‘Altılı Masa’dan Dikkat Çeken Paylaşım: Yarının Türkiyesi İçin Cesaret Zamanı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’da yer alan siyasi partilerin liderleri Gelecek Partisi Genel Merkezi’nde 10. kez bir araya geldi.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, beş genel başkanı Genel Merkez binası önünde tek tek karşıladı. Liderler, Ahmet Davutoğlu ile beraber fotoğrafı çektirdikten sonra içeriye geçti.

Millet İttifakı’nı oluşturan altı siyasi partinin genel başkanının 13 Şubat 2022 tarihinde başlattığı görüşmelerin ilk tur çalışmaları Saadet Partisi ev sahipliğinde 21 Ağustos 2022 tarihinde tamamlanmıştı.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Altılı Masa’nın ikinci tur görüşmelerinin ilki 2 Ekim’de, CHP Genel Merkezi’nde, ikincisi, 28 Kasım’da Demokrat Parti Genel Merkezi’nde yapılmıştı.

Toplantı öncesinde CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi, sosyal medya hesaplarından ortak bir paylaşım yapıldı.

“Yarının Türkiyesi İçin Cesaret Zamanı” etiketiyle paylaşılan videoda genel başkanların şu sözleri yer alıyor:

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Temiz bir Türkiye, aydınlık bir Türkiye, herkesin mutlu olduğu bir Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz, beraber inşa edeceğiz, birlikte inşa edeceğiz.

Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: Bu toprakların insanı ne badirelerden, ne krizlerden, ne afetlerden, ne savaşlardan çıkarttı bu ülkeyi. Yine başaracağız. El ele, omuz omuza hep birlikte başaracağız.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal: Milletin gücü, azmi, kararlılığı her daim önüne örülmüş o duvarları yıkıp atmıştır.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu: Geçmişe değil geleceğe, nefrete değil sevgiye, öfkeye değil merhamete, korkuya değil ümide ayarlıyız.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener: 2023’te milletimizle birlikte öyle bir tarih yazacağız ki 1923’te kavuştuğumuz bayram havası memleketimize yeniden yayılacak.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu: Ülkemizin problemlerine çözüm üretmek adına yola çıktık. Bu masada sadece altı genel başkan yok. 85 milyon insanımız bu masada oturmaktadır.

Paylaşın

Seçimler Yaklaşırken Ekonomideki Adımlar AK Parti İçin Oya Dönüşür Mü?

Aksoy Araştırma’dan Ertan Aksoy, iktidarın uzun süredir toplumdaki ihtiyaçları ve karşılanmaları halinde oy getirme potansiyeli olan başlıkları belirleyip ona göre adımlar attığını belirterek adalet veya özgürlük gibi başka alanlardaki ihtiyaçlardan ziyade ekonomik alandaki ihtiyaçların öncelendiğini söylüyor.

Ekonomist Güldem Atabay, her ne kadar EYT ya da ücretlere yapılan zamlar gerekli de olsa bu tür popülist harcamaların bütçe üzerindeki maliyetleri yükselttiğine işaret ederek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Seçim sonrasına dair çok büyük ekonomik riskler şu anda ötelenmekte. Başta çok yükselmiş enflasyonu düşürmenin yaratacağı maliyet olmak üzere; sorunların çözümüne yönelik ihtiyaçlar başka, seçim öncesi açıklanan ve açıklanacak önlemlerle ekonominin daha da bozulması bambaşka iki süreç. Yani bugünkü önlemler ötelenen dertlere çare değil aksine onları sertleştirici ve akut hale getirici şekilde ilerliyor ne yazık ki.”

Türkiye’de seçimin yaklaşmasıyla birlikte hükümetin ekonomide seçmenleri kazanmaya yönelik adımları sıklaştı. Anketlere göre istediği yüzde 50 artı 1 oy oranına ulaştığını hâlâ göremeyen hükümet ise ekonomide farklı adımlar ve projelerle oylarını artırmaya çalışıyor.

Bu çerçevede düşük gelirliler için sosyal konut projesi, KYK faizlerinin silinmesi, Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) için emeklilik hakkı tanınması, asgari ücrete yüksek oranlarda zam, emekli ve memurlara önce yüzde 25 tepkilerin gelmesinin ardından ise yüzde 30 zam gibi çeşitli adımlarla sandıkta çoğunluk hedefleniyor. Son olarak dün açıklanan orta gelirliler için konut projesi ile de ilk etapta 100 bin ailenin konut edinmesinin amaçlandığı belirtiliyor.

Ancak sandıkta Cumhur İttifakı’na ne kadar oy kazandıracağı henüz çok net olmayan bu adımların, seçim sonrasında ekonomik göstergeleri daha da bozma tehlikesine işaret ediliyor.

AK Parti’nin geçen yıldan bu yana uyguladığı Yeni Ekonomi Politikası kapsamında enflasyon 2022 boyunca çok yüksek bir seyir takip etmişti. Uzmanlara göre 2023 yılı da yoksulluğun ve belirsizliğin artacağı bir yıl olacak.

İktidarın adımları hangi kesimlere yönelik?

Peki iktidarın çeşitli alanlarda attığı bu adımlar hangi kesimlerden oy almaya yönelik ve istenen etkiyi yaratabiliyor mu?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre, son adımların seçmendeki etkisini sık aralıklarla ölçen Aksoy Araştırma’dan Ertan Aksoy, iktidarın uzun süredir toplumdaki ihtiyaçları ve karşılanmaları halinde oy getirme potansiyeli olan başlıkları belirleyip ona göre adımlar attığını belirterek adalet veya özgürlük gibi başka alanlardaki ihtiyaçlardan ziyade ekonomik alandaki ihtiyaçların öncelendiğini kaydediyor.

Aksoy’a göre hükümetin bu adımları toplumun büyük kesimleri tarafından olumlu bulunuyor. Bu beğeninin oya yansıması konusunda ise durum daha farklı. Aksoy bu farkı şöyle açıklıyor:

“Bu adımların her birinin toplum genelindeki algısı çok olumlu. Ama bunların toplamı bir oy hareketine anlamlı oranda dönüşmüyor. Hiç etkilemiyor demiyorum ama bizim ölçümlere göre sınırlı etkisi var. Çünkü toplumun ekonomik bir vaatten faydalanması ile oyuna etki etmesi aynı şey değil. Bu düzeyde uzun süreli bir ekonomik kriz ve bu düzeyde bir yoksullaşma olmasaydı, yani bu adımlar normal zamanda atılsaydı daha anlamlı katkı verebilirdi.”

Aksoy, halkta yakın geleceğe dair “ülke topyekûn iyiye gidecek, ekonomi düzelecek” düşüncesinin oluşmadığını; çünkü her kesimin krizden etkilendiğini belirterek “Bu değişmediği sürece oy davranışında çok büyük bir değişiklik olmayacaktır” diyor.

Asgari ücrete yapılan son zammın birkaç ay sonra enflasyon karşısında eriyeceğine yönelik görüşler de var. Buna karşılık hükümetin Nisan sonu ya da Mayıs ortası yapılacak bir seçim öncesinde ara zam yapabileceği de kulislerde dillendirilen iddialar arasında.

Aksoy da geçen sene yapılan büyük asgari ücret artışının bir müddet sonra eridiğini ve Mayıs 2022’de oy kaybına dönüştüğünü hatırlatarak bu sene de aynı durumun yaşanabileceğini “Mayıs ayı itibariyle iktidarın bugün lehine olan durum aleyhine dönmüş olabilir” sözleriyle anlatıyor.

Ekonomideki son tablo ne durumda?

Uzmanlara göre hükümetin ardı ardına attığı ve seçime kadar devam etmesi beklenen bu tür adımların seçmen davranışına etkisini ölçebilmek için ekonomideki son tabloyu da görebilmek gerekiyor.

Ekonomist Güldem Atabay, Türkiye ekonomisinin uzun süredir biriken sorunları bulunduğunu söyleyerek bunların bazılarını verimlilik artışının olmayışı, ihracat odaklı büyümeye karşılık ithalata bağımlılığının azaltılamayışı, teknolojik ürünlerde atılım yapılamayışı, işsizlik açısından ise sadece sanayi üretiminin düşük ücretle çalıştırdığı iş olanaklarının olması ve başka alternatiflerin geliştirilememesi olarak sıralıyor.

