Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Esad Karşıtı Silahlı İslamcı Gruplar Tepkili

Türkiye ve Suriye arasında 2022’in son haftasında Moskova’da gerçekleşen savunma bakanları düzeyindeki görüşme, Suriye’nin kuzeyinde etkili silahlı İslamcı gruplardan HTŞ’den sonra Türkiye ile iyi ilişkileri bulunan Ahrar’uş Şam da normalleşme çabalarına tepki gösterdi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Ahrar’uş Şam’dan yapılan açıklamada, “Beşar Esad ile hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacağız” denildi. Heyet Tahrir el Şam da (HTŞ), liderleri Muhammed el Cevlani’nin konuşmasının yer aldığı, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlıklı yeni bir video yayımladı.

Ahrar’uş Şam’ın açıklamasında neler var?

Ahrar’uş Şam’ın açıklaması, 3 Ocak’ta Telegram üzerinden paylaşıldı. Örgütün açıklamasında, “Suriye’nin haklı devrimi” övüldü ancak “birleşik bir liderlik oluşturulmasında yaşanan başarısızlığın muhalefetin çabalarını engellediği” belirtildi.

Örgüt, “devrimin müttefiki” olarak tanımladığı Türkiye’nin, Şam’a yönelik tutumunu değiştirmesine neden olan koşulları anladığını belirtmekle birlikte, “Muhalefet halkımızın kutsal davasından vazgeçemez” ifadesini kullandı.

“Dava” ile Esad yönetiminin devrilmesinden bahsediliyor.

“Örgütün bu hedefe ulaşıncaya kadar uzlaşmayı düşünmeyeceği” aktarıldı.

Ahrar’uş Şam, açıklamanın sonunda ise “Suriye muhalefeti ile Türkiye’nin çıkarlarının çatışmasının önüne geçecek bir yolun bulunabileceğini ümit ettiğini” belirtti.

HTŞ eleştirilerine devam ediyor

Geçen hafta Türkiye ile Suriye görüşmelerini eleştiren HTŞ de eleştirilerine yeni bir video yayımlayarak devam etti.

HTŞ’nin medya organı Amjad tarafından yine 3 Ocak tarihinde paylaşılan video, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlığıyla yayımlandı.

Örgüt lideri Muhammed el Cevlani videoda, Esad yönetimi ile uzlaşma içine girmeyeceklerini belirtti ve “suçlu rejim devrilinceye kadar mücadeleye devam edeceklerini” ifade etti.

El Cevlani, “Suriye, Türkiye ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelerin devrim için yeni bir meydan okuma teşkil ettiğini” söyledi.

“Suriye halkına moralini bozmama” çağrısı yapan el Cevlani, “HTŞ’nin mücadelesini gece gündüz sürdüreceğinin sözünü verdiğini” söyledi ve herkesi grupla yan yana durmaya çağırdı.

Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ, İdlib’deki en güçlü askeri grup.

Nusra Cephesi, Temmuz 2016’da El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdığını açıklamış ve adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

Ocak 2017’de ise Şam’ın Fethi Cephesi liderliğinde bir araya gelen Ensar el-Din Cephesi, Ceyş el-Sunna, Liva el-Hak ve Nurettin Zengi Hareketi, yeni bir çatı örgüt olarak HTŞ’yi ilan etmişti.

Ahrar’uş Şam ve HTŞ 2017’de birbiriyle savaşmış olsalar da müttefik konumundalar.

İkisi de HTŞ’nin liderliğindeki “El Fatah El Mubin operasyon odasında” birlikte hareket ediyor.

Türkiye merkezli muhalefet ‘endişeli değil’

Bu arada hafta içinde Türkiye’deki Suriyeli muhalif grupların temsilcileri Ankara’da yetkililerle görüştü.

Suriye Geçici Hükümeti oluşumu başkanı Abdurrahman Mustafa, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan heyet, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu yetkililerle bir araya geldi.

Temaslarla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Suriye bağlamındaki son gelişmeler ele alındı ve 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefeti ile halkına desteğimiz yinelendi” ifadelerine yer verildi.

Görüşmeler sonrası konuşan Abdurrahman Mustafa, Türkiye ile Suriye arasında başlayan yeni süreçle ilgili kendilerini endişelendiren bir durum olmadığını gördüklerini söyledi.

Mustafa, “Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki süreçte neler yaşandı?

2022 yılı içinde Ankara, Suriye ile istihbarat servisleri düzeyinde görüşmeler yapıldığını açıklamıştı.

Kasım ayında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimaline dair olumlu açıklamalar yapmuş ve “Siyasette küslük dargınlık olmaz” demişti.

Yılın son günlerinde ise iki ülke arasında yıllar sonra ilk siyasi temas gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri 29 Aralık’ta bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

5 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgede suhuleti sağlamak, barışı egemen kılmak” ifadelerini kullandı.

Hafta içinde Reuters haber ajansına konuşan ve ismini vermeyen üst düzey bir Türk bir yetkili ise bakanların ilk toplantısından hızlıca bir sonuç çıkmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Paylaşın

AYM Başkanlığı Seçimi ‘HDP Kapatma Davası’nı Nasıl Etkileyecek?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor. İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan.

HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke koyan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının 7’ye karşı 8 oyla alınması, gözleri AYM’deki dengelere çevirdi. Yüksek Mahkeme’de son dönemde Başkan Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 5 muhalif üye varken HDP kararındaki muhalif üye sayısının 7’ye yükselmesi dikkat çekti. Bu durumun kapatma kararı için gerekli 10 oyun bulunmasında dengeleri etkileyeceği belirtiliyor. Diğer yandan Şubat ayında yapılacak AYM başkanlığı seçimi ise kapatma davasının gidişatında belirleyici olacak.

AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatma davası kapsamında HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması talebini dün kabul etmişti. HDP’nin savunmasının alınmasına kadar geçici olarak hesaplara bloke konulmasına karar verilmişti. HDP’ye bu kapsamda 30 günlük savunma süresi tanındı.

Karardaki oy dağılımı ne anlama geliyor?

Peki AYM’nin HDP kararı ne anlama geliyor, mahkemedeki dengeleri nasıl etkileyecek?

AYM’nin kararı 15 üyeden 8’inin oyuyla alındı. AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 7 üye karara muhalefet etti. HDP aleyhinde açılan davada karar çıkması için 15 üyenin 10 üyesinin oyu gerekiyor. Bu nedenle 7-8 şeklindeki oy dağılımı yargı kulislerinde sürpriz olarak nitelendirildi.

AYM’de şu ana kadar Başkan Zühtü Arslan, başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, üyeler Engin Yıldırım, Yusuf Şevki Hakyemez, Emin Kuz muhalif kararıyla biliniyordu.

Ancak HDP bloke kararına HDP’nin savunması alınmadığı gerekçesiyle ret veren Recai Akyel, Yıldız Seferinoğlu ve Selahattin Menteş de karşı oy kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçilen Akyel, Seferinoğlu ve Menteş daha önce çoğunluk grubuyla hareket ediyordu.

Son oy dağılımı, bu üyelerin de HDP kapatma davasında “hayır” oyu vereceği beklentisi yarattı. Ancak karardaki muhalif gerekçenin esasa ilişkin değil usul yönünden olması nedeniyle kapatma kararında üyeler farklı oy tercihinde bulunabilir.

