek ve sandığı korumak muhalefete kesinlikle kazandıracak.

İktidar ne yaparsa yapsın, hangi hilelere başvurursa vursun halk kararını vermiş durumdadır. Muhalefete düşense halkın bu kararını birliktelik ve kararlılıkla değişim gücüne dönüştürmektir. Bunu başaramayan muhalefet, tarihi bir vebal altında kalır. Değişim isteyen, neredeyse yüzde yetmişe varan seçmen gücünü zafere dönüştürmek için mucizeye ihtiyaç yok. Aksine, muhalefetin kaybetmesi mucize olur.

Hepi topu, demokrasi ilkelerini temsil eden ortak aday etrafında birleşip meydanlarda halka şunları soracak muhalefet:

Özgürlük mü, kölelik mi?

Zifiri karanlık mı, aydınlık mı?

Baskı ve zulüm mü, barış ve huzur mu?

Açlık ve sefalet mi, refah ve bolluk mu?

Tek adam mı, 85 milyon mu?

Diktatörlük mü, demokrasi mi?

Onurlu hiçbir halk, üç dört aylığına cebine girecek ve sonra da eriyip gidecek bir para karşılığında kendi yarınını ve çocuklarının geleceğini satmaz.

Halka güvenin. Halk aklı başında ve onurludur. 2023’ü büyük değişim yılına dönüştürecek olan da halkların gücüdür.

Hoş geldin büyük değişim yılı!

Sen bize layıksın, biz de sana.

Bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi…”

Paylaşın

Turgut Kazan: HDP’nin Hazine Yardımına Tedbir İsteği Tam Bir Hukuk Skandalı

İstanbul Barosu eski başkanlarından Turgut Kazan, HDP’ye Hazine yardımının kesilmesi talebine ilişkin olarak, “HDP’nin alacağı hazine yardımına tedbir isteği tam bir hukuk skandalıdır” dedi ve ekledi:

“[Anayasanın 69. Maddesi’nde] davada öne sürülen aykırılık saptanmışsa (nihai olarak) bu yardımdan ‘kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verilebileceğini’ söylüyor.Dolayısıyla bir yaptırım, asla bir tedbir olarak uygulanamaz.”

İstanbul Barosu eski başkanlarından avukat Turgut Kazan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın HDP’nin kapatılması davası kapsamında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı “hazine yardımı içeren hesapların bloke edilmesi” talebini “tam bir hukuk skandalı” olarak değerlendirdi.

Kazan peş peşe paylaştığı iki tvitin ilkinde HDP’ye Hazine yardımının kesilmesi talebine ilişkin olarak, “HDP’nin alacağı hazine yardımına tedbir isteği tam bir hukuk skandalıdır. [Anayasanın 69. Maddesi’nde] davada öne sürülen aykırılık saptanmışsa (nihai olarak) bu yardımdan ‘kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verilebileceğini’ söylüyor.Dolayısıyla bir yaptırım, asla bir tedbir olarak uygulanamaz.” dedi.

Kazan ikinci tvitinde de AYM’yi “yanlışlık”tan kaçınmaya çağırdı: “Özellikle, seçimlerin nisanda / mayısta yapılabileceği konuşulurken ve seçim yılı nedeniyle (yasa gereği) partilere daha çok yardım yapılırken HDP’yi ayrı tutmak yeni bir seçim hilesi sayılır, sayılacaktır. İnanmak istiyorum ki AYM böyle bir yanlışlık yapmayacaktır, yapmamalıdır.”

AYM 6 Ocak’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebini görüşerek karara bağlayacak.

