Finlandiya Ve İsveç’in NATO’ya Üyelik Süreci Ne Kadar Daha Uzayabilir?

İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi 30 ülkenin de onayını gerektiren katılım icin Macaristan ve Türkiye’den henüz onay almadı. Macaristan ve Turkiye’nin onay vermesi sonrası NATO Genel Sekreti Jens Stollenberg yeni üyeleri Kuzey Atlantik Antlaşması’na katılmaya davet edecek.

Bu aşamanın tamamlanması sonrası NATO’ya üye ülke sayısı 32’ye yükselecek.

İsveç ile Finlandiya’nın Ukrayna işgali sonrası NATO’ya mayıs ayında yaptığı üyelik başvurusunun Kuzey Atlantik Paktı’na “en hızlı katılım” olması bekleniyordu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, her iki İskandinav ülkesinin katılımının hızlı bir şekilde olacağını öngörmüştü. Ancak aradan geçen yaklaşık 10 ayda her iki ülkenin üyelik süreciyle ilgili belirsizlik sürüyor.

Madrid’de haziran ayındaki NATO toplantısında aday ülkeler ve Ankara arasında gerçekleşen üçlü görüşmeler sonrası Türkiye vetosunu çekmişti.

Ancak 19 Aralık’ta İsveç yargı makamlarının gazeteci Bülent Keneş’in iadesine izin vermemesi müzakerelerdeki ivmeyi yavaşlattı.

Kararın ardından, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 22 Aralık’ta İsveçli mevkidaşı Tobias Billstorm’e “Henüz daha istediğimiz adımlar atılmadı. Somut adımlar görmek istiyoruz” diyerek bu ülkelerin üyeliklerini yakın zamanda kabul etmeyeceklerinin sinyalini verdi.

Süreç daha ne kadar uzayabilir?

Türkiye, İsveç ve Finladiya’da PKK’lı ve Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirtilen bazı kişilerin iadesini talep ediyor

Terörle daha etkin mücadele için için 1 Ocak’ta yeni bir kanun yürürlüğe koyan İsveç hükümeti “NATO üyeliği için üzerine düşeni yaptıklarını” belirtiyor.

Stockholm Üniversitesi’nde Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, “Bu adımlar atılmasaydı, Ankara’nın bu konuda ilerlemesi pek mümkün değildi” dedi.

“İsveç Anayasa Mahkemesi iade konusundaki görüşünü değiştireceğini sanmıyorum” diyen Paul Levin, Anayasa Mahkemesi’nin özellikle son yirmi yıldır kendi ülkelerinde ‘işkence ile karşı karşıya kalabilecek’ kişiler için yapılan iade taleplerini reddettiğini belirtiyor.

“Bu veto Türkiye’nin ABD’ye baskısı”

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Türkiye Analisti Toni Alaranta bu görüşe katılıyor. Alaranta, “Bu sadece İsveç ve Finlandiya ile alakalı bir mesele değil, bu Türk hükümetinin ABD’ye YPG’ye verdiği silahlar konusunda yaptığı baskı” diyor ve ekliyor:

“Finlandiya’da çoğu insan Türkiye ile ABD arasındaki meseleleri çözemeyeceğimizi düşünüyor”

“Türkiye’nin ne kadar sorun yaratabileceğinin bir sınırı var”

Levin’e göre, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı Avrupa’nın kuzeyinde ortak bir entegrasyon yaratacağı için tüm NATO üyeleri için önem taşıyor.

Levin, “Türkiye’nin veto durumu uzarsa, kendisini yalnızlaşmış bir halde bulabilir ve NATO üyeleri uzun vadede başka çözümler aramaya başlayabilir” dedi.

NATO’da bir ülkeyi üyelikten çıkarma gibi bir prosedürün olmadığını belirten Levin, “Ancak Türkiye’nin ittifak için ne kadar sorun yaratabileceğinin de bir sınırı olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

İsveçli uzman, “Erdoğan’ın zafer ilan etmektense ertelemeye devam etmenin daha pahalıya mal olacağını anladığı noktaya yaklaştığımıza inanıyorum” diyerek Ankara’nın iki ülkenin üyeliğini daha fazla uzatmadan kabul edebileceği görüşünü dile getirdi.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik sürecinin bu kadar uzamasının Türkiye’deki seçimlerle de bağlantısı olduğunu düşündüğünü belirten Levin, “NATO süreçi seçimler için kullanılırsa, zamanlamasını tahmin etmek gerçekten zorlaşır cünkü bu durum kendi dinamiklerini yaratabilir ve çok uzun sürebilir” görüşünü dile getirdi.

NATO üyeliğinin zamanlaması konusunda spekülasyondan uzak durduğunu belirten Alaranta ise “Çünkü bunun iç politikada bir tür koz olarak kullanılmaya çalışıldığına dair yaygın bir görüş de var” dedi.

(Kaaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda Genişleme Hazırlığı: HÜDA PAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Bahçeli’nin yaptığı görüşmelerde Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ittifakın genişletilmesi konusu ele alındığı ve Cumhur İttifakı’ndaki uzlaşmanın ardından da HÜDA PAR ile görüşmeler başladığı öne sürüldü.

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Aslan da henüz kesinleşen bir durumun olmadığını ifade etti. Aslan, “Seçim başlığını AK Parti ile konuşuyoruz. Sonuç itibariyle tüm başlıkları konuşuyoruz. Nasıl bir sonuç çıkacak genel başkanımız açıklama yapacaktır” dedi.

Yazar ve Diyarbakır eski Milletvekili Altan Tan,  “Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de HÜDA PAR, Tayyip Erdoğan’ı destekledi. Sürpriz, beklenilmeyen bir durum değil, belli noktalarda aynı düşünüyorlar. Bundan önce beraberlikleri vardı. O camianın çıkıp karşı tarafa CHP’ye destek vermesi beklenilmiyordu” görüşünü dile getirdi.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri için takvim giderek daralıyor. Seçim takviminin netleşmesinin ardından ittifakların da şekillenmesi bekleniyor.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in edindiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem 13 Aralık hem de 29 Aralık 2022 tarihinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmelerde de Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ittifakın genişletilmesi konusunu ele alındı.