Geçen sene faiz indirimleriyle beraber devreye sokulan yeni ekonomi modelinin son 12 ayda yarattığı yıpranmanın ise çok büyük maliyeti olduğuna dikkat çeken Atabay, şöyle konuşuyor:

“Bu son açıklanan önlemler ile Türkiye ekonomisinin gerçek sorunlarına çözüm adımları ihtiyacı ya da bunların ne olması gerektiği arasında 180 derece fark var. Yani hiçbir alakası yok. Bu son açıklanan önlemleri tamamen seçim yatırımı olarak değerlendiriyorum.”

İktidarın bir süredir asgari ücreti enflasyon üstünde artırdığını, memur ve emekliyi ise daha geri planda tuttuğunu belirten Atabay, bu farkın önemini Sosyal Politikalar ve Çalışma Ekonomisi Uzmanı Aziz Çelik’e atıfla şöyle açıklıyor:

“Aziz Bey’in dediği gibi asgari ücrete yüksek zamla SGK gelirlerinizi arttırıyorsunuz. Memur ve emekli maaşı artışını ise bunun altında tutuyorsunuz çünkü bu para sizden çıkıyor. Aradaki farkı ise EYT’lilere ödeyeceksiniz.”

Yaklaşık on senedir asgari ücretin enflasyon üzerinden daha fazla artırıldığına dikkat çeken Atabay, “Bu yüzden Türkiye’deki çalışan nüfusun neredeyse yüzde 50’si asgari ücret ve etrafında şekilleniyor. Memur ve emeklinin ücretleri ise daha geride. Bu bir AK Parti ekonomi yönetim politikası ve ‘ben verdim, ben aldım’, ‘yüzde 25’i yüzde 30 yaptım’ şeklinde ulufe dağıtma gibi bir yönetimle karşı karşıyayız” diyor.

Ekonomideki adımların sandığa yansıması ne olur?

Aksoy yaptıkları anketlerden çıkan sonuçlara göre; tüm sosyoekonomik statü gruplarında yani alt, orta, orta üstü ve üst sosyoekonomik statü gruplarının tamamında bir “yoksullaşma” tespit ettiklerini belirterek bunu hem araştırmaya katılanların beyanları hem de tüketim davranışları üzerinden ayrı ayrı okuyabildiklerini kaydediyor.

Tüm sosyoekonomik statü grupları içindeki en üst gelir ve gelire ve eğitime sahip olan A grubunun yüzde 40’ının kendini orta, orta altı gelir grupta gördüğünü belirten Aksoy, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu durum diğer gruplarda da geçerli. Yani orta gelir grubu kendini alt gelir grubunda, alt gelir grubu da derin yoksulluk içerisinde görüyor. Her ekonomik krizin büyük etki ettiği bir alan vardır, belirli bir sektörü vurabilir. Ama bu ekonomik kriz neyi vurdu derseniz; topyekûn bir yoksullaşma yarattı.”

Aksoy, hükümetin attığı adımların palyatif, yani geçici çözümler olduğunu ve içinde bulunulan krizin şartlarını ve yoksullaşmayı kökten değiştirmediğine işaret ederek bir yıl içinde hane halkının durumundaki değişikliği şöyle aktarıyor:

“Geçen sene bu zamanlarda panik alışverişlerine rastlamıştık. Yani insanlar zam gelecek diye daha fazla almaya çalışıyordu. İleriki aylarda ise bu çoklu alıma para yetmemeye başladı ve alamaz oldular. Daha sonraki evrede ise insanlar aynı miktarda aynı ürünü tüketebilmek için kaliteli olandan kalitesiz olana geçmeye başladı. Son evrede ise insanlar bu kalitesiz tüketimi de ayakta tutabilmek için borçlanmaya çalışıyor.”

Seçim sonrası acı fatura mı?

Araştırmalarda halkın bir numaralı sorun olarak gösterdiği ekonomik kriz için atılan bu adımların kalıcı çözüm olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Uzmanlara göre kalıcı çözümün aksine seçmenleri memnun etmeye yönelik popülist tedbirler daha sonra halka acı fatura olarak dönebilir.

Ekonomist Atabay’a göre her ne kadar EYT ya da ücretlere yapılan zamlar gerekli de olsa bu tür popülist harcamaların bütçe üzerindeki maliyetleri yükselttiğine işaret ederek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Seçim sonrasına dair çok büyük ekonomik riskler şu anda ötelenmekte. Başta çok yükselmiş enflasyonu düşürmenin yaratacağı maliyet olmak üzere; sorunların çözümüne yönelik ihtiyaçlar başka, seçim öncesi açıklanan ve açıklanacak önlemlerle ekonominin daha da bozulması bambaşka iki süreç. Yani bugünkü önlemler ötelenen dertlere çare değil aksine onları sertleştirici ve akut hale getirici şekilde ilerliyor ne yazık ki.”

Muhalefetin vaatleri karşılık buluyor mu?

Her ne kadar muhalefet partileri ekonomi alanındaki vaatlerini açıklamaya başlasalar da şu ana kadar toplumda büyük bir umut yaratabildikleri yönünde güçlü veri yok.

AK Parti’nin çok uzun yıllar büyük seçmen gruplarını “ülkeyi iyi yönettiğine ve gelecekte de iyi yöneteceğine” ikna ettiğine dikkat çeken Aksoy, bu nedenle birçok ölçüme göre toplumun yüzde 70’inin en az bir kere AK Parti’ye oy verdiğini kaydediyor. Ancak bu durumun artık tersine döndüğünü ve seçmen davranışlarını etkileyen altı temel başlığın beşinde halkın muhalefetin daha iyi yöneteceğini düşündüğünü aktarıyor.

Muhalefet partilerinin AK Parti’nin yaklaşık yüzde 29-30 civarındaki çekirdek seçmenini değil de AK Parti’den kopan yüzde 40’lık kesime pozitif bir kampanya ile seslenmesinin önemine işaret eden Aksoy, şöyle konuşuyor:

“Burada esas olan şey insanlara içinde bulunduğu sorunları tekrar etmek olmamalı. Söylemin merkezinde sorunlara dair somut, basit çözüm önerilerinin olması lazım. Bu önerilerin de karmaşık olmaması gerekiyor.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Seçim Tarihi’ Açıklaması: Öne Çekilebilir

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, 2023 seçim tarihinin öne çekilebileceğini söyledi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”2023 yılı İnşallah hayırlara vesile olacaktır. Kuruluşumuzun 21,5 yılını ve iktidarımızın 20 yılını geride bıraktığımız şu günlerde yeni bir imtihanın daha eşiğindeyiz.

“Mevsim şartlarını dikkate alarak belki birazcık öne çekerek tarihini güncelleyeceğimiz 2023 seçiminin önemini en iyi siz biliyorsunuz” dedi.

Yargıtay Başsavcılığı’nın açıkladığı siyasi partilerin üye sayıları ile ilgili konuşan Erdoğan, “Açıklanan rakamlara göre 11 milyon 240 bin üyeyle girdik. Türkiye gibi siyasi rekabetin oldukça sert yaşandığı bir ülkede rekor sayıya ulaşmak elbette kolay değildir” ifadelerini kullandı.

AK Parti, halihazırda normal zamanı 18 Haziran 2023 olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimini öne çekmek için harekete geçmişti.

“Meral Hanım Ayasofya şu an cami, müze değil”

Toplantıda muhalefetin açıklamalarının yer aldığı bir video izleten Erdoğan şunları söyledi: “Büyük Çamlıca Camimiz nice defalar 60 binleri ağırladı. Yani bizim bu zattan bu ifadeyi duymamız çok üzmüştür. Bunu o masanın etrafında birileri söyleyebilir ama onun söylemesine akıl karı erdiremedik. Diğeri de çıkmış, “Erdoğan Ayasofya’yı açamaz” diyor. Ee açtık.