Arka plan

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, 19 Aralık’ta AYM Başkanlığı’na başvurarak HDP’nin Hazine yardımı bulunan hesaplarının  “HDP’nin terör örgütü ile organik bağı[nın] dava sürecinde de devam e[ttiği|” gerekçesiyle “acilen bloke” edilmesini istedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı talebini şu gerekçelere dayandırdı: “Haziran 2021 tarihli iddianamemiz ve 29 Kasım 2021 tarihli esas hakkındaki görüşümüzde ayrıntılarıyla açıklanan ve davalı partinin terör örgütü ile organik bağını gösteren eylem ve söylemlerine devam ettiği anlaşılmakla, sadece partinin ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılmak gayesiyle verilen devlet yardımlarının parti faaliyetleri dışında terör örgütünün amaçları doğrultusunda kullanılmasının engellenmesi bakımından bu yardımların geri alınmasındaki olası güçlükler gözetilerek, devlet yardımlarının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasına karar verilmesini yeniden talep etmek zarureti hasıl olmuştur.”

Ancak, Bekir Şahin’in talepnamesine temel teşkil eden, iddianame ve esas hakkındaki mütalaada ileri sürülenlerden farklı ne gibi bir yeni kanıt sunulduğu henüz savunmasını yapması için HDP’ye iletilmedi.

Medyada yer alan haberlere göre Şahin’in “hazine yardımına bloke” talebi, “[…] davalı parti hakkında kapatma kararı veya devlet yardımından yoksun bırakılma kararı verilmesi halinde [önceden] ödenen ya da ödenecek devlet yardımının harcanma ihtimali”ne dayandırılıyor; “davada delillerin toplandığı ve karar aşamasına geldiği” öne sürülerek “talebin ivedilikle görüşülüp” karar alınması isteniyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisi’bin temelli kapatılması ve partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın da bulunduğu 687 üyeye siyasi yasak getirilmesinin talep edildiği iddianame, 17 Mart 2021’de Yüksek Mahkemeye gönderilmişti.

Şahin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gösterilen beş adayın dördüncüsüyken 4 Haziran 2020’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tercihiyle Başsavcılığa atanmıştı.

HDP’nin kapatılması talebini ilk kez 11 Aralık 2020’de yaptığı basın açıklamasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme getirdi. “HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır. Yani demem odur ki, HDP’yi Türk siyasetinin taşıma ve hazmetme kapasitesi dolmuştur. Bu terör ve bölücülük yatağı kapatılmalıdır.”

AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’un, “Parti kapatmalarının Türkiye’de olumlu sonuçları görülmedi.” yanıtına karşın Bahçeli, 11 Ocak 2021’de çağrısını yineledi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dava açmadığı takdirde başvuruyu kendilerinin yapacağını belirtti.

Bahçeli 2 Mart 2021’de “HDP’nin terör örgütleriyle iltisaklı olduğu” gerekçesiyle kapatma davasının açılmasını talebini bir kez daha yineledi.

İddianame ve savunma

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Bekir Şahin’in 17 Mart’ta sunduğu iddianameyi “usul eksiklikleri” gerekçesiyle iade eti. AYM 15 Nisan’da, gerekçeli kararını Yargıtay’a gönderdi.

Bekir Şahin incelemesini tamamlayarak iddianemesini 7 Haziran’da yeniden AYM’ye gönderdi. Ön incelemesini tamamlayan raportör, iddianamenin kabulünü istedi. AYM, 21 Haziran’da iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.

Dava prosedürlerinde öngörülen işlemlerin çoğu tamamlandı. HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin mütalaasına karşı savunmalarını AYM’ye teslim etti. AYM, 10 Ocak 2023’teki toplantısının gündemine HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davayı aldı.

Bekir Şahin belirlenen tarihte mahkemeye gelerek sözlü açıklama yapacak.

Şahin’in açıklamasının ardından belirlenecek günde ise HDP sözlü savunmasını verecek.

Anayasa Mahkemesi raportörü, Şahin’in sözlü açıklaması ve HDP yetkililerinin sözlü savunmasının ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak ve esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

15 üyenin 10’uyla

HDP’nin kapatılması talebiyle açılan davayı, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla, yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmî Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesi’nin siyasi yasak istenen partililerin beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmî Gazete’de gerekçeli yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacak.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Akşener’den Çok Sert ‘İstanbul Sözleşmesi’ Tepkisi

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini “hukuka uygun” bulurken, İYİ Parti Lideri Akşener, karar çok sert tepki gösterdi: Bu kararı verdirtene sorun bakalım; kadınlara ‘sürtük’ demek de ‘hukuka uygun’ muymuş?

