SP Lideri Karamollaoğlu: Bir Aday Üzerinde İttifak Sağlanmalı

Altılı Masa, 5 Ocak’ta Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde 10. kez bir araya gelecek. SP Lideri Karamollaoğlu, toplantı öncesi Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayına ilişkin dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Karamollaoğlu, “Çoklu aday ihtimaline nasıl bakıyorsunuz? sorusuna “Sıcak bakmıyorum. Bir aday üzerinde ittifak sağlanmalı.” şeklinde yanıt verdi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Altılı Masa toplantısı öncesi Halk TV’den İsmail Saymaz’a konuştu.

Saymaz’ın soruları ve Saadet Partisi liderinin yanıtları şöyle:

Altılı Masa’da adaylık konusu açılır mı?

Bu konu mutlaka açılır. Gündeme gelir. Türkiye’nin gündemine bu kadar girdikten sonra orada hiç konuşulmaması olmaz.

Daha önce açılmadı değil mi?

Yok, başkanlık genelde konuşulmadı. Arada sırada söylenmiş olması, konuşulduğu manasına gelmez.

Bu kez?

“Ne yapalım” diye düşünülür en azından.

İki ihtimalden söz ediliyor. “Atlılı Masa’dan biri olsun” ya da “Altılı Masa’nın liderleri adaya karar versin.” Hangisine sıcaksınız.

Altılı Masa’dan biri de olabilir, dışarıdan da olabilir. Biz “İlle de genel başkanlardan biri olsun” demedik. Ama “Genel başkanlar olamaz” da denmedi. Mühim olan, seçilme şansı yüksek bir aday olmalı.

Son demecinizde “Kılıçdaroğlu’nun şansı yüksek” dediniz.

Anketler öyle gösteriyor. Anketlerde ileri sürülen diğer arkadaşlar da Tayyip beyin önünde gözüküyor. Kılıçdaroğlu da önde. Fakat bu konular hiç görüşülmediği için olur mu olmaz mı tarzında değerlendirme yapmayı doğru bulmadım.

Yavaş ve İmamoğlu’nu zayıf bulduğunuz düşünüldü.

Öyle de demedim. Onlar da önde gözüküyor. Ama İmamaoğlu’nun görevden alınması noktasına gelirse, “Tayyip bey alır görevden,” o manada söyledim. O yanlış anlaşıldı belki. Öyle bir noktaya geldik ki, adalet mekanizması, onun kararları dışında karar almaya cüret edemiyor.

Çoklu aday ihtimaline nasıl bakıyorsunuz?

Sıcak bakmıyorum. Bir aday üzerinde ittifak sağlanmalı.

Kılıçdaroğlu ve İyi Parti’nin gizli başörtüsü zirvesi

Öte yandan İyi Parti her ay düzenli olarak Başkanlık Divanı ve Genel İdare Kurulu üyeleri ve milletvekilleriyle birlikte toplanıyor.

Bu ayki toplantı 2 Ocak Pazartesi akşamı yapıldı.

Başörtüsüne ilişkin anayasa teklifinde nasıl bir tutum alınacağı konuşuldu. Çoğunluk, düzeltme yapılması kaydıyla “Evet” denilmesini savundu.

Bu arada İyi Parti, AK Parti’nin teklifine karşılık alternatif bir metin hazırlıyor. Aile kurumunu düzenleyen 41. maddede çocuk istismarının önüne geçmeye yönelik düzeltme öneriliyor. 24. maddede de örtünme davranışını dini inançla sınırlamayan ve laik kadınları koruyan bir çerçeve düşünülüyor.

Toplantıda bu hazırlıktan da söz edildi.

Görüşme sürerken..

İyi Parti Grup Başkanvekilleri İsmail Tatlıoğlu, Erhan Usta ve Müsavat Dervişoğlu, CHP Genel Merkezi’ne giderek, Kılıçdaroğlu ile gizli bir görüşme yaptı. Kılıçdaroğlu başörtüsü meselesini halledilmesi için stratejik hamleler önerdi.

İyi Partililer “Farklı yollara sapmak doğru değil. En uygun yol, CHP’nin de ‘evet’ demesidir” diye konuştu.

İyi Partililer yarım saat süren görüşmeden sonra otele döndü ve konuşulanları Akşener’e anlattı.

Ben CHP’nin önerilerinin kabul görmediği izlenimini edindim. Kriz halen sürüyor.

Altılı Masa’daki diğer partiler de “Evet” demeye yatkın.

Bu durumda CHP, Altılı Masa’daki birliği koruyabilmek adına, fakat kitlesini öfkelendirmeyi göze alarak, teklife “Evet” diyebilir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan Ve Esat Seçimden Önce Görüşecek Mi?

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki teması değerlendiren uzmanlar, sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki temasın ardından gözler bu kez iki ülkenin dışişleri bakanlarının yapması olası görüşmede. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir tarih üzerinde çalışıldığını söyledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’la seçim öncesi görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda, “Bu Sayın Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar” dedi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlar sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşmüştü.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmede Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topaklarında bulunan tüm terör gruplarına karşı ortak mücadele çabalarının ele alındığı belirtildi.

2011’de başlayan Suriye iç savaşında Esat rejimini devirmeyi amaçlayan muhalifleri destekleyen Türkiye ve Suriye hükümeti arasında ilk gayrı resmi temas iki ülkenin istihbarat yetkilileri arasında olmuştu. Savunma bakanlarının Moskova’daki görüşmesi Ankara’nın Şam’la diyalog çabasını arttırdığını ortaya koydu.

Görüşme, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye karşı yeni bir askeri harekat düzenleyebileceğini gündeme getirdiği bir döneme de rastladı.

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yetkilileri, Suriye Demokratik Güçleri’nin ana omurgasını oluşturan YPG’ye yönelik operasyonun IŞİD’le mücadeleyi sekteye uğratabileceği ve bölgedeki Amerikan güçlerine zarar gelebileceği endişesiyle karşı olduklarını belirtti. Suriye’deki diğer oyuncular Rusya ve İran da böyle bir operasyona sıcak bakmadıklarını ifade etti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Moskova’daki görüşmeden önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada olası bir askeri operasyon için Suriye hava sahasını kullanmak üzere Moskova ile görüştüklerini kaydetmişti.

Ortak çıkarlar ve YPG faktörü

2011-2014 arasında ABD’nin Suriye Büyükelçisi olan Robert Ford VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Ankara ve Şam’ın Suriye’nin kuzeyinde YPG/PYD’nin özerkliğini sınırlandırma konusunda ortak bir çıkarı olduğu ve yapılan görüşmelerin YPG konusunda tarafların ortak güvenlik endişelerini yansıttığı görüşünde.

Ortadoğu Enstitüsü (MEI) uzmanlarından Robert Ford, “Özellikle Tel Rıfat ya da Menbiç’te YPG’ye karşı koordine bir çabayı tamamen yok saymıyorum. Ankara bir ihtimal Moskova ve Şam’ın YPG’yi bu bölgeleri çatışmadan bırakmaya ikna etmesini ve Rus güçlerin desteğiyle bölgede yeniden Suriye hükümetinin denetiminin tesis edilmesini umuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Emekli büyükelçi Robert Ford, Esat rejimi ve YPG’nin zor ilişkilere sahip olmalarına rağmen, Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın YPG/PYD’nin varlığını “kullanışlı” bulduğu için zaman zaman işbirliği yaptıklarına da dikkat çekiyor.

Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Amerikan İlerleme Merkezi’nden Alan Makovksy de Ankara ve Şam arasındaki diyalog çabalarında YPG kaygısının etkili olduğu görüşüne katılıyor.

Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YPG’nin sınır bölgesinden çıkarılması için Suriye lideriyle ortak zemin arayışı içinde olduğu kanısında.

Seçim gündemi ve mülteci sorunu

Uzmanlar, Ankara’nın Şam’la ilişkileri normalleştirme çabasında Türkiye’nin seçime gidecek olmasının etkisine de dikkat çekiyor. 4 milyondan fazla Suriyeli mülteciye evsahipliği yapan Türkiye’de Haziran’da yapılması planlanan seçimler öncesinde mülteciler kamuoyunun gözünde önemli ve hassas konulardan.

Bu duruma atıfta bulunan Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye lideri Esat’la diyalogun Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmeleriyle sonuçlanacağı konusunda seçmeni ikna etmeyi umduğu görüşünü dile getirdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün basın mensuplarına yaptığı açıklamada iki tarafın dışişleri bakanlarının görüşmesinin planlandığını, Rusya’nın bir tarih önerisinde bulunduğunu; ancak o tarihlerde uygun olmadıkları için başka tarih önerileri üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Çavuşoğlu, olası bir Erdoğan-Esat görüşmesi için, “En nihayetinde bu Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar. Ama Cumhurbaşkanımızın söylediği bir şey vardı: Aşamalı bir diyalog olacak” diyerek, bakanlar görüştükten sonra bunun değerlendirileceğini söyledi.

