Seçmen, Cumhurbaşkanı Adayının Dini Ve Etnik Kimliğini Önemsiyor Mu?

Günümüz Türkiye’sinde bir kişinin etnik veya dini kimliği seçmenin oy tercihinde ne kadar belirleyici oluyor? Bu konunun etkili olduğunu düşünenler durumu abartıyorlar mı yoksa gerçekten bahsettikleri kadar seçimi belirleyecek faktörlerin başında mı geliyor?

Farklı Alevi kurumlarının organizasyonuyla 25 Aralık 2022 Pazar günü İstanbul’da Yenikapı Gösteri Merkezi’nde “Büyük Alevi Kurultayı” adlı bir etkinlik düzenledi. Binlerce kişinin katıldığı kurultaya pek çok siyasi partinin temsilcisi katıldı.

Kurultaya bizzat katılmayıp gönderdiği mesajla tebrik eden siyasilerden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmasına karşın özellikle onun etrafında dönen tartışmalar gündemdeydi.

Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat konuşmasının bir bölümünde “Alevi cumhurbaşkanı olmaz diyorlar. Biz de diyoruz ki bal gibi olur” dedi. Fırat’ın bu açıklaması birçok medya kuruluşu tarafından kullanıldı.

Muhalefetin olası cumhurbaşkanı adayları yer alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun inançsal kimliğinin Alevi olması zaman zaman polemik konusu oluyor.

Bazı kişiler, Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Tuncelili bir Kürt olmasından dolayı kimi muhafazakâr ve milliyetçi çevrelerden oy alamayacağı iddiasında bulunuyor.

Konsensus: Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasından dolayı oy vermem diyenler yüzde 1

Bu sorunun sorulduğu kimi kamuoyu araştırmaları iddiayı doğrulamıyor.

Konsensus Araştırma Şirketi Başkanı Murat Sarı, 17 Eylül 2022’de yaptıkları bir anket çalışmasında, “Kılıçdaroğlu’nun kimliği, -Alevi olması- oy vermenizi etkiliyor mu” diye sorduklarını, buna  “etkiliyor” diye cevap verenlerin oranının yüzde 1 olduğunu söyledi.

Aksoy anketine göre ‘Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını sorun’ edenlerin oranı yüzde 23,6

HalkTV yazarı İsmail Saymaz, 12 Eylül 2022 tarihli yazısında Aksoy Araştırma Şirketi’nin sahibi Ertan Aksoy’un CHP parti meclisine (PM) sunduğu seçim anketine göre “Alevi cumhurbaşkanı adayına oy verir miydiniz” sorusuna katılımcıların yüzde 33,8’inin ‘kesinlikle verirdim’, yüzde 22,3’ünün de ‘veririm’ cevabını verdiğini iddia etmişti.

Yani her iki oran da toplandığında katılımcıların yüzde 56,1’i Alevi adaya oy vereceğini belirtiyor.

Buna karşılık oy vermeyeceğini söyleyenlerin oranı ise şöyle: “Kesinlikle vermem” diyenler yüzde 17,8, “vermem” diyenler ise yüzde 5,8. Bunların toplamı ise yüzde 23,6 ediyor.

Bu konuda kararsız olanların oranı ise yüzde 20,3’te kaldı. Araştırmaya göre AK Parti’lilerin yüzde 40,9’u, İYİ Partililerin yüzde 25’i ve MHP’lilerin yüzde 24,6’sı Alevi bir adaya oy vermeyeceğini söyledi.

Aksoy ve Konsensus şirketlerinin ulaştığı veriler arasında ciddi farklar olsa bile Kılıçdaroğlu’nun olası bir seçimi kazanıp kazanamamasında tek başına inançsal kimliğinin çok da etken olmayacağı görülüyor.

Seçmen adayın dini ve etnik kimliğini önemsiyor mu?

Sadece Kılıçdaroğlu’nun şahsına indirgemeden günümüz Türkiye’sinde bir kişinin etnik veya dini kimliği seçmenlerin oy tercihlerinde ne kadar belirleyici oluyor?

Bu konuda etkili olduğunu düşünenler durumu abartıyorlar mı yoksa gerçekten bahsettikleri kadar seçimi belirleyecek faktörlerin başında mı gelecek?

Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem bu soruyu farklı isimlere sordu. İşte cevaplar:

“Din, oy verme davranışı üzerine etkili”

Konya’daki Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Prof. Dr. Gürcan Şevket Avcıoğlu, muhafazakâr ve milliyetçi seçmenin yoğun olduğu bir kentte ikamet ediyor.

Avcıoğlu’na göre Türkiye ve Türkiye gibi sonradan modernleşme sürecine giren toplumlarda geleneklerin ve din gibi unsurların oy verme davranışı üzerinde etkisi var.

Avcıoğlu, “İnsanlar kendilerine benzeyen, kendi düşünce, davranış ve beklentilerine göre adaylara oy verme eğilimdeler” dedi.

Günümüzde oy verme tercihlerinde ekonomi ve gelecek kaygısının da önemli etken olduğunu kaydeden Avcıoğlu, “Belki daha rahat durumlarda insanların hem bugününü hem geleceğini güvende hissettiği durumlarda dini hassasiyetlerine göre oy verme eğilimi daha fazla olabilir ama bu tür çalkantılı ve geçiş süreci denebilecek dönemlerde insanların farklı saiklerle, farklı eğilimlerle oy verebileceğini düşünüyorum” diye konuştu.

Yüzde 4-5’lik bir seçmen üzerinde etkili

Toplumbilimci ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilal Sambur ise Türkiye’de rasyonel ölçütlere göre bir siyaset yapılmadığını söyledi

Sambur’a göre Türk siyasetinin geleneksel kimlik, mezhep, din ve kültür savaşları üzerine politika yapma şeklinde bir alışkanlığı var. Bu da toplumsal bazı kesimlerde bir seçmen davranışını belirlemede rol ve tutumun belirlenmesinde etkili olabiliyor.

“Ancak bunun Türkiye’de seçmen üzerindeki karşılığı sanıldığı gibi büyük değil” diyen Prof. Sambur, “Yani marjinal düzeyde bir etki yaratıyor. Bunun etki oranı yüzde 4 ya da 5 oranındaki bir kesim üzerinde çok etkisi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“Oya dönüşmese bile kampanyayı gölgeliyor”

“Bu tür söylemlerim oya dönüşmesinden çok kampanya süresince kampanyayı gölgeleyerek ana mesele haline gelme gibi bir durum yaratabiliyor” diyen Sambur, şunları kaydetti:

Bugün Türkiye’de hiç kimse Kılıçdaroğlu’nun Alevi olup olmadığıyla veya Demirtaş’ın Kürt olmasıyla ilgilenmiyor. Seçmenin ilgilendiği tek bir konu var şu anda. Mevcut ekonomik siyasal krizden nasıl çıkılacağı. Adaylar eğer sahici bir ekonomik siyasal politikayla toplum önüne çıkmadıklarında bu boşluk ortaya çıkıyor ve bu boşlukta bu sefer adayların etnik ya da ideolojik ya da mezhepsel kimliği üzerinde birtakım tartışmaların yapılmasına ve bunların ana gündem yapılmasına yol açabiliyor.

“Siyasette dini ve etnik kimliklerin etkisi var ama etkisi artık marjinal düzeyde”

Siyaset bilimci akademisyen Özgün Emre Koç da Türkiye siyasetinde dini ve etnik kimliklerin etkisi olduğunun inkar edilemeyeceğini söyledi.

“Bunun etkisinin artık marjinal kaldığı kanaatindeyim” görüşünü dile getiren Koç, şu değerlendirmede bulundu:

“Belediye seçimlerinden önce İmamoğlu hakkında AKP’liler tarafından Pontus yakıştırması yapıldığını gördük. Bu ters tepti, hatta Trabzonluları kızdırdı. Benzer şekilde bugün Kılıçdaroğlu’nun mezhep ve etnisite nedeniyle dezavantajlı olacağını iddia etmek gerçekçi değil. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı tartışmasının bu zeminden savunulması da aynı şekilde gerçekçi değil diye düşünüyorum. Adaylığını istemeyenlerin Alevi olduğu için istemediğini söylemek doğru değil. Aynı şekilde destekleyenlerin gerekçesi de bu değil. Abartılmış bir duyarlılık. Hedef seçmende bu meselenin karşılığı sanıldığı kadar büyük değil, önemsiz.”

“Belirleyici olduğu iddiası abartılı”

Samsun da Konya gibi muhafazakâr ve milliyetçi seçmenin yoğunlukta yaşadığı kentlerden biri.

Karadeniz Bölgesindeki bu kentte yer alan 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsrafil Balcı’ya benzer soruyu yönelttik.

Balcı, Türkiye’de seçmen tercihlerinin belirlenmesinde adayların dini ve etnik kimliğinin belirleyici olduğu iddiasını abartılı olduğunu ifade etti.

Türkiye’de belli kesimde etnik ve mezhepsel yönleri öne çıkarma çabası olmasına rağmen bunun pek bir karşılığının olmadığını savunan Balcı, “Yani bunları önemseyen insanlar olsa dahi günümüzde siyasetin belirlenmesinde tek başına bir karşılığı olmaz” dedi.