Haber Merkezi / Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, cumhurbaşkanı kararıyla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararını “hukuka uygun” buldu. Türkiye, resmen sözleşmeden çekilmiş oldu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Danıştay’ın aldığı karara tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından karara ilişkin haberi paylaşan Akşener “Siz yargıyı sopa yapmaya devam edin. Biz, milletin iradesiyle iktidara yürüyoruz. Siz kadınlardan korkmaya devam edin. Biz 85 milyon el ele, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamaya geliyoruz. Bu kararı verdirtene sorun bakalım; kadınlara ‘sürtük’ demek de ‘hukuka uygun’ muymuş?” yorumu yaptı.

Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını onayladı

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine yönelik Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen ret kararını onadı. İstanbul Sözleşmesi için bundan sonraki adım Anayasa Mahkemesi olacak.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş; kadın örgütleri ve siyasi partiler, bu kararın iptal edilmesi için Danıştay’da dava açmıştı. Danıştay 10. Daire, İstanbul Sözleşmesi’nin feshini hukuka uygun bulmuş ve davanın reddine karar vermişti.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10. Daire’nin kararına yapılan temyiz başvurularını bugün oyçokluğuyla reddetti. Kurul, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine yönelik Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen ret kararını onadı. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak.

Kadın örgütleri kararı AYM’ye taşıyacak

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, karara tepki göstererek bundan sonraki aşamanın Anayasa Mahkemesi ve oradan da sonuç alamazlarsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olacağını söyledi.

Güllü, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın tabiri ile ‘topu ayakta dolaştırma stratejisi’. Kendilerine göre siyaset malzemesi yapıyorlar. Bu hukuksuz. Danıştay, Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadınlara tiyatro izletir gibi 4 duruşma yaptı. Hakimler, bu sürecin içinde eğlendiler. Sözleşmeden çekilmek hukuksuzdur ve bu tek adam yönetiminin ispatıdır. Buna karşı durmayanların cübbe giymesi sakıncalı” diye konuştu.

Resmi adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için uluslararası alanda İstanbul Sözleşmesi ismiyle anılıyor.

Ev sahibi Türkiye sözleşmeyi ilk imzalayan ülkeler arasında yer almış, ancak Cumhurbaşkanı kararıyla 2021 yılı Mart ayında tek taraflı olarak sözleşmeden çekilmişti. Başta kadın örgütleri olmak üzere ülke çapında yoğun protestolara yol açan iptal kararı Danıştay’a taşınmış, ancak Danıştay 10. Dairesi yürütmenin durdurulması taleplerini reddederek Temmuz 2022’de iptal kararını onamıştı.

Paylaşın

TTB Açıkladı: 2 Bin 685 Hekim Yurt Dışına Gitmek İçin Başvuru Yaptı

Türk Tabipleri Birliği (TTB), hekimlerin yurt dışına gitmek için talep ettiği “iyi hal belgesi”ne geçen yıl 2 bin 685 başvuru yapıldığını duyururken, aralık ayındaki başvuru sayısın da 268 olduğunu açıkladı.

TTB, açıklamasında, “Veriler, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Beyaz Reform’unun çözüm değil; algı yarattığının açık göstergesi. Yönet(e)meyenlere inat sağlıklı bir gelecek mücadelemizi 2023’te de sürdüreceğiz!” ifadelerini de kullandı.

Sağlıkta şiddet ve kötü çalışma koşullarına karşı hekimlerin yurt dışına gitmek üzere yaptığı başvuru sayısı her geçen gün artarken, 2022 yılında yapılan başvuru sayısının 2 bin 685 olduğu açıklandı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), hekimlerin yurt dışına gitmek için talep ettiği “iyi hal belgesi”ne geçen yıl 2 bin 685 başvuru yapıldığını duyururken, aralık ayındaki başvuru sayısın da 268 olduğu kaydedildi.