Reuters haber ajansı Aralık ayı başında konuyla ilgili bir haberinde Suriye’nin Türkiye ile lider düzeyinde bir zirveye karşı olduğunu aktarmıştı. Haberde Şam’ın böyle bir toplantının Türkiye’de seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandırabileceğini düşündüğü bildirilmişti.

Koşullar lider düzeyinde görüşmeye uygun mu?

Bazı uzmanlar da iki liderin biraraya gelebilmesi için siyasi düzeyde bir ilerleme olması gerektiği görüşünde. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad’la bu ayın ikinci yarısında sonra yapmayı planladığı görüşme önemli.

ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, “Erdoğan’ın seçimlerden önce konumu çok zora düşerse ve mülteci sorununa çözüm için köklü bir adım atmaya ihtiyaç duyarsa ya da Esat ülkelerine dönen mültecilerin güvenliği konusunda güvence vermek gibi önemli bir taviz vermeye hazır olursa böyle bir görüşme beklerim. Esat’ın da Erdoğan’a siyasi bir avantaj sunacak adım atması da pek olası değil” dedi.

Türkiye ve Suriye arasındaki diyalog süreci manşetlerde ve kamuoyundaki tartışmalarda öne çıkmayı sürdürüyor.

“Bahara kadar Erdoğan ve Esat birlikte fotoğraf verebilir”

İç siyaset dengeleri bağlamında görüşmeleri değerlendiren Alan Makovksy, önümüzdeki bahara kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın birlikte fotoğraf vermesini beklediğini; diplomatik ivmenin buna işaret ettiğini söylüyor.

Anket şirketi Metropoll’ün Aralık ayındaki son araştırmasına dikkat çeken uzman, anket verilerinin Türkiye’de kamuoyunda hükümetin Suriye politikasında köklü bir değişiklik istediğini gösterdiği kanısında.

Makovsky, “Araştırmaya göre Türkler’in yüzde 59’u Esat’la görüşülmesine destek veriyor, yüzde 29’u desteklemiyor. Erdoğan (Esat’la) fotoğraf vermekten siyasi bir fayda sağlayabilir ancak Esat’ın muhtemelen Erdoğan’ın yeniden seçilmesine yardım etmek gibi bir niyeti de yoktur” diyor.

Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Esat’la diyaloga geçilmesi ve çatışmaya müdahil olunmaması çağrısı yaptığını anımsatan Makovsky, “Rusya’nın ise Erdoğan’ın yeniden seçilmesini istediği neredeyse kesin ve Esat’ı Türkiye Cumhurbaşkanı’yla görüşmeye ikna edebilecek konumda” ifadelerini kullandı.

ABD’den eleştiri ve Rusya endişesi

Ankara-Şam arasındaki görüşmelere ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, “ülkelerin Beşar El Esat gibi zalim bir diktatöre eski gücünü kazandırmak için ilişkilerini üst seviyeye taşımalarını desteklemediklerini” belirtmiş; Esat rejiminin “Suriye halkına uyguladığı zulmün dikkatle değerlendirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

ABD’nin konuyla ilgili duruşunu değerlendiren uzmanlar, Washington’un Suriye’deki rejimin meşruiyet kazandığını ve güçlendiğini görmek istemediğine; çünkü böyle bir durumun Rusya için diplomatik ve jeopolitik bir başarı olarak algılanacağına dikkat çekiyor.

Uzmanlar ABD’nin Şam ve Ankara arasında YPG’yi IŞİD’le mücadele odağından çıkarabilecek ya da mücadeleyi zayıflatabilecek bir anlaşmaya sıcak bakmadığı görüşünü de dile getiriyor.

Rusya’nın Esat rejimiyle diyalog karşılığında Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon için yeşil ışık yakabileceği görüşü dile getirilmişti. Alan Makovksy bu görüşe katılmadığını, Rusya’nın bu konudaki tavrının net olduğunu ifade etti. Alan Makovksy bu konuda Ankara’nın Washington’dan almayı talep ettiği F-16 savaş uçaklarına ilişkin sürecin de etkili olabileceği kanısında.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün 18 Ocak’ta başkent Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la görüşeceğini açıkladı ve Ankara’nın F-16 talebi dahil ikili konuların görüşüleceğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada görüşmenin yapılacağını doğruladı; ancak planlanan görüşmeye ilişkin başka bir ayrıntı vermedi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Şam’la diyalog konusunda Washington’un tutumuyla ilgili olarak, “ABD’nin normalleşmeye karşı olduğunu anlıyoruz. Ancak yıllardır izlenen politikaların bir neticeye varmadığını ABD’nin de görmesi lazım” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili önceki açıklamasındaki ifadeleri yineleyerek bu konudaki politikalarının değişmediğini kaydetti.

Paylaşın

Türkiye Neden Mutsuz? Uzmanı Açıkladı

Dünya Mutluluk Raporu’nda Türkiye, sıralamada 18 basamak birden düşerek 146 ülke arasında 112. sırada yer buldu. Küresel Mutluluk Konseyi’nde, ekonomistler, halk sağlığı uzmanları, ruh sağlığı uzmanları gibi farklı alanlardaki sosyal çalışmacılar var.

Küresel Mutluluk Raporu da ülkeleri, mutluluk ve iyilik haline etki edebilecek birtakım göstergeler üzerinden, bir takım istatistiksel verilere dayandırarak oluşturulan bir endeks. Bu endeksle ülkeler, iyilik ve mutluluk haline göre bir sıraya diziliyor.

Dünya Mutluluk Raporu, Küresel Mutluluk Konseyi üyesi bağımsız uzmanları tarafından, farklı sivil toplum kuruluşları, araştırma şirketleri, üniversiteler, sponsor kuruluşlar ve Birleşmiş Milletler’in desteğiyle aralıksız olarak son on yıldır yayınlanıyor.

Rapor, kendi alanlarında uzmanlardan kurulu Küresel Mutluluk Konseyi tarafından hazırlanıyor. Konseyde son iki yıldır Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Bölümü’nde görev yapan akademisyen Doç. Dr. Özge Karadağ da yer alıyor.

Özge Karadağ, VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun, Türkiye’nin rapordaki yeri, raporun hazırlanmasındaki metodoloji ve “Türkler’in neden mutsuz olduğu” konusundaki sorularını yanıtladı.

2022 Dünya Mutluluk Raporu’nda ilk üç sırada, İskandinav ülkeleri Finlandiya, Danimarka ve İzlanda yer aldı. Dünyanın en mutsuz ülkesi de son sırada yer alan Afganistan oldu. Türkiye, 2019 yılı raporunda 79’uncu sıradayken, 2020 raporunda 14 sıra gerileyerek 93’üncü, 2021 yılında ise 104. sırada yer aldı. 2022 yılı raporunda ise Türkiye, sıralamada 18 basamak birden düşerek 146 ülke arasında 112. sırada yer buldu.

Karadağ, raporun hazırlanma süreci ve metodolojisiyle ilgili şunları aktardı: “Küresel Mutluluk Konseyi’nde, ekonomistler, halk sağlığı uzmanları, ruh sağlığı uzmanları gibi farklı alanlardaki sosyal çalışmacılar var. Küresel Mutluluk Raporu da ülkeleri, mutluluk ve iyilik haline etki edebilecek birtakım göstergeler üzerinden, bir takım istatistiksel verilere dayandırarak oluşturulan bir endeks. Bu endeksle ülkeler, iyilik ve mutluluk haline göre bir sıraya diziliyor.”

“Türkiye seneler içinde giderek geri sıralara düştü”

Karadağ, “Türkiye’nin bu raporda yerine baktığımızda seneler içinde giderek raporda daha geri sıralara düştüğünü görüyoruz. Tabi bunun pek çok sebebi olabilir. Rapor, ülkeleri o yıl için var olan istatistikler ve veriler üzerinden değerlendiriyor. Bazen ülkelerde veriler eksik veya güncel olmayabiliyor. Gördüğümüz bir eğilim var ki Türkiye’nin belli yıllar içinde sıralamasının gerilemesi. Tabi bunun neden olduğuna yönelik düşünülmesi gerekiyor. Raporun içine giren bu göstergeler neler? Burada insanların ekonomik refahları önemli.

