Anayasa Mahkemesi, Seçim Kurullarıyla İlgili İptal Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) il ve ilçe seçim kurulları başkanlarının seçilmesiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yapılan değişiklik üzerine açtığı iptal davasını oybirliği ile reddetti.

Anayasa Mahkemesi, geçen yıl mart ayında Meclis’ten geçen Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkındaki Kanun’daki değişikliklerle ilgili yapılan başvuruyu karar bağladı.

Seçimlerde görev yapacak il ve ilçe seçim kurulu başkanlarının en kıdemli hakimler yerine birinci sınıfa ayrılmış veya birinci sınıfa ayrılma niteliği taşıyan hakimler arasından kura ile belirlenmesi kuralı getirilmesiyle ilgili CHP’nin yaptığı başvuruyu değerlendiren AYM, düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verdi.

Kısa Dalga’dan Ersin Tatar‘ın haberine göre AK Parti’nin kendi seçim hakimlerini belirleyeceği eleştirilerine neden olan düzenlemeyle ilgili başvuru oybirliğiyle reddedildi.

Yüksek Mahkeme, il seçim kurulu başkan ve üyelerinin “kınama veya daha ağır disiplin cezası almamış en az birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş hâkimler arasından” seçilmesinde Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına hükmetti.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında aynı şekilde ilçe seçim kurulu başkan ve üyelerinin birinci sınıfa ayrılmış veya bu niteliği taşıyan hakimler arasından kura ile belirlenmesinin de Anayasa’ya uygun olduğuna karar verdi. Mahkeme bu iki kritik kararı oybirliğiyle aldı.

Mahkeme, “İl seçim kurulu başkan ve üyeleri ile ilçe seçim kurulu başkanları, bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde belirlenmesi”ni içeren düzenlemenin iptali istemini ise oy çokluğuyla reddetti. Mahkeme bu kararını ise aralarında Başkan Zühdü Arslan’ın da bulunduğu 5 üyenin karşı oyuyla aldı.

Paylaşın

AFP’den Dikkat Çeken Haber: Kürtler, Kendilerini Temsil Edecek Cesur Aday Arıyor

2019’daki yerel seçimlerde oyların yüzde 72’sini alarak Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Bismil Belediye Eş Başkanı olan ama daha sonra yerine kayyum atanan Orhan Ayaz, “6 milyon seçmenimiz var ve Kürtleri destekleyecek cesur bir aday arıyoruz” görüşlerini paylaştı. 

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nden (DİTAM) Mesut Azizoğlu, “Seçimler öncesinde hem hükümetin de hem de muhalefetin Kürtlerle yakın olarak görülmekten kaçındığı” ifade ederek şu ifadeleri kullandı: Korkmayın, biz Türkiye’yi bölmek istemiyoruz. Buna rağmen muhalefet liderleri de Kürtlerle birlikte görülmek istemiyor. Sessiz kalmaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işine yarıyor.

Fransız haber ajansı AFP, abonelerine bugün servis ettiği “Kürtler, Türkiye’deki seçimlerde ‘cesur’ adaylar arıyor” başlıklı haberinde Kürt siyasetçilerle yaptığı görüşmeleri aktardı.

Habere eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde başından vurularak öldürüldüğünün hatırlatmasıyla başlayan AFP, sonrasında ajansa konuşan Orhan Ayaz’ın görüşlerini aktardı.

Ajansın, “6 milyon seçmenimiz var ve Kürtleri destekleyecek cesur bir aday arıyoruz” görüşlerini paylaştığı Ayaz, 2019’daki yerel seçimlerde oyların yüzde 72’sini alarak Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Bismil Belediye Eş Başkanı olmuş ama daha sonra yerine kayyım atanmıştı.

Ayaz’a bu yıl martta “terör örgütü üyeliği” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti.

Haberde, Ak Parti hükümetinde bugüne dek HDP’den seçilmiş en az 60 siyasetçinin benzer suçlamalarla karşı karşıya kaldığı ve yerlerine kayyım atandığı hatırlatıldı.

Haziranda yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken, 2018’deki seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 12’sini kazanan HDP’nin kapatılmasının yeniden gündeme geldiği belirtildi.

HDP’nin kapatılması davası, 17 Mart 2021’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından açılmıştı.

Halen süren davada HDP’nin “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle kapatılması talep edilirken, parti üyelerine de siyasi yasak getirilmesi isteniyor.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise 2016’dan beri “terör örgütü üyeliği” suçundan hapiste tutuluyor.

AFP, Ayaz’ın HDP üyelerine yönelik bu suçlamaların “HDP’yi yasadışı hale getirme amacıyla kullanıldığını” savunduğunu aktardı.

Fransız haber kuruluşu, Ayaz’ın yanı sıra Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nden (DİTAM) Mesut Azizoğlu’nun görüşlerine de başvurdu.

Ajans, Azizoğlu’nun “seçimler öncesinde hem hükümetin de hem de muhalefetin Kürtlerle yakın olarak görülmekten kaçındığı” iddiasını paylaştıktan sonra şu değerlendirmelerini öne çıkardı:

Korkmayın, biz Türkiye’yi bölmek istemiyoruz. Buna rağmen muhalefet liderleri de Kürtlerle birlikte görülmek istemiyor. Sessiz kalmaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işine yarıyor.

İnsan Hakları Derneği’nin Diyarbakır şubesinden avukat Abdullah Zeytun’un görüşlerine de başvuran ajans Zeytun’un açıklamasından “Bu hükümet en ufak bir eleştiriye bile müsamaha göstermiyor” yorumunu öne çıkardı.

HDP’den Zeyyat Ceylan da Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde oyların yüzde 71’ini kazanmasına rağmen KHK’lı olduğu gerekçesiyle mazbatası verilmemişti.

Ceylan yerine Yüksek Seçim Kurulu tarafından atanan Ak Partili Hüseyin Beyoğlu’nun görüşlerine de yer verilen haberde, kendisinin “Türkiye’de, özellikle de Diyarbakır’da hiçbir zaman Kürt sorunu diye bir şey olmadı” sözleri aktarıldı.

Tigris Haber’den gazeteci Naci Sapan’ın görüşlerine yer verilen haberde, Sapan’ın kötümser olduğu yorumu yapıldıktan sonra şu sözleri aktarıldı:

1980’lere kıyasla bugün ekonomik, siyasi ve toplumsal açıdan daha kötü durumdayız. Bugün gazeteci ya da yurttaş farketmez, haklarımızı koruma şansımız yok.

Arabaşlıklarında “HDP’nin yasadışı hale gelmesi”, “Korkmayın” ve “Kürt sorunu yok” ifadelerine de yer verilen haber, Sapan’ın “Gençler, hükümetin politikasından en çok etkilenen kesim. Bu onları harekete geçirmeli. Değişimi onlar getirecek” sözleriyle noktalandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Seçmen, Cumhurbaşkanı Adayının Dini Ve Etnik Kimliğini Önemsiyor Mu?