Söz konusu verileri TTB’nin Twitter hesabından yapılan paylaşılırken, “Veriler, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Beyaz Reform’unun çözüm değil; algı yarattığının açık göstergesi. Yönet(e)meyenlere inat sağlıklı bir gelecek mücadelemizi 2023’te de sürdüreceğiz!” ifadeleri de kullanıldı.

Ayrıca, paylaşımda, 2022’ye ve son 10 yıla ilişkin başvuruların dağılımını gösteren grafikler de paylaşıldı.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten ‘Seçim Tarihi Öne Çekilebilir’ Açıklaması

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “Bizim irademiz seçimin 18 Haziran’da zamanında yapılması yönünde. Fakat 18 Haziran’la ilgili çıkabilecek bazı sıkıntılar; yani vatandaşlarımızın yurt içinde bir seyahat dönemi olması ve çeşitli şekillerde ülkemizde büyük bir hareketliliğin yaşandığı bir dönem olması sebebiyle bir değerlendirme yapılıyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti Sözcüsü Çelik, değerlendirmelerde net bir sonuca varılması durumunda tarihin kamuoyuyla paylaşılacağını belirtti.

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantı sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklamalarda bulundu.

Sözcü Çelik, ‘Seçimin öne alınması sizce de gerekli mi? Seçim tarihine ilişkin değerlendirmeleriniz neler olur?’ sorusuna, “Bizim irademiz seçimin 18 Haziran’da zamanında yapılması yönünde. Fakat 18 Haziran’la ilgili çıkabilecek bazı sıkıntılar; yani vatandaşlarımızın yurt içinde bir seyahat dönemi olması ve çeşitli şekillerde ülkemizde büyük bir hareketliliğin yaşandığı bir dönem olması sebebiyle bir değerlendirme yapılıyor” yanıtını verdi.

Değerlendirmelerde net bir sonuca varılması durumunda tarihin kamuoyuyla paylaşılacağını belirten Çelik, “Ama bu tabii ki bir erken seçim düzeyinde bir tarih değerlendirmesi olmayacak. Bu sadece 18 Haziran’da yapılmasının; o sırada Türkiye içindeki işte yaz gelmiş, vatandaşlarımızın birçoğu bulundukları yerleri terk ediyorlar, Anadolu’nun çeşitli yerlerine gidiyorlar. Tarımla ilgili, birçok konuyla ilgili bir takım tarihlere denk geliyor. O çerçevede bir değerlendirme yapılıyor. Yani bu değerlendirme de dediğim gibi bir erken seçim anlamına gelebilecek bir değerlendirme şeklinde değil; biraz daha, çok az daha tarihin geri çekilmesiyle ilgili” diye konuştu.

Ukrayna: Önümüzde uzun bir soğuk savaş beliriyor

Çelik, Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin olarak da savaşla ortaya çıkan bölgesel ve küresel tablonun Türkiye’nin dış politikada karşı karşıya kaldığı en büyük problemlerden biri olduğunu söyledi. Çelik, “Tabii Rusya’nın ilhak ettiği bölgelerden çekilme iradesinin olmaması, Ukrayna’nın ise o bölgeleri yeniden alma şeklindeki siyasetinin devam etmesi, bütün bunlar resmi bir barış anlaşmasını bırakın, kalıcı bir ateşkesin bile ufukta görünmediğini gösteriyor. Dolayısıyla önümüzde uzun bir soğuk savaşın belirmeye başladığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Rusya-Ukrayna savaşında Avrupa Birliği diplomasisinin de çok zayıf kaldığını vurgulayan Çelik, “Türkiye’nin masada olmadığı bir AB toplantısında Rusya-Ukrayna meselesinin konuşulması diplomasi olarak bile ifade edilemez. O sadece zihinsel egzersiz düzeyinde kalır. Ve o egzersizin de herhangi bir Avrupa Birliği siyaseti ortaya çıkaramadığını net bir şekilde görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Çelik, uzun bir sürenin ardından Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanlarının geçen hafta Moskova’da bir araya gelmesiyle ilgili soruyu da “Suriye’de iç savaş başlamadan evvel Türkiye Suriye halkının faydasına olacak şekilde Suriye’nin açılması, dünya ile entegre olması için çok kuvvetli bir tavır ortaya koydu. Biz bunları yaparken dünyanın önemli devletleri Suriye’ye ‘haydut devlet’ muamelesi yapıyordu ama biz Suriye halkının faydasına olacak şekilde bunu sürdürdük. Ama daha sonra ortaya çıkan katliamlar bu ilişkilerin kopmasına neden oldu.