“Yerelde kimi yerlerde karşılığı olsa bile genelde hiç karşılığı yok”

Avrasya Araştırma Şirketi Sahibi Kemal Özkiraz ise adayların dini ve etnik kimliğinin yerelde bazı yerlerde bir karşılığının olabileceğini aktardı.

Türkiye’de kutuplaşmanın artık o kadar büyük bir karşılığının olmadığının Adana ve Mersin’de görüldüğünü hatırlatan Özkiraz, “Örneğin Kars gibi mikro milliyetçiliğin olduğu bir yerde kişinin etnik ve dinsel kimliğinin karşılığı olabilir ama genelde hiçbir karşılığı yok. Çünkü muhalefetin adayına Alevi diye oy vermeyecek herhangi bir kişi muhalefetin Sünni adayına da oy vermiyor” tespitinde bulundu.

2019’daki yerel seçimlerinden örnek veren Özkiraz, “Hem Adana hem de Mersin’deki seçimlerde mezhep ve etnik konular etkili olabilirdi ama en ufak etkisi olmadı. Çünkü her iki yerde de hem mezhepçilik hem etnisite işin içine giriyordu. Muhalefetin buralardaki adaylarına hem Alevi hem Arap diyorlardı ama bu tür söylemlerin hiçbir etkisi olmadı. Her iki ilde de muhalefetin adayları kazandı” şeklinde konuştu.

“Kimse bu Alevi, bu Sünni diye bakacak durumda değil”

Seçimlerde artık asıl etkili olan tercih nedenin ekonomi ve biraz da yaşam tarzı olduğunu söyleyen Özkiraz, “Burada kimse bu Alevi, bu Sünni diye bakacak durumda değil” görüşünü dile getirdi.

“Zaman zaman farklı algılar yapan gruplar oluşuyor ama anlamı olmamalı”

İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ise sorumuz üzerine “Seçme ve seçilme hakkına sahip herkesin bu ülkede her göreve aday olması normal olmalı” dedi ve şunları söyledi:

Ancak ülkede bu konuda zaman zaman farklı algılar yaratan sistematik olarak bunları uygulayan gruplar oluşuyor. Bölge bölge değişebiliyor. Şahsi düşüncem bunların hiçbir anlamı olmamalı. Herkes haklarını kullanmalı. Siyaset dilini değiştirirse zaten sorunu halledeceğiz. Ülkeyi yönetenlerin ötekileştirme algısını değiştirmesi halinde Türkiye’de yaşayanlar olarak bunu aşabileceğimizden kuşkum yok.

“Geçmişte olduğu kadar etkili değil”

Muhafazakâr kesimleri yakından takip eden isimlerden sosyolog, araştırmacı ve yazar Müfid Yüksel de Balcı gibi bu konunun günümüzde abartıldığı görüşünde.

“Geçmişte belli bölgelerde ve özellikle köylerde adayın Alevilik – Sünnilik konusu etkiliydi” diyen Yüksel, “Günümüzde belli yaşın üstünde, yine Anadolu’nun bazı yerlerinde ve kutuplaşmadan etkilenen insanların bir kısmı için önemli olabilir ama eskisi kadar belirleyici değil” dedi.

“Gençler adayın kimliği hiç önemsemiyor” diyen Müfid Yüksel, şunları söyledi:

Özellikle sandığa gitmeleri durumunda seçim sonuçlarını belirleyeceğine inanılan Z kuşağı denilen genç kesimler için adayın dini kimliğinin hiç önemli olmadığı görülüyor. Gençler adayın kimliğini önemsemiyor ama buna karşın genç, dinamik, karizmatik lider istiyor. Mevcut adaylar açısından asıl tercih edilip edilmeme nedenleri bunlar olabilir.

Paylaşın

Deniz Poyraz Davası’nda Karar Çıktı: Ağırlaştırılmış Müebbet Ve 9 Yıl Hapis

Deniz Poyraz davasında, mahkeme katil zanlısı Onur Gencer’e ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ayrıca Gencer, ‘mala zarar verme suçundan 4 yıl hapis, ‘konut dokunulmazlığını ihlali’ suçundan 2 yıl hapis ve ‘ateşli silahlar kanununa muhalefet’ suçundan da 3 sene hapis cezasına daha çarptırıldı.

17 Haziran’da HDP İzmir İl Başkanlığı binasında silahlı saldırı düzenlenmişti. 27 yaşındaki saldırgan Onur Gencer, ailesi HDP çalışanı olan Deniz Poyraz’ı vurarak öldürmüştü.

Gencer, Poyraz’ın kanlar içindeki bedeninin fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaşmış, 40 dakika sonra polise teslim olmuştu. Savcılığa verdiği ifadede “daha fazla sayıda kişiyi öldürmeyi amaçladığını” itiraf eden Gencer saldırıyı tek başına planladığını, “PKK’ya beslediği kinden” dolayı bunu yaptığını söylemişti.

Şakran’da olağanüstü önlem

Bir önceki duruşmada yaşanan gerilimin ardından dava Aliağa-Şakran’a taşındı. Dava öncesinde Şakran Cezaevi Kampüsü çevresinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Davaya katılmak için gelen otobüsler, kampüse 200 metre kala durduruldu ve GBT kontrolü yapıldı.

Kadın kurumları, sivil toplum örgütleri ve milletvekillerinin de katıldığı duruşmanın sabah 10.00’da yapılması bekleniyordu. Ancak avukatlarla birlikte duruşmayı takip edenler hâlâ adliye önünde bekletildi.

Avukatlar üst aramasını kabul etmedi

Mahkeme başkanı avukatların X-ray cihazından geçmesini istedi. Dava avukatları ve TBB Başkanı Erinç Sağkan karar üzerine görüşme yaptı.

Yetki belgesi olan avukatların duruşmaya alınmayacağı kararının sürdürülmesi ve avukatlara üst araması yapılacağı söylenmesi üzerine avukatlar duruşmaya katılmadı. Duruşma saat 11.00’de Deniz Poyraz ailesinin avukatları olmadan başladı.

Avukatsız mahkeme salonu

Dava başlama saatinden iki saat sonra  açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan şöyle konuştu:

“Sabah saatlerinden beri müzakerelerimiz sürüyor, Avukatların X-ray cihazından geçerek duruşma salonuna girmesi isteniyor biz bunu kabul etmeyeceğimizi söyledik. Şu an mahkemede sadece sanık avukatı var. Bu tablo AKP hükümetinin uzun süredir istediği bir tabloydu: Avukatsız mahkeme salonu. Bugün buradan ne karar çıkarsa hukuka uygun olmayacak.”

Açıklamanın ardından avukatlar oturma eylemine başladı. “Savunma susmadı susmayacak”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

“İçeride oynanan oyunun tarafı olmayacağız”

İzmir eski Baro Başkanı Avukat Özkan Yücel ise şunları söyledi: “İçeride bir oyun oynuyorlar, biz bunun bir tarafı olmayacağız. Gerçek failleri bulmamak için oynadıkları oyunun mahkeme tutanaklarına girmesinden, kamuoyuna yansımasından korktular. Bu cinayet bir meczubun Deniz’i öldürdüğü bir cinayettir, bunu duruşma salonunda tüm detaylarıyla ortaya çıkaracaktır. Biz onların yargılama adı altında oyununa ortak olmayacağız.

“Sanığı bizden kaçırıyorlar”

“Politik bir davanın, devlet içinde en azından bir kesimin onayı olmadan gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. Bu nedenle sanığı bizden kaçırıyorlar. Sanığa soru sormamız, arka planı ortaya çıkarmamız engelleniyor. Bugün katile ağırlaştırılmış müebbet verecek ve bize ‘sanığa ağır bir ceza verdik daha ne istiyorsunuz’ diyecekler. Yeni bir faili meçhul dosya yaratılıyor.”

Batman Baro Başkanı Erkan Şenses de  “Bugün, burada bir sıkıyönetim uygulaması var. Avukatsız yargılama yapılamaz, Anayasa’ya aykırı bir uygulama yapılıyor. Bir cinayet daha faili meçhul bırakılacak. Faili meçhul cinayete kurban gidenler için mücadele etmek boynumuzun borcu olsun” dedi.

“Hepsinde yöntem aynı”

Öte yandan duruşma öncesinde açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar davayla ilgili olarak şunları söyledi: “Türkiye tarihi siyasi cinayetlerle doludur, hepsinde de yöntem aynıdır. Bu cinayetlerin arkasını araştırmak bir yana üstü hep örtülmüştür. Daha önce işlenen cinayetlerde gerçekler ortaya çıkarılsaydı, bugün Deniz Poyraz arkadaşımız hayatta olabilirdi. Fakat mahkeme cinayeti tek bir kişinin münferit cinayeti gibi göstermeye çalışıyor.

Yetmezmiş gibi dava buraya kaçırıldı, bu senaryo çok tanıdık, yıllardır kurulan tezgahlar hep aynı. Adalet sağlanmadığı sürece hiç kimse kendini güvende hissedemez.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’a Verilen Bütçe Yetkisini İptal Etti!