Kendilerini ne kadar güvende hissettikleri önemli. Komşularına, yaşadıkları mahalleye, oraya yönelik hizmetlere ya da yaşadıkları yerin güvenli bir yer olup olmadığını düşünmelerine kadar pek çok gösterge var. Kurumlara güven var. Örneğin kamu kurumlarına, hastanelere, kamuya ait başka hizmetlere, çalışanlara ne kadar güveniyorlar? Bunlarla ilgili birtakım göstergeler var. Sosyal eşitsizliklerle ilgili birtakım şeyler var, ya da kadınların toplumda ne konumda oldukları gibi pek çok gösterge biraraya geliyor. Bunlara göre mutluluk ve iyilik hali oluşuyor” diye konuştu.

Türkiye’de antidepresan kullanımı arttı”

Karadağ, “Türkler neden mutsuz?” sorusunu da şöyle yanıtladı: “Yıllar içinde gerçekten dünyada özellikle pandemiyle birlikte gelen ruh sağlığı sorunlarının arttığını görüyoruz. Türkiye’de de yine baktığımız zaman hem birtakım psikiyatrik rahatsızlıkların, sorunların ya da antidepresan kullanımının arttığını görüyoruz. Bunların tek bir sebebi yok. Farklı sebepleri var.

Özellikle yaşam koşulları, eğitime erişim, sağlık hizmetlerine erişim anlamında, aynı zamanda eşitsizliklerin olmadığı, kendilerini güvende hissettikleri ortamlarda yaşamaları anlamında değerlendirmek gerekiyor. Ruhsal sıkıntılardaki artış düzeyinin incelenmesi gerekiyor. Diğer ülkelere de baktığımızda bunun birtakım temel sebepleri var. Son yıllarda ekonomik koşulların güçleşmesi bütün insanlarda ruh sağlığını son derece etkilemiş durumda.”

“Ekonomik güçlükler yaşanırken toplumda kaynakların nasıl dağıldığı önemli”

Ekonomik güçlükler yaşanırken toplumda kaynakların nasıl dağıldığının da son derece önemli olduğuna işaret eden Karadağ, “Sadece kişi başına düşen gayrı milli hasılayı değil aynı zamanda onun insanlara da nasıl dağıldığını görmek gerekiyor. Baktığımızda, Türkiye’de yıllar içinde eşitsizliklerin arttığını görüyoruz.

Kimi insanlar çok daha iyi gelir seviyesine sahipken, küçük gelire sahip olan, o orta gelir dediğimiz kesimin azaldığını görüyoruz. Bütün bunlar insanların iyilik halini, kendini iyi hissetme halini etkileyen şeyler. Kadınlara yönelik şiddetin, sağlık hizmetlerinde şiddetin çok ön planda olması, insanların yaptıkları mesleklerde zaman zaman kendilerini iyi hissetmiyor olmaları o toplumsal iyilik haline yansıyan şeyler” diye konuştu.

Paylaşın

Altılı Masa “Aday Belirleme Sürecini” Konuşacak

CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa, 5 Ocak’ta Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde 10. kez bir araya gelecek. 10. buluşmada aday ismi ele alınmasa bile adayın artık belirleme çalışmalarının gündeme geleceği belirtiliyor.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu da gazetecilere yaptığı açıklamada, adaylık konusunun güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci ve ortak hükümet programı çalışmaları tamamlandıktan sonra gündeme geleceğini söylemişti. Altılı masa hükümet programını açıkladıktan sonra 11. toplantısını fazla vakit geçmeden yapacak. İYİ Parti’nin ev sahipliğini yapması muhtemel olan toplantıda ortak adayın görüşülmeye başlanması bekleniyor.

Altılı masanın Perşembe günü gerçekleşecek toplantısına ev sahipliği Gelecek Partisi yapacak. Toplantı öncesi Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, diğer beş lider ile ikişer kez olmak üzere toplamda 10 görüşme yaparak masaya oturmuş olacak.

DW Türkçe’den Kıvanç El‘in aktardığına göre, AK Parti’nin başörtüsü ve aile ile ilgili Anayasa değişiklik teklifine nasıl bir tutum belirleneceğinin ele alınacağı toplantıda, hükümet programının ayrıntılarının da belli olması bekleniyor. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunun ise İYİ Parti’nin evsahipliğindeki toplantıya kalacağı tahmin ediliyor.

CHP “evet” diyecek mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence çıkışı sonrası AK Parti, bu çıkışa Anayasa teklifi ile yanıt vermiş ve sadece başörtüsü değil, aynı zamanda aile ile ilgili düzenlemeyi de teklife koyarak Meclis’e getirmişti. AK Parti’nin Anayasa teklifine dair altılı masanın Anayasa değişikliği konusundaki ana görüşü referanduma bırakılmaması yönünde. Bu konuda CHP’nin tavrı belirleyici olacak.

Ana muhalefet şu ana kadar AK Parti’nin teklifine “hayır” oyu vereceği yönünde bir izlenim bıraktı. CHP MYK toplantısında da ağırlıklı olarak “hayır” eğilimi oluştu, ancak nihai karar CHP liderine bırakıldı. Başta İYİ Parti ve Saadet Partisi olmak üzere masanın diğer üyeleri ise konunun siyasi bir tartışmaya dönüşmemesi ve iktidarın eline koz verilmemesini istiyor. Bu nedenle teklife “evet” deme eğilimi, CHP hariç altılı masada hakim görüş.

Hükümet programı dokuz ana başlıktan oluşuyor

Genel başkan yardımcılarının yer aldığı “Temel Politikalar Ortak Çalışma Grubu” 2 Ekim 2022’de liderlerin buluşmasında aldığı kararla kurulmuştu.

Komisyon dokuz ana başlıkta “Hukuk, adalet ve yargı”, “Kamu yönetimi”, “Şeffaflık, denetim ve yolsuzlukla mücadele”, “Ekonomi, finans ve istihdam”, “Sektörel ve bölgesel konular”, “Bilim ve teknoloji”, “Eğitim ve öğretim”, “Sosyal politikalar”, “Dış politika, güvenlik, savunma” başlıklarında çalıştı ve çalışmalar tamamlanarak programın taslak hali ortaya çıktı.

Ana başlıklarda altı parti, büyük oranda uzlaşma sağladı. Ancak 5 Ocak’ta masaya gelecek olan Temel Politikalar Belgesi’nde sorunlu konular da yer alıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nde şerh kalkar mı?

Altılı masadaki tartışmalı konulardan bir tanesi İstanbul Sözleşmesi’ne dönüş.

CHP, İYİ Parti, DEVA, Demokrat ve Gelecek partileri kadına şiddete karşı mücadeleyi hedef alan İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmesi gerektiğini savunuyor. CHP ve İYİ Parti, sözleşmeye dönüşü öncelikli politikalar arasında gösteriyor. Saadet Partisi’nin ise İstanbul Sözleşmesi’ne dair vaatlere şerh düştüğü kaydedildi. Ancak Saadet Partisi kaynakları, bu başlığın “önemli bir kriz alanı olmadığını” belirtirken, süreçte altılı masanın iktidara gelmesine etki edecek bir sorun olmadığına vurgu yapıyor.

Mülteci politikasına ilişkin de masada görüş ayrılıkları olduğu belirtiliyor.

Hükümetin partilere göre dağılımında cumhurbaşkanı yardımcılarının durumu, liderlerin kabinede yer alıp almayacağı, hangi bakanlıkların hangi isimlerle yer alacağı gibi konu başlıkları da genel başkan yardımcılarının oluşturduğu komisyonda karara bağlanmadı. Bu başlıklar, tamamen liderlerin inisiyatifine bırakıldı.

“Aday belirlenme süreci” konuşulacak

Ortak hükümet programının açıklanacağı tarih sonrasında ise liderlerin gündemi artık aday olacak. Ancak 10. buluşmada aday ismi ele alınmasa bile adayın artık belirleme çalışmalarının gündeme geleceği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da gazetecilere yaptığı açıklamada, adaylık konusunun güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci ve ortak hükümet programı çalışmaları tamamlandıktan sonra gündeme geleceğini söylemişti. Altılı masa hükümet programını açıkladıktan sonra 11. toplantısını fazla vakit geçmeden yapacak. İYİ Parti’nin ev sahipliğini yapması muhtemel olan toplantıda ortak adayın görüşülmeye başlanması bekleniyor.

İmamoğlu’na hapis cezası sonrası İYİ Parti ile CHP arasındaki Saraçhane gerginliğinin altılı masa buluşmasında gündeme gelmesinin ise beklenmediği ifade edildi. Ancak kaynaklar, masadaki konuların görüşmelere yansımasına göre belli olacağı yorumunu yaptı.