Cumhur İttifakı’ndaki uzlaşmanın ardından da HÜDA PAR ile görüşmeler başladı. Partinin Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Perşembe günü akşam saatlerinde AK Parti Genel Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti kurmayları ile bir araya gelerek seçim işbirliğini ve muhtemel ittifakı görüştü. Yapıcıoğlu, partiden ayrılırken yaptığı açıklamada “Görüşmelerimiz sürecek. Biraz daha sabretmeniz gerekecek. Konular netleşince, mevzular inşallah sizler aracılığıyla kamuoyuyla da paylaşılacaktır. Birkaç başlığımız vardı. Evet, konuştuk. Seçimler de bu başlıklardan bir tanesiydi” dedi.

“‘Teklif gelirse ittifakın içerisinde yer alabiliriz’ demiştiniz” açıklamasının hatırlatılması üzerine de Yapıcıoğu, birden fazla teklifin bulunduğunu belirterek sözlerini “Seçim tarihi netleşince kuvvetli ihtimal bizim de kararımız netleşir. O zaman paylaşırız” şeklinde sürdürdü.

“AK Parti ile seçimi konuşuyoruz”

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Aslan da henüz kesinleşen bir durumun olmadığını ifade etti. Aslan, “Seçim başlığını AK Parti ile konuşuyoruz. Sonuç itibariyle tüm başlıkları konuşuyoruz. Nasıl bir sonuç çıkacak genel başkanımız açıklama yapacaktır” dedi.

Ancak HÜDA PAR’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde 2018’de olduğu gibi Erdoğan’ı desteklemesine kesin gözüyle bakılıyor. HÜDA PAR’ın parti logosuyla seçime girmeyip AK Parti listelerinden Diyarbakır ve Batman illerinde iki ya da üç ismi aday göstermesi bekleniyor. Ancak işbirliğinin detaylarına dair henüz netlik yok.

Altan Tan: Kulislerde siyasi af konuşuluyor

Yazar ve Diyarbakır eski Milletvekili Altan Tan, AKP-HÜDA PAR işbirliğini değerlendirdi. Tan, “Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de HÜDA PAR, Tayyip Erdoğan ı destekledi. Sürpriz, beklenilmeyen bir durum değil, belli noktalarda aynı düşünüyorlar. Bundan önce beraberlikleri vardı. O camianın çıkıp karşı tarafa CHP’ye destek vermesi beklenilmiyordu” görüşünü dile getirdi.

HÜDA PAR ile AK Parti yakınlaşmasının bölgedeki dengeleri etkileyeceğini söyleyen Altan Tan, “Kürt seçmen açısından burada AK Parti’nin yapacakları ve yapmayı planladıkları önemli. Kulislerde bir çok şey önemli şey konuşuluyor, biri siyasi af. Ceza indirimi, infaz indirimi, cezaevlerinin yarısının boşaltılması gibi iddialar var. Bu durumdan Kürt siyasal mahkumlar istifade edecekler” tahmininde bulundu.

AK Parti’ye yakın iki gazetecinin, Mehmet Barlas ile Abdülkadir Selvi’nin son dönemdeki yazılarına atıf yapan Altan Tan, “HDP’nin kapatılma sürecinin seçim sonrasına bırakılması gerektiğini ifade ediyorlar. İktidar ile görüşmelerin olduğunu ima edenler var. Kürt seçmen açısından HÜDA PAR ile AK Parti yakınlaşması yeni bir şey değil, ancak bundan sonrası için atılacak adımlar Kürt seçmen ile ilişkileri belirler. Olacaklar durumu değiştirebilir. Hakikaten denildiği gibi HDP ile dolaylı bir müzakere var ise kapatılma davası ile ilgili Kürt sorunu ile ilgili siyasal bazı hamleler yapılacaksa bunları etkileri tartışılabilir” şeklinde konuştu.

HÜDA PAR’ın örgütlü bir siyasal yapı olduğunu kaydeden Tan, “İttifakı deklare ettiği vakit her iki partide zorlanmaz. Diğer Kürt seçmenin, HDP’li seçmenin etkilenmesi nasıl olur diğer adımlara bağlı, aynı şekilde muhafazakâr seçmenin etkilenmesi için de bundan sonraki gelişmeler önemlidir, sadece HÜDAPAR ile işbirliği AK Parti ile Kürt seçmen ilişkisini etkilemez” dedi.

HÜDA PAR’ın 2018’deki oyu neydi?

HÜDA PAR, 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ı destekledi. Milletvekili seçimlerinde ise kendi parti logosuyla seçime girse de bazı yerlerde bağımsız aday çıkardı. Diyarbakır’da şu an genel başkan olan Zekeriya Yapıcıoğlu’nu, Batman’da ise dönemin GİK üyesi Aydın Gök’ü bağımsız aday olarak destekledi.

Yapıcıoğlu Diyarbakır’da 35 bin 231 oy ile yüzde 4,13 oy aldı. Batman’da da Gök 15 bin 998 oy ile yüzde 5,6 oya sahip oldu. Parti Bingöl’de de yüzde 4.4 oy aldı. Partinin bu üç il dışında Mardin, Muş, Şırnak ve Şanlıurfa’da etkinliği bulunurken 2018 yılı toplam oyu ise 200 bin civarında.

Paylaşın

Pervin Buldan: HDP Kendi Adayını Çıkaracak

Partisinin Kars il kongresinde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Şimdi herkesin dört gözle beklediği cumhurbaşkanı adayının kim olacağı meselesi. Biz HDP olarak en kısa zamanda kendi cumhurbaşkanı adayımızı Türkiye halklarıyla paylaşacağız. HDP kendi adayını çıkaracak, kendi adayını gösterecek ve seçimlere kendi adayıyla gidecek” dedi ve ekledi:

“Bizim ne Cumhur İttifakıyla ne Millet İttifakıyla herhangi bir ortaklığımız yok. Ancak ilkesel yaklaşımlarımız var. Bunları zamanı geldiğinde oturup konuşabiliriz, müzakere edebiliriz, diyalog içinde olabiliriz. Ama HDP’nin şu anki kararı kendi adayıyla seçimlere girmektir.”