Aslında Meral Hanım bizi iyi tanır iyi bilir de, bu lafı nasıl etti onu anlamadım. Meral Hanım Ayasofya şu an cami, müze değil. Bizim görevimiz yalan değil, icraattır, dürüstlüktür. Bay Kemal, “Bir tane eserleri yok” diyor. Ya sen İzmir Milletvekili değil misin? Ula İzmir’in yollarını kim yaptı? Ülkenin yollarını dolaşmıyorsun da İzmir’e de mi gitmiyorsun?”

6’lı masayı “cumhurbaşkanı adayı” konusunda da eleştiren Erdoğan şöyle devam etti: “Aylardır 6 kişi bir masa etrafında toplanıp duruyor, tartışıyor dimi. Ortada milletin, ülkenin hayrına bir şey çıktı mı? Çıkmadı. Kasvga dövüş, kumpas, önden kaçma rol çalma her şey var. Sadece vizyon, program, proje yok. Tabi bu arada aday da yok. Neyse seçim tarihi geldi çattı. Biz hala sandıkta kiminle yarışacağımızı bilmiyoruz. Milletimiz önüne kim çıkartılacak bilmiyor.

Dünyayı 4 dolandılar ama işareti henüz alamadılar. Göya adayı belirleyecek masanın etrafındakiler de bunun kim olduğunu bilmiyor. Daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’nin önündeki zat hep birilerini öne sürmüştü. Şimdi bakacak olursanız, bir kendini geri çekiyor ardından yeniden aday oluyor. Ama henüz bir aday belirlemediler.”

Bu sabah Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı telefon görüşmesi ve Suriye gündemini değerlendiren Erdoğan, şunları söyledi:

“Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından Dışişleri Bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz sükuneti sağlamak, barışı egemen kılmak.

“Bugün Sayın Zelenskiy ile görüşmem olacak, Putin’le yaptığımız görüşme ve Rusya-Ukrayna ilişkilerini daha yumuşak zemine nasıl oturtabiliriz bunları görüşeceğiz.”

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmüştü:

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın açıklamasına göre, telefon görüşmesinde enerji başta olmak üzere Türkiye-Rusya ilişkileri ile Rusya-Ukrayna savaşı ve Suriye dahil bölgesel konular ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Türkiye’de bir doğal gaz merkezi kurulması yönünde altyapıyı güçlendirdiklerini ve güçlendirmeye devam ettiklerini belirterek, bu konuda en kısa sürede yol haritasını tamamlayıp uygulamaya yönelik somut adımları atmayı hedeflediklerini ifade etti.

Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili müzakerelerin olumlu sonuç verdiğine tahıl koridoru, esir değişimi ve Zaporijya Nükleer Santrali çevresindeki güvenli bölge girişimlerinde şahit olduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, barış ve müzakere çağrılarının tek taraflı ateşkes ilanı ve adil çözüm vizyonuyla desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK/PYD/YPG’nin Türkiye’nin sınır bölgelerinden, özellikle Tel Rifat ve Münbiç’ten temizlenmesi için artık somut adım atılması gerektiğini vurgulayarak, Suriye konusunda somut netice almak için rejimin yapıcı olması ve siyasi süreçte birtakım adımları hayata geçirmesi gerekli olduğunu ifade etti.

Paylaşın

HDP’den AYM’nin Kararına Tepki: İktidar Talimatı İle Uygulanan Bir Hak Gaspı

HDP, AYM’nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatılma istemiyle açılan davada, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına tedbiren bloke konulması talebini kabul etmesine tepki gösterdi. 

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP), kararın “hak gaspı” olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Partinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Hazine yardımı bulunan hesaplarımıza bloke kararı, iktidar talimatı ile uygulanan bir hak gaspıdır. Adil, demokratik bir seçim sürecini engellemeye ve seçmen iradesini yok saymaya dönük olan bu karar ne iktidarın kaybetmesine engel olur, ne bizim daha büyük kazanmamıza!” denildi.

Ne olmuştu?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması davasında hazırladığı iddianamede partinin hesaplarına tedbiren bloke konulmasını talep etmiş, bu talep AYM tarafından reddedilince 19 Aralık’ta talebini tekrarlamıştı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) hazine yardımı hesabına geçici olarak bloke koyma kararı aldı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’ye ödenen hazine yardımının kesilmesi talebiyle ilgili Anayasa Mahkemesi’ne dün yanıt verdi. Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen 11 sayfalık yazıda, bir kez daha HDP’nin “PKK ile irtibatının” dava sürecinde de devam ettiği belirtildi.

Başsavcılık, “hazine yardımının parti dışı faaliyetlerde kullanılmasının engellenmesi için HDP’nin hazine yardımı ödenen hesaplarına bloke konulması” gerektiğini ifade etti.

HDP, bir ay içerisinde savunmasını yapacak. Bir ay sonra tedbir kararı gözden geçirilerek, tedbire devam ya da tedbir sonlandırılsın kararı verilecek. HDP’ye bu sene 179 milyonu 10 Ocak’a kadar olmak üzere 539 milyon TL hazine yardımı yapılacaktı.

Kapatma davası süreci nasıl işleyecek?

Anayasa Mahkemesi’nde 10 Ocak günü ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, davanın esasına ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak. Şahin’in beyanlarının ardından HDP’ye sözlü savunma için bir ay süre verilecek.

Bu aşama tamamlandıktan sonra AYM Başraportörü, davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu rapor AYM üyelerine dağıtılacak.

Anayasa Mahkemesi Başkanı, raporun dağıtılmasından sonra belirli bir gün tespit ederek kapatma davasının esastan görüşme aşamasını başlatacak. Bu görüşme sonunda kapatma kararı çıkıp çıkmayacağı belli olacak. Kapatma kararı alınabilmesi için 3’te 2 oy çoğunluğu aranacak.

HDP’ye yönelik davanın 843 sayfalık iddianamesinde, partinin temelli kapatılması ve Hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması istenmişti. 451 partili hakkında ise siyasi yasak talep edilmişti.

Paylaşın

AYM’den HDP’nin Hazine Yardımına Bloke Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle açılan davada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına tedbiren bloke konulması talebini kabul etti.

Haber Merkezi / Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması davasında hazırladığı iddianamede partinin hesaplarına tedbiren bloke konulmasını talep etmiş, bu talep AYM tarafından reddedilince 19 Aralık’ta talebini tekrarlamıştı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) hazine yardımı hesabına geçici olarak bloke koyma kararı aldı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’ye ödenen hazine yardımının kesilmesi talebiyle ilgili Anayasa Mahkemesi’ne dün yanıt verdi. Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen 11 sayfalık yazıda, bir kez daha HDP’nin “PKK ile irtibatının” dava sürecinde de devam ettiği belirtildi.

Başsavcılık, “hazine yardımının parti dışı faaliyetlerde kullanılmasının engellenmesi için HDP’nin hazine yardımı ödenen hesaplarına bloke konulması” gerektiğini ifade etti.

HDP, bir ay içerisinde savunmasını yapacak. Bir ay sonra tedbir kararı gözden geçirilerek, tedbire devam ya da tedbir sonlandırılsın kararı verilecek. HDP’ye bu sene 179 milyonu 10 Ocak’a kadar olmak üzere 539 milyon TL hazine yardımı yapılacaktı.

HDP: İktidar talimatı ile uygulanan bir hak gaspı

HDP, kararın “hak gaspı” olduğu değerlendirmesinde bulundu. Partinin Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Hazine yardımı bulunan hesaplarımıza bloke kararı, iktidar talimatı ile uygulanan bir hak gaspıdır. Adil, demokratik bir seçim sürecini engellemeye ve seçmen iradesini yok saymaya dönük olan bu karar ne iktidarın kaybetmesine engel olur, ne bizim daha büyük kazanmamıza!” denildi.

Kapatma davası süreci nasıl işleyecek?

Anayasa Mahkemesi’nde 10 Ocak günü ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, davanın esasına ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak. Şahin’in beyanlarının ardından HDP’ye sözlü savunma için bir ay süre verilecek.