Kararda, muhalif olan üyelerin gerekçesi “HDP’nin savunması alındıktan sonra bloke kararının görüşülmesi” oldu. Ancak kulislerde, 7 üyeden bazılarının bloke kararı verilmesi halinde bunun kapatma kararı öncesinde “ihsas-ı rey” anlamına geleceği endişesini taşıdığı öğrenildi.

“İhsas-ı rey”, bir davada tarafını önceden belli etmek anlamına geliyor.

Kapatma kararı için 10 üyenin oyunun gerekmesi nedeniyle 7 kişilik son muhalif üyelerden ikisinin tercihini değiştirmesi gerekiyor. Aksi durumda HDP hakkında kapatma kararı çıkmaza girecek.

AYM’de kritik başkanlık seçimi

HDP kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum ise 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine AYM Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

Peki kulislerde Zühtü Arslan yerine başkanlık için kimlerin adı geçiyor?

Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor.

İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Güleç, muhafazakâr yapısıyla bilinirken Basri Bağcı ise milliyetçi-muhafazakar çizgide görülüyor Bağcı’nın uluslararası hukuk alanında yüksek lisans yapması, bir dönem Adalet Bakanlığı’nda bürokrat olması kulislerde şansını arttıran öğeler olarak yorumlanıyor. Sayıştay kökenli olan Güleç’in ise İngilizce ve Almanca bilmesinin, uluslararası ilişkilerde ön plana çıkmasını sağlayacağı ifade ediliyor.

Diğer yandan adayın belirlenmesinde doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan gelecek işaretin de etkili olacağı ifade ediliyor. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan’ın adaylık için istekli olduğu öğrenildi.

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan ‘Ortak Aday’ Açıklaması: Parti Lideri Olmalı

DP Lideri Gültekin Uysal, Gelecek Partisi ev sahipliğinde yapılan toplantıda aday belirleme usulüne dair bir karar alınmadığını, 26 Ocak’ta yapılacak toplantı öncesinde ikili üçlü görüşmelerle sürecin olgunlaştırılacağı mesajını verdi.

Tüm liderlerin ortak aday fikrini benimsediğini söyleyen Gültekin Uysal, adayın bir siyasi parti genel başkanı olması gerektiği görüşünü savundu, açıklama tarihi olarak da seçim takvimini işaret etti.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle buluşmasında gündeme dair soruları yanıtladı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, Uysal’ın sorulara yanıtları özetle şöyle oldu:

“Seçim ittifakı için çalışma yapılacak”

Hem cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesinde hem ittifak modelinin nasıl gerçekleşeceği noktasında, siyasi partilerin önceliklerini belirleme noktasında bir süreç işleyecektir. Siyasi partiler nasıl bir model ortaya koyabilir, 26’sındaki toplantıda gündeme gelecektir. Bir siyasi parti başka bir siyasi partinin amblemi altında da seçime girebilir, kendi amblemiyle de girebilir. Ama bunun ötesinde bölge bölge, farklı siyasi partilerin o bölgelerde farklı ortak listeler belirleyeceği imkanlar var.

Cumhurbaşkanı belirleme usulü nasıl olacak?

Her siyasi parti mutlaka farklı farklı verilerden kaynaklardan, siyasetin reel şartları, güç dengelerini göz önünde bulundurarak değerlendirmeler yapacak. Ancak toplantıda usule ilişkin değerlendirmemiz olmadı. Siyasi partilerin birebir de karşılıklı olarak bu değerlendirmeleri yapacağını düşünüyorum. 26’sındaki toplantıda, ikili üçlü farklı farklı ziyaretler ile birlikte kademe kademe olgunlaşarak net bir karara varılacaktır. Kamuoyu anketlerinden yararlanılacaktır. Seçim takvimi başlayıncaya kadar adayın açıklanacağı kanaatinde değilim.

“Cumhurbaşkanı siyasi sorumluluğu olan kişi olmalı”

Kademe kademe olgunlaşan bir süreç var. Parti olarak biz kendi cephemizden değerlendirdiğimizde siyasi sorumluluğu olan, icraat iddiası olan kişi olması lazım. Bu kişiler de partilerin genel başkanlarıdır. Sadece kişi vurgusu yapmıyoruz. Muhalefetin çok etkin insan kaynağı var. Adayla beraber kadronun da kamuoyu ile paylaşılmasını öneriyoruz. Toplumun tercihini azami sandığa yansıtmak ortak adaydan geçiyor. Genel başkanlar bu fikri benimsemiş durumda. Bugün için hepimizin tercihi ortak aday çıkması hususunda. Büyük bir sorumluluk var. O da milletimizin beklentisi. O beklenti bizim kılavuzumuz. O beklentiyi karşılayabilmek adına süreç yönetiliyor. Ortak aday noktasında pozitif bakıyorum.

Ortak yönetim nasıl olacak?

Geçiş sürecinin yol haritası 26’sında yapılacak toplantıda nihayete erecek. Burada karşılıklı anlayış birlikteliği, karşılıklı mutabakat süreci, ortak bir irade var. Cumhurbaşkanıyla beraber, siyasi partilerin ortak sorumluluğuyla beraber yürüteceğiz. Nihayetinde seçilecek cumhurbaşkanının makamına verilmiş yetkileri vardır, cumhurbaşkanı seçildikten sonra bu yetkileri kullanacaktır.

“Altılı Masa başörtüsü ile ilgili Anayasa teklifi verecek”

Erdoğan’ın uzun süredir çevresine “bana bir referandum konusu bulun” dediği rivayet edilir. Nihayet böyle bir nokta var. Böyle bir seçim süreci geçirmek istiyor. Başörtüsü meselesinde hiç kimsenin itirazı yok, ortak kabul var. İktidarın bir teklifi var siyasi parti gruplarına sundular. CHP’nin bir yasa teklifi var zaten. Meclis’te temsiliyeti olan partiler olarak anayasa değişikliği teklif hazırlığımızı da gerçekleştireceğiz. Başörtüsü konusunda yeni bir teklifin verilmesini değerlendirdik, önümüzdeki hafta netleşir. (Anayasa teklifi için 200 imza gerekiyor) İfade ettiğiniz gerçeğin bilinci içindeyiz. En azından kendi fikrimizi kamuoyu ile paylaşıp, Mecliste imzaya açma düşüncemiz var. Başörtüsü meselesinin referanduma giderek, tartışma konusu olmasının önüne geçmek için değerlendirmemizi yapıyoruz.