Buldan konuşmasının devamında, “Hiç kimse HDP’yi a ya da b partisine bağlamasın. HDP, Türkiye’de bir iradedir, büyük bir güçtür. Ve seçimlerde büyük bir oy oranıyla çıkmayı hedefleyen bir siyasi partidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kars 4’üncü Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“AKP ve MHP, her gece korkulu rüyasına giren HDP’nin bütün çalışmalarını nasıl engellerim, HDP’yi nasıl siyasetten uzaklaştırırım diye düşünüyor. Bunun hesabını yapan bir zihniyetin sahibi olan AKP-MHP ittifakı var.

Ama korkulu rüyalar görmeye devam etsinler, çünkü HDP gümbür gümbür geliyor. Biz biliyoruz ki AKP ve MHP’nin derdi bu ülkenin sorunları değil. AKP ve MHP’nin derdi ülkede yaşanan ekonomik kriz değil, ülkenin sefalete ve açlığa sürüklenmesi değil.

AKP ve MHP’nin derdi sadece ve sadece HDP’nin nasıl engelleneceği, yargı eliyle HDP’nin nasıl küçültüleceği ve engelleneceğidir. Onlar bunun hesabını yapıyorlar.

“Bloke kararı Saray’ın talimatıyla alındı”

En son AYM’nin verdiği karar var. HDP’nin, yani Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin, 6 milyondan – bu son seçim için söylediğim rakam – fazla insanın oy verdiği bir partinin hazine yardımının aktarıldığı hesaba bloke konulması kararı var.

Hazine yardımından yoksun bırakılması ve yardımın gasp edilmesi meselesi var. Elbette ki bu kararın hukuki bir karar olmadığını biliyoruz. Bu kararın Saray’ın talimatıyla alındığını da biliyoruz.

AYM bu hukuksuzluğun altına imza atarak kendisini Saray’ın aracı haline getirdi. Bunu üzüntüyle belirtmek istiyorum. Onlar Hazine yardımımızı bloke edebilirler ama halkın iradesini bloke edecek olan hiçbir güç yoktur.

“Bu hukuksuzluk AKP-MHP’nin seçim çalışması”

Biz bu hukuksuzluğun aynı zamanda AKP-MHP’nin seçim çalışması olduğunu biliyoruz. Çünkü onlar seçim çalışmalarını haksızlık ve hukuksuzluklar üzerine kurdu. Bunu devam ettiriyorlar. Kobanî Kumpas Davası buna bir örnektir, HDP’nin kapatılması davası buna bir örnektir. Belediyelerimize atanan kayyımlar buna bir örnektir.

Milletvekillerimizin vekilliklerinin düşürülmesi buna bir örnektir. DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın tutuklanması buna bir örnektir. Bütün seçim çalışmalarını hukuksuzluklar üzerinde gerçekleştiren ve bu zihniyeti hayata geçirmeye çalışan AKP-MHP iktidarı, işte seçimlere bu saiklerle hazırlanıyor.

“Seçim sonuçları hüsrana uğratacak”

Bütün bu kumpaslarla, bütün bu hukuksuzluklarla Türkiye’yi bir seçime götürecek olan AKP-MHP ittifakı seçim sonuçlarını gördüğü zaman elbette ki bir hüsran yaşayacaktır. Bunu şimdiden ifade ediyorum. Biz de HDP olarak; bizlere yapılan zulme, haksızlığa, kötülüğe ve zora karşı hummalı bir çalışma yürüterek, kadın ittifakımızı, Kürt ittifakımızı, Emek ve Özgürlük İttifakımızı, tüm ittifaklarımızı kurarak bu seçimlerde üstün bir başarı elde etmeyi hedefliyoruz.

Onların HDP’siz bir siyaset, HDP’siz bir parlamento yaratmaya çalıştıklarını bildiğimiz için bu çalışmalarımızı çok daha görkemli, çok daha güçlü bir şekilde yapmanın zamanı gelmiştir.

“AKP’ye oy vermeyi bir daha düşünün”

Buradan AKP’ye oy veren Kürt halkına kısa da olsa seslenmek isterim. HDP’ye bu kadar zulüm yapılırken, Kürtlere bu kadar zulüm yapılırken, HDP’nin her türlü siyasi hakkı elinden alınmaya çalışılırken, milletvekillerinin ve belediye eşbaşkanlarının cezaevinde olduğu bir süreçte hala AKP’ye oy vermeyi düşünen Kürtlerin artık şapkalarını çıkarıp bir kez daha düşünmelerinin vakti gelmiştir.

Vicdanı olan her bir Kürdün, kendisine insanım diyen her bir demokratın, barış isteyen, demokrasiden yana olan herkesin, ülkenin bütün kaynaklarını savaşa aktaran zihniyetten kurtulmak isteyen herkesin birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Tecrit politikasını sadece İmralı’da Sayın Öcalan’a değil Türkiye’nin her yanına yaymaya çalışan ve tecridi bir yaşam biçimi haline getiren ve bunu da sistematik hale getiren AKP ve MHP zihniyetine karşı bu seçimlerde el ele, omuz omuza hareket etmek zorundayız.

“HDP kendi adayını çıkaracak”

“Şimdi herkesin dört gözle beklediği cumhurbaşkanı adayının kim olacağı meselesi. Biz HDP olarak en kısa zamanda kendi cumhurbaşkanı adayımızı Türkiye halklarıyla paylaşacağız. HDP kendi adayını çıkaracak, kendi adayını gösterecek ve seçimlere kendi adayıyla gidecek.

Bizim ne Cumhur İttifakıyla ne Millet İttifakıyla herhangi bir ortaklığımız yok. Ancak ilkesel yaklaşımlarımız var. Bunları zamanı geldiğinde oturup konuşabiliriz, müzakere edebiliriz, diyalog içinde olabiliriz. Ama HDP’nin şu anki kararı kendi adayıyla seçimlere girmektir.

Hiç kimse HDP’yi a ya da b partisine bağlamasın. HDP, Türkiye’de bir iradedir, büyük bir güçtür. Ve seçimlerde büyük bir oy oranıyla çıkmayı hedefleyen bir siyasi partidir.”