Günümüz Türkiye’sinde bir kişinin etnik veya dini kimliği seçmenin oy tercihinde ne kadar belirleyici oluyor? Bu konunun etkili olduğunu düşünenler durumu abartıyorlar mı yoksa gerçekten bahsettikleri kadar seçimi belirleyecek faktörlerin başında mı geliyor?

Farklı Alevi kurumlarının organizasyonuyla 25 Aralık 2022 Pazar günü İstanbul’da Yenikapı Gösteri Merkezi’nde “Büyük Alevi Kurultayı” adlı bir etkinlik düzenledi. Binlerce kişinin katıldığı kurultaya pek çok siyasi partinin temsilcisi katıldı.

Kurultaya bizzat katılmayıp gönderdiği mesajla tebrik eden siyasilerden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmasına karşın özellikle onun etrafında dönen tartışmalar gündemdeydi.

Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat konuşmasının bir bölümünde “Alevi cumhurbaşkanı olmaz diyorlar. Biz de diyoruz ki bal gibi olur” dedi. Fırat’ın bu açıklaması birçok medya kuruluşu tarafından kullanıldı.

Muhalefetin olası cumhurbaşkanı adayları yer alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun inançsal kimliğinin Alevi olması zaman zaman polemik konusu oluyor.

Bazı kişiler, Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Tuncelili bir Kürt olmasından dolayı kimi muhafazakâr ve milliyetçi çevrelerden oy alamayacağı iddiasında bulunuyor.

Konsensus: Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasından dolayı oy vermem diyenler yüzde 1

Bu sorunun sorulduğu kimi kamuoyu araştırmaları iddiayı doğrulamıyor.

Konsensus Araştırma Şirketi Başkanı Murat Sarı, 17 Eylül 2022’de yaptıkları bir anket çalışmasında, “Kılıçdaroğlu’nun kimliği, -Alevi olması- oy vermenizi etkiliyor mu” diye sorduklarını, buna  “etkiliyor” diye cevap verenlerin oranının yüzde 1 olduğunu söyledi.

Aksoy anketine göre ‘Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını sorun’ edenlerin oranı yüzde 23,6

HalkTV yazarı İsmail Saymaz, 12 Eylül 2022 tarihli yazısında Aksoy Araştırma Şirketi’nin sahibi Ertan Aksoy’un CHP parti meclisine (PM) sunduğu seçim anketine göre “Alevi cumhurbaşkanı adayına oy verir miydiniz” sorusuna katılımcıların yüzde 33,8’inin ‘kesinlikle verirdim’, yüzde 22,3’ünün de ‘veririm’ cevabını verdiğini iddia etmişti.

Yani her iki oran da toplandığında katılımcıların yüzde 56,1’i Alevi adaya oy vereceğini belirtiyor.

Buna karşılık oy vermeyeceğini söyleyenlerin oranı ise şöyle: “Kesinlikle vermem” diyenler yüzde 17,8, “vermem” diyenler ise yüzde 5,8. Bunların toplamı ise yüzde 23,6 ediyor.

Bu konuda kararsız olanların oranı ise yüzde 20,3’te kaldı. Araştırmaya göre AK Parti’lilerin yüzde 40,9’u, İYİ Partililerin yüzde 25’i ve MHP’lilerin yüzde 24,6’sı Alevi bir adaya oy vermeyeceğini söyledi.

Aksoy ve Konsensus şirketlerinin ulaştığı veriler arasında ciddi farklar olsa bile Kılıçdaroğlu’nun olası bir seçimi kazanıp kazanamamasında tek başına inançsal kimliğinin çok da etken olmayacağı görülüyor.

Seçmen adayın dini ve etnik kimliğini önemsiyor mu?

Sadece Kılıçdaroğlu’nun şahsına indirgemeden günümüz Türkiye’sinde bir kişinin etnik veya dini kimliği seçmenlerin oy tercihlerinde ne kadar belirleyici oluyor?

Bu konuda etkili olduğunu düşünenler durumu abartıyorlar mı yoksa gerçekten bahsettikleri kadar seçimi belirleyecek faktörlerin başında mı gelecek?

Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem bu soruyu farklı isimlere sordu. İşte cevaplar:

“Din, oy verme davranışı üzerine etkili”

Konya’daki Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Prof. Dr. Gürcan Şevket Avcıoğlu, muhafazakâr ve milliyetçi seçmenin yoğun olduğu bir kentte ikamet ediyor.

Avcıoğlu’na göre Türkiye ve Türkiye gibi sonradan modernleşme sürecine giren toplumlarda geleneklerin ve din gibi unsurların oy verme davranışı üzerinde etkisi var.

Avcıoğlu, “İnsanlar kendilerine benzeyen, kendi düşünce, davranış ve beklentilerine göre adaylara oy verme eğilimdeler” dedi.

Günümüzde oy verme tercihlerinde ekonomi ve gelecek kaygısının da önemli etken olduğunu kaydeden Avcıoğlu, “Belki daha rahat durumlarda insanların hem bugününü hem geleceğini güvende hissettiği durumlarda dini hassasiyetlerine göre oy verme eğilimi daha fazla olabilir ama bu tür çalkantılı ve geçiş süreci denebilecek dönemlerde insanların farklı saiklerle, farklı eğilimlerle oy verebileceğini düşünüyorum” diye konuştu.

Yüzde 4-5’lik bir seçmen üzerinde etkili

Toplumbilimci ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilal Sambur ise Türkiye’de rasyonel ölçütlere göre bir siyaset yapılmadığını söyledi

Sambur’a göre Türk siyasetinin geleneksel kimlik, mezhep, din ve kültür savaşları üzerine politika yapma şeklinde bir alışkanlığı var. Bu da toplumsal bazı kesimlerde bir seçmen davranışını belirlemede rol ve tutumun belirlenmesinde etkili olabiliyor.

“Ancak bunun Türkiye’de seçmen üzerindeki karşılığı sanıldığı gibi büyük değil” diyen Prof. Sambur, “Yani marjinal düzeyde bir etki yaratıyor. Bunun etki oranı yüzde 4 ya da 5 oranındaki bir kesim üzerinde çok etkisi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“Oya dönüşmese bile kampanyayı gölgeliyor”

“Bu tür söylemlerim oya dönüşmesinden çok kampanya süresince kampanyayı gölgeleyerek ana mesele haline gelme gibi bir durum yaratabiliyor” diyen Sambur, şunları kaydetti:

Bugün Türkiye’de hiç kimse Kılıçdaroğlu’nun Alevi olup olmadığıyla veya Demirtaş’ın Kürt olmasıyla ilgilenmiyor. Seçmenin ilgilendiği tek bir konu var şu anda. Mevcut ekonomik siyasal krizden nasıl çıkılacağı. Adaylar eğer sahici bir ekonomik siyasal politikayla toplum önüne çıkmadıklarında bu boşluk ortaya çıkıyor ve bu boşlukta bu sefer adayların etnik ya da ideolojik ya da mezhepsel kimliği üzerinde birtakım tartışmaların yapılmasına ve bunların ana gündem yapılmasına yol açabiliyor.