Bu aşama tamamlandıktan sonra AYM Başraportörü, davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu rapor AYM üyelerine dağıtılacak.

Anayasa Mahkemesi Başkanı, raporun dağıtılmasından sonra belirli bir gün tespit ederek kapatma davasının esastan görüşme aşamasını başlatacak. Bu görüşme sonunda kapatma kararı çıkıp çıkmayacağı belli olacak. Kapatma kararı alınabilmesi için 3’te 2 oy çoğunluğu aranacak.

HDP’ye yönelik davanın 843 sayfalık iddianamesinde, partinin temelli kapatılması ve Hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması istenmişti. 451 partili hakkında ise siyasi yasak talep edilmişti.

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken “Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı” Açıklaması

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Kılıçdaroğlu ismi ön plana çıkan bir aday gibi duruyor. HDP ve Kürt seçmenin Kılıçdaroğlu ismi konusunda bir tereddüdü var mı?” sorusuna, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun isminin öne çıktığını ben de buradan izliyor, görüyorum” şeklinde cevap verdi ve ekledi:

“Fakat adaylığı gibi bir durum gelişirse HDP’nin nasıl bir tutum alacağına, günü geldiğinde partimizin yönetimi karar verecektir. Elbette o zaman biz de kendi görüşümüzü partimize iletiriz ve halkın, demokratik mücadelenin en çok yararına olacak kararı hep beraber şekillendiririz. Bugünden peşinen konuşmak mümkün de doğru da değildir.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, başlattığı seçim kampanyası hakkında bilgi verdi. “Bu kişisel bir kampanya değildir” ifadesini kullanan Demirtaş, başlattığı kampanyanın daha sonra HDP’nin kampanyasıyla birleşeceğini söylerdi. Demirtaş seçimlere hazırlık döneminde partilerin doğal olarak içlerine kapandıkları bir dönem olduğunu belirterek Oysa ben burada tüm bu işlerin dışında daha rahat, esnek ve özgün hareket edebiliyorum. Bu avantajımı da böylesi dönemlerde seçim heyecanını, seçime ve sandığa ilgiyi, gönüllülerin açığa çıkarılmasını ve seçim havasını yaratmak için kullanmayı planladık” dedi.

Demirtaş, Medyascope’tan Ferit Aslan’ın sorularına şu yanıtları verdi:

Cumhur İttifakı’nın özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP ve Kürt seçmenden umudunu kestiği görülüyor. Bu kapsamda HDP’ye açılan kapatma davası, hazine yardımına tedbir konulması gibi talepler değerlendirildiğinde iktidar, HDP ile ilgili seçim öncesinde ne yapmak istiyor?

Her şeyden önce olağan dışı, normal olmayan, atipik bir seçim süreci yaşadığımızı tespit etmemiz gerekir. Aslında Türkiye tarihinin hiçbir seçimi tam demokratik ve eşitlikçi bir ortamda geçmemiştir. Ancak bu seçim dönemi kadar olağandışı bir süreç de yaşanmamıştır.

Önceki seçimlerin tamamında bir tarafta devlet partileri, sistem partileri olurdu; diğer tarafta da sistem dışı muhalefet partileri olurdu ve yine eşitsiz bir yarış olurdu. Ne yazık ki bu seçimde bu durumu da aşan bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu defa bir tarafta devleti ele geçirmiş, devletleşmiş bir parti ve onun ittifakı varken diğer tarafta bu devlet gücünün orantısız ve sistematik baskısı altında seçime hazırlanan partiler, ittifaklar var.

Baskı altında olan partiler arasında en fazla saldırılan ise HDP’dir. Bunun da bir anlamı, bir nedeni var elbette çünkü HDP en direngen güçtür. HDP’nin direnişi tüm muhalefetin ayakta kalmasını, umudu korumasını sağlıyor. HDP dağılsaydı, tasfiye olsaydı veya boyun eğseydi bunun tüm muhalefete olumsuz yansıması olurdu. Dolayısıyla iktidarın HDP’ye yönelimi çok özel ve sistematiktir. Bu yönelimin en önemli nedenlerinden biri de Kürt halkının varlığından, iradi duruşundan duyulan rahatsızlıktır.

Yani HDP’ye yönelimin altında sinsi bir ırkçılık, Kürt düşmanlığı da vardır. İktidarın tüm saldırılarına, HDP’nin içine de oynanan bölme ve çatıştırma girişimlerine rağmen HDP büyük bir demokrasi gücü olma, seçimin kaderini belirleme misyonunu kararlılıkla sürdürüyor.

İşte HDP’yi kapatma girişiminin altında yatan öfkenin nedeni bunlardır. HDP teslim olsaydı Saray’da HDP’ye özel ofis açılırdı ama HDP direndiği için Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açıldı. Bu şekilde HDP’yi siyaset dışına itmeyi, kitlesini örgütsüz bırakmayı, öncüden yoksun hale getirmeyi, muhalefeti de HDP kapatma kararı karşısında çelişkiye düşürmeyi hedefliyorlar.

Bir diğer amaç da HDP’yi kapatarak şoven milliyetçi oyları geri kazanmaktır. Bu türden hukuk, ahlak ve siyaset dışı hamlelerin yapıldığı bir sürece “seçim süreci” demek eksik veya yetersiz kalır. Seçim demek seçmenlere, eşitçe yarışanlar arasında seçme fırsatı sunmak demektir. Oysa burada seçmene eşitler arasında bir seçim yapma imkânı sunulmuyor. Tam bir adaletsizlik, eşitsizlik, zulüm ve baskı ortamında seçmenin iradesi gasp edilmek isteniyor.

Dolayısıyla muhalefet de olağan bir seçim psikolojisiyle sürece hazırlanmak yerine her türlü hileye, baskıya, provokasyona karşı tedbirli, örgütlü, hazırlıklı bir şekilde meseleye yaklaşmalıdır. Tüm muhalefet gücü, toplumsal ve siyasal muhalefet; ortak bir sandık örgütü, sandık güvenliği ve seçim takip programında birleşmeli, hazırlığını bu şekilde yapmalıdır.

Kobani davasına bazı isimlerin de eklenmek istemesi (Meral Danış Beştaş) girişimlerine bakıldığında HDP’ye kapatma davasından nasıl bir karar bekliyorsunuz? Kapatma mı, yoksa siyasi yasak ve Hazine yardımının kesilmesi mi ağırlık basıyor?

Doğrusu Anayasa Mahkemesi’ne hangi kararı dayatacaklarını bilemiyoruz. Ama görünen o ki, hangi karar iktidarın çıkarına olacaksa Anayasa Mahkemesi’nden o kararı çıkaracaklar. Tabii biz de karar ne olursa olsun hukuki ve siyasi çerçevede mücadeleye devam edeceğiz.

‘Cezaevinde daha esnek hareket edebiliyorum’

Cezaevinden gönderdiğiniz mesajlarla seçim kampanyasını başlattığınız açıkladınız. Neyi amaçlıyorsunuz? Mesajlarınızın toplumda, özellikle HDP dışındaki muhalefette yeteri kadar karşılık göreceğine inanıyor musunuz?

Öncelikle şunu belirteyim; ben siyasi hayatım boyunca on iki seçim ve referandum kampanyası içinde oldum veya kampanya yürüttüm. Bundan kaynaklı olarak belli bir deneyimim, birikimim var. Ayrıca özgün durumumdan ötürü çok farklı toplumsal kesimiyle iletişim, etkileşim imkânım var. Bütün bunları, seçim sürecinde demokrasi güçlerinin işini kolaylaştırmak için kullanmayı kendime görev bilirim. Elbette zamanı geldiğinde partimiz HDP’nin ve kurumsal olarak destekleyeceğimiz adayın yürüteceği merkezi kampanyanın içinde yer alacağım.