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan “Aday” Açıklaması: Karşı Çıktığımız Tek İsim…

Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili konuşan HDP’li Beştaş, “Bugüne kadar karşı çıktığımız tek isim oldu o da Mansur Yavaş. Onun adaylığına asla HDP seçmeni sıcak bakmaz. Bizim için denklemde yok. ‘İnşallah’’ kavramını resmi açıklamayla yalanlayan bir insandan herkesi temsil eden bir Cumhurbaşkanı olmaz diye düşünüyoruz.” dedi ve ekledi:

“Bir vatandaş ‘İnşallah Demirtaş hapisten çıkar’ demişti. Ona ‘inşallah’ diye yanıt verdiği söylendi. Ertesi gün belediyeden ‘Böyle bir cümlem olmadı’ diye açıklama geldi. Bu kadar ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri. Ayrıntıları kişiler üzerinden tartışmak istemiyorum, tek bir görüşü onun üzerinden tartıştığımız için söyledim.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Radyo Sputnik’te Enver Aysever’in Yolcu Yolunda Gerek programında açıklamalarda bulundu.

‘Çok büyük bir hukuksuzluk’

Meral Danış Beştaş, AYM’nin verdiği HDP’ye hazine yardımının geçici süreliğine bloke edilmesi kararıyla ilgili şu yorumu yaptı:

“Bu karar olur mu olmaz mı diye çok tartışıldı. Çok büyük bir hukuksuzluk ve gasp var. Seçim çalışmaları, mahkeme kararlarıyla yürütülüyor. Siyasi partiler, başta bizim partimiz olmak üzere, tasfiye edilmek isteniyor. Yargı maalesef bu süreçte seçim çalışmalarında birinci derecede rol almış durumda. Bunun daha önceki kararlarla da bir uyumu yok. Anayasa Mahkemesi kendince teknik bir bloke kararı vermiş ama bunun hukukta, Anayasada hiçbir karşılığı yok. Tamamen siyasetin kararı veya baskısı olarak nitelendirebiliriz.”

‘Ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri’

Altılı Masa’dan çıkacak Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşan Beştaş, isimleri değil ilkeleri önemsediklerini söyledi. İsmen karşı çıktıkları tek kişinin Mansur Yavaş olduğunun altını çizen Beştaş, “Ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri” ifadelerini kullandı. Beştaş şöyle konuştu:

“İsimlerden ziyade ilkeleri önemsiyoruz. Kürt meselesine yaklaşım turnusol kağıtlarından biridir. Irkçılığa karşı olmak örneğin. Bunda herkesin ezberlerini bozması lazım. Geçmişle yüzleşme lazım. Kürtlerin de herkes gibi bu ülkenin sahibi ve yurttaşı olduğunu kabul etmemiz lazım.

Adil yargılamalar yine çok önemli bir başlık. Kadın eşitliği ve özgürlüğü hayati derecede önem verdiğimiz bir ilke. Doğaya yönelik kırım politikasının son bulması gibi ilkelerimiz var. Bugüne kadar karşı çıktığımız tek isim oldu o da Mansur Yavaş. Onun adaylığına asla HDP seçmeni sıcak bakmaz. Bizim için denklemde yok. ‘İnşallah’’ kavramını resmi açıklamayla yalanlayan bir insandan herkesi temsil eden bir Cumhurbaşkanı olmaz diye düşünüyoruz.

Bir vatandaş ‘İnşallah Demirtaş hapisten çıkar’ demişti. Ona ‘inşallah’ diye yanıt verdiği söylendi. Ertesi gün belediyeden ‘Böyle bir cümlem olmadı’ diye açıklama geldi. Bu kadar ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri. Ayrıntıları kişiler üzerinden tartışmak istemiyorum, tek bir görüşü onun üzerinden tartıştığımız için söyledim.”

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Esad Karşıtı Silahlı İslamcı Gruplar Tepkili

Türkiye ve Suriye arasında 2022’in son haftasında Moskova’da gerçekleşen savunma bakanları düzeyindeki görüşme, Suriye’nin kuzeyinde etkili silahlı İslamcı gruplardan HTŞ’den sonra Türkiye ile iyi ilişkileri bulunan Ahrar’uş Şam da normalleşme çabalarına tepki gösterdi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Ahrar’uş Şam’dan yapılan açıklamada, “Beşar Esad ile hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacağız” denildi. Heyet Tahrir el Şam da (HTŞ), liderleri Muhammed el Cevlani’nin konuşmasının yer aldığı, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlıklı yeni bir video yayımladı.

Ahrar’uş Şam’ın açıklamasında neler var?

Ahrar’uş Şam’ın açıklaması, 3 Ocak’ta Telegram üzerinden paylaşıldı. Örgütün açıklamasında, “Suriye’nin haklı devrimi” övüldü ancak “birleşik bir liderlik oluşturulmasında yaşanan başarısızlığın muhalefetin çabalarını engellediği” belirtildi.

Örgüt, “devrimin müttefiki” olarak tanımladığı Türkiye’nin, Şam’a yönelik tutumunu değiştirmesine neden olan koşulları anladığını belirtmekle birlikte, “Muhalefet halkımızın kutsal davasından vazgeçemez” ifadesini kullandı.

“Dava” ile Esad yönetiminin devrilmesinden bahsediliyor.

“Örgütün bu hedefe ulaşıncaya kadar uzlaşmayı düşünmeyeceği” aktarıldı.

Ahrar’uş Şam, açıklamanın sonunda ise “Suriye muhalefeti ile Türkiye’nin çıkarlarının çatışmasının önüne geçecek bir yolun bulunabileceğini ümit ettiğini” belirtti.

HTŞ eleştirilerine devam ediyor

Geçen hafta Türkiye ile Suriye görüşmelerini eleştiren HTŞ de eleştirilerine yeni bir video yayımlayarak devam etti.

HTŞ’nin medya organı Amjad tarafından yine 3 Ocak tarihinde paylaşılan video, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlığıyla yayımlandı.

Örgüt lideri Muhammed el Cevlani videoda, Esad yönetimi ile uzlaşma içine girmeyeceklerini belirtti ve “suçlu rejim devrilinceye kadar mücadeleye devam edeceklerini” ifade etti.