“Siyasette dini ve etnik kimliklerin etkisi var ama etkisi artık marjinal düzeyde”

Siyaset bilimci akademisyen Özgün Emre Koç da Türkiye siyasetinde dini ve etnik kimliklerin etkisi olduğunun inkar edilemeyeceğini söyledi.

“Bunun etkisinin artık marjinal kaldığı kanaatindeyim” görüşünü dile getiren Koç, şu değerlendirmede bulundu:

“Belediye seçimlerinden önce İmamoğlu hakkında AKP’liler tarafından Pontus yakıştırması yapıldığını gördük. Bu ters tepti, hatta Trabzonluları kızdırdı. Benzer şekilde bugün Kılıçdaroğlu’nun mezhep ve etnisite nedeniyle dezavantajlı olacağını iddia etmek gerçekçi değil. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı tartışmasının bu zeminden savunulması da aynı şekilde gerçekçi değil diye düşünüyorum. Adaylığını istemeyenlerin Alevi olduğu için istemediğini söylemek doğru değil. Aynı şekilde destekleyenlerin gerekçesi de bu değil. Abartılmış bir duyarlılık. Hedef seçmende bu meselenin karşılığı sanıldığı kadar büyük değil, önemsiz.”

“Belirleyici olduğu iddiası abartılı”

Samsun da Konya gibi muhafazakâr ve milliyetçi seçmenin yoğunlukta yaşadığı kentlerden biri.

Karadeniz Bölgesindeki bu kentte yer alan 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsrafil Balcı’ya benzer soruyu yönelttik.

Balcı, Türkiye’de seçmen tercihlerinin belirlenmesinde adayların dini ve etnik kimliğinin belirleyici olduğu iddiasını abartılı olduğunu ifade etti.

Türkiye’de belli kesimde etnik ve mezhepsel yönleri öne çıkarma çabası olmasına rağmen bunun pek bir karşılığının olmadığını savunan Balcı, “Yani bunları önemseyen insanlar olsa dahi günümüzde siyasetin belirlenmesinde tek başına bir karşılığı olmaz” dedi.

“Yerelde kimi yerlerde karşılığı olsa bile genelde hiç karşılığı yok”

Avrasya Araştırma Şirketi Sahibi Kemal Özkiraz ise adayların dini ve etnik kimliğinin yerelde bazı yerlerde bir karşılığının olabileceğini aktardı.

Türkiye’de kutuplaşmanın artık o kadar büyük bir karşılığının olmadığının Adana ve Mersin’de görüldüğünü hatırlatan Özkiraz, “Örneğin Kars gibi mikro milliyetçiliğin olduğu bir yerde kişinin etnik ve dinsel kimliğinin karşılığı olabilir ama genelde hiçbir karşılığı yok. Çünkü muhalefetin adayına Alevi diye oy vermeyecek herhangi bir kişi muhalefetin Sünni adayına da oy vermiyor” tespitinde bulundu.

2019’daki yerel seçimlerinden örnek veren Özkiraz, “Hem Adana hem de Mersin’deki seçimlerde mezhep ve etnik konular etkili olabilirdi ama en ufak etkisi olmadı. Çünkü her iki yerde de hem mezhepçilik hem etnisite işin içine giriyordu. Muhalefetin buralardaki adaylarına hem Alevi hem Arap diyorlardı ama bu tür söylemlerin hiçbir etkisi olmadı. Her iki ilde de muhalefetin adayları kazandı” şeklinde konuştu.

“Kimse bu Alevi, bu Sünni diye bakacak durumda değil”

Seçimlerde artık asıl etkili olan tercih nedenin ekonomi ve biraz da yaşam tarzı olduğunu söyleyen Özkiraz, “Burada kimse bu Alevi, bu Sünni diye bakacak durumda değil” görüşünü dile getirdi.

“Zaman zaman farklı algılar yapan gruplar oluşuyor ama anlamı olmamalı”

İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ise sorumuz üzerine “Seçme ve seçilme hakkına sahip herkesin bu ülkede her göreve aday olması normal olmalı” dedi ve şunları söyledi:

Ancak ülkede bu konuda zaman zaman farklı algılar yaratan sistematik olarak bunları uygulayan gruplar oluşuyor. Bölge bölge değişebiliyor. Şahsi düşüncem bunların hiçbir anlamı olmamalı. Herkes haklarını kullanmalı. Siyaset dilini değiştirirse zaten sorunu halledeceğiz. Ülkeyi yönetenlerin ötekileştirme algısını değiştirmesi halinde Türkiye’de yaşayanlar olarak bunu aşabileceğimizden kuşkum yok.

“Geçmişte olduğu kadar etkili değil”

Muhafazakâr kesimleri yakından takip eden isimlerden sosyolog, araştırmacı ve yazar Müfid Yüksel de Balcı gibi bu konunun günümüzde abartıldığı görüşünde.

“Geçmişte belli bölgelerde ve özellikle köylerde adayın Alevilik – Sünnilik konusu etkiliydi” diyen Yüksel, “Günümüzde belli yaşın üstünde, yine Anadolu’nun bazı yerlerinde ve kutuplaşmadan etkilenen insanların bir kısmı için önemli olabilir ama eskisi kadar belirleyici değil” dedi.

“Gençler adayın kimliği hiç önemsemiyor” diyen Müfid Yüksel, şunları söyledi:

Özellikle sandığa gitmeleri durumunda seçim sonuçlarını belirleyeceğine inanılan Z kuşağı denilen genç kesimler için adayın dini kimliğinin hiç önemli olmadığı görülüyor. Gençler adayın kimliğini önemsemiyor ama buna karşın genç, dinamik, karizmatik lider istiyor. Mevcut adaylar açısından asıl tercih edilip edilmeme nedenleri bunlar olabilir.

Paylaşın

Deniz Poyraz Davası’nda Karar Çıktı: Ağırlaştırılmış Müebbet Ve 9 Yıl Hapis

Deniz Poyraz davasında, mahkeme katil zanlısı Onur Gencer’e ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ayrıca Gencer, ‘mala zarar verme suçundan 4 yıl hapis, ‘konut dokunulmazlığını ihlali’ suçundan 2 yıl hapis ve ‘ateşli silahlar kanununa muhalefet’ suçundan da 3 sene hapis cezasına daha çarptırıldı.

17 Haziran’da HDP İzmir İl Başkanlığı binasında silahlı saldırı düzenlenmişti. 27 yaşındaki saldırgan Onur Gencer, ailesi HDP çalışanı olan Deniz Poyraz’ı vurarak öldürmüştü.