Anayasa Mahkemesi (AYM), Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oylarıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a 23’üncü ek maddeyle tanınan bütçeye ödenek ekleme yetkisini oy birliğiyle iptal etti.

Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda yer atan genel bütçe gelir tahmini üzerinde gerçekleşen gelir kadar, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerine ödenek ekleme yetkisi veren maddeyi iptal etti.

AYM’ye başvuran Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekilleri Engin Özkoç, Özgür Özel ve Engin Altay ile birlikte 131 milletvekili, Erdoğan’a verilen söz konusu yetkinin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını talep etmişti.

Yetkinin; 22/12/2021 tarihli ve 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na eklenen geçici 23. maddenin birinci cümlesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 87.. 123. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmişti.

AYM’nin kararı şöyle oldu:

“22/12/2021 tarihli ve 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na eklenen geçici 23. maddenin;

A. Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

B. İkinci cümlesinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,

13/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

Paylaşın

‘Kimyasal Silah’ Davası Türk Tabipler Birliği’ne Yöneliyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve diğer konsey üyeleri hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla soruşturma başlatıldığı ve soruşturma için gizlilik kararı getirildiği haber verildi.

Fincancı, Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümranlık alanında sürdürdüğü operasyonlarda kimyasal silah kullanımına ilişkin iddiaların araştırılması gerektiği konusunda görüş belirtmiş ve bu değerlendirmesi dolayısıyla AKP-MHP iktidarınca hedef gösterilerek büyük bir hızla tutuklanmıştı.

Mezopotamya Ajansı’nın haberinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan sızan bilgilere göre, başlatılan soruşturmanın, Adli Tıp Uzmanı, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına gerekçe gösterilen suçlamayı da kapsadığı bildirildi.

Gene Başsavcılıktan sızan bilgilere göre, Fincancı’nın tutuklu olarak yargılandığı soruştutmayı yürüten savcı, TTB Merkez Konseyi üyeleri aleyhine yürütülen soruşturmanın yanısıra TTB Başkan ve Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına ilişkin soruşturmayı da yürütüyor.

Fincancı’ının avukatlarının verdiği bilgiye göre, TTB Merkez Konseyi Başkanı’nın ilk duruşmasının görüldüğü gün, TTB’nin diğer merkez konseyi üyelerinin açık kaynak araştırma raporları aynı savcı tarafından soruşturma dosyasına dahil edildi. Avukatların mahkeme önündeki dosyayla ilgisi olmayan bu evrakın dosyadan çıkarılması  itirazına mahkeme başkanı evrakın dosyada bilgi amacıyla yer aldığını söyleyerek karşılık verdi.

Ancak gelişmeler, evrakın Fincancı ve diğer konsey üyelerinin tamamı hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla başlatılan soruşturma kapsamında dosyaya girdiğini gösterdi.

Arka plan 

19 Kasım’da TSK’nin KBY alanında sürdürülen harekatlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarının kanıtı olarak tartışılan görüntülerin sosyal medyada dolaşıma girmesinin ardından Medya Haber TV kanalının sorularını yanıtlayan Adli Tıp Uzmanı ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ön değerlendirme niteliğindeki beyanları iktidar sözcüleri ve Savunma Bakanlığınca tepkiyle karşılanmış ve ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında 26 Kasım günü gözaltına alınan ve ertesi gün tutuklanarak cezaevine gönderilen Fincancı’nın geçtiğimiz hafta  Çağlayan, İstanbul Adliyesi 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davasının ilk duruşmasında tahliye talepleri reddedilmiş ve dava 29 Aralık’a ertelenmişti.

Savcılık Fincancı’yı “Terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” ile suçlamış ve üst sınırdan 1,5 yıldan 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istemişti. Mahkeme savcının talebine uyarak tutukluluğun devamına karar verdi.

Paylaşın

CHP’de 25’in Üzerinde İl Başkanı Milletvekilliği İçin İstifa Etti

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 25’in üzerinde il başkanı milletvekili aday adayı olmak için istifa etti. CHP yönetiminin istifa edenlerin isim ve sayısı ile il ve ilçe yönetimlerinin belirlenme sürecine dair bir açıklama yapacağı öğrenildi.

CHP’nin, il ve ilçe başkanlarına milletvekili aday adayı olmak için verilen istifa süresi bugün (26 Aralık) mesai bitimiyle birlikte doldu. Sürenin dolmasına saatler kala çok sayıda CHP il ve ilçe başkanı ile parti yönetiminin çeşitli kademelerinde görev alanların istifaları genel merkeze ulaştı.

Edinilen bilgiye göre CHP’den istifa eden il başkanı sayısı ilk belirlemelere göre 25’i geçti.

CHP istifalara dair açıklama yapacak

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 4 yıl 11 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edilen ve “siyasi yasak” kararı verilen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile CHP Ankara İl Başkanı Ali Hikmet Akıllı istifa dilekçesi vermedi.

Öte yandan CHP yönetiminin istifa edenlerin isim ve sayısı ile il ve ilçe yönetimlerinin belirlenme sürecine dair bir açıklama yapacağı öğrenildi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, Bursa İl Başkanı Turgut Özkan, Balıkesir İl Başkanı Serkan Sarı, Van İl Başkanı Seracettin Bedirhanoğlu, Mersin İl Başkanı Adil Aktay, Edirne İl Başkanı Fevzi Pekcanlı, Tunceli İl Başkanı Ali Mustafa Çelik, Denizli İl Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, Malatya İl Başkanı Enver Kiraz, Çorum İl Başkanı Mehmet Tahtasız, CHP Karabük İl Başkanı Abdullah Çakır ve Hakkari İl Başkanı Nazım Demir istifa eden il başkanları arasında yer aldı.

Paylaşın

2023’te Türkiye’yi Kritik Gelişmeler Bekliyor

Cumhuriyetin 100’üncü yıl dönümü olan 2023’te çoğu kişiye göre Türkiye için “kader anı” olarak görülen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri iç siyasette yıla damgasını vuracak. Seçim öncesi ve sonrasında yaşanacak pek çok gelişme bu kader oylamasının etrafında şekillenirken, sonuca göre yılın ilk yarısı gibi ikinci yarısı da hareketli geçebilir.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, Türkiye’yi 2023’ün ilk aylarından başlayarak altılı masanın alacağı kararlar, anayasa değişikliği oylaması, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili yargı süreci, HDP’nin kapatılması davası, seçim süreci ve sonrası gibi çok sayıda kritik gelişme bekliyor.

Yeni yılla beraber altılı masa hızlanacak

Altılı masanın yeni yıldaki ilk toplantısı 5 Ocak’ta Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde yapılacak. Yeni yılın ilk aylarıyla beraber altılı masanın gerek ortak adayın belirlenmesi gerekse diğer kritik konulara dair alacağı kararlar için zaman artık daha hızlı işleyecek. Kamuoyunun aylardır ortak adayını belirlemesi için yaptığı baskıya karşı direnen altılı masanın yılın ilk ayları ile birlikte artık bir karar alması bekleniyor. Bu kararın Şubat ayına kadar uzaması ihtimal dahilinde.

Şu ana kadar ortak aday olarak ön plana çıkan isimlerden en önemlisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları da bazı anketlerde öne çıkan isimler arasında yer alıyor. Ancak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki yargı sürecinin devam etmesi ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a HDP seçmenlerinin oy vermeyeceğin öngörülmesi iki adayın en büyük handikapları.

Altılı masanın partilerin 72 başlık altındaki görüş ve politikalarının bir havuzda harmanlandığı ortak hükümet programı ve seçim beyannamesinin de yılın ilk aylarında hazır olması bekleniyor.

Bu arada altılı masanın en önemli vaadi arasında yer alan güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin yol haritası üzerinde de çalışmalar sürüyor ve bu haritanın da yeni yılda kamuoyu ile paylaşılması bekleniyor.

İmamoğlu ile ilgili süreç nasıl ilerleyecek?

Bu arada 2023 yılında İmamoğlu’na verilen hapis cezası ve getirilmesi söz konusu olan siyasi yasak da konuşulmaya devam edilecek.

Cezaya ilişkin istinaf ve Yargıtay süreçlerinin ne zaman tamamlanacağının net olarak tahmin edilememesi ortak adaya ilişkin denklemleri etkilerken, altılı masa üyeleri arasında bu konunun zaman zaman gündeme gelmesine neden olabilir.

Bu arada, İmamoğlu ile ilgili bir başka süreç daha işliyor. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığı müfettişleri İmamoğlu’nun, “terörle irtibatlı ve iltisaklı kişileri belediyede işe aldığı” iddiasıyla hazırladıkları raporu tamamlayıp savcılığa teslim etmesiyle ilgili gelişmeler yeni yılda da gündemde olacak.

İçişleri Bakanlığı’nın yargıdaki bu süreçlerin tamamlanmasını beklemeden İmamoğlu’nu görevden alıp alamayacağı ya da yerine kayyum atayıp atamayacağı ve tüm bunlarla ilgili yasal süreç yine gündemin en önemli başlıklarından birisi olacak.