İYİ Parti’den Babacan’a yanıt

Toplantı öncesi dikkat çeken bir açıklama da var. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Pazartesi günü Anayasa’nın 66. maddesinde yer alan “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesinin tekrar değerlendirileceğini ifade etmişti.

Bu açıklama İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’ya soruldu. Zorlu, “DEVA Partisi ile ortak yanımız altılı masada bulunuyor olmamız ve bu ortaklaşmamızın en büyük temeli güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistemi ülkemizde yeniden inşa etmek, adaleti ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışını kurgulayabilmektir. Bizim bu çerçevede ortak anayasa değişikliği paketimiz açıklanmıştır. Hükümet programı taslağı da 5 Ocak’ta liderlere sunulacaktır. İki belgede de bahsedilen taahhütler yer almamaktadır” açıklaması yaptı.

DEVA Partisi kurmayları Babacan tarafından açıklanan metnin DEVA Partisi’nin metni olduğunu ifade ederken altılı masaya dair bir vaat verilmediğini kaydetti.

Paylaşın

TİP Lideri Baş’tan Erdoğan’a: Kolaysa Emekli Maaşıyla Sen Yaşa!

Sefalete mahkûm edilen emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına değinen TİP Lideri Baş, “Bundan 6 yıl, 7 yıl, 8 yıl, 10 yıl önceye gidelim. Asgari ücretten düşük maaş alan emekli oranı yüzde 4-5 civarında. Emekliler asgari ücrete yakın paralar alıyorlar” dedi ve ekledi:

“Artık 2020’den beri bu veriler açıklanmıyor, 2020’de emeklilerin yarısı asgari ücret alıyordu yüzde 50 oranındaydı. Şimdi son yapılan zamma göre emeklilerin en az yüzde 70’i asgari ücretin altında yaşamaya çalışıyor. İktidar, emeklilerin yüzde 70’ine asgari ücret diye belirlediğimiz rakamın altında bir rakamla yaşama dayatması yapıyor. Kolaysa sen yaşa kardeşim bu parayla? Kolaysa sen yaşa! Yine oyalamalar, yine Saray oyunları devam ediyor.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin İstanbul il örgütü binasında haftalık basın toplantısı düzenledi. Baş, Türkiye gündemini değerlendirdiği basın toplantısında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Konuşmasının başında yurttaşların yeni yılını kutlayan TİP Genel Başkanı “2023 özel bir yıl” derken “Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıl dönümü, Gezi Direnişimizin 10. yıl dönümü. Biz bu önemli yılda Saray Rejimi’ni tarihin çöplüğüne gönderme, eşit, özgür, barış içinde yaşayacağımız bir memleket kurma kararlılığımızı bir kez daha tekrarlıyoruz” ifadelerini kullandı.

2023’ün iktidar açısından da özel bir yıl olduğunu belirten Baş, şöyle devam etti:

“12 yıl kadar önce ‘Türkiye hazır hedef 2023’ diye yola çıkmış bir iktidar vardı. Bugünlerde elime iki sayfalık bir metin ulaştı. Bu AKP’nin dördüncü kongresinde Eylül 2012 tarihli 2023 hedeflerini anlatan bir metin.

63 madde kongreye katılan tüm basın emekçilerine sunulmuş, AKP imzalı olan bir metin ve bu 63 maddede neler demişler 2023’ün ilk basın toplantısında bunları hatırlatmak istiyorum.

Örneğin şöyle başlıyor; parti kapatmalarının tamamen kaldırılması.

2 parti kurulmasında kısıtlayıcı ve yasaklayıcı hükümlerin kaldırılması.

3 partilerde tek tipleştirici hükümlerin kaldırılması.

4 parti kapatmaların kaldırılması.

5 partiye değil gerçek kişilere ceza.

6 siyasete katılımın önündeki tüm engellerin kaldırılması.

7 seçimlerle ilgili mevzuatların tümden yenilenmesi işte barajın kaldırılması, temsilde adaletin sağlanması diye başlamış.

Peki nasıl bir Türkiye ile karşı karşıyayız? 2023 geldi, söyledikleri tarih geldi. Ne var gündemde? ‘Parti kapatmayı kaldıracağız’ demişler HDP üzerinde kapatma davası var. Milyonlarca yurttaşın oyunu almış parti kapatılmak isteniyor.

‘Parti kurulmasında kısıtlayıcı ve yasaklayıcı hükümleri kaldıracağız’ demiş. Aylardır Yeşiller Partisi partinin kuruluşunu gerçekleştiremediğini, mahkeme kararlarına rağmen gerçekleştiremediğini söylüyor.

Partilerde tek tipleştirici hükümler kaldırılacakmış, geçtik siyasi partileri tüm ülkeyi tek tip hale getirmeye çalışan, yurttaşlar arasında ayrımcılığı körükleyen bir parti haline gelmiş. Buradan bütün yurttaşlarımıza özellikle rica ediyorum: AKP’nin bundan 10 sene önce açıkladığı 2023 vizyonuna bakalım ve bugün AKP’nin Türkiye’yi nasıl bir hale getirdiğini zaten yaşıyoruz, ikisini birlikte mukayese edelim.

‘AKP’yi yüz yılın yalancısı ilan ediyoruz’

Şu belge, tarihe yalanın belgesi olarak geçecek. Buradan Adalet ve Partisi’ni 2023 yılında yüz yılın yalancısı ilan ediyoruz. Yüz yılın yalancısı en büyük yalanları söyleyen parti olma unvanını ele geçirmiş durumdalar.

Bugün memlekette ne yaşıyorsak hepsinin tam tersini önlerine hedef olarak koymuş bir iktidarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu belge ancak ve ancak yüzyılın yalancısı olarak anılması için akıllarda tutulması gereken, arşivlerden bulup çıkarılması gereken, her yurttaşımızın mutlaka okuması gereken bir belgedir.

Hedefledikleri ülke ortada, yarattıkları ülke ortada. Adaletsizlik yaşamın her alanına sirayet etmiş, ülkenin yarısı asgari ücretle açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilmiş, yoksulluğun, gelir adaletsizliğinin alıp başını gittiği, partilerin hem kapatıldığı hem kurdurulmadığı, dilleri, cinsel yönelimlerin yasaklandığı ayrımcılığın kol gezdiği, eğitim sisteminin paramparça edilip yurttaşların özel okullara mecbur edildiği kapkaranlık bir ülke haline getirdi AKP 2023’e girerken Türkiye’yi.

Biz bu vesileyle AKP’nin bu yalanlarını AKP’nin bu ülkeyi mahvettiği politikaları bir kez daha ortaya koyarken, kendi adımıza da 2023 için tek bir hedef koyuyoruz. Yurttaşlarımıza açlık sınırında bile yaşamayı çok görenleri milyonları süt alamaz, bir kirayı ödeyemez hale getirenleri, çocuklarını okullarına gönderebilmek için ailelerin bankalarda kredi alma sıralarına girdiği, bankalara, tefecilere mahkûm edildiği bu siyasi partiyi 2023 yılında bu ülkeden söküp atacağız.

Eşit, özgür, barış içinde ve kardeşçe yaşayacağımız bir cumhuriyet için 2023 yılında Saray Rejimi’ne son noktayı koyma kararlılığıyla giriyoruz. Hani bundan 10 sene önce 15 sene önce bir hikâye anlatıyordu Tayyip Erdoğan. 2023’e başlarken şunu söylemek lazım: Senin hikayen de senin yolun da bitti Tayyip Erdoğan. Artık halkın hikayesi başlıyor. Halkın önünün açık olduğu günler 2023’te önümüzde bizleri bekliyor.”

Açıklamalarının devamında geçen hafta Erdoğan’ın açıkladığı EYT düzenlemesine ilişkin konuşan Erkan Baş, “Bu duyurunun üzerinden 1 haftadan fazla vakit geçti ve şu anda hala Meclis’e gelmiş bir teklif falan yok” dedi.