El Cevlani, “Suriye, Türkiye ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelerin devrim için yeni bir meydan okuma teşkil ettiğini” söyledi.

“Suriye halkına moralini bozmama” çağrısı yapan el Cevlani, “HTŞ’nin mücadelesini gece gündüz sürdüreceğinin sözünü verdiğini” söyledi ve herkesi grupla yan yana durmaya çağırdı.

Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ, İdlib’deki en güçlü askeri grup.

Nusra Cephesi, Temmuz 2016’da El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdığını açıklamış ve adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

Ocak 2017’de ise Şam’ın Fethi Cephesi liderliğinde bir araya gelen Ensar el-Din Cephesi, Ceyş el-Sunna, Liva el-Hak ve Nurettin Zengi Hareketi, yeni bir çatı örgüt olarak HTŞ’yi ilan etmişti.

Ahrar’uş Şam ve HTŞ 2017’de birbiriyle savaşmış olsalar da müttefik konumundalar.

İkisi de HTŞ’nin liderliğindeki “El Fatah El Mubin operasyon odasında” birlikte hareket ediyor.

Türkiye merkezli muhalefet ‘endişeli değil’

Bu arada hafta içinde Türkiye’deki Suriyeli muhalif grupların temsilcileri Ankara’da yetkililerle görüştü.

Suriye Geçici Hükümeti oluşumu başkanı Abdurrahman Mustafa, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan heyet, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu yetkililerle bir araya geldi.

Temaslarla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Suriye bağlamındaki son gelişmeler ele alındı ve 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefeti ile halkına desteğimiz yinelendi” ifadelerine yer verildi.

Görüşmeler sonrası konuşan Abdurrahman Mustafa, Türkiye ile Suriye arasında başlayan yeni süreçle ilgili kendilerini endişelendiren bir durum olmadığını gördüklerini söyledi.

Mustafa, “Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki süreçte neler yaşandı?

2022 yılı içinde Ankara, Suriye ile istihbarat servisleri düzeyinde görüşmeler yapıldığını açıklamıştı.

Kasım ayında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimaline dair olumlu açıklamalar yapmuş ve “Siyasette küslük dargınlık olmaz” demişti.

Yılın son günlerinde ise iki ülke arasında yıllar sonra ilk siyasi temas gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri 29 Aralık’ta bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

5 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgede suhuleti sağlamak, barışı egemen kılmak” ifadelerini kullandı.

Hafta içinde Reuters haber ajansına konuşan ve ismini vermeyen üst düzey bir Türk bir yetkili ise bakanların ilk toplantısından hızlıca bir sonuç çıkmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Paylaşın

AYM Başkanlığı Seçimi ‘HDP Kapatma Davası’nı Nasıl Etkileyecek?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor. İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan.

HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke koyan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının 7’ye karşı 8 oyla alınması, gözleri AYM’deki dengelere çevirdi. Yüksek Mahkeme’de son dönemde Başkan Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 5 muhalif üye varken HDP kararındaki muhalif üye sayısının 7’ye yükselmesi dikkat çekti. Bu durumun kapatma kararı için gerekli 10 oyun bulunmasında dengeleri etkileyeceği belirtiliyor. Diğer yandan Şubat ayında yapılacak AYM başkanlığı seçimi ise kapatma davasının gidişatında belirleyici olacak.

AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatma davası kapsamında HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması talebini dün kabul etmişti. HDP’nin savunmasının alınmasına kadar geçici olarak hesaplara bloke konulmasına karar verilmişti. HDP’ye bu kapsamda 30 günlük savunma süresi tanındı.

Karardaki oy dağılımı ne anlama geliyor?

Peki AYM’nin HDP kararı ne anlama geliyor, mahkemedeki dengeleri nasıl etkileyecek?

AYM’nin kararı 15 üyeden 8’inin oyuyla alındı. AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 7 üye karara muhalefet etti. HDP aleyhinde açılan davada karar çıkması için 15 üyenin 10 üyesinin oyu gerekiyor. Bu nedenle 7-8 şeklindeki oy dağılımı yargı kulislerinde sürpriz olarak nitelendirildi.

AYM’de şu ana kadar Başkan Zühtü Arslan, başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, üyeler Engin Yıldırım, Yusuf Şevki Hakyemez, Emin Kuz muhalif kararıyla biliniyordu.

Ancak HDP bloke kararına HDP’nin savunması alınmadığı gerekçesiyle ret veren Recai Akyel, Yıldız Seferinoğlu ve Selahattin Menteş de karşı oy kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçilen Akyel, Seferinoğlu ve Menteş daha önce çoğunluk grubuyla hareket ediyordu.

Son oy dağılımı, bu üyelerin de HDP kapatma davasında “hayır” oyu vereceği beklentisi yarattı. Ancak karardaki muhalif gerekçenin esasa ilişkin değil usul yönünden olması nedeniyle kapatma kararında üyeler farklı oy tercihinde bulunabilir.

Kararda, muhalif olan üyelerin gerekçesi “HDP’nin savunması alındıktan sonra bloke kararının görüşülmesi” oldu. Ancak kulislerde, 7 üyeden bazılarının bloke kararı verilmesi halinde bunun kapatma kararı öncesinde “ihsas-ı rey” anlamına geleceği endişesini taşıdığı öğrenildi.

“İhsas-ı rey”, bir davada tarafını önceden belli etmek anlamına geliyor.

Kapatma kararı için 10 üyenin oyunun gerekmesi nedeniyle 7 kişilik son muhalif üyelerden ikisinin tercihini değiştirmesi gerekiyor. Aksi durumda HDP hakkında kapatma kararı çıkmaza girecek.

AYM’de kritik başkanlık seçimi

HDP kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum ise 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine AYM Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

Peki kulislerde Zühtü Arslan yerine başkanlık için kimlerin adı geçiyor?

Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor.

İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Güleç, muhafazakâr yapısıyla bilinirken Basri Bağcı ise milliyetçi-muhafazakar çizgide görülüyor Bağcı’nın uluslararası hukuk alanında yüksek lisans yapması, bir dönem Adalet Bakanlığı’nda bürokrat olması kulislerde şansını arttıran öğeler olarak yorumlanıyor. Sayıştay kökenli olan Güleç’in ise İngilizce ve Almanca bilmesinin, uluslararası ilişkilerde ön plana çıkmasını sağlayacağı ifade ediliyor.