Anayasa değişikliği teklifi ve referandum ihtimali

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü ile ilgili yasa teklifini gündeme getirmesinin ardından Cumhur İttifakı’nın Meclis’e sunduğu anayasa değişikliği teklifi yılın ilk iki ayında gündemdeki önemli konulardan birisi olacak.

Teklifle ilgili yılın ilk haftalarında AKP’nin muhalefet partilerini ziyaret etmesi beklenirken, Ocak ayı sonlarında da komisyon görüşmelerinin başlaması öngörülüyor. Başörtüsü konusunun yanı sıra “ailenin korunması” başlığı altında eşcinsel evliliklerin engellenmesi ile ilgili düzenlemenin de yer aldığı anayasa değişikliğine ilişkin Genel Kurul’daki oylama ise görüşmelerin takvimine bağlı olarak Şubat ayında yapılabilir.

Bu konu hem altılı masayı hem de HDP’yi seçmenine karşı sıkıntıya sokan bir mevzu olarak yılın ilk haftalarından itibaren tartışılmaya devam edilecek. İYİ Parti ve HDP’nin, hatta belki CHP’nin başörtüsü ile ilgili maddeye “evet” demesinin de söz konusu olabileceği bir denklem ortaya çıkabilir.

Konuyla ilgili altılı masada bu konuda bir eşgüdüm sağlanması çabaları da yılın ilk zamanları siyasi partileri meşgul edecek. Bu nedenle komisyon görüşmelerinin hararetli geçmesi ve düzenlemelerde bazı değişiklikler yapılması da gündem gelebilir.

Anayasa değişikliği teklifinin TBMM’de kaç milletvekili tarafından destekleneceği ise çok önemli olacak. Oy kullanamayan TBMM Başkanı Mustafa Şentop haricinde Cumhur İttifakı’nın Meclis’te toplam 334 sandalyesi bulunuyor. Referanduma gidilebilmesi için 360 milletvekili gerekiyor ve bu sayıya ulaşmak için muhalefetten herhangi bir partinin teklife “evet” demesi ya da AKP’nin teklife “evet” diyecek en az 26 milletvekili bulması gerekiyor. AKP ile MHP’nin 400 milletvekilini bulabilmesi durumunda ise referanduma gerek kalmadan anayasa değişikliği geçebiliyor.

Siyaset kulislerinde anketlerdeki durumuna bakarak AKP’nin başörtüsü ve eşcinsel evliliklerin yasaklanmasını içeren bu anayasa paketi için referanduma gitmek isteyebileceği ve Macaristan’da Viktor Orban’ın yaptığı şekilde seçimde üçüncü bir sandık koyarak istediği sonucu almaya çalışabileceği de konuşuluyor.

HDP ile ilgili kapatma davası

Yeni yılın ilk ayından itibaren seçime kadarki dönemde en çok konuşulan konulardan birisi de HDP ile ilgili açılan kapatma davası olacak.

Sürece ilişkin ilk önemli tarih 10 Ocak. Anayasa Mahkemesi (AYM), 10 Ocak 2023’teki toplantının gündemine HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davayı aldı ve o gün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin AYM’ye gelerek sözlü açıklama yapacak. Şahin’in açıklamasının ardından belirlenecek günde ise HDP sözlü savunmasını verecek.

Başsavcı Şahin’in sözlü açıklaması ve HDP’nin sözlü savunmasının ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak olan AYM raportörü esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP ile ilgili alınacak karar, seçimde anahtar rolde olması açısından büyük önem taşıyor. Siyaset kulislerde her ne kadar doğrudan bir ilişkisi olmasa da Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasının ardından HDP’nin kapatılmasına yönelik ihtimalin daha yükseldiği konuşuluyor.

Parti yetkilileri ise kapatma davası açıldıktan sonra çeşitli kereler yaptıkları açıklamalarda her ihtimale karşı hazırlıklı olduklarını belirterek, seçmenlerine olan güvenlerini yineliyor.

Bu kapsamda HDP’nin kapatılması durumunda ne yapacağı ve seçmenlerine seçimde hangi adayı işaret edeceği de çokça konuşulacak konulardan birisi olacak.

Seçim ne zaman yapılacak?

Yeni yılın ilk aylarından itibaren normalde 2023 Haziran ayında yapılması gereken ancak Cumhur İttifakı üyelerinin de dahil olduğu pek çok siyasetçinin erkene çekilmesine kesin gözle baktığı seçimin tam olarak ne zaman yapılacağı yine en çok konuşulan konulardan birisi olacak.

Haziran ayının Hac mevsimi olması ve aynı zamanda üniversite sınavları ile çakışmasının yanı sıra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili iddialar nedeniyle seçimin Mayıs ayında yapılması yüksek olasılıklardan birisi olarak görülüyor.

Erdoğan’ın adaylığı

Bu kapsamda bazı çevrelerde dillendirilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘ın aday olmasının resmen mümkün olmadığı yönündeki görüşler de yine tartışmaya açılabilir.

Bazı anayasa hukukçuları ve muhalefet üyeleri Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanlığına aday olamayacağını savunurken, iktidar Erdoğan’ın 2014’te eski sistemle, 2018’de ise yeni sistemle cumhurbaşkanı seçildiğini ve dolayısıyla 2023 seçiminin Erdoğan’ın ikinci adaylığı olduğunu belirterek ortada bir hukuki aykırılık olmadığını söylüyor.

Seçim: Türkiye için kader anı

Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi daha erken bir tarihe alınmaması durumunda 18 Haziran 2023 Pazar günü gerçekleştirilecek.

Oy verme gününden 60 gün önce yani 19 Nisan 2023’te Yüksek Seçim Kurulu seçim takvimini açıklayacak ve seçim süreci resmen başlayacak.

Cumhurbaşkanı seçiminde adayların seçilebilmek için en az yüzde 50 + 1 oyu alması gerekecek. İlk turda eğer hiçbir aday salt çoğunluğu sağlayamazsa, ilk turda en çok oy alan iki aday arasında 15 gün sonra ikinci tur yapılacak ve burada geçerli oyların çoğunluğunu alan aday cumhurbaşkanı seçilecek.

Bu arada Cumhur İttifakı’nın seçim yasasında yaptığı ve 7 Nisan 2023 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiş olacak olan yeni seçim yasası da ilk kez bu seçimde uygulanmış olacak.

Seçim sonrası senaryoları

2023 yılının ilk altı ayı seçim öncesi gelişmelerle geçerken, yılın kalan yarısına ise seçim sonrasındaki yeni durum damgasını vuracak.

Seçim sonrası için farklı senaryolar mevcut. Cumhur İttifakı’nın hem cumhurbaşkanlığı seçimini hem de parlamentoda çoğunluğu kazanması durumunda Erdoğan bazı çevrelerce “tek adam yönetimi” ya da “seçimli otokrasi” olarak adlandırılan yönetimini 5 yıl daha devam ettirecek.

Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanlığı seçimini kazanıp, parlamentoda çoğunluğu kaybetmesi durumunda gerek yürütmede gerekse yasama sürecinde eli eskisi gibi rahat olmayacak. Bu durumda Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini daha sık kullanabileceği yorumları yapılırken, buna karşılık muhalefetin de çoğunluğu sağlayabildiği konular için yasa yaparak kararnamelerin önünü kesebileceği belirtiliyor.

Bir başka seçim sonucu senaryosuna göre muhalefetin cumhurbaşkanlığını ve parlamentoda çoğunluğu kazanması durumunda ise Türkiye son 20 yılın ardından yeni bir sayfa açacak. Çünkü bu durumda gerek yeniden inşa ya da restorasyon süreci gerekse altılı masanın vaatleri arasında bulunan güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş ile ilgili adımların atılması bekleniyor. Bu senaryo gerçekleşirse 2023 yılının ilk yarısının hareketli günlerinin benzerinin hatta belki daha hızlısının ikinci altı ayda yaşanması muhtemel.

Paylaşın

CHP, 6 Nisan Sonrasında Yapılacak Erken Seçime ‘Hayır’ Diyecek

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 6 Nisan’da yeni seçim mevzuatı yürürlüğe girdikten sonrasında seçim tarihinde yapılacak olası değişikliğe “ret” oyu vereceklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, “Seçim konusunda Nisan başına kadar olana evet deriz. O tarihten itibaren seçim mühendisliğidir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim güvenliğinde 2014’te karnemiz iyi değildi. O dönem ülkenin her yerine gidilemedi. Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine girilemedi. Bugün her yere gidebiliyoruz. Geçmişle mukayese edilemeyecek şekilde çalışıyoruz. Geçmişte 10 bin sandığa arkadaşlarımız gitmemişti. Onlarla (sandık başına gitmeyenler ile) ilişkimizi kestik. Ciddi önlemler alıyoruz” açıklamasında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, internet medyasından gazetecilerle buluştu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre, CHP ile birlikte İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin oluşturduğu “altılı masa” işbirliği için “masa dağılmaz” mesajını vurgulayan Kılıçdaroğlu, muhalefet cephesine ortak Cumhurbaşkanı adayı konusunda iktidar ve medya tarafından dayatma yapıldığı görüşünü yineledi.