İktidarın EYT’lilerin umuduyla oynadığını belirten Baş, şu ifadeleri kullandı:

“İnsanların yıllardır mücadele ettiği, zaten hakkı olan bir şeyi sanki kendisi bahşediyormuş gibi insanlara sunuyor ama bunu yaparken bile açık konuşalım yurttaşlarımızla alay ediyor. Yani çıkıyor bir akşam diyor ki ‘EYT’yi çözdüm hadi hayırlı olsun’ İnsanlar yıllardır bu anı bekliyorlar doğal olarak ertesi sabah SGK binalarının önünde kuyruklar oluşuyor, vatandaş emeklilik işlemlerini başlatmak istiyor. Şunu bile söylemiyor, ‘konuyla ilgili bir kanun göndereceğiz’ falan demiyor çözdüm bitti hayırlı olsun…

Ne oldu arkadaş? Ortada bir teklif var mı Melis’e sunulmuş bir öneri var mı? Kanun teklifi var mı? Hiçbirisi yok. İnsanların umutlarıyla alay eden bu yaklaşımlarını da unutmayacağımızı burada bir kez daha ifade etmek istiyorum.”

‘Kolaysa sen yaşa kardeşim bu parayla? Kolaysa sen yaşa!”

Açıklamalarının devamında Türkiye’de sefalete mahkûm edilen emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına değinen Erkan Baş, “Emeklinin hali ne olacak?” dedi.

Baş şöyle devam etti:

“Bundan 6 yıl, 7 yıl, 8 yıl, 10 yıl önceye gidelim. Asgari ücretten düşük maaş alan emekli oranı yüzde 4-5 civarında. Emekliler asgari ücrete yakın paralar alıyorlar. Artık 2020’den beri bu veriler açıklanmıyor, 2020’de emeklilerin yarısı asgari ücret alıyordu yüzde 50 oranındaydı. Şimdi son yapılan zamma göre emeklilerin en az yüzde 70’i asgari ücretin altında yaşamaya çalışıyor.

İktidar, emeklilerin yüzde 70’ine asgari ücret diye belirlediğimiz rakamın altında bir rakamla yaşama dayatması yapıyor. Kolaysa sen yaşa kardeşim bu parayla? Kolaysa sen yaşa! Yine oyalamalar, yine Saray oyunları devam ediyor.

EYT’lilerin, emekli yurttaşlarımızın endişeleri haklı. Bu sebeple biz açıkça ifade ediyoruz; tam bir teyakkuz halinde olacağız. Hem EYT’lilerin yıllardır mücadele ettikleri haklarını tam ve eksiksiz olarak almaları için hem bunun yol açtığı yeni mağduriyetin muhatabı olan milyonlarca yurttaşımızın yeni bir haksızlığa uğramasını engellemek için hem de emeklilerin insan gibi yaşayabilecekleri bir emeklilik maaşını alabilmeleri için.”

TİP, EYT konusunda ne diyor?

Mevcut EYT düzenlemesine karşı partisinin önerilerini de sıralayan Erkan Baş şöyle konuştu:

“Biz diyoruz ki işe giriş tarihlerine göre kademeli, uygulanabilir ve adil bir yaş düzenlemesi getirilmelidir. Siz insanları kaç yaşında çalışmaya başlatıyorsunuz? Kaç yıl çalışacakları buna göre şekillenmeli belirlenmeli. Siz Türkiye’de insanları Afrika’dan beter koşullarda çalıştırıp Avrupa’daki gibi emeklilik hayallerine kabul ettiremezsiniz, bu dayatmayı kabul etmiyoruz.

Çalışma koşullarının bu kadar ağır, dünyadaki en uzun çalışma saatlerine sahip ülkelerden bir tanesine gelmiş bir ülkede insanlar çalıştıkları yıllarda ömürlerinden vererek çalışıyorlarsa emeklilik de buna göre düzenlenmelidir. Bunun dışında bir şey kabul edilemez.

Ayrıca TİP olarak diyoruz ki; emeklilik aylıklarının alt sınırı asgari ücretin net tutarından az olamaz. Ayrıca artık neredeyse yüzde 30’lara düşen aylık bağlanma oranlarının yeniden yüzde 70’lere çıkartılması net bir talep olarak ifade edilmelidir. Emekçiyken ödediğimiz primler, emekliyken aylık olarak cebine girmelidir. Yani siz insanlardan çalışırken aldığınız primlerin karşılığını bile vermiyorsunuz. Ayrıca refah payı yüzde 100’e yeniden çıkarılmalı ve mutlaka emekliler enflasyon karşısında koruma altına alınmalıdır.”

Basın toplantısının devamında TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini eleştiren TİP Genel Başkanı, “Bu kurum sadece Tayyip Erdoğan’ın hoşuna giden rakamları açıklamak üzere yapılanmış durumda” dedi.

TÜİK eliyle Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlığının ve dolandırıcılığının yapıldığını söyleyen Erkan Baş şöyle devam etti:

“Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlık, dolandırıcılık ve yolsuzluk suçlarından birisine zemin hazırlamış durumdadır. Sokaktan herhangi bir arkadaşımızı çevirsek, zaten TÜİK’in verdiği rakamların hayatta bir karşılığı olmadığını söyleyecek. Bu memlekette hayatında bir gün olsun pazara giden, markete giden, alışveriş yapan, otobüse, minibüse toplu ulaşım araçlarına binen kime sorsanız enflasyonu hesaplar demeyeceğim, enflasyonun altında eziliyor. Bu memlekette emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlar TÜİK’in söylediği rakamın hayatla gerçekle bir ilgisi olmadığını biliyor.

Ama bu sahte rakamlarla hepimizin bildiği gibi özellikle emekli ve memur maaş oranının belirlenmiş oluyor ve böylece bu sahte rakamlarla bu memlekette milyonlarca insanın boğazından lokma çalıyor. Çoluk çocuğun emeği çalınıyor insanın hakkettiğini alması gerekeni gasbeden bir iktidarla karşı karşıyayız. Burada dolandırıcılık suçu vardır iddia ediyorum burada nitelikli dolandırıcılık suçu vardır.

Bir rakam paylaşmak istiyorum; 2015 yılında ortalama memur maaşı 2,5 asgari ücrete denk geliyormuş. Geçen yıl bu 1,7‘ye kadar inmiş şimdi yüzde 30 üzerinden hesaplarsak aşağı yukarı 1,5 kat anlamına gelecek.

Yani şu demek, 8 yılda memur maaşı 2,5 asgari ücretten 1,5 asgari ücrete düşmüş. Yani aslında her ay bir asgari ücreti bu iktidar çalmış. Göstere göstere, gözümüzün içine baka baka memurlardan her ay bir asgari ücreti çalan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Tabii yapacaklar, bunların varlık nedeni bu ve utanmayacaklar. Utanmazlar bakın çok açık söyleyeceğim utanmayacaklar çünkü bir taraftan diyecekler ki ‘ekonomi her geçen gün büyüyor.’ Ekonomi büyüyor memlekette. Mesela bankalar cumhuriyet tarihinin karlılık oranlarında rekorlarını kırmışlar ama bu ülkede çocukların beslenme çantasında yiyecek bir şey var mı yok mu bu iktidarın derdi değil. İnsanlar çocuklarına süt alabiliyorlar mı bu iktidarın derdi değil.

Bırakın ev sahibi olma hayallerini, insanlar ilk depremde yıkılacaklarını bildikleri evlerin kirasını bile ödeyemez durumdalar. Ama 18 milyon vatandaşı açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkûm eden bu sözde zammı müjde diye pazarlamaktan utanmıyorlar.”

Sinan Ateş cinayeti

Konuşmasının son bölümünde Ankara’da sokak ortasında işlenen Sinan Ateş cinayetine ilişkin açıklamalarda bulunan Erkan Baş, “Ülkenin başkentinde bir siyasi cinayetin tüm ayrıntılarıyla açığa çıkarılmaması kabul edilebilir bir şey değildir” dedi.

“Kendisi dışında herkesi terörist diye yaftalayanlar bu işin olağan şüphelileri durumundalar” diye konuşan Baş şu ifadeleri kullandı:

“Şüpheliler milletvekilleriyle yan yana yine fotoroman gibi boy boy fotoğrafları çıkmış. Kimin çanak tuttuğu, kimin azmettirdiği ortada. Bu çağ dışı bu insanlık dışı zihniyet Türkiye için bir güvenlik sorunudur bunu ifade etmemiz lazım.

Türkiye’de yurttaşların birlikte yaşama iradesine, barışa, mutluluğa, kardeşliğe karşı bir tehdittir bu zihniyet. Sokaklarda daha önce başlayan şiddet gösterileri buna başvuran zihniyetin ne olduğunu bize bir kez daha gösteriyor. Bunlar üzülerek ifade ediyorum bu ülkenin yönetiminde söz sahibidirler aynı zamanda. Saray Rejimi’nin en büyük destekçileridir. Biz bu anlayışa karşı, bu siyasete karşı her zaman her yerde karşı durduk, tam karşısında durduk, duruyoruz ve durmaya devam edeceğiz.