Siyasi partilerin seçim hazırlık sürecinde zorunlu olarak içe kapanmak durumunda kaldıkları bir dönem vardır. Bu dönemde adaylık başvuruları, kampanya hazırlıkları, program çalışmaları, ittifak görüşmeleri gibi zorunlu işler bir hayli yorucu, yıpratıcı ve zaman alan çalışmalar olarak karşımıza çıkar. Oysa ben burada tüm bu işlerin dışında daha rahat, esnek ve özgün hareket edebiliyorum. Bu avantajımı da böylesi dönemlerde seçim heyecanını, seçime ve sandığa ilgiyi, gönüllülerin açığa çıkarılmasını ve seçim havasını yaratmak için kullanmayı planladık. Yoksa bu kişisel bir kampanya değildir. Örgütsel kampanyamız başlayıncaya kadar zemin hazırlama ve ortamı yeterince ısıtma hamlelerimiz olacak. Bunun için de çok sayıda gönüllü gençle birlikte yoğun bir çalışma yürütüp sonra da genel kampanyaya entegre olacağız.

Şu anda yapacağımız işler bir aday veya parti kampanyasından öte seçimin önemini kavratma, kararsızları sandığa yöneltme ve heyecan oluşturarak gönüllülerin gücünü açığa çıkarma hedefi taşıdığından, aslında tüm demokrasi güçlerinin yararına olacak çalışmalardır. Önümüzdeki günlerde ve haftalarda planlamalarımız aşama aşama hayata geçecek ve kampanyamız giderek görünür olacaktır. Dışarıda onlarca gönüllü arkadaşım hazırlıklarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden yürüteceğimiz kampanyada gençleri mobilize etmeye, sandık ve seçim için çalışmaya motive etmeye yönelik çeşitli etkinliklerimiz olacak. Sonra da tüm bu çalışmalarımızı partimizin merkezi kampanyası başlayınca onunla birleştireceğiz. Kampanyamızın daha şimdiden büyük ilgi gördüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. İlk gün paylaştığım linkteki mesaj kutusuna iki binden fazla mesaj gelmiş, önemli bir kısmı da öneri, çalışmaya katılma isteği şeklinde.

Muhalefet, HDP ile ilkeler çerçevesinde ortaklaşarak bir ortak cumhurbaşkanı adayında uzlaşacak mı?

Bu HDP’den çok diğer muhalefetin tutumuna bağlıdır artık. Partimiz HDP kendi ilkesel duruşunu defalarca en net, en makul çerçevede ortaya koydu. Eğer ortak adayda uzlaşma olmazsa iyi olmaz ama herkes bilmeli ki bunun sorumlusu da HDP olmaz. Çünkü HDP ortak adayda uzlaşmak için bundan fazlasını yapamaz. Bana kalırsa şimdi adım atma sırası Altılı Masa’dadır. HDP ile açık, şeffaf müzakere yürütmeleri birçok sorunun aşılmasını sağlayacaktır. Eş Genel Başkanlarımız, buna hazır olduklarını onlarca defa ilan ettiler ve Altılı Masa’ya çağrı yaptılar. Bu samimi çağrıların Altılı Masa’da karşılık bulup bulmayacağını hep beraber göreceğiz.

‘İmamoğlu siyasi figür’

Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza, kendisini seçenek olmaktan çıkardı mı?

Yasal açıdan resmen kesinleşmiş karar olmadan kimse siyasi yasaklı olmaz. Dolayısıyla hukuki pencereden bakıldığında Sayın İmamoğlu halen siyasetin resmi aktörüdür ve belediye başkanıdır. Ancak siyasi değerlendirme açısından bakıldığında, kendisinin bir seçenek olup olmadığına Altılı Masa karar verecek. Bu konuda bizim müdahil olmamız siyaseten doğru olmaz.

Fakat netice itibariyle Sayın İmamoğlu artık bir siyasi figürdür. Bu tür realiteler mahkeme kararlarıyla değiştirilemez. Kendisinin siyasi serüveninin nasıl olacağını ise zaman gösterecektir. Biz parti olarak da kişisel olarak da tüm hukuksuzluklara, adaletsizliklere karşı net bir demokratik tutum sahibi olduğumuz için kendisi şahsında İstanbul’un iradesine yapılan hukuk dışı saldırının karşısında olduk, olmaya devam ederiz.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı

Kemal Kılıçdaroğlu ismi ön plana çıkan bir aday gibi duruyor. HDP ve Kürt seçmenin Kılıçdaroğlu ismi konusunda bir tereddüdü var mı?

Sayın Kılıçdaroğlu’nun isminin öne çıktığını ben de buradan izliyor, görüyorum. Fakat adaylığı gibi bir durum gelişirse HDP’nin nasıl bir tutum alacağına, günü geldiğinde partimizin yönetimi karar verecektir. Elbette o zaman biz de kendi görüşümüzü partimize iletiriz ve halkın, demokratik mücadelenin en çok yararına olacak kararı hep beraber şekillendiririz. Bugünden peşinen konuşmak mümkün de doğru da değildir.

Ali Babacan’ın ana dilde eğitim ve temel haklar konusundaki son çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Babacan’ın açıklamalarını izledim, doğrusu önemli ve cesur çıkışlar olarak değerlendirdiğini belirtmeliyim. Her konuda bire bir aynı düşünmek zorunda değiliz, eminim karşılıklı eleştirilerimiz de vardır fakat ben şahsen Sayın Babacan’ın çabalarını, dürüstlüğünü, samimiyetini kıymetli görüyorum. Kendisinin ve partisinin HDP ile daha fazla istişare, diyalog içinde olma isteği ve girişimleri de son derece kıymetli, yapıcıdır. Bu çabaların boşa gitmeyeceğini, toplumsal sorunların çözümünde mutlaka ön açıcı olacağına inanıyorum.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Bir Aday Üzerinde İttifak Sağlanmalı

Altılı Masa, 5 Ocak’ta Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde 10. kez bir araya gelecek. SP Lideri Karamollaoğlu, toplantı öncesi Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayına ilişkin dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Karamollaoğlu, “Çoklu aday ihtimaline nasıl bakıyorsunuz? sorusuna “Sıcak bakmıyorum. Bir aday üzerinde ittifak sağlanmalı.” şeklinde yanıt verdi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Altılı Masa toplantısı öncesi Halk TV’den İsmail Saymaz’a konuştu.

Saymaz’ın soruları ve Saadet Partisi liderinin yanıtları şöyle:

Altılı Masa’da adaylık konusu açılır mı?

Bu konu mutlaka açılır. Gündeme gelir. Türkiye’nin gündemine bu kadar girdikten sonra orada hiç konuşulmaması olmaz.

Daha önce açılmadı değil mi?

Yok, başkanlık genelde konuşulmadı. Arada sırada söylenmiş olması, konuşulduğu manasına gelmez.

Bu kez?

“Ne yapalım” diye düşünülür en azından.

İki ihtimalden söz ediliyor. “Atlılı Masa’dan biri olsun” ya da “Altılı Masa’nın liderleri adaya karar versin.” Hangisine sıcaksınız.

Altılı Masa’dan biri de olabilir, dışarıdan da olabilir. Biz “İlle de genel başkanlardan biri olsun” demedik. Ama “Genel başkanlar olamaz” da denmedi. Mühim olan, seçilme şansı yüksek bir aday olmalı.

Son demecinizde “Kılıçdaroğlu’nun şansı yüksek” dediniz.

Anketler öyle gösteriyor. Anketlerde ileri sürülen diğer arkadaşlar da Tayyip beyin önünde gözüküyor. Kılıçdaroğlu da önde. Fakat bu konular hiç görüşülmediği için olur mu olmaz mı tarzında değerlendirme yapmayı doğru bulmadım.

Yavaş ve İmamoğlu’nu zayıf bulduğunuz düşünüldü.

Öyle de demedim. Onlar da önde gözüküyor. Ama İmamaoğlu’nun görevden alınması noktasına gelirse, “Tayyip bey alır görevden,” o manada söyledim. O yanlış anlaşıldı belki. Öyle bir noktaya geldik ki, adalet mekanizması, onun kararları dışında karar almaya cüret edemiyor.

Çoklu aday ihtimaline nasıl bakıyorsunuz?

Sıcak bakmıyorum. Bir aday üzerinde ittifak sağlanmalı.