Diğer yandan adayın belirlenmesinde doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan gelecek işaretin de etkili olacağı ifade ediliyor. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan’ın adaylık için istekli olduğu öğrenildi.

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan ‘Ortak Aday’ Açıklaması: Parti Lideri Olmalı

DP Lideri Gültekin Uysal, Gelecek Partisi ev sahipliğinde yapılan toplantıda aday belirleme usulüne dair bir karar alınmadığını, 26 Ocak’ta yapılacak toplantı öncesinde ikili üçlü görüşmelerle sürecin olgunlaştırılacağı mesajını verdi.

Tüm liderlerin ortak aday fikrini benimsediğini söyleyen Gültekin Uysal, adayın bir siyasi parti genel başkanı olması gerektiği görüşünü savundu, açıklama tarihi olarak da seçim takvimini işaret etti.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle buluşmasında gündeme dair soruları yanıtladı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, Uysal’ın sorulara yanıtları özetle şöyle oldu:

“Seçim ittifakı için çalışma yapılacak”

Hem cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesinde hem ittifak modelinin nasıl gerçekleşeceği noktasında, siyasi partilerin önceliklerini belirleme noktasında bir süreç işleyecektir. Siyasi partiler nasıl bir model ortaya koyabilir, 26’sındaki toplantıda gündeme gelecektir. Bir siyasi parti başka bir siyasi partinin amblemi altında da seçime girebilir, kendi amblemiyle de girebilir. Ama bunun ötesinde bölge bölge, farklı siyasi partilerin o bölgelerde farklı ortak listeler belirleyeceği imkanlar var.

Cumhurbaşkanı belirleme usulü nasıl olacak?

Her siyasi parti mutlaka farklı farklı verilerden kaynaklardan, siyasetin reel şartları, güç dengelerini göz önünde bulundurarak değerlendirmeler yapacak. Ancak toplantıda usule ilişkin değerlendirmemiz olmadı. Siyasi partilerin birebir de karşılıklı olarak bu değerlendirmeleri yapacağını düşünüyorum. 26’sındaki toplantıda, ikili üçlü farklı farklı ziyaretler ile birlikte kademe kademe olgunlaşarak net bir karara varılacaktır. Kamuoyu anketlerinden yararlanılacaktır. Seçim takvimi başlayıncaya kadar adayın açıklanacağı kanaatinde değilim.

“Cumhurbaşkanı siyasi sorumluluğu olan kişi olmalı”

Kademe kademe olgunlaşan bir süreç var. Parti olarak biz kendi cephemizden değerlendirdiğimizde siyasi sorumluluğu olan, icraat iddiası olan kişi olması lazım. Bu kişiler de partilerin genel başkanlarıdır. Sadece kişi vurgusu yapmıyoruz. Muhalefetin çok etkin insan kaynağı var. Adayla beraber kadronun da kamuoyu ile paylaşılmasını öneriyoruz. Toplumun tercihini azami sandığa yansıtmak ortak adaydan geçiyor. Genel başkanlar bu fikri benimsemiş durumda. Bugün için hepimizin tercihi ortak aday çıkması hususunda. Büyük bir sorumluluk var. O da milletimizin beklentisi. O beklenti bizim kılavuzumuz. O beklentiyi karşılayabilmek adına süreç yönetiliyor. Ortak aday noktasında pozitif bakıyorum.

Ortak yönetim nasıl olacak?

Geçiş sürecinin yol haritası 26’sında yapılacak toplantıda nihayete erecek. Burada karşılıklı anlayış birlikteliği, karşılıklı mutabakat süreci, ortak bir irade var. Cumhurbaşkanıyla beraber, siyasi partilerin ortak sorumluluğuyla beraber yürüteceğiz. Nihayetinde seçilecek cumhurbaşkanının makamına verilmiş yetkileri vardır, cumhurbaşkanı seçildikten sonra bu yetkileri kullanacaktır.

“Altılı Masa başörtüsü ile ilgili Anayasa teklifi verecek”

Erdoğan’ın uzun süredir çevresine “bana bir referandum konusu bulun” dediği rivayet edilir. Nihayet böyle bir nokta var. Böyle bir seçim süreci geçirmek istiyor. Başörtüsü meselesinde hiç kimsenin itirazı yok, ortak kabul var. İktidarın bir teklifi var siyasi parti gruplarına sundular. CHP’nin bir yasa teklifi var zaten. Meclis’te temsiliyeti olan partiler olarak anayasa değişikliği teklif hazırlığımızı da gerçekleştireceğiz. Başörtüsü konusunda yeni bir teklifin verilmesini değerlendirdik, önümüzdeki hafta netleşir. (Anayasa teklifi için 200 imza gerekiyor) İfade ettiğiniz gerçeğin bilinci içindeyiz. En azından kendi fikrimizi kamuoyu ile paylaşıp, Mecliste imzaya açma düşüncemiz var. Başörtüsü meselesinin referanduma giderek, tartışma konusu olmasının önüne geçmek için değerlendirmemizi yapıyoruz.

“İmamoğlu’nu görevden almak için fırsat kolluyorlar”

Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi hem TBMM seçiminde azami başarı elde etme hedefi var. Biz o büyük sorumluluğu merkeze alarak, şahsi beklenti, kariyer beklentisini kenara bırakarak değerlendirme yapıyoruz. Terazinin iki değil 80 kefesi var, pek çok şeyi dikkate almamız icap eder. Siyasi figürün altılı masadan aday olmasını doğru buluyorum. İmamoğlu, Yavaş, başka partilerin genel başkanları gibi farklı aday noktasında alternatifler var. O açıdan kati hüküm vererek bir şey söylemem. Bir fikrimiz var ama ifade etmek istemem. Seçim öncesinde İBB’yi ele geçirme niyetiyle hareket ettiklerini görüyoruz. Kamuoyu önünde beklenti, PR önemli ama sadece isim popülertileri değil bunlarla beraber başka niteliklerin icap ettiği gerçeği ortadadır. (Kayyum atanır mı?) Evet o düşüncedeyim, iktidarın toplumsal tepkiyi kademe kademe ölçerek bir hedefi var. Görevden açığa almak için fırsat kolluyorlar, kademe kademe toplumsal psikolojiyi örme niyetlerini görebiliyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı dayatılıyor mu?