“İmamoğlu’nu görevden almak için fırsat kolluyorlar”

Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi hem TBMM seçiminde azami başarı elde etme hedefi var. Biz o büyük sorumluluğu merkeze alarak, şahsi beklenti, kariyer beklentisini kenara bırakarak değerlendirme yapıyoruz. Terazinin iki değil 80 kefesi var, pek çok şeyi dikkate almamız icap eder. Siyasi figürün altılı masadan aday olmasını doğru buluyorum. İmamoğlu, Yavaş, başka partilerin genel başkanları gibi farklı aday noktasında alternatifler var. O açıdan kati hüküm vererek bir şey söylemem. Bir fikrimiz var ama ifade etmek istemem. Seçim öncesinde İBB’yi ele geçirme niyetiyle hareket ettiklerini görüyoruz. Kamuoyu önünde beklenti, PR önemli ama sadece isim popülertileri değil bunlarla beraber başka niteliklerin icap ettiği gerçeği ortadadır. (Kayyum atanır mı?) Evet o düşüncedeyim, iktidarın toplumsal tepkiyi kademe kademe ölçerek bir hedefi var. Görevden açığa almak için fırsat kolluyorlar, kademe kademe toplumsal psikolojiyi örme niyetlerini görebiliyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı dayatılıyor mu?

Toplantıda Kılıçdaroğlu da dahil isimler üzerinden hiçbir değerlendirmemiz olmamıştır. Ama elbette ortak aday çıkmıyorsa, her parti genel başkanı doğal adaydır.

Türkiye’de adına keyfi rejim dediğimiz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ilgili kamuoyu araştırmalarına baktığımızda desteğin yüzde 35’lere kadar düşüğü görülüyor. Bu toplumsal muhalefeti sandığa götürüp ortak iradeye dönüştürmek gerek.

Bunu sağlıklı yürüttüğünüzde her adayın kazanacak aday olduğu kanaatindeyim. Muhalefeti geçmişle mukayese ettiğinizde çokça aday imkanı var. Masada bulunan tüm siyasi partileri her parti değerlendirecektir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını dayattığı düşüncesinde değilim. Her siyasi partinin farklı fikri olur ama önümüzdeki süreçte kademe kademe olgunlaşacağını düşünüyorum.

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı: Ortak Aday Seçeneğine Yakınız

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantı sonrası yapılan açıklamada, seçimlere değinilerek, “Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik” denildi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin genel başkanları, eşbaşkanları ve sözcüleri, dün İstanbul Taksim’deki bir otelde toplandı. İİttifak bileşenleri, toplantıya dair “Saldırılara meydan okuyoruz: 2023’ü siyasi değişimin yılına dönüştüreceğiz” başlığıyla açıklama yaptı. Açıklamada, özetle şöyle denildi:

“Demokratik siyasete yönelik baskılar artarak devam ediyor. 6,5 milyondan fazla yurttaşın oyunu alan, Meclis’in 3’üncü büyük partisi olan HDP’ye yönelik iktidar ve ortaklarının yürüttüğü kapatma davası, dava öncesi, 15 üyesi bulunan Anayasa Mahkemesinin başkanı dâhil 7 üyesinin muhalefetine rağmen oy çokluğuyla hesaplarına geçici bloke kararı alındı ve siyasi hesaplarla seçim arifesinde karar aşamasına getirildi.

Demokratik Bölgeler Partisi’nin Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra üye ve yöneticileri hukuksuz şekilde tutuklandı. HDP ve DBP belediyelerine dönük kayyım gaspları sürüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu siyasi yasaklı hale getirilerek, HDP belediyelerinden sonra İstanbul Belediyesinin de kayyım ile gasp edilmesinin hazırlıkları sürüyor.

Gözaltı, tutuklama, saldırılar, sansür ve para cezaları ile özgür basın çalışamaz duruma getirilerek toplumun tüm itiraz mekanizmaları felç edilmeye çalışılıyor. Kobanê kumpas davası, Gezi davasında verilen cezalar, grev yasakları, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasını onaylayan Danıştay kararı örneklerinde de görüldüğü üzere yargı, iktidar tarafından siyasi bir araç olarak kullanılıyor.

Bir avuç sermayedar ve iktidar eliti kârlarına kâr katarken, ekmeğimiz her geçen gün daha da küçülüyor. İşçiler ve emekçilerden sonra emekliler de açlığa mahkûm edildi” ifadelerine yer verildi.

“Ortak aday seçeneğine yakınız”

Toplantımızda, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik.

Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz.”

Paylaşın

GP Lideri Ahmet Davutoğlu: Kesinlikle Tek Aday Çıkaracağız

GP Lideri Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında, “Ortak cumhurbaşkanı adayı için mutabakat kesinlikle var. Tek aday çıkaracağız. Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun şunu bilecek, 6 genel başkan da aynı imza yetkisine sahip olacak, karar süreçlerinde eşit olacak. Biri diğerinden bir adım önde olmayacak. Cumhurbaşkanı bir anlamda eşitler arasında bir ilk olacak. Mutlak yetki sahibi olmayacak.” dedi ve ekledi: 

“İktidar istedi ki bu takvimi biz erkene alalım. Bundan 6 ay önce biz bir cumhurbaşkanı adayı tayin etseydik ne olurdu biliyor musunuz? Gelen cumhurbaşkanı kendisinin Erdoğan gibi yetki kullanacağını düşünürdü ve mutlaka çatışırdık. Şimdi çatışma çıkmaz. Şimdi gelecek cumhurbaşkanı adayı oyunun kurallarını bilecek.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın programına konuk oldu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Dün yaklaşık 10 saat birlikteydik. Önemli olan açık yüreklilikle konuşabilmek. En büyük kazanımım ne diye sorsanız, daha önce bir araya gelmemiş liderler, 3’lü 4’lü düzenli toplantılar yapılmıyordu, şimdi yapılıyor. Bu psikolojik olarak topluma bir rahatlama veriyor. Psikolojik bir iklim değişikliği yarattı bu masa. Geçen sene yeni bir yola çıktık. Cumhurbaşkanı adayından başlanmaz. Buradan başlarsak biz de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kucağına düşmüş oluruz. Hayır Türkiye’yi bir kişi kurtarmayacak. Şu anda Erdoğan kötü duruma getirdi denilebilir ama sadece Erdoğan değil, bir kültür bu, bir zihniyet.

Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun, genel başkanlar doğrudan karar süreçlerinin içinde imza yetkisine sahip olarak bulunacaklar. Genel başkanlar, cumhurbaşkanı kadar her stratejik kararda imza yetkisine sahip olacak. Bu büyük bir teminat. 6 tane birbirine benzemez insan diyorlar. Bu ülkeyi birbirlerinin hassasiyetlerini görerek yönetecekler. Biz bir karar alırken CHP’nin hassasiyetlerini gözeteceğiz, Kılıçdaroğlu karar alırken muhafazakar kesimin hassasiyetlerini gözetecek. Bir süre sonra bir kültür oluşacak. Toplantıda açık yüreklilikle konuşuyoruz, sonunda çözüyoruz meseleyi.

“Tek aday çıkaracağız”

Ortak cumhurbaşkanı adayı için mutabakat kesinlikle var. Tek aday çıkaracağız. Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun şunu bilecek, 6 genel başkan da aynı imza yetkisine sahip olacak, karar süreçlerinde eşit olacak. Biri diğerinden bir adım önde olmayacak. Cumhurbaşkanı bir anlamda eşitler arasında bir ilk olacak. Mutlak yetki sahibi olmayacak.

İktidar istedi ki bu takvimi biz erkene alalım. Bundan 6 ay önce biz bir cumhurbaşkanı adayı tayin etseydik ne olurdu biliyor musunuz? Gelen cumhurbaşkanı kendisinin Erdoğan gibi yetki kullanacağını düşünürdü ve mutlaka çatışırdık. Şimdi çatışma çıkmaz. Şimdi gelecek cumhurbaşkanı adayı oyunun kurallarını bilecek.