En büyük güvencemiz yalnız olmadığımızı biliyoruz. Türkiye’de gündüz gözüyle sokak ortasında bir insanı öldürmekten çekinmeyen, resmen bu ülkenin kanunlarına kurallarına kafa tutan bu zihniyete toplumumuzun da büyük bir bölümünün karşı olduğundan eminiz bunu biliyoruz.

Bir kez daha yineliyoruz. Saray Rejimi’nde bu siyasi parti görünümlü ama esasen siyasetle halkla hiçbir ilgisi olmayan yaklaşımların egemen olduğu bir Türkiye yaratılmıştır ama bunların Türkiye’nin geleceğinde yeri yoktur.  Bu karanlık aşılmak durumundadır bu karanlığı el ele, yürek yüreğe birlikte aşabiliriz Türkiye ancak bu kanunsuzluğun üzerine giderek düze çıkabilir, yaşanabilir bir ülke haline gelebilir.

Biz Ülkü Ocakları eski genel başkanı Sinan Ateş cinayetinin tüm ayrıntılarıyla açığa çıkmasını, hangi hesapların, hangi planların amaçları olarak sonucu olarak bu cinayetin işlendiğinin ortaya çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda takipçisi olacağımızı bu suç şebekelerinin bütün ayrıntılarıyla kamuoyu tarafından bilinmesinin en temel yurttaşlık hakkı olduğunu söylüyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan, Erken Seçim İçin Meclis’i Feshedebilir Mi? Uzmanlar Yorumladı

Prof. Ece Göztepe Çelebi, konuyla ilgili yapılan açıklamaların gerçeğin yarısını ifade ettiği görüşünde. Çelebi’ye göre, Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alabilir ve bu anayasal bir haktır fakat ikinci döneminde olan Cumhurbaşkanı üçüncü kez yeniden aday olamaz. 

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı, Anayasanın 116. maddesindeki ”Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” cümlesine dikkat çekiyor.

18 Haziran’da yapılması beklenen 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin AK Parti tarafından öne çekilebileceğine dair tartışmalar kulislerde farklı seçim tarihlerinin konuşulmasına neden oluyor. Buna göre olası erken seçim tarihleri Ankara kulislerine göre 9 Nisan, 30 Nisan ve 14 Mayıs…

Altılı Masa, 6 Nisan’dan önceki bir tarihte seçim kararı alınması durumunda destek vereceğini, fakat sonraki tarihler için bir desteğinin söz konusu olmayacağını açıkladı.

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise erken seçim iddialarına ilişkin “Genel seçimler ister zamanında yapılsın isterse erkene alınsın. Biz iki seçeneğe de varız ve hazırız” dedi.

Konuyla ilgili AK Partili kurmaylardan da açıklamalar geldi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Yürütme Kurulu toplantısı sonrasında yaptığı basın açıklamasında seçimlerin zamanında yapılması yönünde iradeleri olduğunu ifade etti.

Fakat ‘’Çıkabilecek bazı sıkıntılar, vatandaşlarımızın yurt dışında seyahat dönemi olması, çeşitli şekillerde ülkemizde hareketliliğin yaşandığı dönem olması sebebiyle değerlendirme yapılıyor’’ diye de sözlerine eklemede bulundu.

Olası bir durumda seçim tarihinin erkene alınmasının Anayasa ve seçim mevzuatındaki olabilirliği de merak konusu.

“Cumhurbaşkanımızın yeni sistemdeki ilk dönemidir”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ iki türlü seçime gitme imkanından bahsediyor:

‘’Birisi, Meclis’in 360 milletvekiliyle karar almasıyla, diğeri, Cumhurbaşkanının Meclis’i feshetmesiyle. Dolayısıyla 18 Haziran değil de başka bir tarih durumu söz konusu olacak olursa bunlardan birisi uygulanabilir. Muhalefet yokum derse kendileri bilir.”

Hamza Dağ ayrıca Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili tartışmalara ilişkin “Cumhurbaşkanımızın yeni sistemdeki ilk dönemidir” diye konuştu.

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis’i fesh etme yetkisi var mı? Ya da muhalefet erken seçim desteği vermezse, hükümet nasıl bir yol izleyecek?

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’e konuşan Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve Anayasa Hukuku Profesörü Ece Göztepe Çelebi, konuyla ilgili yapılan açıklamaların gerçeğin yarısını ifade ettiği görüşünde.

Çelebi’ye göre, Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alabilir ve bu anayasal bir haktır fakat ikinci döneminde olan Cumhurbaşkanı üçüncü kez yeniden aday olamaz.

Bir diğer seçenek, eğer Meclis’te 360 yeter oyu sağlanır, Meclis erken seçim kararı verirse Cumhurbaşkanının üçüncü kez aday olmasının önünde bir engel yok.

‘’Anayasa’nın 116’ncı maddesinin ilk fıkrası TBMM’nin seçimlerin yenilenmesini düzenliyor. Ama bunun için 2017 değişikliğiyle nitelikli bir karar yeter sayısı aranıyor. Bu da Anayasa değişikliği için gerekli olan minimum üye tam sayısının beşte üçü yani 360 oy. Eğer Meclis erken seçim kararı verirse Cumhurbaşkanlığı seçimi de beraber yapılıyor. İkinci fıkrası Cumhurbaşkanın da seçimlerin yenilenmesine karar verebileceğini söylüyor.

Bunun için herhangi bir gerekçe bildirmesi gerekmiyor. Bu durumda da TBMM Genel Seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi beraber yapılıyor. Bu ikisi birbirine eşmiş gibi görünen yetki. Fakat sonuçları farklı. Eğer Cumhurbaşkanı ikinci dönemindeyse ki bizde 2014-2018 dönemlerinde seçilen kişi aynı kişi, Meclis’in erken seçim kararı vermesi halinde Cumhurbaşkanı üçüncü kez aday olabiliyor.

Ama eğer seçimlerin yenilenmesine kendi karar verirse ve ikinci dönemindeyse, bu sefer üçüncü defa aday olma şansı yok. Herkes gerçeğin yarısını söylüyor. Elbette Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi seçime götürmesi anayasal haktır ama bu bir yarım gerçektir. Bu durumda Cumhurbaşkanı aday olamaz.’’

Gelecek Partisi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı da muhalefet destek vermedikçe Meclis’in seçimleri yenileme kararını alamayacağını şu sözlerle anlatıyor:

”Çünkü Cumhur Blokunun (AKP+MHP+BBP) Meclisteki toplam sandalye sayısı 336 olup yenileme kararını verebilmek için bu blokun 24 milletvekilinden gelecek desteğe ihtiyaçları var. Bu sağlanamadığı takdirde seçimlerin yenilenmesinin yegâne yolu, Cumhurbaşkanının 116. maddenin 3. fıkrasına dayanarak karar vermesidir. Ancak Cumhurbaşkanı bu yetkiyi kullandığında üçüncü bir kez daha aday olması mümkün değildir. Böylece Cumhurbaşkanı, vereceği yenileme kararıyla görev süresini kısaltmış olacak; bir daha aday da olamayacaktır.”

Anayasa Hukuku Profesörü Ece Göztepe Çelebi, muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olmanın koşullarını taşımadığını gündeme getirmesi durumunda ise gidebileceği tek yerin Yüksek Seçim Kurulu olduğunu söylüyor. Ve Yüksek Seçim Kurulu’nun da iki seçeceğinden bahsediyor:

‘’Meclis Başkanı Mustafa Şentop, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi’nin 2022 yılının nisan ayında yayımlanan 50. sayısında kırk sayfalık bir makale kaleme aldı. Şentop’un makalesine göre 2017’de hükümet sistemi değiştiği için cumhurbaşkanı ilk defa 2014’te değil, 2018’de seçildi. Dolayısıyla 2023 seçimlerindeki adaylığı da üçüncü değil ikinci adaylığı. Yani diyor ki 2018 ilk görev süresi.

Şimdi Cumhurbaşkanı erken seçim kararı verdi, aynı zamanda da aday benim dediğinde muhalefet bu anayasaya aykırı derse gidebileceği yer Yüksek Seçim Kurulu olacak. Ve muhalefet diyecek ki bu kişi aday olmanın koşullarını taşımıyor. YSK’nın da iki seçeneği var; ‘Evet Anayasa’ya aykırı, sen aday olamazsın Erdoğan’ diyecek ya da ben de Şentop’un makalesini okudum, ‘aday olabilir’ diyebilir.