Kılıçdaroğlu, eğer 24 Haziran 2018’teki gibi ortak Cumhurbaşkanı adayında uzlaşma olmazsa ve muhalefet partileri ayrı adaylar çıkarırsa ne olacağına ilişkin soruya karşılık “Bir şey oldu diye kıyamet kopacak değil. Altılı masada bu tartışma hiç olmadı” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, “Tek aday mı, çoklu aday mı? Görüşülmedi ama her olasılık olabilir, benim düşüncem. Tek adayla seçime gitmek ve seçimi almak lazım. Bu çok doğal. Tartışılabilir. Altılı Masa’da hiç gündeme gelmedi. Bir şey söylediğimde diğerlerinin (liderler, partiler) iradesine ipotek koymak olacak” diye konuştu.

Ortak aday belirlenmesi konusunda İyi Parti Lideri Meral Akşener ile CHP arasında gerilim yaşanmasına ilişkin soru üzerine Kılıçdaroğlu, “Sayın Akşener ile sorunumuz yok. Kavga etmedik ki görüşüyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı seçiminde HDP’nin rolü ve kararsız seçmenler açısından ise “Çıtayı demokrasi üzerine oturtursak bir sorun olmaz. Demokrasiden yana olanlar gelip oy verecekler. Bizim kralımız çok iyi diyenler de gidip öbür tarafa oy verebilirler” yorumunu yaptı.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eğer seçilemeyeceğini öngörürse aday olmayabileceği görüşünü de öne sürdü.

Altılı masanın dağılması iddialarına “Hiç birisini inanmayın” tepkisini paylaşan Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı ismini belirlemeden öte “ortak hükümet programı” ya da bir başka deyişle “geçiş süreci yol haritası” açıklamasına önem verdiklerini belirterek, muhalefet partilerindeki asıl uzlaşılması gerekeni hükümet programı olarak işaret etti.

Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı tartışmalarına ilişkin “Sistemi niye tartışmıyoruz. Altı lider diyor ki, önce demokrasi istiyoruz. Erdoğan ve onun yakın çevresi olayı kişi ekseninde götürmek istiyor. Bunun bilinçli bir yönlendirme olduğuna inanıyorum. Kendimize yeni bir kral arıyoruz. Kurallardan vazgeçildi. Ama biz kural istiyoruz. Toplum doğal olarak bu noktaya itildi, sürekli olarak. Yav memleket batmış, kralı nereden bulabiliriz. Biz kurtarıcı aramıyoruz, yeni kral aramıyoruz, biz demokrasi arıyoruz” tepkisini dillendirdi.

Altılı masa olarak aday tarifini yaptıklarını anımsatan Kılıçdaroğlu, altılı masada oyçokluğuyla mı, oybirliğiyle mi ortak Cumhurbaşkanı adayı kararı alınacağı sorusuna, “Aday konusunda umut olacak karakterin önce çıkması önemli değil mi? Altılı Masa’da aday konuşulmadı. 5 Ocak’ta (altı lider buluşmasında) hükümet programı ve parlamenter sistemi konuşacağız. İsim konuşulmayacak. Bugüne kadar kararlar oy birliği ile alındı” yanıtını verdi.

CHP 6 Nisan sonrasındaki erken seçime “hayır” diyecek

Kılıçdaroğlu, CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın da konuya ilişkin son açıklamasını anımsatarak, 6 Nisan’da yeni seçim mevzuatı yürürlüğe girdikten sonrasında seçim tarihinde yapılacak olası değişikliğe “ret” oyu vereceklerini vurguladı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim konusunda Nisan başına kadar olana evet deriz. O tarihten itibaren seçim mühendisliğidir” görüşünü paylaştı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim güvenliğinde 2014’te karnemiz iyi değildi. O dönem ülkenin her yerine gidilemedi. Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine girilemedi. Bugün her yere gidebiliyoruz. Geçmişle mukayese edilemeyecek şekilde çalışıyoruz. Geçmişte 10 bin sandığa arkadaşlarımız gitmemişti. Onlarla (sandık başına gitmeyenler ile) ilişkimizi kestik. Ciddi önlemler alıyoruz” açıklamasında bulundu.

“Erdoğan seçilemeyeceğini anlarsa aday olmayabilir”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 18 Haziran 2023 tarihi yerine erken seçim kararı alınması tartışmasıyla birlikte Erdoğan’ın üçüncü kez aday olma veya olamama tartışması yaşanabileceği konusunda ise “Erdoğan seçilemeyeceğini anlarsa seçime girmeyebilir. Seçim kaybetmek istemez. (Erdoğan) Anlarsa ‘Ben girecektim ama YSK onaylamadı’ diyecek ama biz YSK’nın onun emrinde olduğunu biliyoruz. Halk da biliyor” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi konusunda yeniden mağduriyet senaryosu üretemeyeceğini söyledi ve YSK’nın kimin emrinde olduğunu halkın bildiği görüşünü yineledi.

Kılıçdaroğlu, YSK’ya kesinlikle güvenmediğini de sözlerine ekledi.

İmamoğlu’na siyasi yasak tepkisi: “Erdoğan kurşun askerlerini geri çek”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak getirilmesini de öngören hapis cezasına ilişkin yargı eliyle siyasete müdahale edildiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, yargı kararıyla İBB’nin iktidarca ele geçirilmeye çalışıldığını vurguladı.

CHP lideri, “Erdoğan kurşun askerlerini yani yargıyı geri çek. İstanbul için hemen seçim kararı al. Milletin kararı önemlidir. Yüreğin yetiyorsa yap. Aynı çağrıyı Yalova için de yapıyoruz. Milletin iradesine güveniyorsan hemen gel seçim yapalım” çıkışı yaptı.

Kılıçdaroğlu, İstanbul ve Yalova’da ilçeleriyle birlikte yeniden yerel seçimler dolayısıyla belediye başkanlıkları ve meclisleri için seçim yapılması çağrısını tekrarladı.

Kılıçdaroğlu, eğer İstanbul ve Yalova’da yerel seçim yapılırsa CHP’nin Ekrem İmamoğlu ve Vefa Salman’ın mı adayları olacağı sorusuna “Evet evet tabii” yanıtını verdi.

AKP’nin anayasa değişikliği: “Görüşeceğiz, kararımızı vereceğiz”

Kılıçdaroğlu, AKP’nin başörtüsüne güvence sağlama iddiasındaki anayasa değişikliği teklifiyle ilgili milletvekillerince parti grubu kararı alınamayacağı ve bireysel oy verileceği için CHP İzmir Milletvekili olarak nasıl oy kullanacağı sorusunu yanıtlamadı.

AKP’nin Meclis’e sunduğu anayasa değişikliği teklifiyle ilgili yeniden parti gruplarını TBMM’de ziyaret etme kararı aldığını kaydeden Kılıçdaroğlu, bugün sabah CHP Grubu’na AKP’den ziyarette bulunma talebi geldiğini açıklayarak, sonrasında konuyu parti içerisinde görüşeceklerini söylemekle yetindi.

Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliğini elbette görüşeceğiz. Verilen teklif çok sorunlu bir teklif. AK Parti, tekrar grupları ziyaret edecek ve biz de kendi düşüncelerimizi onlarla paylaşacağız” dedi.

“F-35’e yeniden Türkiye’de parça üretilmesini isteriz”

Kılıçdaroğlu, ABD’yle ilişkiler ve Rusya’dan satın alınmış S-400 hava savunma sisteminden kaynaklanan gerilim konusunda Türkiye’nin NATO ittifakının parçası olduğunu vurguladı.

Kılıçdaroğlu, “Türkiye, NATO ittifakı çerçevesinden hareket etmeli. F-35 askeri uçak konusunda ise Türkiye’nin F-35 için yeniden parça üretmesinden memnun olacağız. Var olan sorunların çözülmesi gerekiyor. Biz dış politikada çözümden yanayız. Biz barıştan yanayız” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, sadece ABD’yle ilişkiler değil tüm ülkeler ile ilişkiler bakımından barışçı çözüm istediklerini ifade etti.

Anayasa Mahkemesi’ne mektup gönderecek

Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi (AYM) gündemindeki “dezenformasyon ile mücadale” gerekçesiyle hayata geçirilen Basın Kanunu’nun değiştirilmesiyle ilgili yasal düzenlemeye ilişkinse “demokrasi” vurgusu yaptı.

“AYM’nin demokratik standartlarla ilgili davalara öncelik vermesi lazım” diyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki basın özgürlüğü açısından “zaten RTÜK, BİK, BTK gibi kuruluşlar hepsi Saray’a bakarak kararlar alıyorlar” diyerek baskı ortamı yaratıldığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, AYM Başkanı’na mektup göndereceğini de ilk kez açıklayarak, “Yargıda bir çürüme var ama nitelikli yargıçlar nedeniyle az da olsa ayakta duruyor. AB’nin (Avrupa Birliği) tüm demokratik standartlarını getireceğiz” dedi.

AYM gündemindeki HDP’nin kapatılması talepli davaya ilişkinse Kılıçdaroğlu, siyasi parti kapatma davalarına CHP olarak karşı olduklarını da ifade etti.