Şu anda Cumhuriyet tarihinin en ilkesiz, en görülemez koalisyonu bugünkü AK Parti-MHP koalisyonu. Bir ilkesi yok, ortak bir metni yok. Bahçeli’nin öfkesine bağlı olarak devam eden, Erdoğan’ın ihtiyaçlarına bağlı olarak devam eden. Bahçeli bütün yolsuzluk iddialarından vazgeçti, Erdoğan da bütün demokratik iddialarından vazgeçti. Bundan daha kötü bir koalisyon olamaz.

Cumhurbaşkanı kim olursa olsun oyunun kurallarını koyduk. Şu andan itibaren cumhurbaşkanı ismini konuşmanın vakti geldi. Dün isim konuşmadık ama süreci konuştuk. Hiç isim gündeme gelmedi ama istişare süreci başladı. Cumhurbaşkanı adayıyla Meclis’te nasıl bir ittifak sistemiyle gideceğimizin eş zamanlı konuşulması lazım. Bu sefer cumhurbaşkanlığını kazanır ama Meclis’i kazanamazsanız o zaman cumhurbaşkanına bu dünyayı dar ederler AK Parti ve MHP. İnşallah ikisini de kazanacağız. “

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın Görevi Sona Erecek Mi?

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Halkların Demokratik Partisi (HDP) aleyhine Hazine yardımına bloke koyulması yönündeki kararında muhalif tutum sergileyen Yüksek Mahkeme Başkanı Zühtü Arslan’ın yeniden seçilip seçilmeyeceği konuşuluyor.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) HDP’ye ilişkin kararına internet sitesinde yer vermesiyle birlikte oylama tablosunda üyelerin nasıl tutum aldığı da netleşti.

AYM’nin kararına göre; Zühtü Arslan, Hasan Tahsin Gökcan, Engin Yıldırım, Recai Akyel, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu ile Selahaddin Menteş’in, Hazine yardımı engellemesine karşı oy verdi.

HDP aleyhindeki karara muhalif tutum alan bu AYM üyeleri, aynı zamanda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebini görüşmek için HDP’nin savunmasını almak gerektiğini de ifade etti.

Karara muhalefet eden AYM Başkanı Arslan’ın görev süresi 13 Şubat 2023’te sona erecek.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre, başkanlık seçimi, salt çoğunluk esasıyla yapıldığı için de HDP’ye ilişkin kararda olduğu üzere 15 üyeden oluşan AYM’de önümüzdeki haftalarda yapılacak başkanlık seçiminde sekiz üyeye karşı yedi denklemi oluşması ihtimali gündemde.

Arslan, geçmişte iki kez seçildiği AYM Başkanlığı görevine yeniden aday olması ihtimali konusunda henüz kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmadı. Ancak aday olması durumunda iktidar cephesi açısından Ankara kulislerinde dile getirilen “rahatsızlık” nedeniyle Arslan’ın seçilemeyebileceği görüşü aktarılıyor. Bu nedenle Arslan’ın Başkanlık görevine aday olup olmayacağı merak konusu.

AYM Başkanı, üyeler arasından dört yıllığına seçiliyor ve Zühtü Arslan ilk kez 10 Şubat 2015’te, ikinci kez 25 Ocak 2019’da başkanlığa seçilmişti. Şimdi AYM üyeleri arasında gizli oylamayla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu esasıyla yeniden kimin seçileceği önümüzdeki günlerde duyurulacak seçim gününde belirlenecek.

Bu arada Arslan, 17 Nisan 2012’de AYM üyeliğine seçildiği ve Anayasa uyarınca üyelerin görev süresi 12 yıl olduğu için başkan olmasa da üye olarak normal koşullarda 2024 yılı Nisan ayına kadar görevde olacak.

AYM 30 gün içinde yeniden değerlendirme yapacak

AYM’nin başkanlık seçimiyle birlikte yorumlanan HDP kararında ise şöyle denildi:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, Halkların Demokratik Partisine ödenen ya da ödenecek Devlet yardımının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulması talebini içeren 13/12/2022 tarihli ve 36321649/2022/1 sayılı dilekçesi ile 3/1/2023 tarihli ve 2021/2 Esas (Siyasi Parti Kapatma) sayılı dilekçesi ve ekleri incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tedbir talebini içeren yazı ve eklerinin, talep hakkında karar verilmeden önce Halkların Demokratik Partisine gönderilerek savunmasının alınmasına gerek olmadığına, Zühtü Arslan, Hasan Tahsin Gökcan, Engin Yıldırım, Recai Akyel, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu ile Selahaddin Menteş’in karşı oyları ve oyçokluğuyla,

-Davalı partiye ödenen devlet yardımının bulunduğu banka hesabına 2023 yılında ödenen veya ödenecek devlet yardımı yönünden tedbiren bloke konulmasına; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuya ilişkin dilekçe ve eklerinin davalı Partiye tebliğ edilerek savunma için 30 gün süre verilmesine; savunmanın alınmasından sonra tedbir talebinin yeniden değerlendirilmesine, Zühtü Arslan, Engin Yıldırım, M. Emin Kuz, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu ile Selahaddin Menteş’in karşı oyları ve oyçokluğuyla…”

Bu karar uyarınca AYM, 30 gün içinde HDP’nin yapacağı savunma sonrasında Hazine yardımı kararına blokajı yeniden değerlendirecek.

Paylaşın

Türkiye İle Suriye Zorlu Bir Dönemin Eşiğinde: Yeni Süreç Nasıl İlerleyecek?

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, Türkiye – Suriye arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl aradan ve bu süre içinde karşılıklı yapılan çok sert açıklamaların ardından yeni bir normalleşme süreci başlarken, barışı sağlamanın beklenti ve şartları bulunan iki başkent için çok kolay olmayacağı ve bu nedenle temkinli adımlarla ilerleneceği belirtiliyor.

2022 yılının son aylarında Türkiye Suriye’ye yönelik yeni askeri bir operasyon için Rusya ve İran’dan yeşil ışık bekler ancak bunu alamazken, yılın son günlerinde ise Şam yönetimi ile 11 yıllık düşmanlığa son vermek için önemli bir adım attı.

Bu kapsamda 2011’den bu yana ilk üst düzey siyasi temas aralık ayının sonunda Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirildi ve Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmasının ilk toplantısı savunma bakanları arasında gerçekleştirildi. Daha önce istihbarat kurumları arasında ilk tohumları atılan sürece dair yeni yılın ilk günlerinde de önemli mesajlar geldi.

Erdoğan’ın dün Putin’le görüşmesinde PKK ve YPG’nin Türkiye’nin sınır bölgelerinden, özellikle de Tel Rifat ve Münbiç’ten temizlenmesi için “artık somut adım atılması gerektiğini” vurguladığı, “Suriye konusunda somut netice almak için rejimin yapıcı olması ve siyasi süreçte birtakım adımları hayata geçirmesinin gerekli olduğunu ifade ettiği” açıklandı.