Gencer, Poyraz’ın kanlar içindeki bedeninin fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaşmış, 40 dakika sonra polise teslim olmuştu. Savcılığa verdiği ifadede “daha fazla sayıda kişiyi öldürmeyi amaçladığını” itiraf eden Gencer saldırıyı tek başına planladığını, “PKK’ya beslediği kinden” dolayı bunu yaptığını söylemişti.

Şakran’da olağanüstü önlem

Bir önceki duruşmada yaşanan gerilimin ardından dava Aliağa-Şakran’a taşındı. Dava öncesinde Şakran Cezaevi Kampüsü çevresinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Davaya katılmak için gelen otobüsler, kampüse 200 metre kala durduruldu ve GBT kontrolü yapıldı.

Kadın kurumları, sivil toplum örgütleri ve milletvekillerinin de katıldığı duruşmanın sabah 10.00’da yapılması bekleniyordu. Ancak avukatlarla birlikte duruşmayı takip edenler hâlâ adliye önünde bekletildi.

Avukatlar üst aramasını kabul etmedi

Mahkeme başkanı avukatların X-ray cihazından geçmesini istedi. Dava avukatları ve TBB Başkanı Erinç Sağkan karar üzerine görüşme yaptı.

Yetki belgesi olan avukatların duruşmaya alınmayacağı kararının sürdürülmesi ve avukatlara üst araması yapılacağı söylenmesi üzerine avukatlar duruşmaya katılmadı. Duruşma saat 11.00’de Deniz Poyraz ailesinin avukatları olmadan başladı.

Avukatsız mahkeme salonu

Dava başlama saatinden iki saat sonra  açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan şöyle konuştu:

“Sabah saatlerinden beri müzakerelerimiz sürüyor, Avukatların X-ray cihazından geçerek duruşma salonuna girmesi isteniyor biz bunu kabul etmeyeceğimizi söyledik. Şu an mahkemede sadece sanık avukatı var. Bu tablo AKP hükümetinin uzun süredir istediği bir tabloydu: Avukatsız mahkeme salonu. Bugün buradan ne karar çıkarsa hukuka uygun olmayacak.”

Açıklamanın ardından avukatlar oturma eylemine başladı. “Savunma susmadı susmayacak”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

“İçeride oynanan oyunun tarafı olmayacağız”

İzmir eski Baro Başkanı Avukat Özkan Yücel ise şunları söyledi: “İçeride bir oyun oynuyorlar, biz bunun bir tarafı olmayacağız. Gerçek failleri bulmamak için oynadıkları oyunun mahkeme tutanaklarına girmesinden, kamuoyuna yansımasından korktular. Bu cinayet bir meczubun Deniz’i öldürdüğü bir cinayettir, bunu duruşma salonunda tüm detaylarıyla ortaya çıkaracaktır. Biz onların yargılama adı altında oyununa ortak olmayacağız.

“Sanığı bizden kaçırıyorlar”

“Politik bir davanın, devlet içinde en azından bir kesimin onayı olmadan gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. Bu nedenle sanığı bizden kaçırıyorlar. Sanığa soru sormamız, arka planı ortaya çıkarmamız engelleniyor. Bugün katile ağırlaştırılmış müebbet verecek ve bize ‘sanığa ağır bir ceza verdik daha ne istiyorsunuz’ diyecekler. Yeni bir faili meçhul dosya yaratılıyor.”

Batman Baro Başkanı Erkan Şenses de  “Bugün, burada bir sıkıyönetim uygulaması var. Avukatsız yargılama yapılamaz, Anayasa’ya aykırı bir uygulama yapılıyor. Bir cinayet daha faili meçhul bırakılacak. Faili meçhul cinayete kurban gidenler için mücadele etmek boynumuzun borcu olsun” dedi.

“Hepsinde yöntem aynı”

Öte yandan duruşma öncesinde açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar davayla ilgili olarak şunları söyledi: “Türkiye tarihi siyasi cinayetlerle doludur, hepsinde de yöntem aynıdır. Bu cinayetlerin arkasını araştırmak bir yana üstü hep örtülmüştür. Daha önce işlenen cinayetlerde gerçekler ortaya çıkarılsaydı, bugün Deniz Poyraz arkadaşımız hayatta olabilirdi. Fakat mahkeme cinayeti tek bir kişinin münferit cinayeti gibi göstermeye çalışıyor.

Yetmezmiş gibi dava buraya kaçırıldı, bu senaryo çok tanıdık, yıllardır kurulan tezgahlar hep aynı. Adalet sağlanmadığı sürece hiç kimse kendini güvende hissedemez.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’a Verilen Bütçe Yetkisini İptal Etti!

Anayasa Mahkemesi (AYM), Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oylarıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a 23’üncü ek maddeyle tanınan bütçeye ödenek ekleme yetkisini oy birliğiyle iptal etti.

Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda yer atan genel bütçe gelir tahmini üzerinde gerçekleşen gelir kadar, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerine ödenek ekleme yetkisi veren maddeyi iptal etti.

AYM’ye başvuran Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekilleri Engin Özkoç, Özgür Özel ve Engin Altay ile birlikte 131 milletvekili, Erdoğan’a verilen söz konusu yetkinin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını talep etmişti.

Yetkinin; 22/12/2021 tarihli ve 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na eklenen geçici 23. maddenin birinci cümlesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 87.. 123. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmişti.

AYM’nin kararı şöyle oldu:

“22/12/2021 tarihli ve 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na eklenen geçici 23. maddenin;

A. Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

B. İkinci cümlesinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,

13/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

Paylaşın

‘Kimyasal Silah’ Davası Türk Tabipler Birliği’ne Yöneliyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve diğer konsey üyeleri hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla soruşturma başlatıldığı ve soruşturma için gizlilik kararı getirildiği haber verildi.

Fincancı, Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümranlık alanında sürdürdüğü operasyonlarda kimyasal silah kullanımına ilişkin iddiaların araştırılması gerektiği konusunda görüş belirtmiş ve bu değerlendirmesi dolayısıyla AKP-MHP iktidarınca hedef gösterilerek büyük bir hızla tutuklanmıştı.

Mezopotamya Ajansı’nın haberinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan sızan bilgilere göre, başlatılan soruşturmanın, Adli Tıp Uzmanı, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına gerekçe gösterilen suçlamayı da kapsadığı bildirildi.

Gene Başsavcılıktan sızan bilgilere göre, Fincancı’nın tutuklu olarak yargılandığı soruştutmayı yürüten savcı, TTB Merkez Konseyi üyeleri aleyhine yürütülen soruşturmanın yanısıra TTB Başkan ve Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına ilişkin soruşturmayı da yürütüyor.