O zaman YSK kararına karşı ne yapılabilir? YSK kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi’ne gidilemiyor. O zaman elimizde AİHM kalıyor gibi görünse de o da yok. Çünkü AİHM’nin birinci protokolünün üçüncü maddesi genel seçimler ve parlamentoya ilişkin seçimleri kapsıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu kapsamda değil. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının adaylığı konusunda gidilebilecek iç hukuktaki tek merci YSK, ama onun kararına karşı gidilebiecek bir dış makam yok.’’

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı, Anayasanın 116. maddesindeki ”Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” cümlesine dikkat çekiyor.

Ve Anayasa koyucunun Cumhurbaşkanının sadece iki kez seçilebileceğini öngören 101. maddenin 2. fıkrasına bir istisna getirdiğini ifade ediyor. Detaylarını ise şu denklemde açıklıyor:

”Anayasamızın 116. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve Cumhurbaşkanına seçimleri yenileme yetkisini tanımıştır. Maddenin ilk fıkrası, bu yetkiyi Türkiye Büyük Millet Meclisi yönünden; 2. fıkrası ise Cumhurbaşkanı yönünden düzenlemiştir. Bu organlar, seçimleri yenileme yetkisini kullandıkları takdirde Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri birlikte yapılacaktır.

Ancak anayasa koyucu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu yetkiyi kullanmasını nitelikli çoğunluk şartına bağlamıştır. Meclis, seçimleri yenileme kararını üye tamsayısının beşte üçü olan 360 milletvekiliyle alabilecektir. Dahası Anayasanın 116. maddesinin 3. fıkrasına göre Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yetkiyi Cumhurbaşkanının ikinci döneminde kullanırsa Cumhurbaşkanı için üçüncü bir kez daha aday olma imkânı doğacaktır.

Bu hüküm şöyledir: “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” Böylece anayasa koyucu, Cumhurbaşkanının sadece iki kez seçilebileceğini öngören 101. maddenin 2. fıkrasına bir istisna getirmiştir.

Bu istisnanın amacı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimleri yenileme kararı vererek ikinci dönemindeki bir Cumhurbaşkanının görev süresini kısaltmasını önlemektir. Bu, 2017 Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı ekseninde hazırlandığını gösteren önemli bir husustur. Burada üzerinde durulması gereken en önemli konu, Cumhurbaşkanının 116. maddenin 2. fıkrasına dayanarak Meclis seçimlerini yenilemesi halinde kendisi için üçüncü bir kez daha aday olma yolunun açılmayacağıdır.”

Paylaşın

Türkiye Ve Suriye Yakınlaşması: Suriyeli Muhalifler Sürece Nasıl Bakıyor?

Suriye Geçici Hükümeti oluşumunun Başkanı Abdurrahman Mustafa, “Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi.

Türkiye, Suriye ile 2011’den sonraki ilk siyasi temasını 2022’in son günlerinde Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri ile bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

BBC Türkçe’ye konuşan Abdurrahman Mustafa, bu süreçle ilgili olarak, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan bir heyetin hafta içinde Ankara’da çeşitli temaslarda bulunduğunu belirtti ve bu görüşmelerle ilgili şunları söyledi:

“Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz. Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

‘Biz de Suriyelilerin kendi memleketlerine dönmesi için çaba harcıyoruz’

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi ve devam etti:

“Biz bugüne kadar her zaman siyasi çözümden yana olduğumuzu ifade ettik ve ister Cenevre, ister Astana olsun, isterse Anayasa Komisyonu olsun, bütün bu süreçlere pozitif olarak katkıda bulunduk. Maalesef yine tıkandı çünkü rejim ve müttefikleri; Ruslar, İranlılar her zaman askeri çözümden yanadır.

“Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti.

“Biz zaten Türkiye’nin hiçbir zaman Suriye’nin geleceğiyle ilgili Suriye halkının beklentilerinin dışında bir şey yapmayacağa inanıyoruz, görüşmelerimizde de bu vurgulandı. 2254 No’lu kararla oluşacak herhangi bir çözümü zaten biz de baştan beri destekliyoruz. Sayın bakanımızın bize desteğinin sürdüğünü, bunda herhangi bir değişikliğin olmadığını, bizi endişeye sevk edecek bir durumun olmadığını gördük.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Abdurrahman, kendilerinin de Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve Suriyelilerin ülkelerine dönmesini istediklerini savundu: “Terörle mücadeleyi zaten yapıyoruz. Türkiye ile birlikte baştan beri Suriye’nin bölünmesine karşıyız.

“Türkiye’nin, Türkiye’deki Suriyelilere veya bizim bölgemizdeki Suriyelilere desteği aynı devam ediyor. Tabii ki biz de Suriyelilerin kendi evlerine, kendi memleketlerine, kendi köylerine dönmesi için çaba harcıyoruz. Bu dönüşler ancak gönüllü, onurlu ve güvenli bir şekilde Birleşmiş Milletler çatısı altında sağlanır. Türkiye de bu hususta aynı görüştedir.”

Türkiye muhalefetten tutum değiştirmesini istedi mi?

Esad yönetimi ile mücadelelerinin sürdüğünü söyleyen Abdurrahman, “Türkiye sizden Suriye yönetimine dair tutum değiştirmenizi istedi mi?” sorusuna cevap olarak ise “Böyle bir şey hiç olmadı” dedikten sonra ekledi:

“Zaten bizim adil taleplerimiz var. Bu da Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanması ve demokratik, insan haklarına dayalı, çoğulcu, herkesi kapsayan bir Suriye oluşturmaktır. Dolayısıyla bizden bunun dışında bir talepte bulunulmadı. BM’nin Suriye’deki çözümünü desteklediklerini vurguladılar.”

Harekât hazırlığı var mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022 yılının son kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, 2023’ün gündem başlıkları arasında “terörle mücadelenin üst sıralarda yer alacağını” söylemiş ve Suriye’nin kuzeyine dikkat çekmişti.

Erdoğan, “Özellikle Suriye’den ülkemize yönelik tehditleri tamamen yok etmek için 30 kilometre derinliğindeki güvenlik hattımızdaki boşlukları kapatacak yeni adımlar atacağız. Bu kapsamda terör örgütünün silahlı kapasitesi yanında güç ve destek aldığı tüm kaynaklarını, tüm altyapısını imha edecek yeni bir mücadele safhasına geçeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 29 Aralık’ta düzenlediği basın toplantısında Suriye ile başlatılan sürecin askeri operasyonları engellemeyeceğini söylemişti.

Olası bir harekâta Suriyeli silahlı muhalif grupların çatı örgütü Suriye Milli Ordusu yapılanmasının da katılması bekleniyor.

Bu yapılanma, Suriye Geçici Hükümeti oluşuma bağlı olarak hareket ediyor.

Abdurrahman, söz konusu harekâtın ertelendiği yönündeki iddialarla ilgili soru karşısında ise diplomatik sürecin sürdüğünü söyledi:

“Sonuçta ilk önce diplomatik kanallarla çözülmeye çalışılır. Mutabakatlar vardı; 2019 mutabakatı vardı, Ruslarla da mutabakatlar vardı. Sonuçta illa olması gerekiyorsa bizim Milli Ordu zaten her zaman savaş durumundadır, bunun için özel bir hazırlık yapmasına gerek yoktur, zamanı geldiğinde gerekli operasyonları yapar ama şu anda diplomatik süreç devam ediyor.”

Abdurrahman, “Yani Suriye Milli Ordusu örgütlenmesinde şu an için harekât için özel bir hazırlık yok mu?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Devamlı eğitim veriyoruz, yeniden yapılanmaya gidiyoruz, düzenlemeye çalışıyoruz, nizami orduya çevirmeye çalışıyoruz; bunlar zaten her zaman var. Bizim zaten mücadelemiz bitmedi ki. İster rejime karşı ister DAEŞ’e karşı, ister El Kaide’ye karşı, isterse PKK terör örgütüne karşı… Hepsine karşı mücadelemiz zaten devam ediyor yani hiçbir zaman durmadı.”