Kılıçdaroğlu ve İyi Parti’nin gizli başörtüsü zirvesi

Öte yandan İyi Parti her ay düzenli olarak Başkanlık Divanı ve Genel İdare Kurulu üyeleri ve milletvekilleriyle birlikte toplanıyor.

Bu ayki toplantı 2 Ocak Pazartesi akşamı yapıldı.

Başörtüsüne ilişkin anayasa teklifinde nasıl bir tutum alınacağı konuşuldu. Çoğunluk, düzeltme yapılması kaydıyla “Evet” denilmesini savundu.

Bu arada İyi Parti, AK Parti’nin teklifine karşılık alternatif bir metin hazırlıyor. Aile kurumunu düzenleyen 41. maddede çocuk istismarının önüne geçmeye yönelik düzeltme öneriliyor. 24. maddede de örtünme davranışını dini inançla sınırlamayan ve laik kadınları koruyan bir çerçeve düşünülüyor.

Toplantıda bu hazırlıktan da söz edildi.

Görüşme sürerken..

İyi Parti Grup Başkanvekilleri İsmail Tatlıoğlu, Erhan Usta ve Müsavat Dervişoğlu, CHP Genel Merkezi’ne giderek, Kılıçdaroğlu ile gizli bir görüşme yaptı. Kılıçdaroğlu başörtüsü meselesini halledilmesi için stratejik hamleler önerdi.

İyi Partililer “Farklı yollara sapmak doğru değil. En uygun yol, CHP’nin de ‘evet’ demesidir” diye konuştu.

İyi Partililer yarım saat süren görüşmeden sonra otele döndü ve konuşulanları Akşener’e anlattı.

Ben CHP’nin önerilerinin kabul görmediği izlenimini edindim. Kriz halen sürüyor.

Altılı Masa’daki diğer partiler de “Evet” demeye yatkın.

Bu durumda CHP, Altılı Masa’daki birliği koruyabilmek adına, fakat kitlesini öfkelendirmeyi göze alarak, teklife “Evet” diyebilir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan Ve Esat Seçimden Önce Görüşecek Mi?

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki teması değerlendiren uzmanlar, sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki temasın ardından gözler bu kez iki ülkenin dışişleri bakanlarının yapması olası görüşmede. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir tarih üzerinde çalışıldığını söyledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’la seçim öncesi görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda, “Bu Sayın Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar” dedi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlar sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşmüştü.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmede Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topaklarında bulunan tüm terör gruplarına karşı ortak mücadele çabalarının ele alındığı belirtildi.

2011’de başlayan Suriye iç savaşında Esat rejimini devirmeyi amaçlayan muhalifleri destekleyen Türkiye ve Suriye hükümeti arasında ilk gayrı resmi temas iki ülkenin istihbarat yetkilileri arasında olmuştu. Savunma bakanlarının Moskova’daki görüşmesi Ankara’nın Şam’la diyalog çabasını arttırdığını ortaya koydu.

Görüşme, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye karşı yeni bir askeri harekat düzenleyebileceğini gündeme getirdiği bir döneme de rastladı.

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yetkilileri, Suriye Demokratik Güçleri’nin ana omurgasını oluşturan YPG’ye yönelik operasyonun IŞİD’le mücadeleyi sekteye uğratabileceği ve bölgedeki Amerikan güçlerine zarar gelebileceği endişesiyle karşı olduklarını belirtti. Suriye’deki diğer oyuncular Rusya ve İran da böyle bir operasyona sıcak bakmadıklarını ifade etti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Moskova’daki görüşmeden önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada olası bir askeri operasyon için Suriye hava sahasını kullanmak üzere Moskova ile görüştüklerini kaydetmişti.

Ortak çıkarlar ve YPG faktörü

2011-2014 arasında ABD’nin Suriye Büyükelçisi olan Robert Ford VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Ankara ve Şam’ın Suriye’nin kuzeyinde YPG/PYD’nin özerkliğini sınırlandırma konusunda ortak bir çıkarı olduğu ve yapılan görüşmelerin YPG konusunda tarafların ortak güvenlik endişelerini yansıttığı görüşünde.

Ortadoğu Enstitüsü (MEI) uzmanlarından Robert Ford, “Özellikle Tel Rıfat ya da Menbiç’te YPG’ye karşı koordine bir çabayı tamamen yok saymıyorum. Ankara bir ihtimal Moskova ve Şam’ın YPG’yi bu bölgeleri çatışmadan bırakmaya ikna etmesini ve Rus güçlerin desteğiyle bölgede yeniden Suriye hükümetinin denetiminin tesis edilmesini umuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Emekli büyükelçi Robert Ford, Esat rejimi ve YPG’nin zor ilişkilere sahip olmalarına rağmen, Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın YPG/PYD’nin varlığını “kullanışlı” bulduğu için zaman zaman işbirliği yaptıklarına da dikkat çekiyor.

Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Amerikan İlerleme Merkezi’nden Alan Makovksy de Ankara ve Şam arasındaki diyalog çabalarında YPG kaygısının etkili olduğu görüşüne katılıyor.

Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YPG’nin sınır bölgesinden çıkarılması için Suriye lideriyle ortak zemin arayışı içinde olduğu kanısında.

Seçim gündemi ve mülteci sorunu

Uzmanlar, Ankara’nın Şam’la ilişkileri normalleştirme çabasında Türkiye’nin seçime gidecek olmasının etkisine de dikkat çekiyor. 4 milyondan fazla Suriyeli mülteciye evsahipliği yapan Türkiye’de Haziran’da yapılması planlanan seçimler öncesinde mülteciler kamuoyunun gözünde önemli ve hassas konulardan.

Bu duruma atıfta bulunan Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye lideri Esat’la diyalogun Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmeleriyle sonuçlanacağı konusunda seçmeni ikna etmeyi umduğu görüşünü dile getirdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün basın mensuplarına yaptığı açıklamada iki tarafın dışişleri bakanlarının görüşmesinin planlandığını, Rusya’nın bir tarih önerisinde bulunduğunu; ancak o tarihlerde uygun olmadıkları için başka tarih önerileri üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Çavuşoğlu, olası bir Erdoğan-Esat görüşmesi için, “En nihayetinde bu Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar. Ama Cumhurbaşkanımızın söylediği bir şey vardı: Aşamalı bir diyalog olacak” diyerek, bakanlar görüştükten sonra bunun değerlendirileceğini söyledi.

Reuters haber ajansı Aralık ayı başında konuyla ilgili bir haberinde Suriye’nin Türkiye ile lider düzeyinde bir zirveye karşı olduğunu aktarmıştı. Haberde Şam’ın böyle bir toplantının Türkiye’de seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandırabileceğini düşündüğü bildirilmişti.

Koşullar lider düzeyinde görüşmeye uygun mu?

Bazı uzmanlar da iki liderin biraraya gelebilmesi için siyasi düzeyde bir ilerleme olması gerektiği görüşünde. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad’la bu ayın ikinci yarısında sonra yapmayı planladığı görüşme önemli.

ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, “Erdoğan’ın seçimlerden önce konumu çok zora düşerse ve mülteci sorununa çözüm için köklü bir adım atmaya ihtiyaç duyarsa ya da Esat ülkelerine dönen mültecilerin güvenliği konusunda güvence vermek gibi önemli bir taviz vermeye hazır olursa böyle bir görüşme beklerim. Esat’ın da Erdoğan’a siyasi bir avantaj sunacak adım atması da pek olası değil” dedi.

Türkiye ve Suriye arasındaki diyalog süreci manşetlerde ve kamuoyundaki tartışmalarda öne çıkmayı sürdürüyor.

“Bahara kadar Erdoğan ve Esat birlikte fotoğraf verebilir”

İç siyaset dengeleri bağlamında görüşmeleri değerlendiren Alan Makovksy, önümüzdeki bahara kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın birlikte fotoğraf vermesini beklediğini; diplomatik ivmenin buna işaret ettiğini söylüyor.

Anket şirketi Metropoll’ün Aralık ayındaki son araştırmasına dikkat çeken uzman, anket verilerinin Türkiye’de kamuoyunda hükümetin Suriye politikasında köklü bir değişiklik istediğini gösterdiği kanısında.