Fincancı’ının avukatlarının verdiği bilgiye göre, TTB Merkez Konseyi Başkanı’nın ilk duruşmasının görüldüğü gün, TTB’nin diğer merkez konseyi üyelerinin açık kaynak araştırma raporları aynı savcı tarafından soruşturma dosyasına dahil edildi. Avukatların mahkeme önündeki dosyayla ilgisi olmayan bu evrakın dosyadan çıkarılması  itirazına mahkeme başkanı evrakın dosyada bilgi amacıyla yer aldığını söyleyerek karşılık verdi.

Ancak gelişmeler, evrakın Fincancı ve diğer konsey üyelerinin tamamı hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla başlatılan soruşturma kapsamında dosyaya girdiğini gösterdi.

Arka plan 

19 Kasım’da TSK’nin KBY alanında sürdürülen harekatlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarının kanıtı olarak tartışılan görüntülerin sosyal medyada dolaşıma girmesinin ardından Medya Haber TV kanalının sorularını yanıtlayan Adli Tıp Uzmanı ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ön değerlendirme niteliğindeki beyanları iktidar sözcüleri ve Savunma Bakanlığınca tepkiyle karşılanmış ve ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında 26 Kasım günü gözaltına alınan ve ertesi gün tutuklanarak cezaevine gönderilen Fincancı’nın geçtiğimiz hafta  Çağlayan, İstanbul Adliyesi 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davasının ilk duruşmasında tahliye talepleri reddedilmiş ve dava 29 Aralık’a ertelenmişti.

Savcılık Fincancı’yı “Terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” ile suçlamış ve üst sınırdan 1,5 yıldan 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istemişti. Mahkeme savcının talebine uyarak tutukluluğun devamına karar verdi.

Paylaşın

CHP’de 25’in Üzerinde İl Başkanı Milletvekilliği İçin İstifa Etti

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 25’in üzerinde il başkanı milletvekili aday adayı olmak için istifa etti. CHP yönetiminin istifa edenlerin isim ve sayısı ile il ve ilçe yönetimlerinin belirlenme sürecine dair bir açıklama yapacağı öğrenildi.

CHP’nin, il ve ilçe başkanlarına milletvekili aday adayı olmak için verilen istifa süresi bugün (26 Aralık) mesai bitimiyle birlikte doldu. Sürenin dolmasına saatler kala çok sayıda CHP il ve ilçe başkanı ile parti yönetiminin çeşitli kademelerinde görev alanların istifaları genel merkeze ulaştı.

Edinilen bilgiye göre CHP’den istifa eden il başkanı sayısı ilk belirlemelere göre 25’i geçti.

CHP istifalara dair açıklama yapacak

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 4 yıl 11 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edilen ve “siyasi yasak” kararı verilen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile CHP Ankara İl Başkanı Ali Hikmet Akıllı istifa dilekçesi vermedi.

Öte yandan CHP yönetiminin istifa edenlerin isim ve sayısı ile il ve ilçe yönetimlerinin belirlenme sürecine dair bir açıklama yapacağı öğrenildi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, Bursa İl Başkanı Turgut Özkan, Balıkesir İl Başkanı Serkan Sarı, Van İl Başkanı Seracettin Bedirhanoğlu, Mersin İl Başkanı Adil Aktay, Edirne İl Başkanı Fevzi Pekcanlı, Tunceli İl Başkanı Ali Mustafa Çelik, Denizli İl Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, Malatya İl Başkanı Enver Kiraz, Çorum İl Başkanı Mehmet Tahtasız, CHP Karabük İl Başkanı Abdullah Çakır ve Hakkari İl Başkanı Nazım Demir istifa eden il başkanları arasında yer aldı.

Paylaşın

2023’te Türkiye’yi Kritik Gelişmeler Bekliyor

Cumhuriyetin 100’üncü yıl dönümü olan 2023’te çoğu kişiye göre Türkiye için “kader anı” olarak görülen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri iç siyasette yıla damgasını vuracak. Seçim öncesi ve sonrasında yaşanacak pek çok gelişme bu kader oylamasının etrafında şekillenirken, sonuca göre yılın ilk yarısı gibi ikinci yarısı da hareketli geçebilir.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, Türkiye’yi 2023’ün ilk aylarından başlayarak altılı masanın alacağı kararlar, anayasa değişikliği oylaması, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili yargı süreci, HDP’nin kapatılması davası, seçim süreci ve sonrası gibi çok sayıda kritik gelişme bekliyor.

Yeni yılla beraber altılı masa hızlanacak

Altılı masanın yeni yıldaki ilk toplantısı 5 Ocak’ta Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde yapılacak. Yeni yılın ilk aylarıyla beraber altılı masanın gerek ortak adayın belirlenmesi gerekse diğer kritik konulara dair alacağı kararlar için zaman artık daha hızlı işleyecek. Kamuoyunun aylardır ortak adayını belirlemesi için yaptığı baskıya karşı direnen altılı masanın yılın ilk ayları ile birlikte artık bir karar alması bekleniyor. Bu kararın Şubat ayına kadar uzaması ihtimal dahilinde.

Şu ana kadar ortak aday olarak ön plana çıkan isimlerden en önemlisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları da bazı anketlerde öne çıkan isimler arasında yer alıyor. Ancak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki yargı sürecinin devam etmesi ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a HDP seçmenlerinin oy vermeyeceğin öngörülmesi iki adayın en büyük handikapları.

Altılı masanın partilerin 72 başlık altındaki görüş ve politikalarının bir havuzda harmanlandığı ortak hükümet programı ve seçim beyannamesinin de yılın ilk aylarında hazır olması bekleniyor.

Bu arada altılı masanın en önemli vaadi arasında yer alan güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin yol haritası üzerinde de çalışmalar sürüyor ve bu haritanın da yeni yılda kamuoyu ile paylaşılması bekleniyor.

İmamoğlu ile ilgili süreç nasıl ilerleyecek?

Bu arada 2023 yılında İmamoğlu’na verilen hapis cezası ve getirilmesi söz konusu olan siyasi yasak da konuşulmaya devam edilecek.

Cezaya ilişkin istinaf ve Yargıtay süreçlerinin ne zaman tamamlanacağının net olarak tahmin edilememesi ortak adaya ilişkin denklemleri etkilerken, altılı masa üyeleri arasında bu konunun zaman zaman gündeme gelmesine neden olabilir.

Bu arada, İmamoğlu ile ilgili bir başka süreç daha işliyor. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığı müfettişleri İmamoğlu’nun, “terörle irtibatlı ve iltisaklı kişileri belediyede işe aldığı” iddiasıyla hazırladıkları raporu tamamlayıp savcılığa teslim etmesiyle ilgili gelişmeler yeni yılda da gündemde olacak.

İçişleri Bakanlığı’nın yargıdaki bu süreçlerin tamamlanmasını beklemeden İmamoğlu’nu görevden alıp alamayacağı ya da yerine kayyum atayıp atamayacağı ve tüm bunlarla ilgili yasal süreç yine gündemin en önemli başlıklarından birisi olacak.