Toplantıda Kılıçdaroğlu da dahil isimler üzerinden hiçbir değerlendirmemiz olmamıştır. Ama elbette ortak aday çıkmıyorsa, her parti genel başkanı doğal adaydır.

Türkiye’de adına keyfi rejim dediğimiz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ilgili kamuoyu araştırmalarına baktığımızda desteğin yüzde 35’lere kadar düşüğü görülüyor. Bu toplumsal muhalefeti sandığa götürüp ortak iradeye dönüştürmek gerek.

Bunu sağlıklı yürüttüğünüzde her adayın kazanacak aday olduğu kanaatindeyim. Muhalefeti geçmişle mukayese ettiğinizde çokça aday imkanı var. Masada bulunan tüm siyasi partileri her parti değerlendirecektir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını dayattığı düşüncesinde değilim. Her siyasi partinin farklı fikri olur ama önümüzdeki süreçte kademe kademe olgunlaşacağını düşünüyorum.

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı: Ortak Aday Seçeneğine Yakınız

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantı sonrası yapılan açıklamada, seçimlere değinilerek, “Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik” denildi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin genel başkanları, eşbaşkanları ve sözcüleri, dün İstanbul Taksim’deki bir otelde toplandı. İİttifak bileşenleri, toplantıya dair “Saldırılara meydan okuyoruz: 2023’ü siyasi değişimin yılına dönüştüreceğiz” başlığıyla açıklama yaptı. Açıklamada, özetle şöyle denildi:

Demokratik siyasete yönelik baskılar artarak devam ediyor. 6,5 milyondan fazla yurttaşın oyunu alan, Meclis’in 3’üncü büyük partisi olan HDP’ye yönelik iktidar ve ortaklarının yürüttüğü kapatma davası, dava öncesi, 15 üyesi bulunan Anayasa Mahkemesinin başkanı dâhil 7 üyesinin muhalefetine rağmen oy çokluğuyla hesaplarına geçici bloke kararı alındı ve siyasi hesaplarla seçim arifesinde karar aşamasına getirildi.

Demokratik Bölgeler Partisi’nin Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra üye ve yöneticileri hukuksuz şekilde tutuklandı. HDP ve DBP belediyelerine dönük kayyım gaspları sürüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu siyasi yasaklı hale getirilerek, HDP belediyelerinden sonra İstanbul Belediyesinin de kayyım ile gasp edilmesinin hazırlıkları sürüyor.

Gözaltı, tutuklama, saldırılar, sansür ve para cezaları ile özgür basın çalışamaz duruma getirilerek toplumun tüm itiraz mekanizmaları felç edilmeye çalışılıyor. Kobanê kumpas davası, Gezi davasında verilen cezalar, grev yasakları, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasını onaylayan Danıştay kararı örneklerinde de görüldüğü üzere yargı, iktidar tarafından siyasi bir araç olarak kullanılıyor.

Bir avuç sermayedar ve iktidar eliti kârlarına kâr katarken, ekmeğimiz her geçen gün daha da küçülüyor. İşçiler ve emekçilerden sonra emekliler de açlığa mahkûm edildi” ifadelerine yer verildi.

“Ortak aday seçeneğine yakınız”

Toplantımızda, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik.

Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz.”

Paylaşın

GP Lideri Ahmet Davutoğlu: Kesinlikle Tek Aday Çıkaracağız

GP Lideri Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında, “Ortak cumhurbaşkanı adayı için mutabakat kesinlikle var. Tek aday çıkaracağız. Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun şunu bilecek, 6 genel başkan da aynı imza yetkisine sahip olacak, karar süreçlerinde eşit olacak. Biri diğerinden bir adım önde olmayacak. Cumhurbaşkanı bir anlamda eşitler arasında bir ilk olacak. Mutlak yetki sahibi olmayacak.” dedi ve ekledi: 

İktidar istedi ki bu takvimi biz erkene alalım. Bundan 6 ay önce biz bir cumhurbaşkanı adayı tayin etseydik ne olurdu biliyor musunuz? Gelen cumhurbaşkanı kendisinin Erdoğan gibi yetki kullanacağını düşünürdü ve mutlaka çatışırdık. Şimdi çatışma çıkmaz. Şimdi gelecek cumhurbaşkanı adayı oyunun kurallarını bilecek.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın programına konuk oldu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Dün yaklaşık 10 saat birlikteydik. Önemli olan açık yüreklilikle konuşabilmek. En büyük kazanımım ne diye sorsanız, daha önce bir araya gelmemiş liderler, 3’lü 4’lü düzenli toplantılar yapılmıyordu, şimdi yapılıyor. Bu psikolojik olarak topluma bir rahatlama veriyor. Psikolojik bir iklim değişikliği yarattı bu masa. Geçen sene yeni bir yola çıktık. Cumhurbaşkanı adayından başlanmaz. Buradan başlarsak biz de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kucağına düşmüş oluruz. Hayır Türkiye’yi bir kişi kurtarmayacak. Şu anda Erdoğan kötü duruma getirdi denilebilir ama sadece Erdoğan değil, bir kültür bu, bir zihniyet.

Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun, genel başkanlar doğrudan karar süreçlerinin içinde imza yetkisine sahip olarak bulunacaklar. Genel başkanlar, cumhurbaşkanı kadar her stratejik kararda imza yetkisine sahip olacak. Bu büyük bir teminat. 6 tane birbirine benzemez insan diyorlar. Bu ülkeyi birbirlerinin hassasiyetlerini görerek yönetecekler. Biz bir karar alırken CHP’nin hassasiyetlerini gözeteceğiz, Kılıçdaroğlu karar alırken muhafazakar kesimin hassasiyetlerini gözetecek. Bir süre sonra bir kültür oluşacak. Toplantıda açık yüreklilikle konuşuyoruz, sonunda çözüyoruz meseleyi.