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Üç Konuda Anlaşmadı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa’nın üç konuda anlaşamadığı öne sürüldü.

Yeni yılın ilk 6’lı masa toplantısına Gelecek Partisi ev sahipliği yapacak. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun zirve öncesinde, masa gündeminde yer alan ve ‘ihtilaflı’ 3 konuda siyasi parti liderleriyle özel görüşmeler yapacağı öğrenildi.

Sözcü’den Cem Yıldırım’ın haberine göre; komisyonların yaptığı çalışmada mülteci sorunu, İstanbul Sözleşmesi ile Cumhurbaşkanı Yardımcılıkları konusunda tam mutabakat sağlanamadığı belirtildi.

5 Ocak 2023’te yapılacak 6’lı masa toplantısında, liderin gündeminde uzlaşı sağlanamayan konular yer alacak. 6 partinin genel başkan yardımcılarından oluşan ve seçim öncesi, seçim sırası ve seçim sonrası olmak üzere üç ayrı çalışma yürüten komisyonlar, şimdiye kadar 9 ana başlıkta 72 alt başlığı ele aldı.

Hukuk, adalet ve yargı, kamu yönetimi, şeffaflık, denetim ve yolsuzlukla mücadele, ekonomi, finans ve istihdam, sektörel ve bölgesel konular, bilim ve teknoloji, eğitim ve öğretim, sosyal politikalar, dış politika, güvenlik, savunma olmak üzere 9 başlık çalışıldı.

Mutabakat aranan birinci konu ‘mülteci sorunu’ oldu. Gelecek Partisi’nin metne ekletmek istediği ‘onurlu insani geri dönüş’ ifadesine Demokrat Parti’nin karşı olduğu belirtildi. CHP ve İYİ Parti, Temel Politikalar Belgesi’ne İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanacağına dair bir taahhüt konulmasını istiyor.

Buna SP’nin şerh koyduğu ifade ediliyor. Geçiş sürecinde, Cumhurbaşkanı ve yardımcılarının yetkisiyle ilgili vatandaşa net taahhütler verilmesi hedefleniyor. SP lideri Karamollaoğlu, ‘eşgüdüm kurulu’ öneriyor. Ancak, bazı liderlerin çekincesi olduğu biliniyor.

Paylaşın

Şebnem Korur Fincancı’nın Tutukluluğunun Devamına Karar Verildi

Türk Tabipleri Birliği (TBB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın hakkında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) “kimyasal silah kullandığına” yönelik iddiaları yorumlarken kullandığı ifadeler gerekçe gösterilerek açılan davada tutukluluğunun devamına karar verildi. Dava 29 Aralık’a ertelendi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı’nın yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul Adalet Sarayı 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Bianet’ten Ruken Tuncel’in aktardığına göre, duruşma başlamadan önce 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu ikinci katta polis, yoğun önlem aldı. Türkiye’nin birçok kentinden gelen hekimler ve tabip odası başkanları ise duruşmaya alınmadı.

Öte yandan Fransa, Danimarka ve Hollanda başkonsolosları ve İngiltere Başkonsolos yardımcıları, Dünya Sağlık Örgütü temsilcilerinin de olduğu çok sayıda yabancı ülke temsilcileri de duruşmayı izledi.

Duruşma gecikmeli olarak başladı. Korur-Fincancı salona girdiğinde mahkeme salonunda alkışlar yükseldi.

3 avukat sınırı

Daha sonra duruşma kimlik tespitiyle başladı.

Kimlik tespitinin ardından Korur-Fincancı’nın avukatı Meriç Eyüboğlu, daha büyük bir duruşma salonuna geçilmesini talep etti.

Mahkeme Başkanı, bir sanığın olması ve 3 avukat sınırı getirilmesi nedeniyle büyük salona geçilmesi talebini reddetti.

Ardından eski İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, mahkeme heyetinin ret kararının hukuka uygun olmadığını ve avukat sınırlaması getiremeyeceğini söyledi.

Mahkeme başkanının, bu kararı üzerine avukatlar salonda bulunan tüm avukatların zapta geçilmesini istedi.

Avukatlarının zapta geçilmesinin ardından Korur-Fincancı’nın savunmasına geçildi.

Jandarmanın avukatlar ile Korur- Fincancı arasına duvar örmeleri üzerine Avukat Meriç Eyüboğlu itiraz etti.

Jandarmanın, savunma ile müvekkil arasına girdiğini belirtti ve jandarmanın aradan çekilmesini talep ettim.

Mahkeme Başkanı ‘sen’ diye hitap etti

Mahkeme heyetinin bu talebi de reddetmesi üzerine salondaki avukatlar tepki gösterdi.

Avukatlar, mahkeme heyetinin, usul sorunu yaşattığını, bu çözülmeden esasa geçilemeyeceğini belirttiler.

Mahkeme Başkanının, Şebnem Korur Fincancı’ya “sen” diye hitap etmesi üzerine yeniden gerilim yaşandı. Avukatlar mahkeme başkanının hitap şeklini düzeltmesini istediler.

Daha sonra Korur-Fincancı beyanda bulundu.

Korur-Fincancı “‘Sen” diye hitap ederek hakkımda verdiğiniz hüküm belli oluyor. 64 yaşındayım ve sizlerin yaşıtlarına hukuk fakültesinde ders verdim” dedi.

Ankara’dan İstanbul’a getirilme koşulunu anlatan Korur Fincancı, şunları söyledi: “Sağlık sorunlarım sebebiyle uçak ile getirilmem talep edildi fakat buna rağmen ring aracıyla ve kelepçeyle getirildim. İnsan hakları alanında mücadele eden biri olarak bu durum insan haklarına aykırıdır.”

“Avukatlarıma haber verilmeden basına bilgi geçildi”

Gözaltı sürecine değinen Korur-Fincancı şöyle devam etti: “Ev aramasında yapılan algı çalışması, masumiyet karinesinin daha başında ihlal edildi. Tutuklamaya karar verildiğinde daha avukatlarıma haber verilmeden basına bilgi geçildi.”

İddianameye değinen Korur – Fincancı, savcının yetersiz tıbbi bilgisine atıf yaptı ve kimyasal silah ile ilgili gördüğü videoları hatırlattı:

“Beni kimliklerimden arındırmaya çalışıyorsunuz”

“Gördüğüm videolarından yaptığım bir ön tanıdır. Tanıya ulaşmak için de bağımsız bir inceleme yapılması gerekir. Bu, uluslararası kılavuzlarda yer alır.”

Şebnem Korur-Fincancı ayrıca “İnsan hakları ihlalleri ortaya çıktığında ilk akla gelecek isim olma kimliğimden arındıramazsınız. Ben sadece TTB başkanı değilim, hak ihlaleri alanında mücadele eden dünyada ismi anılan bir adli tıp uzmanıyım. Beni bu kimliklerden kasıtlı olarak arındırmaya çalışıyorsunuz” dedi.

MSB’nin talebi reddedildi

Savunmanın ardından Mahkeme Başkanı, dijital verilerin, sosyal medya hesaplarının incelendiğine dair raporun dosyaya eklendiğini belirtti. Milli Savunma Bakanlığı adına katılma talebinde avukatın talebi ise “Suçtan zarar gören olmadığı” gerekçesiyle reddedildi.

Daha sonra avukat Gulan Çağın Kaleli, savunma yaptı: “Şebnem Korur-Fincancı, böyle bir iddia karşısında objektifliğine, bilimsel bilgisine duyulan güvenden kaynaklı başvurulacak ilk isimdir.

“Müvekkilimiz söylediği sözlerin, hangisinin TMK 7/2’ye girdiğini savcı ve tutuklama isteyen mahkeme bize açıklayamadı. 19 Ekim’de yurtdışında olan, Medya Haber’e katılmış 7 dakikalık bir konuşma yapmış. Bir gün sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, müvekkillimize hakaretler etmiş, ‘ülke düşmanı’ olarak tanımlanmıştır.

“Bahçeli’nin konuşmasının ardından gözaltı oldu”

“Bir gün sonra Devlet Bahçeli, ‘tutuklanması şarttır, TTB kapatılmalıdır’ demiş. Hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı, yargı, TTB hakkında harekete geçti. Bütün siyaset nefret söylemlerinde bulunmuşlardır. 25 Ekim’de Bahçeli ağır hakaretler etti ve Türk vatandaşlığından çıkarılmasını istedi.

“Bahçeli’nin konuşmalarının hemen ardından 26 Ekim’de müvekkilimiz gözaltına alındı. Halbuki biz müvekkilimizin Türkiye’ye dönüş tarihini ve istenildiği zaman ifade vereceğini söyledik, buna rağmen 26 Ekim sabahı saat 6.00’da evi basıldı. Savcı buna niçin ihtiyaç duydu? Savcı bütün bu hedef göstermelere kayıtsız kalamazdı ve bu nedenle gözaltı kararı verildi.

“Ayrıca göz altına alınma sürecinde ise büyük bir algı yürütüldü. Ankara’da savcılık sorgusunda ise savcı sabah 6.00’da ifade için hazır olduğunu bize bildirmiştir. Sabahın 6’sında makamında ifade almak için bulunan bir savcı bağımsız olduğunu söyleyemez.”

“Savcı siyasetçilerle aynı dili konuşuyor”

“Tutukluma sevk yazısına değineceğim, savcı tutuklama sevk yazısını alıp iddianame yapmış. İddianamede Medya Haber’in yayın politikası tartışılıyor, müvekkilimizle ilgili TMK 7/2’den hiçbir şey yok. Ayrıca Medya Haber Türkiye’de yasaklı, yani söyledikleri geniş kitlelere yayılacağı ifade edilen kanala Türkiye’den erişim yok ve geniş kitlelere ulaşmıyor. Ayrıca sunucunun Türkiye’de arandığı ve suç kaydı olduğu belirtiliyor, bunun müvekkillimizle ne alakası var?

“Savcı, ‘Türk kimliğine ve TTB başkanlığına yakışmayan’ diyor, siyasetçilerle aynı dili konuşuyor. 143 sayfalık Medya Haber raporu var. Bu raporun sadece 20 sayfası müvekkile ait. ANF raporunda ise 20 Ekim gününe ait bütün haberler var. Dosyada olduğunu söylediğiniz raporlar bunlar, bunlar dışında bir şey yok. Dosyadaki raporların müvekkilimizle ilgilisi yoksa, müvekkilimiz neden 2 aydır tutuklu?

“7 dakikalık konuşmadan 5 kelime seçildi”

“Savcı tutuklama için delil yokken tutukladı, siz de itirazımızı katalog suç diyerek reddettiniz. Katalog suç diyerek tutukluluğun devamına karar verdiniz, TMK 7/2 (Terörle Mücadele Kanunu 7/2) katalog suç değildir, TMK 7/3 katalog suçtur.

“Savcı, 7 dakikalık konuşmadan sadece 5 kelimeyi seçerek koymuş bu nedenle savcının tarafsız olduğunu söylemek mümkün değil.”

Kaleli’nin ardından savunmaya geçen avukat Meriç Eyüboğlu, AİHM 18. maddeyi hatırlattı ve bu maddenin ihlal edildiğini söyledi.

“Hangi yayına çıktığı yargılama konusu olamaz”

Eyüboğlu şöyle dedi: “İnsan hakları savunucuları, devletlerle derdi ve itirazları olan insanlardır. BM’nin de insan hakları savunucularının korunmasıyla ilgili düzenlemeleri vardır.

Avrupa’daki insan hakları örgütleri, hekim örgütleri ve müvekkilimizle çalışmış kurumlar Adalet Bakanlığına, Sağlık Bakanlığına, Cumhurbaşkanına mektup gönderdiler ve bu tutuklamanın hukuksuzluğuna değindiler.

Müvekkilim, bir insan hakları savunucusu olarak hangi yayına bağlandığı onun için önemli değildir. Ne söylediği, hangi nedenle söylediğini kendisi anlattı zaten. Hangi yayına çıktığı yargılama konusu yapılamaz.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) üç kararını örnek veren Eyüboğlu, “Terör örgütü propagandasından tutuklama olmayacağına dair kararları var. Müvekkilimiz söylediklerinde suç teşkil eden bir şey yok, ancak AİHM ve AYM’nin soykırımlar üzerine yapılan konuşmaları dahi ifade özgürlüğü saydığına dair çok sayıda kararı var” dedi.

“Müvekkilimiz ne ile suçlanıyor?”

Eyüboğlu şöyle devam etti: “Müvekkilimin konuşmalarını ne kadar izlediniz bilmiyorum ama müvekkilim görünen görüntülerin toksik gaz olduğu izlenimi verdiğini ancak bunun anlaşılması için bağımsız heyetlerin yerinde ve varsa ölü bedenler üzerinde inceleme yapması gerektiğini söylüyor.

Yerinde incelenmesinden söz ediyor, durum böyleyken müvekkilimiz ne ile suçlanıyor anlayamıyoruz. Müvekkilimizin söylediklerini siyasetçiler beğenmeyebilir, siz beğenmeyebilirsiniz ama alanında uzman olarak biri söylüyor.

‘Bilimsel özgürlük’ vurgusu

“Ayrıca alanında uzman kişilerin herhangi birinden farklı bir ifade özgürlüğü hakkı vardır. Müvekkilim alanında uzman biri olarak konuşmuştur.

“Bu akademik, daha geniş anlamıyla bilimsel özgürlüktür. AYM ve AİHM’in bu yönlü kararları vardır. Hatta AİHM akademik özgürlük anlamında verdiği ilk ihlal kararı da Türkiye’ye dairdir.

“Müvekkilimiz, akademik ve bilimsel özgürlük hakkının koruması altındadır.”

“Akar, Meclis’te araştırma yapıldığını söyledi”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın 9 Aralık’ta Meclis’te yaptığı konuşmayı hatırlatan Eyüboğlu, şöyle devam etti: “Hulusi Akar, Meclis’te kimyasal silahla ilgili araştırma yapıldığını söylüyor. Bağımsız bir heyet tarafından yapılmıyor ama müvekkilimin söylediği de zaten bu. O zaman ne ile suçlanıyor müvekkilimiz.”

“Örgüt propagandasının koşulları oluşmuyor”

Avukat Hülya Yıldırım söz aldı: “TMK 7/2’nin unsurları oluşmuyor çünkü örgüt propagandasında kasıt olması gerekiyor. Müvekkilim neyi, niçin söylediğini açıklamıştır, burada bir kasıt yoktur ve bu nedenle de TMK 7/2’nin koşulları oluşmuyor.”

Savcı üst sınırdan cezalandırılmasını istedi

Mahkeme Başkanı, savcıdan tutukluluğa ve hazırsa esas hakkında mütalaasını istedi. Savcı esas hakkındaki mütalaasının hazır olduğunu söyledi.

Savcı, mütalaada iddianamede yer verilen ifadeleri tekrarladı ve “basın yoluyla örgüt propagandası” suçlamasıyla üst sınırdan cezalandırılmasına ve tutukluluğunun devamını istedi.

“Beni meslektaşlarım göreve getirdi”

Verilen aranın ardından duruşma yeniden başlandı. Avukatlar tutukluk kararına ilişkin beyanda bulunacaklarını söylediler.

Şebnem Korur Fincancı, tutukluğunun devamı kararına ilişkin beyanda bulunuyor: “Cezaevinde olmak tabii ki zor ama benim gibi bir insan hakları savunucusu için bulunmaz bir nimet. Devlet hak ihlalerinin tespiti için kendi eliyle beni oraya koydu. Cezaevi günlüklerini yazıyorum yazmaya da devam edeceğim. Ama tutukluğunun ötesinde kaçma şüphesi akla zarar. Ben Almanya’dan dönmeyebilirdim, dünyanın her yerinde adli tıp uzmanı olarak ders verebilirim. Ama ben bu topraklarda doğdum, büyüdüm. Bu topraklarda yaşayan insanlara borcum var, TTB başkanıyım meslektaşlarıma borcum var. Fakat savcının belirttiği gibi devlet bana TTB başkanlığı görevini vermedi. Ben bugüne kadar devletin bana verdiği hiçbir görevi kabul etmedim. Beni hekim meslektaşlarım, merkez konseyi göreve getirdi.”

“Yargıya güvenmemiz gerekiyor”

İHD Eş Genel Başkanı avukat Öztürk Türkdoğan ise şöyle savunma yaptı: “Biz insan hakları savunucuları devletin ihlallerini söylediğimiz zaman hedef olup, soruşturuluyor ve kovuşturmaya tabi tutuluyoruz. İnsan hakları savunucularıyla ilgili bir iddianın araştırılması gerektiğinde bu araştırılır ama siyasi iklim değiştiği için yargıya hedef olarak gösteriliyor. Müvekkilimizin başına gelen de budur, söz konusu medya organına Türkiye’de yüzlerce insan konuştu, bugüne kadar suçlama konusu yapılmadı ama bugün siyasi konjüktür değiştiği için suç sayılıyor.

“Bugün burada aslında mahkeme üzerinde baskı kuran siyasilere seslenmek gerekiyor, mahkemeleri rahat bırakın. Siyasi iktidarın müdahalesine yargı kendini buna kapatmalı. Bizim yargıya güvenmemiz gerekiyor. Bizler sürekli hak ihlalleriyle ilgili sayısız başvuru alıyoruz.

“Özgürlük lehine karar vermenizi bekliyoruz”

“Avrupa Birliği’nin normlarına göre yayın yapan yayın kuruluşuna konuşmak ne zamandan beri suç oldu. Dolayısıyla siyasi iktidar bir suç tanımı yapıyor yargı da harekete geçiyor.

“Siyasi iktidarın yarattığı bu havadan mahkeme etkilenmemeli, bugün bu davayı dünyanın bütün ülkelerinden insan hakları savunucuları izliyor, birçok ülkeden hak savunucuları burada. Bugün siyasi iktidarın yarattığı bu havayı kırmak sizlerden geçiyor, özgürlük lehine karar vermenizi bekliyorum.

2. Dünya Savaşı sonrası Almanyası benzetmesi

Türkdoğan’ın ardından konuşan avukat Veli Küçük, “Atılı suç, katalog suçlardan değildir, tutuklamayı gerektirecek bir durum yoktur. Doğrudan suçlu ilan edilerek Masumiyet Karinesi ihlal edilmiştir. Bu salon İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’sıdır. Tutukluluğun devamına karar verilecek bir unsur bulunmuyor, tahliyesine karar verilmesini bekliyorum.”

“Üzerinizdeki baskıya rağmen vicdanlı karar verin”

Meriç Eyüboğlu ise “Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü 12 Aralık’ta Bakırköy, İstanbul ve Ankara savcılarına evrak gönderiyor. Sıkı güvenlik tedbirleri alınması söyleniyor, bu sıkı tedbir ring aracıyla ve 7 jandarmayla getirilmesiymiş. Ancak bu yazıda duruşmanın sonunda Sincan’a veya Bakırköy’e gönderilmesi yazıyor. Yani tutuklama kararı önceden verilmiş, savcı mütalaayı çok önceden hazırlamış. Fakat biz heyetinizden üzerinizdeki baskıya rağmen vicdani kanaatle karar vermenizi, ‘İstanbul’da Çağlayan’da hakimler var’ demeyi bekliyoruz” dedi.

Şebnem Korur-Fincancı’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Duruşma 29 Aralık’a bırakıldı.

Paylaşın

Akşener’den ‘İmamoğlu Kararı’ Yorumu: Seçime Giderken İstanbul’a Çökme…

İBB Başkanı İmamoğlu’na verilen hapis ve siyasi yasak kararını değerlendiren İYİ Parti Lideri Akşener, “Türkiye’de bir yargı problemi var. Ekrem İmamoğlu hakkındaki karar Sayın Erdoğan’ın kararı. Seçime giderken İstanbul’a çökme kararı. Bir sürü FETÖ iltisaklısı çıktı. Bunları işe almak konusundaki prosedürlerdeki imza sahipleri ne oldu?” dedi ve ekledi:

“Erdoğan’a göre herkes terörist. Bu eylemler yarın kendilerini sorumlu hale getirecek. 16 milyon İstanbullu’nun bugün seçilmiş belediye başkanına, yani milli iradeye uzatılan bir el var. Am bu milli iradeye el uzatma, çökme hadisesinin karşılığı olarak 85 milyon da senin yanında dedi. İstanbul’a özel değil, Türkiye’nin milli iradesine çöküldü, bunu ifade ettim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fox TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Asgari ücreti Sayın Erdoğan 8 bin 500 olarak açıklamıştı. Biz bütün hesapları yapıp 9 bin 600 olarak açıklamıştık. Açlık sınırı ocak ayında 8 bin 700 lira olacak yani asgari ücret yine açlık sınırının altına düşecek. Gıdaya erişim ve ısınma müthiş bir problem. Buzdolabını açıyorsunuz gördüğünüz sadece hoşaf. Bu yoksul ailelerde protein alamadıkları için çocuklarda bodurluk başladı. 14’ünden itibaren obezlik başladı.

Eskiden sayın Erdoğan bu işi bilirdi. Bizim yaş grubu bu yollardan gelmeyiz. Ben bir köyden çıktım geldi, sayın Erdoğan Kasımpaşa’dan geldi. Eğitim sosyal adaleti, sınıf geçirgenliğini sağladı. Bizim bu yolları unutmamamız gerekiyor. Sayın Erdoğan Saray’a gitti. Paralel bir dünya orası. Sağlık adına sayın Erdoğan manda yoğurdu, kestane balı karıştırın yiyin dedi. O fakir evlerde neler olduğunu bilmediği için böyle diyor.

Küfe vatandaşın sırtında. Küfe 10 yaşındaki kızına meyve toplayan, plastik ve karton toplayarak evini geçindirmeye çalışan babanın sırtında. Beceremiyorsa gitsin. Bunu çözmek sizin göreviniz. Varsa bir küfe, kendiniz aldınız. Sizin sırtınızdaki küfenin içi boş. Lüks hayat var. 13 tane uçak var. 500 milyon dolarlık uçak var. 2 tanesi neyinize yetmedi.

Millet iradesine çak yapıldı. Biz birbirimize çak yapmadık. Dünün mağduru, bugünün vesayetçisi yine Saraçhane’de suratımıza çak yaptı. Bugün yapılan iş, bir “ahmak” sözcüğü üzerinden. Bu sözü söyleyen Sayın Soylu. Sözü geri iade eden Sayın İmamoğlu. Sayın Erdoğan’ı hep akıllı bulmuşumdur. Türkiye’den kopmuştu, dünyadan da kopmuş. 1998’de oradan giderkenki yüz ifadeni hatırlasana. Biraz empati yapsana. O gün orada bulunan birçok insanın neler hissettiğini hatırlasana. Orada çakmak olmaz, orada teselli olur. Benim Sayın Ekrem ve Dilek İmamoğlu’na sarılmamın nedeni budur.

“Seçime giderken İstanbul’a çökme kararı”

Türkiye’de bir yargı problemi var. Ekrem İmamoğlu hakkındaki karar Sayın Erdoğan’ın kararı. Seçime giderken İstanbul’a çökme kararı. Bir sürü FETÖ iltisaklısı çıktı. Bunları işe almak konusundaki prosedürlerdeki imza sahipleri ne oldu? Erdoğan’a göre herkes terörist. Bu eylemler yarın kendilerini sorumlu hale getirecek.

16 milyon İstanbullu’nun bugün seçilmiş belediye başkanına, yani milli iradeye uzatılan bir el var. Am bu milli iradeye el uzatma, çökme hadisesinin karşılığı olarak 85 milyon da senin yanında dedi. İstanbul’a özel değil, Türkiye’nin milli iradesine çöküldü, bunu ifade ettim. Dünün vesayetçileri, Sayın Erdoğan’a bunu yaptı. Erdoğan’a yapılan bu haksızlığın karşısında durmuş bir kişiyim. Şiirin suç olmadığını bağıra bağıra söyledik. Bize tazminat davaları açıldı. Bu bir dayanışma hadisesi. Yanlışın karşısında bedel ödemeyi göze alma hadisesi. O günün mağduru bugünün kural tanımayan vesayetçisi oldu. Sadece 16 milyon çerçevesine sığdırırsanız o şarkılar biter. Tecrübe konuşuyor.

“Aradım, telefonu kapalıydı”

Sayın Kılıçdaroğlu’nu aradım. Birbirimizin telefonları var, özel kalemler araya girmeden oradan konuşuyoruz. Telefonu kapalıydı. İzin almak için aramadım yanlış anlaşılmasın. İzin alma mecburiyetim yok. Bu belediye başkanları iki partinin ittifakıyla seçilmiş başkanlar. İyi yaptığı işlerden de kötü yaptığı işlerden de biz mesulüz.  Sonra döndüm, bir güç oluşturabilelim diye Sayın Gültekin Uysal’ı aradım. Çok ağır gripti, Sayın Babacan’ı aradım, basınla ilgili bir programdaymış. Sayın Davutoğlu akşama gelebileceğini söyledi. Temel Bey’e de hiç ulaşamadık, hastanedeymiş. Ben orada bir güç gösterisi yapabilelim diye aradım.

“Böyle bir ahmaklık görmedim”

Bir kesim de siyasi nezakete uymuyor dedi. Sonra siyasi terbiyesizliğe döndü. Demek ki Sayın İmamoğlu’nu orada yalnız bırakmak siyasi terbiyeymiş. Ben böyle bir ahmaklık görmedim. AK Parti’nin Meral Akşener’in bilgisi var trollüğü üzerinden yürümeye çalıştılar. Ben de o otobüste bekledim. Demek ki keşke o otobüsün üzerinde yapayalnız konuşaydı.

Masa kazanacak. 13. Cumhurbaşkanı masadan çıkacak göreceksiniz. Benim kırgınlığım yok. Siyaset ya da kurumsal hayat böyle bir şey değil. İlkeler ya da kurallar üzerinden yürür. 6’lı masanın kurulma meslesi 3 meseleden kuruldu. Birincisi parlamenter sisteme geçiş, ikincisi seçim güvenliği, üçüncüsü ise seçilecek adayın yolculuğunda kullanması gereken işler. Sorasında biz siyasi partiler bir araya gelip nasıl bir iş birliği yapacağız o ayrı bir konu.

“Seçime tek adayla gitmeliyiz”

Ben cumhurbaşkanı adayı olma hakkımdan 1 buçuk yıl önce feragat ettim. 2018’de birden fazla adayla gittik olmadı. Ben aday değilim diyerek milletime diyorum ki biz tek adayla gitmeliyim. Kazanacak bir şahısla gitmeli ve kazanmalıyız. Seçtirdiğimiz şahsın birinci başkan yardımcısı olmak gibi bir pazarlığım olmadı. Başbakan olup olmamamla ilgili kararı millet verecek. Kılıçdaroğlu aday olmak ister, herkesin hakkıdır. Kılıçdaroğlu masaya “aday olmak istiyorum” diye gelmeden bunu konuşmak olmaz. Gelsin, ona göre konuşalım.

Paylaşın