Makovsky, “Araştırmaya göre Türkler’in yüzde 59’u Esat’la görüşülmesine destek veriyor, yüzde 29’u desteklemiyor. Erdoğan (Esat’la) fotoğraf vermekten siyasi bir fayda sağlayabilir ancak Esat’ın muhtemelen Erdoğan’ın yeniden seçilmesine yardım etmek gibi bir niyeti de yoktur” diyor.

Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Esat’la diyaloga geçilmesi ve çatışmaya müdahil olunmaması çağrısı yaptığını anımsatan Makovsky, “Rusya’nın ise Erdoğan’ın yeniden seçilmesini istediği neredeyse kesin ve Esat’ı Türkiye Cumhurbaşkanı’yla görüşmeye ikna edebilecek konumda” ifadelerini kullandı.

ABD’den eleştiri ve Rusya endişesi

Ankara-Şam arasındaki görüşmelere ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, “ülkelerin Beşar El Esat gibi zalim bir diktatöre eski gücünü kazandırmak için ilişkilerini üst seviyeye taşımalarını desteklemediklerini” belirtmiş; Esat rejiminin “Suriye halkına uyguladığı zulmün dikkatle değerlendirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

ABD’nin konuyla ilgili duruşunu değerlendiren uzmanlar, Washington’un Suriye’deki rejimin meşruiyet kazandığını ve güçlendiğini görmek istemediğine; çünkü böyle bir durumun Rusya için diplomatik ve jeopolitik bir başarı olarak algılanacağına dikkat çekiyor.

Uzmanlar ABD’nin Şam ve Ankara arasında YPG’yi IŞİD’le mücadele odağından çıkarabilecek ya da mücadeleyi zayıflatabilecek bir anlaşmaya sıcak bakmadığı görüşünü de dile getiriyor.

Rusya’nın Esat rejimiyle diyalog karşılığında Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon için yeşil ışık yakabileceği görüşü dile getirilmişti. Alan Makovksy bu görüşe katılmadığını, Rusya’nın bu konudaki tavrının net olduğunu ifade etti. Alan Makovksy bu konuda Ankara’nın Washington’dan almayı talep ettiği F-16 savaş uçaklarına ilişkin sürecin de etkili olabileceği kanısında.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün 18 Ocak’ta başkent Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la görüşeceğini açıkladı ve Ankara’nın F-16 talebi dahil ikili konuların görüşüleceğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada görüşmenin yapılacağını doğruladı; ancak planlanan görüşmeye ilişkin başka bir ayrıntı vermedi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Şam’la diyalog konusunda Washington’un tutumuyla ilgili olarak, “ABD’nin normalleşmeye karşı olduğunu anlıyoruz. Ancak yıllardır izlenen politikaların bir neticeye varmadığını ABD’nin de görmesi lazım” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili önceki açıklamasındaki ifadeleri yineleyerek bu konudaki politikalarının değişmediğini kaydetti.

Paylaşın

Türkiye Neden Mutsuz? Uzmanı Açıkladı

Dünya Mutluluk Raporu’nda Türkiye, sıralamada 18 basamak birden düşerek 146 ülke arasında 112. sırada yer buldu. Küresel Mutluluk Konseyi’nde, ekonomistler, halk sağlığı uzmanları, ruh sağlığı uzmanları gibi farklı alanlardaki sosyal çalışmacılar var.

Küresel Mutluluk Raporu da ülkeleri, mutluluk ve iyilik haline etki edebilecek birtakım göstergeler üzerinden, bir takım istatistiksel verilere dayandırarak oluşturulan bir endeks. Bu endeksle ülkeler, iyilik ve mutluluk haline göre bir sıraya diziliyor.

Dünya Mutluluk Raporu, Küresel Mutluluk Konseyi üyesi bağımsız uzmanları tarafından, farklı sivil toplum kuruluşları, araştırma şirketleri, üniversiteler, sponsor kuruluşlar ve Birleşmiş Milletler’in desteğiyle aralıksız olarak son on yıldır yayınlanıyor.

Rapor, kendi alanlarında uzmanlardan kurulu Küresel Mutluluk Konseyi tarafından hazırlanıyor. Konseyde son iki yıldır Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Bölümü’nde görev yapan akademisyen Doç. Dr. Özge Karadağ da yer alıyor.

Özge Karadağ, VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun, Türkiye’nin rapordaki yeri, raporun hazırlanmasındaki metodoloji ve “Türkler’in neden mutsuz olduğu” konusundaki sorularını yanıtladı.

2022 Dünya Mutluluk Raporu’nda ilk üç sırada, İskandinav ülkeleri Finlandiya, Danimarka ve İzlanda yer aldı. Dünyanın en mutsuz ülkesi de son sırada yer alan Afganistan oldu. Türkiye, 2019 yılı raporunda 79’uncu sıradayken, 2020 raporunda 14 sıra gerileyerek 93’üncü, 2021 yılında ise 104. sırada yer aldı. 2022 yılı raporunda ise Türkiye, sıralamada 18 basamak birden düşerek 146 ülke arasında 112. sırada yer buldu.

Karadağ, raporun hazırlanma süreci ve metodolojisiyle ilgili şunları aktardı: “Küresel Mutluluk Konseyi’nde, ekonomistler, halk sağlığı uzmanları, ruh sağlığı uzmanları gibi farklı alanlardaki sosyal çalışmacılar var. Küresel Mutluluk Raporu da ülkeleri, mutluluk ve iyilik haline etki edebilecek birtakım göstergeler üzerinden, bir takım istatistiksel verilere dayandırarak oluşturulan bir endeks. Bu endeksle ülkeler, iyilik ve mutluluk haline göre bir sıraya diziliyor.”

“Türkiye seneler içinde giderek geri sıralara düştü”

Karadağ, “Türkiye’nin bu raporda yerine baktığımızda seneler içinde giderek raporda daha geri sıralara düştüğünü görüyoruz. Tabi bunun pek çok sebebi olabilir. Rapor, ülkeleri o yıl için var olan istatistikler ve veriler üzerinden değerlendiriyor. Bazen ülkelerde veriler eksik veya güncel olmayabiliyor. Gördüğümüz bir eğilim var ki Türkiye’nin belli yıllar içinde sıralamasının gerilemesi. Tabi bunun neden olduğuna yönelik düşünülmesi gerekiyor. Raporun içine giren bu göstergeler neler? Burada insanların ekonomik refahları önemli.

Kendilerini ne kadar güvende hissettikleri önemli. Komşularına, yaşadıkları mahalleye, oraya yönelik hizmetlere ya da yaşadıkları yerin güvenli bir yer olup olmadığını düşünmelerine kadar pek çok gösterge var. Kurumlara güven var. Örneğin kamu kurumlarına, hastanelere, kamuya ait başka hizmetlere, çalışanlara ne kadar güveniyorlar? Bunlarla ilgili birtakım göstergeler var. Sosyal eşitsizliklerle ilgili birtakım şeyler var, ya da kadınların toplumda ne konumda oldukları gibi pek çok gösterge biraraya geliyor. Bunlara göre mutluluk ve iyilik hali oluşuyor” diye konuştu.

Türkiye’de antidepresan kullanımı arttı”

Karadağ, “Türkler neden mutsuz?” sorusunu da şöyle yanıtladı: “Yıllar içinde gerçekten dünyada özellikle pandemiyle birlikte gelen ruh sağlığı sorunlarının arttığını görüyoruz. Türkiye’de de yine baktığımız zaman hem birtakım psikiyatrik rahatsızlıkların, sorunların ya da antidepresan kullanımının arttığını görüyoruz. Bunların tek bir sebebi yok. Farklı sebepleri var.

Özellikle yaşam koşulları, eğitime erişim, sağlık hizmetlerine erişim anlamında, aynı zamanda eşitsizliklerin olmadığı, kendilerini güvende hissettikleri ortamlarda yaşamaları anlamında değerlendirmek gerekiyor. Ruhsal sıkıntılardaki artış düzeyinin incelenmesi gerekiyor. Diğer ülkelere de baktığımızda bunun birtakım temel sebepleri var. Son yıllarda ekonomik koşulların güçleşmesi bütün insanlarda ruh sağlığını son derece etkilemiş durumda.”