Türkiye en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olmuştur. Her zaman Cenevre sürecinde de Astana sürecinde de Suriye’deki Anayasa yapım sürecinde de sorunun silahla değil siyaset ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini altın çizdik. Ve bu konuda devletimizin bütün diplomatik yeteneklerini seferber ettik. Yine prensip; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye halkının her birinin ortak yararının gözetilmesiydi. Gelinen noktada yine çözümün siyasi olduğunu düşünüyoruz” yanıtını verdi.

Paylaşın

Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilme Kararını Onayladı

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini “hukuka uygun” buldu. Türkiye, 20 Mart 2021’de kadına şiddetle mücadele konusunda önemli bir metin olan İstanbul Sözleşmesi’nden cumhurbaşkanı kararı ile çıkmıştı.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine yönelik Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen ret kararını onadı. İstanbul Sözleşmesi için bundan sonraki adım Anayasa Mahkemesi olacak.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş; kadın örgütleri ve siyasi partiler, bu kararın iptal edilmesi için Danıştay’da dava açmıştı. Danıştay 10. Daire, İstanbul Sözleşmesi’nin feshini hukuka uygun bulmuş ve davanın reddine karar vermişti.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10. Daire’nin kararına yapılan temyiz başvurularını bugün oyçokluğuyla reddetti. Kurul, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine yönelik Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen ret kararını onadı. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak.

Kadın örgütleri kararı AYM’ye taşıyacak

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, karara tepki göstererek bundan sonraki aşamanın Anayasa Mahkemesi ve oradan da sonuç alamazlarsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olacağını söyledi.

Güllü, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın tabiri ile ‘topu ayakta dolaştırma stratejisi’. Kendilerine göre siyaset malzemesi yapıyorlar. Bu hukuksuz. Danıştay, Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadınlara tiyatro izletir gibi 4 duruşma yaptı. Hakimler, bu sürecin içinde eğlendiler. Sözleşmeden çekilmek hukuksuzdur ve bu tek adam yönetiminin ispatıdır. Buna karşı durmayanların cübbe giymesi sakıncalı” diye konuştu.

Resmi adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için uluslararası alanda İstanbul Sözleşmesi ismiyle anılıyor.

Ev sahibi Türkiye sözleşmeyi ilk imzalayan ülkeler arasında yer almış, ancak Cumhurbaşkanı kararıyla 2021 yılı Mart ayında tek taraflı olarak sözleşmeden çekilmişti. Başta kadın örgütleri olmak üzere ülke çapında yoğun protestolara yol açan iptal kararı Danıştay’a taşınmış, ancak Danıştay 10. Dairesi yürütmenin durdurulması taleplerini reddederek Temmuz 2022’de iptal kararını onamıştı.

Paylaşın

Demirtaş’tan AYM Başkanı Arslan’a Çağrı: Açıklama Yap

Sosyal medya hesabı üzerinden AYM Başkanı Arslan’a çağrı da bulunan Demirtaş,  “Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Sayın Zühtü Arslan’ı, görev süresi dolmadan açıklama yapmaya davet ediyorum” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Sayın Zühtü Arslan’a sosyal medya üzerinden avukatları aracılığıyla çeşitli sorular yöneltti.