“Tek aday çıkaracağız”

Ortak cumhurbaşkanı adayı için mutabakat kesinlikle var. Tek aday çıkaracağız. Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun şunu bilecek, 6 genel başkan da aynı imza yetkisine sahip olacak, karar süreçlerinde eşit olacak. Biri diğerinden bir adım önde olmayacak. Cumhurbaşkanı bir anlamda eşitler arasında bir ilk olacak. Mutlak yetki sahibi olmayacak.

İktidar istedi ki bu takvimi biz erkene alalım. Bundan 6 ay önce biz bir cumhurbaşkanı adayı tayin etseydik ne olurdu biliyor musunuz? Gelen cumhurbaşkanı kendisinin Erdoğan gibi yetki kullanacağını düşünürdü ve mutlaka çatışırdık. Şimdi çatışma çıkmaz. Şimdi gelecek cumhurbaşkanı adayı oyunun kurallarını bilecek.

Şu anda Cumhuriyet tarihinin en ilkesiz, en görülemez koalisyonu bugünkü AK Parti-MHP koalisyonu. Bir ilkesi yok, ortak bir metni yok. Bahçeli’nin öfkesine bağlı olarak devam eden, Erdoğan’ın ihtiyaçlarına bağlı olarak devam eden. Bahçeli bütün yolsuzluk iddialarından vazgeçti, Erdoğan da bütün demokratik iddialarından vazgeçti. Bundan daha kötü bir koalisyon olamaz.

Cumhurbaşkanı kim olursa olsun oyunun kurallarını koyduk. Şu andan itibaren cumhurbaşkanı ismini konuşmanın vakti geldi. Dün isim konuşmadık ama süreci konuştuk. Hiç isim gündeme gelmedi ama istişare süreci başladı. Cumhurbaşkanı adayıyla Meclis’te nasıl bir ittifak sistemiyle gideceğimizin eş zamanlı konuşulması lazım. Bu sefer cumhurbaşkanlığını kazanır ama Meclis’i kazanamazsanız o zaman cumhurbaşkanına bu dünyayı dar ederler AK Parti ve MHP. İnşallah ikisini de kazanacağız. “

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın Görevi Sona Erecek Mi?

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Halkların Demokratik Partisi (HDP) aleyhine Hazine yardımına bloke koyulması yönündeki kararında muhalif tutum sergileyen Yüksek Mahkeme Başkanı Zühtü Arslan’ın yeniden seçilip seçilmeyeceği konuşuluyor.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) HDP’ye ilişkin kararına internet sitesinde yer vermesiyle birlikte oylama tablosunda üyelerin nasıl tutum aldığı da netleşti.

AYM’nin kararına göre; Zühtü Arslan, Hasan Tahsin Gökcan, Engin Yıldırım, Recai Akyel, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu ile Selahaddin Menteş’in, Hazine yardımı engellemesine karşı oy verdi.

HDP aleyhindeki karara muhalif tutum alan bu AYM üyeleri, aynı zamanda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebini görüşmek için HDP’nin savunmasını almak gerektiğini de ifade etti.

Karara muhalefet eden AYM Başkanı Arslan’ın görev süresi 13 Şubat 2023’te sona erecek.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre, başkanlık seçimi, salt çoğunluk esasıyla yapıldığı için de HDP’ye ilişkin kararda olduğu üzere 15 üyeden oluşan AYM’de önümüzdeki haftalarda yapılacak başkanlık seçiminde sekiz üyeye karşı yedi denklemi oluşması ihtimali gündemde.

Arslan, geçmişte iki kez seçildiği AYM Başkanlığı görevine yeniden aday olması ihtimali konusunda henüz kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmadı. Ancak aday olması durumunda iktidar cephesi açısından Ankara kulislerinde dile getirilen “rahatsızlık” nedeniyle Arslan’ın seçilemeyebileceği görüşü aktarılıyor. Bu nedenle Arslan’ın Başkanlık görevine aday olup olmayacağı merak konusu.

AYM Başkanı, üyeler arasından dört yıllığına seçiliyor ve Zühtü Arslan ilk kez 10 Şubat 2015’te, ikinci kez 25 Ocak 2019’da başkanlığa seçilmişti. Şimdi AYM üyeleri arasında gizli oylamayla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu esasıyla yeniden kimin seçileceği önümüzdeki günlerde duyurulacak seçim gününde belirlenecek.

Bu arada Arslan, 17 Nisan 2012’de AYM üyeliğine seçildiği ve Anayasa uyarınca üyelerin görev süresi 12 yıl olduğu için başkan olmasa da üye olarak normal koşullarda 2024 yılı Nisan ayına kadar görevde olacak.

AYM 30 gün içinde yeniden değerlendirme yapacak

AYM’nin başkanlık seçimiyle birlikte yorumlanan HDP kararında ise şöyle denildi:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, Halkların Demokratik Partisine ödenen ya da ödenecek Devlet yardımının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulması talebini içeren 13/12/2022 tarihli ve 36321649/2022/1 sayılı dilekçesi ile 3/1/2023 tarihli ve 2021/2 Esas (Siyasi Parti Kapatma) sayılı dilekçesi ve ekleri incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tedbir talebini içeren yazı ve eklerinin, talep hakkında karar verilmeden önce Halkların Demokratik Partisine gönderilerek savunmasının alınmasına gerek olmadığına, Zühtü Arslan, Hasan Tahsin Gökcan, Engin Yıldırım, Recai Akyel, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu ile Selahaddin Menteş’in karşı oyları ve oyçokluğuyla,

-Davalı partiye ödenen devlet yardımının bulunduğu banka hesabına 2023 yılında ödenen veya ödenecek devlet yardımı yönünden tedbiren bloke konulmasına; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuya ilişkin dilekçe ve eklerinin davalı Partiye tebliğ edilerek savunma için 30 gün süre verilmesine; savunmanın alınmasından sonra tedbir talebinin yeniden değerlendirilmesine, Zühtü Arslan, Engin Yıldırım, M. Emin Kuz, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu ile Selahaddin Menteş’in karşı oyları ve oyçokluğuyla…”

Bu karar uyarınca AYM, 30 gün içinde HDP’nin yapacağı savunma sonrasında Hazine yardımı kararına blokajı yeniden değerlendirecek.

Paylaşın