Anayasa değişikliği teklifi ve referandum ihtimali

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü ile ilgili yasa teklifini gündeme getirmesinin ardından Cumhur İttifakı’nın Meclis’e sunduğu anayasa değişikliği teklifi yılın ilk iki ayında gündemdeki önemli konulardan birisi olacak.

Teklifle ilgili yılın ilk haftalarında AKP’nin muhalefet partilerini ziyaret etmesi beklenirken, Ocak ayı sonlarında da komisyon görüşmelerinin başlaması öngörülüyor. Başörtüsü konusunun yanı sıra “ailenin korunması” başlığı altında eşcinsel evliliklerin engellenmesi ile ilgili düzenlemenin de yer aldığı anayasa değişikliğine ilişkin Genel Kurul’daki oylama ise görüşmelerin takvimine bağlı olarak Şubat ayında yapılabilir.

Bu konu hem altılı masayı hem de HDP’yi seçmenine karşı sıkıntıya sokan bir mevzu olarak yılın ilk haftalarından itibaren tartışılmaya devam edilecek. İYİ Parti ve HDP’nin, hatta belki CHP’nin başörtüsü ile ilgili maddeye “evet” demesinin de söz konusu olabileceği bir denklem ortaya çıkabilir.

Konuyla ilgili altılı masada bu konuda bir eşgüdüm sağlanması çabaları da yılın ilk zamanları siyasi partileri meşgul edecek. Bu nedenle komisyon görüşmelerinin hararetli geçmesi ve düzenlemelerde bazı değişiklikler yapılması da gündem gelebilir.

Anayasa değişikliği teklifinin TBMM’de kaç milletvekili tarafından destekleneceği ise çok önemli olacak. Oy kullanamayan TBMM Başkanı Mustafa Şentop haricinde Cumhur İttifakı’nın Meclis’te toplam 334 sandalyesi bulunuyor. Referanduma gidilebilmesi için 360 milletvekili gerekiyor ve bu sayıya ulaşmak için muhalefetten herhangi bir partinin teklife “evet” demesi ya da AKP’nin teklife “evet” diyecek en az 26 milletvekili bulması gerekiyor. AKP ile MHP’nin 400 milletvekilini bulabilmesi durumunda ise referanduma gerek kalmadan anayasa değişikliği geçebiliyor.

Siyaset kulislerinde anketlerdeki durumuna bakarak AKP’nin başörtüsü ve eşcinsel evliliklerin yasaklanmasını içeren bu anayasa paketi için referanduma gitmek isteyebileceği ve Macaristan’da Viktor Orban’ın yaptığı şekilde seçimde üçüncü bir sandık koyarak istediği sonucu almaya çalışabileceği de konuşuluyor.

HDP ile ilgili kapatma davası

Yeni yılın ilk ayından itibaren seçime kadarki dönemde en çok konuşulan konulardan birisi de HDP ile ilgili açılan kapatma davası olacak.

Sürece ilişkin ilk önemli tarih 10 Ocak. Anayasa Mahkemesi (AYM), 10 Ocak 2023’teki toplantının gündemine HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davayı aldı ve o gün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin AYM’ye gelerek sözlü açıklama yapacak. Şahin’in açıklamasının ardından belirlenecek günde ise HDP sözlü savunmasını verecek.

Başsavcı Şahin’in sözlü açıklaması ve HDP’nin sözlü savunmasının ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak olan AYM raportörü esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP ile ilgili alınacak karar, seçimde anahtar rolde olması açısından büyük önem taşıyor. Siyaset kulislerde her ne kadar doğrudan bir ilişkisi olmasa da Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasının ardından HDP’nin kapatılmasına yönelik ihtimalin daha yükseldiği konuşuluyor.

Parti yetkilileri ise kapatma davası açıldıktan sonra çeşitli kereler yaptıkları açıklamalarda her ihtimale karşı hazırlıklı olduklarını belirterek, seçmenlerine olan güvenlerini yineliyor.

Bu kapsamda HDP’nin kapatılması durumunda ne yapacağı ve seçmenlerine seçimde hangi adayı işaret edeceği de çokça konuşulacak konulardan birisi olacak.

Seçim ne zaman yapılacak?

Yeni yılın ilk aylarından itibaren normalde 2023 Haziran ayında yapılması gereken ancak Cumhur İttifakı üyelerinin de dahil olduğu pek çok siyasetçinin erkene çekilmesine kesin gözle baktığı seçimin tam olarak ne zaman yapılacağı yine en çok konuşulan konulardan birisi olacak.

Haziran ayının Hac mevsimi olması ve aynı zamanda üniversite sınavları ile çakışmasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili iddialar nedeniyle seçimin Mayıs ayında yapılması yüksek olasılıklardan birisi olarak görülüyor.

Erdoğan’ın adaylığı

Bu kapsamda bazı çevrelerde dillendirilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘ın aday olmasının resmen mümkün olmadığı yönündeki görüşler de yine tartışmaya açılabilir.

Bazı anayasa hukukçuları ve muhalefet üyeleri Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanlığına aday olamayacağını savunurken, iktidar Erdoğan’ın 2014’te eski sistemle, 2018’de ise yeni sistemle cumhurbaşkanı seçildiğini ve dolayısıyla 2023 seçiminin Erdoğan’ın ikinci adaylığı olduğunu belirterek ortada bir hukuki aykırılık olmadığını söylüyor.

Seçim: Türkiye için kader anı

Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi daha erken bir tarihe alınmaması durumunda 18 Haziran 2023 Pazar günü gerçekleştirilecek.

Oy verme gününden 60 gün önce yani 19 Nisan 2023’te Yüksek Seçim Kurulu seçim takvimini açıklayacak ve seçim süreci resmen başlayacak.

Cumhurbaşkanı seçiminde adayların seçilebilmek için en az yüzde 50 + 1 oyu alması gerekecek. İlk turda eğer hiçbir aday salt çoğunluğu sağlayamazsa, ilk turda en çok oy alan iki aday arasında 15 gün sonra ikinci tur yapılacak ve burada geçerli oyların çoğunluğunu alan aday cumhurbaşkanı seçilecek.

Bu arada Cumhur İttifakı’nın seçim yasasında yaptığı ve 7 Nisan 2023 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiş olacak olan yeni seçim yasası da ilk kez bu seçimde uygulanmış olacak.

Seçim sonrası senaryoları

2023 yılının ilk altı ayı seçim öncesi gelişmelerle geçerken, yılın kalan yarısına ise seçim sonrasındaki yeni durum damgasını vuracak.

Seçim sonrası için farklı senaryolar mevcut. Cumhur İttifakı’nın hem cumhurbaşkanlığı seçimini hem de parlamentoda çoğunluğu kazanması durumunda Erdoğan bazı çevrelerce “tek adam yönetimi” ya da “seçimli otokrasi” olarak adlandırılan yönetimini 5 yıl daha devam ettirecek.

Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanlığı seçimini kazanıp, parlamentoda çoğunluğu kaybetmesi durumunda gerek yürütmede gerekse yasama sürecinde eli eskisi gibi rahat olmayacak. Bu durumda Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini daha sık kullanabileceği yorumları yapılırken, buna karşılık muhalefetin de çoğunluğu sağlayabildiği konular için yasa yaparak kararnamelerin önünü kesebileceği belirtiliyor.

Bir başka seçim sonucu senaryosuna göre muhalefetin cumhurbaşkanlığını ve parlamentoda çoğunluğu kazanması durumunda ise Türkiye son 20 yılın ardından yeni bir sayfa açacak. Çünkü bu durumda gerek yeniden inşa ya da restorasyon süreci gerekse altılı masanın vaatleri arasında bulunan güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş ile ilgili adımların atılması bekleniyor. Bu senaryo gerçekleşirse 2023 yılının ilk yarısının hareketli günlerinin benzerinin hatta belki daha hızlısının ikinci altı ayda yaşanması muhtemel.

Paylaşın

CHP, 6 Nisan Sonrasında Yapılacak Erken Seçime ‘Hayır’ Diyecek

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 6 Nisan’da yeni seçim mevzuatı yürürlüğe girdikten sonrasında seçim tarihinde yapılacak olası değişikliğe “ret” oyu vereceklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, “Seçim konusunda Nisan başına kadar olana evet deriz. O tarihten itibaren seçim mühendisliğidir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim güvenliğinde 2014’te karnemiz iyi değildi. O dönem ülkenin her yerine gidilemedi. Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine girilemedi. Bugün her yere gidebiliyoruz. Geçmişle mukayese edilemeyecek şekilde çalışıyoruz. Geçmişte 10 bin sandığa arkadaşlarımız gitmemişti. Onlarla (sandık başına gitmeyenler ile) ilişkimizi kestik. Ciddi önlemler alıyoruz” açıklamasında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, internet medyasından gazetecilerle buluştu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre, CHP ile birlikte İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin oluşturduğu “altılı masa” işbirliği için “masa dağılmaz” mesajını vurgulayan Kılıçdaroğlu, muhalefet cephesine ortak Cumhurbaşkanı adayı konusunda iktidar ve medya tarafından dayatma yapıldığı görüşünü yineledi.

Kılıçdaroğlu, eğer 24 Haziran 2018’teki gibi ortak Cumhurbaşkanı adayında uzlaşma olmazsa ve muhalefet partileri ayrı adaylar çıkarırsa ne olacağına ilişkin soruya karşılık “Bir şey oldu diye kıyamet kopacak değil. Altılı masada bu tartışma hiç olmadı” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, “Tek aday mı, çoklu aday mı? Görüşülmedi ama her olasılık olabilir, benim düşüncem. Tek adayla seçime gitmek ve seçimi almak lazım. Bu çok doğal. Tartışılabilir. Altılı Masa’da hiç gündeme gelmedi. Bir şey söylediğimde diğerlerinin (liderler, partiler) iradesine ipotek koymak olacak” diye konuştu.

Ortak aday belirlenmesi konusunda İyi Parti Lideri Meral Akşener ile CHP arasında gerilim yaşanmasına ilişkin soru üzerine Kılıçdaroğlu, “Sayın Akşener ile sorunumuz yok. Kavga etmedik ki görüşüyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı seçiminde HDP’nin rolü ve kararsız seçmenler açısından ise “Çıtayı demokrasi üzerine oturtursak bir sorun olmaz. Demokrasiden yana olanlar gelip oy verecekler. Bizim kralımız çok iyi diyenler de gidip öbür tarafa oy verebilirler” yorumunu yaptı.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eğer seçilemeyeceğini öngörürse aday olmayabileceği görüşünü de öne sürdü.

Altılı masanın dağılması iddialarına “Hiç birisini inanmayın” tepkisini paylaşan Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı ismini belirlemeden öte “ortak hükümet programı” ya da bir başka deyişle “geçiş süreci yol haritası” açıklamasına önem verdiklerini belirterek, muhalefet partilerindeki asıl uzlaşılması gerekeni hükümet programı olarak işaret etti.

Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı tartışmalarına ilişkin “Sistemi niye tartışmıyoruz. Altı lider diyor ki, önce demokrasi istiyoruz. Erdoğan ve onun yakın çevresi olayı kişi ekseninde götürmek istiyor. Bunun bilinçli bir yönlendirme olduğuna inanıyorum. Kendimize yeni bir kral arıyoruz. Kurallardan vazgeçildi. Ama biz kural istiyoruz. Toplum doğal olarak bu noktaya itildi, sürekli olarak. Yav memleket batmış, kralı nereden bulabiliriz. Biz kurtarıcı aramıyoruz, yeni kral aramıyoruz, biz demokrasi arıyoruz” tepkisini dillendirdi.

Altılı masa olarak aday tarifini yaptıklarını anımsatan Kılıçdaroğlu, altılı masada oyçokluğuyla mı, oybirliğiyle mi ortak Cumhurbaşkanı adayı kararı alınacağı sorusuna, “Aday konusunda umut olacak karakterin önce çıkması önemli değil mi? Altılı Masa’da aday konuşulmadı. 5 Ocak’ta (altı lider buluşmasında) hükümet programı ve parlamenter sistemi konuşacağız. İsim konuşulmayacak. Bugüne kadar kararlar oy birliği ile alındı” yanıtını verdi.

CHP 6 Nisan sonrasındaki erken seçime “hayır” diyecek

Kılıçdaroğlu, CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın da konuya ilişkin son açıklamasını anımsatarak, 6 Nisan’da yeni seçim mevzuatı yürürlüğe girdikten sonrasında seçim tarihinde yapılacak olası değişikliğe “ret” oyu vereceklerini vurguladı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim konusunda Nisan başına kadar olana evet deriz. O tarihten itibaren seçim mühendisliğidir” görüşünü paylaştı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim güvenliğinde 2014’te karnemiz iyi değildi. O dönem ülkenin her yerine gidilemedi. Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine girilemedi. Bugün her yere gidebiliyoruz. Geçmişle mukayese edilemeyecek şekilde çalışıyoruz. Geçmişte 10 bin sandığa arkadaşlarımız gitmemişti. Onlarla (sandık başına gitmeyenler ile) ilişkimizi kestik. Ciddi önlemler alıyoruz” açıklamasında bulundu.

“Erdoğan seçilemeyeceğini anlarsa aday olmayabilir”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 18 Haziran 2023 tarihi yerine erken seçim kararı alınması tartışmasıyla birlikte Erdoğan’ın üçüncü kez aday olma veya olamama tartışması yaşanabileceği konusunda ise “Erdoğan seçilemeyeceğini anlarsa seçime girmeyebilir. Seçim kaybetmek istemez. (Erdoğan) Anlarsa ‘Ben girecektim ama YSK onaylamadı’ diyecek ama biz YSK’nın onun emrinde olduğunu biliyoruz. Halk da biliyor” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi konusunda yeniden mağduriyet senaryosu üretemeyeceğini söyledi ve YSK’nın kimin emrinde olduğunu halkın bildiği görüşünü yineledi.