“Ekonomik güçlükler yaşanırken toplumda kaynakların nasıl dağıldığı önemli”

Ekonomik güçlükler yaşanırken toplumda kaynakların nasıl dağıldığının da son derece önemli olduğuna işaret eden Karadağ, “Sadece kişi başına düşen gayrı milli hasılayı değil aynı zamanda onun insanlara da nasıl dağıldığını görmek gerekiyor. Baktığımızda, Türkiye’de yıllar içinde eşitsizliklerin arttığını görüyoruz.

Kimi insanlar çok daha iyi gelir seviyesine sahipken, küçük gelire sahip olan, o orta gelir dediğimiz kesimin azaldığını görüyoruz. Bütün bunlar insanların iyilik halini, kendini iyi hissetme halini etkileyen şeyler. Kadınlara yönelik şiddetin, sağlık hizmetlerinde şiddetin çok ön planda olması, insanların yaptıkları mesleklerde zaman zaman kendilerini iyi hissetmiyor olmaları o toplumsal iyilik haline yansıyan şeyler” diye konuştu.

Paylaşın

Altılı Masa “Aday Belirleme Sürecini” Konuşacak

CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa, 5 Ocak’ta Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde 10. kez bir araya gelecek. 10. buluşmada aday ismi ele alınmasa bile adayın artık belirleme çalışmalarının gündeme geleceği belirtiliyor.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu da gazetecilere yaptığı açıklamada, adaylık konusunun güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci ve ortak hükümet programı çalışmaları tamamlandıktan sonra gündeme geleceğini söylemişti. Altılı masa hükümet programını açıkladıktan sonra 11. toplantısını fazla vakit geçmeden yapacak. İYİ Parti’nin ev sahipliğini yapması muhtemel olan toplantıda ortak adayın görüşülmeye başlanması bekleniyor.

Altılı masanın Perşembe günü gerçekleşecek toplantısına ev sahipliği Gelecek Partisi yapacak. Toplantı öncesi Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, diğer beş lider ile ikişer kez olmak üzere toplamda 10 görüşme yaparak masaya oturmuş olacak.

DW Türkçe’den Kıvanç El‘in aktardığına göre, AK Parti’nin başörtüsü ve aile ile ilgili Anayasa değişiklik teklifine nasıl bir tutum belirleneceğinin ele alınacağı toplantıda, hükümet programının ayrıntılarının da belli olması bekleniyor. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunun ise İYİ Parti’nin evsahipliğindeki toplantıya kalacağı tahmin ediliyor.

CHP “evet” diyecek mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence çıkışı sonrası AK Parti, bu çıkışa Anayasa teklifi ile yanıt vermiş ve sadece başörtüsü değil, aynı zamanda aile ile ilgili düzenlemeyi de teklife koyarak Meclis’e getirmişti. AK Parti’nin Anayasa teklifine dair altılı masanın Anayasa değişikliği konusundaki ana görüşü referanduma bırakılmaması yönünde. Bu konuda CHP’nin tavrı belirleyici olacak.

Ana muhalefet şu ana kadar AK Parti’nin teklifine “hayır” oyu vereceği yönünde bir izlenim bıraktı. CHP MYK toplantısında da ağırlıklı olarak “hayır” eğilimi oluştu, ancak nihai karar CHP liderine bırakıldı. Başta İYİ Parti ve Saadet Partisi olmak üzere masanın diğer üyeleri ise konunun siyasi bir tartışmaya dönüşmemesi ve iktidarın eline koz verilmemesini istiyor. Bu nedenle teklife “evet” deme eğilimi, CHP hariç altılı masada hakim görüş.

Hükümet programı dokuz ana başlıktan oluşuyor

Genel başkan yardımcılarının yer aldığı “Temel Politikalar Ortak Çalışma Grubu” 2 Ekim 2022’de liderlerin buluşmasında aldığı kararla kurulmuştu.

Komisyon dokuz ana başlıkta “Hukuk, adalet ve yargı”, “Kamu yönetimi”, “Şeffaflık, denetim ve yolsuzlukla mücadele”, “Ekonomi, finans ve istihdam”, “Sektörel ve bölgesel konular”, “Bilim ve teknoloji”, “Eğitim ve öğretim”, “Sosyal politikalar”, “Dış politika, güvenlik, savunma” başlıklarında çalıştı ve çalışmalar tamamlanarak programın taslak hali ortaya çıktı.

Ana başlıklarda altı parti, büyük oranda uzlaşma sağladı. Ancak 5 Ocak’ta masaya gelecek olan Temel Politikalar Belgesi’nde sorunlu konular da yer alıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nde şerh kalkar mı?

Altılı masadaki tartışmalı konulardan bir tanesi İstanbul Sözleşmesi’ne dönüş.

CHP, İYİ Parti, DEVA, Demokrat ve Gelecek partileri kadına şiddete karşı mücadeleyi hedef alan İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmesi gerektiğini savunuyor. CHP ve İYİ Parti, sözleşmeye dönüşü öncelikli politikalar arasında gösteriyor. Saadet Partisi’nin ise İstanbul Sözleşmesi’ne dair vaatlere şerh düştüğü kaydedildi. Ancak Saadet Partisi kaynakları, bu başlığın “önemli bir kriz alanı olmadığını” belirtirken, süreçte altılı masanın iktidara gelmesine etki edecek bir sorun olmadığına vurgu yapıyor.

Mülteci politikasına ilişkin de masada görüş ayrılıkları olduğu belirtiliyor.

Hükümetin partilere göre dağılımında cumhurbaşkanı yardımcılarının durumu, liderlerin kabinede yer alıp almayacağı, hangi bakanlıkların hangi isimlerle yer alacağı gibi konu başlıkları da genel başkan yardımcılarının oluşturduğu komisyonda karara bağlanmadı. Bu başlıklar, tamamen liderlerin inisiyatifine bırakıldı.

“Aday belirlenme süreci” konuşulacak

Ortak hükümet programının açıklanacağı tarih sonrasında ise liderlerin gündemi artık aday olacak. Ancak 10. buluşmada aday ismi ele alınmasa bile adayın artık belirleme çalışmalarının gündeme geleceği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da gazetecilere yaptığı açıklamada, adaylık konusunun güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci ve ortak hükümet programı çalışmaları tamamlandıktan sonra gündeme geleceğini söylemişti. Altılı masa hükümet programını açıkladıktan sonra 11. toplantısını fazla vakit geçmeden yapacak. İYİ Parti’nin ev sahipliğini yapması muhtemel olan toplantıda ortak adayın görüşülmeye başlanması bekleniyor.

İmamoğlu’na hapis cezası sonrası İYİ Parti ile CHP arasındaki Saraçhane gerginliğinin altılı masa buluşmasında gündeme gelmesinin ise beklenmediği ifade edildi. Ancak kaynaklar, masadaki konuların görüşmelere yansımasına göre belli olacağı yorumunu yaptı.

İYİ Parti’den Babacan’a yanıt

Toplantı öncesi dikkat çeken bir açıklama da var. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Pazartesi günü Anayasa’nın 66. maddesinde yer alan “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesinin tekrar değerlendirileceğini ifade etmişti.

Bu açıklama İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’ya soruldu. Zorlu, “DEVA Partisi ile ortak yanımız altılı masada bulunuyor olmamız ve bu ortaklaşmamızın en büyük temeli güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistemi ülkemizde yeniden inşa etmek, adaleti ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışını kurgulayabilmektir. Bizim bu çerçevede ortak anayasa değişikliği paketimiz açıklanmıştır. Hükümet programı taslağı da 5 Ocak’ta liderlere sunulacaktır. İki belgede de bahsedilen taahhütler yer almamaktadır” açıklaması yaptı.

DEVA Partisi kurmayları Babacan tarafından açıklanan metnin DEVA Partisi’nin metni olduğunu ifade ederken altılı masaya dair bir vaat verilmediğini kaydetti.

Paylaşın