Putin ile görüşmesinin ardından Erdoğan partisinin il başkanları toplantısında da konuya değinerek, Rusya-Türkiye-Suriye olarak bir sürecin başlatıldığını belirtti ve “Ardından inşallah dışişleri bakanlarımızı yine üçlü olarak bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgedeki sükuneti, suhuleti sağlamak, bölgede barışı egemen kılmak” diye konuştu.

Ankara sürece nasıl bakıyor?

Pek çok uzmanın işaret ettiği gibi Ankara ile Şam arasındaki sorunlar uzun yıllar içinde çok çetrefilli bir hale gelmiş durumda ve sadece iki ülkenin değil bölge ülkelerinin yanı sıra büyük güçlerin de çıkarlarını doğrudan etkiler halde.

Peki Ankara sürece nasıl bakıyor?

DW Türkçe’nin Gülsen Solaker ve Kıvanç El’in konuyla ilgili yetkililerden edindiği bilgiye göre; Ankara Şam ile başlayan süreçte “terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü” başlıklarını öncelikli olarak ele alıyor. Türkiye’nin PKK ve YPG konusunda uzun süredir devam eden sıkıntılarının Şam yönetiminin de istemesi durumunda ortak bir şekilde çözümlenmesi umuluyor.

Ancak kısa vadede bir sonuç beklemenin gerçekçi olmadığı da vurgulanan unsurlardan birisi. Şu anda sadece bir sürecin başında olunduğunu ifade eden Ankara’daki yetkililer, liderlerin en son noktada görüşeceğini ve bunun da yüz yüze mi yoksa telefonla mı olacağının ya da nerede olacağının şu an için belli olmadığını belirtiyor.

Mısır ile başlayan normalleşme süreci kapsamında Erdoğan, daha önce çok sert bir şekilde eleştirdiği Mısır Devlet Başkanı Sisi ile Katar’daki 2022 FIFA Dünya Kupası’nın açılışında el sıkışmıştı. Erdoğan ile Esad’ın ilk el sıkışması için de benzer bir durumun oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Bu arada Türkiye’nin son dönemde ilişkilerini düzelttiği Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan’ın da dün Şam’da Esad ile bir araya gelmesi dikkat çekti.

Bu aşamada iki başkentin de geri adım atmadığı konuların bulunduğunu söyleyen kaynaklar, bu konularda tarafların görüşlerinin birbiri ile uyumlaştırılmasının bir süreç olduğunu ve her diplomatik müzakerede olduğu gibi bunun zaman alabileceğini ifade ediyor.

Semin: Süreç üç ayaklı

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

PKK ve YPG ile mücadele kapsamında ortak bir operasyon olmasa bile Türkiye’nin sınır ötesi harekatına Suriye’nin de onayının olması gibi bir yöntemin devreye girebileceğini belirten Semin, Suriyeli muhalifler konusunda ise bir çeşit yumuşak geçiş düşünülebileceğini ifade ediyor.

Semin’e göre başlatılan süreçte sorunların çözümü “masada daha kolay, sahada ise daha zor bir şekilde” olabilir. “Suriye, artık sadece Suriye’den ibaret değil” diyen Semin, Suriye savaşının büyük güçlerin devrede olduğu bir vesayet savaşına dönüştüğüne ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının oldukça zorlaştığına dikkat çekiyor.

Bu arada Türkiye ile Suriye arasındaki sürecin Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG ile birlikte IŞİD ile mücadele eden ABD’ye ve Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi de ayrı bir tartışma konusu. Türkiye ve Suriye arasında 28 Aralık’ta Moskova’da gerçekleşen üçlü toplantıya ilişkin ilk açıklama ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price’dan gelmiş ve Price soru üzerine “Politikamız değişmedi. Esad’ı eski durumuna döndürmek için ilişkilerini iyileştiren veya destek veren ülkeleri desteklemiyoruz” yanıtını vermişti.

Esad ile barış seçime mi ayarlı?

Öte yandan Erdoğan’ın uzun süre “katil” olarak nitelendirdiği Suriye lideri ile barışmasının seçim ile bağlantılı olduğunu düşünenler de bulunuyor. Esad’ın Erdoğan’a seçim kazandırmayı istemeyebileceği ve bu nedenle seçim öncesi ortak fotoğraf vermekten kaçınacağına ilişkin haberler de yayımlanmıştı.

Lübnan’da yayın yapan Annahar Gazetesi Türkiye Editörü Sarkis Kassargian, Şam’daki yetkililerle yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimi aktararak, Erdoğan’ın aceleci tavrının nedeninin seçimler olduğunun bilindiğini söylüyor ve şöyle konuşuyor:

“Ama onlar ‘bizi ilgilendiren şartlarımızın yerine gelmesi. O şartlar yerine gelir, normalleşme olur ve normalleşme etkisinde Erdoğan kazanır ya da kaybederse o Türkiye’nin iç meselesi’ diyorlar. Yani onları ilgilendiren isteklerinin yerine getirilip getirilmeyeceği.”

Sürece dair sadece Ankara’nın değil Şam’ın da belli beklentileri ve şartları mevcut. Bunların başında Türkiye’nin askerlerini Suriye’den çekmesi ve Şam yönetime karşı savaşan silahlı gruplara olan desteğini tamamen kesmesi bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Şam yönetimine yakın El Vatan gazetesinde yayımlanan bir haberde ise Ankara ve Şam’ın 4 ana konuda uzlaştığı iddia edilerek, bu konu başlıkları “Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi, M-4 karayolunun açılması ile PKK’nın iki başkent tarafından da tehdit unsuru olarak kabul edilmesi” olarak sıralanmıştı.

Suriye siyasetini yakından takip eden gazeteci Kassargian “Esad şartları yerine gelmezse Erdoğan ile görüşmeyecektir. Bana göre bu kesin. Çünkü artık bu bir ilkesel sorun olur. Esad bunu kabul etseydi İsrail’le ya da Körfez ülkeleriyle aynı sürece dahil olabilirdi. Ama Esad her ne kadar pragmatik olarak ‘ülkem için yaparım’ diyorsa da çekilme şartı yerine gelmezse masaya oturmayacaktır diye düşünüyorum” diyor.

Sığınmacıların gitmesi kolay mı?

Seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarının toplumun önemli sorunlardan birisi olarak gösterdiği sığınmacılarla ilgili adım atmak da iktidarın öncelikleri arasında yer alıyor.

Semin, Suriye nüfusunun 12 milyonunun başka ülkelerde sığınmacı olarak yaşamasının Şam yönetimi için de aslında bir meşruiyet sorunu olduğunu söyleyerek, sağlanacak bir uzlaşı ile Türkiye’deki sığınmacıların yüzde 25-30’unun gönüllü şekilde dönüşü için iki ülkenin bir formül bulabileceğini ancak bunun seçime kadar tamamlanmasının saha gerçekleri açısından zor olacağını düşünüyor.

Kassargian ise mültecilerin büyük çoğunluğunun Suriye’ye dönmesi ile ilgili asıl zorluğun ekonomik nedenler olduğunu belirterek, “Bu insanlar arasında tabi ki Esad karşıtları da var. Ama her ne kadar siyasi uzlaşı, güvenceler, af kararları falan olsa bile bugünkü Suriye’nin ekonomik şartları mültecilerin dönmesi için uygun şartlar değil. Bence mültecilerin en önemli derdi döndüklerinde nasıl yaşayacakları” tespitinde bulunuyor.