Kılıçdaroğlu, YSK’ya kesinlikle güvenmediğini de sözlerine ekledi.

İmamoğlu’na siyasi yasak tepkisi: “Erdoğan kurşun askerlerini geri çek”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak getirilmesini de öngören hapis cezasına ilişkin yargı eliyle siyasete müdahale edildiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, yargı kararıyla İBB’nin iktidarca ele geçirilmeye çalışıldığını vurguladı.

CHP lideri, “Erdoğan kurşun askerlerini yani yargıyı geri çek. İstanbul için hemen seçim kararı al. Milletin kararı önemlidir. Yüreğin yetiyorsa yap. Aynı çağrıyı Yalova için de yapıyoruz. Milletin iradesine güveniyorsan hemen gel seçim yapalım” çıkışı yaptı.

Kılıçdaroğlu, İstanbul ve Yalova’da ilçeleriyle birlikte yeniden yerel seçimler dolayısıyla belediye başkanlıkları ve meclisleri için seçim yapılması çağrısını tekrarladı.

Kılıçdaroğlu, eğer İstanbul ve Yalova’da yerel seçim yapılırsa CHP’nin Ekrem İmamoğlu ve Vefa Salman’ın mı adayları olacağı sorusuna “Evet evet tabii” yanıtını verdi.

AKP’nin anayasa değişikliği: “Görüşeceğiz, kararımızı vereceğiz”

Kılıçdaroğlu, AKP’nin başörtüsüne güvence sağlama iddiasındaki anayasa değişikliği teklifiyle ilgili milletvekillerince parti grubu kararı alınamayacağı ve bireysel oy verileceği için CHP İzmir Milletvekili olarak nasıl oy kullanacağı sorusunu yanıtlamadı.

AKP’nin Meclis’e sunduğu anayasa değişikliği teklifiyle ilgili yeniden parti gruplarını TBMM’de ziyaret etme kararı aldığını kaydeden Kılıçdaroğlu, bugün sabah CHP Grubu’na AKP’den ziyarette bulunma talebi geldiğini açıklayarak, sonrasında konuyu parti içerisinde görüşeceklerini söylemekle yetindi.

Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliğini elbette görüşeceğiz. Verilen teklif çok sorunlu bir teklif. AK Parti, tekrar grupları ziyaret edecek ve biz de kendi düşüncelerimizi onlarla paylaşacağız” dedi.

“F-35’e yeniden Türkiye’de parça üretilmesini isteriz”

Kılıçdaroğlu, ABD’yle ilişkiler ve Rusya’dan satın alınmış S-400 hava savunma sisteminden kaynaklanan gerilim konusunda Türkiye’nin NATO ittifakının parçası olduğunu vurguladı.

Kılıçdaroğlu, “Türkiye, NATO ittifakı çerçevesinden hareket etmeli. F-35 askeri uçak konusunda ise Türkiye’nin F-35 için yeniden parça üretmesinden memnun olacağız. Var olan sorunların çözülmesi gerekiyor. Biz dış politikada çözümden yanayız. Biz barıştan yanayız” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, sadece ABD’yle ilişkiler değil tüm ülkeler ile ilişkiler bakımından barışçı çözüm istediklerini ifade etti.

Anayasa Mahkemesi’ne mektup gönderecek

Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi (AYM) gündemindeki “dezenformasyon ile mücadale” gerekçesiyle hayata geçirilen Basın Kanunu’nun değiştirilmesiyle ilgili yasal düzenlemeye ilişkinse “demokrasi” vurgusu yaptı.

“AYM’nin demokratik standartlarla ilgili davalara öncelik vermesi lazım” diyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki basın özgürlüğü açısından “zaten RTÜK, BİK, BTK gibi kuruluşlar hepsi Saray’a bakarak kararlar alıyorlar” diyerek baskı ortamı yaratıldığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, AYM Başkanı’na mektup göndereceğini de ilk kez açıklayarak, “Yargıda bir çürüme var ama nitelikli yargıçlar nedeniyle az da olsa ayakta duruyor. AB’nin (Avrupa Birliği) tüm demokratik standartlarını getireceğiz” dedi.

AYM gündemindeki HDP’nin kapatılması talepli davaya ilişkinse Kılıçdaroğlu, siyasi parti kapatma davalarına CHP olarak karşı olduklarını da ifade etti.

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Üç Konuda Anlaşmadı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa’nın üç konuda anlaşamadığı öne sürüldü.

Yeni yılın ilk 6’lı masa toplantısına Gelecek Partisi ev sahipliği yapacak. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun zirve öncesinde, masa gündeminde yer alan ve ‘ihtilaflı’ 3 konuda siyasi parti liderleriyle özel görüşmeler yapacağı öğrenildi.

Sözcü’den Cem Yıldırım’ın haberine göre; komisyonların yaptığı çalışmada mülteci sorunu, İstanbul Sözleşmesi ile Cumhurbaşkanı Yardımcılıkları konusunda tam mutabakat sağlanamadığı belirtildi.

5 Ocak 2023’te yapılacak 6’lı masa toplantısında, liderin gündeminde uzlaşı sağlanamayan konular yer alacak. 6 partinin genel başkan yardımcılarından oluşan ve seçim öncesi, seçim sırası ve seçim sonrası olmak üzere üç ayrı çalışma yürüten komisyonlar, şimdiye kadar 9 ana başlıkta 72 alt başlığı ele aldı.

Hukuk, adalet ve yargı, kamu yönetimi, şeffaflık, denetim ve yolsuzlukla mücadele, ekonomi, finans ve istihdam, sektörel ve bölgesel konular, bilim ve teknoloji, eğitim ve öğretim, sosyal politikalar, dış politika, güvenlik, savunma olmak üzere 9 başlık çalışıldı.

Mutabakat aranan birinci konu ‘mülteci sorunu’ oldu. Gelecek Partisi’nin metne ekletmek istediği ‘onurlu insani geri dönüş’ ifadesine Demokrat Parti’nin karşı olduğu belirtildi. CHP ve İYİ Parti, Temel Politikalar Belgesi’ne İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanacağına dair bir taahhüt konulmasını istiyor.

Buna SP’nin şerh koyduğu ifade ediliyor. Geçiş sürecinde, Cumhurbaşkanı ve yardımcılarının yetkisiyle ilgili vatandaşa net taahhütler verilmesi hedefleniyor. SP lideri Karamollaoğlu, ‘eşgüdüm kurulu’ öneriyor. Ancak, bazı liderlerin çekincesi olduğu biliniyor.

Paylaşın