Twitter üzerinden “Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Zühtü Arslan’ı, görev süresi dolmadan açıklama yapmaya davet ediyorum” diyen Demirtaş, AYM Başkanı Arslan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları sıraladı:

  • Anayasa’nın 138. maddesine aykırı şekilde, iktidar tarafından bugüne kadar size hiç telkinde bulunuldu mu, baskı yapıldı mı?
  • Yüksekdağ ve Demirtaş başvurularında siz AYM olarak ihlal yok dediniz ama iki kararınız da AİHM’den ağır ihlal kararıyla döndü.
  • AİHM kararlarının uygulanmamasına yıllardır sessiz kalıyor, başvurularımızı da karara bağlamıyorsunuz.
  • Baskı gördünüz mü, tehdit edildiniz mi?
  • HDP kapatma davası ve hazine yardımına tedbir konulması hususlarında mahkemenize baskı yapıldı mı? Telkin ya da tehdit aldınız mı?
  • Benim son tutukluluk başvurum üç buçuk yıldır önünüzde bekliyor. Karar vermemeniz için size baskı yapıldı mı?

“Son anda onurlu duruş göstermeyi düşünüyor musunuz?”

Demirtaş sorularına şöyle devam etti:

  • Halen vermediğiniz kararlar ve verdiğiniz yanlış kararlarla tek adam rejiminin inşasında rol aldığınızın, vebale girdiğinizin farkında mısınız?
  • Kavala ve Gezi dosyalarında verdiğiniz ve vermediğiniz kararlar nedeniyle yol açtığınız yıkımın, adaletsizliğin farkında mısınız? Vicdanınız rahat mı, huzur içinde uyuyabiliyor musunuz?
  • Sayın Zühtü Arslan, yarın bir gün emekli olduktan sonra konuşmaktansa gerçekleri şimdiden açıklayarak, son anda bile olsa onurlu bir duruş göstermeyi düşünüyor musunuz?

Sayın AYM Başkanı, biz burada rahat uyuyoruz çünkü suçsuzuz, vicdanımız rahat.

Ne olmuştu?

HDP’ye yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanmıştı.

Demirtaş’ın tahliyesi için 15 Mayıs’ta Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan başvuru, 21 Mayıs’ta reddedilmişti.

Demirtaş’ın tahliye talebi üst mahkeme olan Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da 24 Mayıs’ta reddedilmesi üzerine avukatlar 29 Mayıs’ta Demirtaş’ın başvurusunun öncelikle görüşülmesi talebiyle AYM’ye başvurmuşlardı.

Anadolu Ajansı (AA) 13 Haziran Çarşamba akşamı geçtiği haberde, AYM’nin Demirtaş’ın tahliye talebini reddettiğini belirtmişti.

HDP’den 14 Haziran Perşembe günü yapılan yazılı açıklamada ise özetle şu ifadelere yer verildi:

“AYM, başvurunun yapıldığı gün İçtüzük 73 uyarınca tedbir talebinin reddine karar vermiştir. Ancak Demirtaş ile ilgili İçtüzük Madde 73’e göre herhangi bir talebimiz bulunmamaktadır. Talebimiz, İçtüzük 68 uyarınca dosyanın öncelikli ele alınması talebidir. AYM’nin olmayan bir talep hakkında karar vermiş olması, dosyayı incelemeden direktifle karar verdiğinin açık bir göstergesidir. Ayrıca olmayan bir taleple ilgili verilen bu karar toplumda algı oluşturmak için basına da servis edilmiştir.”

Demirtaş da, 19 Haziran’da avukatları aracılığıyla yaptığı paylaşımda “Anayasa Mahkemesi’nin tahliye talebimi reddettiği şeklindeki haberler doğru değildir. AYM, avukatlarımın tahliye başvurusunu henüz görüşmedi bile. Halen ölü taklidi yapıyorlar. AYM, dosyamı ele almaya korkar hale getirildi. Gerçekten çok yazık” dedi.

Bunun üzerine Demirtaş’ın avukatları, AİHM’e 26 Haziran’da başvuru yaptı. 20 Kasım 2018’de AİHM Demirtaş kararını açıkladı ve “Serbest bırakılsın” dedi. Serbest bırakılmayan Demirtaş, halen Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın