TİP Lideri Baş: Büyük Bir Hesaplaşma Dönemine Giriyoruz

Seçim sürecine giden siyasi atmosferi değerlendiren TİP Lideri Baş” Seçimler önemli ama bir şeye dikkatinizi çekeceğim. Seçimlere nasıl bir ortamda giriyoruz biz? Mesela bu seçime giderken ülkenin en büyük 3. siyasi partisi kapatma davasıyla karşı karşıya.” dedi ve ekledi:

“Bugün hazine yardımı gasp edilmiş durumda. Bu ülkenin yasaları diyor ki her parti aldığı oy oranında hazineden yardım alır. Çünkü zaten hazine yurttaşın vergilerinden oluşuyor, bunu paylaştırmak lazım. Ama AYM çıktı dedi ki ‘HDP’ye ben bunu vermiyorum.’ Aynı AYM HDP’yi kapatma davasına doğru götürüyor.”

Açıklamasının devamında, “Seçimlerin en önemli aday adaylarından birisi Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yasak alıp almayacağını tartışıyoruz. Bugün biri CHP’li biri İyi Partili iki milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması komisyona havale edildi. Yarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanabilir durumda. Medya ablukasını, yargıyı, devletin olanaklarının iktidar tarafından baskı aracı olarak kullanılmasını geçiyorum. Düşünsenize nasıl bir seçime gidiyoruz biz. Şu anlattıklarımla bir ülke seçime doğru gidiyor bu normal midir?” ifadelerini kullanan Baş, şöyle devam etti:

“Şimdi yarın İstanbul’a kayyum gelecek mi gelmeyecek mi bu tartışmaları yapıyoruz. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı cezaevinde. Niye cezaevinde? Oraya daha önce atanan kayyumun, altından yaptırdığı belediye binasındaki tuvaleti herkese gösterdiği için. Halkın parasının nasıl çarçur edildiğini gösterdiği için. Selçuk Mızraklı’yı bir bahaneyle aldılar tutukladılar. Diyarbakır’da olur böyle şeyler, İstanbul’da olmaz diye düşündü insanlar. Çoğu insan böyle düşündü. Ama yarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atandı dense şaşıracak olan var mı içerisinde? Bunu yapar yapmaz ayrı ama bunun psikolojisini artık hazırlamış durumda.

İktidar kaybedeceğini görmüş durumda ve bütün tuşlara aynı anda basıyor. Kontrolsüz de basmıyor onu da söyleyeyim. Bayağı bilerek isteyerek istediği gibi çalmak, istediği gibi dizayn etmek üzere arka arkaya hamleler yapıyor.

Şimdi bunun karşısında çok açık söyleyeyim ‘Bekleyelim, görelim, sabredelim’ yaklaşımı doğru bir yaklaşım değildir. Yani zaten bunlar kaybedecekler, o yüzden tırnak içerisinde söylüyorum provokasyona gelmeyelim yaklaşımı doğru bir yaklaşım değildir. Provokasyona gelmemek lazım peki provokasyonlar nasıl boşa çıkarılır? Nasıl provokasyona gelmezsiniz? Bütün insanlık tarihi boyunca provokasyonları boşa çıkarmanın bir tane yolu vardır. Örgütlü hareket ederseniz provokasyonları boşa çıkarırsınız. Provokasyon örgütsüz kitleler üzerinde etkilidir ama eğer örgütlü hareket ederseniz o provokasyonları boşa çıkarma yeteneği geliştirirsiniz.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin Bolu İl Örgütü açılışında yurttaşlarla bir araya geldi.

Burada konuşan Baş, açılışta emeği geçen parti üyelerine teşekkür ederek, “Meclis’e girdikten sonra bize karşı çeşitli övgüler var. Aslında koca bir yapının görünen 4 kişisi orada. Bunun arkasında partinin merkez kurulları, bilim kurulları var, danışma organları var, bunun arkasında il örgütleri, ilçe örgütleri var ama insanlar sadece gördükleri üzerinden değerlendiriyorlar ve bu da insanı biraz mahcup ediyor” ifadelerini kullandı.

Siyaseti, ‘temsil siyaseti’nden çıkarmaya çalıştıklarının altını çizen Baş, “Biz yurttaşın temsilcisi değiliz, yurttaşın kendisiyiz. Bunu hissederek, buna uygun bir siyaset yapmaya çalışıyoruz” dedi. Konuşmasına, cumhuriyetin 2. yüzyılından bahsederek devam eden TİP Genel Başkanı Baş, şu sözleri kaydetti:

İçinden geçtiğimiz süreç çok önemli bir süreç. Hem yılın son günü yaptığımız açıklamalarda, hem yıl başından sonra yaptığımız açıklamalarda hep buna işaret etmeye çalıştık. 2023, cumhuriyetin 100. kuruluş yıl dönümü. 2023, belki de Türkiye İşçi Partisi’ni var eden hareket olarak baktığımız Gezi Direnişi’nin de 10. yıl dönümü. Bu ikisi bize çok büyük bir tarihsel sorumluluk yüklüyor. Yani cumhuriyetin 2. yüzyılına yeniden ilk yüzyılda yaşadığımız arızalarla, eksiklerle, yanlışlarla, hatalarla mı gireceğiz, yoksa bu ikinci yüzyılda ilk yüzyılda yaptığımız hatalardan dersler çıkararak gerçekten halkın siyasete katılabildiği, sözünü söyleyebildiği yürekten ve gerçekten katılabildiği, memleketin sola doğru uç verdiği biçimde mi gireceğiz?

Yoksa sadece ki AKP’nin 20 yıldır yaptığı birtakım kötülüklerle, o kötülüklerden kopmak üzere sınırlı bir değişim mi yaşayacağız? Mesela bu son derece önemli bir sorun.

‘Geleceğiniz yer Tayyip Erdoğan olur’

Baş, sol düşüncenin tarih boyunca halkı temsil ettiği ve halkın çıkarlarını savunduğu için her zaman düşman görüldüğünü belirtirken, “Eğer bir ülkede siz solu, sosyalistleri, devrimcileri yok ederseniz ve sistematik olarak bunları imhaya dayalı bir siyaset anlayışı ülkeye egemen olursa sonunda geleceğiniz yer Tayyip Erdoğan olur. Sürekli solunu budayan, sürekli solunu yok eden, sürekli solunu kesen bir ülkede tarikatlar yükselir, cemaatler yükselir, ırkçılık yükselir, toplumda düşmanlık yükselir ve bunların üzerine de ırkçı, milliyetçi, dinci partiler yükselir. O yüzden bakın şu söylediğimiz tez bizim heyecanımızın coşkumuzun, enerjimizin temel kaynağıdır” dedi.

Türkiye’nin 2. yüzyılına AKP’yi yenerek gireceklerini dile getiren Baş, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: Biz AKP’yi, Tayyip Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ni değiştireceğiz, yeneceğiz bunları. Ama kaygımız, korkumuz, telaşımız örneğin 5 yıl sonra aynı zihniyet devam ederse, yani Erdoğan’dan önceki zihniyet yeniden memlekette egemen olursa, 5 yıl sonra 10 yıl sonra Tayyip Erdoğan’ı bile aramak zorunda kalabilirsiniz.

Menderes’i hatırlayın, gitti Demirel geldi, gitti Kenan evren geldi, Turgut Özal geldi, Tansu Çiller geldi ve Tayyip Erdoğan bunların açtığı yolu aslında kullanarak iktidara geldi. Her seferinde daha gericisi, her seferinde daha sağcısı, her seferinde daha ırkçısı, her seferinde daha halk düşmanı olan iktidarların gelmesi tesadüf değil

Bunun kaynağında şu var. Bu ülke solcularını, sosyalistlerine, halkı siyasette temsil ettikleri için halkı siyasete katılım kanallarına zorladığı için siyaset yapma hakkı vermemiştir, hep solunu tasfiye etmiştir ve hep solunu tasfiye eden ülke de sağcılara teslim olmuştur ve her seferinde daha kötüsüyle karşı karşıya kalmıştır.

Büyük bir hesaplaşma dönemine girildiğine dikkat çeken Baş, seçim sürecine giden siyasi atmosferi şu sözlerle değerlendirdi: Seçimler önemli ama bir şeye dikkatinizi çekeceğim. Seçimlere nasıl bir ortamda giriyoruz biz? Mesela bu seçime giderken ülkenin en büyük 3. siyasi partisi kapatma davasıyla karşı karşıya. Bugün hazine yardımı gasp edilmiş durumda. Bu ülkenin yasaları diyor ki her parti aldığı oy oranında hazineden yardım alır. Çünkü zaten hazine yurttaşın vergilerinden oluşuyor, bunu paylaştırmak lazım.

Ama AYM çıktı dedi ki ‘HDP’ye ben bunu vermiyorum.’ Aynı AYM HDP’yi kapatma davasına doğru götürüyor.

Seçimlerin en önemli aday adaylarından birisi Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yasak alıp almayacağını tartışıyoruz. Bugün biri CHP’li biri İyi Partili iki milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması komisyona havale edildi. Yarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanabilir durumda. Medya ablukasını, yargıyı, devletin olanaklarının iktidar tarafından baskı aracı olarak kullanılmasını geçiyorum. Düşünsenize nasıl bir seçime gidiyoruz biz. Şu anlattıklarımla bir ülke seçime doğru gidiyor bu normal midir?

Şimdi yarın İstanbul’a kayyum gelecek mi gelmeyecek mi bu tartışmaları yapıyoruz. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı cezaevinde. Niye cezaevinde? Oraya daha önce atanan kayyumun, altından yaptırdığı belediye binasındaki tuvaleti herkese gösterdiği için. Halkın parasının nasıl çarçur edildiğini gösterdiği için. Selçuk Mızraklı’yı bir bahaneyle aldılar tutukladılar. Diyarbakır’da olur böyle şeyler, İstanbul’da olmaz diye düşündü insanlar. Çoğu insan böyle düşündü. Ama yarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atandı dense şaşıracak olan var mı içerisinde? Bunu yapar yapmaz ayrı ama bunun psikolojisini artık hazırlamış durumda.

‘İktidar bütün tuşlara aynı anda basıyor’

İktidar kaybedeceğini görmüş durumda ve bütün tuşlara aynı anda basıyor. Kontrolsüz de basmıyor onu da söyleyeyim. Bayağı bilerek isteyerek istediği gibi çalmak, istediği gibi dizayn etmek üzere arka arkaya hamleler yapıyor.

Şimdi bunun karşısında çok açık söyleyeyim ‘Bekleyelim, görelim, sabredelim’ yaklaşımı doğru bir yaklaşım değildir. Yani zaten bunlar kaybedecekler, o yüzden tırnak içerisinde söylüyorum provokasyona gelmeyelim yaklaşımı doğru bir yaklaşım değildir. Provokasyona gelmemek lazım peki provokasyonlar nasıl boşa çıkarılır? Nasıl provokasyona gelmezsiniz? Bütün insanlık tarihi boyunca provokasyonları boşa çıkarmanın bir tane yolu vardır. Örgütlü hareket ederseniz provokasyonları boşa çıkarırsınız. Provokasyon örgütsüz kitleler üzerinde etkilidir ama eğer örgütlü hareket ederseniz o provokasyonları boşa çıkarma yeteneği geliştirirsiniz.

Türkiye’nin Tayyip Erdoğan’dan ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kurtulması için üzerlerine düşen her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduklarını ifade eden Baş, Tayyip Erdoğan karşısında tek aday çıkarılması gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:

“Tek bir aday ile Tayyip Erdoğan karşısında yüzde 60’larla 70’lerle bu süreci kazanmak mümkündür. Ama bu şu anlama gelmesin. ‘Biz çıkacak adayın her şeyine kefil olacağız şudur, budur…’ Bu öyle bir şey değil. Bizim iddiamız şu. Biz örgütlü olursak, biz güçlü olursak, biz aktif olursak, biz hareket halinde olursak Türkiye’nin geleceğinde Tayyip Erdoğan’ın benzerlerinin ya da onlara özenenlerin Türkiye’yi şekillendirme şansları olmayacak. Buradaki güvendiğimiz şey o ortak adayın kim olduğu meselesi değil, güvendiğimiz şey o mücadele içerisinde etkin bir biçimde yer alan bizleriz.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bu Seçimi Alacağız

Partisinin Muğla 3. Olağan İl Kongresi’nde konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Ey bugünün şımarıkları, bugünün zorbaları, bugünün hırsızları, bugünün korkakları; bizi iyi tanıyın, bizi iyi bilin. Biz kan kusup, kızılcık şerbeti diyenleriz. 2023’te yapılacak o seçimi kazanmak zorunda olduğumuzu bilenleriz.” dedi ve ekledi:

“Onu kazanmak zorunda olduğumuzu bildiğimiz için, milletimizin geleceği için, bu iradeyi ortaya koymak zorunda olduğumuzu bildiğimiz için, buna inandığımız için, geçmişimiz bugüne kefil olduğu için biz bu işi başaracağız. Vallahi başaracağız, billahi başaracağız. Biz başaracağız! İddia ediyorum, bu seçimi alacağız.”

Akşener, konuşmasının devamında, “‘Başbakan Meral’ diyorsunuz ya, neden başbakanlığa aday olduğumu anladınız mı? İşte bu feragattır ama aynı zamanda bir iddiadır. Sizden istediğim şudur değerli arkadaşlarım; birinci parti çıkacağız, ben de başbakan olacağım. Onunla, bununla anlaşarak değil. Onunla, bununla kapı arkalarında ahbaplık ederek değil, ondan bundan bir şey isteyerek değil. Kendimiz, irademizle, gücümüzle milletimizi ikna ederek birinci parti çıkacağız inşallah. Size inanıyorum, size güveniyorum.” ifadelerini kullandı.

Altılı Masa’nın 10. toplantısının ardından kamuoyuna olumlu bir atmosfer yansıtılırken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’den dikkat çekici açıklamalar geldi.

Partisinin Muğla 3. Olağan İl Kongresi’nde konuşan Akşener, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerde bulunarak, “Tek adamlığın, Türkiye’nin iyi-kötü geldiği demokrasi mücadelesinde, demokrasinin iyi-kötü getirildiği noktadan daha geriye gideceğini bildik. Onun için 2017’de cansiperane çalıştık. Bu ucube sisteme, bu ucube sistemin tezahür edeceği tek adamlık sistemine her birimiz irade koyduk” dedi.

“Benim hedefim İstanbul’du”

İYİ Parti’nin stratejik düşünmenin öne konduğu bir parti olduğunu kaydeden Akşener, şunları söyledi: “Onun için 31 Mart’a ittifak halinde gitmeyi sizlerin önerisiyle CHP’ye teklif eden bir aklın temsilcileriyiz. Benim özellikle hedefim İstanbul’du. Bu çarpma çırpma eylemlerinin odağında olan, kayırmacılığın dibine gelinmiş, sizin haklarınızın hoyratça yandaşlara dağıtıldığı bu harami düzenin, helal oylarınızla sandıkta yıkılabilmesi için özellikle büyükşehir belediyelerinin alınması sağlamaktı.

İYİ Parti kurulmasaydı, bu saygı değer kardeşlerim direnmemiş olsaydı, bugün 13. Cumhurbaşkanı altılı masanın olacağını diyebilir miydik? Biz rahat bozan bir partiyiz, biz yanlışlıkların üzerine giden bir partiyiz. Aynı zamanda çözüm üreten bir partiyiz. İYİ Parti olmasaydı, bu ittifak olmasaydı İstanbul alınabilir miydi? Bazılarının sinir sistemi bu derece bozulabilir miydi? İstanbul alındı, Ankara alındı. 11 büyükşehir alındı. Ama İstanbul ağabeyi kahretti. Çok fena oldu.”

12 Eylül göndermesi

Tekrarlanan İstanbul seçimlerinden İmamoğlu’nun 805 bin oy fark attığını hatırlatarak, “İşte bu, milletin ferasetinin, irfanının ve milli iradesine el uzatanın; elini, kolunu, bacağını sandıkta kırma eyleminin bir sonucudur” diyen Akşener, ancak ders alınmadığını söyledi.

Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasını hatırlattı. Akşener, 12 Eylül sürecine işaret ederek, “Ama o zaman belinde silahı olan insanların karşısında bile yargıçlar cübbelerine düğme dikmemişlerdi. Bugün yargı o günden daha vesayet altında. Daha fazla emir komuta zincirinin içinde” dedi.

“Onunla bununla anlaşarak değil”

İYİ Parti lideri Akşener, şöyle konuştu: “Ey bugünün şımarıkları, bugünün zorbaları, bugünün hırsızları, bugünün korkakları; bizi iyi tanıyın, bizi iyi bilin. Biz kan kusup, kızılcık şerbeti diyenleriz. 2023’te yapılacak o seçimi kazanmak zorunda olduğumuzu bilenleriz. Onu kazanmak zorunda olduğumuzu bildiğimiz için, milletimizin geleceği için, bu iradeyi ortaya koymak zorunda olduğumuzu bildiğimiz için, buna inandığımız için, geçmişimiz bugüne kefil olduğu için biz bu işi başaracağız.

Vallahi başaracağız, billahi başaracağız. Biz başaracağız! İddia ediyorum, bu seçimi alacağız. ‘Başbakan Meral’ diyorsunuz ya, neden başbakanlığa aday olduğumu anladınız mı? İşte bu feragattır ama aynı zamanda bir iddiadır. Sizden istediğim şudur değerli arkadaşlarım; birinci parti çıkacağız, ben de başbakan olacağım. Onunla, bununla anlaşarak değil. Onunla, bununla kapı arkalarında ahbaplık ederek değil, ondan bundan bir şey isteyerek değil. Kendimiz, irademizle, gücümüzle milletimizi ikna ederek birinci parti çıkacağız inşallah. Size inanıyorum, size güveniyorum.”

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken “Ortak Aday” Açıklaması

Ortak adaya ilişkin açıklama yapan DEVA Lideri Babacan, “Bir kral gidecek yerine hangi kral gelecek arayışında değiliz. Yönetim sistemini değiştirme ve demokrasiyi bu ülkede tekrar hâkim kılma iddiasıyla yola çıktık. Ortak adayımız şu anki cumhurbaşkanının bir başka versiyonu olmayacak” dedi ve ekledi:

“Şu anki anayasa, cumhurbaşkanına olağanüstü yetkiler vermiş durumda. Ve Sayın Erdoğan da bu yetkileri pervasızca kullanıyor. Hatta yetkilerin sınırını zorlayarak kullanıyor. ‘Ben istedim oldu. Aklıma geleni yaparım, kimse de benden hesap soramaz’ diyor.”

Babacan, açıklamasının devamında, “Memleketin tümünü ilgilendiren kararlarda temsil gücünün yüksek bir şekilde iradeye yansıması kıymetli. Bu da nasıl olacak, çok önemli kararlarda önce altı partiyle istişare yapacak, altı partinin rızasını alacak, sonra kendi yetkisini kullanacak. Eğer altı parti güç birliği yapıp ortak aday belirlediğinde bu seçim kazanılacaksa altı partinin desteklediği adayın da seçimden sonra o altı parti ile istişare içinde olması işin tabiatında var.” ifadelerini kullandı.

T24’den Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlayan DEVA Partisi lideri Babacan, partisinin Temel Haklar Eylem Planı’na, altılı masanın gündemine, Sinan Ateş cinayetine ve Anayasa Mahkemesi’nin HDP hesaplarına bloke koyma kararına ilişkin açıklamalarda bulundu.

DEVA’nın Temel Haklar Eylem Planı’nında özellikle Türklük önerisi tartışma yaratmıştı.

“Altılı masa hukukunun içinde hareket ederiz ama…”

Babacan, tartışmalara ilişkin “DEVA Partisi pozisyonu değişmeyecektir. Altılı masa hukukunun içinde hareket ederiz ama DEVA Partisi’nin kendi özgün iddialarından taviz vermesi mümkün değil” dedi ve şu ifadeleri kullandı:

“Anayasadaki maddeyi mutlaka daha kuşatıcı ve kapsayıcı bir hale getirmemiz lazım. 85 milyonun o maddede temsil edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Hiç kimseyi Anayasadan çıkartmıyoruz. 85 milyon insanın vatandaşlık tanımını okuduğunda ‘Evet, bu benim’ demesini sağlıyoruz.

“Asıl bölücü toplumu ayrıştıranlardır, kimlik empoze edenlerdir”

“Toplumu ayrıştıran, kimlik empoze eden, devletin insanları tanımlamasını iddia eden kim varsa asıl bölücü onlardır. Beka sorununu asıl ortaya çıkaranlardır.

“Şöyle bir kolaycılığa başvurabilirdik: ‘Ben Türk’üm, Müslüman’ım, Sünni’yim. Öyle bir parti kuralım. Sadece o tanıma uyan insanlara hitap edelim. Öbür kesimleri tamamen dışlayalım’ diyebilirdik. Asla böyle bir şey yok. Biz 85 milyon hepimiz biriz, beraberiz. Herkes bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşı.”

“Altılı masada yüzde 95 mutabakata varıldı”

Babacan, Altılı Masa’nın son toplantısına dair de “Altılı Masa’da yüzde 95 mutabakata varıldı” dedi. Babacan, ortak adaya ilişkin şu açıklamaları yaptı:

“Bir kral gidecek yerine hangi kral gelecek arayışında değiliz. Yönetim sistemini değiştirme ve demokrasiyi bu ülkede tekrar hâkim kılma iddiasıyla yola çıktık. Ortak adayımız şu anki cumhurbaşkanının bir başka versiyonu olmayacak.

“Şu anki anayasa, cumhurbaşkanına olağanüstü yetkiler vermiş durumda. Ve Sayın Erdoğan da bu yetkileri pervasızca kullanıyor. Hatta yetkilerin sınırını zorlayarak kullanıyor. ‘Ben istedim oldu. Aklıma geleni yaparım, kimse de benden hesap soramaz’ diyor.

“Altı partiyle istişare içinde olması işin tabiatında var”

“Memleketin tümünü ilgilendiren kararlarda temsil gücünün yüksek bir şekilde iradeye yansıması kıymetli. Bu da nasıl olacak, çok önemli kararlarda önce altı partiyle istişare yapacak, altı partinin rızasını alacak, sonra kendi yetkisini kullanacak. Eğer altı parti güç birliği yapıp ortak aday belirlediğinde bu seçim kazanılacaksa altı partinin desteklediği adayın da seçimden sonra o altı parti ile istişare içinde olması işin tabiatında var.”

Ortak adayın masadan çıkmasının işleri kolaylaştıracağının altını çizen Babacan, “Olmazsa masayı kilitleyecek halimiz de yok” ifadesini kullandı.

“Genel başkanların cumhurbaşkanı yardımcısı olma fikrine yakın bir mutabakat var”

DEVA lideri Babacan, parti liderlerinin Cumhurbaşkanı yardımcısı olması konusunda da açıklama yaptı. Babacan, “Bir eşgüdüm komisyonu gibi bir şey olsun, genel başkanlardan oluşan. Bir de genel başkanlar, fiilen icranın içinde olsun, cumhurbaşkanı yardımcısı olarak, böyle bir fikir vardı. İkisinin de artıları ve eksileri var. İkinci modele daha yakın bir mutabakat var” dedi.

Bahçeli’nin Sinan Ateş sessizliğini eleştirdi: “İnsanlıktan çıkmak olarak görüyorum”

Ankara’da 30 Aralık 2022 tarihinde silahla vurulan Sinan Ateş cinayetine ilişkin MHP lideri Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sessiz kalmasını eleştiren Babacan, “Ailesi için büyük acı. Ülkücü camia açısından da iç parçalayıcı bir tablo. Böyle bir tabloda ülkenin cumhurbaşkanı sessiz, direkt sorumlu İçişleri ve Adalet Bakanları sessiz. Ve Bahçeli sessiz. Bu ne demek? Bunu insanlıktan çıkmak olarak görüyorum. Vefa vardır, beraber çalışma hukuku vardır” dedi.

HDP’nin hesabına bloke açıklaması: Anayasa Mahkemesi’nin itibarını gölgeleyecek ifadelerden çekinirim
AYM’nin HDP’nin Hazine hesabına bloke koyma kararını da değerlendiren Babacan, şunları söyledi:

“Anayasa Mahkemesi’nin itibarını gölgeleyecek ifadeler kullanmaktan çekinirim. Yanılmıyorsam Başkan Zühtü (Arslan) Bey de aleyhte oy kullandı. Hükûmetin Anayasa Mahkemesi üzerinde atadığı üyeler yoluyla ağır bir tahakküm kurmaya çalıştığı bilinen bir gerçek. Bu çerçevede bu kararı değerlendirmek gerekiyor.”

Paylaşın

Demirtaş: Bu Dönemde Herkese Sorumluluk Düşüyor

Seçim güvenliği ve sosyal medya dezenformasyonu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Niyetinden bağımsız şekilde sırf dikkat çekmek, beğeni almak, takipçi artırmak veya egosunu tatmin etmek için sorumsuzca yazanlar var” dedi ve ekledi:

“Bunlar da dolaylı şekilde manipülasyona hizmet ediyorlar, bundan artık vazgeçmeliler. Bu dönemde herkese sorumluluk düşüyor. Ayrıca her kılığa girebilen, Saray merkezli profesyonel sosyal medya manipülatörleri var. Düşüncenize çok yakın gibi görünen bazı hesaplar, güveninizi sağlayarak seçime yakın bir zamanda açıktan manipülasyona başlayacaktır. Bunlara karşı çok dikkatli olmalısınız”

Cezaevinde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Twitter hesabından seçim güvenliği ve sosyal medya dezenformasyonu ile paylaşımlar yaptı.

Seçime 5 ay kaldığını hatırlatan Demirtaş, seçim çalışmalarında sosyal medya ve WhatsApp gruplarının çok önemli rol oynayacağını belirterek, “Bu nedenle sosyal medyaya yönelik yasaklama, sınırlama, cezalandırma girişimleri oldu, oluyor ve olacak. Seçim baskıları, hileleri gırla devam ediyor” dedi. Demirtaş şöyle devam etti:

Mesela 2007-2010 arasında nüfus 3 milyon artmış ama çok garip şekilde seçmen sayısı 10 milyon artmış. Bunu ciddiyete araştırmak lazım. Bir yandan sosyal medyanın kullanımını kısıtlayacaklar bir yandan da en büyük manipülasyonları sosyal medya üzerinden yapacaklar. Bu nedenle, tüm ciddi sosyal medya kullanıcılarını, bu konuda bir tartışma yürütmeye davet ediyorum.

“Siyasi partiler de bu başlıkta hemen çalışma başlatmalı”

Demirtaş paylaşımlarında siyasi partilere de çağrıda bulunarak, “Siyasi partiler de bu başlıkta hemen çalışma başlatmalı, iletişim uzmanlarıyla çalıştaylar düzenlemelidir. Teyit mekanizmaları geliştirilmelidir. Tüm muhalif ittifaklar ve sivil yapılar bunu seçim güvenliği başlığında acilen ele almalıdır” dedi ve ekledi:

“Sosyal medya ve iletişim uzmanlarının, kullanıcıları bilgilendirmeleri ve manipülasyonlara karşı yöntem önermeleri de çok yararlı olur. Bu konuda yazan, konuşan güvenilir uzman iletişimcilerin mesajlarını en etkili şekilde yaymalı ve önerilerini görünür hale getirmelisiniz. Belki uzman iletişimci arkadaşlar kısa bilgilendirme videoları çekerler, biz de yaygınlaştırırız.”

“Bir de niyetinden bağımsız şekilde sırf dikkat çekmek, beğeni almak, takipçi artırmak veya egosunu tatmin etmek için sorumsuzca yazanlar var” diyen Demirtaş şöyle devam etti:

“Bunlar da dolaylı şekilde manipülasyona hizmet ediyorlar, bundan artık vazgeçmeliler. Bu dönemde herkese sorumluluk düşüyor. Ayrıca her kılığa girebilen, Saray merkezli profesyonel sosyal medya manipülatörleri var. Düşüncenize çok yakın gibi görünen bazı hesaplar, güveninizi sağlayarak seçime yakın bir zamanda açıktan manipülasyona başlayacaktır. Bunlara karşı çok dikkatli olmalısınız

“Seçim olmayacak, yapmayacak, gitmeyecek” diyenlerden kesinlikle uzak durmalısınız. Moral bozma, dağıtma amacıyla sistematik bir şekilde muhalefete saldıran hesaplardan da uzak durmalısınız. Eleştiri ile manipülasyonu dikkatlice ayırt edebilmelisiniz.

Ancak tümden tedirgin olup eleştiri yapmaktan da imtina etmemelisiniz. Eleştiri yapmaktan çekinirseniz bu defa da muhalefetin hatalarını görmesini sağlayamazsınız. Çok iyi bir denge tutturmayı başarmalısınız yani Bir bilgiyi, haberi, videoyu yaymadan önce mutlaka kontrol etmeli, güvenilir kaynaklara bakmalısınız. Siyasi partiler başarır mı bilemiyorum ama siz sosyal medya kullanıcıları, bu mecralarda bir demokrasi ittifakı şeklinde hareket etmelisiniz.

Son olarak, sosyal medya önemlidir ama zamanınızın çoğunu yüz yüze temasla, sıcak bir dokunuşla sahada geçirmelisiniz. Halen en etkili çalışma yöntemi budur.”

Paylaşın

Finlandiya Ve İsveç’in NATO’ya Üyelik Süreci Ne Kadar Daha Uzayabilir?

İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi 30 ülkenin de onayını gerektiren katılım icin Macaristan ve Türkiye’den henüz onay almadı. Macaristan ve Turkiye’nin onay vermesi sonrası NATO Genel Sekreti Jens Stollenberg yeni üyeleri Kuzey Atlantik Antlaşması’na katılmaya davet edecek.

Bu aşamanın tamamlanması sonrası NATO’ya üye ülke sayısı 32’ye yükselecek.

İsveç ile Finlandiya’nın Ukrayna işgali sonrası NATO’ya mayıs ayında yaptığı üyelik başvurusunun Kuzey Atlantik Paktı’na “en hızlı katılım” olması bekleniyordu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, her iki İskandinav ülkesinin katılımının hızlı bir şekilde olacağını öngörmüştü. Ancak aradan geçen yaklaşık 10 ayda her iki ülkenin üyelik süreciyle ilgili belirsizlik sürüyor.

Madrid’de haziran ayındaki NATO toplantısında aday ülkeler ve Ankara arasında gerçekleşen üçlü görüşmeler sonrası Türkiye vetosunu çekmişti.

Ancak 19 Aralık’ta İsveç yargı makamlarının gazeteci Bülent Keneş’in iadesine izin vermemesi müzakerelerdeki ivmeyi yavaşlattı.

Kararın ardından, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 22 Aralık’ta İsveçli mevkidaşı Tobias Billstorm’e “Henüz daha istediğimiz adımlar atılmadı. Somut adımlar görmek istiyoruz” diyerek bu ülkelerin üyeliklerini yakın zamanda kabul etmeyeceklerinin sinyalini verdi.

Süreç daha ne kadar uzayabilir?

Türkiye, İsveç ve Finladiya’da PKK’lı ve Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirtilen bazı kişilerin iadesini talep ediyor

Terörle daha etkin mücadele için için 1 Ocak’ta yeni bir kanun yürürlüğe koyan İsveç hükümeti “NATO üyeliği için üzerine düşeni yaptıklarını” belirtiyor.

Stockholm Üniversitesi’nde Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, “Bu adımlar atılmasaydı, Ankara’nın bu konuda ilerlemesi pek mümkün değildi” dedi.

“İsveç Anayasa Mahkemesi iade konusundaki görüşünü değiştireceğini sanmıyorum” diyen Paul Levin, Anayasa Mahkemesi’nin özellikle son yirmi yıldır kendi ülkelerinde ‘işkence ile karşı karşıya kalabilecek’ kişiler için yapılan iade taleplerini reddettiğini belirtiyor.

“Bu veto Türkiye’nin ABD’ye baskısı”

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Türkiye Analisti Toni Alaranta bu görüşe katılıyor. Alaranta, “Bu sadece İsveç ve Finlandiya ile alakalı bir mesele değil, bu Türk hükümetinin ABD’ye YPG’ye verdiği silahlar konusunda yaptığı baskı” diyor ve ekliyor:

“Finlandiya’da çoğu insan Türkiye ile ABD arasındaki meseleleri çözemeyeceğimizi düşünüyor”

“Türkiye’nin ne kadar sorun yaratabileceğinin bir sınırı var”

Levin’e göre, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı Avrupa’nın kuzeyinde ortak bir entegrasyon yaratacağı için tüm NATO üyeleri için önem taşıyor.

Levin, “Türkiye’nin veto durumu uzarsa, kendisini yalnızlaşmış bir halde bulabilir ve NATO üyeleri uzun vadede başka çözümler aramaya başlayabilir” dedi.

NATO’da bir ülkeyi üyelikten çıkarma gibi bir prosedürün olmadığını belirten Levin, “Ancak Türkiye’nin ittifak için ne kadar sorun yaratabileceğinin de bir sınırı olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

İsveçli uzman, “Erdoğan’ın zafer ilan etmektense ertelemeye devam etmenin daha pahalıya mal olacağını anladığı noktaya yaklaştığımıza inanıyorum” diyerek Ankara’nın iki ülkenin üyeliğini daha fazla uzatmadan kabul edebileceği görüşünü dile getirdi.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik sürecinin bu kadar uzamasının Türkiye’deki seçimlerle de bağlantısı olduğunu düşündüğünü belirten Levin, “NATO süreçi seçimler için kullanılırsa, zamanlamasını tahmin etmek gerçekten zorlaşır cünkü bu durum kendi dinamiklerini yaratabilir ve çok uzun sürebilir” görüşünü dile getirdi.

NATO üyeliğinin zamanlaması konusunda spekülasyondan uzak durduğunu belirten Alaranta ise “Çünkü bunun iç politikada bir tür koz olarak kullanılmaya çalışıldığına dair yaygın bir görüş de var” dedi.

(Kaaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda Genişleme Hazırlığı: HÜDA PAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Bahçeli’nin yaptığı görüşmelerde Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ittifakın genişletilmesi konusu ele alındığı ve Cumhur İttifakı’ndaki uzlaşmanın ardından da HÜDA PAR ile görüşmeler başladığı öne sürüldü.

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Aslan da henüz kesinleşen bir durumun olmadığını ifade etti. Aslan, “Seçim başlığını AK Parti ile konuşuyoruz. Sonuç itibariyle tüm başlıkları konuşuyoruz. Nasıl bir sonuç çıkacak genel başkanımız açıklama yapacaktır” dedi.

Yazar ve Diyarbakır eski Milletvekili Altan Tan,  “Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de HÜDA PAR, Tayyip Erdoğan’ı destekledi. Sürpriz, beklenilmeyen bir durum değil, belli noktalarda aynı düşünüyorlar. Bundan önce beraberlikleri vardı. O camianın çıkıp karşı tarafa CHP’ye destek vermesi beklenilmiyordu” görüşünü dile getirdi.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri için takvim giderek daralıyor. Seçim takviminin netleşmesinin ardından ittifakların da şekillenmesi bekleniyor.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in edindiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem 13 Aralık hem de 29 Aralık 2022 tarihinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmelerde de Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ittifakın genişletilmesi konusunu ele alındı.

Cumhur İttifakı’ndaki uzlaşmanın ardından da HÜDA PAR ile görüşmeler başladı. Partinin Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Perşembe günü akşam saatlerinde AK Parti Genel Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti kurmayları ile bir araya gelerek seçim işbirliğini ve muhtemel ittifakı görüştü. Yapıcıoğlu, partiden ayrılırken yaptığı açıklamada “Görüşmelerimiz sürecek. Biraz daha sabretmeniz gerekecek. Konular netleşince, mevzular inşallah sizler aracılığıyla kamuoyuyla da paylaşılacaktır. Birkaç başlığımız vardı. Evet, konuştuk. Seçimler de bu başlıklardan bir tanesiydi” dedi.

“‘Teklif gelirse ittifakın içerisinde yer alabiliriz’ demiştiniz” açıklamasının hatırlatılması üzerine de Yapıcıoğu, birden fazla teklifin bulunduğunu belirterek sözlerini “Seçim tarihi netleşince kuvvetli ihtimal bizim de kararımız netleşir. O zaman paylaşırız” şeklinde sürdürdü.

“AK Parti ile seçimi konuşuyoruz”

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Aslan da henüz kesinleşen bir durumun olmadığını ifade etti. Aslan, “Seçim başlığını AK Parti ile konuşuyoruz. Sonuç itibariyle tüm başlıkları konuşuyoruz. Nasıl bir sonuç çıkacak genel başkanımız açıklama yapacaktır” dedi.

Ancak HÜDA PAR’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde 2018’de olduğu gibi Erdoğan’ı desteklemesine kesin gözüyle bakılıyor. HÜDA PAR’ın parti logosuyla seçime girmeyip AK Parti listelerinden Diyarbakır ve Batman illerinde iki ya da üç ismi aday göstermesi bekleniyor. Ancak işbirliğinin detaylarına dair henüz netlik yok.

Altan Tan: Kulislerde siyasi af konuşuluyor

Yazar ve Diyarbakır eski Milletvekili Altan Tan, AKP-HÜDA PAR işbirliğini değerlendirdi. Tan, “Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de HÜDA PAR, Tayyip Erdoğan ı destekledi. Sürpriz, beklenilmeyen bir durum değil, belli noktalarda aynı düşünüyorlar. Bundan önce beraberlikleri vardı. O camianın çıkıp karşı tarafa CHP’ye destek vermesi beklenilmiyordu” görüşünü dile getirdi.

HÜDA PAR ile AK Parti yakınlaşmasının bölgedeki dengeleri etkileyeceğini söyleyen Altan Tan, “Kürt seçmen açısından burada AK Parti’nin yapacakları ve yapmayı planladıkları önemli. Kulislerde bir çok şey önemli şey konuşuluyor, biri siyasi af. Ceza indirimi, infaz indirimi, cezaevlerinin yarısının boşaltılması gibi iddialar var. Bu durumdan Kürt siyasal mahkumlar istifade edecekler” tahmininde bulundu.

AK Parti’ye yakın iki gazetecinin, Mehmet Barlas ile Abdülkadir Selvi’nin son dönemdeki yazılarına atıf yapan Altan Tan, “HDP’nin kapatılma sürecinin seçim sonrasına bırakılması gerektiğini ifade ediyorlar. İktidar ile görüşmelerin olduğunu ima edenler var. Kürt seçmen açısından HÜDA PAR ile AK Parti yakınlaşması yeni bir şey değil, ancak bundan sonrası için atılacak adımlar Kürt seçmen ile ilişkileri belirler. Olacaklar durumu değiştirebilir. Hakikaten denildiği gibi HDP ile dolaylı bir müzakere var ise kapatılma davası ile ilgili Kürt sorunu ile ilgili siyasal bazı hamleler yapılacaksa bunları etkileri tartışılabilir” şeklinde konuştu.

HÜDA PAR’ın örgütlü bir siyasal yapı olduğunu kaydeden Tan, “İttifakı deklare ettiği vakit her iki partide zorlanmaz. Diğer Kürt seçmenin, HDP’li seçmenin etkilenmesi nasıl olur diğer adımlara bağlı, aynı şekilde muhafazakâr seçmenin etkilenmesi için de bundan sonraki gelişmeler önemlidir, sadece HÜDAPAR ile işbirliği AK Parti ile Kürt seçmen ilişkisini etkilemez” dedi.

HÜDA PAR’ın 2018’deki oyu neydi?

HÜDA PAR, 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ı destekledi. Milletvekili seçimlerinde ise kendi parti logosuyla seçime girse de bazı yerlerde bağımsız aday çıkardı. Diyarbakır’da şu an genel başkan olan Zekeriya Yapıcıoğlu’nu, Batman’da ise dönemin GİK üyesi Aydın Gök’ü bağımsız aday olarak destekledi.

Yapıcıoğlu Diyarbakır’da 35 bin 231 oy ile yüzde 4,13 oy aldı. Batman’da da Gök 15 bin 998 oy ile yüzde 5,6 oya sahip oldu. Parti Bingöl’de de yüzde 4.4 oy aldı. Partinin bu üç il dışında Mardin, Muş, Şırnak ve Şanlıurfa’da etkinliği bulunurken 2018 yılı toplam oyu ise 200 bin civarında.

Paylaşın

Pervin Buldan: HDP Kendi Adayını Çıkaracak

Partisinin Kars il kongresinde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Şimdi herkesin dört gözle beklediği cumhurbaşkanı adayının kim olacağı meselesi. Biz HDP olarak en kısa zamanda kendi cumhurbaşkanı adayımızı Türkiye halklarıyla paylaşacağız. HDP kendi adayını çıkaracak, kendi adayını gösterecek ve seçimlere kendi adayıyla gidecek” dedi ve ekledi:

“Bizim ne Cumhur İttifakıyla ne Millet İttifakıyla herhangi bir ortaklığımız yok. Ancak ilkesel yaklaşımlarımız var. Bunları zamanı geldiğinde oturup konuşabiliriz, müzakere edebiliriz, diyalog içinde olabiliriz. Ama HDP’nin şu anki kararı kendi adayıyla seçimlere girmektir.”

Buldan konuşmasının devamında, “Hiç kimse HDP’yi a ya da b partisine bağlamasın. HDP, Türkiye’de bir iradedir, büyük bir güçtür. Ve seçimlerde büyük bir oy oranıyla çıkmayı hedefleyen bir siyasi partidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kars 4’üncü Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“AKP ve MHP, her gece korkulu rüyasına giren HDP’nin bütün çalışmalarını nasıl engellerim, HDP’yi nasıl siyasetten uzaklaştırırım diye düşünüyor. Bunun hesabını yapan bir zihniyetin sahibi olan AKP-MHP ittifakı var.

Ama korkulu rüyalar görmeye devam etsinler, çünkü HDP gümbür gümbür geliyor. Biz biliyoruz ki AKP ve MHP’nin derdi bu ülkenin sorunları değil. AKP ve MHP’nin derdi ülkede yaşanan ekonomik kriz değil, ülkenin sefalete ve açlığa sürüklenmesi değil.

AKP ve MHP’nin derdi sadece ve sadece HDP’nin nasıl engelleneceği, yargı eliyle HDP’nin nasıl küçültüleceği ve engelleneceğidir. Onlar bunun hesabını yapıyorlar.

“Bloke kararı Saray’ın talimatıyla alındı”

En son AYM’nin verdiği karar var. HDP’nin, yani Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin, 6 milyondan – bu son seçim için söylediğim rakam – fazla insanın oy verdiği bir partinin hazine yardımının aktarıldığı hesaba bloke konulması kararı var.

Hazine yardımından yoksun bırakılması ve yardımın gasp edilmesi meselesi var. Elbette ki bu kararın hukuki bir karar olmadığını biliyoruz. Bu kararın Saray’ın talimatıyla alındığını da biliyoruz.

AYM bu hukuksuzluğun altına imza atarak kendisini Saray’ın aracı haline getirdi. Bunu üzüntüyle belirtmek istiyorum. Onlar Hazine yardımımızı bloke edebilirler ama halkın iradesini bloke edecek olan hiçbir güç yoktur.

“Bu hukuksuzluk AKP-MHP’nin seçim çalışması”

Biz bu hukuksuzluğun aynı zamanda AKP-MHP’nin seçim çalışması olduğunu biliyoruz. Çünkü onlar seçim çalışmalarını haksızlık ve hukuksuzluklar üzerine kurdu. Bunu devam ettiriyorlar. Kobanî Kumpas Davası buna bir örnektir, HDP’nin kapatılması davası buna bir örnektir. Belediyelerimize atanan kayyımlar buna bir örnektir.

Milletvekillerimizin vekilliklerinin düşürülmesi buna bir örnektir. DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın tutuklanması buna bir örnektir. Bütün seçim çalışmalarını hukuksuzluklar üzerinde gerçekleştiren ve bu zihniyeti hayata geçirmeye çalışan AKP-MHP iktidarı, işte seçimlere bu saiklerle hazırlanıyor.

“Seçim sonuçları hüsrana uğratacak”

Bütün bu kumpaslarla, bütün bu hukuksuzluklarla Türkiye’yi bir seçime götürecek olan AKP-MHP ittifakı seçim sonuçlarını gördüğü zaman elbette ki bir hüsran yaşayacaktır. Bunu şimdiden ifade ediyorum. Biz de HDP olarak; bizlere yapılan zulme, haksızlığa, kötülüğe ve zora karşı hummalı bir çalışma yürüterek, kadın ittifakımızı, Kürt ittifakımızı, Emek ve Özgürlük İttifakımızı, tüm ittifaklarımızı kurarak bu seçimlerde üstün bir başarı elde etmeyi hedefliyoruz.

Onların HDP’siz bir siyaset, HDP’siz bir parlamento yaratmaya çalıştıklarını bildiğimiz için bu çalışmalarımızı çok daha görkemli, çok daha güçlü bir şekilde yapmanın zamanı gelmiştir.

“AKP’ye oy vermeyi bir daha düşünün”

Buradan AKP’ye oy veren Kürt halkına kısa da olsa seslenmek isterim. HDP’ye bu kadar zulüm yapılırken, Kürtlere bu kadar zulüm yapılırken, HDP’nin her türlü siyasi hakkı elinden alınmaya çalışılırken, milletvekillerinin ve belediye eşbaşkanlarının cezaevinde olduğu bir süreçte hala AKP’ye oy vermeyi düşünen Kürtlerin artık şapkalarını çıkarıp bir kez daha düşünmelerinin vakti gelmiştir.

Vicdanı olan her bir Kürdün, kendisine insanım diyen her bir demokratın, barış isteyen, demokrasiden yana olan herkesin, ülkenin bütün kaynaklarını savaşa aktaran zihniyetten kurtulmak isteyen herkesin birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Tecrit politikasını sadece İmralı’da Sayın Öcalan’a değil Türkiye’nin her yanına yaymaya çalışan ve tecridi bir yaşam biçimi haline getiren ve bunu da sistematik hale getiren AKP ve MHP zihniyetine karşı bu seçimlerde el ele, omuz omuza hareket etmek zorundayız.

“HDP kendi adayını çıkaracak”

“Şimdi herkesin dört gözle beklediği cumhurbaşkanı adayının kim olacağı meselesi. Biz HDP olarak en kısa zamanda kendi cumhurbaşkanı adayımızı Türkiye halklarıyla paylaşacağız. HDP kendi adayını çıkaracak, kendi adayını gösterecek ve seçimlere kendi adayıyla gidecek.

Bizim ne Cumhur İttifakıyla ne Millet İttifakıyla herhangi bir ortaklığımız yok. Ancak ilkesel yaklaşımlarımız var. Bunları zamanı geldiğinde oturup konuşabiliriz, müzakere edebiliriz, diyalog içinde olabiliriz. Ama HDP’nin şu anki kararı kendi adayıyla seçimlere girmektir.

Hiç kimse HDP’yi a ya da b partisine bağlamasın. HDP, Türkiye’de bir iradedir, büyük bir güçtür. Ve seçimlerde büyük bir oy oranıyla çıkmayı hedefleyen bir siyasi partidir.”

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan “Aday” Açıklaması: Karşı Çıktığımız Tek İsim…

Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili konuşan HDP’li Beştaş, “Bugüne kadar karşı çıktığımız tek isim oldu o da Mansur Yavaş. Onun adaylığına asla HDP seçmeni sıcak bakmaz. Bizim için denklemde yok. ‘İnşallah’’ kavramını resmi açıklamayla yalanlayan bir insandan herkesi temsil eden bir Cumhurbaşkanı olmaz diye düşünüyoruz.” dedi ve ekledi:

“Bir vatandaş ‘İnşallah Demirtaş hapisten çıkar’ demişti. Ona ‘inşallah’ diye yanıt verdiği söylendi. Ertesi gün belediyeden ‘Böyle bir cümlem olmadı’ diye açıklama geldi. Bu kadar ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri. Ayrıntıları kişiler üzerinden tartışmak istemiyorum, tek bir görüşü onun üzerinden tartıştığımız için söyledim.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Radyo Sputnik’te Enver Aysever’in Yolcu Yolunda Gerek programında açıklamalarda bulundu.

‘Çok büyük bir hukuksuzluk’

Meral Danış Beştaş, AYM’nin verdiği HDP’ye hazine yardımının geçici süreliğine bloke edilmesi kararıyla ilgili şu yorumu yaptı:

“Bu karar olur mu olmaz mı diye çok tartışıldı. Çok büyük bir hukuksuzluk ve gasp var. Seçim çalışmaları, mahkeme kararlarıyla yürütülüyor. Siyasi partiler, başta bizim partimiz olmak üzere, tasfiye edilmek isteniyor. Yargı maalesef bu süreçte seçim çalışmalarında birinci derecede rol almış durumda. Bunun daha önceki kararlarla da bir uyumu yok. Anayasa Mahkemesi kendince teknik bir bloke kararı vermiş ama bunun hukukta, Anayasada hiçbir karşılığı yok. Tamamen siyasetin kararı veya baskısı olarak nitelendirebiliriz.”

‘Ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri’

Altılı Masa’dan çıkacak Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşan Beştaş, isimleri değil ilkeleri önemsediklerini söyledi. İsmen karşı çıktıkları tek kişinin Mansur Yavaş olduğunun altını çizen Beştaş, “Ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri” ifadelerini kullandı. Beştaş şöyle konuştu:

“İsimlerden ziyade ilkeleri önemsiyoruz. Kürt meselesine yaklaşım turnusol kağıtlarından biridir. Irkçılığa karşı olmak örneğin. Bunda herkesin ezberlerini bozması lazım. Geçmişle yüzleşme lazım. Kürtlerin de herkes gibi bu ülkenin sahibi ve yurttaşı olduğunu kabul etmemiz lazım.

Adil yargılamalar yine çok önemli bir başlık. Kadın eşitliği ve özgürlüğü hayati derecede önem verdiğimiz bir ilke. Doğaya yönelik kırım politikasının son bulması gibi ilkelerimiz var. Bugüne kadar karşı çıktığımız tek isim oldu o da Mansur Yavaş. Onun adaylığına asla HDP seçmeni sıcak bakmaz. Bizim için denklemde yok. ‘İnşallah’’ kavramını resmi açıklamayla yalanlayan bir insandan herkesi temsil eden bir Cumhurbaşkanı olmaz diye düşünüyoruz.

Bir vatandaş ‘İnşallah Demirtaş hapisten çıkar’ demişti. Ona ‘inşallah’ diye yanıt verdiği söylendi. Ertesi gün belediyeden ‘Böyle bir cümlem olmadı’ diye açıklama geldi. Bu kadar ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri. Ayrıntıları kişiler üzerinden tartışmak istemiyorum, tek bir görüşü onun üzerinden tartıştığımız için söyledim.”

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Esad Karşıtı Silahlı İslamcı Gruplar Tepkili

Türkiye ve Suriye arasında 2022’in son haftasında Moskova’da gerçekleşen savunma bakanları düzeyindeki görüşme, Suriye’nin kuzeyinde etkili silahlı İslamcı gruplardan HTŞ’den sonra Türkiye ile iyi ilişkileri bulunan Ahrar’uş Şam da normalleşme çabalarına tepki gösterdi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Ahrar’uş Şam’dan yapılan açıklamada, “Beşar Esad ile hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacağız” denildi. Heyet Tahrir el Şam da (HTŞ), liderleri Muhammed el Cevlani’nin konuşmasının yer aldığı, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlıklı yeni bir video yayımladı.

Ahrar’uş Şam’ın açıklamasında neler var?

Ahrar’uş Şam’ın açıklaması, 3 Ocak’ta Telegram üzerinden paylaşıldı. Örgütün açıklamasında, “Suriye’nin haklı devrimi” övüldü ancak “birleşik bir liderlik oluşturulmasında yaşanan başarısızlığın muhalefetin çabalarını engellediği” belirtildi.

Örgüt, “devrimin müttefiki” olarak tanımladığı Türkiye’nin, Şam’a yönelik tutumunu değiştirmesine neden olan koşulları anladığını belirtmekle birlikte, “Muhalefet halkımızın kutsal davasından vazgeçemez” ifadesini kullandı.

“Dava” ile Esad yönetiminin devrilmesinden bahsediliyor.

“Örgütün bu hedefe ulaşıncaya kadar uzlaşmayı düşünmeyeceği” aktarıldı.

Ahrar’uş Şam, açıklamanın sonunda ise “Suriye muhalefeti ile Türkiye’nin çıkarlarının çatışmasının önüne geçecek bir yolun bulunabileceğini ümit ettiğini” belirtti.

HTŞ eleştirilerine devam ediyor

Geçen hafta Türkiye ile Suriye görüşmelerini eleştiren HTŞ de eleştirilerine yeni bir video yayımlayarak devam etti.

HTŞ’nin medya organı Amjad tarafından yine 3 Ocak tarihinde paylaşılan video, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlığıyla yayımlandı.

Örgüt lideri Muhammed el Cevlani videoda, Esad yönetimi ile uzlaşma içine girmeyeceklerini belirtti ve “suçlu rejim devrilinceye kadar mücadeleye devam edeceklerini” ifade etti.

El Cevlani, “Suriye, Türkiye ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelerin devrim için yeni bir meydan okuma teşkil ettiğini” söyledi.

“Suriye halkına moralini bozmama” çağrısı yapan el Cevlani, “HTŞ’nin mücadelesini gece gündüz sürdüreceğinin sözünü verdiğini” söyledi ve herkesi grupla yan yana durmaya çağırdı.

Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ, İdlib’deki en güçlü askeri grup.

Nusra Cephesi, Temmuz 2016’da El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdığını açıklamış ve adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

Ocak 2017’de ise Şam’ın Fethi Cephesi liderliğinde bir araya gelen Ensar el-Din Cephesi, Ceyş el-Sunna, Liva el-Hak ve Nurettin Zengi Hareketi, yeni bir çatı örgüt olarak HTŞ’yi ilan etmişti.

Ahrar’uş Şam ve HTŞ 2017’de birbiriyle savaşmış olsalar da müttefik konumundalar.

İkisi de HTŞ’nin liderliğindeki “El Fatah El Mubin operasyon odasında” birlikte hareket ediyor.

Türkiye merkezli muhalefet ‘endişeli değil’

Bu arada hafta içinde Türkiye’deki Suriyeli muhalif grupların temsilcileri Ankara’da yetkililerle görüştü.

Suriye Geçici Hükümeti oluşumu başkanı Abdurrahman Mustafa, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan heyet, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu yetkililerle bir araya geldi.

Temaslarla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Suriye bağlamındaki son gelişmeler ele alındı ve 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefeti ile halkına desteğimiz yinelendi” ifadelerine yer verildi.

Görüşmeler sonrası konuşan Abdurrahman Mustafa, Türkiye ile Suriye arasında başlayan yeni süreçle ilgili kendilerini endişelendiren bir durum olmadığını gördüklerini söyledi.

Mustafa, “Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki süreçte neler yaşandı?

2022 yılı içinde Ankara, Suriye ile istihbarat servisleri düzeyinde görüşmeler yapıldığını açıklamıştı.

Kasım ayında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimaline dair olumlu açıklamalar yapmuş ve “Siyasette küslük dargınlık olmaz” demişti.

Yılın son günlerinde ise iki ülke arasında yıllar sonra ilk siyasi temas gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri 29 Aralık’ta bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

5 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgede suhuleti sağlamak, barışı egemen kılmak” ifadelerini kullandı.

Hafta içinde Reuters haber ajansına konuşan ve ismini vermeyen üst düzey bir Türk bir yetkili ise bakanların ilk toplantısından hızlıca bir sonuç çıkmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Paylaşın

AYM Başkanlığı Seçimi ‘HDP Kapatma Davası’nı Nasıl Etkileyecek?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor. İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan.

HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke koyan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının 7’ye karşı 8 oyla alınması, gözleri AYM’deki dengelere çevirdi. Yüksek Mahkeme’de son dönemde Başkan Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 5 muhalif üye varken HDP kararındaki muhalif üye sayısının 7’ye yükselmesi dikkat çekti. Bu durumun kapatma kararı için gerekli 10 oyun bulunmasında dengeleri etkileyeceği belirtiliyor. Diğer yandan Şubat ayında yapılacak AYM başkanlığı seçimi ise kapatma davasının gidişatında belirleyici olacak.

AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatma davası kapsamında HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması talebini dün kabul etmişti. HDP’nin savunmasının alınmasına kadar geçici olarak hesaplara bloke konulmasına karar verilmişti. HDP’ye bu kapsamda 30 günlük savunma süresi tanındı.

Karardaki oy dağılımı ne anlama geliyor?

Peki AYM’nin HDP kararı ne anlama geliyor, mahkemedeki dengeleri nasıl etkileyecek?

AYM’nin kararı 15 üyeden 8’inin oyuyla alındı. AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 7 üye karara muhalefet etti. HDP aleyhinde açılan davada karar çıkması için 15 üyenin 10 üyesinin oyu gerekiyor. Bu nedenle 7-8 şeklindeki oy dağılımı yargı kulislerinde sürpriz olarak nitelendirildi.

AYM’de şu ana kadar Başkan Zühtü Arslan, başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, üyeler Engin Yıldırım, Yusuf Şevki Hakyemez, Emin Kuz muhalif kararıyla biliniyordu.

Ancak HDP bloke kararına HDP’nin savunması alınmadığı gerekçesiyle ret veren Recai Akyel, Yıldız Seferinoğlu ve Selahattin Menteş de karşı oy kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçilen Akyel, Seferinoğlu ve Menteş daha önce çoğunluk grubuyla hareket ediyordu.

Son oy dağılımı, bu üyelerin de HDP kapatma davasında “hayır” oyu vereceği beklentisi yarattı. Ancak karardaki muhalif gerekçenin esasa ilişkin değil usul yönünden olması nedeniyle kapatma kararında üyeler farklı oy tercihinde bulunabilir.

Kararda, muhalif olan üyelerin gerekçesi “HDP’nin savunması alındıktan sonra bloke kararının görüşülmesi” oldu. Ancak kulislerde, 7 üyeden bazılarının bloke kararı verilmesi halinde bunun kapatma kararı öncesinde “ihsas-ı rey” anlamına geleceği endişesini taşıdığı öğrenildi.

“İhsas-ı rey”, bir davada tarafını önceden belli etmek anlamına geliyor.

Kapatma kararı için 10 üyenin oyunun gerekmesi nedeniyle 7 kişilik son muhalif üyelerden ikisinin tercihini değiştirmesi gerekiyor. Aksi durumda HDP hakkında kapatma kararı çıkmaza girecek.

AYM’de kritik başkanlık seçimi

HDP kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum ise 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine AYM Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

Peki kulislerde Zühtü Arslan yerine başkanlık için kimlerin adı geçiyor?

Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor.

İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Güleç, muhafazakâr yapısıyla bilinirken Basri Bağcı ise milliyetçi-muhafazakar çizgide görülüyor Bağcı’nın uluslararası hukuk alanında yüksek lisans yapması, bir dönem Adalet Bakanlığı’nda bürokrat olması kulislerde şansını arttıran öğeler olarak yorumlanıyor. Sayıştay kökenli olan Güleç’in ise İngilizce ve Almanca bilmesinin, uluslararası ilişkilerde ön plana çıkmasını sağlayacağı ifade ediliyor.

Diğer yandan adayın belirlenmesinde doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan gelecek işaretin de etkili olacağı ifade ediliyor. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan’ın adaylık için istekli olduğu öğrenildi.

Paylaşın