Şam yönetimi ile sadece Türkiye’nin değil Körfez ülkelerinin de normalleşmeye gittiğini hatırlatan Kassargian, Esad muhaliflerinin dönüş için başkentlerden gelecek işaretlerle hareket etmesini beklediğini de ifade ediyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan “Yanlarına Bırakmayız” Mesajı

Borsa İstanbul’da BİST 100 Endeksinin yüzde 7’nin üzerinde değer kaybetmesi üzerine CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Küçük yatırımcıyı uyardım, göz göre göre soyacaklar sizi dedim. Adalet yok, ahlak yok! Unutulmasın ki bir gün devran döner, herkes yaptıklarının bedelini öder” ifadesini kullandı.

Haber Merkezi / Borsa İstanbul’da BİST 100 Endeksi, yüzde 7’nin üzerinde değer kaybetmiş, endeksteki sert düşüş nedeniyle işlemler iki kez durdurulmuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, küçük yatırımcıyı yönelik borsa uyarısını hatırlatarak, “Küçük yatırımcıyı uyardım, göz göre göre soyacaklar sizi dedim. Adalet yok, ahlak yok! Unutulmasın ki bir gün devran döner, herkes yaptıklarının bedelini öder” ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, mesajının devamında, “Küçük yatırımcıyı korumayan kurumları da haksız zenginleşen çeteler de bedelini öder. Asla yanlarına bırakmayız!” görüşünü paylaştı.

O gün “Küçük yatırımcıyı da uyarıyorum” ifadeleriyle başlayan mesajda CHP lideri şunları kaydetmişti:

“Tasarrufunuz enflasyona ezilmesin diye borsaya giriyorsunuz ama asıl yem, bu gördüğünüz şişirilmiş değerlerde. Maalesef avlanan siz olacaksınız. Sizlere şişirilmiş fiyatlarla hisse satılıyor, yabancılar da bu fiyatlardan sürekli hisse satıp payını azaltarak kaçıyor.

Uyarıyorum, küçük yatırımcı büyük zarar görecek. Küçük yatırımcıyı soymaya hazırlanıyorlar. SPK ve Borsa yönetimi olup biteni görmüyor mu peki? Görüyor. Zamanı gelince onlar da hesap verecekler, bilerek müdahale etmedikleri için… İzliyorum, biliyorum.”

Paylaşın

Altılı Masa ‘Ortak Aday’ Sürecini Başlattı

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’da yer alan siyasi partilerin liderleri Gelecek Partisi Genel Merkezi’nde 10. Toplantısını gerçekleştirdi. 

Haber Merkezi / Toplantıda, “ortak cumhurbaşkanı adayının tespiti için istişarelere başlanması” kararı alındı.

Altılı Masa’nın dokuz saati aşan en uzun toplantısında, “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş sürecinin yol haritası” ve “seçim bildirgesi, hükümet programı” olarak da nitelendirilen “ortak politikalar metni”nin 30 Ocak’ta yapılacak tanıtım toplantısıyla kamuoyuna açıklanacağı bildirildi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıdan sonra yapılan 4 sayfalık açıklamada, ortak cumhurbaşkanı adayı çıkarma konusunda bir kez daha kararlılık vurgusu yapıldı ve aday belirlemek için istişarelere başlanacağı belirtildi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

“Önemli bir mesafe kat ettik”

“Aziz Milletimiz,

Altı siyasi partinin Genel Başkanları olarak Cumhuriyetimizin 100. Yılına girdiğimiz bu hafta içinde 5 Ocak 2023’te Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde bir araya geldik. 2023 yılının ve Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ülkemize ve milletimize mutluluk, adalet ve refah getirmesini diliyoruz.

Bu yılın ilk toplantısı ile Altılı Masa olarak başlattığımız işbirliği sürecinin ilk yılını da tamamlamış olduk. Bu bağlamda toplantımıza bir yılın genel değerlendirmesi ile başladık. Üstlendiğimiz tarihi sorumluluğumuzun bilincinde olarak işbirliğimizi 12 Şubat 2022’deki ilk zirvemizde kamuoyuna duyurduğumuz ilke ve hedefler doğrultusunda sürdürme kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.

İki yüz yıllık modernleşme, 150 yıllık Meclis, 100 yıllık Cumhuriyet ve 75 yıllık demokrasi tarihimizdeki bütün ana akımların temsil edildiği bu işbirliği süreci siyasi tarihimizde bir ilk niteliği taşımaktadır. Bütün bu tecrübe birikimimizden hareketle temel amacımız bir taraftan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin devlet ve kamu hayatında yol açtığı tahribatı gidermek diğer taraftan Cumhuriyetimizi gerçek ve kâmil bir demokratik düzen ile taçlandıracak bir dönemi başlatmaktır.

Bu bağlamda, son bir yıl içinde kat ettiğimiz mesafeyi, elde ettiğimiz kazanımları ve karşı karşıya olduğumuz meydan okumaları son derece samimi bir ortamda ve yapıcı bir şekilde değerlendirdik. Her şeyden önce memnuniyetle ifade etmek isteriz ki bu işbirliği süreci ülkemizin siyasi ikliminde psikolojik bir dönüşüme öncülük etmektedir. İktidarın kendisinden farklı düşünen kesimleri düşmanlaştırma ve kutuplaştırma üzerinden tahakkümünü sürdürme çabasına karşı farklı düşünceleri ve yaklaşımları bir masa etrafında bir araya getirerek yeni bir siyasi iklim oluşturduk.

Oluşturduğumuz bu yeni siyasi iklim temelinde önümüzdeki kritik süreçlerde rehber olacak referans metinler ortaya koyduk. Uzun mesailer sonucunda üretilen Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni, Temel İlkeler ve Hedefler, Seçim Güvenliği, Kurumsal Reform ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi metinleri siyasi tarihimizde altı siyasi partinin ortak bir zemin inşası için ortaya koyduğu ve demokratik olgunluk seviyemizi gösteren birer başarı örneği olmuşlardır.

Otoriter yolsuzluk düzenini sürdürmek isteyen iktidar demokratik özgürlüklerin kısıtlanması, kutuplaştırma, yargının siyasallaşması ve medya tekeli üzerinden siyasi mühendislik peşindeyken bizler uzlaşıya, ortak akla, siyasi nezakete ve kapsayıcı demokrasiye dayalı yeni bir siyaset mimarisi inşa etme çabası içine girdik ve bu alanda önemli bir mesafe kat ettik.

“30 Ocak’ta yapacağımız ortak bir tanıtım toplantısı ile kamuoyunun bilgilerine sunacağız”

Değerli vatandaşlarımız,

Bu çerçevede, bugün işbirliği sürecimizin somut adımlar bağlamında son derece önemli iki ortak metnini daha tamamlama aşamasına getirdik. Ayrıca bundan sonraki adımlarımızı ve çalışma takvimimizi de oluşturduk.