Paylaşın

Babacan’dan ‘Adaylık’ Açıklaması: Altılı Masa Beni Desteklerse…

Türkiye’nin 13. cumhurbaşkanı seçilmek için altılı masanın henüz bir aday belirlemediğini ifade eden DEVA Lideri Babacan, ”Altılı masa beni aday olarak desteklerse, hem seçilebilirim hem de en iyi şekilde yaparım ama bu altılı masanın mutabakatıyla yapılacak olan bir şey” dedi ve ekledi: 

”Bugün itibarıyla her türlü seçeneğe açığız. Partimiz içerisindeki istişare sürecimizi devam ettiriyoruz. Bu tamamlandıktan sonra da masaya partimizin görüşüyle beraber gidip orada mutabakat için çalışmaya başlayacağız. Biz halen parti içerisindeki istişarelerimizi tamamlamadık. Başka partilerin başka önerileri de olabilir. Her parti farklı isimlerle gelebilir. Adayımız belirlensin, 6 parti sımsıkı ortak adayının arkasında durduktan sonra Türkiye’de ortam birden değişecektir.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti kurucularından Genel Başkan Danışmanı Ali İhsan Merdanoğlu’nun eşinin taziyesine katılmak üzere gittiği Diyarbakır’da gündeme dair gazetecilerin sorularını yanıtladı.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’in aktardığına göre, seçim ve altılı masa adayıyla ilgili bir soruyu, ”Seçim ne kadar erken olursa o kadar iyi olur” diye yanıtlayan Babacan şöyle devam etti:

”Sorunlara çözüm bulabilmek, ülkenin içinde bulunduğu derin adalet özgürlük ve refah sorununun aşılabilmesi için iktidar değişikliği şart, bu da seçimle olacak, meşru demokratik siyasetle sorunlarımızı çözeceğiz.”

Türkiye’nin 13. cumhurbaşkanı seçilmek için altılı masanın henüz bir aday belirlemediğini ifade eden Babacan, ”Altılı masa beni aday olarak desteklerse, hem seçilebilirim hem de en iyi şekilde yaparım ama bu altılı masanın mutabakatıyla yapılacak olan bir şey” dedi. Babacan şöyle devam etti:

”Bugün itibarıyla her türlü seçeneğe açığız. Partimiz içerisindeki istişare sürecimizi devam ettiriyoruz. Bu tamamlandıktan sonra da masaya partimizin görüşüyle beraber gidip orada mutabakat için çalışmaya başlayacağız. Biz halen parti içerisindeki istişarelerimizi tamamlamadık. Başka partilerin başka önerileri de olabilir. Her parti farklı isimlerle gelebilir. Adayımız belirlensin, 6 parti sımsıkı ortak adayının arkasında durduktan sonra Türkiye’de ortam birden değişecektir.”

DEVA Partisinin Pazartesi günü temel hak ve eylemleriyle beraber 354 adım 18 başlıkla 354 eylem açıkladıklarını hatırlatan Ali Babacan, Kürt sorununu parti programlarında önem verdikleri bir başlık olarak ele aldıklarını ekledi:

”Biliyorsunuz partimizin programı özgürlüklerle başlıyor, adalet ve hukukla devam ediyor. Ülkemizde çözülemeyecek hiçbir sorunun olmadığını inanıyoruz. Yeter ki iyi niyetle ve samimiyetle sorunların çözümü için hep beraber yol alalım. Yeter ki 85 milyon vatandaşlarımızın hepsine aynı samimiyetle kucaklayalım”

Paylaşın

TİP’li Atay Hakkında Erdoğan Ve Soylu’ya Hakaret Ettiği Gerekçesiyle Fezleke

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkan Yardımcısı Barış Atay hakkında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle dokunulmazlık fezlekesi hazırladı.

Meclis’e sunulmak üzere hazırlanan söz konusu fezlekede Atay’ın Erdoğan’a ve Soylu’ya “hakaret ettiği” iddia edildi.

TİP’li Atay, 2018 yılında “Sadece Diktatör” isimli tiyatro oyununun yasaklanmasının ardından karara tepki göstermiş ve Twitter hesabından “Oyunumuz Erdoğan tarafından yasaklanmıştır. Bunun tümden bir yasaklamanın başlangıcı olduğunu biliyoruz” demişti.

Paylaşımında “#SadeceDiktatörYasaklar” etiketini de kullanan Barış Atay hakkında bu paylaşım nedeniyle Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle fezleke hazırlandı.

Barış Atay’ın Batman’da 18 yaşındaki İpek Er’e cinsel saldırıda bulunarak, Er’in intiharına sebep olan Uzman Çavuş Musa Orhan’ın serbest bırakılmasına gösterdiği tepki de suç sayıldı.

Orhan’ın serbest bırakılmasına karşı sosyal medya hesabından Bakan Soylu’yu etiketleyerek paylaşımlarda bulunan Atay’ın Soylu’ya hakaret ettiği öne sürüldü.

Atay ayrıca adil yargılanma talebiyle başladığı ölüm orucunun 238. gününde hayatını kaybeden Avukat Ebru Timtik’in fotoğrafının İstanbul Barosu’na asılmasına ilişkin “Terör örgütü mensubunun fotoğrafını İstanbul Barosu’na asanları şiddetle kınıyorum” diyen Soylu’ya da tepki göstermişti.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşmasına ABD’den Tepki: Türkiye İki Kez Düşünmeli

Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanlarının aralık ayı sonunda Moskova’da yaptığı üçlü toplantının ardından gelmesi dikkat çekti. Moskova’daki toplantıda Suriye’de iç savaşın başlamasından 11 yıl sonra Suriye ve Türkiye bakan düzeyinde ilk kez bir araya gelmişti.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye’yi üstü kapalı uyararak, bütün ülkelerin “acımasız” olarak tanımladığı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile ilişkileri normalleştirmeden önce “iki kez” düşünmeye çağırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price basına yaptığı açıklamada, “Acımasız bir diktatör olan Beşar Esad’ı eski durumuna getirmek için ilişkilerini artıran ve bu yönde arzularını ifade eden ülkelere destek vermiyoruz” dedi.

Esad ile ilişkileri normalleştirme konusunda ülkelerin adım atmaması gerektiğini dile getiren Price, “Ülkeleri, Suriye halkına zulüm etmeye devam eden ve hayat kurtaran insani yardıma erişimi engelleyen Esad rejiminin son on iki yıldaki korkunç insan hakları sicilini dikkatli bir şekilde incelemeye davet ediyoruz” ifadesini kullandı.

ABD, 2020 yılından bu yana Şam rejiminin işlediği belirtilen zulümlerden sorumlu görülen Beşar Esad’a yaptırım uygulanmasına izin veriyor.

Suriyeli muhalifler Çavuşoğlu ile bir araya geldi

Öte yandan Türkiye ve Suriye arasında Rusya’da yapılan savunma bakanları seviyesindeki toplantının ardından Şam yönetimi karşıtı muhalif liderler ile Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir araya geldi. Türkiye ile Suriye arasında yapılacak ikinci toplantı için tarih kesinleşmezken Suriyeli muhaliflerin siyasi çözüm istedikleri belirtildi.

Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK), Türkiye’nin, Suriye muhalefetinin güçlü bir müttefiki olduğunu vurgulayarak siyasi çözüm için istekli olduklarını açıkladı.

SMDK Başkanı Salim el Muslat, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve SMDK Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa, Ankara’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldi.

Görüşmenin ardından SMDK Başkanı Muslat, yazılı açıklama yaptı. Muslat açıklamada, “Türkiye, Suriye devriminin ve muhalif güçlerin güçlü bir müttefiki. 2118 ve 2254 sayılı Cenevre Kararları başta olmak üzere Suriye meselesine ilişkin tüm uluslararası kararlarda Türkiye’nin böyle kalacağını ümit ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Beşar Esad rejiminin sözlerini yerine getirmeme konusunda “aldatmaca tavırlar sergilediğini” belirten Muslat, “Suriye muhalifleri, halkın acısını dindirmek için siyasi süreci harekete geçirme konusunda istekli. Adalet ve eşitliğe dayalı yeni bir dönem ve Suriye ile bölge ülkeleri için güvenlik ve istikrar tesis edilmeli.”değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’ye ve Suriyelilere ev sahipliği yapan tüm ülkelere teşekkür ederek yapılanların unutulamayacağını vurgulayan Muslat, şunları kaydetti: Suriye halkı, mülteci sorununun çözümü için siyasi geçiş konusunda kararlı. Zorla yerinden edilen sivillerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerini garanti eden, (Suriye’de) güvenli ve istikrarlı bölge oluşturulması gerekmektedir.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye muhalefet liderleriyle Dışişleri Bakanlığında yaptığı görüşmeye ilişkin, “Suriye bağlamındaki son gelişmeleri ele aldık. 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefetine ve halkına desteğimizi yineledik.” ifadelerini kullanmıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK), Aralık 2015’te oy birliğiyle onayladığı 2254 sayılı karar, Suriye genelinde acil bir ateşkesin sağlanması ve buna paralel olarak siyasi müzakerelerin başlaması; iki yıl içerisinde bir “birlik hükümeti” kurulması ve ardından seçimlerin gerçekleştirilmesi için çağrı yapıyor.

Paylaşın