Bugün tamamlama aşamasına getirdiğimiz Geçiş Süreci Yol Haritasını ve Ortak Politikalar Metnini 30 Ocak’ta yapacağımız ortak bir tanıtım toplantısı ile kamuoyunun bilgilerine sunacağız.

Bu iki metin ile birlikte partilerimizin siyasi işbirliği mimarisi önemli ölçüde tamamlanmış olacaktır.

– Temel İlkeler ve Hedefler metni ile işbirliğimizin dayandığı zemini,

– Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni ile işbirliğimizin siyasi iskeletini,

– Seçim Güvenliği metni ile siyasi sigortasını,

– Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi ile hukuki sütunlarını,

– Kurumsal Reform metni ile kurumsal altyapısını,

açıkladıktan sonra şimdi de Yol Haritamız ile süreç yönetim mekanizmalarını, Ortak Politikalar Metni ile her alandaki ortak somut adımlarımızı tanımlamış olacağız.

Değerli vatandaşlarımız,

Çetin siyasi şartlar altında bir yıllık yoğun bir çaba ile ortaya koyduğumuz bu vizyonun hayata geçirilmesinin iki gerekli şarta bağlı olduğunun da bilincindeyiz: Ortak Adayımızın Cumhurbaşkanı seçilmesi ve TBMM’de Anayasa reformu için gerekli çoğunluğun elde edilmesi.

Bu temel şartların sağlanabilmesi için,

– Seçim güvenliği için oluşturulan komisyonun aralıksız çalışarak sandıkların tamamındaki her oyun korunmasını temin edecek tedbirlere yoğunlaşmasına,

– Ortak bir komisyon tarafından genel başkanların kararlarına baz teşkil etmek üzere TBMM’de anayasal çoğunluğu elde edebilmek için milletvekili seçimlerinde uygulanabilecek alternatiflerin çalışılmasına ve nihai kararı vermek üzere genel başkanlara sunulmasına,

– Genel Başkanlar arasında ortak Cumhurbaşkanı adayının tespiti ile ilgili istişarelerin başlatılmasına, karar verdik.

“Bir sonraki toplantımız İYİ Parti’nin ev sahipliğinde 26 Ocak tarihinde”

Cumhurbaşkanı adayı ve Milletvekili seçimleri konusunda tam bir uzlaşı kültürüyle hareket edecek ve seçimlerden sonra hem yürütmede hem yasamada yeni bir dönemi başlatacağız.

Bu çalışmaların kısa sürede tamamlanabilmesi amacıyla liderler arası toplantıların daha sık aralıklarla yapılmasına karar verdik. Bu bağlamda, bir sonraki toplantımız İYİ Parti’nin ev sahipliğinde 26 Ocak tarihinde yapılacaktır.

“6 Nisan’dan önce yapılacak bir erken seçime ise destek vermeye hazırız”

Bu vesile ile ayrıca vurgulamak isteriz ki son günlerde gündeme gelen erken seçim tartışmaları bağlamında da ortak tutumumuz açıktır: Geçen sene bir siyasi mühendislik çabası olarak devreye sokulan seçim sistemi ile yapılacak hiçbir erken seçime destek vermeyeceğiz. 2018 seçimlerinde geçerli olan sistemle gerçekleşecek -yani 6 Nisan’dan önce yapılacak- bir erken seçime ise destek vermeye hazırız.

Değerli vatandaşlarımız,

Toplantımızda ayrıca gündemdeki siyasi ve ekonomik konuları da ele aldık.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında verilen ve siyaset yasağını da içeren ceza hükmü, yargının siyasallaşmasının son çarpıcı örneği olmuştur. Yargının siyasallaşması karşısındaki tutumumuzu Saraçhane’de sergilediğimiz dayanışmayla bir kez daha göstermiş olduk. Sayın Erdoğan’ın kendi yaşadığı mağduriyeti başkalarına da yaşatacak adımlar atması güç yozlaşmasının en hazin örneklerinden birini teşkil etmektedir. Seçim sürecini etkilemek üzere yargıya müdahale niteliği taşıyacak benzer siyaset mühendisliği çabalarına karşı da bu dayanışmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Son aylarda gündemde yer alan başörtüsü konusunu da son derece samimi bir istişare ortamı içinde ele aldık. 12 Eylül’ün darbeci ve 28 Şubat’ın vesayetçi zihniyetinin eseri olan ve milyonlarca kadının hayatını karartan bu çağdışı yasağın bir daha gündeme gelmesini engelleyecek hukuki bir teminatın sağlanması konusunda tam bir mutabakata sahibiz.

Ancak, insan hakları ve inanç özgürlüğü ile ilgili bir konuyu ve başörtüsü gibi bir sembolü “gollük pas” olarak gören zihniyete de esastan karşıyız. Başörtüsü yasağı dolayısıyla ağır mağduriyetler yaşayan kadınlar için hakaret niteliği taşıyan bu tanımlama Sayın Erdoğan’ın bu meseleyi bir seçim malzemesi olarak gördüğünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. İktidar samimi ise, bu düzenlemeler konusunda muhalefetten gelecek önerilere önyargısız şekilde yaklaşarak metinlerin uzlaşı ile çıkmasını desteklemelidir.

Toplantımızda ekonomideki son gelişmeleri de ele aldık. Akıl, bilim ve rasyonalite ile tüm bağlarını koparan, Merkez Bankası bağımsızlığını yok sayan iktidar ülkemize dünyada 7. Avrupa’da 1. en yüksek enflasyona sahip olma utancını yaşatmıştır. TÜİK’in enflasyon hesaplamalarının gerçek hayat ve bağımsız hesaplamalarla hiçbir tutarlılığı kalmamıştır. Ücret ve maaş artışlarında TÜİK’in verilerinin esas alınması milletimize karşı ağır bir hak gaspıdır. İktidarın daha işçinin eline geçmeden bu ay sonunda açlık sınırının altında kalacak olan yeni asgari ücreti bir övünç kaynağı olarak görmesi en hafif tabiriyle hazindir.

Seçimleri kaybedeceğini anlayan hükümet, panik içinde henüz mürekkebi dahi kurumamış olan 2023 bütçesinde yer vermediği ve 24 saat geçmeden değişen adımlar atarak devlet ve bütçe yönetimindeki ciddiyetsizliğini ve umursamazlığını ortaya koymaktadır. Öte yandan hükümet çalışanların zaten hakkı olan EYT düzenlemesini ve alım gücündeki erime karşısında hiçbir anlam ifade etmeyen maaş artışlarını bir müjde gibi sunmaktadır. Bu durum, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ortaya çıkan keyfiliğin, kuralsızlığın ve kamu yönetimindeki çöküşün en somut örneğidir.

Toplantımızda ayrıca, geçtiğimiz hafta içinde Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Sinan Ateş’in Ankara’da güpegündüz sokak ortasında katledilmesi ile daha da aşikâr bir şekilde ortaya çıkan kamu düzenindeki bozulma konusunu da kapsamlı bir şekilde ele aldık. Her şeyden önce Sinan Ateş’in ailesine ve sevenlerine taziyelerimizi sunuyoruz. Bu vahşeti daha da vahim kılan husus ise, cinayet sonrasında başta Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ve MHP Genel Başkanı olmak üzere ilgili yetkililerin derin bir sessizlik içine girmeleridir. Daha önce siyasilere, akademisyenlere ve gazetecilere yönelik saldırıların faillerinin hiçbir ceza almadan serbest kalmalarının da verdiği cüretle kendileri gibi düşünmeyen herkese saldıran çetelerin elini kolunu sallayarak gezdiği, mafyatik yapıların karşılıklı infazlar gerçekleştirdiği bir ülkede kamu düzeninden ve demokratik hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir.

Bu cürümleri işleyenlerin ve onların arkasındaki güçlerin hak ettikleri cezaları almasının takipçisi olacağız. Kimse ülkemizi her kesimden gençlerin feda edildiği yetmişli yılların karanlıklarına da, seksenli yılların darbeci 12 Eylül şartlarına da, doksanlı yılların faili meçhullerine de geri götüremeyecektir.

Bizi bir araya getiren en önemli saik olan özgürlükçü kamu düzeni ve hukuk devleti ilkeleri ülkemizde egemen oluncaya kadar ortak bir mücadele vermeye kararlıyız. Bu bağlamda, otoriter düzeni sürdürmek için seçimlere olağanüstü şartlarda gitme senaryolarına karşı adil ve objektif seçim şartlarının korunması yönündeki çabalarımızı da yoğunlaştıracağız.

“Asla ümitsizliğe kapılmayınız”

Bu gelişmeleri kaygı ile izleyen Aziz Milletimiz,

Asla ümitsizliğe kapılmayınız.

Siyaseti bir rant ve güç paylaşımı olarak değil, hak ve adalet temelli bir alan olarak gören bizler bu kara bulutları dağıtmaya kararlıyız.

Kimsenin Cumhuriyetimizin 100. Yılını yolsuzluklarla, yasaklarla, baskılarla ve yoksullukla karartmasına izin vermeyeceğiz.

Cumhuriyetimizin 100. Yılı toplumsal barışın, insan hak ve özgürlüklerinin, adaletin, demokratik hukuk devletinin, temiz siyasetin ve refah toplumunun gerçekleşmesi yönünde yeni bir başlangıcın yılı olacaktır.”

Paylaşın

HDP’li Ebru Günay: Mutlaka Kazanacağız

HDP Sözcüsü Ebru Günay, AYM’nin partinin Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması kararına ilişkin, “Partimizi güçsüz bırakmak, seçim çalışmasını yürütmesini engellemek, kolumuzu kanadımızı kırmaya çalışanlara birkaç sözümüz var. Partimizi tanımayanlar, yılların direniş geleneğinen bihaber olanlar, devlet ocaklarında kurulan ve büyütülen, ayakkabı kutularından, ranttan ve gasptan beslenen partiler, halkın gücünün ne olduğunu bilemezler” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Günay, konuşmasının devamındaBizim gücümüz seçim sabahı ekmek arasına peynir koyarak sandık sandık gezen annelerdir. Bizim seçim coşkumuz, geceden sabaha sokak sokak afiş, bayrak çalışması yürüten ve oradan işe giden gençlerdir. Ev ev gezerek yaşamı değiştiren ve dönüştüren kadınlardır. Sandık başlarına ceplerinde iplerle giden annelerimizdir. Bizim pusulamız özetle halklardır, halkın ‘Artık yeter, değişim istiyoruz’ diyen çığlığıdır.” dedi ve ekledi:

“Bizim için en büyük Hazine yardımı bu davaya gönül veren milyonlardır, emekçi halkımızdır. Bu karar bizi yıldıramayacak, aksine faşizme karşı olan öfkemizi daha da büyütecektir. Şimdi daha inançlı ve daha kararlıyız. Şimdi daha mücadeleciyiz. Şimdi daha umutluyuz geleceğe dair. Çünkü bizler daha büyük geliyoruz. Mutlaka kazanacağız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) partinin Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması kararına ilişkin açıklamada bulundu. Günay, şunları söyledi:

“AYM bir kez daha Evrensel hukuk ilkelerinden yoksun, bütünüyle siyasi, utanç verici bir karara imza atmıştır. Demokratik siyasete bir daha vurulmuştur bugün. Demokratik siyasete düşman bir iktidarın yarattığı iklim bu kararın sebebidir. Bu karar halkın iktidara olan öfkesini bilemiş, inancını ve kararlılığını daha fazla büyütmüştür. Kimsenin kuşkusu olamasın, bugünün sonunda kazanan bizler olacağız, Türkiye halkları olacaktır.”

Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığının daha önce iki kez yaptığı başvuruyu reddeden AYM, bu kez siyasi baskılara dayanamamıştır. Bu karar ihsası reyi dahi aşan bir karardır. Usul esasları ayaklar altına alınmıştır. Bu karar meşruiyetten yoksundur, hiçbir izahatı yoktur. Türkiye halklarının nezdinde mahkum edilmiştir ve kabul edilemez bir karardır.

Hazine yardımının yapılmasına birkaç gün kala talebi işleme alması, üstüne böyle bir karar çıkması, mahkeme üyelerinin açık siyasi baskı altında olduğu izlenimini doğrulamakta, adil kararlar vermesi önünde engeller olduğunu bir kez daha göstermiştir. Süregelen bir davanın ortasın alınan bu karar mahkeme üyelerinin nasıl baskı altında olduğunu ve siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermektedir.

Bu karar, Hazine yardımı seçimlere birkaç ay kala Türkiye’nin üçüncü büyük partisine değil ÖSO çetelerine, beşli çeteye, yandaş patronlara, ranta ve talana gitsin kararıdır. Mafya ile iltisaklı, rant ve talan ilişkilerine batmış, milliyetçi hamasetten başka bir şey bilmeyen siyasi nefreti köpürtenler, halk nezdinde mahkum olmuşlardır.

Partimizi güçsüz bırakmak, seçim çalışmasını yürütmesini engellemek, kolumuzu kanadımızı kırmaya çalışanlara birkaç sözümüz var. Partimizi tanımayanlar, yılların direniş geleneğinen bihaber olanlar, devlet ocaklarında kurulan ve büyütülen, ayakkabı kutularından, ranttan ve gasptan beslenen partiler, halkın gücünün ne olduğunu bilemezler.

Bizim gücümüz seçim sabahı ekmek arasına peynir koyarak sandık sandık gezen annelerdir. Bizim seçim coşkumuz, geceden sabaha sokak sokak afiş, bayrak çalışması yürüten ve oradan işe giden gençlerdir. Ev ev gezerek yaşamı değiştiren ve dönüştüren kadınlardır. Sandık başlarına ceplerinde iplerle giden annelerimizdir. Bizim pusulamız özetle halklardır, halkın ‘Artık yeter, değişim istiyoruz’ diyen çığlığıdır.

Bizim için en büyük Hazine yardımı bu davaya gönül veren milyonlardır, emekçi halkımızdır. Bu karar bizi yıldıramayacak, aksine faşizme karşı olan öfkemizi daha da büyütecektir. Şimdi daha inançlı ve daha kararlıyız. Şimdi daha mücadeleciyiz. Şimdi daha umutluyuz geleceğe dair. Çünkü bizler daha büyük geliyoruz. Mutlaka kazanacağız.”

Paylaşın